Dil

Orta Asya ve İdil-Ural Bölgesi Türk Lehçelerinde Belirsizlik Yapısı

question-mark-63981_960_720
Orta Asya ve İdil-Ural bölgesi Türk lehçelerinde belirsizlik ifadesi sağlamak için iki yola başvurulmaktadır. Bunlardan ilki, bildirme ekinin bu amaçla kullanılmasıyla ortaya çıkmıştır: kimdir “herhangi biri, birisi”, qaygadır “bilinmeyen bir yere, kim bilir nereye”, qandaydır / neçükdir “kimbilir nasıl, bir şekilde, herhangi bir halde”. Diğer yöntemde ise belirsizlik, kimi lehçelerde sıfat, kimilerinde ise bir ön ek gibi gibi kullanılan alla(+) yardımıyla sağlanmaktadır. Bu çalışmada bu yapı üzerinde durulacaktır.

Belirsizlik için alla(+) / ällä(+) yapısı kullanılan lehçelerde tarihî yönden bazı ortaklıklar görülmektedir:

i. Cengiz, dolayısıyla Moğol İmparatorluğunun asıl hudutları dahilindeki lehçelerde,

ii. Cengiz sonrası dönemde meydana çıkan Çağataycanın yazı dili olarak kullanıldığı bölgelerde,

iii. Yapı, sözlüklerden anlaşıldığı kadarıyla işlek olarak bilhassa Çağatay Türkçesinin bugünkü temsilcileri olan Özbek ve Uygurcanın yanı sıra Kazakçada kullanılmaktadır.

Öncelikle bu yapının yukarıda zikredilen lehçelerde nasıl geçtiğini görelim. Bunun için genellikle sözlüklerden veya metinlerden yararlanılacak; böylece yapı belirlenmeye ve yorumlanmaya çalışılacaktır.

Bu yapının Kazakçada bulunduğu Kenan Koç vd.nin hazırladıkları Qazaqşa-Türikşe Sözdik’ten anlaşılmaktadır. Aşağıdaki madde başları bu sözlükten alınmıştır. Görüldüğü gibi oldukça işlektir.

älde:Ya da, yoksa, herhâlde. äldebir: Herhangi bir. äldebirev: Bir kimse, herhangi birisi. äldeğayım: Herhangi bir şey. äldekim: Biri, herhangi biri. äldeqayda: 1. Herhangi bir yer. 2. Ona göre, ona nazaran, oranla, nisbeten, daha: Murat dostarınan äldeqayda bilimdi. “Murat arkadaşlarından daha bilgilidir.” äldeqalay: Tesadüfen, beklenmedik anda: Közi äldeqalay qızğa tüsti. “Gözü tesadüfen kıza ilişti.”. 2. Belirsizlik anlamı verir; her nasılsa, öylesine, şöyle. äldeqaşan: Eskiden, çok vakit önce, epey önce, geçmiş zamanlarda. äldene: Bir şey. äldenendey: Belli olmayan, bilinmez, meçhul, belirsiz. äldeneşe: Birkaç kez, bir çok, bir hayli: Ol şetelde äldeneşe ret boldı. “O, yurt dışında birçok kez bulundu.” (Koç vd.: 43)

Bu yapının Kırgızcada bulunduğu, ancak pek işlek olmadığı görülmektedir. Kazakça ile Kırgızcanın birbirine yakınlığı hatırlandığında bu durum ilgi uyandırıcıdır. Aşağıdaki madde başları K. K. Yudahin’in hazırlayıp Abdullah Taymas’ın Türkiye Türkçesine çevirdiği Kırgız Sözlüğü’den alınmıştır.

Alda II, alda kanday: nasıl olduğu belli değil; bir …; alda kaydan 1) bilmem nereden; 2) uzaklardan; alda emne: bilmem ne; alda kim: bilmem kim; alda kança köp: çok fazla. (Yudahin: 24)

Söz konusu yapı, Özbekçede oldukça işlektir. Aşağıdaki madde başları Özbek Tilining İzåhli Luğätı’ndan alınmıştır.

