DÜŞÜNCE Evren

Bilimsel Yönüyle “2001: Bir Uzay Destanı”

Stanley Kubrick’in 1968 yapımı olan ve Arthur C. Clarke’ın kitabından uyarlanan filmimiz 2001: A Space Odyssey’i ‘’bilimsel’’ yönüyle bu yazımızda ele alacağız.

Film bizi The Dawn of Man yani İnsanlığın Şafağı bölümüyle bizi karşılar. Filmin ilk bölümü olan bu bölümde maymun-adam kabilesi bir çölde yaşam savaşı vermektedir. Günün birinde yalnız bir maymun-adam bir kemik yığınından bir kemik keşfeder ve bu kemiği bir silah gibi kullanabileceğini fark eder. Bu maymun-adam su birikintisini savunmak amacıyla kabilesine liderlik eder. Savunurken başka bir kabiledeki maymunu keşfettiği silahı yani kemiği kullanarak öldürür. Bu kabile lideri maymun-adam bir insan gibi dik durabilme özelliği de göstermektedir.

Filmin ilk sahnesi olan bu ‘’The Dawn of Man’’ bölümü başka bir kabilenin denetiminde olan su birikintisinin el değiştirmesi ile sonlanır. Bu bölümdeki en önemli mesajlardan biri evrimsel süreçten beri gelen yani maymun-adamdan insan olma sürecinde elimizde bulunan araç gereçlerin de bizimle birlikte evrimleştiğidir. Bir kemik yığınından başlayıp bir uzay aracı tasarlamaya kadar giden bu süreçte insanoğlu her zaman doğayı kontrole alma gereksinimi duymuştur.

‘’Ay’a Yolculuk’’

Filmin bu bölümünde ilk bölümden 4 milyon yıl geleceğe gidiyoruz. Bölümün içeriğinden çok filmdeki karelerle karşımıza çıkan daha doğrusu Stanley Kubrick&Arthur C. Clarke ikilisinin hayal gücünden kesitlerle devam edeceğim.

Yukardaki karede karşımıza bir uzay istasyonuna giren bir uzay aracı gözümüze çarpmakta.

ISS

Bu da günümüzde bir uzay istasyonu. Yönetmenimiz hayal sınırlarını biraz zorlamış gibi görünüyor.

 

Uzay istasyonuna giden uzay aracının içinde bizi yerçekimsiz bir ortam karşılıyor. Bu uzay aracı daha çok Dünya-Ay arası bir uçak gibi hayal edilmiş. Araç içinde çalışan hostesler mevcut. Yerçekimsiz bu ortamda rahatça yürüyebilmeleri için de zemine yapışabilen ayakkabılar kullanılmış.

Uzay aracımız uzay istasyonuna giriyor ve bizi burada ses tanımlama sistemi karşılıyor. Günümüzde de ses/optik/touch id gibi tanımlama sistemleri mevcut. Gayet gerçekçi bir yaklaşım olmuş.

Günümüzün güzel özelliklerinden biri de görüntülü konuşabilme özelliği. Elimizdeki telefonlardan çeşitli uygulamalar sayesinde istediğimiz kişiyle kolaylıkla görüntülü olarak konuşabiliyoruz. 1968 yapımı olan bu filmde böyle bir özelliğe kavuşacağımız ön görülmüş.

Gelecekte besinlerin sıvı yoluyla vücuda alınacağı ön görülmüş. Benim gibi yemek yemeği sadece bir ihtiyaç gibi görenler için müthiş bir icat olmuş fakat 2017 itibari ile böyle bir imkana henüz kavuşamadık.

Jüpiter Görevi

Filmimizin 3. Bölümü olan Jüpiter Görevi’nin ilk sahnesinde Discovery One uzay aracını görüyoruz. Bu uzay aracında uçuş pilotu olan Dave, Frank ve bir süper bilgisayar olan HAL 9000 bizi karşılıyor. Mürettebatın geri kalanı ise düşük sıcaklıkta derin uykuda uyumaktadır.

HAL 9000

HAL’ı günümüz şartlarında bir artificial intelligence yani yapay zeka olarak düşünebiliriz. Filmde HAL insan gibi iletişim kurabiliyor ve insan duygularını taklit edebiliyor. Aynı zamanda Discovery One için analizler yaparak ‘’hatasız’’ sonuçlar elde ediyor. Araç Jüpiter’e doğru yol alırken bir gün HAL aracın haberleşme sisteminden bir sorun olduğunu Dave ve Frank’e bildirir. Dave arzalı haberleşme parçasını almak için Discovery’nin dışına çıkar. Sonra anlaşılır ki haberleşme sisteminde bir sorun yoktur. Hiçbir hata yapmayacağını düşündükleri HAL bir hata yapmıştır. Dave ve Frank ikilisi HAL’ın yapay zekasını devre dışı bırakmaya karar verir. Bu karar HAL’ı onu üreten insanlara karşı isyan etmesine neden olmuştur. Bu isyan da ölümüne neden olmuştur. Dave HAL’ın yapay zeka bölmesine girerek ‘’tornavida’’ ile süper bilgisayarımızı devre dışı bırakır. Filmin başında maymun-adam tarafından kullanılan kemik filmin bu bölümünde bir tornavidaya dönüşmüş ve yapay zekanın ölümüne neden olmuştur.

Yapay zeka günümüze kadar bir çok film, kitap ve dizinin ana konularından biri olmuştur. Genellikle de yapay zekanın insanlara üstünlük kurduğu insan vs robot kurguları izledik. Teknoloji ve bilimsel gelişmeler son yüzyılda önemli bir ivme kazanmışken bu bilim-kurgu senaryolarının bir gün ‘’acaba gerçeğe dönüşecek mi?’’ sorusunu akıllarımıza getiriyor…

Baran Gümüşdere

Reklamlar