Dil DÜŞÜNCE

Köktürk Harfleriniñ Günümüzde Kullanılması İçin Yapılan Çalışmalar ve Çağdaş Türk Damgaları

Türk Dili Derneği Genel Başkanı Gökbey ULUÇ – İstanbul

Bu yazı,
1-7 Haziran 2018 günleri arasında Moğolistan Millî Üniversitesi bünyesinde Ulan Batur’da
düzenlenen Köktürk Yazısının Okunuşunun 125. Yılında Orhun’dan Anadolu’ya Uluslararası
Türkoloji Sempozyumunda sunulmuştur.
Bildiriler Kitabı (2018) 2. Cilt, Sayfa: 1407-1430. Kesit Yayınları

Özet
Danimarkalı dilbilimci V. Thomsen’iñ 1893 yılında Köktürk (Göktürk) harfli metinleri çözdüğünü duyurmasıyla Türk yazıtlarına olan ilgi birden yükselişe geçti. Avrupa’da cereyan eden bu gelişmeler, İstanbul’dan da ilgiyle izleniyordu. Bu koñu 1895’te İkdam gazetesinde haber édildi. 1897’de de Necib Asım Yazıksız tarafından Eñ Eski Türk Yazısı (Yanıklar, 2015) adıyla kamuoyuna
duyurulan Göktürk metinleri Anadolu coğrafyasında bilimsel zeminde incelenmeye başlandı. Cumhuriyetiñ ilk yıllarında Hüseyin Namık Orhun ile doruğa çıkan bu çalışmalar, soñraki yıllarda
gittikçe azalmaya başladı ve durma noktasına geldi. 2000’li yıllarda saha araştırmalarına başlaya Türkologlarla canlanmaya ve ilgi görmeye başlayan yazıtlar, beklenmedik bir biçimde 2010’lu yıllarda bilim dünyasını aşarak topluma inmiş, popüler kültürüñ bir sosyolojik dışavurumu olarak kendini göstermiştir.

Bu bildiride, Göktürk harfli metinleriñ toplumda ilgi görerek yaygınlaşması ele alınacaktır. Günümüzde oluşan bu toplumsal ihtiyaca dil bilimiñ sunması géreken çözümler üzerinde durulacak,sorunlarına değinilerek ilgi uyandırılmaya çalışılacaktır. TBMM’niñ gündem maddelerinden birini oluşturan, hatta Türk Silahlı Kuvvetlerinde hakkında özel yazılı emir çıkarttırılan Göktürk harfli metinleriñ göz ardı édilemeyecek kullanım isteğine karşın bilimsel olmayan yöntemlerle üretilen çözümler, bilimsel yöntemlerle çürütülecektir. Ardından Göktürk metinlerindeki damgalarıñ (harfleriñ/ideogramlarıñ) ortaya çıkışları, bu damgalarıñ yüzyıllar içinde geçirdikleri oluşum evreleri ve yéñi ortaya çıkan ses değerleri için izlenen yol, teknik yönlerden ele alınarak çağdaş Türk damgalarınıñ uygulanabilirliği ve günümüzdeki gereksinime vérdiği   yanıtlar açıklanacaktır. Böylelikle ilk kéz, Göktürk harfli metinler dilbilgisel incelemeniñ ötesinde, onuñ çağdaş géreksinimlerine çözümler üretilmiş ve üretilen çözümleriñ de uygulanabilirliği değerlendirilmeye sunulmuş olacaktır.

Giriş
Göktürk harfli metinler üzerine yapılan çalışmalarıñ bibliyografyasını, özellikle de 2010 öñcesini ele alan araştırmacılarımız olmuştur. 1995-2007 yılları arasındaki on iki yılda Runik metinleriñ dilleri, tarihleri, arkeolojisi ve kültür değerleri üzerinde kitap olarak yapılan yayın sayısı ise 90’a yaklaşmıştır (Sertkaya, 2008). Yayınlarıñ artmasına, bilişimiñ de gelişmesine karşın okullarımızdaki ders kitaplarında doğruluğu tüm bu yayınlarla ters düşen bilgiler vérilmiştir (Türk Edebiyatı 10, 2014). Söz koñusu bu durumu Talim Terbiye Kuruluna bildirsem de soñraki dönemde çıkan yayınlarda da bu yanlış sürdü (Uluç, 2014). Sanal ansiklopedi olarak varlığını sürdüren Vikipedi’ye yüklenen görüntüyü silmek istediğimde site yétkilileri buna engel oldu. Soñrasında birçok site de bu bilgiyi doğru bilgi sanarak yaydı. Şu anda internet aramalarında Göktürk Alfabesi diye arama yapıldığında karşımıza ilk öñce tamamen keyfî hazırlanmış bu alfabe çizelgesi çıkar. Böylece hızla yayılan bu bilgi, ders kitaplarımızdan, KPSS hazırlık kitaplarına değin yér édindi (Yétgin, 2017). Bu çizelgeyi kullanan araştırmacılarımız bile bulunmaktadır (Kartalcık, 2012).

