Dil

Klasik Türkçe Metinleri Çalışmada Günümüz Moğolcasının Önemi

TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ YAYINLARI
YALIM KAYA BİTİGİ OSMAN FİKRİ SERTKAYA ARMAĞANI
Editörler: Doç. Dr. Hatice ŞİRİN USER – Doç. Dr. Bülent GÜL
Ankara / 2013
397-403 s.da yayınlanan makalem. 

Orkun yazıtları diye bilinen taşların Thomsence tanımlanmasının üzerinden yüz yıldan uzun bir süre geçti ve yazıların ilk çözümlemesinden bu yana metinler neredeyse tümüyle açığa kavuşturuldu. Bu taşları batıda ilk keşfedip bu alanda çalışanlar çoğunlukla Türkolog ya da Altaist değil de Sinolog olduğu ve bu gelenek de bir süre böyle devam ettiği için başlangıçta Çince kaynaklardan yararlandılar.[1] Daha sonra Avrupa’da gelişen bu gelenekte Fransız, Alman ve Rus dilleri yaygın olarak kullanılmaya başladı. Benim hocalarımdan önemli bir kısmı bile, eldeki kâğıda yazılı kitaplar ya da taş yazıtlardan çıkarılan atlasların çoğu Avrupa ülkelerinden birindeki bir üniversite ya da müzede olduğu için çalışmak için genellikle Almanya ya da Fransa’ya gitmek durumunda kalmışlardı. Yakın zamana kadar Türk akademisyenler arasında bu alanı Rusya ya da Çin’de çalışan ve bu ülkelerin dilini bilen ise yok denecek kadar azdı.

Bu çalışmaların yaygın olarak yapıldığı Almanca ve Fransızca genel olarak Avrupa dilleri diye adlandırılan ailenin üyeleri. Türkçe ise genel ve bence yanlış olarak Ural-Altay diye adlandırılan ama aslında Altay demenin daha doğru olduğunu üstelediğim başka bir aileden; diğer dillere göre hece yapısı, ünlü uyumu, yapım ve çekim eklerinin kullanımı, söz dizimi gibi birçok nedenlerden ayrı olan bir dil. Bu çalışmalar yapılırken Türkçe olarak yazılmış bir cümleyi Avrupa dillerinden birine çevirmek yapıyı tümüyle alt-üst ediyor. Sonradan bunu yeniden söz dizimi tümüyle ters olan Türkçe ya da başka bir Altay diline çevirdiğimizde, kaynak cümleyle hemen hiç ilgisi olmayan bir ürünle karşılaşmamız hiç şaşılacak bir durum değil.[2]

Türkçe İngilizce Çevirisi İngilizceden Çeviri
İnsanların Cengiz Han’ı bunca önemsemesinin nedeni onu çok seviyor olmaları değil, ondan korkuyor olmaları. Yakın çağın insanlarının böyle bir sıkıntısı var işte: korkuya tapıyorlar. The reason why people were interested in Chinghiz Khan this much was not just because they liked him, but also because they were afraid of him. The problem with the modern age people was that they actually worshipped power. İnsanların Çingiz Kağan’a ilgi duymalarının nedeni onu sadece sevdiklerinden değil ayrıca ondan korktukları içindir. Modern çağın insanlarının sorunu, güce tapmalarıydı.
Bir haftadır boğazımdan sıcak bir şey geçmedi. It’s been a week and still nothing I eat floats my boat. Bir hafta oldu boğazımdan sıcak bir şey geçmedi.

Aynı durum diğer bir Altay dili olan Moğolca için de geçerli. Benzer olması açısından bu duruma da burada örnek vermek istiyorum.

ÖR:

C. Damdinsüren Metni Onon mörniig ögsöj uruudaj
Olirs moilıg tüüj yavj
Öçüühen hövüüdee hairlan tejeej
Ödör şöniig argacsan öngörüülev.
Huld muu şuvuu
Hulgana ogotno ideh zayaatai baital
Hun galuug id’ye gej
Hoşuugaa bilüüdeh met
M. L. Kaya ve E. Kalan Metni Onon kıyısında inip çıkıp
Kuş üzümü böğürtlen toplayıp
Küçücük oğullarını sevgiyle besleyip
Gündüz geceyi bir biçimde geçirdi.
Kötü balıkçıl kuşunun
Yazgısı sıçan yemek iken
Kuğu kuşunu yiyeyim diye
Gagasını bilemesi gibi
Hänisch Metni Lief sie am Onan-fluß aufwärts und abwärts,
Las Ebereschen und Moilcho-Beeren auf und
Fütterte Tag und Nacht die Kehlen der Kinder.
Ein gemeiner Vogel wie der Bussard
Hat nach seinem Lose Mäuse und Feldmäuse zur Nahrung.
Dabei aber begehrt er, Schwäne und Keiher zu fressen.
A. Temir Metni Onan nehri boyunca bir aşağı, bir yukarı koştu,
Yabani armut ve moyilho (meyvası) toplayarak
Gece gündüz çocuklarını besledi.
Kötü huladu[3] kuşu için
Sıçan ve farelerle
Beslenmek mukadder olduğu halde,
Kuğu kuşlarına ve turnalara göz koyarak
Tamahkârlık eder.

