Arkeoloji Tarih

Yazı’nın Şafağından Yasa’nın Doğuşuna: Eski Mezopotamya’da Hukuk

Kelime anlamı itibariyle, siyasi bir topluluğun varlığı ve bu topluluğun içtimai hayatını düzenlemek için koyulan kurallar bütününü ihtiva eden hukukun, insanın varoluşunu takip eden hangi dönemde tam anlamıyla ortaya çıktığını, günümüz delilleriyle tespit edebilmek mümkün değildir. Her ne kadar örf, adet ve teamül gibi hukukun çekirdeğini oluşturan, sözlü hukukun geçerliliğini koruyan kavramlar varsa da, bugün hukuk sistemi olarak adlandırılan kavramın ilk adımlarının, Sümerliler’in yazıyı bulmasıyla atılmış olduğu kabul edilmektedir. Aynı sebeple, bilimsel anlamda varlığı ispat edilebilen ilk hukuki girişimler de Mezopotamya bölgesinde ortaya çıkmaktadır.

Modern hukuk sistemlerinde, hukuk kurallarının nitelikleri; genellik, soyutluk, süreklilik, kişilik dışı olma ve yaptırıma dayalı olma gibi ölçütleri içerir. Elbette hukuk kurallarına yüklenmiş bu ölçütler, güncel demokratik yönetim anlayışına sahip devletler ve ülke modellerinde geçerlilik kazanmaktadır. Buna karşın, hukukun varlığından bahsedebilmek için ilk aşamada siyasal bir topluluğun teşekkülü ve bu topluluğa yaptırımlar aracılığıyla icra edilebilir bir kurallar bütününün var olduğunun kabulü gerekir.[1] Çivi yazısından önceki döneme ait olan Gılgamış Destanı’nda karşımıza çıkan “yaşlılar meclisi” kavramı Sumerliler’de yazılı hukuk kurallarının teşekkülünden önce siyasal bir topluluğun var olduğunu göstermektedir. Mitolojiden, tarihe geçişle birlikte M.Ö. 3.000 yılı civarında rastlanılan vesikalarda ortaya çıkan[2] ve borçlanma işlemlerini içeren hukuki muameleleri ise ayrıca dikkate almak gerekmektedir. Zira bu vesikalar; hukuki anlamda derli toplu bir yasa veya mevzuatın varlığından bahsedilemeyecek bir dönemde, yani yazılı hukuk kurallarından önceki zaman diliminde de, toplum tarafından riayet edilmekte olan bir kurallar bütünün varlığına karine teşkil etmektedir.

1) Tespit Edilmiş İlk Yazılı Yasalar

Mezopotamya yasalarının, ardılı olan Hitit yasalarının tamamını kapsayan ve modern yasama hareketlerine kadar izini sürdürecek bir yazım ve yasama usulü mevcuttur. Bu yasaların ilk örneği, her ne kadar reformist bir yönetmelik gibi algılansa da, M.Ö. 24. Yüzyılda Kral Urukagina tarafından yapılmış yasal düzenlemelerdir. Eldeki arkeolojik bulgular tam bir hukuk sistemi görünüşü çıkarmaya yeterli olmasa da, bu döneme ilişkin hukuki durum hakkında bir fikir oluşturma şansı vermektedir. Belirtilen hükümler, toplumsal yaşamı düzenleyen genel bir yasa yapısından ziyade, ağırlıklı olarak vergi hukuku anlamında düzenlemeler içermektedir. Urukagina’nın yasaları, kil tabletlere geçmiş kendi ifadesiyle; Kralı olduğu Lagaş şehrini “vergi tahsildarlarının, tefecilerin elinden kurtaran”[3] bir vergi reformu niteliğindedir. Hükümler, vergi reformuna yönelik olmakla birlikte, mala karşı işlenen suçlara ilişkin Sumer toplumunda geçmişi olduğu kanaati uyandıran düzenlemeler içermekte olduğuna da dikkat edilmelidir.

