Sosyoloji

Yurttaşlık Kuramı

1970’lerde siyaset felsefesinde kilit kavramlar haklar ve adaletti. Cemaatçilerin etkin olmaya başlamasıyla beraber 1980’lerde cemaat ve mensubiyet kilit kavramlar oldu. Liberal bireyselcilik ile cemaatçilik arasındaki karşıtlığı giderme yönündeki girişimlerden biri yurttaşlık düşüncesidir. Yurttaşlık hem liberal bireysel hak düşüncesine hem de belli bir cemaate bağlanmayı savunan düşünceye bağlıdır.

Yurttaşların kimliklerini tanımlama biçimi, kendilerinden farklı olanlara hoşgörüyle yaklaşma becerileri, siyasi süreçlere katılmaya istekli olmaları, sağlıklarını ve çevreyi etkileyen kişisel tercihlerinde kişisel sorumluluk üstelenmeleri çağdaş demokrasinin sağlığı ve istikrarı için önemlidir. Bu niteliklere sahip olmayan yurttaşlarla demokrasileri yönetmek çok zordur. Yurttaşlar kendi sağlıklarını gözetmez, sağlıklı beslenmez ve alkol ve tütün kullanımını azaltma sorumluluğu göstermezse devlet yeterli derecede sağlık hizmeti sunamaz. Yurttaşlar kendi akrabasının sorumluluğunu paylaşmazsa devlet çocukların, yaşlıların ve engellilerin gereksinimlerini karşılayamayacaktır. Yurttaşlar aşırı miktarda borçlanırsa ya da çok fazla zam isterse devlet ekonomiyi düzenleyemez. Kısacası, çoğu alanda yurttaşlar arasında işbirliği olmazsa liberal toplumların ilerici işleyiş içinde olma becerileri azalır. Bu yüzden yurttaşlık kuramına olan ihtiyaç ortaya çıkmıştır.

Robert Putnam’ın İtalya’daki bölgesel hükümetlerin işleyişi ile ilgili çalışması yurttaşlık kuramına önemli katkı sağlamıştır. Bu çalışmada, savaş sonrası dönemde kurulan bölgesel hükümetlerin benzer kurumlara sahip olmakla beraber, birbirlerinden çok farklı işlediğini gösteriyordu. Bu işleyişteki farklılıklar, yurttaşların eğitim ve gelir düzeyindeki farklılıklardan değil, yurttaşlık erdemlerindeki farklılıklardan kaynaklanıyordu. Yani katılıma hevesli olma, adalet duygusuna sahip olma, güven duyma gibi erdemlere sahip olmalarında kaynaklanıyordu. Hükümet politikalarını oluştururken yurttaşlık erdemleri dikkate alınmalıdır.

Demokratik Yurttaşların Erdemleri ve Uygulamaları

Savaş sonrasında hak sahibi-yurttaşlık kavrayışını ortaya koyan, T. H. Marshall’ın 1949 yılında yazdığı Citizenship and Social Class kitabı yurttaşlık çalışmaları açısından önemlidir. Marshall’a göre yurttaşlık, herkese toplumun eşit üyesi olarak davranılmasını sağlama sorunudur. Bu duyguyu oluşturmanın yolu insanlara daha çok sayıda yurttaşlık hakkı tanımaktan geçiyordu. Yurttaşlık haklarını üç kategoriye ayırır: 18. yüzyılda yurttaşlık hakkı, 19. yüzyılda siyasi haklar, 20. yüzyılda kamu eğitimi, sağlık hizmetleri, işsizlik sigortası, emeklilik gibi sosyal haklar ortaya çıkmıştır. İngiltere bu üç kategorinin tamamına sahne olmuştur. Bu hakların genişlemesiyle yurttaşlar sınıfı da genişlemiştir. Önce beyaz, mülk sahibi Protestan erkekler yurttaşken; daha sonra kadınları, işçileri, Yahudileri ve Katolikleri, siyahları da içine alarak genişlemiştir.