Bediz 1: Keyfî olarak sıralanmış ve ses değeri atanmış bu çizelge, birçok bétikte doğru sanılarak kullanılmıştır.

Üzerinde düşünülmesi géreken sorular şunlar olmalıdır: Ne oldu da damgaları kullanmak bir géreksinim oldu? Akademi salonlarından işportacılarıñ tezgâhında sergilenmeye giden süreç nasıl
ilerledi? Dövmelerde kullanılan Çince yazılarıñ yérine damgalar niçin yéğlenir oldu? Daha da önemlisi, Türk toplumu, niçin damgaları özledi?..

Osmanlı’nıñ soñlarına doğru birçok düşünce akımınıñ sınandığını resmî tarih bétiklerinden biliriz. Osmanlıcılık, Ümmetçilik, Türkçülük… Bunlar arasında Türkçülüğüñ töz düşünceleri üzerine
Türkiye devleti kurulmuş, soñrasında da ülke buna göre gelişim göstermiştir. Beñzeri biçimde günümüz Türkiye’sinde de bir eğilim olduğu söylenebilir. Ülkeniñ yaşadığı yoğun siyasî eğilimler içinde kendine yer bulmak isteyen Türkçülük düşüncesi, kendini bir biçimde dışa vurmak durumundaydı. Görünen o ki, bunu da damgalarla, Göktürk metinlerini kullanmakla göstermiştir. Bu durumu ilahiyatçı Cemil Kılıç şöyle açıklar: Allahçılık / Tañrıcılık démek olan deizmiñ bir versiyonu olarak niteleyebileceğimiz Tengricilik akımı, sadece Türkiye’de déğil Türkî topluluklar arasında da gençlik düzeyinde inanamayacağınız bir hızla yayılıyor. … Tengrici gençler, kendi aralarında ve pek çok yérde Göktürk harflerini kullanmayı önemserler. Göktürk harfleriyle “Türk” yazısınıñ büyük bir salgın gibi her yére yayılması Tengrici bir yönelişiñ de göstergeleri arasındadır (Kılıç, 2018). Toplumuñ bu yéñilik arayışı, onu Osmanlı öncesi Türk tarihini araştırmaya, o döneme karşı sempati duymaya götürmüştür. Dönemiñ kültürüne karşı duyulan ilgi, bir süre soñra damgaları kullanmaya, günümüz sözlerini damgalarla yazmaya doğru ilerlemiştir. Ne var ki, bu ilgiyi yönlendirecek bir resmî kurum olmadığından, birkaç kalıplaşmış söz ve damganıñ öne çıktığı görülmüştür. Şöyle ki, Arap yazısına hakim olmayan büyük bir kitle olmasına karşın, Allah sözcüğünüñ yazılışına göz âşinalığı vardır. Beñzer biçimde bugün Türk yazısına (damgalara) hakim olmayan büyük bir kitleniñ de Türk 𐱅𐰇𐰼𐰰 yazılışına göz aşinalığı oluşmuş durumdadır. Bu yüzden Türk yazısınıñ damgalarla yazılmış biçiminiñ yaygınlaşması, Arapça Allah yazısınıñ toplumdaki yaygınlığıyla örtüşmektedir, diyebiliriz. Tengri biz menen gibi kalıplaşmış ve Göktürkçe olduğu sanılarak yayılmış bir ifadeniñ de géñiş kitlelerce kullanıldığı gözlemlenmektedir.

HDP Milletvekili Filiz Kerestecioğlu askerî üniformalar üzerine takılan armaları gündeme getirmiş ve Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli’ye, aşırı milliyetçi semboller kullanan güvenlik
güçlerine ilişkin sorular başlığıyla şu soruları sormuştu: Aşırı milliyetçi gruplarıñ kullandığı arma ve sembolleriñ kolluk kuvvetleri arasında yaygın şekilde kullanımınıñ sebebi nedir? İdeolojik sembol, bayrak ve işaretleriñ kullanımı serbest midir? (Cumhuriyet, 2017). Gündemde yér alan bu koñudan soñra kıyafet disiplini altında yayınlanan yönetmelik şöyle: 1. Yapılan kontrollerde bazı personeliñ eğitim kıyafeti üzerine ilgili yönetmeliğe uygun olmayan sivil piyasadan temin edilmiş aksesuar, teçhizat, yazılı armalar (eski Türkçe yazısı) taktığı tespit édilmiştir. 2. Kıyafet üzerine ilgili yönetmelikte bélirtilen isimlik, birlik arması, şerit rozet, brove haricinde başka bir aksesuar bulundurulmayacaktır (Yeniçağ, 2017). Türk Silahlı Kuvvetleriniñ, aşırılığı öñlemek için böylesi bir yola başvurduğunu düşünüyorum. Öte türlü, bugün ulusal duygulardan dolayı damgalarla yazılan Türk yazısına karşın, ilerleyen zamanlarda Göktürkçeye hakim askerleriñ éşleriniñ, sévgilileriniñ ya da tuttukları takımıñ adını yazmayacaklarınıñ teminatını kimse véremez. Hemen bütün işleri talimatnâmeli olan bir kurumuñ böylesi bir yargıya varması añlaşılır durumdadır. İlginizi çekmek istediğim, TSK gibi ülkeniñ kurucu unsuru olan bir kurumuñ, géñelge yayınlamasını gérektirecek denli Göktürkçe metinleriñ gözardı édilemeyecek sıklıkta askerler arasındaki kullanımıdır.