Älläväqt Epey geç vakit, gece yarısı.; Älläkim Kim olduğu belirsiz, birisi.; Ällämähäl Epey geç vakit, gece yarısı.; Ällänärsä bk. ällänimä.; Älläneçä Miktarı belirsiz, bir miktar.; Älläneçänçi Kaçıncı olduğu belirsiz olan veya hatırlanmayan.; Älläneçük Ne şekilde olduğu belirsiz tarzdaki, nasıl olduğu belirsiz biçimde (olan).; Ällänimä Ne şekilde olduğu belirsiz olan nesne, şey.; Älläpäyt Epey geç vakit, gece yarısı.; Älläqäyer Bilinmeyen bir yer.; Älläqäyåq Bilinmeyen bir yer.; Älläqäy Bilinmeyen bir yer.; Älläqäysi Hangisi olduğu belirsiz olan veya hatırlanmayan.; Ällläqänäqä bk. älläqändäy.; Älläqändäy 1) Bir tür belirsiz, müphem veya yabancı olan. 2). bk. älläneçük.; Älläqänçä Ne kadar olduğu belirsiz olan, belirsiz derecede çok, epeyce, oldukça, çokça.; Älläqäçån Epey zaman önce.; Älläqäçångi Epey zaman önceki; uzun zaman önce meydana gelen, yaşanıp geçen; kadimî, eski. (Özbek Tilining İzåhli Luğätı 40-41)

Bu yapı, Uygurcada da Özbekçede olduğu gibi işlektir. Aşağıdaki madde başları Emir Necip Necipoviç’in hazırlayıp İklil Kurban’ın Türkiye Türkçesine çevirdiği Yeni Uygur Türkçesi Sözlüğü’nden alınmıştır. Ancak eksik çeviri olduğu düşünülen bazı yerlerde yapı- lan düzeltmeler köşeli ayraç içinde verilmiştir.

allikim Kimdir. allikim kélip turuptu kimdir biri gelmiş duruyor.; alliqaçan Çoktan. alliqaçandin béri çoktan beri.; alliqaçanqi Eski zamanki; uzak geçmişteki.; alliqançe Birçok. alliqançidin biri çoklardan biri.; alliqançiğa Birçok paraya; pahalıya. alliqançiğa aldim birçok paraya aldım.; alliqandaq. Nasıldır. U alliqandaq yerge ketti O nasıldır bir yere gitti.; alliqayaqqa. Nereye. alliqayaqqa ketti nereye gitti.; alliqayaqta Nerededir.; alliqaydin Neredendir. alliqaydin kelduq çok uzaklardan geldik.; alliqaysi Hangisidir. alliqaysi zamanlardan béri Uzak zamanlardan beri. Bilinmeyen zamanlardan beri. [ST: ne zamandır, ne zamandan beridir]; alliqayerde Nerelerdedir. U alliqayerde yürgendur O nerelerde geziyor kim bilsin.; [ST: Kimbilir nerelerededir! Bir yerlerde geziyordur!]; allineççe Birçok. allineççe jillar ötüp ketti birçok yıllar geçti gitti.; allinede Nerededir.; allinedin Neredendir.; alinege Nereyedir.; allinerse Nedir; bir şeyler.; allinéçük Nasıldır.; allinime Nedir; bir şeyler. allinimiler dep turuptu bir şeyler söylüyordu.; allinimige Niye, kim bilir niçin. (Necipoviç: 10- 11)

Türkmencede nadir kullanıldığı Talat Tekin vd.nin hazırladıkları Türkmence – Türk- çe Sözlük’ten anlaşılan alla(+) yapısının bu lehçede durmuş “hayat” ve maşgala “aile” gibi soru bildirmeyen kelimelere getirilmesi dikkati çekicidir.

