Canlı Bilimi DÜŞÜNCE Psikoloji

Kendi Türüyle Savaşan Tek Canlı İnsan mı?

Kayıt altına alınabilen insanlık tarihinden bugüne kadar savaşsız bir döneme rastlamak çok zor. Öyleki bazı analizciler ve araştırmacılar son 300 yılda sadece 26 günün savaşsız geçtiğini dile getiriyor.1 Üstelik son 300 yılda meydana gelen onca teknolojik gelişmeye, keşiflere, iyileşen yaşam şartlarına, sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasına, mühendislerin insan hayatını daha da kolaylaştırmasına, ortalama insan ömrünün uzamasına rağmen insanlar sürekli savaşmışlardır. Küresel bir barış, insanların mutlu olması büyük ihtimalle herkesin üzerinde mutabık kalacağı bir arzudur fakat insanlar sürekli savaşmayı seçmiştir.

Konforlu bir evde yaşamak, asayişin sağlanması, yeterli beslenebilme gibi temel ihtiyaçları karşılansa da insanlar bununla tatmin olmuyorlar. İnsan elde ettiği nesneyi ya da hakkı bir süre kullandıktan sonra bunlardan daha fazlasını istiyor ya da bunları başkalarına da dayatmak istiyor. İnsanların savaşmasının sebepleri çoğu zaman tek bir sebebe dayanıyormuş gibi görünse de bir sarmal haline gelmiş dini, ekonomik, ideolojik ve psikolojik sebeplere dayanmaktadır.

İnsanlar din uğruna savaşlar verdiler; kendi inançlarını yaymak, başkalarını da inandırmak ve bu arada kaba kuvvetle hakim oldukları topraklardaki zenginlikleri ve insan gücünü de kazanmak istediler. İnsanlar ideoloji uğruna savaştılar; maksat kendi fikirlerinin diğer fikre galip gelmesi ve karşıt fikrin sahip olduğu kaynakları ve zenginilkleri ele geçirmekti. İnsanlar petrol için savaştı ve hala savaşmaktatır. Ekonomik kaynakların ele geçirilmesi için yapılan bu savaşa da dini ve ideolojik sebepler eklenebilmektedir. Görünen sebep bazen önemli ticaret yollarının ele geçirilmesidir; İpek yolu, Baharat yolu gibi. Bazen enerji kaynaklarının ele geçirilmesidir; petrol ve kömür gibi. Bazen dini sebeplerdir; Haçlı Seferleri ve mezhep savaşları gibi. Bazen de intikam duygusudur; II. Dünya Savaşı gibi. bu örnekler çoğaltılabilir fakat başka bir yazının konusu olabilecek kadar derin ve geniş bir mevzudur.

İnsanların savaşının sebebi yine insan kaynaklıdır. Bunlar açgözlülük, hodbinlik, kin, intikam duygusu, tahammülsüzlük gibi hislerdir. Bu hislerin ortaya çıkmasında tarihin sürekli olarak devamlılığını görebiliriz. İnsanların hayvanlardan farkı yaşadıkları felaketleri veya zaferleri gelecek nesillere de nakşetmesidir. Bu sebeple anlatı ya da eğitim yoluyla öğretilen felaketler bu olaylar yaşandığında henüz dünyada bile olmayan bir insanı başka millet, devlet ya da bir sosyal-siyasi gruba düşman edebilir; belki asırlar önce kaybedilen ve kutsiyet atfedilen bir toprak parçası insanları bir ülküde birleştirebilir; zaferler ise bir gurur kaynağı haline gelebilir. Hayvanlar ise genellikle doğuştan gelen içgüdüleri sebebiyle çatışma yaşarlar. Bu içgüdüler genellikle soyun devamlılığını sağlamak için çiftleşmek, beslenme ve korunma olarak öne çıkar.

İnsanların bu durmak bilmeyen savaşına bazı düşünürler; farklı hayvan türlerinin ya da bazı aynı hayvan türlerinin ne kadar da paylaşımcı ve yardımsever bir hayat sürdüklerini işaret ederek eleştirirler. Evet; birbiriyle çok iyi anlaşan, birlikte yaşayan kedi ve köpek olabilir. Bir kedi, muhabbet kuşunun üzerinde gezinmesine tepkisiz kalabilir. Annesi ölen bir yavru kurt klandaki başka bir dişi kurt tarafından evlatlık edinilip, beslenebilir. Bunlar gibi pek çok örnek mevcut. Fakat hayvanların da aynı türden olsalar bile çok vahşi şekilde birbirlerini öldürdüklerini, savaştıklarını biliyoruz. Bu şirin ayrıntıların insanlar arasında da tesis edilebileceğini ümit etmek şimdilik bir ütopyaya inanmakla eşdeğer görünüyor ve gelecekte küresel barışın sağlanacağına dair hiçbir belirti görünmüyor.