Osmanlıcanıñ 2014’te séçmeli ders oluşundan soñra da Göktürkçeye bir eğilim olmuştur. Öyle ki, Mecliste gündeme gelişi de bunuñladır. MHP grubu adına Bulut, kürsüde şunları söyler: Değerli
milletvekilleri, eğitimdeki bu düşüş hâliyle bütün milleti ilgilendiriyor. Bizim tarihimiz sadece Osmanlıdan ibaret déğil, Yénisey yazıtlarını da okumak için Göktürkçe dersi de neden seçmeli olarak okullarda okutulmuyor, teklif édilmiyor? Buradaki bizim yazıtlarımızıñ, Yénisey yazıtlarınıñ, Orhun kitabeleriniñ okunması, eğer mezarlıklardaki taşları okuma hevesindeyseler birileri, orada rahmet Bediz 1: Keyfî olarak sıralanmış ve ses değeri atanmış bu çizelge, birçok bétikte doğru sanılarak kullanılmıştır. okusunlar ama tarih sadece oradan gelmiyor, 5 biñ yıllık Türk tarihi içerisinde bizim tarihî birikimlerimiziñ de öğrenilmesi gérekiyor (Bulut, 2014:73).

Bu gibi gelişmeler, toplumda Göktürkler dönemine olan ilgiyi artırmış, Göktürk metinlerine karşı daha da istekli kılmıştır. Bu isteği yönlendirmek isteyen yapımcılar da çektikleri sinema filmlerinde, televizyon dizilerinde damgalara yér vérerek değerlendirmişlerdir1. Böylece çığ gibi büyüyen ilgi, yanında ticarî sektörünü de getirmiş oldu. Kitleniñ özlem duyduğu bu simgeler, merdiven altı atölyelerde dahi üretilip işportaya değin indi. Popüler bir kültür mü, yoksa bir tür halk özlemi mi? Bunu, gelecek yıllar daha iyi gösterecektir, diye düşünüyorum. Eklemek istediğim ise, bu süreçte Göktürkçeniñ yaygınlaşması için bizim néler yaptığımız ve sürece katkımızıñ néler olduğudur.

