Tarih

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşına Girişi – 2

70f656159aa9fa2e02e2724994d035fa
1. Dünya Savaşı'nın Başlangıcından Osmanlı Devleti'nin Savaşa Girişine Kadar Geçen Süreçte Yaşananlar:

2 Ağustos 1914’de Osmanlı Devleti ile Almanya arasında ittifak imzalandıktan ve seferberlik ilan edildikten sonra, 5 Ağustos’ta İstanbul’da bulunan Rus elçisi de Giers, Enver Paşa ve diğer hükümet ileri gelenleriyle yapılan temaslara ait dikkate değer bilgileri kapsayan üç yazıyı hükümetine göndermiştir. ( Bayur, 1952: 133-134)

Bu yazılarda Rus Büyükelçi, Enver Paşa ile Rus askeri ataşesi General Leontief’in yaptığı görüşmeden bahsetmiş ve bu görüşmede Enver Paşa, Rusya yanında savaşa dahil olunması durumunda Kafkasya sınırında bulunan 9 ve 11. Kolorduların Rusya hizmetine verilebileceği üzerinde durmuştur. Bununla beraber Türk ordusunun Balkanlarda Avusturya kuvvetlerine karşı da kullanılabileceğinin altını çizmiştir. Buna karşılık Rusya’dan Balkan devletlerini ikna ederek Ege adaları ve Batı Trakya’nın Türkiye’ye bırakılmasını sağlaması istenmiştir. ( Bayur, 1952: 133-134)

Yine bu yazılarda Rus Büyükelçisi, Osmanlı ordusundaki Alman subaylardan duyduğu rahatsızlığı Enver Paşa’ya ilettiğinden ve Bulgaristan elçisi Toşef ile yaptığı görüşmeden de Bulgarların Türkler gibi düşündüklerini ve aralarında işbirliği olabileceği sonucunu çıkardığını bildirmiştir. Bu sebepler ile Rusya’nın Türk ittifak teklifini reddetmemesi gerektiğinin altını çizmiştir. Ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, “Rusya için bir taahhüt teşkil etmemek şartıyla Enver ile görüşmelere hiç olmazsa vakit kazanmak için devam ediniz.” karşılığını vermiştir. ( Bayur, 1952: 133-134)

Buradan anlaşıldığı kadarı ile Enver Paşa Ruslar ile bir ittifak yapmak arzusunu, Almanya ile gizli ittifak yapıldıktan sonra da sürdürmüş, Ege Adaları ve Batı Trakya karşılığında doğu sınırında bulunan 9. ve 11. kolorduları batıya kaydırma sözü vermiş ve gerektiğinde bu kolorduları Rusya’yı korumak için Avusturya üzerine ya da Rusya’ya savaş ilan eden herhangi bir Balkan devleti üzerine sevk etme sözü vermiştir.

Rus Büyükelçisi, Dışişleri Bakanlığına ivedilikle Türklerin tekliflerinin kabul edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Bulgarlardan bir karşılık alınamadığını belirterek Enver ile yapılan görüşmelerde zaman kazanılmasını istemiş, bununla birlikte Türklerin Almanya ile birlik olmaları durumunda büyük bir hata yapacaklarının altını çizerek Osmanlı Devleti’nin geleceğinin Rusya, İngiltere ve Fransa’nın elinde olduğunu ve Türklerden çekinilmemesi gerektiğini belirtmiştir. (Akbay, 1970: 56)

Tüm bu bilgiler ortaya 3 önemli sonuç çıkarmaktadır;

  1. Almanya ile yapılan ittifak anlaşmasının gizliliği korunabilmiştir.

  2. Almanya ile yapılan ittifak anlaşmasının Enver Paşa nezdindeki bağlayıcılığı tartışmalıdır. Rusya ile ittifak gerçekleşse Almanlar ile yapılan anlaşma yırtılacak mıydı? Bunu bilemeyiz. Ancak Enver Paşa, “weltpolitik” profilinden ziyade “realpolitik” bir bakış açısına da sahip olabilir. Bununla beraber bu hareket, Almanya ile birlikte savaşa girmeden Rusya’yı hazırlıksız yakalamak için yapılmış bir manevra da olabilir.

