Tarih

12 Mart Döneminin Cumhurbaşkanlığı Krizi: Faruk Gürler’in Adaylığı

Giriş

Türkiye çok partili hayatın kesildiği 27 Mayıs 1960 darbesinden bir buçuk yıl sonra tekrar parlamenter yaşama döndü.[1] Yeni dönemi başlatan 1961 seçimlerinde CHP %36  Adalet Partisi %34, Yeni Türkiye Partisi %14, CKMP %14, bağımsızlar %0.8 oranında oy aldı.[2] 1960 öncesi uygulanan ekseriyetçi temsil yerine gelen nispi temsil sistemi uygulanan bu seçimlerde hiç bir parti tek başına iktidar olacak vekil sayısına ulaşamadı.[3] Böylelikle Türkiye’de ilk defa koalisyon hükümetleri kuruldu. 1961-1964 yılları arası sırasıyla CHP- AP, CHP-YTP-CKMP, CHP-Bağımsızlıklar/Azınlık hükümetleri kuruldu. Bu koalisyonların hepsinde Başbakanlık görevini İsmet İnönü ifa etti. 1964 yılının bütçe oylamasında İnönü’nün son koalisyonu düşürünce Başbakanlıkta bağımsız senatör Suat Hayri Ürgüplü’nün bulunduğu AP hükümeti ülkeyi seçime götürdü. Koalisyonlar döneminde ordunun siyaset üzerindeki etkin, belirleyici rolü devam etti.

Bu gelişmeler yaşanırken 1964’te AP’nin kurucu genel başkanı Ragıp Gümüşpala vefat etti.[4] Gümüşpala’nın vefatının ardından yapılan AP kongresinde rakibi Sadettin Bilgiç’e üstünlük kuran Süleyman Demirel, AP’nin yeni genel başkanı oldu. 1965 Seçimlerinde AP, yeni genel başkanıyla seçimlerden birinci çıkan parti oldu. AP %52, CHP %28, MP %6, YTP %3, TİP %3, CKMP %2 oranında oy aldı.[5] Meclisteki sandalye dağılımının nispi temsil ile beraber ilk defa uygulanan Milli Bakiye Sistemiyle yapılmış olması bu seçimlerin Türk siyasi tarihindeki ayırt edici özelliğidir.[6]

1965 seçimleri ile beraber 27 Mayıs sonrası kapatılan DP’nin devamı niteliğindeki AP’nin tek başına iktidar dönemi başlamış oldu. 1961-1964 yılları arası AP’nin özellikle 27 Mayıs 1960 darbesinin sonuçlarıyla karşı karşıya gelme noktasında çekingen tavrı biliniyordu.[7] Adalet Partisi’nin iktidarında hükümet-ordu ilişkilerini sınayan ilk mesele 5. Cumhurbaşkanlığı seçimleri oldu. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel’in sağlık durumu giderek kötüleşince tedavisinin ABD’de devam etmesine karar verildi. Gürsel ABD’ye gitti. Sağlık durumunda ilk bir kaç gün umut verici gelişmeler olsa da kısa sürede vaziyet büsbütün kötüleşti ve Gürsel komaya girdi. [8]Bunun üzerine Gürsel bir ambulans uçakla yurda geri getirildi. Otuz sekiz doktordan oluşan bir sağlık kurulu tarafından vazifesini yerine getiremez raporu verildi.[9] Çankaya için seçim süreci başlamış oldu.

