Canlı Bilimi

İskit At Yetiştiricilerinin Ustalığı Ortaya Çıkarıldı

Moğol atları (görseldeki) ve günümüzdeki diğer at ırkları, yaklaşık 2000 yıl önce evcilleştirilmiş atlardan daha az kalıtsal çeşitliliğe sahip.

Çağdaş hayvan ıslahı kalıtsal çeşitliliği azalttı

2000 yıllık aygırlardan alınan DNA, at evcilleştirme hikâyesini yeniden yazmaya yardımcı oluyor.

Araştırmacılar, Science dergisinin 28 Nisan sayısında, eski evcilleştirilmiş atların bugünkü torunlarından daha çok kalıtsal (genetik) çeşitliliğe sahip olduğunu bildirdi. Özellikle, bu eski atların Y kromozomlarının çok daha fazla çeşidi vardı ve bugünkü atlardan daha az zararlı değişinim (mutasyon) bulunuyordu. Çağdaş atların kalıtımına dayanan önceki çalışmalar, buzul çağında evcilleştirmenin vahşi atlarda görülen çeşitliliğin çoğunu kısıtladığı sonucuna varmıştı. Fakat yeni bulgular, çeşitlilik eksikliğinin daha yeni bir gelişme olduğunu ortaya koyuyor.

Kopenhag’daki Danimarka Doğa Tarihi Müzesi’nden evrimsel kalıtım bilimci Ludovic Orlando (Ludıvik Orlando), “Bugün, tüm atların Y kromozomları neredeyse aynı.” diyor. Sonuç olarak, bilim adamları, eski insanların çok sayıda kısrak için yalnızca birkaç tane aygır yetiştirerek atları evcilleştirmeye başladığını düşünüyorlardı.

“Ama geçmişe baktığımızda – vay be! – Bu yepyeni bir dünya.” diyor Orlando.

Atların yaklaşık 5500 yıl önce evcilleştirildiği düşünülmektedir. Orlando’nun grubu antik İskit medeniyetinden gelen 15 Demir Çağı aygırının kemiklerinden alınan DNA’ları inceledi: İki adet aygır Rusya’daki 2700 yıllık bir mezar alanındandı ve 13 tanesi ise yaklaşık 2300 yıl önce Kazakistan’da bir mezar ayininde kurban edildi. Ekip ayrıca Rusya’daki Sintaşta kültürünün 4100 yıllık Bronz Çağı kısraklarına baktı. Orlando’nun dediğine göre, aygırların neredeyse tamamında farklı bir Y kromozomu türü vardı.

Bu bulgu evcilleştirmenin ilk evrelerine sadece birkaç tane aygırın katıldığı fikrine meydan okuyor. Orlando; “Atlar arasında Y kromozom çeşitliliğinin kaybedilmesi, son 2,300 yıl içinde gerçekleşmiş olmalıdır ve belki de yakınlarda, 200-300 yıl önce, insanlar özel at ırkları yaratmaya başladığında başlamış olmalıdır.” diyor.

At sütü

Görselde Kazakistan’da at sağan bir kadın görülüyor. At sütünün içilmesi için yapılan bu uygulamanın 5000 yıldan daha fazla bir geçmişi var. Eski İskit atlarından elde edilen kalıtsal veriler 2000 yıldan fazla bir evcilleştirmenin at genlerinde meme bezi gelişimi ve süt üretimi ile ilgili değişikliklere neden olduğunu gösteriyor.

Çağdaş hayvanlardan elde edilen kalıtsal verileri kullanarak geçmişte neler olduğunu anlamaya çalışmak, bir romanın sonuna atlamak ve sadece sonunu okumak gibidir; işlerin nasıl sona erdiğini gösterir, ancak hikâyenin nasıl başladığını ya da geliştiğini göstermez. Kraliçe Mary (Meri) Üniversitesi’nden evrimsel canlı bilimci (biyolog) olan Laurent Frantz (Lorınt Frentz), eski DNA’yı incelemek, evcilleştirmenin nasıl gerçekleştiğine ve insanların hayvanlarla nasıl etkileşime girdiğine dair daha iyi bir gösterge sağlayabilmek adına bu boşlukları doldurabilir, diyor.

Çağdaş atlarda bunama ve nöbetlerle ilgili olanlar da dâhil olmak üzere zararlı olabilecek değişinimler de bulunmaktadır. Ancak eski atların bu değişinimleri yoktu, bu da DNA değişikliklerinin son 2300 yıl içinde bir ara yaşandığını gösteriyordu.

İngiltere’deki Exeter (Eksitır) Üniversitesi’nden hayvan kazı bilimci (arkeolog) Alan Outram (Elın Autrım) “Gerçekten çok şey değiştiğini gösteriyor ve çağdaş kalıtımdan derin geçmişi modellemek inanılmaz derecede tehlikeli. Eski DNA çalışmalarını gerçekten yapmanız gerekiyor.” diyor.

Orlando ve meslektaşları İskitlerce yetiştirilen bazı kalıtsal özellikleri de tespit ettiler. Meme bezi gelişiminde ve işlevinde yer alan genler muhtemelen İskitlerin atlarını sağmış olduklarını gösteren daha büyük süt üretimi ile ilişkili değişik biçimlere sahipti. Outram ve diğerleri, at sağımının en az 5000 yıl önce başlamış olduğuna dair kanıtlara sahipler.

Ayrıca sinirsel krest hücreleri işlevindeki genler de değişti. Bu oğulcuk (embriyonik) hücreleri, erken gelişme sırasında vücudun farklı bölgelerine göç eder ve beynin kısımlarını, bazı yüz özelliklerini ve diğer dokuları oluşturmaya yardımcı olur. Yeni bir varsayım (hipotez), sinirsel krest hücrelerinin işleyişindeki değişikliklerin, sarkık kulaklar, genç yüzler ve lekeli katlar gibi evcil hayvanlar tarafından paylaşılan ortak özelliklere yol açabileceğini gösteriyor.

Frantz, “Eski atlardan elde edilen kalıtsal sonuçlar, varsayımın doğru olabileceğine dair kanıtlar sağlıyor.” diyor. Kalıtım bilimciler, deneysel canlı bilimcilerle sinirsel krest hücrelerinin evcil hayvan görünümünü değiştirmede rol aldığını doğrulamak için çalışmak zorunda kalacaklar. Fakat Frantz, “Bu varsayımın doğru bir şekilde sınanmasına yönelik ilk adım.” diyerek çalışmaların devam edeceğini belirtti.

Alaas Ebé kazı alanında bulunan at mezarı. Churapchinsky Bölgesi, Yakutistan.
Kaynak
https://www.sciencenews.org/article/ancient-dna-bucks-tale-how-horse-was-tamed?tgt=nr