DÜŞÜNCE

Vampir Mezarları: Arkeoloji ve Folklor Ne Diyor?

romanyada-vampir-avi-1-min

Yazan: Mehmet Berk Yaltırık

    1-38        Klasik vampir filmlerini seyretmişseniz bilindik bir sahnedir. Şafak vakti kötülüğü defetmeye karar verenler izbe bir mekânda saklanmış tabutu ortaya çıkarır ve “kalbe tahta kazık çakma” ritüelini gerçekleştirirler. Normal şartlarda çoğunlukla Balkan folkloruna aşina olanların bileceği pek çok bilgi beyaz perde sayesinde bugün kitlelerce biliniyor.

            Son yıllarda “vampirin kalbine kazık çakmak” yeniden popüler hale geldi ancak bu sefer beyaz perdeden ziyade haber siteleri rol oynadı. Modern dönem koşullarında kendi bölgesel inanışlarını taşıyan ve yaptıkları garip eylemlerin (günümüzde Sırbistan ve Romanya’da, oraların “cinlerine” yahut “üç harflilerine” karşı gerçekleştirilen mezar açıp kazıklama vakaları) haberleri bir yana, bazı bölgelerde bulunmuş “kazıklı iskelet” kalıntılarının fotoğrafları hayli popülerleşti. İnternette dönem dönem paylaşılan bu fotoğraflar, beraberinde tarihe ve folklora uzanan tartışmaları da beraberinde getirdi. Basit
“ölüye karşı” ayinleri mi söz konusu yoksa efsanelerden sinemaya sirayet etmiş “vampir defetme” metotlarının kalıntıları mı?

“Vampir mezarı” Derken…

yasaklamaTarihler 2012’yi gösterirken Bulgaristan’da yürütülmekte olan arkeolojik bir kazı kısa sürede çeşitli dilde haber sitelerinde çarpıcı başlıklarla yer alarak dünya gündemine oturmuştu. Genellikle “Vampir mezarı bulundu!” gibisinden başlıklarla verilen haberlerde Bulgaristan’ın Karadeniz kıyısında bulunmakta olan Sozopol şehrinde, kalbine demirden bir kazık saplanmış halde bulunan iskelet buluntusundan bahsediliyordu. Buluntu ile ilgili olarak da Milli Tarih Müze Başkanı tarihçi Bozhidar Dimitrov, Orta Çağ’daki vampir zannedilip kalbine kazık çakılarak gömülmüş birisi olduğunu düşündüklerini söylemiş, Bulgaristan’da buna benzer şekilde 100’e yakın vampir ritüeliyle gömülmüş iskelet buluntularının olduğundan bahsetmişti.

            Daha önce vampir filmi izlemiş olanların ve Balkanlardaki kanlı efsaneleri bilenlerin şaşırmadığı, ancak medyanın ilgi çekici haber babında servis ettiği bu haber, Bulgaristan’da da bazı akisler uyandırdı. Bölgedeki yerel bir efsaneye atfen Bulgar ahali bu kişinin Sozopol kalesinin eski hâkimlerinden Krivich (yahut Krivitsa) adlı birine ait olduğuna inanmaya başladı. İster Balkanlarda olsun ister Anadolu’da (şaşırtıcı olabilir ama Anadolu’da günümüzde bile şekil değiştirmiş olsa da hortlak memoratları derlenebilmektedir), yaşarken kötülük yaptığına inanılan insanların mezarda huzur bulamayarak geri dönmesi şeklinde tezahür eden bir batıl inanışla birlikte anılıyordu. Benzer tema Vlad Drakula’dan bahseden Rus kaynaklarınca da– zalimliğinden ziyade din değiştirdiği için- mezarında huzur bulamadığı şeklinde ima edilmiştir. Ahali arasındaki inanışa göre Sozopol hâkimi Krivich zalim bir kişi olduğundan öldükten sonra mezarından kalkıp ölümlülere musallat olmaması için göğsüne demir bir kazık saplanmıştı.

            polonya-gilwice-vampir-6Kazık ritüeli bölgeden bölgeye ve döneme göre değişiklik gösterebilmektedir. Mesela 2009 yılında İtalya’nın Venedik şehrinde Ortaçağ’da vebadan ölenlerin gömüldüğü bir toplu mezar kazıldığında ağzında tuğla bulunan bir kadın iskeleti bulunmuş, o dönemdeki insanların veba hastalığını engellemek için böyle bir inanış geliştirdikleri düşünülmüştü. Keza Romanya’daki bazı cenaze geleneklerinde de, ölüden korunmak(!) için kalbini yahut göbeğini gömülmeden önce iğne ile delme, ellerinin arasına ekmek sıkıştırma, aynaların üstünü örtme gibi uygulamalar görülmüştür. Ancak tarihi kaynakların ve arkeolojik kazılardaki buluntuların ışığında büyük oranda “kazık çakma” ve “kafa kesme” şeklinde gerçekleştirildiği görünmektedir.