Başbakan Süleyman Demirel, Cumhurbaşkanlığı adaylığı için Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’la görüştü. Dönemin mevzuatına göre Cumhurbaşkanı seçilecek kişi ya milletvekili ya da senatör olması gerekiyordu. Sunay, kontenjan senatörü olarak senatoya girecek ardından adaylığını koyacaktı. Ana muhalefet partisi CHP’nin de desteğinin alınması üzerine Sunay, genelkurmay başkanlığından istifa etti ve kontenjan senatörü olarak TBMM’ye girdi. Sunay’ın adaylığına karşı çıkan parti CKMP oldu. CKMP Genel Başkanı Alparslan Türkeş, Genelkurmay Başkanının Cumhurbaşkanı seçilmesinin bir siyasi rüşvet olduğunu iddia etti. İlerleyen yıllarda ordunun zirvesindeki isimlerinin bir sonraki durağının Çankaya olması geleneğini de başlatacağını belirtti. Türkeş’in öngörüsünün tuttuğu görmek için yedi sene beklenilmesi gerekecekti. Türkeş partisinin mevcut adaylara vermemesi tavrı karşısında Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylığını koydu. [10] 28 Mart 1966’da yapılan seçimde 532 vekil ve senatör oylamaya katıldı ve 1. turda 461 oy alan Sunay Cumhurbaşkanı oldu.[11]

Sunay cumhurbaşkanı olurken ondan boşalan genelkurmay başkanlığına oturan isim Cemal Tural oldu. Cemal Tural’ın 27 Mayıs’ın rövanşı niteliğinde adımlara karşı sert, tavizsiz tutumu ile  hükümet-ordu ilişkilerini sınayan ikinci büyük mesele çıktı. Eski DP’liler uzun bir süredir kendilerine af çıkmasını bekliyordu. AP de iktidarda olduğuna göre bu af çıkarılabilir düşüncesi hakimdi CHP eski DP’lilerin affı meselesini hükümeti sıkıştırmak için bir koz olarak kullanıyordu.[12] Başbakan Demirel affı genişletip, Talat Aydemir’le beraber 21 Mayıs 1963 darbe girişiminde yer alan mahkumlarında dahil edilmesi teklifleriyle karşılaştı. Ordu gerek Aydemircilerin gerek DP’lilerin affında karşıydı. Sonuçta sınırlı bir af çıktı. Celal Bayar Cumhurbaşkanı tarafından özel af ile cezaevinden çıktı. Tahliye edilen isimlere siyasi hakları geri verilmedi.

1969 seçimlerine bir kaç ay kala siyasi hakların da geri verilmesi için AP grubundan Başbakan Demirel’e talepler başladı. AP grubu siyasi hakların iadesi için bir tasarıyı 218 imza ile TBMM’ye getirdi. CHP Genel Başkanı İsmet İnönü tarihi bir hamle yaparak Celal Bayar ile 14 Mayıs 1969 akşamı bir araya geldi. İnönü, basına ‘kuyudan adam çıkarma’[13] olarak nitelendirdiği bu hamlesi ile AP’nin iç dinamiklerini sarstı. Ancak ordu ile de arası açıldı.[14] Bayar’ın tekrar aktif siyaset yapmaya yaşı elverişli olmadığı halde ismi, 27 Mayısçıları tahrike yetiyordu.[15] 16 Mayıs’ta toplanan kuvvet komutanları, cumhurbaşkanından tasarının geri çekilmesini istedi. 19 Mayıs akşamı yapılan görüşmeler sonunda ordunun kesin tavrı üzerine Sunay- Demirel görüşmesi gerçekleşti. 20 Mayıs günü TBMM’de af tasarısı oylanmadı meclisin tatile sokuldu.[16] Demirel, Ekim ayındaki seçimleri işaret ederek seçimlerden daha güçlü bir şekilde parlamentoya gelip ikinci dönemde affın çıkartılmasından yana tavrı olduğunu gruba açıkladı. Herhangi bir muhtıradan söz etmedi. Ancak af sürecindeki hadiseler 12 Mart 1971’deki istifasından sonra basına sızdı.