Topluluğumuz, 2012 yılındaki 5 yıllık birikimini, Yazışmalık – Dil Üzerine Yazışmalar (Uluç, 2012) adı altında bir derleme çalışmasıyla yayımladı. Bu yayımdan soñra bétik çalışmalarına önem
vérerek, Bakü’deki yapılanmasında koñuyu çok daha ileriye taşıdı. İlk kéz 2012 yılında Iğdır’da Göktürkçe Öğreneği (kursu) açılmasınıñ ardından Bakü’de de girişimlerde bulunup bir ilki gérçekleştirdi (Türkistan, 2013). Burada birçok dil ilgilisini bir araya getirerek, soñraki günlerde Çéviri Öbeği oluşturup, Göktürkçe yazmayı öğrenenlerle birlikte eski metinler üzerinde çalışmaya başladı. Irk Bitig adlı IX. yüzyıldan kalma bir el yazmasını Azerbaycan Türkçesine çévirdi. Çokça ilgi gören bu çalışma, aynı yıl içinde Uygur Özerk Bölgesindeki Uygur Türkleriniñ radyosu olan Erkin Asya‘da haber édildi. Bizimle telefon bağlantısı kurarak yayına çıkaran ark, resmî yérliğinden de izleyicilerine çalışmamızı duyurdu2 . Şu an 6. baskısınıñ satışta olduğu bu çalışma, akademik düzeyde yoğun bir ilgi gördü. Öyle ki, Prof. Dr. Tuncer Gülensoy, Irk Bitig üzerine çalışma yapan ve bizim de kendisini örnek aldığımız Prof. Dr. Talât Tekin‘iñ yapıtı ile topluluğumuzuñ Azerbaycan’da ortaya çıkardığı Irk Bitig çalışmasını karşılıklı inceleyip değerlendirdi (Türk Akademisi, 2017). İran’da Arap harfleriyle çévirisi yapılan Irk Bitig, oradaki resmî İran makamlarınıñ lisans onayından soñra yayımlanacak. Irk Bitig Okumaları adını vérdiğimiz görüntülü dersler ise édersiz/ücretsiz olarak YouTube üzerinden yayınlandı3. Azerbaycan’daki topluluğumuz, Irk Bitig adlı bu çalışmasından soñra Dede Korkut Kitabı üzerinde de çalışmaya başladı. Üç yazı düzeneği (Türk, Arap, Lâtin) ile Dresten örneğini/nüshasını silme baştan okuyup 640 bétlik Dede Korkut Bétiği adıyla Dede Korkut Kitabı’nıñ bulunuşunuñ 200. yılında yayımladı. 2014 yılında Göktürkçe Öğreniyorum bétiği ile yayınları arasına bir yéñisini daha ekleyen topluluğumuz, aynı yıl içerisinde bir dergi takımı oluşturarak Damga dergisi adıyla 1 Kasım 2014’te ilk kéz Türk damgalarıyla süreli yayın yapan bir basın aracı oluşturdu. Toplamda 6 sayı çıkan dergi, bir yanında Lâtin, bir yanında Türk yazısıyla yayın yaparak amacı olan 6 sayıya ulaştı. Yayıncılık çalışmalarıyla ivme kazanan topluluğumuz, bir yandan da konuşmalara, sunumlara katılıyor, düşüncelerini başka topluluklara aktarıyordu. Birkaç vakıfta konuşmacı olan topluluk üyelerimiz, ilerleyen zamanlarda devlet okullarında da ağırlanır olmuş ve öğrencilere sunumlar yapmaya başlamıştı. Sunumlarımız ve kurslarımıza üniversite öğrencileri de ilgi gösterince, öğrenci kulüpleriyle birçok étkinlik düzenlendi. Yıldız Teknik Üniversitesi, Selçuk Üniversitesi, Bilkent Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Sabahattin Zaim Üniversitesindeki öğrencilerle birlikte konferanslar düzenledik. Iğdır, Bakü, Hatay, İstanbul, Van, Konya, Karabük, İzmir, Samsun, Ankara, Bursa, Erzurum etkinlik düzenlediğimiz iller arasında bulunuyor. Bunlar arasından İzmir’deki étkinliğimiz TRT’de haber édildi.4 Bursa’daki étkinliğimiz LÖSEV’de hasta çocuk ve velilerle gerçekleşti. Géreksinimler doğrultusunda Yıldız Teknik Üniversitesi Sürekli Eğitim Merkezinde kurslar düzenlemeye başladık. Toplamda 4 kéz düzenlediğimiz kursumuza 557 kişi kayıt yaptırdı. Bu süreç böylesi ilerlerken ortaöğretim kurumlarında özel davetlerle söyleşilere de katılır olduk. Çocuklarımızıñ kendi kültürlerini öğrenmelerini isterken, onlarıñ bizden daha istekli olduklarınıñ ayrımına vardığımızda bunu bir projeye dönüştürme yargısına vardık. Böylece, öñceki deneyimlerimizi de arkamıza alarak İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğüne projemizi sunduk. 25.11.2015 günü onaylanan dosyamız soñucu, okullara duyuru gönderildi (İstanbul MEM, 2015). Bu duyuru ile ilgilenen 36 okul yönetimi bildirimde bulundu. Biz de bu doğrultuda okullara giderek Göktürk metinlerini ve yazısını añlattık. 2016, 2017 ve 2018 eğitim öğretim döneminde de resmî onay ile okullarımıza gitmeyi sürdürdük. Böylece, kendimize hedef olarak koyduğumuz tümen, demeli on bin öğrenci sayısını aşıp 18.100 (on sekiz biñ yüz) öğrenciye ulaşmış olduk. 27.04.2016 günayında Kırgızistan’dan Köçmön Komduk Fondu ile protokol imzalayan derneğimiz, damgalarıñ yayılması ve öğretilmesi için ülkelerarası (uluslararası demek doğru olmaz) çalışmalarını da resmîleştirmiştir. Tüm bunları ayrıntılı görseller ve belgelerle Göktürkçe Öğreniyorum bétiğinde yazdığım için burada yalñızca istatistiksel bilgi vérdim.

ÇAĞDAŞ TÜRK DAMGALARI

Dayanak
Türk Dili Dérneğiniñ 06.04.2015 günaylı 7 sayılı yargısına dayanarak 17.02.2017 günaylı 47 sayılı yargısı géreği, çağdaşlaştırılmış Türk yazı düzenekleriniñ tümü kayıt altına alınarak tanınacaktır.
İşbu belgede, 19.02.2017 günaylı 3 gelen evrak nolu kayıt ile Dérnek Karar Defteri’niñ 49 sayılı kabulünde bulunan öñeri yér almaktadır.