            polonya-gilwice-vampir-52013 ile 2016 arasında Polonya’nın çeşitli bölgelerinde ortaya çıkarılan “vampir mezarları” hem çeşitlilik hem de bir batıl inanışın farklı uygulama alanları göstermesi açısından dikkat çekici örnekler sunmuştur. Polonya’nın güneyindeki Gliwice kasabasında, bir yol yapım çalışması esnasında başları vücutlarından ayrılıp bacaklarının üzerine yerleştirilmiş cesetlerden oluşma bir mezarlık ortaya çıkarılmıştı. Yine Polonya’da, Drawsko bölgesinde boğaz kısmına yahut gövdenin hemen altına yerleştirilmiş oraklar, vücut kalkmasın diye üzerlerine ağır taşlar bırakılmış bulunan iskeletlere rastlanmıştı. Aynı şekilde Kaldus bölgesinde, en erken mezarların M.S. 10. yüzyıla tarihlendirildiği Culmen mezarlığında kimisinin başları kesilmiş, kimisinin üzerine ağır taşlar bırakılmış 14 iskelet bulunmuştu.


polonya-gilwice-vampir-4Tarihi anekdotlar (seyahatnameler, bazı mahkeme kayıtları ve hatta fetvalar) ve hatta günümüze dek aktarılabilen anlatılar da (memoratlar) arkeolojik buluntuları desteklemektedir. Zaten bu tür uygulamaları “vampirlerle ilgili inanışlar” çerçevesinde inceleme olanağı sağlayan da bu bilgilerdir. Çünkü cenazeye yapılan her uygulama “ölünün dirilmesinden duyulan korkuya” ilişkin değildir. Mesela Romanya’daki bazı cenaze geleneklerinde de, ölüden korunmak(!) için kalbini yahut göbeğini gömülmeden önce iğne ile delme, ellerinin arasına ekmek sıkıştırma, aynaların üstünü örtme gibi uygulamalar söz konusudur. Buna bakıldığında akıllara hemen kendi kültürümüzdeki “ölünün üstüne bıçak koyma” uygulaması gelecektir. “Bıçak koyma” ölünün şişmemesi için yapıldığı söylenen, cenazeye tazim amaçlı bir uygulamadır ve kabul bu yöndedir. Yani hortlak inanışıyla bir bağıntıdan söz edilemez. Çünkü Anadolu’da “hortlama”ya karşı daha farklı ritüeller (bu amaçla yapıldığı söylenen) söz konusudur. Mesela eski İstanbul folklorunda ve birisi öldüğü zaman, cenazenin olduğu odaya kedi girmemesine dikkat edilir, üzerinden kedi atlayan cenazenin hortlayacağına inanılmaktadır. polonya-gilwice-vampir-3Eski Tekirdağ halk inançlarında ise ölüyü yıkama suyunun üzerinden kedi atlarsa ölünün cadı olacağına inanılmaktadır. Aynı inanış Tire’de kedinin dokuz canlı olduğuna inanılmasından ötürü ölünün etrafında dolaştırılırsa canlarından birinin ölüye geçeceği ve ölünün hortlamasına neden olacağı şeklinde geçmektedir. Doğu Anadolu Türk inançlarına göre de cenaze kapıdan değil de pencereden çıkarılır, mezarlığa gidiş dönüşte farklı yollar izlenir, ölü mezarlığa hemen götürülmez evine geri dönme ihtimaline karşı cenazesi dolaştırılarak mezarlığa götürülür, ölünün ruhunun kendi evlerine gelmemesi için cenazeyi defnettikten sonra önce cenaze evine gelinmektedir. Bazı yörelerde de hortlamaması için yerinde ağır olsun diye üstüne taş konulmaktadır.

            polonya-gilwice-vampir-2Konudan ayrı olarak, ölünün üstüne taş koyma uygulamasının Polonya’daki aynı şekilde bulunan iskeletlerle bir bağlantısı olup olmadığı sorulabilir. Bu tür uygulamalar çoğu kültürde görülebilecek, bir bedenin yeniden kalkmasını engelleyecek her pratik adımlara dayanmaktadır, aralarında bir bağlantı olduğu iddia edilemez. Ancak şu husus göz önünde bulundurulmalı ki adına obur, upir, vampir, hortlak, cadı-cadu densin, bu varlığa dair inanışın ağırlıklı olarak görüldüğü bölgeler Kafkasya’dan Karadeniz havzasına uzanan, Doğu Avrupa’yı ve Balkanları kapsayan sahadadır.

            Bazı araştırmacılarca “vampir” kelimesinin Slavca “upir”den geldiği, buraya da Eski Bulgar Türklerinin veya Peçenek, Kuman, Uzların dilindeki “ubır-obur” kelimesinden geldiği yönünde dile getirilen savda bahsi geçen varlığın, Kazan Tatarları arasındaki (ubır denilmektedir) yok edilme metotlarından biri de kazık çakmadır. Buna göre ubır olan mezarın deliğini bulup bu deliği at gübresiyle kapatıp meşe veya kavak ağacından yapılma bir kazık çakılarak ubırın yeryüzüne çıkıp insanlara musallat olmasının engellendiğine inanılırmış. Bu nedenle bazı açılardan benzerlikler söz konusu olabilmektedir. Sözlü olmasına rağmen eski dönemlerde şans eseri yazıya geçirilmiş bilgiler sayesinde bu inanışın çerçevesi hakkında bilgi sahibi olmak mümkündür.