12 Ekim 1969 seçimlerinde Milli Bakiye Sistemi uygulanmadı. Barajsız D’Hondt sistemi uygulandı. AP oyların yarıdan fazlasını alamadığı halde bu sistemle tek başına hükümet kuracak kadar vekil çıkardı.  AP %46, CHP %27, Güven Partisi %6, MP %3, MHP %3, BP  %2, TİP %2, YTP %2, bağımsızlar %5 oranında oy aldı.[17] Adalet Partisi ikinci dönemine başlarken parti içi muhalefetle karşılaşırken ülke içerisindeki genel siyasi atmosfer ağırdı. 1970 bütçe oylaması sonrası AP’den kopan vekiller Demokratik Parti’yi kurdu.[18] Dünya’da 22 Mart 1968’le başlayan öğrenci olayları Türkiye’de her geçen gün tırmandı. Nümayişler ve radikal kesimlerin faaliyetleri tedirginlikler uyandırdı.

Ordu bu gelişmeler karşısında müdahale hazırlıklarına başladı. Bu dönem Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur, 27 Mayıs’ın yarıda kaldığını, reformların yapılmadığını ileri sürerek cunta hazırlıkları içerisinde yer aldılar. Doğan Avcıoğlu ve Yön dergisinin de bir askeri müdahaleyi açıktan beklediği yayınlar yaptı. Cemal Madanoğlu’nun başını çektiği bir başka grup ta darbe hazırlıklarına girişti. Emin Değer, Fakih Özfakih, Talat Turhan gibi isimlerin yer aldığı cunta ekibi Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç’ın harekata katılmaması halinde Faruk Gürler’in de saf dışı bırakılarak bir darbe gerçekleşmesi yönünde görüşmeler yaptı. Bunun üzerine Faruk Gürler ve Muhsin Batur 9 Mart 1971 akşamı Hava Kuvvetleri Karargahında kurmayları ile bir araya geldiler. Gürler, kurmayı Celil Gürkan’ın[19] hazırladığı planı uygun bulmadı. Bunun sol bir darbeye dönüşeceğini düşünerek karşı hareket olan dev-kur alarmını verdi. 9 Mart’ı planlayanlar daha sonraki dönemde tasfiye edildiler.[20] 11 Mart’ı 12 Mart’a bağlayan gece Genelkurmay Başkanlığı’nda toplanan yüksek komuta kademesi hükümete bir muhtıra verilmesi kararı aldı. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler, Deniz Kuvvetleri Komutanı Celal Eyiceoğlu ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur’un imzasını taşıyan muhtıra 12 Mart günü meclise verildi ve radyodan okundu. 12 Mart muhtırasında üç madde halinde hükümetin istifası, partiler üstü bir hükümetin kurulması, anayasanın öngördüğü reformların ele alınması, bunların gerçekleştirilmemesi halinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin idareyi ele alacağı ifadeleri bulunuyordu.[21] Bu muhtıra sonrası Süleyman Demirel istifa etti. CHP’den ayrılan Nihat Erim bir teknokratlar hükümeti kurdu. Ordu idareyi doğrudan ele almayarak meclisi açık ama güdümlü demokrasiye sokmuş oldu. 12 Mart dönemi olarak siyasi literatüre giren bu sürede Nihat Erim iki defa, Ferit Melen bir defa hükümet kurdu.[22] Öğrenci olaylarında ön plana çıkan isimlere ağır cezalar verildi. CHP lider değişimine gitti ve İnönü’nün yerine Bülent Ecevit genel başkan oldu.[23] 1973 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine girildiğinde 12 Mart’ın sonu başlamış oldu

Altıncı Cumhurbaşkanlığı Seçimleri ve Faruk Gürler’in Adaylığı

1972 yılında Ağustos ayı hareketli geçmişti. Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç eğer görevinde 30 Ağustos’a kadar bulunursa 1 Eylül itibari ile emekli olacaktı. Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler de bir üst mevkide olamayacağından emekli olacaktı.  12 Mart sürecinin devam ettirilmesi için bu konu komutanlar arasında hassasiyete neden oldu. Muhsin Batur, Faruk Gürler’in Genelkurmay Başkanı olması için Memduh Tağmaç’ın 30 Ağustos’tan önce emekliye ayrılması için baskı yapmaya başladı. Hava Kuvvetlerine ait jetler Genelkurmay karargahının üstünde uçtu. Sonunda Tağmaç emekliye ayrıldı ve Gürler iki yıllığına Genelkurmay Başkanı oldu. Muhsin Batur’un bu hareketteki sebebin Gürler’den sonra Genelkurmay Başkanı olma isteğidir. [24]

