DÜŞÜNCE

Kaotik Bir Roman Olarak: Dünya Dönmeden Önce

Veysel Gökberk Manga’nın ilk romanı “Dünya Dönmeden Önce”[1] kaotik bir roman metnidir. Kurgusu da kaotiktir, tahkiyedeki olayların dizilişi de kaotiktir. Romanın başat karakterinin adı kestirmeden T’dir. Gerek anlatıcı, gerek okur, gerekse romanın diğer karakterleri indinde T’nin adının açılımının belirsizliği de zaten başlı başına bir karmaşayı yansıtıyor. Anlatının kaosu T’nin hem dış dünyasında hem de iç dünyasında çok belirgindir. Diğer karakterlerin ise dış dünyaları bu bariz karmaşaya iştirak ediyor. Ama isteksizce ve yüzeysel olarak iştirak ediyorlar. Romanın ilk paragrafındaki şeftali ve simit çapraşıklığı birer metaformuşçasına okurun suratına çarpıyor. Bana kalırsa, buradaki şeftali doğayı, simitse doğanın içindeki insanın müdahalesini simgeliyor. T adlı başat karakter henüz anlatının ilk sayfasında “yaratılan ortam yüzünden gündüzle gecenin bile ayrılmasının mümkün olmadığı bir hapishanedeki mahkûmu” hatırlamaktadır. Zihni ikiye bölünmüş olarak kafasının içindeki iki oyuncuya satranç oynatabilen bu mahkûm kaos ile kozmos arasında sıkışıp kalmışlığın Araf’taki insanıdır. Bu itibarla şeftali karanlığı (çünkü meyveleri akşam sofrası sonrasında evimizde yeriz) temsil ederken, simit de aydınlığı (çünkü simit türünden atıştırmalıkları gündüz sokakta yeriz) temsil etmektedir. Ne var ki romandaki o karmaşa nedeniyle T manavdan bir kilo simit ve simitçiden de dalından yeni kopmuş şeftali istemektedir.

T’nin iki büyük yoksunluğu vardır. Birincisi, sevdiği kıza kavuşamamak. İkincisi ise mazbut bir aile hayatını kendi iradesiyle reddetmişliğin mutsuzluğu. T’nin annesi oğlunun aile düzenine ihaneti yüzünden acı çekerek ölmüştür. Şeftalinin kadın göğüslerinin metaforu olduğunu varsayarsak kaybedilen sevgiliye ulaşırız. Simit ise hamur işi olması bakımından anneyi ve aileyi vurguluyor. Şeftalinin karanlığı arzulanan sevgiliyle halvet olma istencine tekabül ediyor. Simidin aydınlığı da aile saadetidir. Fakat T bunların hepsini teperek İtalya’ya kaçmıştır. T’nin neyi niçin yaptığı daima muallâktadır. Romanın kurgusu icabı hiçbir şey vuzuh değildir.

“Dünya Dönmeden Önce”de mekanik hayata bir reddiye bulunmaktadır. Roman karakterleri kendilerinin birer roman karakteri olduğunu kimi zaman fark ediyorlar. Topal Hayri adındaki mahalle bakkalı on avroluk paranın peşinden koşarken yağmur altında eriyerek mazgaldan kanalizasyona sürükleniyor. Tuhaf olansa, mahalledeki hiç kimsenin bu durumu yadırgamamasıdır. Aslında tuhaf olmayabilir çünkü insanlık zaten bir kanalizasyonun içinde yaşamaktadır. Topal Hayri bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendisini yemek kabında dev bir kemiğe dönüşmüş olarak buluyor. Daha sonraysa köpeğe dönüşüyor ve ızgaradan kanalizasyona düşüyor. Bütün bunlar T’nin tevehhümleridir. Kafka’nın böceği Manga’nın romanında köpek suretiyle karşımıza çıkıyor. T’nin iç dünyasındaki kötücül tasavvurlar dışarıya bütün acımasızlığıyla yansıyor. T belki de Tepegöz’dür. Tabii ki tecessüm etmiş Tepegöz değil de içimizdeki Tepegöz’dür. Anlatının 35. sayfasındaki şu cümle mânidardır: “Neticede iyi bir fikir ve özlem, gerçekleşmeden evvel, yâni yalnız kafanın içindeyken, tecessüm etmiş hâlinden daha yeğdir.”