Bir de dilin deyimler gibi, dil bilimin çok ayrı ve özgün bir alanını oluşturan özellikleri var. Bu tasnife giren örneklerde, sözcükler ya da söz dizinleri taşıdıkları birincil anlamdan çok başka anlamlarda kullanılabiliyorlar ve bu da onların bu yapı içinde kullanıldıkları amaçtan çok başka biçimlerde, dolayısıyla da yanlış anlaşılmasına neden olabiliyor. Tabi bunda kuşkusuz kültürel yapının ve nesneleri algılama biçiminin etkileri vardır. Uç bir örnek olacak ama örneğin bir araba motoru içinde kem şafta bağlı olan düzeneği İngilizce konuşan toplumlar kem şaftı sallayan bir kol olarak görürken, İtalyanlar bu yapıyı piyano çalan bir ele benzeterek tarif ederler. 

Burada bir de günümüz Türk dillerinin dilbilgisi yapılarında ve ifade biçimlerinde, o dönemin diline göre oldukça önemli değişiklikler olduğunu eklersek, incelenen metinlerin küçük de olsa bazı ayrıntılarının doğru anlaşılıp günümüz dillerine doğru aktarılmasında karşılaştığımız sorunların gerçek nedeni daha iyi anlaşılabilir.

Bu sorunu çözmek için model olarak o dönemin diline benzeyen, dolayısıyla örnek alarak çözümleme amacıyla kullanacağımız başka bir mastar dil gereği var. Kendimizi şanslı sayabiliriz, böyle bir dil günümüzde mevcut: Moğolca. Ama özellikle Türkçenin klasik dönemiyle ilgili çalışmalardaki en büyük sorunumuz, aynı dil ailesinden ve disiplinden olmasına karşın bu iki dili birlikte çalışan bir dilbilimcimiz hiç olmadı.

Günümüz Moğolcası sözcük yapıları, söz zenginliği, söz dizimi yapıları, bazı deyimleri ifade biçimi, dil geleneği ve dilbilgisi gibi açılardan, klasik dönem Moğolcasına göre pek az değişiklik göstermiş, bu yapıları büyük ölçüde korumuş bir dildir. Türkçe ve Moğolca arasında benzer ya da ortak sözler ve söz zenginliği açısından bugüne kadar yapılan çeşitli çalışmalar oldu. Ama bildiğime göre bu iki dili dilbilimi açısından karşılıklı çalışan dilbilimcilerimizin sayısı bir elin beş parmağından daha az. Bu konuyla ilgili örnekler vermeden önce, konuyla ilgili bakış açıma somut bir model olması için, yine dil olgusu içinde ama farklı bir disiplinden bir örnek vermek istiyorum.

Doğum adı Leopold Weiss olmasına karşın yaygın olarak Muhammed Esed olarak tanınan kişi Lyiv şehrinde Musevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. İyi düzeyde İbranice biliyormuş. Sonradan İslam dinini benimseyince, Kuran’ın mesajını daha doğru anlamak amacıyla Arapça öğrenmeye karar vermiş ve bu amaçla Suudi Arabistan’a yerleşmiş. Kuran’ın vahyedildiği dönemdeki dile en çok benzeyen dilin yüzyıllardır aynı yaşam biçimini sürdüren çöl göçebesi Araplar arasında konuşulduğu düşüncesiyle yedi yıl bir bedevî kabilesiyle birlikte yaşamış ve bu arada geleneksel Arapçayı en iyi düzeyde öğrenmiş. Kuran’ın o dönemde bulunan Avrupa dillerine çevirilerinin yetersiz olduğunu düşündüğü için İngilizce bir çevirisini hazırlamış. Bu çeviri bugün bile İslam İlahiyatçılarınca Kuran’ın bir Avrupa diline yapılan en doğru çevirisi olarak kabul görüyor.[4]

Bu noktada iki ayrıntıya işaret etmek istiyorum. Birincisi; elimizdeki klasik metinlerin hazırlandığı döneme en çok benzeyen yaşam biçimi günümüzde Moğolistan’da sürdürülüyor. Şehirde yaşadığım dönemlerde bile o dönemin ifadelerini daha açıkça anlayabilecek birçok veriyle karşılaştım. Ama dahası, özellikle taşrada bulunduğum dönemde yaşam biçimini ve bunu ifade eden dili daha ayrıntılı olarak çözümleme şansım oldu.