Muhsin Batur ve Gürler’in hesapları Cumhurbaşkanlığına yönelik iken basında muhtemel adayların isimleri sene başından itibaren belirmeye başladı. İlk konuşulan isim Nihat Erim oldu.[25]Ancak Erim’e CHP’den destek verici herhangi bir açıklama olmadı. Ardından İsmet İnönü’nün ismi atıldı. Elbette AP, İnönü ismine sıcak bakmadı. Ferit Melen, Fahri Korutürk ve Tekin Arıburun, CHP ile AP kulislerinde geçen isimlerdi.[26] Hürriyet gazetesi eski askerlerden İrfan Tansel’in ismini gündeme getirdi ancak bu isim de siyasilerden destek görmedi. Ordudan bazı isimler Cumhurbaşkanı seçilecek isim hakkında mütalaa da bulundular. 27 Mayıs’a karşı olmamak, inkılaplara bağlı olmak, fiziki duruşuyla makama uygun olmak vs gibi vasıflara sahip olmasını istedikleri ismin tercihen asker kökenli olmasının da altını çizdiler. Nihayet Faruk Gürler aday olmaya karar verdi. Ancak Sunay da olduğu gibi parlamentoya girmesi gerekiyordu. Demirel ve Ecevit Gürler ismine sıcak bakmazken, hem AP hem CHP’den bazı vekillerin imzalarıyla Gürler’e destek sözü verdikleri iddia edildi.[27] Gürler’e açık destek veren Güven Partisi Genel Başkanı Turhan Feyzioğlu ile CHP’li Kemal Satır oldu.

Faruk Gürler’in aday olması için başlayan süreç başka bir krize neden oldu. Gürler Genelkurmay Başkanlığı’ndan ayrılınca Muhsin Batur, en kıdemli Orgeneral olarak Genelkurmay Başkanı olmak istedi.[28] Ancak Cevdet Sunay, teamüllerden ötürü Genelkurmay Başkanlığına kara ordusunun  komutanlarından başkasının getirilemeyeceği noktasında direndi. Muhsin Batur bunun üzerine Hava Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki karargahında kurmaylarıyla toplantıya çekildi. Faruk Gürler’den bu aşamada destek beklerken, Gürler sessiz kalmayı tercih etti. Muhsin Batur da bu tavır karşısında Cumhurbaşkanlığı oylamasını TBMM’de izlemeye gitmeyecektir. Batur hayal kırıklığı içerisinde olmasına rağmen tutumunu değiştirmedi ve Gürler aleyhine bir çıkışta bulunmadı. 5 Mart’ta Gürler emekliliğini istedi ve yerine Semih Sancar Genelkurmay başkanı oldu. Ertesi gün Milli Savunma Bakanı İzmen, Gürler’in atanması için kontenjan senatörlüğünden istifa etti. 7 Mart’ta Sunay, Gürler’i kontenjan senatörü olarak atadı.[29] Bu atamadan sonra Gürler’in propagandası başladı.

Evvela, 12 Mart karşısında basının tarafgir olan kesiminden destek gören Gürler’in, TRT tarafından kamuoyunda eleştiri konusu olabilecek kadar çok propagandası yapıldı.[30] Uzun televizyon programları, Gürler’in hayat hikayesini tanıtan çekimler ekranda yer buldu. Halbuki Ankara Sıkıyönetim Komutanı Orgeneral Namık Kemal Ersun’un yayınladığı bildirisine göre Cumhurbaşkanlığı seçimlerini etkileyebilecek herhangi bir haber, tanıtım yapılması yasaklanmış idi. Yani bu bildiri ile Gürler dışında aday olacakların aleyhine tedbir alınmak istenmiş idi. Bu yasak da AA tarafından Süleyman Demirel’in grup konuşmasına uygulandı. [31]