DÉRNEK KAYIT NO: 19.02.2017-3-49
ÖÑERİNİÑ ADI ve SÜRÜMÜ: Türkiye Türkçesi İçin Uyarlanmış Çağdaş Türk
Damgaları
Sürüm 0.1
ÖÑERİNİÑ TAKMA ADI ve
KISALTMASI:
Türkiye Türkçesi Damgaları
ÖÑERİNİÑ KÖKENİ: Orhun-Yénisey damgaları kullanılmıştır.
Öñeriniñ ilk sürümüdür, başka bir öñeriden
yararlanılmamıştır.
ÖÑERİYİ VÉREN: Gökbey Uluç
ÖÑERİNİÑ İLK KULLANIMI: 15 Şubat 2008
Türkçesi Varken Topluluğu, Yazışmalık5
DAMGALARIÑ ÖZNİTELİĞİ: Seslem düzenidir.
Sağdan sola yazılır.
Yéñi añlamlı damgalar bulunur.
Yéñi biçimli damgalar bulunur.
Noktalamalı damgalar bulunmaz.
Birleşen damgalar bulunmaz.
İç içe geçen damgalar bulunmaz.
DAMGALARIÑ DİZİLİMİ:

Gérekçe
Türk damgaları yüzyıllardır kullanımı terk édilmiş bir biçimde kıyıda beklerken, bizler bugün yoğun biçimde bu yazı düzeneğine ilgi vérmiş, yéñiden öğrenmek, yéñiden yazmak için buşku (heyecan) duyuyoruz. Ancak günümüz sözcüklerini yazarken, büyük bir sorun yaşamaktayız. Pek doğaldır, günümüzde yéñi sesler bulunmakta. Bugün için Türkiye ile Azerbaycan bir soydan gelen,
birbirine komşu olan iki Türk toplumu olmasına karşın, kimi kéz añlaşamamaktadır. Kaldı ki, Ege’deki bir yurttaşımız, İç Anadolu’daki başka bir yurttaşımızı bile añlayamamaktadır6 kimi kéz. İş böyle olunca, aradan yüzyıllar géçen bir süre soñunda, o dönemiñ dili ile günümüz dili arasında bir takım ayrılıklarıñ, bir takım yéñilikleriñ olması kaçınılmazdır. Bu da bugünkü sözcüklerimizi eski yazı düzeneği ile yazamayacağımız añlamına gelir.

Çağdaşlaştırma çalışması dérken, çağ sözcüğünüñ añlamına daha géñiş açıdan bakmak gerekir. Ne kötü, işitilince yalñızca günümüze özgüymüş gibi algılanmakta. Oysa, eski dönemlerde de atalarımız kendi çağlarına göre yéñilikler yapmış, kendi çağlarınıñ géreksinimleri doğrultusunda damgalar üzerinde çalışmışlardır. Birçok yazıtta, el yazmasında dağınık olan damga biçemleriniñ, Göktürkler döneminde yazılan Orhun yazıtları ile ne denli çağdaşlaştırıldığı apaçık béllidir. Kendisinden öñce yazılan Yénisey yazıtlarındaki damgaları nice süzgeçten géçirdikleri böylesi göz
öñündeyken, dönemiñ yazarlarınıñ yazı düzeneği üzerinde işlememiş olduğunu söyleyemeyiz.

O dönemde iletişim bugünkü gibi déğildi. Ulaşım da öyle! Bu yüzden obalar arası gitgeller bile uzun sürelerde yapılıyordu. Günümüzde araçlar böylesi yaygınken, yirmi yıl öncesinde bile bu dédiklerim vardı. Ülkemiziñ doğu illerinde at arabaları ile ulaşım sağlanıyor, yérleşim yérleri çok öñemli bir gereksinim olmadıkça terk édilmiyordu. Bundandır, çerilik görevine değin obasından dışarı çıkmamış yirmili yaşlarındaki gençlerimiziñ öykülerini işitişimiz. Bu gibi nedenlerden ötürü, birbirinden bağımsız çağdaşlaştırma çalışmalarında bulunan Türk toplumları olmuştur. Yéñi türeyen sese, birbirinden bağımsız biçimde karşılık bulunmuş, yazılarda işlenmiştir.