Allanäme (allanä:me) s. iyi, güzel: a. durmuş iyi yaşam. güzel yaşam: a. maşgala iyi aile. (29/a)

Bu yapı, Kazan Tatarcasında da mevcuttur. Daha önce de belirtildiği gibi kelimenin birleşik yapılar dışında bağımsız anlamı vardır. Halil Açıkgöz vd.nin hazırladıkları Tatarça Türkçe Sözlük’te elle şeklindeki kelime iki başlık halinde açıklanmıştır. Bu yazının konusunu teşkil eden şekil, ikinci maddedir. Ancak her iki madde de aşağıya alınmıştır.

Elle I ya … ya …; Elle II 1. öyle mi?; 2. bilmem ne?; 3. yoksa; elle kaydan (kayan) bilmem nereden (nerelerden); elle kaçan bilmem ne zaman, çok önce; elle kém 1. bilmem kim; 2. büyük kimse; elle nikader (niçaklı, nihetlé) bilmem ne kadar ◊ elle kém bul-, elle kémlen- çok mağrur olmak; elle nige (elle nide) bér bilmem ne sürede, seyrek; elle ni tora çok pahalı; elle ni tügél 1. hiç bir fevkalâde olmamak; 2. bir şey değil; elle tagın daha bilmiyorum. (s. 459-460)

Bu yapının Başkurtçadaki kullanımı Kazan Tatarcasıyla aynıdır. Başkurtçada bu yapı, ällä şeklinde olup hem yoksa anlamında bir bağlaç hem de soru kelimeleriyle birlikte kullanılarak onlara belirsizlik anlamı kazandıran sıfat olarak kullanılmaktadır. Örnekler:

ällä Uralda at mengän, / İlen yänendäy höygän / Batırzarı qırılıp, / Barı balıq bulıp mı? “Yoksa Ural’da ata binen / Yurdunu canı gibi seven / Bahadırları kırılıp / Hepsi balık oldu mu?” (Ergun-İbrahimov:103).

Bütän keşelärzeñ ber beyänän ällä nisä yılqısı bulıp, ürsep kitkäs, /…/ “Başka kişilerin bir kısraktan bir hayli atı olup, [yılkısı] çoğalınca /…/” (Ergun- İbrahimov: 207).

Görüldüğü gibi alla(+) Kırgızca, Özbekçe, Türkmence ve Uygurcadan farklı olarak Tatarca, Başkurtça ve Kazakçada veya, yoksa anlamlarında müstakil kelime olarak kullanılmaktadır; ancak bu yapı, Türkmence hariç, mevcut olduğu bütün lehçelerde, esas olarak soru bildiren kelimelere gelerek onlardan belirsiz sıfatlar, zamirler veya zarflar türetmektedir.

Yapının menşei konusuna geçmeden önce şu belirtilmedir: Bu lehçelere ait gramer kitaplarında ekten söz edilmekte; ancak menşei hakkında bilgi verilmemektedir (Kudaybergenov: 273; Äbdurähmånov vd: 359; Kaşgarlı: 145; Safiullina-Zekiyév: 227).

Bu gramerlerde dikkat çeken önemli bir diğer nokta da şudur: Türkiye dilciliğinde soru zamirleri dendiğinde yalnızca ne ve kim kelimeleri akla gelir. Ancak, meselâ Özbekçe gramerde nimä “ne” ve kim “kim” yanında qäy / qäyer “neresi”, neçük / qändäy / qäläy / qä- näqä “nasıl”, neçä / qänçä “nice, ne kadar”, qäçån “ne zaman” gibi kelimeler de soru zamirleri içinde ele alınmaktadır (Äbdurähmånov vd.: § ålmåş). Keza Kırgızca, Uygurca ve Tatarca gramerlerde de bu tip kelimelere zamirler başlığında yer verilmiştir (Kudaybergenov: § At Atooç; Öztürk: § Soru Zamirleri; Safiullina –Zekiyév: §Bilgésézlék Almaşlıkları).

