DÜŞÜNCE Tarih

Milli Mücadele’den II. Dünya Savaşı’na Kadar Olan Süreçte Türk-Amerikan İlişkileri

abdtürkiyebayrak

1.TÜRK-AMERİKAN MÜNASEBETLERİNİN DOĞUŞU VE MİLLİ MÜCADELEYE KADAR OLAN SÜREÇTEKİ İLİŞKİLERE KISA BİR BAKIŞ

Türk-Amerikan münasebetleri Amerikan Kongresi’nin 7 Mayıs 1784’de aldığı karar sonucu Osmanlılarla dostluk ve ticaret anlaşması yapmak istemesinden dolayı doğmuştur.1 Kayıtlara göre ilk Amerikan ticaret gemisi 1797’de İzmir’e gelmiştir.2 Ancak Osmanlı yetkilileri Amerika’yı pek önemsememişlerdir. Zira Amerika ancak 1816’da İzmir’de konsolosluk kurmak için izin alabilmiştir.3 İki ülke arasındaki ilk ticaret ve dostluk anlaşması 8 Şubat 1830’da imzalandı.4 1862’de iki ülke arasında yeni bir ticaret ve dostluk anlaşması imzalandı; anlaşmaya göre Amerikalılar ‘’en imtiyazlı millet’’ idi.5

Kamuya açıklanan Amerikan Dışişleri Bakanlığı belgeleri, ABD ve Osmanlı Devleti arasında, 19.yy’ın başlarına giden ve şaşılacak kadar yoğun olan bir silah ticareti olduğunu gösterir.6 19.yy’dan itibaren Osmanlı Devleti içindeki azınlıklar bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamıştı. Osmanlı Devleti hızlı bir parçalanma sürecine girmişti. Bu sebeple Osmanlı yöneticileri devleti yıkılmaktan kurtaracak tedbirler almak zorunda kaldı.7 Bu tedbirler öncelikler askeri tedbirlerdir. Orduya çeki düzen vermek, gücünü arttırmak ve ayaklanmaları bastırması için Osmanlı Devleti, Amerika’dan silah satın almak zorunda kaldı. Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit dönemlerinde Amerika’dan silah alımları oldukça hızlıydı.8 (Osmanlı devletinde olduğu kadar Türkiye Cumhuriyeti ’de ABD silahlarıyla ilgili olmuştur.9) 1800’lerin başından itibaren gelişen Türk-Amerikan ilişkileri boyunca Amerikalılar zaman zaman savaş gemileriyle İstanbul’a gelmiş ve ziyaret sonunda istediklerini elde etmişlerdir. Bu istekler genelde ticari imtiyazlar olup, azınlıklar meseleleri hakkında Osmanlı’nın aleyhine olan istekler de vardır.10

1845-1905 yılları arasında Osmanlı topraklarında Amerikalılar tarafından açılan 465 misyoner okulu 22867 öğrenciye eğitim verdi. 1913’te Türk topraklarında Amerikalılara ait 7 üniversite, 43 yüksekokul, 417 lise ve ortaokul, 56 kilise bulunuyordu.11

Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Amerika 1917 Nisan’ında Almanya’ya savaş ilan etti ancak Osmanlı Devleti’ne karşı –Osmanlıların savaş halinde bulunduğu İngiltere ve Fransa’ya askeri malzemeler taşıması hariç-12 bir harekette bulunmadı. Osmanlı Devleti 20 Kasım 1917’de Amerika ile münasebetlerini kesti. Bunun için Türkiye’deki Amerikan haklarını koruma görevini İsveç Sefareti üstlendi.13 Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra imzalanan Mondros Mütarekesi (20 Ekim 1918) ‘nden sonra Amerika, Doğu Anadolu’da bir Ermenistan kurulmasını istemiş fakat bunu başaramamıştır.14

2.MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNDE TÜRK-AMERİKAN İLİŞKİLERİ