Dil, işlek bir araç olduğundan sürekli yéñi sesler türetmeye eğilimlidir. Bugün söylediğimiz kimi sesleriñ, eski kayıtlarımızda bulunmadığı gibi, eski kayıtlarda olan kimi sesler de artık günümüzde söylenmiyor. Böylesi bir işleklik arasında, bugün bu işleyişe karşı koymak, dilimiziñ öñüne bir engel çekmek olur. Yüzyıllar önce atalarımız yéri geldiğinde yazı düzeneğimiz üzerinde çalışmışsa, bizim de bugün çalışmamız denli olağan bir durum olamaz. Peki bugün kim çalışmalı? Ortada böylesi bir soru var. Olağan durumda bu işi Türk Dil Kurumunuñ yapması gerekiyordu, ancak ne yazık ki bugüne değin bu kurumuñ böyle bir çalışmasına denk gelmedim. Damgalarımızıñ bilgisayar ortamında yazılması için evrensel yiv (unicode) başvurusunda7 bile bulunmamış bir kurumuñ, çağdaşlaştırma çalışmalarında yér édinmesini beklemek düş gibi duruyor. Bugün sayısal ortamlarda Türkçe ıranıñ, démeli /ç/, /ğ/, /ı/, /ö/, /ş/, /ü/ damgalarınıñ yazımında sıkıntı olması, zamanında kimseniñ bu yönde bir başvuruda bulunmamasından kaynaklanır. Evrensel yiv, şu an Lâtin damgalarını bilgisayarda yazmamıza olanak vérdiği gibi Türk damgalarını da yazmamıza olanak vérecekti. Kimseniñ, hiç bir devlet kurumumuzuñ bu yönde bir girişimi dahi olmamış. 2008 Mart ayında Oktay Doğangün8 ile birlikte bir belge anıklayıp başvuralım istedik. Daha da kötü bir durum, bizim yazı düzeneğimiziñ evrensel yive girmesi için yabancı kurumlardan 25.01.2008’te bir belge vérilmiş9. 2009 yılında da onay alan bu düzenek ile soñ 9 yıldır bilgisayarlarımızda damgalarımızı kullanabilmekteyiz. Öncesinde yapılan yazıtürü (font) çalışmaları vardı, ancak onlar Lâtin düzeni üzerine yapılan görsel giydirmedir.

Géçmiş dönem çağdaşlaştırma çalışmalarını, damgalarıñ günümüze ulaşan el yazması ve yazıtlardaki durumlarından añlıyoruz. Kimi damgalar neredeyse bütün yazmalarda biçimi değişmeksiziñ hep aynıyken, kimi damgalar da çok değişik biçimlerde karşımıza çıkmaktadır. Buradan şu soñuca da varılabilir: Birçok yazım örneği bulunan damgalarıñ simgeledikleri sesler, dilimize soñradan girmiş veya var olan bir sesten evrilmiştir.

Örneğin bütün yazı örneklerinde /es/ sesi hep aynı biçimdeki damga ile gösterilmiştir.

Birçok örneği bulunan /em/ sesi, çağdaşlaştırma çalışmaları ile eñ işlek biçime kavuşmuştur.

Bu damgalarıñ böylesi kullanılacağı yargısına kim vardı? Bu sorunuñ yanıtı bellidir; o dönemiñ yazıyla uğraşan kesimi. Eski dönemde okuryazar olmak, başlı başına da bilgin olmak démekti. Bilginiñ azlığı göz önünde bulundurularak düşünülmelidir. Ülkemizde bile cumhuriyetiñ duyurulmasından soñraki dönemlerde okuryazarlığı artırmak adına, okuma yazma bilen kişiler kendi bölgelerinde (géñelde küçük yérleşim birimlerinde; obalarda, kasabalarda) öğretmen olarak görev alıyorlardı. Démeli dönemiñ bilginleri arasındaydılar. Damgalarıñ çağdaşlaştırılması yönündeki çalışmalara getirilen eleştirileri, beñzer nitelikte olduğu için, özleştirme çalışmalarına getirilen eleştirilerle bir tutuyorum.

Ulaşımıñ bugünkü gibi kolay olmaması, iletişimiñ günümüzdeki denli hızlı yapılamamasından kaynaklı olarak yéñi türeyen sese karşılık üretilen çözümler kökte bir olsa da, uygulamada biraz ayrılık göstermiştir. Örneğin /er/ sesi için yapılan damga türetimleri incelendiğinde böylesi bir soñuca kolaylıkla varılabilir.

Damgaları öğretirken 𐰼 damgasına sıra gelince, usta kalıcı olması için onu er’e (adama, askere) beñzetirim. Oysa kökende bunuñla bir ilişkisi bulunduğunu düşünmüyorum. Orhun yazıtlarında 𐰠
damgasınıñ uçlarına eklenen kulakçıklarla oluşturulurken, Irk Bitig’de 𐰠 damgasınıñ ortasına çekilen bir çizgi ile bu sesiñ simgeleştirildiğini görebiliriz: 𐱁. Oysa bu damga Orhun yazıtlarında bize /ş/ sesini vérir. Irk Bitig’iñ yazıldığı bölgede bélli ki daha /ş/ sesi türememiş. Bu da bölgesel ağızlarda olabilecek olağan bir durumdur. Bu sesiñ türetimi de kimi bölgelerde değişiklik gösterir. Orhun yazıtlarınıñ dili, doğal olarak bulunduğu bölge toplumunuñ konuştuğu dil ile yazıya aktarılmıştır. Beñzer biçimde de Irk Bitig el yazması, bulunduğu Turfan ilindeki toplumuñ konuştuğu dil ile yazıya géçirilmiştir. Harita üzerinden bu bölgeler incelendiğinde, ikisi arasında çok uzun bir yol olduğu görülür. Ortada bir sorun var: /er/ sesi nice simgelenecek? Sorunlara yönelik çözümler, géñel olarak bütün kişioğullarınca beñzer yöntemlerle çözüme ulaştırılmıştır. Eñ ilkel topluluklarda bile diliñ gelişmesi, bir süre soñra yazıya géçilmesi hep buna kanıttır. Ortada, düşünceyi aktarmak gibi bir sorun olunca, bunu sese çévirip iletme, yazıya döküp saklama gibi çözümler üretilmiştir. Böylece /el/ sesinden türeme bir /er/ sesi ortaya
çıkınca10, çözüm olarak da 𐰠 damgası üzerinden devinim olmuş olmalıdır.

