Arkeoloji Tarih

Bey’e İltimas (Kayırma) Yapmayanların Hukuku: Hitit Yasaları

Yasanın doğuşu, yazının bulunmasının doğal sonucu olmakla birlikte, Mezopotamya’da ortaya çıkan yasama eylemleri, her yeni düzenlemede ilkesel olarak daha de geriye doğru ilerleyerek tersine gelişim göstermiştir. Asur İmparatorluğu’nun sert ölüm cezaları ile güçlendirilmiş yasaları, Anadolu’da boy gösterecek olan yeni bir uygarlığın yasaları yeniden yorumlayacağı ve evrensel hukuk ilkelerine yaklaşacağı zamana dek yaptırım gücünün oluşturduğu baskıyı devam ettirmiştir. Anadolu’da ortaya çıkacak bu güçlü kültürü anlayabilmek için öncesine kısa bir bakış atmamız, Akkad istilası ile farklı coğrafyalara göç etmeye başlayan Sümerlileri ve M.Ö. 2500 tarihlerinde Anadolu’da görülen Hatti Beyliklerini iyi anlamamız gerekmektedir. Anadolu yarımadasının en eski isminin “Hatti Ülkesi” olması ve bunun M.Ö. 2200 yıllarında Anadolu’yu istila etmeye başlayan Hititler tarafından da benimsenerek, kendi yurtlarından Hatti Ülkesi olarak bahsettiklerini[1] bilmemiz önemlidir. Çünkü Hatti ismi ve kültürü, Anadolu’yu istila ederek, dünyanın ilk büyük imparatorluklarından birisi olacak Hitit İmparatorluğunun dinini, dilini ve kültürünü yakından etkilemiştir. Kendilerine “Hatti İnsanları” diyecek kadar bu kültürü benimsemiş olan Neşâlılar, Eski Ahit ve İncil’deki bazı adlandırmaların yanlış yorumlanması sonucunda, bugün popüler hale gelmiş olan yanlış kullanımıyla “Hititler” adını almışlar[2] ve bu kullanım bütün akademik dünya tarafından kabul gördüğü için bu kullanımla anılmaya devam etmişlerdir. İşbu yazımızda da, bu bütünlüğü bozmamak adına, Hititler kullanımı sürdürülecektir.

Hitit Yasaları ve Mezopotamya Yasaları Arasındaki Farklılıklar

M.Ö. 3000’li yıllardan bu yana gelen göçlerle büyüyen Anadolu’ya, M.Ö. 2200’lü yıllarda gelen Hititler, bu bölgede uzun süredir devam etmekte olduğu iddia edilen barışa, istilaları ile son vermişler ve nüfus çoğunluğu Hattiler ve Hurrilerden oluşan bir topluluğun başına geçerek onları yönetmişlerdir. Anadolu’ya istila ile gelmeleri tezine karşın, yönettikleri toplulukların kültürünü, dinlerini ve hatta dillerini kullanmaktan geri kalmayan Hititlerin birden yapılan bir saldırıdan ziyade, çok uzun süren bir sızma yolu ile Anadolu’yu ele geçirmiş olabileceği de[3] özellikle 400 yıllık bir istiladan bahsedilemeyeceği için olanaklıdır. Hititler, Anadolu’da güçlü bir kültürel ve siyasi ortamın üzerine yönetici olmuşlardır. Ülkenin yönetimi altında bulunan toplulukların, örf, adet ve teamüllerinin, Hititlerin yasama eylemleri ile birleştiği noktada, Mezopotamya Hukukunun Hitit yasalarını derinden etkilediği görülmektedir. Etkinin derinliğine rağmen, Hitit hukuku pek çok yönüyle Mezopotamya’daki yasal düzenlemelerden ayrılmaktadır.

Yasaların Hitit toplumunda, komşularında bulunmayan bir adalet sistemi getirmiş olduğu açıktır. Hititlerin adalet sisteminde, bireyler arasında ayrım yapılmaksızın ve sosyal statülerine bakılmaksızın, eşit, dürüst ve makul sürede hak arama özgürlüğüne ulaşılmasının sağlanacağı zemin sunulmuştur.[4] Buna delil olarak Hitit Kralı II. Tuthaliya’nın talimatnameleri gösterilebileceği gibi, hak arama özgürlüğü kapsamında savunmanın önemine dair, Istarziti’nin savunmasında[5] geçen ifadeleri de delil olarak kabul etmek mümkündür. Var olan arkeolojik deliller ışığında bakıldığında, Hitit hukuku hak arama özgürlüğü açısından Mezopotamya yasalarına oranla daha eşitlikçi ve adil bir düzeni kurmaya çalışmaktadır. Hukuki kurumların oluşması açısından da, bilinen ilk yazılı vasiyetname örneğine de Hititler döneminde rastlanmaktadır. M.Ö. 1660 – 1630 yılları arasında hüküm süren I. Hattuşili’nin, Pankuş üyelerine, saray ileri gelenlerine, akraba eş dost ve askerlere yönelik vasiyetlerini[6] içeren politik veda metni tarihte bilinen ilk vasiyetnamedir. Kendisinden 150 yıl kadar sonra Telipinu Metni ile düzenlenecek bozukluk ve kargaşalardan, I. Hattuşili’de şikayet etmekte ve bunların engellenmesi için öğütler vermektedir. Bu öğütler ve son arzular kayda geçirilmekle, imparatorluğun hafızasında da kalıcı izler bırakmıştır.