Gürler’in adaylığı karşısında konuşlanan AP, yine eski bir asker olan Tekin Arıburnu’nu aday gösterdi.[32] Demirel, Gürler’in senatörlük sürecini, ‘Sunay’ın olağanüstü şartlardaki durumunun bir suiistimali’ olarak nitelendirdi. CHP içten sarsılmış durumda idi. Genel Başkan Ecevit, Gürler’e karşı iken başkanlık yarışı verdiği rakibi Kemal Satır destekliyordu. CHP bir aday çıkarmama noktasında durdu. MHP Genel Başkanı Türkeş, Sunay’ın seçilmesi sırasındaki itirazlarını hatırlatarak Gürler’in aleyhinde oy kullanacağını açıkladı. Demokratik Parti de ise parti kararıyla Genel Başkan Ferruh Bozbeyli, Cumhurbaşkanı adayı oldu.[33] Demokratik Parti’nin bu kararı almasındaki en büyük etken  hem AP’den koparak kurulan hem de 12 Mart’a karşı olan bir parti olarak Gürler ve Arıburnu’na oy vermelerini etik bulmamalarıdır. Bir aday çıkartılmaması durumunda ise Demokratik Parti grubunun tavrında demagoji yapılacağı düşünülerek Ferruh Bozbeyli aday olmuştur.

 Gürler, seçileceğinden emin davranırken Demirel ve Ecevit karşıt tutumlarını yumuşatmadılar. Sunay ile yaptıkları görüşmelerde de uzlaşmadılar. İki lidere tehdit mesajları ile Gürler’in seçilmemesi üzerine 12 Mart muhtırasının son maddesi olan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin idareyi ele alacağı söylendi.[34] İki lider Gürler’in önünü keserek 12 Mart dönemine son verebileceklerini ve parlamentonun gücünü tekrar kuvvetlendirebileceklerini düşünerek bu fırsatı kaçırmamak arzusunda idiler. Muhsin Batur meselesinin parti liderlerine sızması, ‘Gürler için darbe yapılmayacaktır’ şeklinde değerlendirdiler.  Oylamadan önce Süleyman Demirel grubunda herkesin oylama günü arkasında olmasını istedi. Ecevit son anda  -46’ya 48 oyla- Gürler’e oy verilmemesine dair grup kararı çıkarttı.[35]

Oylama Turları ve Gürler’in Seçilmeyişi

13 Mart günü TBMM’de Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turu yapılacaktı. Meclis’te gazeteciler dışında tek sivil Faruk Gürler’in oğlu idi. Basın kendisine ayrılan yeri doldururken Muhsin Batur dışında bütün yüksek komuta kademesi de meclisteki yerlerini aldı. Muhsin Batur, diğer oylamalara Genelkurmay Başkanı Semih Sancar’ın ricası üstüne gelecektir.

Anayasaya göre Cumhurbaşkanı seçilmek için ilk iki turda TBMM üye sayısının -milletvekili ve senatör- üçte iki çoğunluğu gerekiyordu. Bu da 423 oy demekti. Ondan sonraki turlarda ise salt çoğunluk yeterliydi. Oylamaya geçildi. İlk turda  hiç bir aday 3te 2lik çoğunluğu sağlayamadı. Gürler 175, Arıburun 282, Bozbeyli 45 oy aldı. Gürler destekçilerinin hoşnut olmadığı gözlendi. Grup kararına rağmen 23 CHP’li de oylamaya katıldığı anlaşıldı.[36] Süratle diğer turlara geçildi.[37]