Mevcut arkeolojik bulgular eşliğinde tam anlamıyla yasa formunu taşıdığı hususunda ittifak edilen ilk metin M.Ö. 2100’lere tarihlenebilecek Urnammu yasalarıdır. Metnin tahrif olmuş bölümleri sebebiyle tamamına erişilememekle birlikte, elde bulunan 22 maddelik kısmın, kapsamlı bir yasanın ilk kısmını teşkil ettiği anlaşılmaktadır. Yasanın elde bulunan bölümü, büyücülük, asker kaçaklığı ve adam yaralama eylemine ilişkin hükümler içermektedir.[4]  Urukagina ve Urnammu yasalarının yazımı üç bölüme ayrılmıştır. Dönemin inanç usullerini yansıtan; bu doğrultuda dönem Tanrılarını ululayan, teolojik mahiyette edebi bir girizgâh, ülkenin işbu yasaların düzenlenmesinden önceki durumunu anlatan bir ön söz (prolog), aynı mahiyette bir son söz (epilog) ve bu iki bölümün arasında yasal durumu belirleyen hükümler düzenlenmiştir. Bu sistematik, Sumerlileri takip eden bütün Mezopotamya kavimlerinin ve Hitit İmparatorluğu genelinde Anadolu uygarlıklarının yasalarında çok büyük farklılıklar olmadan korunmuştur. Bununla birlikte, yasama faaliyetine ilişkin yönelimler, yasal hükümlerin düzenlediği konular ve yaptırımların şekli Sami kavimlerin yasalarında değişiklikler meydana gelmesine sebebiyet vermiştir.

2) Mezopotamya’da Yeni Yasama Dönemi

Arkeolojik buluntuların kronolojik yapısı sebebiyle, bilim adamları uzun yıllar Hammurabi yasalarının ilk yazılı yasa örneği olduğunu düşünmüşlerdir. Oysa günümüze yansıyan buluntular; Samilerden önce Mezopotamya’da yaşamış, tarihin ilklerine imza atarak, yazıyı ve buna dayanarak üstün bir kültürü yaratmış olan Sumerlilere ait yasaların, Lipit-İştar, Eşnunna ve nihayetinde Hammurabi yasalarına doğrudan etki ettiği ve bu yasaların alt yapısını oluşturduğuna[5] işaret etmektedir. Bu hususta, özellikle Lipit-İştar yasalarının Sumerce kaleme alınmış olması, III. Ur Hanedanının sonuna gelinmiş olmasına karşın, Mezopotamya’da Sumer etkisinin devam etmekte olduğunu göstermektedir.

Akadlar ile başlayan Sami istilasının sadece bereketli hilali değil, ayrıca Sumer kültür mirasını da ele geçirmiş olduğu düşünüldüğünde, yasalar arasındaki bu benzerlik normaldir. Lipit-İştar yasaları aynı zamanda içermiş olduğu “Sumer ve Akad memleketinde adaleti tesis ettiğim zaman” ifadesi sebebiyle de önemli bir vesikadır. Zira “adaletin tesisine” ilişkin ifadelerin benzerliği, kendi adına herhangi bir yasa metnine rastlanılmamış olan meşhur Akad kralı Sargon’un da, yasa koyucu olarak yasal düzenlemeler yapmış olabileceği yönünde karine teşkil etmektedir. Zira Sargon dönemini anlatan tabletlerde, kendisinden “Adaletin Kralı, adaletten söz eden Kral” diye bahsedilmektedir[6]. Sami kavimlerin tespit edilmiş ilk yasası olan Lipit-İştar yasalarının ardıllarına nispeten, mülkiyet, kira, evlilik ve miras ilişkilerini düzenlemiş olması[7] Sumer hukuk kültürünün devamı olduğunu gösterir niteliktedir. Kronolojik açıdan takip eden hukuki metin olan Eşnunna yasaları da, bir bölümü tahrif olduğu için içeriği tam anlamıyla tespit edilememekle birlikte daha çok zirai meseleler üzerine yoğunlaşmış[8] durumdadır. Hukuki müessesenin bu şekilde yasalarla düzenlenmesinin temelinde, Mezopotamya kavimleri için hayati önem arz eden tarımın ve çiftçiliğin ana etken olduğunu da kabul edebiliriz.