Yurttaşlığın tam olarak ifade edilebilmesi için liberal demokratik refah devleti gereklidir. Çünkü refah devleti yurttaşların siyasi, sosyal ve yurttaşlık haklarını koruyarak toplumun bütün üyelerinin kendisini tam üye olarak hissetmesini sağlar. Bu haklardan birinin bile çiğnenmesi, insanları marjinalleştirecek ve katılım sağlanamayacaktır.

Bu görüş, edilgin bir şekilde hak sahibi kılınmayı vurguladığı ve kamusal hayata katılım yükümlülüğünü vurgulamadığı için edilgin yurttaşlık kuramı olarak adlandırılır. Çünkü bu yaklaşımda insanlara yurttaşlığın ne olduğu sorulduğunda katılım ya da sorumluluk yerine haklar şeklinde cevap verecektir.

William Galston

Bazı yurttaşlık kuramcıları bu eleştirilere karşı yurttaşlık erdemlerinin ne olduğunu tanımlamaya başlamışlardır. William Galston’a göre yurttaşlık erdemleri dört türdür.

– Genel erdemler: Cesaret, yasalara uygunluk, bağlılık

– Toplumsal erdemler: Bağımsızlık, açık fikirlilik,

– Ekonomik erdemler: İş ahlakı, kişisel zevkleri erteleyebilme, ekonomik ve teknolojik değişime ayak uydurma

– Siyasi erdemler: Başkalarının haklarına saygılı olmak, kamusal söyleme katılma isteği.

Bu erdemlerin çoğuna bütün siyasi düzenlerde gereksinim duyulur. Bu yüzden asıl önemli olan yurttaşların üstelenecekleri siyasi roldür. Çünkü demokrasileri otoriter rejimlerden ayıran nokta budur. Yurttaşın en büyük sorumluluğu yetkilileri izlemek ve onların yaptıkları işleri sorgulamaktır. Kamusal akıl erdemi yurttaşlık kuramı için önemlidir. Siyasi istemlerin gerekçelerinin, farklı inanca ya da kültüre sahip insanlarca anlaşılabilmesi için kamusal akıl kullanılmalıdır. Fakat bunun niteliklerinin nasıl tanımlanacağı belli değildir. Kamusal gerekçeler, farklı din ve kültürden insanlar arasında anlaşmazlıkları gidermede başarılı olamaz. Bu yüzden en akılcı çözüm uzlaşma yoluna gitmektir. Bu kavram çağdaş demokratik kuramda oy-merkezli demokrasi kuramından konuşma-merkezli demokrasi kuramına geçişi yansıtır. Savaş sonrası dönemde demokrasi sadece oy verme olarak anlaşıldı, fakat daha sonra bu oy-merkezli demokrasi anlayışının demokratik meşruluğun gereklerini karşılayamadığı anlaşıldı. Bu anlayış sadece kazananı ya da kaybedeni belirlemek için işe yarar. Görüş birliği geliştirme ya da uzlaşma sağlamaya yönelik bir yol açmaz. Bu yüzden demokratik kuramcılar, oy verme öncesindeki düşünce oluşturma süreçleri üzerinde çalışmaya başladılar. John Dryzek, bunu demokratik kuramda müzakere dönemi olarak adlandırır. Karar alma süreçleri, daha önce dile getirilmeyen bilgi ve görüşleri göz önüne alma ve yanlış olduğu görülen varsayım ya da inançların bırakılmasıyla müzakereci demokrasi modeli daha iyi kararlar alınmasını sağlayacaktır. Ayrıca insanlar ortak düşünme deneyimini paylaştıkça yurttaşlar arasında karşılıklı anlayış ve duygudaşlık artacaktır.

Müzakereci demokrasi özellikle azınlık grupları ve marjinal gruplar açısından faydalıdır. Böyle grupların çoğunlukçu bir seçim sisteminde etkili olmasının yolu, çoğunluk oylarını kazanmak yerine kamuoyunun oluşum sürecine katılmalarıdır. Simone Chambers’ın deyişiyle “iktidar sahibi olmanın aracı oy yerine sestir”.