2-12 Mayıs 1919’da toplanan Paris Barış Konferansı’nda ABD Başkanı Wilson, Türkler içinde ABD mandasını isteyenlerin olduğunu ancak Amerikan kamuoyunun buna razı olmayacağını bildirmiştir. Ayrıca Amerikan toplumunun Türklere karşı büyük kin beslediğini, Türklere karşı Ermenileri ya da başka bir milleti koruyabileceklerini söylemiştir. Amerikan kamuoyunun sadece İstanbul’un işgaline razı olabileceğini belirtmiştir.15 Wilson’un savunduğu fikir Türklerin Avrupa’dan çıkarılması ve başkent İstanbul’un ellerinden alınması idi.16 ABD için araştırma yapan King-Crane komisyonu 1919’da kurulması planlanan Ermenistan’ın ve Türkiye’den arda kalan toprakların Amerikan mandasına verilmesi gerektiğini bildirdi.17 Wilson, Türkiye’yi galip devletler arasında paylaştırarak manda haline getirmeyi ve ırklara göre özerk yönetimler kurmak gerektiği fikrine inanıyordu.18  Başkan Wilson, 1918 Ocak ayında yayınladığı meşhur 14 Nokta’sında açıklamıştır. Yine bilindiği gibi bu 14 Nokta’nın 12.’si Osmanlı imparatorluğuna ait bulunuyordu. Bu maddede üç unsur bulunmaktaydı: Osmanlı İmparatorluğu’nun Türk olan kısımlarının egemenliği, azınlıklara özerklik verilmesi ve Çanakkale Boğazı’nın, devamlı olarak, bütün devletlerin gemilerine açık olması.19

Wilson’ın 14 Nokta’sı, esasında bir takım genel prensipler olup, bunların nasıl uygulanacağı başlangıçta düşünülmemiştir. 1918 Ekim’inde Almanya’nın barış için zemin yoklamalarına girişmesi üzerine, Wilson danışmanlarına ve uzmanlara talimat vererek, bütün bu 14 maddenin nasıl uygulanacağına dair inceleme yapılmasını ve bu maddelere açık bir yorum getirilmesini isteyince, 12 Madde için de şu hususlar tespit edilmiştir: Boğazlar ve İstanbul milletlerarası kontrol ve tercihan Milletler Cemiyeti mandası altına konulmalıdır. Anadolu Türklerin olmalıdır. Bununla beraber, Anadolu’nun Rum çoğunluğa sahip kıyı bölgeleri, tercihan Yunanistan’ın mandası altına konmalıdır. Bağımsız bir Ermenistan kurulmalı ve Ermenistan’a Akdeniz’de bir liman verilmeli ve Ermenistan İngiliz mandası altına konulmalıdır. İngiltere ile Fransa arasında yapılan anlaşma ile(1916 Mayıs, Sykes-picot Anlaşması), esasen Suriye Fransa’nın ve Mezopotamya, Arabistan ve Filistin İngiltere’nin mandasına bırakılmıştır.

12. Maddenin bu yorumu ile, Amerika, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu şekilde parçalanmasını peşinen kabul etmiş bulunmaktaydı. Yalnız, Amerika’nın 12. Maddenin bu yeni yorumu ile üzerinde durduğu bir başka husus da, Osmanlı İmparatorluğu ne şekilde parçalanırsa parçalansın, kim “mandater” olursa olsun, bu topraklarda ekonomik ve ticarî bakımdan “Açık Kapı” veya “Fırsat Eşitliği” ilkesinin uygulanmasıydı. Amerika 1919 Ocak ayında açılan Paris Barış Konferansı’na, Osmanlı Devleti açısından böyle bir politika ile girdi.

1 Ağustos 1919’da Mustafa Kemal Başkanlığı’ndaki Erzurum Kongresi Heyeti, Amerika Cumhurbaşkanı Wilson’a muhtıra verdi. Bu muhtıra şöyledir:

‘’Reis cenapları!