M.Ö. 1500’lü yıllarda tahta çıkan Telipinu, –ki bu isim Hatti Tanrılarından birine ait olup Hitit Kralı tarafından kullanılmaktadır[7]– ülke içerisindeki iç savaşı bitirmek için yayınladığı metinle, hem yasaların evrensel hukuk ilkelerine yaklaşmasına, hem de bölgede benzerine uzun bir süre kolaylıkla rastlanmayacak bir hukuk okulu oluşmasına neden olmuştur. Telipinu Metni, içerdiği hükümler itibariyle, hukuk düzenine getirdiği yenilikler ve bir tür soylular meclisi olan Pankuş gibi krala dahi ölüm cezası verilebilecek bir meclisin varlığından bahseden, dünyanın ilk anayasası[8] olarak adlandırılabilecek bir metindir. Krala ölüm cezası vermeye dair yaptırımın, uygulamasına ilişkin Hitit tarihinde bir delil bulunmasa dahi, Telipinu Metni ile bu yaptırımdan bahsediliyor olması, hukuk ve yasaların dönem toplumunun kültür seviyesi hakkında fikir sahibi olmamıza yardımcı olmaktadır. Metin diğer bir yönüyle kralın, krallığını yasallaştırmak adına yapması gerekenlerden de bahsetmektedir. Yasalara uygun şekilde tahta çıkmak, her ne kadar Telipinu tarafından sonuçları görülmemiş olsa da, Hitit İmparatorluğunda tahta çıkışta bir düzen sağlanmasında büyük rol oynamıştır.

Eski Çağ’da Özel Hukukun İlk Örnekleri

Hitit yasalarının öncüllerine göre hukukun farklı dallarına ilişkin çok sayıda düzenleme içeriyor olmasının yanı sıra, Mezopotamya yasaları gibi dinsel nitelik taşıdığı her türlü tartışmanın dışındadır. Bununla birlikte düzenlemelerin büyük çoğunluğu, gündelik yaşamdaki sosyal ilişkileri ve tek tek olayları düzenlemeye yöneliktir. Hitit toplumunda bir insanın tamamen kötü olamayacağı düşünüldüğü gibi, dürüst insanların tanrılar tarafından temize çıkarıldıkları da vurgulanmaktadır.[9] Mezopotamya yasaları ve ilerleyen çağlarda (2000 yıl sonrası) ardılı olacak olan Roma yasalarında kölelerin yalnız bir eşya olarak kabul görmesi[10] karşısında, Hitit hukukunda kölelerin özgür kadınlarla evlenebilmesi, mirastan pay alabilmesi, hak ehliyetine sahip olması söz konusudur. Bu anlamıyla da, Hititlerde “kölelik” kavramının, modern çağın “kölelik” kavramından anladığımız şeyden çok daha farklı olduğunun altı çizilmelidir. Hitit yasalarının en önemli özelliği ise özellikle yasama tekniği açısından birebir faydalandıkları Mezopotamya yasalarında sıkça görülen ölüm cezalarına, yasal metinlerde çok az rastlanılmasıdır. Yasal anlayışın iki coğrafya arasındaki farklılığını görebilmek için, Hitit yasalarında adam öldürme ve yaralama suçlarının yaptırımının tazminat cezaları ile sınırlandırılması delil olarak gösterilebilir.

