Tarih

Eski Türklerde Siyasî ve Askerî Hayat

Eski Türklerde en büyük siyasî oluşum  il (devlet)dir. Bu siyasî organizasyon; toplumsal yapı oguş (aile) ile başlayarak, oguşlar birliği ile uruglar (aile birliği), urugların birleşmesiyle boylar (Taşağıl, 2014: 175) ve bodunlar, boylar ve bodunların birleşmesiyle il (devlet) ortaya çıkmaktadır. Eski Türklerde siyasî teşkilâtlanma ve devletin kuruluşu aileden başlıyordu (Koca, 2003: 65). Siyasî bir teşkilâta bağlanmış boylara ok adı verilirdi (Taşağıl, 2014: 175).  Türklerde kabalık ve büyük topluluğa kara bodun ifadesi kullanılırdı (Kafesoğlu, 2014: 233). Eski Türklerde toprak köleliği ve sınıf farkı bulunmuyordu (Taşağıl, 2014: 178). Eski Türkler için devlet düzeni büyük önem taşıyordu. Aile düzeni ile devlet düzeni aynı ölçüde değerliydi. Boy yöneticileri kan akrabalığına dayalı bir sistemle seçiliyordu. Bu da boylar arası boy içi ve boy dışı düzeni sağlamak için önem arz etmekteydi. (Niyazi, 2015: 30). Eski Türklerde, özellikle de Kök Türk devletinde, boylar federasyonunun olduğu ve bu devletin bir boylar federasyonundan geliştiği görülmektedir (Golden, 2006: 172).

Birçok runik metinde geçen il kelimesi “devlet” ve “ülke” anlamlarına gelmektedir. Siyasi bir hâkimiyetten söz edebilmemiz için, öncelikli olarak halk, ülke ve il yani devletin var olması gerekmektedir (Gömeç, 1999: 81). Devletin varlığı, kaganın ve meclisin kararları doğrultusunda töreyi uygulayıp uygulamadığına bağlıdır. Eski Türk devletlerinde ülke kaganın isteğine göre dağıtabileceği toprak parçası olmayıp şahsen kaganın korumakla yükümlü olduğu ata mirası olan vatan parçasıdır (Kafesoğlu, 2014: 227).  Kâşgarlı Mahmud DLT’de il sözcüğünün “eyalet; beyin yönetimindeki bölge” anlamının yanı sıra “barış; iki hakan arasındaki barış” anlamına geldiğini belirtmiştir (Ercilasun, Akkoyunlu; 2015: 23). Bu, eski Türklerde devlet ile barışın birbirlerine ne derece bağlı olduğunu göstermektedir (Niyazi, 2015: 25).  Doğu Hunları ve Kök Türklerde, bilhassa devletlerinin en güçlü dönemlerinde, evrenin merkezinin Çin’de olmadığı ve Türk kaganlığının merkezinde olduğu düşünülmekteydi. Türk kaganlığının merkezi, dört yön (bulung)ün birleştiği yer olmakla birlikte tüm cihanın mezkezi sayılmaktaydı (Esin, 1978: 46).

Eski Türklerde merkeziyetçi bir yönetim şekli bulunmaktaydı. Eski devlet yapısında doğu-batı veya çifte krallık gibi gibi iddialar söz konusu bile değildir. Batıda görev yapan kardeşler ve beyler hiçbir zaman merkezden habersiz iş yapamamışlardır (Gömeç, 1999: 90).