Liderliği ele geçiren erkek aslan önceki liderden doğan tüm yavru aslanları boğuyor. Bir aslan klanı başka bir aslan klanına topyekün saldırıp, gücü yeten taraf diğer tarafı yok ediyor. Şehirlerde yaşayan bazı kedi ve köpekler bile gruplaşıp, sokaklarda alan hakimiyeti savaşı veriyor. Kısacası anlatmak istediğimiz aynı ya da farklı türlerin birlikte barış içerisinde yaşadığına dair pek çok örnekle karşılaşabiliriz fakat türlerin birbirini vahşice yok ettiği örnekler daha fazla ve “rutin” halini almış görünüyor.

İnsanlar da hayvanlar da “öteki” ile savaşmaktan vazgeçmiyor. İnsan ve hayvanlarda da “tehdit algısı” ve “kaynakların paylaşılması/paylaşılamaması” savaşı çarçabuk doğuruyor. İnsanlar için tehdit algısı farklı ırklara, dinlere, mezheplere karşı ortaya çıkıyor. Teknoloji ne kadar ilerlemiş ve küreselleşen dünyada insanlar birbiriyle ne kadar da temas halinde olsa da bu durum şimdilik değişmiş görünmüyor.

Tüm canlılar yaşamak istiyor. Yaşamak ve yaşatmak için de bir diğerini öldürmeyi-can vermeyi göze alıyor. İşte bu iki zıtlık bir kısır döngü gibi asırlardır birbirinin içinde barınıyor.

Aynı Hayvan Türünün Savaşına Bir Örnek: 4 Yıl Savaşları; Gombe Şempanze Savaşı (1974-1978)

Genellikle “4 Yıl Savaşları” gibi savaş içerikli kavramlar insanlara atfediliyor olsa da, türümüzün yaşayan en yakın kuzeni şempanzelerin davranışlarını daha yakından takip ettikçe, hiç ummadığımız kavramların onları tanımlamak için de kullanılabileceğini görüyoruz. 4 Yıl Savaşları olarak da bilinen “Gombe Şempanze Savaşı”, bunun en nefes kesici örneklerinden birisidir. Gombe Şempanze Savaşı, 1974-1978 yulları arasında Tanzanya’daki Gombe Ulusal Parkı’ndaki iki şempanze komünitesi arasındaki vahşi çatışmalara verilen isimdir. Savaşın tarafları arasında Kasakela ve Kahama komüniteleri bulunmaktadır.

Bunlardan Kasakela grubu parkın kuzeyini kendi kontrolünde tutarken, Kahama grubu parkın güney bölgesini yönetmektelerdi. Bu iki grup, söz konusu savaştan yıllar önce tek ve büyük bir komünite olarak barış içinde yaşamlarını sürdürmektelerdi. Ancak 1974 senesinde ünlü primatolog Jane Goodall’ın komüniteyi incelemeye başlaması sırasında, şempanzeler arasındaki gruplaşma da giderek netleşmeye başlamıştı. Bu sürtüşmeler, uzman primatologun gözünden kaçmadı ve insanlığın hayvan davranışları alanındaki bilgi birikimine nefes kesen bir sayfa ekledi: Gombe Şempanze Savaşı!

Her ne kadar Goodall, grup içi ayrışmayı 1974 yılında tespit etmiş olsa da, Goodall’ın arazi notları üzerinde yapılan bilgisayar-destekli analizler, ayrışmanın tarihinin 1971’e kadar gittiğini ortaya koydu. Notların gösterdiği üzere, Kahama grubu içerisinde 6 yetişkin erkek bulunmaktaydı (bunlar arasında “Hugh”, “Charlie” ve “Goliath” olarak bilinen üç meşhur şempanze de vardır). Ayrıca 3 dişi şempanze ve onların yavruları ile “Sniff” isimli 1 adet ergen şempanze de Kahama grubunu oluşturmaktaydı. Öteki grup olan Kasakela ise daha büyüktü: 12 dişi şempanze ve yavruları ile birlikte 8 yetişkin erkek şempanze…