600 yıllık bir imparatorluğa ve 1500 yıllık geçmişe sahip olan Türk milleti, varlıkları tarihe karışmış olan milletlerin uygulamalarınız sayesinde yeniden diriltildiği bir sırada, yok olmaktan başka bir anlamı olmayan karalarınıza boyun eğmeyecektir. Artık tarafınızdan yok edilişimizin kaçınılmaz olduğunu anlıyoruz. Son kararı vermek bize düşüyor ve bu son karar ise onurlu ve namuslu ölmek, atalarımızın yiğitlik kanıyla yoğrulmuş olan bu topraklar üzerindeki egemenliği bizim ve evlatlarımızın kanıyla savunarak, dünyaya yeni bir özveri ve kahramanlık örneği göstererek terk etmektir.’’20

Amerika, Türkiye’nin işgali için 1920 yılında İstanbul’a en az 15 savaş gemisi gönderdi.21 (bkz. EK-1) 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgal edilmesi üzerine Atatürk Anadolu’daki tüm yabancı subayları tutuklattı. Bunların içinde Amerikalı subaylar da vardı. Türk jandarmasına karşı koyan ve tehdit eden Amerikalı subay Raymond Custer yargılanarak 6 ay hapse mahkum edildi.22

Ankara Hükümeti’nin Amerika ile “resmi” ilişki kurmak için ilk teşebbüsü 1921 Ocak ayında olmuştur. Bu tarihte, Amerikan’ın İstanbul’daki Yüksek Komiseri Amiral Bristol nezdinde yapılan teşebbüste, Türkiye’nin siyasal ve ekonomik bağımsızlığının tanınması ve kapitülâsyonların kaldırılması şartıyla, Ankara Hükümeti ile Amerika arasında “dostane” ilişkilerin tekrar kurulması arzusu belirtilmiş ise de, bu teşebbüse Washington’dan bir ses gelmemiştir.23

Fakat Amiral Bristol’ün, Ankara Hükümeti ile temas kurulmasında ısrar etmesi sonucu, Amerikan hükümeti, İstanbul’daki Amerikan Ticaret Temsilciliğinden Julian Gillespie’yi geçici olarak Ankara’ya göndermeye karar vermiştir.

7 Haziran 1922’de Rum çetelerine destek olmak maksadıyla ABD’ye ait üç savaş gemisi Samsun’u bombaladı.24 1922 yılında ‘’800 Amerikan gazetesi adına’’ kendisiyle görüşen Amerikan UP (United Press) haber ajansına Mustafa Kemal şöyle demeç vermiştir:

‘’Amerika, Avrupa ve bütün medeniyet cihanı bilmelidir ki, Türkiye halkı her medeni ve kabiliyetli millet gibi kayıtsız, şartsız hür ve bağımsız yaşamaya katiyen karar vermiştir. Bu meşru kararı ihlale yönelik her kuvvet Türkiye’nin ebedi düşmanı kalır.’’25

1922 yılının, Amerika’nın Türkiye politikası bakımından önemli bir olayı da, Büyük Taarruz ve Büyük Zafer üzerine Anadolu’dan kaçarak İzmir’e yığılan Rum halk ile Yunan askerlerinin tahliyesinde, İngiltere’nin, Amerika’ya başvurup, Amerikan savaş gemilerinin de bu tahliyeye yardım istemesi üzerine Amerika’nın gösterdiği tepkidir. İngiltere’nin ısrarları üzerine nihayet tepesi atan Amerikan Dışişleri Bakanı Hughes, İngiliz Büyükelçisine şunları söylemiştir: “Birleşik Amerika, Anadolu’nun nüfuz bölgelerine parsellenmesinden hisse istememiştir. İstanbul’da girişilen entrikaların da hiç birine bulaşmamıştır. Yunan ordularının son bir buçuk yılda (Anadolu’da) uğradığı felâketlerden de sorumlu değildir. Asıl sorumlu olan son bir buçuk yıllık Avrupa diplomasisidir. Şunu da belirtmek isterim ki, İngiltere’nin İmparatorluk ihtirasları ve karşılaştığı güçlükler ne olursa olsun, Amerikan Hükümeti’nin bu ihtiraslar ve güçlüklerle bir ilgisi yoktur.”26

General Harbord, Türkiye’nin sermayeye ihtiyacı olduğunu ancak yabancı sermayenin güven istediğini belirterek, ABD askerinin yabancı sermayeye güven sağlamak için Anadolu’ya asker getirmek istediğini Kazım Karabekir Paşa’ya söyledi. Karabekir Paşa ise bu isteği kesin bir dille reddetti.27