Bu yapının menşei üzerine ise şu görüşler ileri sürülebilir:

i. Öncelikle, yapının Arapça Allahu a’lem “En iyi bilen Allah’tır.” ifadesinin kısalmasıyla ortaya çıktığı düşünülebilir. Benzer bir şekilde bu ifadenin Anadolu ağızlarında ellâm “herhalde” şeklinde kısalarak kullanıldığı malumdur (Tor: 136/6):

Allahu a’lem > Allahûâlem > Allâlem > allam > alla

Ancak bu değişmenin söz konusu geniş alandaki bütün lehçelerde aynı anda ve şekilde görülmesi oldukça güçtür.

ii. Bir diğer görüş de yukarıdaki maddede belirtilen ifadenin Türkçe karşılığında meydana gelen değişmelerle ortaya çıkmış olmasıdır. Allah bilür / biler / biledür > alla.

Türkçede böylesi eksiltili söyleyişler oldukça yaygındır. Meselâ, Kazakça ve Kırgızcada kullanılan inşallah anlamındaki buyursa kelimesi, anlaşılacağı üzere Allah / Huda buyursa “Allah buyurursa, Allah buyurduğu takdirde” kalıp ifadesinin ilk kısmının düşmesiyle ortaya çıkmıştır. Yine Türkiye Türkçesinde kargış bildiren kahretsin de aynı şekilde Allah kahretsin ibaresindeki Allah kelimesinin düşmesiyle oluşmuştur.

Söz konusu lehçelerde çoğu kez Türkçe için aslî olmayan /h/ sesinin kimilerinde yazı dilinde, kimilerinde ise yalnızca konuşma dilinde kelime sonlarında düşmesi bu düşünceyi belki desteklekleyebilir: Allah > Alla (Kırgız, Özbek, Uygur, Tatar, Türkmen), Alda (Kazak, Kırgız). Ancak bu varsayım tenkide açıktır. Öncelikle yapının görüldüğü bütün lehçelerde Allah yerine Farsçadan geçen Hudâ (> Quday) kelimesi daha yaygındır. Eğer böyle bir yapı oluşacaktıysa, bunun Allah bilür yerine daha ziyade Hudâ bilür söyleyişinden meydana gelmesi daha uygun olurdu.

iii. Üçüncü bir ihtimal de hemen bütün Türk lehçelerinde görülen ala kelimesinin anlam değiştirmesiyle ortaya çıkmış olabileceğidir. Pek çok lehçede bu kelime çoklukla karı- şık renkli anlamındadır. Ancak kimi lehçelerde bu kelime, sıfat olarak kullanıldığı bazı hallerde belirsizlik ifadesi oluşturmaktadır:

Türkiye Türkçesinde normalde karışık renkli anlamındaki ala kelimesinin her ne kadar madde başı olarak anlamları içinde belirtilmese de tanımladığı kelimeye belirsizlik kazandırdığı görülmektedir: alaca karanlık “Güneş doğmadan önce veya battıktan hemen sonraki aydınlık, yarı karanlık”; ala gün “Yazın gü- neş bulut arkasında kaldığında oluşan gölgeli durum.”; ala sulu “1. Yeni olgunlaşmaya başlamış (meyve). 2. İyi pişmemiş, suluca (yemek)”; ala tav “Az tavlı, yarı yaş yarı kuru olan (toprak)” (bk. Türkçe Sözlük).

Benzer kullanımlar Özbekçede de görülmektedir: ålätäsir “Düzensiz ses, iş vb.” (täsir: gürültü bildiren yansıma kelime); åläqårångı “alaca karanlık”; åläğåvur “birbiriyle ilgisiz, düzensiz sesler, konuşmalar” (ğåvur: gürültü bildiren yansıma kelime); ålätopålån “düzensiz gürültü patırtı, bağırış çağırış; dü- zensizlik” (topålån: gürültü patırtı, şamata) (bk. Özbek Tilining İzåhli Luğätı).

Belirsizlik bildiren söz konusu yapının Uygurcada alli şeklinde bulunması bu varsayımı biraz zorlamaktadır.