            Peki, gerek bu hususta olsun gerek “kazık çakma” bahsinde hangi tarihi kaynaklar fikir sahibi olmamızda yardımcı olmaktadır?

Tarihi Kaynaklarda “Kazık Çakma” Bahsi

            polonya-gilwice-vampir-1Giovanni Scognamillo, “Dehşetin Kapıları” adlı eserinde 18. yüzyıla kadar vampirlerin destanlar ve folklorik inanışlar haricinde edebi eserlerde zikredilmediğini, vampirlerin kurgusal bir malzemeden ziyade adli vakaların, inceleme ve araştırmaların, dinsel tartışmaların, Engizisyon Mahkemeleri’nde kullanılan el kitaplarının ortak ve o dönemlerde gerçek(!) kabul edilen konusu olduklarını ifade eder.

            Bu tarihi vesikaların bir kısmı günümüzde vampirlerin sinemada yeniden popülerleşmesi neticesinde internet sitelerinde hazırlanan “ilginç bilgiler” temalı paylaşımlar sayesinde bilinir hale gelmiştir. Örneğin meşhur “Tırnova Cadıları” yahut “Vampir Yeniçeriler” mevzusu pek çok farklı sitede defalarca paylaşılmıştır. Bu yazının konusu “kazık çakma” ritüeliyle ilgili olduğundan sadece bu uygulamadan bahseden kaynaklara değineceğim.

  1. yüzyıl Osmanlı şeyhülislamlarından Mehmed Ebussuud Efendi’nin “hortlaklarla” ilgili fetvalarından birisinde “kazık çakma”ya şu şekilde cevaz verildiği görülmektedir ki bu fetvanın Osmanlı kaynaklarında 1700’lerin başına dek tarihlenen kadı mektuplarında referans olarak kullanıldığı görülebilmektedir:

            (Alıntıdır) “Mesele: Rumelide, Selanik’e bağlı bir köyde, Hristiyanlardan bir kişi ölüp gömülmesinden birkaç gün geçtikten sonra gece yarısında akrabasının ve diğer insanların kapılarına gelip “bre filan gel seninle falana gidelim” deyip, ertesi gün o kişi de ölüp ve birkaç günden sonra birine daha seslenip, o kişi dahi ölüp sözün kısası bu biçimde birçok kişi öldüğünde, Müslüman olmayanların böyle kırıldıklarını görüp, Müslüman ahaliden o köyde bulunan bazı kişiler, korkularından firar etmek istemeleri şeriata uygun mudur?

            Elcevap: Olmaz, özellikle bu Müslüman olmayan kasaba konusunda görüşmelerinden sonra, Müslümanlara gereken emir işlerin sahiplerine görev olarak verilmelidir.

            Mesele:  Adı geçen konuda hikmetin ve illetin de ortadan kaldırılması için çarenin belirtilerini izah etmek ve açık hale getirmek, icab edenin [yapılması gerekenin] sebebi ile bağışlana [söylene].

           photo_verybig_143273 Elcevap: Bu takım işlerin hikmet ve illetini açıklamada dil aciz ve zihinler kusurludur ve araştırmada ehil olanların uzun uzadıya açıklamalarına uygun değildir. Ortadan kaldırılmasına çare şudur: Olayın olduğu gün mezara gidip önce çıplak bir sopayla [uğurlu sayarak] kalbine ulaşacak şekilde yere çaksınlar, beklenendir ki [hortlak/ölü] defedilsin. Eğer olmazsa, benzinde kızıllaşma olursa [yani tenine kandan kırmızılaşmışsa] başını kesip ayağının olduğu yere atsınlar. Eğer bozulmayı bırakmışsa [yani ceset çürümemiş ise] başını kesip ölünün ayağının ucuna koysunlar). Olduğu kadar bu aşamalarla ortadan kaldırılamamışsa, cesedi çıkarıp ateşte yaksınlar. Selef-i sâlihin zamanlarında [yani İslam’ın ilk yüzyılında yaşayan Müslümanların döneminde] ateşte yakmak pek çok kez olmuştur.”

            Hortlağın başının kesilip ayak ucuna koyma bahsi, akıllara biraz yukarıda bahsi geçen Polonya’da bulunan vampir mezarlarını getirecektir ki bu kadar farklı coğrafyalarda ve dönemlerde bu şekilde görülmesi açısından hayli ilginçtir.

  1. yüzyılda, IV. Murat zamanında (1623-1640) yazılmış bir akaid kitabında Anadolu’nun bazı yerlerinden ölenlerin cadı olduğuna inanılıp insanların yüreklerini çıkararak yediklerine inanılmaktadır. Söz konusu kitapta cadıları def etmek için ardıç ağacından bir kazıkla göbeğinden kazıklanmaları, başlarını keserek ayak uçlarına bırakılması ve cesetlerinin yakılması önerilmektedir.