ABD, Lozan Anlaşması’nı tanımamıştır ancak Lozan’da ABD ile Türkiye arasında dostluk ve ticaret anlaşması imzalanmıştır. İmzalanan anlaşma, ancak 4 yıl sonra, 18 Ocak 1927’de Senato’ya sunuldu. ABD Senatosu anlaşmayı reddetti.28

Lozan Konferansında Amerika’nın “çıkarlarını” ilgilendiren pek çok konular vardı ve bunların başında da “Açık Kapı” ilkesi geliyordu. Amerika’nın Türkiye’de ilgilendiği ve önem verdiği bir diğer konu da, Amerikan okulları ile diğer sosyal ve dinsel kuruluşların devamını sağlamaktı.

Amerika, Konferansa “gözlemci” olarak katıldığı halde, bütün Konferans boyunca hemen her sorunda tartışmalara aktif olarak katılmıştır. Bu ise, özellikle Lord Curzon’a, Türk delegasyonu ile çatıştığı konularda, Amerika’yı da işin içine sokma fırsatını vermiştir. Bir örnek verelim: Amerikan Hükümeti, İstanbul’daki Rum Patrikhanesi konusunda Amerikan delegasyonun hiç bir talimat vermediği halde, Patrikhane’nin İstanbul’dan çıkarılması konusunda Curzon ile İsmet Paşa çatıştıklarında, Amerikan delegesi Child’da Curzon’ı desteklemiştir. Ermeni sorununda da aynı şey olmuştur. Boğazlar konusunda da Amerika tamamen İngiltere’yi desteklemiştir.

3.CUMHURİYETİN KURULMASINDAN II. DÜNYA SAVAŞINA KADAR İLİŞKİLER

9 Nisan 1923’te Türkiye ile ABD arasında Chester Projesi diye bilinen ‘’Şarki Anadolu Demiryolları Anlaşması’’ imzalandı.29 Bu projeye göre Doğu Anadolu Demiryollarının, ana hat Sivas’tan, Samsun üzerinden Karadeniz’e, Harput-Ergani-Musul-Kerkük üzerinden Süleymaniye’ye, Bitlis üzerinden Van’a ve Halep üzerinden Akdeniz’e ulaşması sağlanacaktı.30 Söz konusu şirket bu demiryolu şebekesini 99 yıl için işletecek ve ayrıca demiryolunun iki tarafında 20 km’lik alandaki madenleri işletme hakkına sahip olacaktı. Bu madenlere Musul petrolleri de dahildir. Ancak şirketler arasında anlaşmazlıklar çıkarak bu teşebbüs neticesiz kalmıştır.31

6 Ağustos 1923’te Amerika ve Türkiye arasında imzalanan Lozan Anlaşması M. Kemal ve Milliyetçilerin zaferini belgelemiştir. Fakat Ermeni Meselesi ve Kapitülasyonların kaldırılmasından hoşnut olmayan Senato tarafından 18 Ocak 1927’de Lozan Anlaşması reddedilmiştir.32

Cumhuriyet Türkiye’sinin Amerika ile olan ilişkileri 11 Şubat 1927’de gönderilen karşılıklı notalarla yeniden kurulmuştur. 12 Ekim 1927’de karşılıklı itimatnameler sunuldu.33 1 Ekim 1929’da Türkiye ile Amerika Arasında ilk resmi anlaşma olan ‘’Ticaret ve Seyrisefain’’ anlaşması imzalandı. ABD, Lozan’ı reddetse de ticari ilişkiler devam ediyordu.34 1 Nisan 1939’da Türkiye ile Amerika arasında yeni bir ticaret anlaşması imzalandı. Ancak 1929’da imzalanan anlaşma yürürlükte kalmaya devam etti. Çünkü 1929 anlaşmasına göre Amerika ‘’en ziyade müsaadeye mazhar millet’’ hakkını muhafaza etmek istiyordu.35