Ancak yine de bu lehçede /e/ sesinin bulunduğu heceden sonra içinde /i/ bulunan bir hece geldiğinde e > i değişimi görüldüğü unutulmamalıdır. Hatta bazen böyle bir durum mevcut değilken bile söz konusu değişim görülebilmektedir. Meselâ, tarihî bol-a turur “olur, olacak” yapısı Kazakçada boladı, Özbek- çede bolädı, Kırgızcada bolot; ancak Uygurcada bolidu şeklindedir (Hahn: 396). Kazakça, Kırgızca ve Özbekçede görülen bolmasa / bolboso / bolmäsä “o halde, öyleyse, peki o zaman, hadi o zaman” kelimesi için Uygurcada e(r)-mese > emese > emise şeklinden ortaya çıkan emise mevcuttur (Hahn: 396). Keza Arapçadan geçen ifade kelimesi fiilleştirildiğinde ipadiläş- olmaktadır (Hahn: 399).

4. Son varsayım ise bu yapının Moğolcadan alıntı olması ihtimalidir. Moğolca – Türkçe Sözlük’teki ali(n) “hangi” maddesi incelendiğinde bu kelimenin Moğolcada birtakım kelimelerle birlikte kullanılarak bunlardan belirsizlik bildiren zarflar, sıfatlar veya zamirler türettiği görülmektedir (Lessing: 51). Aynı şekilde sözkonusu sözlükteki alivā “her kim, her ne, her hangi; kim, ne; her hangi bir şey; herhangi bir kimse; her hepsi” maddesinden bu kelimenin de benzer bir işlevi yerine getirdiği anlaşılmaktadır (Lessing: 51). Her iki kelime tıpkı Başkurtça, Tatarca ve Türkmencede olduğu gibi hem soru kelimeleriyle hem de diğer kelimelerle kullanılabilmektedir.

Moğolca-Türkçe Sözlük’te bu iki yapının belirsizlik kazandırmak amacıyla kullanıldığı örnekler (Bütün bu açıklamalar Lessing: 51’den alınmıştır):

ali(n) (soru zamiri).: 1. hangi, hangisi, ne? 2. sıfatlarda en üstünlük derecesi belirten zarf olarak kullanılır. 3. deyimlik kullanımları vardır:

ali yagun “hiçbir şey” (yagun: ne, ne tür, hangi), ali inu “her biri, her ikisi, hepsi” (inu: arkaik 3. teklik şahıs zamirinin ilgi hali almış şekli), ali keciy-e “çok çok uzun zaman önce” (keciy-e: ne zaman, ne vakit) [Meselâ bu kelime, söz konusu lehçelerde kullanılan allaqaçan ile tam olarak örtüşmektedir.], ali dibanggar-a-yin: Eskiden, çok eski; tufandan önce, Nuh zamanından kalma (dibanggargar-a: Eski bir Buda’nın adı)

alivā (zamir ve sıfat): her kim, her ne, her hangi, hangi; kim, ne; her hangi bir şey; her hangi bir kimse; her, hepsi.

alivā yagum-a “her hangi bir şey, her şey, hepsi (yagum-a: şey, obje, nesne; eşyalar, mallar; bir şey, bazı şeyler, hiç bir şey), alivā nigen “her hangi bir kimse, herkes” (nigen: bir; bir kere; aynı, eş, benzer) alivā nigen tal-a ber “her hangi veya her bakımdan” (tal-a: taraf, yön, kısım ber: özneyi veya cümlede kendinden önce gelen kısmı vurgulayan edat; ergatif edatı); alivā cüyl “her tür” (cüyl: tür, cins, çeşit).

Moğolca gramerde de benzer örnekler görülmektedir: alimad “her kim, her ne”, – mad / -med “halk topluluklarını ifade eden topluluk isim ve sıfatları yapmaktadır.” (Poppe: 49); aliba “her kim, her hangi bir, herkes” (Poppe: 66) ancak ba “[=çu ]soru zamirlerinden sonra kullanılan genelleştirme edatı” (Lessing: 101); ali ber “her kim” (Poppe: 241); ber “özneyi veya cümlede kendinden önce gelen kısmı vurgulayan edat; (Gr.) ergatif edatı.” (Lessing: 159); aliba kümün “hiç, hep kimse” (Poppe: 174), kümün “insan, kişi, halk; baş- ka bir adam, başka bir kişi, kişilik” (Lessing: 792).