Savaşın başlangıcı, 7 Ocak 1974 tarihine denk gelmektedir. Bu tarihte Kasakela grubundan 6 yetişkin erkek, Kahama erkekleri arasında bulunan “Godi” isimli şempanzeye vahşice saldırarak onu öldürmüşlerdir ve böylelikle savaşın ilk vahşi saldırısını gerçekleştirmişlerdir. Saldırı sırasında bir ağacın tepesinde yemeğini yiyen Godi, olay yerinde can vermiştir. Resmi ve bilimsel kayıtlar içerisinde bu, bir şempanze grubunun kendi türlerinden olan bir diğer bireyi kasti olarak ilk öldürüşüdür.

Sonraki 4 sene boyunca Gombe Ulusal Parkı şempanzeleri barış yüzü görememiştir. 4 yıllık savaş sırasında Kahama grubunun 6 erkek şempanzesi de Kasakela savaşçıları tarafından katledilmiştir. Kahama dişilerinden ise 1 tanesi öldürülmüş, 2 tanesi kaybolmuş, 3 tanesi ise Kasakela erkekleri tarafından dövülmüş ve kaçırılmıştır. Bu süreçte yaşananlar, kan dondurucudur ve Jane Goodall’ın kitaplarından şu şekilde okunabilir:

“Gombe Şempanze Savaşı boyunca gördüklerimi hazmedebilmek için yıllarca çaba sarf etmem gerekti. Birçok gece uykumda korkuyla uyandım ve savaşın korkunç görüntülerini aklımdan çıkarmaya çabalamak zorunda kaldım. Şempanzelerden biri olan Satan’ın, Sniff’in yüzüne aldığı derin yaradan çenesinden akan kanları içmek amacıyla ellerini bir bardak gibi kullanması… Normalde son derece zararsız olan yaşlı Rodolf’un 2 kiloluk bir taşı Godi’nin yere yığılmış vücuduna vuruşu… Jomeo’nun Dé’nin baldırından bir deri parçasını koparıp atışı… Figan’ın durmaksızın, tekrar tekrar, acımasızca Goliath’ın titreyen bedenini yumruklaması… Ki Goliath, Figan’ın küçüklüğündeki kahramanlarından birisiydi!”

Bu başarılı saldırılar sonrasında Kasakela grubu, Kahama grubunun elindeki tüm alanı yavaş yavaş ele geçirmeyi ve kendi topraklarına katmayı başarmıştır. Ne var ki Kasakela’nın bu zaferi kalıcı olmamıştır. Kahama grubunun ortadan kalkışı, Gombe Ulusal Parkı’ndaki güç dengelerini bozmuştur. Kasakela, yeni edindiği topraklar sayesinde bir anda Kalande isimli bir diğer şempanze komünitesi ile komşu haline gelmiştir. Kasakela’nın bu hızlı ve güçlü ilerleyişi, Kalande grubundaki şempanzelerin korumacı bir strateji izlemesine neden olmuştur.

Ne var ki Kalande şempanzeleri hem fiziksel güç bakımından, hem de sayısal olarak Kasakela şempanzelerinden üstündü. Kasakela’nın ilerleyişini durdurmak ve Kasakela’nın toprak kazanmak konusunda ne kadar istekli olduğunu tespit etmek adına Kalande şempanzeleri birkaç defa Kasakela’nın yeni topraklarına saldırı düzenledi. Kasakela, bu güçlü saldırılar sonucunda kısa sürede Kalande’ye boyun eğdi ve kazandığı toprakların büyük bir kısmından çekilmek zorunda kaldı.

Her ne kadar bu anlatımlar bazı bilim insanları tarafından “aşırı insanlaştırılmış bir dil kullanmak” ile suçlanmışsa da, sonradan yapılan analizlerin hepsi, Gombe’de yaşananları doğrulamakla kalmadı, Goodall’ın müdahalelerinin hiçbirinin şempanze komüniteleri arasındaki savaşa etki etmediğini, tarafların tamamen doğal nedenlerle bu savaşı başlattığını ortaya koydu. Böylece Gombe Şempanze Savaşı, insanlığın resmi olarak tanıklık ettiği ilk şempanze savaşı olarak bilim tarihindeki yerini aldı.2

İdris Kılıçaslan’in profil fotoğrafı

İdris Kılıçaslan

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...

Arşivler