I. Dünya Savaşı patlak verdiğinde Osmanlı İmparatorluğu sınırlan içinde 426 kadar Amerikan Okulu, 17 misyonerlik merkezi ve 9 tane de Amerikan hastanesi bulunmaktaydı. Lozan’dan sonra bu okulların büyük çoğunluğu Türkiye sınırları dışında kaldığı gibi, bir çoğu da savaş esnasında kapanmış bulunuyordu. 1927 yılında Türkiye’deki bu okulların sayısı 8 kadardır. Bu okulların Amerikan Hükümeti ile hiç bir ilişkisi olmayıp, tamamen misyoner okullarıydı ve bunlar “American Board” denen bir kuruluşun gözetimi altındaydı. Ayrıca, İstanbul’da bulunan “Bible House” da bu misyoner okulları ve Hıristiyanlık propagandası ile yakından ilgileniyordu. American Board, 1925 yılında Türk Millî Eğitim Bakanlığına müracaat ederek, kapalı bulunan bazı Amerikan okullarının tekrar faaliyete başlaması için izin istedi. Burada ilginç olan husus şuydu ki, bu müracaat, 3 Mart 1924 de Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun kabulünden, yani Türkiye’de eğitimin laikleştirilmesi, eğitimin dinin etkisi dışına çıkarılmasından bir yıl kadar sonra yapılmaktaydı, Türkiye bunu yaparken, bu misyoner kuruluşu da, Hıristiyanlık propagandası amacı ile kurulan bu okulları faaliyete geçirmek istiyordu. Tam anlamı ile ters orantılı bir durumdu. Bu sebeple, Millî Eğitim Bakanlığı, bu başvuruya 1927 yılı sonlarına kadar cevap vermemişti. Grew göreve başlar başlamaz, American Board Büyükelçiye başvurup bu okullar sorununu ele almasını istedi. Bununla beraber, Amerikan Dışişleri Bakanlığı, Grew ‘ya talimatında, bu konudaki teşebbüslerini tamamen “gayri resmî” yapmasını bildirmişti. Fakat Grew, her teşebbüsüne, “gayri resmî” demekle beraber “resmî” bir ağırlık vermiştir.

Durum bu safhada iken, “Bursa Amerikan Kız Koleji” olayı patlak verdi. Bu kolejdeki Türk kızlarından üçü, Amerikalı bir hanım öğretmenin etkisiyle “Hıristiyan” olmuşlardır. Bu iş gizli cereyan etmekle beraber, 1927 Aralık ayında bazı öğrencilerin durumu öğrenmeleri ve aileleri vasıtasıyla resmî makamları haberdar etmeleri üzerine, olayın haberi 1928 Ocak ayında bir gün Türk basınında yer aldı ve kızılca kıyamet koptu. Türkiye, lâikliği gerçekleştirmek için çaba harcarken, bir Amerikan okulu genç çocukları Hıristiyan yapma faaliyeti içinde bulunuyordu. Buna en fazla tepki gösteren de, genç, milliyetçi ve Atatürk inkılâplarına yürekten inanmış, Milli Eğitim (Maarif) Bakanı Mustafa Necati Bey oldu. Mustafa Necati Bey, okulu derhal kapattırdığı gibi, üç öğretmen de mahkemeye verildi. Çünkü bu okullar, din propagandası yapmamayı taahhüt etmişlerdi. Halbuki durum tamamen aksi idi.

Büyükelçi Grew, gayrı-resmilik perdesi altında, Türk Hükümeti üzerinde, bu okulların açılması için büyük baskıya geçti. Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü (Araş) Bey ile Başbakan İsmet Paşa, Amerika ile bir kriz çıkmaması için uzlaşıcı bir tutum almışlarsa da, Mustafa Necati Bey, bütün ağırlığı ile konuya egemen olmuş ve olay onun istediği istikamette gelişerek, bir-iki okulun dışında, kapalı bulunan okullar açılmadığı gibi, Bursa Amerikan Kız Koleji de bir daha açılmamıştır.36

Bursa Sulh Ceza Mahkemesi de, üç Amerikalı hanım öğretmeni 3 er gün hapis ve 3er lira para cezasına mahkûm etmiştir. Yalnız hapis cezasını öğretmenler Okulda kalarak çekeceklerdi. Yargıtay bu kararı bozmuş ise de, Bursa Sulh Ceza Mahkemesi kararında ısrar edince, Yargıtay da onaylamıştır. Bu arada öğretmenler de Amerika’ya geri gönderilmiştir.