Moğolcadaki şekilleri tespitten sonra yapılması gereken, alla(+) eğer bu dilden geç- tiyse, bu yapının ali(n) mi yoksa alivā kelimesinden mi bu şekle geliştiğini belirlemektir. Gerçi yukarıda da görüldüğü gibi alivā kelimesi aslında alin + ba yapısından gelmektedir. Hangisi doğru kabul edilirse edilsin, önemli olan nokta şudur: Moğolcadaki müstakil kelime bu işleviyle Türk lehçelerinde yalnızca ön ek gibi kullanılmaktadır.

Benzer bir durum başka bir makalede, meselâ Farsçadaki bazı müstakil kelimelerin veya sıfat-fiil yapılarının Özbekçede basit birer ek gibi kullanıldığı, tarafımızdan ortaya konmuştu. Meselâ, Farsçadaki sîr “doymuş” anlamındaki (örnek: âb-sîr “suya doymuş, sulu”) kelime, Özbekçede sér+ şeklinde yalnızca bir ön ek olarak kullanılmaktadır: sérsuv “bol sulu”, sérbålä “çok çocuklu”, sérquyåş “bol güneşli” vb. (Tolkun: 342)

Bu makalede incelenen alla(+) için gerek Türk lehçelerindeki gerekse Moğolcadaki kullanımı karşılaştırdığımızda şunlar söylenebilir:

Bu yapı, muhtemelen, gerek bulunduğu lehçelerdeki gerekse Moğolcadaki anlamı dikkate alındığında, alivā kelimesinin ön ek haline gelmesiyle oluşmuş gibi görülmektedir.

Bu durumda alla(+), henüz Çağatay yazı dili kullanılırken, öncelikle Orta Asya ve İdil-Ural bölgesindeki Türk lehçelerinin konuşma dilinde ortaya çıkmış, ekleşmiş; ardından günümüz Türk yazı dillerinin oluşumu sürecinde yazı diline girmiş olmalıdır.

Konuşma dilinde meydana gelen her değişme yazı dilinde görülmeyebilir: Türkiye Türkçesinde ağızlarında kullanılan –ışın zarf-fiil eki (Babam gelişin yola çıkacağız.); -k sıfat-fiil eki (Meyvelerin yetiklerini de yetmeyiklerini de topladık.), -ek istek birinci çokluk şahıs eki (Kalk gidek.) vb. yazı dilinde yoktur.

Moğolca kelimenin ekleşmesi muhtemelen ünsüzlerde ikizleştirmenin çok sık görüldüğü Özbekçede alivā > alvā > alā > allā > alla > ällä şeklinde gelişmiş; ardından Kazakçada ve Kırgızcada bir sonraki aşamaya geçmiş olmalıdır: ällä > älde / alda.. Uygurcadaki değişim ise ya alivā > ali > alli yahut da alivā > alvā > alā > allā > alli şeklinde gerçekleşmiş olabilir. Bu yapının Moğolcadaki ali(n) kelimesinden gelişmiş olması mümkündür. Belki de bu yapı bu iki, hatta Türkçe ala ile birlikte bu üç kelimenin karışmasıyla ortaya çıkmıştır.

Türkmencede bu yapının işlek olmaması, komşu Özbekçe veya Kazakçadan ödünç- leme olabileceğini düşündürtmektedir. Tatarca ve Başkurtçadaki elle / ällä (< alla) yapısı işlek olduğu lehçelerden, belki Çağataycanın bu bölgelerde uzun süre yazı dili olarak kullanılması ve bu lehçeyle yazılan eserlerin buralarda okunmasının yanı sıra eğitim ve ticaret ilişkileri sonucunda bunlara geçmiştir. Tatarca ve Başkurtça için diğer bir ihtimal de bu yapının doğrudan Moğolcadan alınmasıdır. Bilhasa bu lehçelerde elle / ällä bir ön ek gibi değil de müstakil kelime olarak kullanılması, veya / yoksa gibi anlamlarının olması bu varsayımı desteklemektedir.