  3. Rusya’nın İstanbul Büyükelçisi, Osmanlı Devleti’nin Almanya yanında savaşa girdiğinde yaşanabilecekleri öngörmüş ancak Rus Dışişleri Bakanı Sazanov bu öngörüye sahip olamamıştır. Büyükelçinin uyarılarını dikkate almamış, Osmanlı gücünü hafife alması ve müttefikleri olan İngiltere ve Fransa’ya fazla güven duyması bu uyarıları kulak arkası etmesine sebep olmuştur. Bu tavır, Rus Dışişleri Bakanının ileri görüşten uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Savaşta Türkiye’nin Rusya’ya karşı oynayacağı büyük rolü görmemekle birlikte boğazların Türkler tarafından kapatılmasının yaratacağı sonuçları da hesaplayamamıştır. Osmanlı Devleti ile yapılabilecek bir anlaşmayı Bulgaristan’ın belirsiz durumunun aydınlanmasına bırakmıştır.

Goeben ve Breslav’ın Osmanlı Devleti’ne sığınması:

Osmanlı Devleti’nin en önemli çekincelerinden biri, savaş halinde Rusya’nın boğaza bir çıkarma yaparak Osmanlı Devleti’ni zor durumda bırakabilecek olmasıydı. Bundan başka bu durum ve Karadeniz üzerinde Rusya’nın donanma olarak en etkin güç olması, Balkan devletlerin üzerinde de etkili olabilirdi. Rus Karadeniz egemenliğinin herhangi bir savaşta doğuracağı yukarıda belirtilen tehlikeleri göz önünde tutan Osmanlı başkomutanlığı, Avusturya donanmasından bir kısmının Türkiye’ye gelmesini temenni etmişti. Kendi kıyılarını korumak isteyen Avusturya, bu teklifi olumlu karşılamamıştır. (Belen, 1964: 67) Halbuki bu durumun farkında olan Alman genelkurmayı, 2 Ağustos’ta, daha Osmanlı-Alman ittifakı imzalanmadan ve daha bu imza Berlin’de öğrenilmeden önce konuyu düşünmüştü. İttifak imzalandıktan sonra Goeben ve Breslau kruvazörleri Alman Bahriye Nazırı Amiral Tirpiç’in emriyle İstanbul’a gitme emrini aldılar. (Akbay, 1970: 62)

3 Ağustos’ta Afrika’daki Fransız üslerini bombardıman eden iki gemi, arkalarına İngiliz filosunu takarak Doğu Akdeniz’e doğru ilerlediler ve Enver Paşa’nın izni ile Osmanlı sularına girdiler. (Shaw, 1983: 374) Boğaz Komutanlığı, 10 Ağustos 1914 saat 06.50’de Alman savaş gemilerinin boğazdan içeri girdiklerini bildirmiştir. (ATESE, 1/1, D3, G2 Ds:648)

Gemiler boğaza sığınmadan önce Boğaz Komutanlığı’na gemilerin geleceği haber verilmiş ve birtakım tedbirlerin alınması istenmiştir. 8-9 Ağustos 1914 gecesi Alman askeri heyeti, Enver Paşa’nın müsaadesi olduğunu bildirerek Çanakkale Müstahkem Mevkiiler Komutanı Weber Paşa’ya şifreyle bildirilmek üzere gönderdiği yazıda “Goeben ve Breslau ihtimal bugün dahil olurlar. Bütün kuvvet ve vasıtalarınızla boğazdan girmelerine yardım ediniz” denilmekteydi. (ATESE, 1/1, D13, G2, Ds:48)

Nitekim 4 saatlik bir farkla İngiliz savaş gemileri boğaz ağzına gelmişlerdir. 12 Ağustos’ta İngiliz filosu komutanının, bir Alman savaş gemisinin geçip geçmediğine dair sorusuna, “geçti” cevabı verilmiş, gemilerin isimlerinin değiştirilerek satın alındığı, ayrıca bu gemilerin personelinin peyderpey Osmanlı personeli ile değiştirileceği ve Sultan Osman muharebe gemisinin[1] İngiltere’den gelmekte olan personelinin beklendiği, geldiklerinde Alman personeli ile değiştirileceği bildirilmiş ve bundan böyle bu husustaki konuşmaların elçilik aracılığı ile yapılmasının gerektiği karşılık olarak açıklanmıştır. (ATESE, 1/1, D13, G3, Harp ceridesi vesika no:2510)