Yaptırımların tazminat cezaları özelinde değerlendirilmesi, cezai yaptırımların sonucu olan hapishane kavramının Hititler’deki yerini araştırmayı da zorunlu kılmaktadır. Ceza hukuku anlamında yaptırımların maddi sonuçlara bağlandığı Hitit yasalarında, bu durumun bir sonucu olarak hapishane kavramı bulunmamaktadır. Bu kavramı karşılayabilecek Babilce bir kelime olan “Bit Kili” ifadesi ise III.Hattuşili zamanında Kaşkalara karşı kurulmuş olan Tiliura şehrinin ileri karakolunda yaşanan bir tutuklama olayı[11] neticesinde metinlere girmiştir.  Medeni Hukukla ilgili düzenlemelere baktığımızda, tarihte evliliği bir sözleşmeye bağlayan ilk yasa metninin yine Hititler döneminde ortaya çıktığı görülmektedir. Hitit yasaları; Mezopotamya’da olduğu gibi bir kral tarafından halka ilan edilmiş metinler niteliğindeki hükümler dışında, çoğunluğu M.Ö. 1.600 – 1.300 arasında günlük yaşamda karşılaşılan sorunları düzenlemek adına yapılmış reformlardan ibarettir. Bu şekilde 200 yasa maddesine ulaşılmakla birlikte, Hititlerin düzgüsel hukuk kuralları olduğunu söylemek, eldeki arkeolojik verilerle mümkün değildir[12]. Medeni Hukuk başlığı altında yorumlanabilecek yasal düzenlemelerin çoğunluğu, aile hukukuna ilişkin düzenlemelerdir. Bu düzenlemeler ile birlikte kadınların, Hitit toplumunda, çağdaşlarına ve hatta günümüzdeki bazı modern devletlere oranla çok daha etkin rol oynadığı da ortadadır. Gerçekten, Hitit kralı ile birlikte siyasi bir diğer erk olan Tavananna yani ana kraliçenin rolünü de bu bağlamda değerlendirmek doğru olacaktır.

Antlaşmalar İmzalayanların Hukuku

Hitit yasalarının öncülleri olan Mezopotamya yasalarından aynen kopyalayarak geliştirmiş olduğu ticaret, borçlar ve hatta iş hukukuna dair hükümler yine hukuk tarihi açısından ilk örneklerdendir. Özellikle ticaret hukukunun gelişmesinde, Hititler ile Asur ticaret kolonilerinin ilişkilerinin payı büyüktür. Bununla birlikte Hitit yasalarında kira bedelleri, serbest meslek ve ücretli çalışanlara ait meslek tarifeleri ve de alım-satıma konu olan nesnelerin fiyatlandırılmış olması o tarihe kadar ilk kez karşılaşılmış olan düzenlemelerdir. Her türlü ücret ve tarifenin bu şekilde tek tek belirtilmiş olması Hitit İmparatorluğunun kendi toplumuna eşit yaklaşımının ve çözüm odaklı yasalar oluşturduklarının göstergesidir. Bu yaklaşım, Hitit toplumuna Ön Asya bölgesinde yerleşik olan diğer topluluklardan daha rahat ve adil bir hayatın kapısını araladığı gibi, Hitit toplumunu Asurlu tüccarların insafına kalmaktan da kurtarmıştır.[13] Yukarıda belirtilen bütün olgularla birlikte, Hitit İmparatorluğu, doğrudan yasama hareketleri ile olmasa da, uluslararası antlaşmalar yoluyla günümüze kadar ulaşan pek çok uluslararası hukuk içtihadının da öncüsü haline gelmiştir.[14] Diğer yerel krallıklarla yapılan pek çok antlaşmanın yanı sıra, bu antlaşmaların arasında en önemlisi olanı, Mısır ülkesi ile yapılan meşhur Kadeş Antlaşmasıdır. Kadeş Antlaşması içeriği itibariyle hem insan hakları yönünden devrim niteliğindedir, hem de cezaların ve suçların kişiselliği ilkesinin, yani işlenmiş bir suç yüzünden suçlu şahsın ailesinin ve yakınlarının cezalandırılmasının sona erdirilmesinin tarihteki ilk örneğidir.[15] Hititlerin uluslararası hukuk anlamındaki eylemlerinden daha da önemli olan yasal düzenlemeleri ise öncüllerinden aldıkları hukuk düzeninde “kralın mutlak üstünlüğünü” dahi sorgular nitelikte düzenlemelere yer veriyor olmalarıdır. Bu olgu, evrensel hukukun tanımlanmasında ki kişilik dışı olma durumunu karşıladığı gibi çağında tıpkı diğer düzenlemelerinde oldukları gibi ilk olmalarına yol açmıştır. Yasal metinlerde geçen “beye iltimas yapılmasın” hükmü ve Hitit kralının veraset zincirini kırarak tahta geçmesi halinde, Pankuş tarafından ölümle cezalandırılabilmesi gibi yaptırımlarıyla, Hititlerin yasal kurallar anlamında sadece çağının değil, çağımızın bile ilerisinde olduğu rahatlıkla söylenebilir.

