Arkeoloji DÜŞÜNCE

İnsanlık Kadar Eski; Hasan Usta’nın Elleri (Son Taş Yontucular)

kaynakci-ve-tas-cekici

5_11Bazı insanları tanımak şanstır ve sonsuz mutluluk verirken insana kendini ayrıcalıklı hissettirir. Ama aynı zamanda bu insanları tanımak biraz da hüzün salar insanların içine. Çünkü o insanlar köklü bir geleneğin hatta insanlığın tarihi, kültürün tarihi, zanaatın tarihi kadar eski bazı geleneklerin son temsilcileridir. İşte koca çınarlar misali köklerini topraktan çekmek anlamına gelir onların bu son temsilci olmaları;  binyıllık geleneklerin bitmesi anlamına gelir onların yokluğu… İşte bu yüzden de ne kadar mutluluksa o kadar da hüzündür onları tanımak…

Aynı benim Ağlı’nın Gölcüğez Köyü’nden Hasan Ustayı tanıdığımda hissettiklerim gibi. Çünkü o ilimizin hatta bölgemizin son “düven taşı” yapım ustalarından biri. Çünkü o insanın alet olarak kullandığı taşa, taşla birlikte tarıma, tarımla birlikte ekine, ekmeğe biçim veren bir zanaatın yaşayan yegâne tarihi.

Kültür bilimcileri, arkeologlar, antropologlar kültürü insanoğlunun alet yapmasıyla başlatırlar. Bu alet kemik, ahşap gibi organik malzemelerin dışında kalıcılığıyla taştır. Bu taş alet, avlanmak, kendini korumak, kök çıkarmak, ilik çıkarmak ve başka aletler yapmak gibi yaşamı idame ettirmenin en önemli aracıydı. Ve aynı zamanda kültürü başlatmanın da… Taşa şekil vermek, onu alet olarak bilinçli bir şekilde amaca yönelik kullanmak insanlık tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.

Şu ana kadar bulunmuş en eski taş aletin yaşı 3.3 milyon olduğu tespit edilmiş durumda. Kenya’daki bu yeni keşiften önce atalarımızın 2.6 milyon yıldan bu yan taş aletler yaptığı, kullandığı biliniyordu. Önceleri büyük, tek yüzlü ve muhtemelen tek amaca hizmet eden bu aletler giderek küçülüp çoklu amaçlar için kullanılan birer nesneye dönüşüp bizim uzak geçmişimizin en önemli yansıtıcıları oldular. İnsanın belleğindeki bu en eski zanaat ince bir süzgeçten geçerek tarımsal hayata geçişle birlikte kendine has teknolojisini yaratan düven taşına kadar ulaşmış durumdaydı. Tarımsal yaşamın başlangıcının da günümüzden yaklaşık 10 bin yıl önce olduğu düşünülürse Hasan Ustamız (Vural- 81) da on bin yıllık bir geleneğin son temsilcilerinden işte…

5_5-1Emekli eğitimci Kemal Müzdecioğlu (60) sayesinde tanıdık Hasan Usta’yı. Kendisinin dayısı olması nedeniyle yaklaşık son 20 yıldır yapılmayan bir uğraşının küllerinden bir köz çalmak için gittik Gölcüğez Köyüne. Hasan Usta 81 yaşında ama 18’lik bir delikanlı canlılığında. 5 evladı ve 20 kadar da torunu var. Her sabah 5’de uyanıp yatsı namazından sonra da yatıyor. 30 baş kadar hayvan ile her gün kendi başına ilgileniyor, onları otlatmak için kilometrelerce de geziyor.Gölcüğez Köyü eski bir divan. Beş mahalleden oluşuyor. Köyü göç kanseri 1960’lı yıllarında yakalamış. Bu göç dalgasıyla birlikte Hasan Usta’da 40 yılının kışlarını İstanbul’da geçirmek zorunda kalmış. Köyün gurbet mesleği pastacı ve börekçi. Hasan Usta’da kısmen kendisi yaparak kısmen de başka yerlerden alarak helva satmış tam 40 yıl boyunca İstanbul’da. Ama yaz aylarında da köyüne gelerek topraklarını asla ıssız bırakmamış. İstanbul’da kazandığı para ile de köyüne evini, ahırını yaptırarak değerlendirmiş.

Anadolu’nun birçok yerinde olduğu gibi Kastamonu’da da kimi köyler kimi zanaatlar konusunda uzmanlaşmış, tek bir zanaat tek bir köyün ekmeği, uğraşısı olmuştur. Geymene’de mıh yapımı, Gülef’de düven yapımı, Gemiciler Bıçakçılar da bıçak yapımı derken Gölcüğez Köyü de düven taşı ile ekmeğini kazanmış. Köyün tümü maaile olarak düven taşı çıkarma ve yontma işinde uzmanlaşmış. Hatta köyde hala Hasan Usta gibi bu meslekten gelenler de var.