İkincisi; genel olarak dıştan etkin bir müdahale olmadıkça geleneğin devamlılığı ilkesi vardır. Bu da ifadesini genel olarak dilde bulur. Klasik Türkçe ile Moğolca arasında özellikle burkancılık, devlet, ordu ve hayvancılıkla ilgili birçok ortak söz zenginliği olduğunu daha önce pek çok bilim adamı ifade ettiği için burada yenilemeye gerek duymuyorum. Buna ek olarak, hocamla[5] ders çalışırken Moğolların atlarını “gürrii-gürrii” diye çağırdıklarını develerini oturtma için de “söh-söh” dediklerini öğrenmiştim. Ünlü dil bilimcimiz Kaşgarlı Mahmud’un Divanını okurken de Türklerin atlarını “qurı-qurı” diye çağırdıklarından ve develerini de “sök-sök” diye oturttuklarından söz ettiğini gördüğümde, tezime olan inancım daha da arttı. Benzer bir örnekle; Moğollar özellikle bir büyükleri seslendiğinde “ö” diye karşılık verirler. Yine Kaşgarlı Divanında “ö” maddesinde “biri seslendiğinde böyle karşılık verildiğini” belirtiyor.[6] Bu türlü ses benzerliklerinden başka, iki dil içinde farklı köklere dayanmakla birlikte sözcük türetme ve cümle kurma bakımından da birçok benzerlik bulunmaktadır.

temiz > cever

temiz+le > cever+le

temiz+lik > cever+legee

temiz+lik+çi > cever+leg+ç

gel> ir

gel+eyim > ir+’ye

gel+sene > ir+eeç

gel+esin > ir+eerei

gel+sin > ir+eg

gel+e > ir+eesei

tanı+n- > tani+gd-

tanı- > tan’-

tanı+ş > tani+l

tanı+t- > tani+ul-

tanı+ş- > tani+lc-

tanı+ş+tır- > tani+lc+uul-

dil- > züs-

dilim > züsem

dilim+le > züsem+le

tarı- > tar’-

tarı+g > tari+a

tarı+g+la > tari+a+lan

döv- > zod-

döv+üş > zod+oo

döv+üş- > zod+old-

döv+üş et- > zod+oo hii-

Bütün bunlar iki dilin sözcüklerinin yapısal olarak ortak birçok yönü olduğunu gösterir.

Şimdi bütün bunlardan sonra yazımın asıl konusu olarak, o dönemin dil geleneğinin günümüz Moğolcasında yaşamakta olduğunu göstermek amacıyla, dönemin Türkçe yazıtlarından örnek birkaç cümle ve bunların bugünkü Moğolca karşılıklarından birkaç örnek vereyim.[7]

Köl Tiğin yazıtından


Türkçe Moğolca Çevirisi
(G1)teŋri teg teŋri-de bol-mış türük bilge kağan, bu öd-ke olur-tum. tenger şig tenger-t bolson türeg bilge haan ene üy-eer suu-laa.
(G1)sab-ım-ın tüketi eşid-gil! üg-iig mini tögs sons-çih!
(G8)ötüken yış olur-sar beŋgü il tuta olur-taçı sen. ötüken oi suu-val mönh uls bar’j suu-na çi.
(G10)türük begler, bodun, bun-ı eşid-iŋ! türeg noyod, ard, üün-iig sons-ocgoo!
(D2)tört buluŋ kop yagı er-miş. dörvön bulan bügd daisan bai-jee.
(D11)
törük bodun yok bolmazun tiyin, bodun bolçun tiyin, kaŋım ilteriş kağan-ığ öğüm ilbilge katun-uğ teŋri töpü-sin-te tutup yügerü kötürmiş erinç.
türeg ard ügüi bolohgüi gej, ard bolog gej, eceg ilteriş haan-ıg eh ilbilge hatan-ıg tenger deer-ees n’ bariad deeş örgösön şüü.
(D38)anta yana kir-ip türgiş kağan buyrıkı az totuk-uğ eliğ-in tut-dı. tend dahin or-j türgiş haan-ı darga az totuk-ıg gar-aar bari-laa.


Bilge Kağan yazıtından


Türkçe Moğolca Çevirisi
(D18)üze teŋri basmasar, asra yir telinmeser, (D19) türük bodun, il-iŋ-in törü-g-in kem artat-ı u-daçı er-ti? deer tenger es darval, door gazar es nühelbel, (D19) türeg ard, uls-ıg çin’ tör-iig çin’ hen evd-ej çad-ah bai-laa?
(D22)…yir sayu bar-mış bodun… …gazar bür oç-son ard…
(G8)ötüken yış olur-sar beŋgü il tuta olur-taçı sen. ötüken oi suu-val mönh uls bar’j suu-na çi.
(D31)amgı korgan kış-la-duk-ta yut bol-tı. amgı korgan kış-la-duk-ta yut bol-tı.