Yasama metinlerinin iki bin yıllık bir süreçte çok fazla değişikliğe uğramadan Babil Krallığına ulaştığı açık olmakla birlikte, Hammurabi yasaları ile birlikte hukuki yaptırımların seyri değişmiştir. M.Ö. 1750 – 1700 yılları arasında hüküm sürmüş olan meşhur Babil Kralı Hammurabi, “kendinden önceki kanunları en geniş şekilde derleyerek tadil eden ve yeni reformlar yapan”[9] bir kimlikle karşımıza çıkmaktadır. Driver-Miles’ın Hammurabi yasalarını, sistemli bir yasal metin olarak değil de, Babil teamül hukukunun düzenlenmiş hali[10] olarak görmesini bir tarafa bırakacak olursak, günümüzden 3700 yıl öncesinde, kapsamlı ve sistemli ilk yasa metni olduğunu da belirtmemiz gerekmektedir. Yasaların birebir kopyalanmasında, fikri mülkiyet hukuku anlamında herhangi bir koruma, tarihin hiçbir devrinde söz konusu olmamıştır. Çünkü yasaların kopya edilmesi, yasaları kopya edilen uygarlığın, ülkenin, vd. siyasi anlamda gücünü ve kültürel anlamda etkisini göstermektedir. Hammurabi yasaları, düzenlendiği çağda, yönetim biçimi, yaşam koşulları ve sosyal hayat göz önüne alındığında, Sumer kültürünün yansıttığı teamüllerden yoğun izler taşımaktadır. Buna rağmen, yazılı bir metin olması ve Hammurabi’nin Babil’in işleri ile bütün ayrıntılarına kadar ilgilenmiş olması[11] sebepleriyle, işbu metinlerin kopyalanmış hukuki muameleler manzumesi olarak değerlendirilmesi isabetsiz olup, Hammurabi yasalarının hukuki anlamda bir yasa formuna sahip olduğu kabul edilmelidir.

Hammurabi Yasalarının en dikkat çekici özelliği ise öncülü olan yasalara nispeten, hukuki yaptırımlarda şiddet unsurunun ciddi şekilde artış gösteriyor olmasıdır. Metin, kendinden önceki yasaların en önemli başlıkları olan, evlenme, veraset, toprak reformu, mülkiyet, vergiler, kölelerin hukuki statüsü gibi konuların yanı sıra, ceza hukuku, suçlar ve bu suçlara karşı getirilmiş sert yaptırımları içermektedir. Hammurabi’nin bu sert yaptırımları, yasanın ve takip eden 3700 yıllık süreçte, Mezopotamya ve Orta Doğu’nun hukuk sistemlerine ve hatta toplumsal yaşantısına sirayet edecek olan şiddetin temelini oluşturmaktadır. Sumer yasalarında yer alan üç bölümlü sistematik, Hammurabi yasalarında da yapısını korumuş olup, ululanan Tanrı Marduk olarak değişmiştir. Hatta ön söz ve son söz kısımları hemen hemen aynı kelimelerle bir araya getirilmiş durumdadır[12].  Hammurabi yasalarının ardılları olup tam metinlerine ulaşılamamış olan Asur yasaları ve “Yeni Babil” yasalarında da mevcut form korunmakla birlikte, şiddet içeren yaptırımların artışı bir yana mevcut hukuki anlayışın üzerine yenilik getiren bir husus tespit edilememiştir. Bununla birlikte Kuzey Mezopotamya’da bulunan Asur İmparatorluğunun, Anadolu’daki ticaret kolonileri, bulundukları bölgelerde imtiyaz sahibi olabilmek için krallar ile ticari haklarını düzenleyen sözleşmeler imzalayarak[13], sözleşmeler hukukunun erken çağdaki önemli örneklerini hayata geçirmişlerdir.

3) Mezopotamya Hukuk Sisteminin Yorumu ve Etkileri

Bir yerde, “hukuk” olarak adlandırılan sistemin varlığından söz edebilmek için öncelikli olarak, belirtilen yerde toplumu düzenleyen kuralların var olması gerekmektedir. Ancak toplumu düzenleyen veya toplumun kendiliğinden geliştirmiş olduğu davranış biçimlerine dayanarak, tek başına hukukun varlığından söz edemeyiz. Toplum tarafından kendiliğinden oluşturulmuş; örf, adet ve teamüllerin üzerine, bu yapıları yaptırımlarla güçlendiren bir kurumsal yönetim ve işbu yönetim tarafından oluşturulmuş, bu yaptırımlar ile kuralları bir bütün halinde bir araya getiren yasaların da varlığı şarttır. Mezopotamya’da bulunan eski tarihli vesikalar, borçlar hukuku, veraset hukuku gibi hususlarda gelişmiş bir teamül olduğunu gösterir. Bununla birlikte hukuki durumun varlık kazanması için yönetimi temsilen, örneğimizde kral tarafından, hükümler konulması ve bu hükümlere uyulması için konulan yaptırımların icra kabiliyeti olması gerekir. Mezopotamya yasalarında ön söz, yasa metni ve son sözden oluşan yapı, kendisini farklı uygarlıkların sistemleri içerisinde ilk haline çok yakın şekilde korumayı başarmıştır. Ön söz kısımlarında, yasa koyucunun işbu yasa koyma yetkisini tanrı/tanrılardan aldığına ilişkin tafsilatlı açıklaması, din ile hukukun birbirinden ayrılamayacak şekilde iç içe olduğuna işaret etmektedir. Zira yasa koyucular kendilerinin değil, Tanrının/Tanrıların iradesiyle yasa koymaktadır. Ön sözler bu anlamda hem yasa koyucunun, hem de koyduğu hükümlerin meşruiyetini tesis etmektedir. Tanrının iradesi dışında kalan bölümde ise yasanın varlık kazanmasından önce, ülkede süregelen bir adaletsizlik, güvensizlik ve karmaşa ortamı oluşu yönündeki tespitler önemlidir. Bu husus, hangi hallerde yasama faaliyetlerinin ve benzerlerinin düzenlenebileceği ve bu tip bir düzenlemeyi gerekli kılabilecek şartlar ve ortam konusunda fikir sahibi olmamız açısından mühimdir.