Yurttaşların Cumhuriyeti

Yurttaş cumhuriyetçiliği olarak adlandırılan düşünce okulunun temel konusu, yurttaşların yurttaşlık erdemlerini yerine getirmesi ve demokratik yurttaşlığın gereklerinin sağlanmasının nasıl sağlanabileceğidir. Yurttaş cumhuriyetçiler bu soruya verdikleri cevaplara göre ikiye ayrılırlar. Birinci grup, insanlara demokratik yurttaşlığın yüklerini kabul ettirmektir. Yani siyasi katılımın ve kamusal düşünmenin insana yük olacak bir şey olmadığı, ödüllendirici bir etkinlik olduğunun düşünülmesidir. İnsanlar demokratik yurttaşlığı memnuniyetle karşılamalıdır, çünkü bu insanın sahip olabileceği en yüksek yaşam biçimidir. Bu cumhuriyetçiliğin Aristocu biçimi olarak adlandırılır. Diğer grup ise demokratik yurttaşlığın bir yük olarak görüleceğini düşünür ve demokratik kurumların işlerliğini sağlamak ve temel özgürlüklerin korunması için demokratik yurttaşlığı kabul etmelerini sağlayacak güçlü nedenler olduğunu söyler.

Benjamin Constant’ın antik çağdaki özgürlük ve çağdaş özgürlük ayrımı, çağdaş yaşamın tanımlaması açısından önemlidir. Constant, antik dönemde insanların özel hayatlarındaki özgürlüğü siyasi hayatı geliştirmek için feda ettiğini, fakat çağdaş insanların siyaseti özel hayatını korumak için gerekli bir araç olarak gördüğünü tespit etmiştir. Aristocu cumhuriyetçiler, antik çağdaki insanların iyi hayat kavrayışını günümüze uyarlamaya çalışıyorlar. Bu dönüşümün sağlanması önemli bir sorundur. Gereksinim duyulan siyasi reformlar sadece yurttaşların bu reformlar için çaba gösterirse gerçekleşecektir.

Aristocu cumhuriyetçilik, insanların özel hayatlarında ortak amaçları paylaşmadığını, kamusal politikaların belirlenmesinde yurttaşlar arasında görüş birliği bulunmayacağını kabul ederler. Bu noktada cemaatçilikten ayrılırlar. Siyasi katılımı ortak yarar olarak görürler.

Liberaller, Aristocu cumhuriyetçiliği kabul etmezler. Çünkü liberallere göre bu erdemler, yurttaşlar açısından taşıdıkları değerden çok adil kurumların yerleşmesinde araç olarak önemlidir ve sadece bu yüzden savunulabilir ve geliştirilebilir. Liberal demokrasi insanları siyasi katılıma daha iyi bir hayat kavrayışı olarak benimsemeye zorlamamalıdır.

Yurttaşlık Erdemlerinin Kökleri

Yurttaşların adil kurumlar kurabilmeleri ve bu kurumları destekleyebilmeleri için bu erdemler gereklidir. Bu erdemlerin korunması için çeşitli görüşler öne sürülmüştür. Bunlardan biri, bu erdemleri göstermeyi yasal yükümlülük olarak insanlara dayatmaktır. Örnek olarak, herkesin oy kullanmasını ya da siyasi sorunları tartışması için aylık mahalle toplantılarına katılmalarını gerekli kılan yasa çıkartılmalıdır. Siyasi katılım, insanlara sorumluluğu ve hoşgörüyü öğretebilir. İnsanlar istemden katılsalar da zamanla insanlar yeni düşüncelerle karşılaşacaklar ve yeni yakınlıklar ve kimlikler geliştirmeleri sağlanacaktır.

Yurttaşlık erdemlerinin kökleri piyasa, yurttaş birlikleri/sivil toplum ve aile gibi bazı kurumlar olduğu düşünülür.