Birbirinden çok uzak bölgede yaşayan dönemiñ bilginleri azı yazmanları, çözüm olarak 𐰠 damgası üzerinden bir çağdaşlaştırma çalışmasına girişmiş olmalıdırlar. Orhun ırmağı çévresinde olanlar 𐰠 damgasınıñ her iki ucuna birer çentik çizerek 𐰼 damgasını türetirken, Turfan bölgesindekiler de 𐰠 damgasınıñ ortasına bir çentik çekerek 𐱁 damgasını türetmiş olmalılar. Belki de bir géçiş sürecindeydiler; déñeme yapıyorlardı. O yüzden büsbütün çavsızdılar, démek de yanlış olur. Örneğin bu iki damga biçimi de Irk Bitig’de aynı ifade için ayrı ayrı kullanılmıştır. Irk Bitig’iñ 4. ırkında /er/ sesi, tıpkı Orhun yazıtlarındaki gibi 𐰼 damgası ile karşılanmıştır. İlk sözcük 𐰇𐰼𐰇𐰭 ürüñ, ikinci sözcük ise 𐰃𐱁𐰃 esri olarak süregidiyor. Bu tamlamaya birkaç yérde denk geliyoruz; ürüñ esri togan kus men [4. ırk], ürüñiñeni [5. ırk], ürüñ köpükümin [20. ırk], ürüñ esri ingek [41. ırk] ve ürüñ esri irkek buzagu [41. ırk]. Tümcedeki añlamına göre de eñ uygun karşılığıñ ak beñ (beyaz ben) olduğu soñucuna (Tekin, 2004) varılmıştır. İlgimizi çeken aynı sözcüğüñ yalñızca bir kéz 𐰇𐰼𐰇𐰭 biçiminde yazılmasıdır. Bu damgaya daha da denk gelmeyiz. Bu yüzden géçiş aşamasında oldukları, bunuñ için de kimi déñemeler yaptıklarından söz édebiliriz.

Bediz 2: Irk Bitig’iñ 4. ırkındaki ilk satırlar
Bediz 3: Irk Bitig’iñ 41. ırkındaki ilk satırlar

Damga türetimleri incelendiğinde şu ana kadar karşımıza hep şu çıkmıştı: Yéñi damga türetmek için, türediği sesi simgeleyen damgaya çentik çizmek. Bugüne değin de kimsenin bunuñ dışında bir bildirimde bulunmamış olduğunu görüyorum. Ancak 2009’da Turfan yazmaları üzerine yaptığım çalışmada bunuñ dışına da çıkıldığınıñ örneklerine ulaştım11. İlk başlarda onları leke sansam da, soñradan damganıñ bir parçası olduğu soñucuna varmış, beñzer biçimiñ birkaç kéz yinelemesinden de bu durumuñ kesinliği üzerine yargıya ulaşmıştım.

Bediz 4: Turfan el yazmalarından U5 (TM 342) sayılı belge

Yukarıda yazan bu sözcüklerdeki 𐰽 ile 𐰾 damgalarınıñ tümcedeki añlamlarına bakıldığında, üstlerinde beñek olanlarıñ her defasında /ş/ sesi içeren sözcüğü göstermesinden dolayı bunuñ bir tesadüf olamayacağı açıkça görülmektedir. Bu yüzden, üstleri beñekli olan 𐰽 ile 𐰾 damgasınıñ /ş/ sesini karşılayan damgalar oldukları soñucuna vardım. Üstelik, bugüne değin /ş/ sesini géñel olarak 𐱁 damgası ile ince, kalın ayırt étmeden kullanırken, burada ince ve kalıñ için iki ayrı damganıñ kullanıldığına da ilginizi çekerim.

