Tarih

1990 “Kara Ocak” Bakü-Yanvar Katliamı

Yazan: Tarihçi Teymur Gasımlı

Azadlığı istemirem zerre-zerre, kram-kram
Kolumdakı zencirlerikqıram gerek, 
Kıram! Kıram!
Azadlığı istemirem bir hap kimi, derman kimi,
İsteyirem sema kimi!
Güneş kimi!
Cahan kimi!
Çekil!
Çekil, ey kasbkar!
Men bu esrin gur sesiyem!
Gerek deyil sıska bulag.
Men ümmanlar teşnesiyem!                     

***Halil Rıza Ulutürk

Sömürgeciliğe karşı bağımsızlık savaşı veren toplumlar özgürlüğünü kazanma sürecinde çok zor sınavlardan geçmişlerdi. Bu dönemlerde toplumlar, bağımsızlık mücadelesi verirken tarihi hafızada iz bırakan acılar da tecrübe etmiştir. 28 Mayıs 1918’de, Batı Trakya Türk Cumhuriyetinden (1913) sonra, ilk bağımsız Türk cumhuriyetini ilan eden Azerbaycan Türkleri, 1920’ye kadar büyük bir direniş göstermiş ancak Kızıl Ordu’nun işgali karşısında yenik düşmüşlerdir. Azerbaycan bu tarihten 20. Yüzyılın sonlarına kadar Sovyetler Birliği’nin bir parçası olarak kalmıştır. Stalin’in, Lenin’in yerini alması ve tüm muhalif sesleri kanlı bir biçimde susturmasından sonra tamamen Rus Şovenizmi’ne teslim olan Sovyetler Birliği 80’lerde çökme sürecine girmiştir.

1980’lerin sonlarına doğru artık Rus Sovyet İmparatorluğu çöküş sürecine girmişti. SSCB Mihail Gorbaçov, imparatorluğu kurtarmanın yolunu bağımsızlık mücadelesi veren cumhuriyetlere gözdağı vermekten geçtiğini düşünmekteydi. Fakat Azerbaycan Türkleri artık mücadelesini ölümle, kanla olsa da gerçekleştirme çabası içerisindeydi. Sokaklar ve caddeler yüzbinlerce göstericiyle doluydu. Azerbaycan’ın bütünlüğü ve bağımsızlığı uğrunda mücadelede özellikle Bakü Devlet Üniversitesi ve Azerbaycan Layiha Enstitüsü talebeleri öncüllükteydiler. Mücadelenin liderliğini ise merhum cumhurbaşkanımız ve milli mücadele önderimiz Ebülfeyz Elçibey önderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi yapmaktaydı.

O dönemde Azerbaycan’da ilk olarak “Çenlibel” daha sonra “Bağımsızlar” “Yurt Birliği” “Kale” “Varlık” ve benzeri çok sayıda örgütü bir arada toplayarak oluşturulan AHC, Azerbaycan’ın bağımsızlığını ve bütünleşmesini hedeflemekteydi. 31 Aralık 1989’da AHC önderliğindeki halkın, Güney Azerbaycan ile Kuzey Azerbaycan arasındaki dikenli telleri kırarak, SSCB-İran sınırlarını fiili olarak ortadan kaldırması da bunun bir göstergesiydi. Nitekim 1988 25 Ocak tarihinden Ermenistan’a bağlı yerleşim yerlerinden Azerbaycan Türklerinin göç dalgaları başlamıştı.

18 Mart’ta Dağlık Karabağ Eyalet Komitesi Plenumu, bölgenin Ermenistan’a bağlanması kararını almıştı. Ermenistan’dan Azerbaycan’ın sınır köylerine sayısız saldırılar düzenlenerek her gün Türklerin öldürülmesine ve rehin alınmasına rağmen TASS Ajansı, tek taraflı olarak gerçekdışı bir tutum sergilemiştir. Amerikan Senatosu, bu toprakların Ermenilere ait olasını tavsiye mahiyetinde Gorbaçov’a bildirmişti. Bütün Batı bir anda her şeyleri ile Ermenilerin yanında yer aldıklarını çekinmeden beyan etmeye başlamıştılar. Bundan cesaret alan Ermeniler her geçen gün baskın ve terör faaliyetlerini, artırdılar. Neticede 250 binden fazla Azerbaycan Türkünü Batı Azerbaycan’dan zorla çıkardılar.

Aynı günlerde Bakü’de gergin olaylar yaşanmaktaydı. 14 Ocak’ta Bakü’de, dış güçlerin ve KGB’nin tertiplediği provokasyonlar sonucu bazı grupların şehrin belli bölgelerinde yapılan düzensiz kitlesel yürüyüşleri neticesinde 60 kişi hayatını kaybetmişti. Bakü’de Ermeniler tarafından bir Azerbaycan Türkü, başı balta ile ezilerek öldürülmüştü. Bu olayları fırsat bilen KGB provokatörleri kendi ajanlarını kışkırtarak Bakü’de kargaşa çıkarmaya başlamışlardı. Silahsız olan polis ve AHC’liler, önleyici müdahale imkânlarından mahrum bırakılmışlardı.

Bu arada Kızıl Ordu Birlikleri harekete geçerek Bakü şehrinin çevresinde konuşlanmış ve saldırı için emir beklemekteydi. 16 Ocak’ta Azerbaycan’da gerginlik son haddine ulaşmış ve AHC aralıksız toplantı, gösteri ve yürüyüşler düzenleyerek hükümeti uyarmaya ve halkın sesini duyurmaya davet etmişti.