Eski Türklerde devlet başkanlığı kaganlık ile temsil edilmekteydi. Devletin lideri ve ordunun lideri başkomutan kagan unvanıyla anılmıştır (Taşağıl, 2014: 179). Eski Türkler gökyüzünün ve yeryüzünün sahibi olan Tanrı’yı gördükleri için idarî teşkilâtlanmayı bu oluşturmuştur (Gömeç, 1999: 89). Türkler hâkimiyetin temel kaynağının Tanrı tarafından verildiğine inanmaktaydı. Türk kaganına devlet idare etme güç ve yetkisinin, Tanrı tarafından bahş edildiği düşüncesi hakimdi (Koca, 2003: 66). Tanrı tarafından kagana verilen kut, siyasî iktidarın halk tarafından da benimsenmesi ve kabul görmesini gerektirmekteydi (Durmuş, 2012: 17). Tanrı tarafından tayin edilen ve kabul edilen Türk kaganı, bütün insanlığın ve yeryüzünün hükümdarı sayılırdı. Türk mefkûresinin hâkimiyet anlayışını uygulamakla yükümlüydü (Gömeç, 1999: 94).  İlâhî erk kut yoluyla Türk kaganlarına geçen siyasî ve askerî iktidar, gökyüzünden aşağıya doğru inmekte ve yeryüzünü iki ayrı parçaya ayırarak sağa ve sola doğru veyahut doğu ve batı ekseninde yayılmıştı. (Koca, 2003: 81). Türk yazıtları ortaya çıktıktan sonra Türklerin kuvvet ve kudret sahibi Tanrının emrinde ve inayetinde oldukları, ululuğu karşısında kendini alçak gönüllülüğü ve güçsüzlüğü anlaşıldıktan sonra “Teŋri teg” (Tanrı gibi) tabirlerine rastlanmıştır. Tanrıya benzer veya göğün oğlu anlamında değil de kaganların ilâhî teyit ve korumaya erişmiş oldukları veyahut Tanrı tarafından memur edilmiş oldukları görülmektedir. Eski Türklerin kendilerini Tanrının ordusu sayan ve komşu milletlere de geçen bir inanışları vardı. Bütün Türk kaganlarının dünya hükümdarı olduklarına dair inanışlarının varlığı runik metinlerde ve yabancı hükümdarlara gönderilen mektuplarda açıkça gözükmektedir (Turan, 2013: 114-15).  Eski Türk devletinde kaganlık sembolleri şunlardı: Otağ (kagan otağı), örgin (taht), tuğ (kurt başlı sancak ve davul), yay ve kotuz (sorguç)’dur (Kafesoğlu, 2014: 257-288).

Kök Türk kaganlarının başlıca görevleri bulunmaktaydı. Bunlar:

  1. Askerî birliklerin başında bulunmak
  2. Milleti yedirip giydirmek
  3. Milleti kondurup yerleştirmek
  4. Milletin güvenini kazanmak ve onlara layık olmak (Taşağıl, 2014: 181).

Eski Türklerde kagan üst düzey kanun yapıcıydı.  Devleti oluşturduktan sonra öncelikli işlerinden birincisi Moğolca jasaġ/yasa(q) terimlerinin karşılığı olan töre (törü)’yi yürürlüğe getirmekti (alıntılayan Golden, 2006: 173); (aktaran; Clauson, 1972: 531-532). Kaganlıkta töreye göre oluşturulan yetkileri yine töre belirlerdi. Töre tamamen değişmez değildi. Devletin yöneticileri tarafından meclise sunulan töre üzerinde, uygulayıcılığı ve koruyuculuğu açısından değişiklik yapılabilmekteydi (Niyazi, 2015: 54).

Bozkır töresi olarak da adlandırabileceğimiz bu kanunlar her zaman yürürlükte olmuştur. Töre hükümlerine her kim olursa olsun uymak zorundaydı. Töreye uymayan cezalandırılmıştır. Törenin getirdiği kanun hükümleri bütün halk için eşit düzeyde ve geçerli olmuştur. Kaganın ve devlet yönetiminin başa geçişi törenin getirdiği hükümlere göre yapılmıştır. Kök Türk yazıtlarında verilen bilgilere göre Türk devletlerinin varlığı kanunların yani törenin uyulmasına bağlanmıştır. Törenin ve kanunların ortadan kalkması il (devlet)’in ve otoritenin ortadan kaybolması ve devletin yıkılması anlamına gelmiştir (Durmuş, 2012: 90-93).  Türk kaganları ve milleti millî kültüre, töreye ve gelenek-göreneklerine kutsiyet atfetmiş ve bunları savunmakta çok duyarlı davranmıştır (Turan, 2013: 108).

Törenin değişmez kaideleri bulunmaktaydı: könilik (adalet), uzluk (iyilik faydalık), tüzlük (eşitlik) ve kişilik (insanlık) (Taşağıl, 2014: 279). Eski Türkler için töre geçmişten gelip geleceği şekillendirmiştir. Devlet ile töre eşdeğer tutulmuştur. Birbirinden ayrı asla düşünülmemiştir (Niyazi, 2015: 33).  Eski Türklerde devletin temelini töre oluşturmuştur. Devletin başı aynı zamanda adâletinde başındaki kişi olmuştur. Kök Türk kaganlığının danışmanı aynı zamanda veziri olan Tonyukuk “Inançu Apa Yargan” unvanıyla mahkemede görev üstlenmiştir (Koca, 2003: 86). Töreden yoksun bir il (devlet)’in yaşayabilmesi düşünülmemiştir (Gömeç, 1999: 99).