Sonuç itibariyle Orta Asya ile İdil-Ural bölgesi Türk lehçelerinde belirsiz zamir ve zarflar türetmek için kullanılan alla(+) yapısı, Moğolcadaki benzer kullanımlar da göz önüne alındığında, bu dilden alındığı söylenebilir. Yapının geldiği dildeki müstakil kelime anlamını yitirerek bir ön ek haline dönüştüğü görülmektedir.

Doç. Dr. Selahittin Tolkun

Kaynakça

Äbdurähmånov, Ğ. Ä. – Ş. Ş. Şåbäbdurähmånov – A. P. Håciyev: Özbek Tili Grammatikası I, Taşkent 1975, 612.

Necipoviç, Emir Necip (çev. İklil Kurban): Yeni Uygur Türkçesi Sözlüğü, TDK: 615, Ankara 1995, 480.

Ergun, Metin – Gaynislam İbrahimov: Başkurt Halk Destanları, Türksoy Yayınları, Ankara 2000, XV+450.

Açıkgöz, Halil – Dr. Rifkat Ahmedjanov – Prof. Dr. Fuat Ganiyev: Tatarça Türkçe Sözlük, İstanbul 1977, 496.

Hahn, Reindhard E – Ablahat İbrahim: Spoken Uyghur, University of Washington Press, Seattle and London 1984, XXII+632.

Karşılaştırmalı Türk Lehçeleri Sözlüğü I, (Komisyon), Kültür Bakanlığı Yayınları No: 1371, Kaynak Eserler Dizisi: 54, Ankara 1992, 1183.

Kaşgarlı, Sultan Mahmut: Modern Uygur Türkçesi Grameri, İstanbul 1992, VI+266.

Kudaybergenov S. – A. Tursunov – C. Sıdıkov: Kırgız Adabiy Tilinin Grammatikası, Frunze 1980, 540.

Koç, Kenan – Ayazbek Bayniyazov – Vehbi Başkapan: Qazaqşa-Türikşe Sözdik, Türkistan 2003, 637+XVII.

Özbék Tilining İzahlı Luğätı, (heyet), 1-2 cilt, Moskova 1981, 1. cilt 632, 2. cilt, 718.

Öztürk, Rıdvan: Yeni Uygur Türkçesi Grameri, Ankara 1994, TDK: 593, XI+171.

Poppe, Nicholas (çev.: Günay Karaağaç): Moğol Yazı Dilinin Grameri, Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları No: 68, İzmir 1992. XVIII+254.

Tekin, Talat – Mehmet Ölmez, Emine Ceylan, Zuhal Ölmez, Süer Eker: Türkmence – Türkçe Sözlük, Ankara 1995, Türk Dilleri Araştırmaları Dizisi: 18, 725.

Tolkun, Selahittin: “Özbek Türkçesi’nde Yeni Kelime Türetmede Kullanılan Yabancı Unsurlar”, Türk Dünyası Dili ve Edebiyatı Dergisi Güz 2002, TDK Ankara 2002, s. 337-365.

Tor, Gülseren: Mersin Ağzı Sözlüğü, Türk Dilleri Araştrmaları Dizisi: 38, İstanbul 2004, 407.

Türkçe Sözlük I, TDK: 549, Ankara 1988, XXXVII+745.

Safiulina F. S. – M. Z. Zekiyév: Hezérgé Tatar Edebi Télé, Kazan 1994, 320.

Lessing, Ferdinand D. (çev.: Günay Karaağaç): Moğolca-Türkçe Sözlük I-II, TDK: 829/1-2, Ankara 2003, c. 2, XXIII + 933, c. 1, 836.

Yudahin, K. K. (çev.: Abdullah Taymas): Kırgız Sözlüğü, c. 1., TDK: 93, Ankara 1988, XV+376

 

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...