Hasan usta, babadan, dededen kalma mesleği için “dünya var olduğundan beri olan meslektir” diyor düven taşı yapımı için. Zanaata başlangıcını da “ellerim tuttuğu zaman” diyerek ne kadar erken yaşlarda bu işe başlandığını anlatıyor. Gençliğinde 60 haneden oluşan köyün tümünün bu işle uğraştığını söyleyen Hasan Usta, divanın ortak malı dediği Çomruk Dağı’nda açtıkları ocaklardan (kuyu) düven taşı yaptıkları çakmak taşlarını çıkarttıklarını belirtiyor.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Bize her ne kadar köyün harman yerinde gösterse de zanaatının inceliklerini, eski zamanlarda tüm iş ocakların başında olup bitermiş. Hanede köydeki işleri ve hayvanlara bakacak kadar kişi bırakıldıktan sonra kalan diğer insanlar dağa gider ve burada yaklaşık 10 metre kuyular açarak buradan çapları 20 cm’den başlayan ve daha büyük de olabilen çakmak taşlarını çıkarıyorlarmış. Kuyuyu açan da kazan da taşı çıkarıp yontan da aynı kişi. Ailenin diğer bireyleri eğer taş yontmada usta değillerse lojistik, taşıma gibi işlere yardımcı oluyorlarmış. Buradan çıkan taşlar yine hemen ocağın başında yontuluyormuş. Tam performansla çalışan bir kişi bir günde 4 bin parça düven taşı üretebiliyormuş. Üretim ve şekil verme araçları da oldukça mütevazı. Büyük taşları ele sığacak kadar parçalayacak olan büyük bir çekiç, bunun adı kaynakçı (vurma işleminden dolayı ömrü on yıl); yonga çıkarmak için kullanılan daha küçük çekicin ismi ise taş çekici ve bu çekicin de ömrü 1 yıl. Aynı zamanda taş avuç içinde tutulup yongalar çıkarıldığı için avuç içine yerleştirilen ve ellik denen kalın plastik bir aparat. Bu eskiden ayakkabı köselesinden yapılıyormuş.

5_21Ocakta düven taşı haline gelen meta eşeklerle çuvallara yüklenerek köye getiriliyormuş. Ticaret ise; ya Gölcüğezlileri Ağlı başta olmak üzere yakın yerlerdeki pazarlara götürmesi ile ya da başka yerlerden toptan almaya gelenlerle kendi köylerinde yapılıyormuş. Köye gelenlerin başında ise Daday’ın Gülef köylüleri imiş. Çünkü bu köy de düven yapımını zanaat edinmiş bir köy olarak Gölcüğez’den aldıkları taşları yaptıkları düvenlere takarak bu işin satışını yapıyormuş. Bu arada düven taşını düvene yerleştirme işine de “dişleme” deniyor. Taşın kalın yani keskin olmayan yüzü düven de boşluğa konarak ve taşın altından hafif bir çekiçle vurularak taş düvene yerleştiriliyor.

Ticaret ağı ise çok geniş. Bir noktada Osmanlı dönemi Kastamonu Vilayeti desek yeri yani. Kastamonu’nun tümü olduğu gibi günümüze Karabük sınırında kalan ilçeler ve hatta Bartın’a kadar satılıyormuş düven taşları. Çünkü hem ocak anlamında hem de üretim anlamında yakında Gölcüğez’den başka üretim noktası yok.

Genelde tane hesabından satılırmış düven taşları. Başka bir şekil ise tahıl ölçeği olarak kullanılan “yarım”larla yapılan satış. Yaklaşık 18 kilo alan bu ölçü biriminin içinde ortalama bin adet düven taşı giriyormuş.

Yaz aylarında mayıstan ağustos ortasına kadar düven taşı üretimi yapılırmış. Stok işi pek yok. Mesleğin artık tarım aletleri teknolojisinin yaygınlaşmasıyla bitmesinden kısa süre önce Bursa’dan düven taşı gelmeye başlamış Kastamonu’ya ev bu da Hasan Usta gibi tüm köyün işlerini açıkçası zora sokmuş. Ve köyün bu mesleği maalesef yaklaşık 15-20 yıl önce yapılmaz olmuş…

Nasıl alet yapmak insanoğlunun tarihinde bir kırılma noktasıysa, nasıl o aletler sayesinde tarımsal ve yerleşik hayata geçiş bir devrimse, Hasan Usta ve onun elleri de üzerinde 10 bin yıllık izleri, tecrübeyi, tarihi taşıyan insanlık kadar eski mesleğin son temsilcisi olarak onurlu bir bayrağı taşıyor.

Murat KARASALİHOĞLU

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...