Kagan, katun, yabgu ve şadlar kaganlığın tâbi yöneticileriydi. Runik metinlerde dokuz kişiden oluşan bakanlar kurulunun olduğu Taryat yazıtında şu şekilde tanıklandığı “Ulug buyruk tokuz bolmış” (Ta B 6) bilinmektedir (Gömeç, 1999: 91-92). Eski Türk devletlerinde askerî, siyasî, sosyal, kültürel ve ekonomik konulardaki olayların görüşüldüğü ve kararlar alındığı meclisler vardı. Bu meclislere kengeş, toy, kurultay (Moğ.) ve térnek gibi isimler verilmiştir (Koca, 2003: 78). Çin yıllıklarında geçen meclis üyeleri ise şu şekilde sıralanmıştır: Katun, şad, yabgu, tegin, elteber, kül-çor, apa, tarkan, tutun ve Tarkan. Bu gibi yüksek idarî ve askerî yöneticiler, devlet meclisinin daimî üyeleri olarak görev yapmıştır. Belirli tarih ve yerlerde, kaganın açılış konuşmasıyla hemen akabinde kurbanlar kesilmesi vs. gibi milli ve dini törenlerle başlayan toylarda, millet ve devlet meseleleri uzun uzun mütalâa edilerek kararlar alınmış, sonra verilen yemekli ziyafetlere oturulmuştur (Kafesoğlu, 2014: 253).

Türklerin en büyük ve önemli özelliklerinden birisi ordu-millet yapısına sahip olmaları ve savaşçı olmalarıdır. Türklerde savaş zamanında her birey topyekûn hazır halde bulunmuştur. Türkler için savaş bir sanat haline bürünmüştür (Gömeç, 1999: 102).  Bütün yöneticiler ve idarî görevleri olan üst düzey memurlar aynı zamanda ordu mensubu askerlerdir. Sivil idarî yöneticilerin askerî bir disiplin içerisinde her savaşa hazır durumda olmuştur (Kafesoğlu, 2014: 272). Tarım ve hayvancılığın yanı sıra Türkler askerliği meslek edinmiştiler (Taşağıl, 2014: 178). Kadınlar, iyi bir askerî eğitim almış ve erkeklerle birlikte savaşlara katılmıştır. Çocuklar 3-4 yaşından itibaren, askerî eğitim almaya başlamıştır.  Kuzuya koyuna binerek, ok ve yay ile sincap ve fare avlayarak yetiştirilmiştir (Kafesoğlu, 2014: 232).  Çocuklar, çocukluk çağında başlayan bu askerî eğitimler, oynadıkları oyunlar ve yaşadıkları coğrafyanın etkisiyle âdeta askerî bir eğitim almıştır. Türk ordusunun büyük bir kısmını atlı birlikler oluşturmuştur. Çocuklar bu yüzden küçük yaşta ata binmeyi ve ok atmayı öğrenmekteydiler (Koca, 2003: 94). Ayrıca katunların hem devlet meclisinde oy sahibi oldukları hem de savaşlarda kaganla birlikte en ön saflarda yer aldıkları bilinmektedir (Gömeç, 1999: 102).

Türk ordusu diğer kavimlerin ve milletlerin ordularından farklı en büyük üç özelliği dikkati çeker:

  1. Türk ordusu paralı değildir.
  2. Türk ordusu geçici değil daîmidir.
  3. Türk ordusu temelde atlı birliklerden kuruludur (Kafesoğlu, 2014: 270-271).

Eski Türklerde savaş zamanı halk her zaman ordu durumunda olmuştur. Türklerde asker ve orduya ve çerig denmekteydi. Bunun yanında askerler için er ve eren ifadeleri de geçmektedir. Sübaşı unvanı Kök Türk yazıtlarında geçmekte olup Karahanlılar ile Oğuz Türklerinde “ordu komutanı” olarak geçmektedir (Koca, 2003: 87-88).

 

Reklamlar