Bu yazmada ek olarak /er/ sesiniñ, Orhun yazıtlarından ayrı olduğu, Irk Bitig’deki biçem ile éşdeğer görünüme iye olduklarına da ilgi vérmek gerekir. Böylece yüzyıllar öncesinde de çağdaşlaştırma çalışmalarınıñ olduğuna denk gelmekteyiz. Özellikle bu el yazmasında kullanılan beñek ekleme
yöntemiñden esinlenerek 21.03.2009’da yéñi bir türetim girişiminde bulunmuş, bunu da yazıya döküp sayısal ortama aktarmıştım12. Bir süre soñra bu yargımdan caydım. Beñek eklemek, yapay bir damgalık için uygundur. Ancak bir özgünlükten söz édiyorsak, bu, géñele uygun bir biçimde yapılmalıdır düşüncesinde bir yargıya vardım. Yapaylıktan kastım şudur: Bugün nasıl ki Lâtin düzeneğini alıp orada olmayan seslerimiz için beñek kullanmışsak (/u/ damgasınıñ üzerine iki beñek koyarak /ü/ damgasını elde étmek gibi), çağdaşlaştırma çalışmasında da bunu yaparsak bir yapaylık ortaya çıkar. Lâtin düzeneği bizim déğildi, ancak söz koñusu damgalar bizimse, neden géçiştirme yöntemi olan beñek ekleme işine kalkışalım? Géçiştirmedir; yazmalarda yalñızca bir yérde karşımıza çıkmış olmasından da béllidir. Ortada bir sorun vardı, buna da eñ kısa yoldan çözüm bulmak gerekiyordu. Sorun géçici olarak çözüldü, ilerleyen yıllarda da büsbütün bir düzene oturdu. Soñraları gereksinimler doğrultusunda, günü kurtarmak adına yapılan beñekli damgalar yérine, özgünleri türetildi.

Var olan damgalardan biriniñ üzerine beñek koymak, işiñ özü bu da bir tür damga türetmektir. Soñuçta ortaya yéñi bir görünüm çıkıyor ve alfabede kendine ait bir yéri oluyor. Böyle olacağına, türetilen yéñi damganıñ yapay bir görünüme iye olacağına atalarımızıñ geleneksel olarak uyguladığı yöntemi uygulamak uygun olacaktır. Bugün Türk Lirası için türetilen yéñi simgeniñ/damganıñ ulusal çapta yadırganmadan benimsenip kullanılması buna bir örnektir. Dolar ya da Avronuñ simgesi üzerine iki nokta koyarak da TL için simge türetilebilirdi, ancak özgün bir türetim yéğlendi. Böylece türetilmiş bir damganıñ günümüzde de meşrulaşabileceğini, bunuñ için de bélli bir makamıñ onayınıñ yéterli olduğu görülmüş oldu.

İşbu gérekçelerden ötürü, Türkiye Türkçesi için Çağdaş Türk Damgaları öñerisini sunuyorum.


Pdf’in dokuzuncu sayfasında yazım kuralları okuyabilirsiniz.
Kokturk_Harflerinin_Gunumuzde_Kullanilma

Gökbey ULUÇ

(Editör: İrfan Tiryaki)

Reklamlar
  1. Türk kanallarında yayınlanan askerî dizilerde askerler géñelde dövme olarak kullanırken, Dağ adlı sinema
    filminiñ soñunda ekranda büsbütün yazıtlardan metinler görünmüştü. TRT yapımı çizgifilmlerden Cille ve
    Dede Korkut Hikayelerinde duvarlara damgalar çizilmiş, karakterler de ara sıra onları okumaya çalışmıştır.
  2. Erkin Asya radyosunuñ haberi: 18.07.2013
    http://www.rfa.org/uyghur/xewerler/medeniyet-tarix/qedimi-uyghur-07172013170916.html
  3. Irk Bitig Okumaları dersleri: https://www.youtube.com/watch?v=nEScYbwn7fw
  4. TRT: https://www.youtube.com/watch?v=n0fNnPZTcXE Erişim: 11.07.2016
  5. http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=205&t=747#p2237 Erişim: 23.04.2018
  6. İkisiniñ de kendi yérel ağızları ile konuştuğunu düşünürsek.
  7. http://std.dkuug.dk/jtc1/sc2/wg2/docs/n3357.pdf Erişim: 07.05.2015
  8. Oktay Doğangün: Napoli Üniversitesi doğa bilimleri doktora öğrencisi iken.
  9. Evrensel Bétikler/Yazılar Projesi (Universal Scripts Project) adı altında Proposal for encoding the Old Turkic script in the SMP of the UCS başlığı ile Uluslararası Standardizasyon Örgütü tarafından N3357R2 L2/08-071 sayısıyla işleme alınmıştır.
  10. Bugün bile Iğdır’da gelirler déğil geliller, otururlar déğil oturullar gibi /r/ sesi yérine /l/ sesi yaşlı kuşakça
    söylenmektedir. Kafkas bölgesinde kimi illerde de denk gelinebilmektedir.
  11. http://turkcesivarken.com/yazismalik/viewtopic.php?f=205&t=2562&p=7095#p7165 Erişim: 26.04.2018
  12. Uluç, G. (2009). Yeni Tamgalar. http://turkcesivarken.com/yazismalik/download/file.php?id=229 adresinde pdf sürümü olarak yüklüdür.