Dil Tarih

“Tonyukuk” adı üzerinden İç Asya alanında yapılmış çalışmalara bir yaklaşım

301739381

“Tonyukuk” adı üzerinden İç Asya alanında yapılmış çalışmalara bir yaklaşım 

Erken dönem Türk kültürü ile ilgili çok değerli birkaç çalışma var ve bunların kaynak olarak sıkça kullanıldığını görüyoruz. Bu çalışmalar verdikleri somut bilgi açısından kuşkusuz çok yüksek değerde işler. Ama çalışmayı yapanlar çoğu zaman oradaki kültürü tanımayan kişiler oldukları için yaptıkları yorumlarda kendi içinde doğup büyüdükleri kültür ortamının çok etkisinde kalabiliyorlar. Bu da somut varlığı doğru anlasak bile ruhunu kaçırmamıza neden olabiliyor. Bu nedenle bu çalışmaların hemen hepsinin çok ciddi eleştiriye ihtiyacı var.

Burada yakın zamanda karşılaştığım bir örneği ele almak istiyorum. Birçok kişinin bu örneği kullandığını gördüm. Jean Paul Roux (hemen herkes bu adı Jan Pol Ruu diye okuyor ama Jan kadın adıdır; dolayısıyla bu adın doğru okunuşu Jon Pol Ruu biçiminde olmalıdır ve oradaki “n” de aslında genizden çok kayıp biçimde çıkar) kitabında “tonyukuk” adını açıklamış. Bu konuda “Tonyukuk giyiminde yağ artığı olan demektir. O zamanlarda giyimi kirli, pasaklı olmak cömertlik timsali sayıldığı için ona böyle ad vermişler” diyor.

Bilenler bilir; ilk dönem Türkologlar kariyerlerine Sinolog olarak başlamış, Çin’in kuzey komşularını çalışırken Türkolog olmuştur. Roux da belli ki Çince kaynaklar iyi okumuş; çünkü “tonyukuk” adının anlamı dönemin Çin kaynaklarında verilmiştir. Bu verilen anlam doğru olmakla birlikte açıklamasını doğru yapan pek olmadı. Ruslar oradaki “yuk” sözünün aslında yağ anlamında “yak” olması ve dolayısıyla adın aslının “tonyakık” ya da “tonyakuk” olması gerekirken, ünlü uyumundan dolayı “tonyukuk” biçimine dönüşmüş olabileceğini önerdiler. Oysa Türkçede ünlü uyumunun böyle bir etkisi olmaz, çünkü bu haliyle de o ad gayet ünlü uyumlu.

İşin doğrusu nasıl mı? Ad şöyle bir formülden oluşuyor: ton+yuk+uk.

“ton” ad sözü günümüzde Türk ağızlarında çok kullanılan ve donanmak eyleminin kökünde de gördüğümüz “giyim, giyecek” anlamına gelen bir söz. Bu bilgiyi birçok sözcükte bulabileceğiniz gibi günlük konuşmalarınıza bakmanız da yeterli olacaktır.

“yuk” ad sözü, aynı zamanda im adı (sıfat) olarak da kullanılabilir, yağlı kalıntı demektir. Kardeşim ve ben küçükken annem bize “tabağınızın yokunu ekmeğinizle sıyırıp yiyin” diye bunu “yok” biçiminde söylerdi. Kaşgarlı Mahmud da Divanının* “yuq” girdisinde “Kâsedeki yemek artığı; bulaşık. Söz uzatımıyla yuq yaq (ya da yaq yuq) biçiminde de kullanılır” der. Bunun altında da bir şeyin bir yere bulaşması anlamında “yuq-” eyleminin örnekleri görülebiliyor. Kaşgarlı’nın Divanı çok önemli bir eser olmasına karşın gereken ilgiyi görmediğini bu örnekten ölçebiliriz. Çözümü çok uzakta aramaya gerek yok.

