Kitap

İnsanlar Arasındaki Eşitsizliğin Kaynağı

J. J. Rousseau tarafından yazılan bu eser Rasih Nuri İleri tarafından fransızca aslından Türkçeye çevrilmiş, say yayınlarından çıkmıştır. Kitap 224 sayfa olup, 61.sayfaya kadar J. J. Rousseau’nun hayatı ve eserleri hakkında bilgi vermektedir. 

Rousseau’ya göre insanlar kendilerini tanımaya başlamazsa, insanlar arasındaki eşitsizliğin kaynağı bilinemez. Doğal/ilkel insan tanınmalıdır. İnsan türünde iki çeşit eşitsizlik vardır. Biri, doğa tarafından meydana getirilen ve yaş, sağlık, bedendeki güçler ve zeka ya da ruh nitelikleri arasındaki farklardan oluştuğu için buna doğal ya da fiziki eşitsizlik denebilir. İkincisi ise insanlar tarafından onanmış ya da kurulmuş şeylerdir. Bu yüzden buna da manevi ya da politik eşitsizlik denebilir. Daha zengin, daha itibarlı olmayı istemek; başkalarına boyun eğdirmek arzusu buna örnektir. 
Hobbes, insanın doğal olarak yılmaz olduğunu ve sadece saldırmak-savaşmak peşinde olduğunu iddia eder. Rousseau, ilkel insandan bahsederken,  insanı “erkek” olarak ele almıştır. Zira insanın gereksinimlerini 
-yiyecek bulmak
-dişi bulmak
-dinlenmek 
olarak sıralanmıştır. 
Rousseau,  özel mülkiyete karşıdır. Çünkü ona göre özel mülkiyetin hiç olmadığı yerde haksızlık da olmayacaktır. Özel mülkiyet oluşmasaydı, insanlık nice suçlardan, nice savaşlardan, nice cinayetlerden, nice yoksulluklardan ve nice korkunç olaylardan esirgenmiş olurdu. 
Rousseau’ya göre insanlar uygarlaşınca aralarında eşitsizlik baş göstermiştir. İlkel insan sadece temel ihtiyaçlarını karşılarken, uygar insan ise itibar, selam alma, zenginlik gibi sonradan uydurulan şeylerin peşine düşmüştür. Şairlere göre insanı uygarlaştıran altın ve gümüş; filozoflara göre ise demir ve buğdaydır. Amerika yerlileri bunların hiçbirini bilmedikleri için temiz kalmışlardır. 
İlkel insan özgür ve bağımsızdı. Uygar insan ise pek çok yeni gereksinimler sonucu doğaya ve diğer insanlara boyun eğip kul olmuştur. İnsanlar arasındaki ilişkilerde bir insanın başına gelebilecek en kötü olay, kendini başka birinin keyfine ve insafına bağlı bulmaktır. Başka insanlar üzerinde egemenlik kurmak isteyenler, buna karşı çıkanlar ve kulluk etmeye hazır olanlar arasında eşitsizlik kolayca yayılır. 
Doğal yaşamda hemen hemen hiç bulunmayan eşitsizlik, gücünü ve artışını insanın yeteneklerinden, insan aklının ilerlemesinden alır ve sonunda mülkiyetin ve kanunların yerleşmesiyle sabitleşip yasallaşır. 

2 Yorum

Yorum yazmak için buraya tıklayın...

  • Çok güzel tespitler yapılmış. Okurken hayli adams’ın eşitlik teorileri geldi aklıma.
    Aslında bütün adalet teorileri eşitlik-eşitsizlik üzerine şekillendirilmişti.
    Ben de meseleyi bu açıdan ele almak istedim. İlkel insan haksızlıklarla karşılaşmadığı için hak aramak adına teşebbüsü olmazdı.
    Fakat sosyal hayat eşit olmayan durumlar karşısında, güç üstünlüğü tartışmalarını ve erkin kimse olacağı sorusunu da zeminlerine oturtmuştur.
    Demem o ki, yaşam şartları değiştikçe gerçekten de “İlkel insan özgür ve bağımsızdı. Uygar insan ise pek çok yeni gereksinimler sonucu doğaya ve diğer insanlara boyun eğip kul olmuştur. ”
    tebrik ediyorum.