DÜŞÜNCE

Uluğ Bey ve Bilim

Uluğ Bey, 1393/1394 yılında Azerbaycan’daki Sultaniye şehrinde doğmuştur. Asıl adı Muhammed Turagay Uluğ Bek İbn Şahrûh İbn Emîr Temür olan Uluğ Bey (1394-1449), Şahrûh Mırzâ’nın oğlu ve Emir Timur’un torunudur. Kadızâde-i Gıyaseddîn Kâşî ve Muinüddîn Kâşânî gibi bilginlerden ders alarak yetişmiştir. Tahta oturan ve bilgin olarak tanınan Uluğ Bey, gençliğinde Nasiruddîn Tusî’nin 1259’da Meraga’da kurmuş olduğu Rasathanesi’ni ziyaret etmiş ve burada gördüğü rasathane kalıntıları onun astronomiye ilgi duymasına yol açmıştır. Bunun sonucunda, kendisi de Semerkand’da bir rasathane kurmuş (1420-1) ve buraya ünlü bilginleri davet etmiştir. Semerkant’ta 38 yıl hükümdarlık yapmış olan Uluğ Bey, hükümdarlık hizmetlerinin yanında ilmi çalışmalarını da sürdürmüştür.Uluğ Bey hem bir hükümdar hem de bir bilim adamı olarak karşımıza çıkmaktadır. Astronomi ve matematiğe yoğun ilgi göstermiş ve hayatı boyunca bu bilimlerle uğraşmıştır.

Uluğ Bey Semerkand’da kurduğu döneminin bu en modern rasathanesinde en hassas gözlem araçları bulunuyordu. Semerkant Medresesi ‘nin inşasına 1417 yılında başlanan Semerkant Medresesi 1421 yılında tamamlanmıştır. İki katlı olan bu medrese her köşesinde birer dershane olmak üzere oldukça büyük ve çok sayıda odalardan meydana gelmektedir.

Hindistan Türk-Moğol İmparatorluğu’nun kurucusu olan Babür Şah (1483-1530), hayat ve hatıralarını ihtiva eden Babürname adlı eserinde rasathane hakkında şu bilgileri bize sunmaktadır: “Bu rasathane binası üç kattan ibaret muazzam bir bina idi. Dokuz tabakalı semanın; derece, dakika ve saniye ile saniyenin onda birini de gösteren, taksimatlar, sabiteler, iklim ve dağlar, denizler, sahralar vb. gösterir. Küre-i arzın (Yerküre) tasviri olduğunu Abdürezzak söylemektedir.’’

Semerkant Medresesi bu şehirdeki bilim hareketinin ilk nüvesini teşkil etmiştir. Uluğ Bey’den önceki medreselerin, eğitim ve öğretim programlarında, müspet bilimlere karşı yeterince yer verilmediğinin görülmesi ve buna karşın Semerkant medresesinde matematik ve astronomi konularında ün yapmış pek çok müderrisin bulunması ve çalışmalarını burada sürdürmeleri bu söylemi kanıtlar niteliktedir. Modern bir rasathane kuran Uluğ Bey, o döneme kadar hiç karşılaşılmamış büyüklükte gözlem araçları ve gök cisimlerinin konumları ve tutulma düzleminin eğimi, dönence yıl uzunluğu gibi astronomiyle ilgili sabit değerler büyük hassaslıkla tespit edilmiştir.  Fahri Sekstant adlı dairenin altıda biri bir yaydan oluşan ve meridyen doğrultusuna yerleştirilmiş devasa aletle Güneş yüksekliği, Ay ve gezegenler gibi koordinatları değişen diğer gök cisimlerinin meridyen yüksekliği hesaplanmıştır.  Günümüzde rasathanenin yerinde yapılan kazılarda bu aletin bir kısmı ortaya çıkarılmıştır. Semerkand rasathanesi’nin yeri de, 1908-1909 yılında yapılan kazı çalışmaları sonucunda Taşkent yolunun sağ tarafında, Semerkand’dan iki km uzaklıkta yer alır.