Sonuç olarak Hititler, pek çok farklı hukuk dalında günümüz düzenlemelerinin çok daha ötesine geçmeyi başarabilmiş durumdadırlar. Yasal belgeleri, her ne kadar Sümer-Babil örneklerine göre düzenlenmişse de, bu aktarım yoluyla İbrani hukukunu da doğrudan etkilemiştir. Tıpkı Mezopotamya yasalarında olduğu gibi, Anadolu yasalarında da yasal düzenlemeler detaylı (kazuistik) yöntem ile yani her ayrı olayı kendi içinde değerlendirip, o olaya özgülenmiş bir yasal düzenleme oluşturmak yoluyla düzenlenmiştir.[16] Yöntem aynı olmasına rağmen, Hitit yasaları öncüllerinden farklı olarak kısasa kısas yaptırımlarını terk etmiş, günümüz tutucu yasa koyucuların dahi ağzını açık bırakabilecek bir adalet duygusu ve yaptırım esasını benimsemiştir. Yasama yöntemleri detaylı (kazuistik) olmasına karşın, hantallaşmak bir yana, dönem koşullarına uyum sağlayabilen, merkeziyet imtiyazlarını kaldıran ve yeri geldiğinde “beye dahi iltimas geçilmesini” engelleyecek nitelikte özgürlükçü bir hukuk sistemi yaratmıştır. Buna karşın, hukuk tarihi içerisinde Hitit hukukunun edinmiş olduğu yer, ne yazık ki kendisinden çok daha tutucu olan Roma Hukuku kadar bile değildir. Kaldı ki, Roma Hukukunu oluşturan yasal düzenlemelerin büyük çoğunluğu, Helen mirasıyla Hititlerden alınmış olmasına rağmen durum böyledir. Ayrıca, hukuk tarihi ve hukuk felsefesi açısından günümüzden 3500 yıl öncesinde, sadece eşitlik değil, aynı zamanda sosyal adaleti sağlamak ülküsüne de sahip yasal düzenlemelerin varlığına rağmen, Hitit hukukunun, günümüz hukuk eğitiminde toplu iğne başı kadar yer kaplamıyor olması büyük bir soru işaretidir. Sedat Alp’e göre, “Hititler Türk değilse de, Türkler kan ve kültür bakımından Hitit Uygarlığı ile eski Anadolu Uygarlıklarının en doğal mirasçısıdırlar.”[17] Sedat Alp, bu cümleye ulaşırken abartıyla bir köken bağlantısı kurmak yerine, kültürel anlamda bir veraset hukukunu vurgulamaktadır. Kültürümüzün, yasaya olan bağlılığının, etkileşim içerisinde bulunduğu diğer kültürlerden alınanlarla birlikte günümüzde ulaştığı nokta, Hititlerin 3500 yıl öncesinde ulaştığı noktanın çok gerisindedir. II. Tuthaliya talimatnamesinde daha zayıf ve korunmasız olanların korunması ve memnun edilmeleri yönündeki hükümler ile günümüz soyut hukuki kuralları karşılaştırıldığında, insanoğlunun “modern” çağının aslında o kadar da modern olmadığı, hatta aslına, geçmişe geri dönerek gittikçe daha da ilkelleştiğini görmemek olanaksızdır. İşte tam da bu yüzden, geçmiş zamanın kendisine değil de köklerimize, özümüze dönerek, töre ve yasalar bağlamında geliştirmiş olduğumuz adalet duygusunun, hukuk sistemlerimizin sağlıklı ve çağın ilerisinde olabilmesi için; gelecekteki uygulayıcıları ve yasa koyucuları olacak hukuk öğrencilerinin müfredatında “Hitit Hukukunun” Roma Hukukundan daha fazla yer istila etmesi büyük önem taşımaktadır. Dileriz bu istila, Ekrem Akurgal’ın bahsettiği gibi 400 yıllık bir sızmaya dönüşüyor olmasın.

Kaynaklar

[1] Ekrem Akurgal – Anadolu Kültür Tarihi, Tübitak Yayınları 19. Basım. Sf. 15

[2] Birgit Brandau, Hartmut Schickert – Hititler, Bilinmeyen Bir Dünya İmparatorluğu Arkadaş Yayınları 3. Baskı Ankara, 2011 Sf. 19-20

[3] Ekrem Akurgal – a.g.e. Sf. 36

[4] Erdal Doğan – Hitit Hukuku, Belleklerdeki “Kayıp”, Fam Yayınları 2012, Sf. 74

[5] Ahmet Ünal, Hititler Devrinde Anadolu, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 2. Cilt sf. 181-182

[6] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 84

[7] Ekrem Akurgal – a.g.e. Sf. 67

[8] Birgit Brandau, Harmut Scickert – a.g.e. Sf. 98-99

[9] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 103

[10] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 107

[11] Kasper K. Riemschneider, Ç: Turgut Yiğit – Eski Anadolu’da Hapis ve Ceza, Tarih Araştırmaları Dergisi Cilt:15, Sayı:26, Sf. 344

[12] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 101

[13] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 150

[14] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 162

[15] Sedat Alp – Hitit Güneşi, Tübitak Yayınları 5. Baskı 2011, Sf. 90

[16] Erdal Doğan – a.g.e. Sf. 187

[17] Sedat Alp – a.g.e. Sf. 67

Arşivler