En enteresan ve Tırnova Cadıları kadar popüler olan örnekse “Evliya Çelebi”nin Kafkasya’daki seyahatini ele aldığı cildinde bahsi geçen, “Der Beyân-ı Acaibât ve Garaibât İbretname-i Cinn ve Cadı-ül Sehhâre-i Oburât” (Obur büyücülerinin acayip ve garip ibretlik kavgalarını bildirir) kısmındaki meşhur “obur-uyuz” (vampir) bahsidir. Burada oburların nasıl anlaşıldığını ve defedildiğini şu şekilde anlatmaktadır:

           photo_verybig_140315 (Alıntıdır) “Bu diyarda (Hatukay vilayeti, Çerkez toprakları) asla veba olmaz. Bir adam birazcık hasta olsa hod olmasa kara koncoloz geceleri olunca oburlar bir kabakta (köyde) veyahut bir pişkövde istediği hastanın yahut sağ adamın kanını içip öldürüp obur oburluğundan kurtulur, ama gözlerinde obur alâmeti elbette kalır. Bu diyarda obur tanıtıcı, yani cadı sihirbaz bilici soylu, hekim şekilli ihtiyar Çerkez adamları vardır. Onlara ölü sahipleri mal verip daha önce ölmüş obur mezarlarına gelip görürler ki henüz bu gece obur mezarından çıkıp toprağı bozulmuş. Anında halk üşüşüp obur mezarını kazıp görürler ki gözleri kan tasına dönmüş, yüzü insan kanı içtiğinden kıpkırmızı olmuş. Hemen melun oburun pis leşini mezarından çıkarıp böğürtlen adlı çalının kazığını oburun göbeğine kakıp yere saplayınca Allah’ın izniyle oburun sihri geçersiz olup kalır ve kanı içilip ölen adam Allah’ın emriyle ölümden kurtulur. Eğer o kimsenin bir kimsesi olmayıp obur tanıtıcı bulmazsa o kanı emilip hasta olan adam gerçekten ölüp gider. Bazı adamlar bu oburları mezarında buldurup göbeğine kazığı kaktırdıktan sonra ölüsü hastası şifa bulur, belki bir daha bu obur ölürse hayatta olan bir başka obur bu pis leşin içine girmesin diye göbeğindeki kazığıyla melun oburun pis leşini yakarlar. Ondan bütün insanlar onun şerrinden kurtulurlar. drawsko-polonya-vampir-mezariAllah’ın hikmeti o melun oburların leşleri asla yerde çürümez. Oburun başka bir hüneri: Bir obur daha hayatta gezerken onu kimse bilmez, ama vakti gelip kudurduğunda bir adamı yahut evlâdını obur bulup yahut suya girip çıplak bulup o adamı kucaklayıp kulağından kanını emip koyverir. O adam günden güne hasta olup, “Bre medet, beni obur dövdü ve kulağımdan kanımı içti” diye haber verince obur tanıtıcılara mal verip tanıtıcılar şehirleri ve köyleri gezerken görürler ki insan kanı içmekten obur olup gözleri kan tasma dönmüş. Onu tutup birkaç gün zincirler ile bağlarlar, boğazına ve ayaklarına hasır ipleri bağlarlar, zira başka bağ tutmazlar. Üç günlük hapis iken günden güne oburluğu ortaya çıkıp, “Filân adamın kanını ben içtim. İşte kulağımın ardında kanı vardır. Bana sürdüm ki obur dedelerimin ve obur atalarımın yanma gömüldüğüm zaman vücudum çürümeyip yine birkaç kere dirilip gökyüzünde cenk etmek için ve çok yaşamak için ettim” deyince herkesin izniyle bu oburun göbeğine yine böğürtlen kazığı saplayıp kanından hasta olup kanı içilen adamın yüzüne gözüne obur kanını sürünce Allah’ın emriyle hasta şifa bulup oburu ateşte yakarlar. Ama bu obur büyücüleri başka bir soydur. Onlardan sakınıp Çerkez kavmi değme adama kız verip kız almaz. İşte bu Çerkez ülkesinde gerçi veba yoktur, ama bu obur derdi gerçekten de büyük vebadan daha kötüdür. Genellikle Moskov diyarında, Kazak’ta, Leh ve Cek’te olağandır, Allah saklasın, ama Rum’da kara koncoloz olması mukarrerdir, vesselâm.”

            “Kazık çakma” uygulamasının ve vampir inanışının 20. yüzyılın başlarına kadar Osmanlı toprakları içerisinde mevcut olduğunu gösteren Abdülaziz İbn Cemaleddin’in (1858-1918) Eski Osmanlı Adetleri, Merasimleri, Tabirleri ve Davranışları adlı eserinde konuyla ilgili şu bilgiler aktarılmaktadır:

            090310-vampire-graves_big(Alıntıdır) “Eskiden halk arasında “hortlak”, “vampir” adı verilen, vehim ve hayal ürünü bir cismin varlığına inanılıyordu. Bu hayalin esası ise ölenlerin ruhlarıydı. Batıl inanışa göre ölenlerin bir kısmının ruhu kötü ruhlara karışarak ve onların şekline girerek bir süre sonra kabirlerinden çıkar, şuna buna ve özellikle kendilerinden farklı yaratılışta olanların hanelerine gelerek onlara musallat olur, fırsat bulursa boğarlarmış. Bunlar siyah kıllı tulum şeklinde olup gidecekleri yere kimseye sezdirmeden, yuvarlanarak giderlermiş. Ölülerin böyle hortlak şekline girmelerinde tamamen gömüldükleri yerin etkisi olduğuna inanılırdı. Bazıları kötü ruhlara karışmış bile olsalar hortlak olarak ortaya çıkmaz, kabirleri içinde kalırlarmış. Eğer toprağın cinsi ve kabrin şartları hortlamalarına müsait ise kabirlerinden çıkma kuvvetini bulurlar ve istedikleri yere kadar giderlermiş. Hortlak çıkan en müsait yerler Edirne ve Manastır civarı derlermiş. Edirne’de ortaya çıkanlara oranın tabirince hortlak, Manastır’da vampir adı verilirdi. …Bunların saldırı ve kötülüklerinden korunmak için ocaklı tabir denilen birtakım okuyuculara da başvurulur, onların aldığı tedbirlerle kurtulmak mümkün olurmuş. Bu okuyucular kendilerince bilinen izleri takip eder, hortlağın hangi mezardan çıktığını kükürde benzer bir koku duyarak anlarlarmış. Keşfedilen bu hortlak mezarına çok miktarda sönmemiş kireç ve su dökülür, üstüne kazıklar çakılıp, çalılarla da örtülürse hortlağın bir daha çıkmasının mümkün olmayacağına inanılırdı.”

            Yazılı belgelerde günümüze doğru geldikçe folklor derlemeleri söz konusu olmaktadır. Bu noktada o inanışın eski inanışlarla bağlantılarını yahut benzerliklerini ve geçirdiği dönüşümü saptamak mümkün olabilmektedir.

           Folklor Derlemelerinde Saptanan Dönüşüm

            Rumeli bölgesinde bir dönemler Selanik Sancağı’na bağlı Vodina’ya bağlı bölgelerden olan Sarıgöl’deki (Kayalar) Çor ve Kırımşah köyleriyle, yine Selanik’in Ağustos kazasında derlenmiş bazı cadı ve cadıcı anlatıları aktardığı bilgiler açısından hayli önemlidir.

            article-0-1ad2ca28000005dc-893_306x455“Tırnova Cadıları” vakasını okumuşsanız “cadıcı” tabiri size yabancı gelmeyecektir ancak yine de açıklayalım; Cadıcı çeşitli yöntemlerle cadıları kovduğuna ve yok ettiğine inanılan kişidir. Filmlerde “vampir avcısı” şeklinde rastlarız. Bulgar folklorunda (Bulgaristan ve Makedonya’da) tıpkı Balkanlardaki “dhampir”, “lampijeroviç”, “krusnik”, “platnik”, “vampijeroviç” gibi bir vampirin tecavüzü sonucu dünyaya gelen ve vampirleri öldürebildiğine inanılan kimselere de “vampirdzhii (vampirci)”, “vampirdzhija”, “vampirdzia” denilmektedir. Tek fark “cadıcılar” için böyle bir özelliğin (Türkler arasındaki haliyle) olmamasıdır. Cadıcı denen kişiler, bir anlamda ocaklı sayılırdı. Cadıları, kovmak için uygulanan yöntemler, büyülü söz ve dualar babadan oğla geçerdi, kesinlikle başkasına söylenmezdi. Cadıcılar, cadıları kovmak ve yok etmek için çeşitli yöntemlere başvururlardı. Bunlardan en çok uygulananı, kâğıda büyülü bir dua yazıp yaktıktan sonra küllerini çevreye üflemekti. Büyükçe parçaların gittiği yönde ana cadının, küçük parçaların bulunduğu yönde de yavrularının bulunduğuna inanılır, bu yöne doğru uzun bir şiş saplanır gibi yapılır, böylece cadıların öleceğine inanırlardı.

            article-0-1ad2c7c7000005dc-749_306x455Cadıcılara, farklı isimlerle de olsa bazı korku edebiyatı eserlerinde rastlanır. Mesela İrlandalı yazar Sheridan Le Fanu’nun Carmilla (1872) isimli romanında, karakterler arasında geçen bir konuşma da Türk hâkimiyeti altındaki bölgelerde “bu yöreleri vampirlerden temizlemek için özel birliklerin kurulup, bir takım uzman kişilerin burada yıllarca uğraştığından” bahsedilmiştir. Yerli korku edebiyatının ilk örneklerinden biri olan ve ilk yerli Drakula adaptasyonu olan, Ali Rıza Seyfioğlu’nun Kazıklı Voyvoda (1928, 1997’de Drakula İstanbul’da adıyla yeniden basılmıştır) adlı romanında da, Rumeli folkloründeki hortlak-cadı tabiri ile cadıcılar zikredilmekte ve folklorda olmayıp romana özgü olarak Seyfi’nin kurguladığı hortlakçılardan da bahsedilmektedir. Balkanlarda bu cadıcılardan diğer bir adı “cadı üstatları”dır. Michael Ursinus’un Makedonya Masarif Defterleri’ne ve Bulgar folklor araştırmacısı Marko Cepenkov’un çalışmalarına göre, 1800’lü yılların başında Makedonya’da sıklıkla vampir vakalarıyla karşılaşıldığına, bunların arasında vampir olduğu iddia edilen Türklerin de olduğundan bahsedilmiştir. Buna göre bu kişilerin ücretleri devlet tarafından ödenmekte ve bir yerde cadı vakası olduğunda oraya gidip cadı olduğuna inanılan cesetleri imha etmektedirler. Bunlar devletin atadığı kişiler olmayıp, halk arasındaki bilinen cadıcılık yapan kişiler olup devlet tarafından kiralanan kimselerdir.