17 Ocak’ta Bakü’de bir milyonun üzerinde kişinin toplandığı bir miting düzenlenerek “gasp edilmek” istenen halkların istikrarını, ülke düzenini bozanların cezalandırılmalarını, devletin otoritesini kullanarak asayişi temin etmesini istemişti. Nitekim 19 Ocak tarihine kadar meydanı boşaltmayan halkın hür iradeye sahip olma kararlılığı 19 Ocakta doruk noktasına ulaşmıştır. Artık AHC de duruma hakim olmakta zorluk çekmekte ve dalga-dalga akın ederek Azatlık meydan’ına gelen kitleyi kontrol altında tutmaya çalışmaktaydı. 19 Ocak 1990, saat 19-27’de Azerbaycan Devlet televizyonu, SSCB KGB’si tarafından bombalandı ve Azerbaycan halkı o gün Moskova yönetimi tarafından ilan edilmiş olan olağanüstü halden habersiz bırakıldı.

Dönemin Eski Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov’un sivil halka ateş açması talimatıyla 19 Ocak’ı 20 Ocak’a bağlayan gece saat 01.00’da Sovyet Ordusu ve Ermeni Taşnakları’nın propaganda kampanyaları doğrultusunda Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de misli görülmeyen kanlı bir katliam gerçekleştirildi. 19 Ocak gecesi Bakü Devlet Üniversitesinden halen de görüştüğüm mücadele arkadaşım, öğrenci arkadaşım Eluca Atalı ile Bakü’de Rus silahlarının her tarafa alevler saçtığının bizzat şahidiyiz. Gece yarısı en modern silahlarla silahlanmış Kızıl Ordu karadan, havadan ve denizden Bakü’ye girerek korumasız halkın üzerine ateş yağdırmaya başlamıştı. Hiç acıma duygusu olmadan ağır silahlarla kadın, çocuk, yaşlı demeden herkese vahşice saldırdı. Önlerine geçen herkes kurşuna dizilmişti. Resmi bilgilere göre 134 sivil vatandaş ve 37 Azerbaycan askeri şehit olurken 770 sivil ve 80 asker yaralanmış 76 kişi AHC fallarından oluşan 400 kişi gözaltına alınarak Rusya’nın çeşitli hapishanelerine götürülmüş, 48 kişi kaybolmuştu.

20 Ocak günü her kes yakınlarını ve dostlarını aramak için sabahın erken saatlerinde sokak ve meydanlara inmişti. Bakü ve Sumgayıt’ta Rusların açtığı ateş sonucu delik-deşik edilmiş binalar, Azatlık Meydanı (Geçmiş Lenin) ve XI. Kızıl Ordu meydanında öldürülmüş, tank paletleri altında ezilmiş insanlar, kana boyanmış caddeler akıl almaz ve korkunçtu. Azerbaycan’ın özgürlüğü uğruna mücadele edenler hunharca katledilmiş, Bakü savaş meydanına sokaklar ise kan gölüne dönüşmüştü. Kan rengindeki karanfiller şehitlerin üzerini kırmızı bir örtü gibi örtmüştü.

30 Ocak’ta Ebulfez Elçibey’in Azerbaycan halkına, BM Genel Sekreterliği’ne, AGİT Başkanlığı’na hitaben yazılmış beyanatı, başta Azatlık Radyosu olmak üzere, dünyanın büyük radyo kuruluşları tarafından yayınlandı. Böylece tüm dünya Rus vahşetinden haberdar oldu. Bunun üzerine Rus askerleri, yerli işbirlikçilerin yardımıyla, Halk Cephesi binalarını kapatarak mensuplarını tutukladılar. Lakin bağımsızlık mücadelesinden yılmayan ve korkmayan Ebülfez Elçibey ve arkadaşları 28 Mayıs 1990 günü, üç renkli Azerbaycan bayrağını, Rus askerlerinin gözü önünde El Yazmaları Enstitüsü’nün çatısına dikerek, Rus emperyalizmini dize getirdiklerini tüm dünyaya ilan ettiler..

20 Ocak günü Bakü’de ve Azerbaycan’ın diğer bölgelerinde gerçekleştirilen katliamlar, Azerbaycan halkının bağımsızlık mücadelesini durdurmak üzere planlanmış eylemlerdi. Fakat olay sonrasında Azerbaycan Türklerinin gösterdiği mücadele örneği, onun bağımsızlık yolundaki adımlarının engellenemez niteliğini ortaya koymuştur. Bakü’de Rus Kızıl ordusuna karşı yirmi yıl önce Azerbaycan Türklerinin verdikleri mücadele, bu imparatorluğun bütün kutuplarını sarmıştı. Bundan sonra diğer Cumhuriyetler de birer birer bağımsızlaşmaya başlamıştır. Azerbaycan’da Kanlı Yanvar (Ocak) Faciası gibi hatırlanan 20 Ocak olayları Azerbaycan’ın özgürlüğü ve toprak bütünlüğü uğruna mücadele tarihinin kahramanlık sayfası oldu. 20 Ocak, Azerbaycan halkının tarihinde, sadece ağıt ve acı ile hatırlanacak gün değildir. 20 Ocak aynı zamanda Türk halkının şan ve şeref günüdür. Bu vesileyle, Azerbaycan Halk Cephesinin lideri, bağımsızlık mücadelesinin unutulmaz kahramanı, büyük Türk milliyetçisi, Cumhurbaşkanı merhum Ebulfez Elçibey’i ve tüm şehitleri bugün rahmet ve minnetle anıyorum. Tüm Türk dünyasının başı sağ olsun.