Burada bir çelişki varmış gibi görünse de, romanın kaotik atmosferini göz önünde bulundurduğumuzda, Tepegöz’ün şahsında T’nin dış dünyadaki karmaşa karşısında hakiki dinginliğe özlem duyduğunu hissedebiliyoruz. Tepegöz, tersine çevrildiğinde, iyiliğin temsilcisi de olabilir. Dünya dönmezden önce ne vardı? Şeftalinin ve simidin yuvarlaklığı ile dünyanın şekli arasındaki ilinti açıktır. 72. sayfadan bir cümle: “Belki de mekâna tam olarak nüfuz edemediği için ayrıntıda takıldı kaldı.” Romandaki kronolojik düzensizliğin yanı sıra mekân da kaypaktır. Günümüz Ankara’sından Selçuklu Türkiye’sine ve Osmanlı devri Fransa Krallığına gelgitler “Dünya Dönmeden Önce” romanını Mihail Bahtin’in karnaval teorisine bağlıyor. Şöyle ki: “Kişi, geçmişle de aşina tarzda ilişki kurabilir. Adeta, benim şimdimle ilişki kurduğum gibi. Ama böyle yaparken, şimdinin şimdiliğini ve geçmişin geçmişliğini göz ardı ederiz.”[2] Roman dünyasındaki (ve gerçek dünyadaki) bütün sahneler dünya dönmeden önce kurgulanmış mıydı? Peki ya dünyanın dönüşünü tersine çevirebilseydik ne olacaktı? Azerbaycanlı Kemal Abdulla’nın “Eksik El Yazması” adlı postmodern anlatısında Dede Korkut Hikâyeleri evreninin tersine çevrilmişliğini görüyoruz. Dede Korkut’un düz evreninde Bamsı Beyrek iyi kalpli esas oğlandır ama Kemal Abdulla’nın kaotik anlatısında Bamsı Beyrek entrikacı bir karakterdir. Biz bu nedenle “Tepegöz tersine çevrildiğinde iyiliğin temsilcisi olabilir,” dedik. Manga’nın romanındaki bir sorgulamayı (sayfa 48) buraya ekleyelim: “Dünyada gerçekten var olup olmadığımızı bile bilmemize imkân yok. Bununla ilgili bir teori okumuştum. Hepimizin bir oyunun parçaları olduğumuza dâir… Belki de bir kurgunun parçalarıyız. Hiçbir zaman gerçekliğimizden emin olamayacağız.”

Dünya hayatının bir yanılsama olduğuna yönelik kanaatlerimizin de ayrı bir yanılsama olması ihtimali var mıdır? Diyebiliriz ki, bizler bu dünyada var oldukça bu dünyanın gerçekliği bizler için mutlaktır. Manga’nın romanı işte bu mutlaklığı parçalıyor ve dünyanın içindeyken yanılsamayı zorbaca dayatıyor. Romanın sonlarına yaklaştığımızda T adlı karakter ile birlikte anlatıcı da protest tavrını 208. sayfada haykırıyor: “Kurgulamak entropiye, doğa kanunlarına karşı gelmek demekti. Yazar kendi zihninde dağınık duran şeyleri, her birini kendi özvarlıklarından kopararak birleştiriyor, sürekli büyüyen düzensizliği bir nebze olsun bozmaya uğraşıyordu.” Görüldüğü üzere, kozmik düzen yanılsamasına isyan gibi algılamamız gereken bu romanda düzensizliğe (kaosa) da başkaldırı vardır. Ama zaten yanılsama kaos demektir. Açıkça söylersek, yazarın kendi zihni dağınıktır, ki Manga bunu itiraf ediyor zaten. Roman kurgusundaki örtük yazar kim olursa olsun, açık yazar Manga’dır. Ama benim bu açıklık söylemim edebiyat teorisine terstir: “Çünkü yazar ne kadar samimi olmaya çalışırsa çalışsın, farklı eserlerinde kendisinin farklı versiyonları, farklı ideal norm kombinasyonları zımnen belirecektir.. yazar da bazı eserlerin ihtiyaçlarına bağlı olarak farklı bir havayla yazmaya başlar.”[3] Edebiyat eleştirmeni Wayne Booth buna “yazarın ikinci benliği” diyor. Şu hâlde roman kurgusundaki örtük yazar ile kitap kapağında adını okuduğumuz Veysel Gökberk Manga da “Dünya Dönmeden Önce”nin hakiki yazarı değildir. Karanlık odadaki yazar inşa etmiştir bu anlatıyı.