            Yukarıda bahsedilen “Sarıgöl” bölgesindeki folklor derlemelerine gelirsek burada kazık çakma metoduyla ilgili olarak şu bilgiler aktarılmaktadır:

           o-vampire-grave-found-in-poland-facebook (Alıntıdır) “Cadılar daha çok, Sarıgöl’ün Çor ve Kırımşah köylerinde görülürmüş. Cadı; topraktan, damardan, mezardan kalkarmış, ses halinde, korkunç şekilde, kendini belli eder, tahribat yaparmış. Eve, ahıra girer, küpleri devirir, hayvanların üzerine binermiş. Telaş ve ağırlıktan hayvanlar ter içinde kalırlarmış. “Gel seni, düğüne götüreyim” diye insanı evinden alır, atının arkasına biner ve o kimseye hayli eziyet yaparmış. Sarıgöl’ün Muralar köyünden Abdurrahman ve Murad kardeşler, dededen kalma, cadılarla mücadele ederlermiş. Cadıyı toprak besliyormuş, cesetteki kan besliyormuş. Cadılar cumartesi günleri mezarlarını terk edemezlermiş. O, günde gidip cadı olanın mezarı açılırmış, kızılcık sopası ile pelte biçimindeki cadının karnı orta yerinden yere mıhlanıp, kireç dökülüp yakılırmış. Tabii bu işleri cadıcılar görürmüş. Sarıgöl’ün Uçana köyünden, Mehmet Bölükbaşıların, bir Hristiyan çobanları varmış. Öldüğünde cadı olmuş. Cadı ile mücadele edilmeyince, cadı azılaşır, sömürgen yani “Vırkalak” olurmuş. Çocukları, ayaklarının altından emer öldürürmüş. Bazen insan şekline de girermiş. Bölükbaşıların Hristiyan çobanı eve gelmiş; bakırını, kebesini, değneğini almış, “Sürgüven” yaylasındaki, koyunların yanına gitmiş ve oradaki, Ali Çambar’ın İsmail Ağa’ya: “Geldim geldim” diye seslenmiş. Çobanı köpekler tanımışlar, üzerine atlamaya başlamışlar, Valibelif tarlasının üzerine çılınca “Kurtyesi” cadıyı yakalamış ve yemiş, gitmişler, bir bakmışlar ki çobanın yalnız yamçısı, bakırı ve elbisesi kalmış. Kurtyesi’ne “üşek” de denirmiş. Üşek, aynı kurt gibi üzerinde beni olan bir çiçekmiş, otmuş. …Birinci Cihan Harbi sıralarında Selanik’in Ağustos kazasında “Hâkime” isminde bir cadı türemiş ve bütün o ilçe halkını rahatsız etmiş. Ve Muralarlı Murat Ağa’yı, kasabaya çağırmışlar ve cadı öldürülmüş. Kayalarlı Uçanalı Behzat Ağa, Halis Ağa, Ağustoslu Şükrü dayılarda misafir imişler. O semtin muhtarı da Yusuf Efendi imiş. Cami’den çıkan cemaat Hâkime cadının olduğu yere toplanmış. Orada, elektrik şeraresi şeklinde bir kımıldama hareket gözüküyormuş

            Günümüz Anadolu’sundan derlenen hortlak memoratlarına bakıldığında bu tip kanlı uygulamalar pek görünmez. Ama aile büyüklerinden aktarılıp daha eski tarihlerde geçtiği rivayet edilen anlatılarda “kafa kesme” ritüeli geçmektedir.

            Araştırmalarım esnasında denk geldiğim iki memorat bu açıdan hayli ilginçtir. İkisi de Kafkasya’ya yakın bölgelerde geçtiği aktarılan anlatılardır.

            Bunlardan birisi aktarandan mı yoksa aktarana aktaran kişiden kaynaklı olup olmadığı meçhul çeşitli dönemsel hatalar barındıran (aktarıldığı bölgeye ve aktarılan kişiye göre 1860’larda Kafkaslar üzerinden gerçekleşen Nogay muhacereti zamanına ait olması muhtemelse de “yeniçeri” tabiri geçmektedir) bir hortlak memoratıdır. Derlemelere müdahale edilemediğinden burada olduğu gibi aktaracağım Erivan taraflarında geçtiği rivayet edilen bir anlatıdır:

            (Alıntıdır) “Alacama, lohusa varlıklara saldıran bir varlık. Bu olay babaannemin anlattığına göre Kafkasya’da Erivan taraflarında dedelerimin başına gelmiş. Söylentiye göre bu alacama cadılıkla uğraşırmış. Bir gün iki tane yeniçeri(?!) ölmüş, bu kadını onların mezarının önünde görmüşler. Sonra bir gece yeniçeriler dolanmaya başlamış, sokaklarda insanlara saldırıp kan içiyorlarmış. Haliyle herkes bu cadı kadından şüphelenmeye başlamış. Kadının başını kesmişler ama aynın yere gömülmüş kafasıyla, oda dolanmaya başlamış. Gece herkes yatarken pencerelere tahta çakılırmış açılmasın diye, hamile kadınlar gece yalnız bırakılmazmış o gelir diye gerisi çok belli değil. Sonunda kadını yakmışlar mezardan çıkarıp, yeniçerilerin de başını kesip kadının başıyla birlikte ayrı bir yere gömmüşler.