Grew’nun büyükelçiliği döneminin, Türk-Amerikan ilişkileri bakımından bir diğer olayı da, iki Amerikan havacısının Atatürk tarafından kabul edilmesidir. Grew bunu da anılarında zevkle anlatır.

İki Amerikan havacısı, Amerika’nın kuzeyindeki Cape Cod’dan havalanarak, durmaksızın uçmak suretiyle 1931 Ağustos’unda İstanbul’a inmişlerdir. O sırada Yalova’da bulunan Atatürk, Grew ile birlikte bu iki Amerikan havacısını Yalova’ya çaya davet etmiş, kendileriyle sohbette bulunarak, gerek pilotlar, gerek Amerika hakkında övücü sözler söylemiştir.37

1927’den 1948’e kadar Amerika ile olan ilişkiler dostane olmakla beraber, kayda değer bir gelişme yoktur. Bu süre zarfında Amerika sadece tütün piyasasında önemli rol oynamıştır.38 Bunun dışında karşılıklı diplomatik ilişkiler olmuştur. Bu ilişkilerin mahiyeti ise özel ve dini- milli günlerin kutlanması ve tebriklerden oluşur.

4.İKİNCİ DÜNYA SAVAŞINDAN SONRAKİ DÖNEM (1948’E KADAR)

İkinci Dünya Savaş’ından sonra Sovyetler ’in ordusunu terhis etmemesi ve Doğu Avrupa ile Balkanlarda yayılmacı politika izlemesi Türkiye’nin güvenliğini tehdit etmiştir.39 Sovyetler, üzerinde emelleri olduğu ülkelere siyasi ve askeri baskı yapıyor, komünist yönetimin tesisi için komünizm sempatizanlarının aracılığıyla iktidarları çökertmeye çalışıyordu. Bu durum Türkiye için ciddi bir tehditti. Bu tarihlerde Sovyetler Doğu Avrupa ve Ortadoğu’da hızla yayılmıştır ve buradaki ülkelerin rejimini değiştirmiştir. Sovyetlere sadece Türkiye direnebilmiştir.

İngiltere, Ortadoğu’daki çıkarlarını korumak için ABD’yi Türkiye’ye yardım yapmaya çağırdı. 40 12 Mart 1947’de ABD Başkanı Truman, Türkiye’ye ve Yunanistan’a 400 milyon dolarlık bir yardım yapacağını bildirdi. Bu 400 milyon dolarlık yardımın 100 milyon doları Türk Silahlı Kuvvetlerinin takviyesi için kullanıldı.41 Ayrıca Marshall yardım planı ile 1947 yılında ABD elindeki eski moda Askeri malzemeleri Türkiye ve başka 17 ülkeye vermiştir.

5.SONUÇ

Sonuç olarak; belirttiğimiz tarih aralığında Türk-Amerikan ilişkilerinde Amerika’nın tavırları direkt olarak değilse bile dolaylı olarak Türkiye’nin aleyhinedir. Amerikalıların fikri dünyası ise genelde Türkiye karşıtıdır. Bu karşıtlığın sebebi sürekli çatışan iki ayrı dine mensup olmaları olsa gerektir. Buna rağmen Amerika tarafsızlık politikası güttüğünü belirtse de tarafsızlığı Türkiye lehine olmaktan çok uzaktır.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.