Uluğ Bey rasathanesinde çalışırken, takvim hesaplamalarının Batlamyus’unkiyle aynı olmadığını görülmüştür. (Batlamyus, ikinci yüzyılda İskenderiye’de yaşamış ve Almajest adında meşhur astronomi eserini yazmış olan Helenistik Çağ bilginidir.) Batlamyus, kitabında 1022 yıldızın kataloğunu da vermiştir. Uluğ Bey, Batlamyus’un bu kataloğundan bulduğu  yanlışlıkları düzelterek yeni bir  hesaplama biçimi ortaya koymuştur. Böylece, 1018 yıldızın konumlarını içeren Zîc-î Cedit-i Sultanî (Yeni Sultani Takvim Cetveli) adlı eseri hazırlanmıştır. Bu eser, Zîc-i Güryani veya Zîc-i Uluğ Bey adlarıyla da tanınır. Buradaki katalog, kurmuş olduğu Semerkand Rasathanesi’nde yapılan gözlemlerle  düzenlenmiştir. 1437 yılına kadar aralıksız devam eden çalışmalar sonucu ortaya çıkan bu eser dört bölümden oluşuyordu: Giriş’de, Uluğ Bey bu eseri niçin yazdığını ve eserin yazılmasına yardım eden bilim adamlarını tanıtır. Böylelikle Semerkand Rasathanesi’nde çalışmış olan bilim adamlarını da öğrenmiş olmaktayız. Bu bilim adamları, Kadızâde-i Rûmî, Uluğ Bey’in “iftihar edilecek bilgin” diye tanıttığı Gıyâseddîn Kâşî ve “büyük âlim” dediği Ali Kuşçu’dur. Birinci bölümde, kronoloji  ve zaman hesaplamalarında kullanılan farklı sistemlerin tanıtılması, Yunan, Hicri, İran, Calali, Uygur takvimleri gibi komşu ülkelerde kullanılan takvimler, her ülkenin takvimindeki önemli günler ve bu takvimlerin birbirlerine çevrilmeleri verilmiştir. İkinci bölümün konuları, trigonometrik fonksiyonlar, enlem ve boylam belirlenmesi, meridyen doğrultusu, iki yıldızın veya gezegenin uzaklıklarının tayini gibi pratik astronomi çalışmaları açıklanmıştır. Dördüncü bölümün konuları ise, sabit yıldızların durumları ve astrolojisidir.

Uluğ Bey Semerkand’da yalnızca rasathane kurmamış, medrese de kurarak buranın bir kültür ve bilim merkezi olarak büyük önem kazanmasını sağlamıştır. Rönesans Avrupa’sında denizcilik büyük önem kazanmış ve bununla bağlantılı olarak denizde yön, zaman ve gemi yerinin belirlenmesi gibi önemli konular yıldızların doğru olarak bilinmesini gerektirmişti. Bu dönemde Avrupa’da yıldız kataloglarının düzenlenmesi bu bakımdan da önemli olmuş Ortaçağ İslâm Dünyası’nın kataloglarını kendi boylamlarına göre düzenlemeye girişmişlerdi. Bu çalışmalar sırasında Uluğ Bey’in bu eseri Avrupa’da büyük ilgi uyandırmış, Oxford’da profesör olan Greaves, bilim dünyasının dikkatini bu eser üzerine çekmiş(1642-48) ve Latince’ye yaptığı çevirisi ile Avrupalı bilim adamlarının Uluğ Bey’i tanımalarını sağlamıştır. Hyde adında başka bir Avrupalı, eseri yeniden gözden geçirerek Latince olarak yayımlamıştır(1767). Nihayet, 1827-1853 yılları arasında, Fransız araştırmacı Sédillot orijinal metinle birlikte Fransızca çevrisini yayımlamıştır.

Kaynakça:

Ülkütaş, Ş. (1946) Uluğ Bey. İstanbul: Ahmet Halit Kitabevi.

Dosay,D.(2008) Türklerin Bilime Katkıları. Ankara: AKM.

Reklamlar