            Aktaracağım bir diğer anlatı ise Ardahan’da yaşandığı söylenen bir memorattır ve buradaki hortlak defetme yöntemi hayli ilginçtir.

           culmen (Alıntıdır) “Dedemin babası; Şahismail bu kişi, köy dışına çıkmış çalışmaya. O arada üvey amcasının oğlu vefat etmiş, imamla cemaat de gömmüşler. O gece üç gibi mezardan çıkmış köye gelmiş ama hareket yok, sabit ilerliyor, el kol hareket etmiyormuş. Direkt bizim kapıya gelmiş dedem evde yok tabi. İki gece mi üç gece mi gelmiş. Gelişinde nenem kapıyı kilitliyor, dua edip yatıyor ama bu gece geliyor, kendini sürekli kapıya vuruyormuş. Dedem köye gelince söylemişler, senin üvey amcaoğlu her gece geliyor kapıya vuruyormuş kendini diye. Dedem babayiğit adam; kavgacı, gitmiş köyün imamına camiye söylemiş durumu, demiş ki imama “Gece kullanılmamış bir kürek bul gel”, gece geliyormuş çünkü. Gece oluyor, imam kürekle geliyor dedemle mezarlığa gidiyorlar, bekliyorlar. Yine üç sularında kalkıyor, dedem hortlağa sarılıp yere yıkıyor, imama bağırıyor: “Küreği ver” diye. İmam yok, kaçmış. Zar zor kürekle cenazenin kafasını kesiyor, bacaklarının arasına koyup tekrar defnediyor. Köye geliyor. Zaten o geceden sonra imamı gören yok köyü terk edip kaçmış. Hortlama nedeni, amcamın oğluna üvey diyerek tarlasını satması, karşı çıkınca da dövüp bir süre ahırda tutması.”

            Polonya’nın Gliwije köyünde bulunan kesik başları ayak ucuna konmuş cesetler, 16. yüzyılın İstanbul’unda hortlağın kesin başının ayaklar üstüne konulmasını söyleyen bir fetva ve 20. yüzyılın başlarında Ardahan’da kafası kesildikten sonra bacaklarının arasına konularak defnedilen hortlak…

            Yazıda bahsettiğim şekilde eğer “vampir inanışının” Karadeniz havzası etrafında yoğunlaşan (Kafkaslar-Rusya-Balkanlar-Türkiye’nin kuzey ve doğu bölgeleri) yaygın olarak görüldüğü kabul edilirse, birbirinden farklı zamanlardaki ritüeller arasındaki bu benzerlik şaşırtıcı gelmeyebilir. Ancak aktaran kişilerin aktarımına tesir eden modern faktörler (okunup unutulmuş bir internet yazısı, izlenip unutulmuş bir film vb.) söz konusu olduğundan yine de kesin bir söz söylemek mümkün değildir.

            Modern dönemde folklor derlemelerini zorlaştıran etkenlerden birisi popüler kültür, televizyon, sinema ve globalleşme kanaatimce.

            Bir sohbet ortamında Bulgaristan göçmeni bir arkadaşım sorduğum zaman kötücül varlıklara karşı tuz, sarımsak vb. gibi şeylerin kullanıldığını bir çırpıda saydığında esprili bir şekilde: “Tam bir Balkan insanı. Yöresinin inanışlarını biliyor.” dediğimde, “Ağabey hepsini Supernatural dizisinden öğrendim!” diye karşılık vermişti…