Yeni Sağ kuramcıları piyasayı yurttaşlık erdeminin okulu olarak görürler. 1980’lerde Thatcher ve Reagan reformları, insanlara girişimcilik ve kendine güven erdemlerini öğretmek amacıyla vergi indirimi, sendikaların zayıflatılması, ticaretin serbestleşmesi, sosyal yardımların azaltılması yoluyla piyasanın rolü genişletildi. Refah devletinin yoksullar arasında bağımlılık kültürü ortaya çıkardığı ve yurttaşları da bürokratik vesayet altında pasif bağımlılara dönüştürdüğü söylenmiştir. Fakat piyasa insanların kendi kendine geçinmesini destekler. Yeni Sağ ise insanın kendi kendine geçinmesinin, o insanın kendini toplumun tam üyesi olarak kabul edilmesinin şartı olduğunu söyler. Kendi kendine geçinemeyenlerin ise aldıkları sosyal yardımlar karşılığında bazı yükümlülükleri olması gerektiğini söylerler. Ayrıca siyah işçi çalıştırmayan ya da siyah müşteriye hizmet etmek istemeyen şirketlerin rekabet açısından dezavantajlı olacağını, bu yüzden piyasanın nezaketi de özendirdiğini düşünürler. Bu görüşe getirilen eleştiri, piyasanın insanlara adalet ve toplumsal sorumluluk duygusu öğretemediği şeklindedir.

Sivil toplum kuramcıları, demokrasinin sağlıklı işlemesi için nezaket ve kendini sınırlamanın gerekli olduğunu fakat piyasanın tek başına bu erdemleri öğretmek için yetmeyeceğini düşünürler. Bu erdemlerin daha çok sivil toplum içindeki gönüllü örgütlenmelerde, sendikalarda, kooperatiflerde, derneklerde, dayanışma gruplarında öğrenileceğini söylerler. Michael Walzer; demokratik siyaseti mümkün kılan nezaket ancak sivil toplumun dernekçi örgütlenmelerinde öğrenilebilir, demiştir. Çünkü bunlar gönüllülüğe dayandığı için gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmemek cezalandırılma yerine onaylamama şeklinde olur. Bu onaylamama arkadaşları, meslektaşları ya da ailesi tarafından geleceği için kişi sorumlulukları yerine getirmede daha çok özveri gösterecektir. Fakat bu sivil toplum kuruluşları, yurttaşlık erdemlerini öğretse bile bu onların varoluş nedeni değildir. İnsanlar kiliseye, etnik örgütlenmelere ya da çeşitli derneklere katılmasının nedeni yurttaşlık erdemlerini öğrenmek değildir, belli değerlere sahip çıkmak ya da bazı ayrıcalıklarından yararlanmak için bu örgütlenmelere katılırlar.

Bu kurumlar bize bazı erdemleri öğretirler ama kamusal aklı ya da otoriteyi eleştirmeyi öğretmez. Bazı kuramcılar, bu eleştiri erdemini öğrenmenin yolunun da eğitim sisteminde olduğu söylüyor. Okullar öğrencilere, kamusal aklı tanımlayan eleştirel akıl yürütme becerisini ve ahlaki bakış açısını kazandırmalıdır. Bu erdemleri öğretmek zorunlu eğitimin temel gerekçelerinden biridir. Öğrencinin kendi cemaatinden ya da kültür çevresinden ayrılması ve diğer cemaatten/kültürden kişilerle etkileşime geçmesi istenir. Böylece öğrenci kendi inancı ya da kültürüyle ters düşen inançlarla ve yaşam biçimleriyle eleştirel bir ilişki kurabilecektir. Meire Levinson bunu “ayrılmış okul” ideali olarak tanımlamıştır.

Sonuç olarak, hiçbir kurum tek başına yurttaşlık erdemlerinin öğreticisi olarak görülemez.

Kozmopolitan Yurttaşlık

Liberal milliyetçilik, daha kozmopolit, ulus-üstü bir demokrasiye ihtiyacı olduğu gerekçesiyle eleştirilmiştir. Liberal ulus oluşturma süreci önceden demokrasinin ulusal düzeyde bütünleştirilip geliştirilmesini sağlamıştır fakat bugün Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler gibi ulus-üstü kurumlara odaklanan daha küresel bir yurttaşlık kavrayışına ihtiyaç vardır. Bu kurumların güçlendirilmek istenmesinin çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan biri kozmopolit bir adalet anlayışının yayılmasını istemektir. Böylece doğal kaynaklar zengin ülkelerden yoksul ülkelere aktarılabilir. Diğer nedenlerden bazıları da ekonomik küreselleşme, ortak çevre sorunları ve uluslararası güvenlik gibi sorunlarla daha kolay mücadele edebilmek olarak açıklanabilir.

