DÜŞÜNCE Endüstri

Yüksek Teknoloji, Silahlı Kuvvetler ve Türkiye

Geçmişte bir imparatorluğun en önemli güç unsurunu teşkil eden ordu mevcudu, artık yerini orduların teknolojik üstünlüğüne bırakmış durumda. Bırakın tankları ya da savaş uçaklarını, gelişen teknoloji sayesinde artık insansız hava aracı (İHA)’lar ve robotlar bile silahlandırılarak birer savaş aracına dönüştürülebiliyor, geleceğin savaşlarına yönelik kurgularda insanların yerini silahlandırmış makinalar alıyor.

Modern muharebe sahasına yönelik geliştirilen yeni askeri doktrinler çerçevesinde düşman olduğu tespit edilen bir hedefin mümkün olan en kısa süre içerisinde imhasına odaklanmaya başlayan ordular, teknolojinin nimetlerinden en üst düzeyde faydalanma peşinde. Artık niteliğin niceliğe karşı baskınlığını iyice arttırdığı günümüz muharebe sahasında ve dolayısıyla uluslararası ilişkilerde üstünlüklerinin devamı için ülkeler çeşitli aktif ve pasif savunma-saldırı sistemleri geliştirmeye yönelik teknolojilere düzenli olarak yatırım yapıyor. Gelişmiş devletlerin uzun vadeli stratejilerine baktığımızda, en üst seviyede teknoloji geliştirme çalışmaları yapan bilimsel mükemmeliyet merkezlerine yatırımların ve bu merkezlere yönelik, gerektiğinde doğrudan maddi girdi sağlamaya kadar varan desteklerin önemli yer tuttuğunu görüyoruz.

Her iki dünya savaşı ve ardından gelen Soğuk Savaş sürecinde gelişmiş devletler belirli bir strateji doğrultusunda teknoloji geliştirmeye yatırım yaparken, bu yatırımı yapamayan ya da yapmayan devletler, diğerleri için iyi birer pazar olmaktan öteye geçemediler. Her ne kadar ikinici grupta yer alan devletlerden biri olsa da, Türkiye, jeopolitik önemi ve NATO üyesi olması sayesinde bazı teknolojilere erişme ve hatta F-16 projesinde olduğu gibi bu teknolojilerin kullanıldığı sistemleri lisans altında üretme şansını elde etti. Ancak bu süreçte, transfer edilen teknolojiyi bir adım daha öteye götürmeye ya da mühendislik anlamında tasarım kabiliyetleri kazanmaya dönük ciddi bir iradenin orataya konulamamış olması, Türkiye’yi benzer süreçlerden geçen Güney Kore Cumhuriyeti ve İsrail örneklerinden farklı bir noktaya taşıdı. Bugün Güney Kore Cumhuriyeti kendi tasarladığı eğitim uçaklarını üretiyor ve bilindiği üzere bu uçakları Türkiye’ye ihraç etme başarısını gösterdi. Her ne kadar son dönemlerde inişli çıkışlı ilişkilere sahip olunsa da İsrail, savaş uçaklarımızın ve ana muharebe tanklarımızın modernizasyonunda ve İHA tedarikine kadar çok sayıda projemizde yer aldı.

5 yıllık deneyime sahip Hintli bir uçak mühendisinin aylık maliyeti, tüm vergiler dahil 550 dolar civarındayken Türkiye’de benzer şartlara sahip bir mühendisin maliyeti ise ayda 3000 dolar civarında. Hindistan’daki mühendislik maliyetlerinin bu kadar düşük olması, Hintli firmaların çok sayıda projeden iş payı alabilmesinde büyük rol oynuyor.

Türkiye’nin teknoloji yarışında ben de varım diyebilmesi için daha somut adımlar atılması gerekiyor.

Kaynak: Hakan Atalan, Yüksek Teknoloji Savaşları Kızışıyor, MSI Aylık Savunma Teknolojileri Dergisi, Ocak 2010, Sayı:51, ss.26-28

Reklamlar