Kaynakça
  • AKIN, Haydar, Ortaçağ Avrupası’nda Cadılar ve Cadı Avı, Phoenix Yayınevi, Ankara 2011.
  • ARSLAN, Aysel, “Polonya’daki Ortaçağ Mezarlığında Sağlıklı Vampir Mezarları Var”, Arkeofili, http://arkeofili.com/?p=14857, (Güncelleme Tarihi: 6 Haziran 2016-Erişim Tarihi: 5 Ekim 2016).
  • ARTUN, Erman “Tekirdağ Halk Kültüründe Geçiş Dönemleri Doğum-Ölüm-Evlenme”, Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, S. 9-10, İstanbul 1998, s. 85-107.
  • ATNUR, Gülhan, “Anadolu, Tatar (Kazan) ve Başkurt Türklerinin Masallarında İnsan Yeme (Yamyamlık) Motifi”, Karadeniz Sosyal Bilimler Dergisi, S. 9, 2011, s. 132-151.
  • AYCİBİN, Zeynep, “Osmanlı Devleti’nde Cadılar Üzerine Bir Değerlendirme”, Ankara Üniversitesi Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi, S. 24, Ankara 2008, s. 55-69.
  • AYDINOĞLU, Burcu, “Tire Merkezinde Halk İnançları”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Manisa 2005.
  • Bane, Theresa, Enyclopedia of Vampire Mythology, McFarland & Company, Inc., Publishers, 2010.
  • BAYRI, Mehmet Halit, İstanbul Folkloru, İstanbul 1947.
  • Büyük Larousse, “Cadıcı’’, Cilt 4, Gelişim Yayınları, İstanbul 1986, s. 2113-2114.
  • BİJEDİC, Elvira, “Über die Fälle von “Vampirismus”in den Balkangebieten des Osmanischen Reiches”, RADOVI, Cilt 1, Filozofskog fakulteta u Sarajevu, Sarajevo 2010, s. 227-247.
  • DÜLGER, Elif, “Evliya Çelebi Seyahatnamesi`ndeki Büyü, Sihir ve Falın Halkbilimi Açısından Değerlendirilmesi”, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili ve Edebiyatı Anabilim Dalı, Konya 2006.
  • DÜZDAĞ, Mehmet Ertuğrul, Şeyhülislâm Ebussuud Efendi Fetvaları Işığında 16. Asır Türk Hayatı, Enderun Kitabevi, İstanbul 1972.
  • ERTUĞRUL, Erman, “Ortaçağ Sonrası Polonya’daki Vampirler”, Arkeofili, http://arkeofili.com/?p=353, (Güncelleme Tarihi: 14 Aralık 2014-Erişim Tarihi: 5 Ekim 2016).
  • Hürriyet, “Mezardan vampir çıktı”, http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=11165050, (Güncelleme Tarihi: 09 Mart 2009-Erişim Tarihi: 5 Ekim 2016).
  • İyibilgi, “Karadeniz kıyısında 100 vampir”, http://www.iyibilgi.com/haber.php?haber_id=258619, (Güncelleme Tarihi: 06 Haziran 2012-Erişim Tarihi: 5 Ekim 2016).
  • KAHRAMAN, Seyit Ali, Günümüz Türkçesiyle Evliya Çelebi Seyahatnamesi, 7. Kitap, Cilt 7, Yapıkredi Yayınları, İstanbul 2011.
  • KALAFAT, Yaşar, Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri, Berikan Yayınları, İstanbul 2010.
  • LE FANU, Sheridan, Carmilla, çev. Deniz Akkuş, Beyaz Balina Yayınları, İstanbul 2000.
  • Necip Asım (Yazıksız), Evliya Çelebi Seyahatnamesi, Türk Tarih Encümeni Külliyatı, Cilt 7, Devlet Matbaası, İstanbul 1928.
  • Radikal, “Polonya’da vampir mezarlığı bulundu”, http://www.radikal.com.tr/hayat/polonyada_vampir_mezarligi_bulundu-1141630, (Güncelleme Tarihi: 13 Temmuz 2013-Erişim Tarihi: 5 Ekim 2016).
  • SAKAOĞLU, Necdet ,“Mezarlık Cadıları”, NTV Tarih Dergisi, Ekim, İstanbul 2009, s. 66.
  • SARPKAYA, Seçkin, “Türk Kültüründe Vampir Türk Dünyası Anlatıları ve İnançlarından Hareketle Türk Kültüründe Kan İçen Olağanüstü Varlıklar”, Genç Akademisyenler Sempozyumu, Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Ankara 2015.
  • SAYGI, Osman, “Sarıgöl Folklorundan: Cadılar ve Cadıcılar”, Türk Folklor Araştırmaları, Cilt 7, no. 150, Ocak 1962, s. 2606.
  • SEYFİ, Ali Rıza, Drakula İstanbul’da, Kamer Yayınları, İstanbul 1997.
  • SCOGNAMİLLO, Giovanni, Dehşetin Kapıları, Kamer Yayınları, İstanbul 1995.
  • TULGA, Derya,“Vampir Mitolojisi”, NTV Tarih Dergisi, S. 21, İstanbul 2009, s. 58-59.
  • USER, Hatice Şirin, “Vampir Mitolojisi”, Türk Dili Araştırmaları Yıllığı Belleten, S. 2, Ankara 2010, s. 119-130.
  • YALTIRIK, Mehmet Berk, “Dünden Bugüne: Dracula Efsanesi, Kayıp Rıhtım, http://kayiprihtim.com/inceleme/dunden-bugune-dracula-efsanesi/, (Güncelleme Tarihi: Kasım 2015-Erişim Tarihi: 7 Ekim 2016).
  • ____, “Sırp Vampirleri Üzerine”, Kayıp Rıhtım, http://kayiprihtim.com/inceleme/sirp-vampirleri-uzerine/, (Güncelleme Tarihi: Ağustos 2016 -Erişim Tarihi: 5 Ekim 2016).
  • ____, “Türk Kültüründe Hortlak Cadı İnanışları”, Tarih Okulu Dergisi, Sayı XVI, İzmir 2013, s. 187-232.
  • Wikipedia, “The Vampire of Sozopol”, https://en.wikipedia.org/wiki/Sozopol#History, (Güncelleme Tarihi: 10 Eylül 2016-Erişim Tarihi: 7 Ekim 2016).

bilimdili

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...