“-uk” ise, eyleme gelen “-uk” ekiyle benzer bir işlev görmesine karşın, örneklerini “eşik” “törük” gibi az sayıda örnekte gördüğümüz, günümüz Türk ağızlarında kalmamış, ada gelerek yaklaşık “-lı” anlamı veren bir ektir. Evin eşiğinin kapının yanında olduğuna inanıldığı için “eşli, eşi olan” anlamında “eşik” denmiş. Bunun gibi “yukuk” yani yuku olan, yuklu, yağ artığı olan.

Bütün formülü birleştirince karşımıza “giyiminde yağ artığı olan (kişi)” anlamı çıkıyor. yukarıda Çince kaynağın adın anlamını doğru verdiğini söylemiştim, ama tabi Çince kaynak ayrıntılı çözümleme vermemiş. İşte burada Roux’nun yorum yaparken hataya düştüğü yere geliyoruz: Yağlı olmanın ne anlam ifade ettiğine.

Güzel bir örneği size de aktarmak istiyorum: Moğol Ulu Kağanlığı başkenti Harhorin’da “Erdene Zuu=Mücevher (Erdini) Zuu (Buddha inancındaki bir burkan adı)” adında bir manastır kompleksi vardır. Bu kompleks içindeki ana binanın önünde mermer iki ayak üzerine konmuş yine mermer bir levha vardır. Levhaya yakından bakarsanız, zor olsa da “ayet el-kürsî” okunabilir. Aşağı doğru buraya ziyarete gelen Halifelik elçilerinden söz edilir ve en sonda da taşın dikildiği tarih Hicret takvimi ile verilmiştir. Moğollar Arapça bilmez; dolayısıyla bu taşın önemli, kutsal olduğunu anladıkları için (başka biri bunu başka biçimde de yorumlayabilirdi) sonradan üzerine Moğolistan bayrağının uçkurluğuna yakın diliminde gördüğümüz “soyombo” denen şeklin hatlarını kazımışlar. Bu hatlar Arapça yazıdan biraz daha kalın olsa da yalnızca hat olarak geçtiği için ilk konan yazının okunmasına engel olmuyor. Bunun sonucunda bir manastır binası önünde mermer bir levhada okuyamasalar bile kutsal olduğunu anladıkları bir yazı, üzerine bir de soyombo işlendiğini görünce Moğollar taşın üstüne kat kat yağ sürmüşler. Tabi bekledikçe yağ yer yer kararmış da. İşte zaten yazının zor okunma nedeni de üstündeki bu kalın yağ katmanı.

Ama böylece kırın kam geleneğinde yaşayan insanlar onu kutsayıp yücelttiklerine inanıyorlar. Çünkü kır insanlarının evren algısında yağ hem baylık, hem de kutsallık simgesi olarak düşünülür. Bu yüzden de değer verdikleri bu tür nesnelere yağ sürerler. İşte bu algıyla gerçek adı Boyla Bağa Tarkan olan kişiye, giyiminde yağ artığı olan yüce(ltilmiş), kutlu kişi anlamında “tonyukuk” adı vermişler. Kısaca konunun “pasaklı olunca cömert sınıfına girme” ile hiçbir ilgisi yok.

Bu lafı çok uzattığım örnek Roux için de, Grousset için de Eliade için de, bu kültüre yabancı hemen herkesin eserleri için de geçerli. Bunu bilmeden bölgeyle ilgili yaptıkları yorumları öylece yaymak, İç Asyayı Akdeniz kültürüne benzetmek, kısaca Helenleştirmek olur. Buna Samileştirme ve Latinleştirmeyi de eklemek gerekir.

Unutmayalım, Tonyukuk çoktan öldü. O ne ve kim idiyse o idi, artık değiştirilemez. Dolayısıyla onu (ve tarihi diğer kişileri) kendimize benzeten kavramlarla yorumlamak yanlış olacaktır.

Yazan: Mehmet Levent Kaya 

İçerikler

Mehmet Levent Kaya

Dilbilimci, yazar, çevirmen.
İlk roman : Çölde Dor; İkinci roman : Ölüöne
Türk Uygarlığının Yıldızları adlı belgeselin danışman ve editörü.

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...