Bu kurumlar mevcut demokrasi kuramlarına oturmaz. Çünkü bu kurumlar hükümetler arası ilişkilerle örgütlenmiş ve yurttaşların hiçbir bireysel katkısı olmamıştır. Belli bir ihtiyacı karşılamak için kurulan bu kurumların insanlar üzerindeki etkisi giderek artmaktadır, fakat bu ulus-üstü kurumlarla ilgili hiç siyasi kuram yoktur. Ulus-üstü kurumlara ihtiyaç vardır, ancak bunlara ulus merkezli demokrasinin tamamlayıcısı olarak mı yoksa ulus merkezli demokrasiyi modası geçmiş olarak görüldüğü için mi ihtiyaç vardır? Ulus-üstü demokrasi kavrayışının zorluğu göz önüne alındığında, ulus-devlet kazanımları üzerine kozmopolit bir demokrasi kurmaya çalışmak daha sağlıklı olacaktır.

Yurttaşçı Cumhuriyetçilik Siyaseti

Savaş sonrası siyaset kuramımda temel kavramlar adalet ve demokrasi olmuştur. Yurttaşlık, demokrasi ve adaletin türevi olarak görülmüştür. Yani yurttaş demokratik hakları ve adalet istemi olan kişidir. Yurttaşlığın siyaset kuramında bağımsız bir rol oynamasında, başka bir deyişle, yurttaşlığı geliştirmenin kamusal politikanın öncelikli amaçlarında biri olması gerektiği görüşünde bütün siyasi yelpazeden destek gelmiştir.

Yurttaşlık kuramının kamusal politika ile ilgili sorunlara uygulanmasında sıkıntı vardır. Çoğu yazar bunu yapmaktan çekinmiştir. Yurttaşlık kuramcılarının çoğunluğu, yurttaşlık erdemlerinin nasıl geliştirileceği üzerinde durmuştur fakat politika üretmekten kaçınmışlardır. Yurttaşlıkla ilgili literatürde erdemin çöküşü üzerine karamsar tahminler çok fazladır. İnsanların oy kullanma oranlarının düşmesi kuramcıları endişelendirmiştir. Fakat günümüzde yurttaşlar başkalarının haklarına geçmiş kuşaklara göre daha hoşgörülü ve saygılıdır.

Yurttaşlık idealine ilk göndermede bulunan Yeni Sağ’dır. Devletin savunmasız durumda olanlara yardım etme sorumluluğu olmadığını söyleyen liberter kuram, birçok yurttaşın karşı çıkacağı bir adalet anlayışına sahiptir. Fakat Yeni Sağ, yurttaşlık ilkelerine dayandı ve refah devletine bağımlılığı, edilgenliği beslediği yönüne yaptığı eleştiriler daha başarılı oldu. Çünkü kimse insanların etkin ve sorumlu yurttaş olma potansiyelini engelleyecek politikaları destekleyemezdi.

Liberal eşitlikçiler ortaya çıkan eşitsizliğin dayanışma duygusunu sildiğini söylüyorlar. Güçlü bir ulus olarak kalmak isteyen toplumlar, zengin ve yoksulların, herkesi ilgilendiren konuları eşitler olarak tartışabileceği kamusal alanlar olması ve herkesin eğitimden eşit düzeyde faydalanması gerekir. Artık yoksulluk ve marjinalleşme ile mücadeleye yönelik politikalar demokratik yurttaşlığı geliştirme çerçevesinde tartışılıyordu.

Solcular ekonomik eşitsizliğin etkin yurttaşlığı sildiğini; sağcılar ekonomik eşitsizliği gidermeye yönelik politikaların yurttaşlık erdemlerini sildiğini; feministler, eşcinseller ve çokkültürcülükten yana olanlar geleneksel cinsiyet, cinsellik ve ırk hiyerarşilerinin etkin yurttaşlığı nasıl etkilediğini; muhafazakârlar eşcinselleri ve azınlıkları destekleyen politikaların yurttaşlık erdemlerini nasıl yok ettiğini çalışmışlardır. Yani her görüş yurttaşlığı kendi bakış açısından incelemiştir ve çalışmalarını o yönde yapmıştır.

Tolga Havva