Goeben - Yavuz
Goeben – Yavuz

Alman savaş gemilerinin gelmesi, itilaf devletleri üzerinde birtakım tepkiler yaratmıştır. Bundan en çok kuşkulanan, hatta ürken ülke ise Rusya olmuştur. Rusların en büyük çekincesi Osmanlı Devleti’nin Karadeniz’de kendisinden daha güçlü bir hale gelmesi ve muhtemel bir boğaz saldırısının imkansız hale gelmesiydi. İngilizler de duruma sert tepkiler göstermişlerdir. Gemilerin gelmesi İngilizlerin de kuşku ve rahatsızlıklarını arttırmıştır. (Akbay, 1970: 66) ancak burada şunu da açıklamak yerinde olacaktır ki İngiliz filosu, en az Goeben ve Breslau kadar hızlı filosu ile gemileri takip etmiş ancak yakalayamamıştır ya da yakalamak istememiştir. İngiltere gemilerin Osmanlı karasularına girmesine ve Osmanlıların gemilere sahip olmasına, ileride savaştan galip çıkılması durumunda boğazlara inmesi muhtemel Rusya’ya karşı Osmanlı deniz gücünün bir miktar güçlü olmasını istemiş olabilir. Belki de İngiltere, bu iki güçlü geminin Osmanlı Devleti’ne geçmesine İngiliz Donanması karşısındaki Alman Donanmasının zayıflamasını istediği için izin verdiği de düşünülebilir.

İtilaf devletleri tarafsızlık anlaşmalarına göre bu gemilerin 24 saat zarfında Türk karasularından çıkarılmasını, ya da hemen silahlarından arındırılması gerektiğini bildirerek Osmanlı hükümetini protesto etmişlerdir. Hükümet, Halil (Menteşe) Beyin teklifi üzerine gemileri satın alma yoluna gitmiştir. (Erarslan, Türkler C.13, S.341)

Kleiner Kreuzer Breslau - Midilli
Kleiner Kreuzer Breslau – Midilli

12 Ağustos’ta Rus sefiri bakanlığına şunu bildirdi: “Goeben ve Breslau’ın satın alınması burada durumu aleyhimize değiştirdi. Bana öyle geliyor ki askerlik bakımından bu alışveriş her halde Türkiye’nin gücünü arttırdı. Siyasal yöne gelince şüphesiz ki onun sonuçları son derece ciddi olacaktır. Çünkü bu, Türkleri yüreklendirdi. Ve onları kesin kararlara sevkedebilir. Sizin işaretlerinize uyarak zaman kazanmaya çalışacağım. Ancak benim düşüncem şudur ki, Türkiye ile ittifak yapma imkanını kabul ediyorsak derhal bir karar vermek zaruridir. Çünkü yarın belki çok geç olur. Şuna inancım var ki Türkiye ile ittifak Bulgaristan ile anlaşmayı ancak kolaylaştırır. Halbuki samimiliklerinden şüphe etmemize imkan olmayan Bulgaristan’ın hala karşılığını beklemek hem Türkiye, hem de Bulgaristan’ı kaybetmek ve kendimize düşman kılmak tehlikeleri doğurur.” ( Bayur, 1952: 139) Rus elçi de Giers’in Türkiye’nin Boğazlar ile elde ettiği stratejik önemi Sazanov’dan çok daha iyi kavradığı açıktır.