Tonyukuk yazıtından (Birinci Taş)


Türkçe Moğolca Çevirisi
(B3)türk bodun öl-ti, alkın-tı, yok bol-tı. türeg ard üh-lee, möh-löö, ügüi bol-loo.
(B6)anta kisre teŋri bilig ber-tük üçün, öz-üm ök kağan kış-dı-m. tüünees hoiş, tenger medleg ög-sön tul, öör-öö l haan hii-lee bi.
(K4)us-ın süŋüg-ün aç-dı-mız. noir-ıg jad-aar nee-lee bid.


Tonyukuk yazıtından (İkinci Taş)


Türkçe Moğolca Çevirisi
(G2)türük bodun temir kapıg-ka tinsi oğlı
(G3)ayt-ıgma tag-ka teg-miş idi yok er-miş.
türeg ard tömör haalgan-d tinsigiin hüü
(G3)hemee-gç uulan-d hür-sen ogt ügüi bai-jee.
(G5)anta ay-guçı-sı yeme ben ök er-tim, yağı-çı-sı yeme ben ök er-tim. tüünd hel-egç n’ ç bi l bai-laa, daisan-ç n’ ç bi l bai-laa.
(D4)ilteriş kağan kazgan-ma-sar, udu ben öz-üm kazgan-ma-sar,
il yeme bodun yeme yok er-teçi er-ti.
ilteriş haan es yal-bal, mön bi öör-öö es yal-bal,
uls ç ard ç ügüi bai-h bai-laa.



Sonuç

Aynı dil ailesinin iki ayrı grubunu oluşturan Moğol ve Türk dilleri arasında ortak sözler bir yana, yapısal birçok ortak özellik de vardır. Bu yazıdaki örnekler, günümüz Moğolcasının klasik dönem özelliklerini sürdürmekte olduğunu gösteriyor. Bu disiplin içinde çalışan akademisyenlerin iki dili birlikte çalışmalarının gerekliliği bir yana, yine bu örnekler günümüz Moğolcasını öğrenmenin, klasik dönem Türkçe yazıtlarında geçen ifadeleri de, kültürün en önemli taşıyıcısı olan dil yardımıyla o dönemin yaşam biçimini de daha iyi anlamamıza çok katkısı olacağını gösteriyor.

YAZAN:Mehmet Levent KAYA 

Kaynakça

TÜRK KÜLTÜRÜNÜ ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ YAYINLARI .YALIM KAYA BİTİGİ OSMAN FİKRİ SERTKAYA ARMAĞANI .Editörler: Doç. Dr. Hatice ŞİRİN USER – Doç. Dr. Bülent GÜL .Ankara / 2013 .397-403 s

[1] Batıda ilk keşfedenler diyorum çünkü taşlar doğuda zaten biliniyordu. Buna örnek olarak Mançu hanedanının kutsal kabul ettiği bu taşlar ve çevrelerinde yaptığı bakım ve düzenlemeleri örnek gösterebiliriz.

[2] Türkçeden İngilizceye çevirileri Indiana Üniversitesi Orta Avrasya Çalışmaları Lisans Üstü Asistanı Mustafa Can Ayter, İngilizceden Türkçeye çevirileri Ankara Üniversitesi Sinoloji Lisans Öğrencisi Berkcan Yalçın yaptı. Yardımları için ikisine de çok teşekkür ediyorum.

[3] “huladu=хулд” tuygun kuşu. Dipnotta karga diye açıklanmış.  

[4] http://en.wikipedia.org/wiki/Muhammad_Asa

[5] Prof. D. Baasanbat, Moğolistan Devlet Üniversitesi; Moğol Dili ve Kültürü Okulu, Moğol Dili bölümü öğretim üyesi. Hocama çalışmalarımda değer biçilmez katkıları, sabrı ve sevgisi için bir borçtan fazlası olarak teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum.

[6] Kaşgarlı Mahmud, Divan-ı Lügati’t-Türk, “ö”, “qurı”, ve “sök” maddeleri.

[7] Yazıtlardan örnek cümleleri T. Tekin, Orhon Yazıtları, Simurg Yayınları, İstanbul, 1995’ten aldım. Moğolca çeviriler M. L. Kaya’ya aittir.

 

Mehmet Levent Kaya

Dilbilimci, yazar, çevirmen.
İlk roman : Çölde Dor; İkinci roman : Ölüöne
Türk Uygarlığının Yıldızları adlı belgeselin danışman ve editörü.

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...

Arşivler

Sosyal Medyada Bilimdili