1 Orhan F. Köprülü, Tarihte Türk-Amerikan Münasebetleri, Belleten, s.927, C.1, Sayı: 200, (Ağustos 1987)

2 Köprülü, a.g.m., s.929

3 Köprülü, a.g.m., s.930

4 Köprülü, a.g.m., s.932; Fahir Armaoğlu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri, s.1

5 Köprülü, a.g.m., s.934; Armaoğlu, s.7

6 Oral Sander, Kurthan Fişek, Türk-ABD Silah Ticaretinin İlk Yüzyılı (1829-1929), s.6

7 Sander; Fişek, a.g.e., s.15

8 Sander; Fişek, a.g.e., s.16

9 Sander; Fişek, a.g.e., s.44

10 Sander; Fişek, a.g.e., s.23

11 Ömer Lütfi Taşçıoğlu, ABD’nin Küreselleşme Politikaları, s.39

12 Hulki Cevizoğlu, 1919’un Şifresi, s.54

13 Köprülü, a.g.m., s.941; A. Haluk Ülman, Türk-Amerikan Diplomatik Münasebetleri (1939-1947), s.7

14 Köprülü, a.g.m., s.942

15 Cevizoğlu, a.g.e., s.39

16 Türkkaya Ataöv, Amerika, Nato ve Türkiye, s.154

17 Ülman, a.g.e., s.8

18 Cevizoğlu, a.g.e., s.47

19 Fahir Armaoğlu, Atatürk Döneminde Türk-Amerikan İlişkileri, ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, s.3

20 Hulki Cevizoğlu, İşgal ve Direniş, s.228

21 Cevizoğlu, ‘’Şifre’’, s.61

22 Cevizpğlu, ‘’Direniş’’, s.53

23 Armaoğlu, a.g.m., s.5

24 Cevizoğlu, ‘’Şifre’’, s.66

25 Cevizoğlu, ‘’Şifre’’, s.130; Bu röportaj Hakimiyet-i Milliye’de (24 Ekim 1922), İkdam’da (2 Kasım 1922), Açık Söz’de (25 Ekim 1922) yayınlanmıştır.

26 Armaoğlu, a.g.m., s.6

27 Cevizoğlu, ‘’Şifre’’, s.136

28 Cevizoğlu, ‘’Şifre’’, s.182

29 Fahir Armaoğlu, Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri, s.30

30 Armaoğlu, a.g.e., s.29

31 Armaoğlu, a.g.e., s.31

32 Köprülü, a.g.m., 944; Cevizoğlu, ‘’Şifre’’, s.182

33 Oral Sander, Türk-Amerikan İlişkileri (1947-1964), s.30

34 Armaoğlu, a.g.e., s.113

35 Armaoğlu, a.g.e., s.117

36 Armaoğlu, a.g.m., s.8

37 Armaoğlu, a.g.m., s.9

38 Köprülü, a.g.m., 944

39 Dursun Turan; Tayfun Uraz, Türkiye-ABD İlişkilerinin Dünü, Bugünü, Yarını, s.25

40 Turan; Uraz, a.g.e., s.27

41 Turan; Uraz, a.g.e., s.28

42 Cevizoğlu,’’Direniş’’, s.64


KİTAPLAR

ARMAOĞLU, Fahir; Belgelerle Türk-Amerikan Münasebetleri, TTK, Ankara-1991

ATAÖV, Türkkaya; Amerika, Nato ve Türkiye, İleri Yayınları, Ekim 2006

CEVİZOĞLU, Hulki; 1919’un Şifresi, Işık Yayıncılık, Ankara-Aralık 2007

CEVİZOĞLU, Hulki; İşgal ve Direniş, Işık Yayıncılık, Ankara-Mart 2007

SANDER, Oral; Türk-Amerikan İlişkileri (1947-1964), Ankara-1979

SANDER, Oral; FİŞEK, Kurthan, Türk-ABD Silah Ticaretinin İlk Yüzyılı (1829-1929), Çağdaş Yayınları, İstanbul-1977

TAŞÇIOĞLU, Ömer Lütfi; ABD’nin Küreselleşme Politikaları, Nobel Yayınları, Ankara-2006

TURAN, Dursun; URAZ, Tayfun; Türkiye-ABD İlişkilerinin Dünü, Bugünü, Yarını, Harp Akademisi Komutanlığı Yayınları, İstanbul-1994

ÜLMAN, A. Haluk; Türk-Amerikan Diplomatik Münasebetleri (1939-1947), Ankara-1961

 

MAKALELER

ARMAOĞLU, Fahir; Atatürk Döneminde Türk-Amerikan İlişkileri, Sayı 38, Cilt: XIII, Temmuz 1997

KÖPRÜLÜ, Orhan F.; Tarihte Türk Amerikan Münasebetleri, Belleten, C.I, S.200


İdris Kılıçaslan

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...