Amiral Souchon
Amiral Souchon

Alman gemilerinin Osmanlı donanmasına katılmaları birtakım sorunlara da sebep olmuştur. Donanmayı ıslah etmekle görevli olan İngiliz Amirali Limpus ile İngiliz subayları, İngiliz amiralin isteği ile Osmanlı Donanmasından ayrıldılar ve Alman Akdeniz Filosu Komutanı olan Amiral Souchon, Osmanlı Donanmasının 1. Komutanlığına atandı. Bu durum büyük bir sorunu su yüzüne çıkardı. Bu amiral, öncelikle Akdeniz’deki Alman deniz kuvvetlerinin komutanı idi ve bu sıfatla Osmanlı Devleti’nin satın aldığı iki kruvazörün de komutanı idi ve yalnızca Alman askeri makamlarından emir alabileceğini iddia ediyordu. İkincisi, aynı zamanda Osmanlı Donanmasının 1. Komutanı olmuştu ve bu sıfat ile Osmanlı askeri makamlarından emir alması gerekiyordu. Osmanlı bayrağı taşıyan bu gemilerle Berlin’den aldığı emirlerle istediği gibi boğazlardan çıkabileceğini, dilediği donanmaya saldırabileceğini ileri sürmekteydi. Almanya büyükelçisi Vangenheim, Sadrazam Sait Halim Paşa’ya yazdığı mektupta bu konuya açıklık getirmeye çalışmış, “…şu kesin teminatı verebilirim ki Amiral Souchon benim rızam olmadan, Osmanlı Hükümetinin siyasi sorumluluğunu gerektirecek hiçbir harekette bulunmayacaktır. Ben dahi hükümetlerimizi bağlayan anlaşmaların ruh ve amacına uygun olarak böyle bir konu karşısında sizlere danışmaktan geri kalmayacağım” demiştir. (Bayur, 1953: 88)

Alman savaş gemileri her ne surette olursa olsun Osmanlı Devleti’nin vakitsiz savaşa girmesine sebep olmalarından dolayı zararlı oldular denilebilir ancak gemilerin gelmesi ile belki de Rusların boğaza tasarladıkları çıkarma önlenmiş ve Balkanlı devletlerin Osmanlı aleyhine girişebilecekleri faaliyetlerin ihtimalleri de azalmıştır. Bununla birlikte iki geminin Osmanlı’ya gelişleri Rusların Karadeniz üstünlüğüne karşı alınmış bir tedbirdir. Ayrıca daha savaş çıkmadan önce İstanbul’da bulunan Rus büyükelçisinin, Osmanlı Devleti’nin İngiltere’den sipariş ettiği ve teslimi yaklaşan iki geminin Türk donanmasına katılması hususundaki çekincelerini beyan etmesindeki sebebin, Karadeniz’deki Rus üstünlüğünü korumak olduğu açıktır. Rus büyükelçisinin bu isteğine uygun olarak 3 Ağustos 1914’te gemilerin devir teslimi beklenirken İngilizler gemilere el koymuşlardır.[2] Goeben ve Breslau’ın satın alınması bu bakımdan belki de İngilizlere karşı yapılmış bir misilleme hareketidir.

Üçlü İtilaf Devletlerinin kendi aralarında yaptıkları görüşmeler

İtilaf Devletlerinin büyükelçileri, Goeben ve Breslau gemilerinin boğazlardan geçmesi üzerine görüşmeleri yoğunlaştırmışlardır. Bununla birlikte Enver Paşa’nın Rus Ataşesine yaptığı ittifak teklifi de görüşmelerin yapılmasında etkilidir.

Alman savaş gemilerinin boğazlardan geçtiğini öğrenen Rus Dışişleri Bakanı Sazanov, Fransız büyükelçisine, “Almanlar bu iki gemiyi Marmara’ya sokmakla nüfuzlarını arttırıyorlar, buna karşı konulmazsa Türkiye’nin kaybedileceğini ve hatta aleyhe dönebileceğini, bu durum karşısında Rusya’nın kuvvetlerini Karadeniz kıyılarına, Doğu Anadolu ve İran sınırına dağıtmak zorunda kalacağını” söyledi. Elçinin, “Ne yapmalıyız?” sorusuna karşılık, “…ilk bakışta bana öyle geliyor ki Türkiye’ye tarafsızlığın mükafatı olarak bütünlüğü hakkında resmi ve kesin bir teminat vermeyi teklif etmeliyiz. Buna Almanya aleyhinde mali faydalar eklemeliyiz” demiştir. (Bayur, 1953: 144) Sazanov, boğazların Rusya aleyhine kapanmasının Rusya’ya getirebileceği tehlikeleri henüz görememiştir.