Bir yazar olarak Veysel Gökberk Manga ne derse desin “okur daima yazarın kafasında kurduğunu düşündüğü şeye boyun eğmek zorunda değildir”.[4] Örtük ve açık yazarın, ve hatta yazarın ikinci benliğinin bütün o protest, yıkıcı ve çaktırmadan onarıcı tavrıyla birlikte biz okurlar da “Dünya Dönmeden Önce” karşısında kendi protest tavrımızı sergileme hakkına sahibiz. Ve biz okurlar “Dünya Dönmeden Önce” anlatısına hem okurken hem de okuyup bitirdikten sonra protest tepki veriyorsak Veysel Gökberk Manga zaten hedefine ulaşmış demektir. Yazarın zekâsı (olması gerektiği şekliyle) kurnazcadır. Sinsi olmayı beceremeyen bir yazar hakiki sanatçı değildir. Yazar kurnaz olmak zorundadır çünkü okur da yamuktur: “İnsanlar hacca ahlâken zayıf oldukları için giderler ve bu zayıflığın bir işareti de, hacca gitmek için nazik kaba etlerinin donmayacağı bir mevsimi tercih etmeleridir.”[5]

Roman metninin örtük yazarı Osman Bey’dir. Gelgelelim açık yazarımız Manga bu örtüklüğü de bertaraf ediyor ve anlatıcının Osman Bey olduğunu (Osman Bey’in ağzından) açıklıyor. Metrodaki patlama finali T’nin zihninin infilâkıdır. Osman Bey bir devlet dairesinde yıllar boyunca telefonun çalmasını bekler durur. Onun o mekanik bekleyişi aslında kıyamet beklentisidir. Telefonun sesi kıyametin kopacağını bildiren Sur’un sesidir. Osman Bey’in şahsında bütün insanlık bir devlet dairesinde asırlardır bekliyor. Buradaki devlet dairesi dünya hayatıdır. Devlet bizim talihimizdir ve daire de (portakal ve simit gibi) dünya adlı gezegenin yuvarlaklığına telmihtir. Osman Bey “yaratılan ortam yüzünden gündüzle gecenin bile ayrılmasının mümkün olmadığı bir hapishanedeki mahkûm” olarak bizlerin bu dünyadaki tutsaklığını temsil ediyor. Ve Osman Bey son sayfada diyor ki: “Bakışlarımız, içinden kitaplar fışkıran bir mezara değdi.” Mezar ve kitap özdeştir. Teolojik bağlamda siz okurlar bunu levh-i mahfûz olarak anlama hakkına sahipsiniz.

Metin Savaş

[1] Veysel Gökberk Manga, Dünya Dönmeden Önce, Tün Kitap, birinci baskı, Ankara 2017

[2] Mihail Bahtin, Karnavaldan Romana, sayfa 168, Ayrıntı Yayınları, İstanbul 2014

[3] Wayne C. Booth, Kurmacanın Retoriği, sayfa 81, Metis Eleştiri, İstanbul 2012

[4] Terry Eagleton, Edebiyat Nasıl Okunur, sayfa 53, İletişim Yayınları, İstanbul 2016

[5] Terry Eagleton, sayfa 33

Reklamlar