Yukarıda yüzeysel olarak geçilen yasa metinlerinde, günümüz hukuk sistemlerine gelene kadar irili ufaklı pek çok değişiklik olmakla birlikte, günümüze dek etkilerini sürdüren düzenlemeler de mevcuttur. Hammurabi yasalarında yer alan ve coğrafyanın hukuk sistemlerini en derinden etkileyen husus ise “kısas” meselesidir. “Göze göz, dişe diş” anlayışı, tek tanrılı dinlerin hukuki düzenlemeleri ve özellikle İslâm hukuku içerisinde kendisine yer bulmayı başarmıştır[14] [15]. Mezopotamya’da gerçekleştirilmiş ve ardılları olacak yasal düzenlemelerin temelini oluşturmuş olan yasama faaliyetleri bize göstermektedir ki; hukuk, sadece toplumu ve insanların birbiri arasındaki ilişkileri düzenlemek için var olmamıştır. Hukuk, toplumu değiştirmek, dönüştürmek, geliştirmek veya geriye götürmek yeteneğine de sahiptir. Mezopotamya hukukunun gelişiminde, reformist yasalardan, mala karşı işlenen suçlarda dahi ölüm cezasına varacak yaptırımlara ulaşabilen yasal hükümler ve bu hukuk sisteminin şiddet eğilimini çağlar sonrasına yansıtabilmesi de buna en iyi örnektir. Mezopotamya hukuku ve yasaları aracılığıyla, üzerinde tartışılması gereken en önemli hususlardan birisi ise; hukukun, siyasal erklerin eğilimleri doğrultusunda değişebilen teolojik bir gözbağı olup olmadığının tespiti olmalıdır.

Kaynaklar:

[1] Emin BİLGİÇ – Eski Mezopotamya Kavimlerinde Kanun Anlayışı ve An’anesi, DTCF Dergisi Cilt 21, Sayı 3-4, Sf. 104 (1963)

[2] Emin BİLGİÇ a.g.e. Sf. 104

[3] Samuel Noah Kramer – Tarih Sümer’de Başlar, Kabalcı Yayınları, 1999, 7. Bölüm sf 71-75

[4] Emin BİLGİÇ a.g.e. Sf. 108

[5] Ernst WEIDNER, Çev: Hasan SEVİMCAN – Dünyanın En Eski Kanunnameleri (Eski Şarkta Yeni Buluntular), Ankara Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt:7, Sayı:1 Sf. 379 (1950)

[6] Emin BİLGİÇ a.g.e. Sf. 109

[7] Ernst WEIDNER, Çev:Hasan SEVİMCAN, a.g.e. Sf. 380

[8] Emin BİLGİÇ a.g.e. Sf. 112

[9] Mebrure TOSUN, Hammurabi’nin Toprak Kanunları, DTCF Dergisi Cilt:21 Sayı:3,4 Sf. 128 (1963)

[10] Driver, G.R. Miles, J.C., The Babylonian Laws I, Oxford 1952, Sf. 45

[11] Mebrure TOSUN, a.g.e Sf. 128

[12] Ernst WEIDNER, Çev:Hasan SEVİMCAN, a.g.e. Sf. 380

[13] Hatice Gül KÜÇÜKBEZCİ, Asur Ticaret Kolonileri Çağında Asurlu Tüccarlar ile Anadolu Halkı Arasında İlişkiler, Selçuk Üniversitesi Edebiyat Dergisi, Sayı:26, Sf. 27 (2011)

[14] Speiser, JAOS Suppl. 17, s 15; Goetze, Mesopotamian Laws and the Historian (JAOS) s. 120,

[15] Emin BİLGİÇ a.g.e. Sf. 119

Arşivler