Sazanof, Fransız büyükelçisiyle yaptığı görüşmeden sonra 15 Ağustos’ta Londra ve Paris’teki büyükelçilerine şunları bildirmiştir:

“Alman gemilerinin satın alınması üzerine Osmanlı İmparatorluğu’na yapılmasını lüzumlu gördüğüm teklifler:

  1. Türkiye, tarafsızlık vaadinin samimiliğini göstermek için ordularını terhis eder,

  2. Buna karşılık üç devlet onun topraklarının dokunulmazlığını taahhüt ederler ve bunun nasıl yapılacağını incelemeye hazır olduklarını bildirirler,

  3. Türkiye, Almanya’nın Küçük Asya’da sahip olduğu demiryolu vesaire gibi ekonomik bütün imtiyaz ve teşebbüslere sahip olur. Bu sahip oluş, barış anlaşması ile kendisine temin edilecektir. Sonra Rus Dışişleri, durum gerektirirse kuvvete dayanan teklifler dahil bundan başka herhangi bir tedbiri de incelemeye hazır olduklarını bildirir.” (Akbay, 1970: 60)

Bu tedbirler 17 Ağustos’ta Fransız ve İngiliz hükümetlerine bildirilmiştir. 16 Ağustos’ta Sazanov, aynı zamanda İstanbul büyükelçisine yazdığı yazıda yukarıdaki üç şartın Türklerce yeterli görülmesine karşı Limni adasının kendilerine verilmesini, yerine Yunanistan’ın Epir’i alabileceğini bildirmiştir. Aynı tarihte Sazanof, Enver Paşa’nın anlaşma tekliflerini de Londra ve Paris büyükelçilerine bildirmiştir. (Bayur, 1953: 145-147)

Tüm bu görüşmeler ve teklifler bize göstermektedir ki Osmanlı Devleti ile Almanya arasında yapılan ittifakın gizliliği korunabilmiştir. Osmanlı Devleti seferberliği tarafsızlığını koruyabilmek için ilan ettiğini ileri sürmüştür. Durumu bilmeyen ve Rusya’nın teşebbüsleri ile harekete geçen İtilaf devletleri Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalmasını sağlamak amacıyla görüşmelerde bulunmuşlardır. Görüşmeler devam ederken 1 Ekim’de yürürlüğe girmek üzere Osmanlı Devleti, tek taraflı olarak kapitülasyonları kaldırdığını 9 Eylül’de elçiliklere bildirerek açıklamıştır. Önce buna Osmanlı Devleti’nin müttefiki Almanya ve Avusturya karşı çıkmış ise de sonradan bu haklarından vazgeçmişlerdir.

Seferberlik ve yığınağın bitirilmesine kadar zaman kazanmak isteyen Türk devlet adamları, Almanların Marn yenilgisinden sonra kararsızlığa düşmüşlerdir. Başkomutanlık karargahının ileri gelen Türk kurmayları da, ordunun bir yıl daha hazırlığa muhtaç olduğunu ileri sürmüşlerdir. (Çakmak, 1936: 4) Enver ve Talat Paşa, savaşın Almanlar tarafından kısa bir sürede bitirileceğini düşünmekteydiler. Ancak Türk kurmayları bu kanaatte değillerdi. Daha önceleri süratle savaşa katılıp Kafkasya, Mısır ve İran istikametlerine taarruzu hedef tutan planı hazırlayan Genelkurmay 2. Başkanı Hafız Hakkı Paşa, Bulgaristan’a yaptığı geziden sonra verdiği raporda Bulgarların savaşa girmeye niyetli olmadıklarını belirtmiş, ilkbahara kadar savaşa girilmemesini öğütlemiştir. (Akbay, 1970: 61)

Dipçe

[1] Sultan Osman muharebe gemisi, savaştan önce İngiltere’ye sipariş edilen iki gemiden biridir. Parası ödenmesine rağmen İngiltere, teslim alma töreninde gemiyi savaşın çıkması sebebiyle iade etmekten vazgeçmiştir. Bu durum Osmanlı kamuoyunda İngiltere’ye karşı büyük bir öfkeye sebep olmuştur.

 

[2] Konu il ilgili olarak bakınız: Mim Kemal Öke-Erol Mütercimler, “Sultan Osman” İstanbul, 1991

Osmanlı Devleti'nin 1. Dünya Savaşı'na Girişi - 3

Yıldırım Boyacı

Celal Bayar Üniversitesi Tarih Bölüm Mezunu, KYK Manisa İl Müdürlüğü Eğitim Sorumlusu
yildirimboyaci@bilimdili.com

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...