Tarih

Puşkin’in Yıkımdan Kurtardığı Hansaray Restorasyona Yenik Düştü

Kırım’daki Tatar Hanlığı’nın yönetim merkezi olan Hansaray, İstanbul Topkapı Sarayı’nın küçük bir benzeridir. Sarayın yapımına, 15. yüzyıl sonlarında, Tatar hükümdarı I. Mengli Giray döneminde başlanmış. Bahçeleri, köşkleri ve aşk öyküleri ile 500 yıllık bir dünya mirası olan saray, bölgedeki iç savaş öncesinde UNESCO dünya mirası listesine aday gösterilecekti. Ancak Hansaray bugün Rus hükumetinin yanlış restorasyon projelerine yenik düşmek üzere.

Hansaray’ın Kuruluş Efsanesi: Yılanların Savaşı

Mengli Giray’ın oğlu, ormanda avlanırken Çürüksu Irmağı kenarında iki yılanın savaşına tanık olur. Bir yılan diğerini paramparça hale getirir ve yaralı yılan dövüşten çekilir. Ancak galip yılan zaferine sevinemeden başka genç bir yılan gelir ve kıyasıya savaş yeniden başlar. Öte yanda bekleyen yaralı yılan ise Çürüksu Irmağı’na doğru sürünür, ırmağın kutsal sularında bedenini yeniler, genç ve güçlü bir yılan olarak yeniden doğar ve ormanın içinde kaybolur.

Kırım Hanları, “Bugün güçsüz düşmüş olabiliriz ama bu yaralı yılan gibi yeniden gücümüze kavuşacağız” diyerek, efsaneyi kendilerine örnek alırlar. Böylece yılanların savaştığı Çürüksu Irmağı kenarına Hansaray kurulur. Sarayın ana giriş kapısında bulunan “ikiz ejderha” kabartması, bazı tarihçilere göre bu efsane ile ilgili olmalıdır. Efsanedeki yılanlar, belki de daha eski mitolojik bir ejderhayı temsil ediyordu?

Yıkım gibi Restorasyon

Türkiye’de görmeye alıştığımız restorasyon facialarının bir benzeri, Kırım’daki Hansaray’da yaşanıyor. Tarihsel yapılarda sürmekte olan çalışmalar, ne yazık ki “restorasyon” sözcüğünün çok ötesinde ancak “yıkım” sözcüğü ile açıklanabilir. Resmi statüsü “Kırım Tatar Ulusal Müzesi” olan yapılardaki tahribat, fotoğraflarla belgelendi ve dünya kamuoyuna sunuldu. Tatar tarihçilerin incelemelerine göre, alandaki tahribat birkaç başlık halinde listelenmiştir:

*Çatılardaki geleneksel ve tarihsel kiremitler toplanarak İspanyol kiremitleri ile değiştirildi.

*Uzun süredir çatı örtüsünden yoksun binalar,  iyi korunamadıkları için yağış nedeniyle su çekmeye ve binaların içindeki mihrap ve minber gibi yapı elemanları rutubetten şişmeye başladı.

* 300 yıllık ahşap malzemeler, yerlerinden çıkarılarak parçalandı.

* Hansaray’ın belirgin özelliği olan bu ahşap malzemeler, betonarme malzeme ile değiştirildi.

*Yapıların dış duvarlarında çatlaklar oluştu.

* Duvarlardaki hat sanatına ait (Arap harfli kaligrafi) eski yazı örneklerinin %70’i silindi.

Puşkin ve Gözyaşı Çeşmesi

Puşkin 1820’lerde Güney Rusya’ya sürgüne gönderildiğinde, Kırım’daki Hansaray’a uğrar. Sarayda “Gözyaşı Çeşmesi” adı verilen bir çeşmenin öyküsünü öğrenir ve bu öyküden çok etkilenir. Tatar hükümdarı, Maria adında Hristiyan bir prensese âşık olmuştur. Bu aşk, sarayın hareminde kulaktan kulağa yayılır. Ancak haremdeki bir cariye, “hükümdar artık beni sevmeyi bırakacak” diye Hristiyan prensese tuzak kurar ve onu öldürür. Kaybettiği aşkı için anıtsal bir çeşme yaptıran hükümdar, “Dünya durdukça bu çeşme de benim gibi ağlasın” der. Böylece aşkını ölümsüzleştirir. Çeşmenin öyküsünü öğrenen Puşkin, bu aşk için bir şiir yazar:

Ah aşk çeşmesi, ah hüzün çeşmesi,

Dinledim senin taş dudaklarından uzun hikâyeni.

Ah uzaktır, acı ve mutluluğun parçaları,

Fakat Maria’nın dilinden hiçbir söz çıkmadı…

Bu dizelere duyulan saygı nedeniyle, 19. Yüzyıldaki Rus işgali sırasında Hansaray yıkılmaktan kurtuldu. Bu nedenle de sonraki yıllarda çeşmenin yanı başına bir Puşkin büstü kondu. Ancak bugün, Hansaray’da sürmekte olan talihsiz yıkıma, Puşkin’in dizeleri bile engel olamıyor…

Reklamlar