Tekin Arıburun           Faruk Gürler   Ferruh Bozbeyli

2.Tur               284                             176                  47

3.Tur               285                             186                  47

4.Tur               276                             200                  48

Bu netice ile adaylar ilk iki turdan sonra istenen salt çoğunluğu da sağlayamadılar. Beşinci tura geçilmezken Faruk Gürler TBMM’den ayrıldı. Cüneyt Arcayürek’in naklettiğine göre ayrılırken ‘Bana söz verenlere bakınız’ şeklinde serzenişte bulundu.[38]

Gürler’in seçilemeyişi gündemde derin akisler yarattı. O gün akşama kadar bir askeri müdahale bekleyenler oldu. CHP ve AP 12 Mart dönemine karşı attıkları bu adımla parlamentodaki güdümü tamamen kaldırmasalar da önemli bir gelişme kaydedilmiş oldu. Bundan sonra ne olacak sorusu çabuk yanıtlandı. Bir kaç gün sonra hem Gürler hem Arıburun adaylıktan çekildiklerini açıkladılar. Ordu daha fazla ısrarı sürdürme niyetinde olmadığını gösteren belirtiler verdi.

Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Cihat Alpan’dan gelen bir öneri seçimlerin seyrini değiştirdi. Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın görevinin iki yıl uzatılması önerilmiş idi.[39] Cevdet Sunay’ın görev süresinin uzatılması önerisini Demirel sıcak karşılamadı. Bunun sorunları ertelemekten başka bir anlamı olmayacağını, iki sene sonra Cumhurbaşkanı seçimi geldiğinde yaşanılan polemik ve sıkıntıların tekrarlanacağını ifade etti. Seçimler sürecince parti içi grupların fikir ayrılıkları handikabını yaşayan CHP yine benzer bir manzara çizdi. CHP’deki ayrı gruplar yine farklı tutumlar içine girdi. Meclise iki partinin vekilleri tarafından getirilen yasa tasarısı 299 oyda kaldı. Halbuki 300 oy gerekiyordu ve tek bir oyla Sunay’ın görev süresini uzatacak teklif Mecliste takılmıştı. Bu sefer de anayasaya aykırı olduğu tartışmalarının yapıldığı bir hamle geldi. Meclisten geçemeyen bu teklif senatoya götürüldü.

Senatoda İnönü’nün yaptığı sert konuşma ile öneri reddedildi.[40] İnönü, vazife süresi bittikten sonra kenara çekilmenin onurla yapılmış hizmetlerin tarihe bırakılması demek olduğunun altını çizdi. Sunay’ın görev süresi uzatılamayınca tekrar aday arayışı başladı. Demirel, Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini önerdi. Ecevit, bu durumda Cumhurbaşkanlığı yetkilerinin de genişletilmesi gerekebileceğini belirterek erken genel seçim koşuluyla evet dedi. Basın başkanlık tartışmalarını da gündeme geldi.

Fahri Korutürk’ün Cumhurbaşkanı Seçilmesi

Aday önerisi olarak CHP Anayasa Mahkemesi Başkanı Muhittin Taylan’ın ismini açıkladı. AP, Taylan ismini kabul ederken Güven Partisi Taylan’a oy vermeyeceğini açıkladı. geriye Taylan’ın meclise girmesi kaldı. Taylan da parlamenter olmadığı için önce kontenjan senatörü olması gerekiyordu. Sunay, Taylan’ı kontenjan senatörü olarak atamasını yapmayacağını açıklayınca Taylan isminden vazgeçildi.[41] Sunay, görev süresinin uzatılmamasına karşı bir kırgınlık içerisinde olduğu imasını vermekten çekinmedi. Artık dışarıdaki isimlerden vazgeçildi ve tarafsız mevcut kontenjan senatörleri arasından bir isim belirlenmesine meyledildi. Yapılan görüşmeler sonunda hem AP hem CHP, Fahri Çoker’in önerisi ile Fahri Korutürk isminde uzlaştı.[42]  Ordudan alınan nabız yoklaması da bir itiraz olmayacağı yönünde olunca iki parti Korutürk’ü aday gösterdi. Bilhassa Korutürk iki partinin de ayrı ayrı önerge vermesi halinde bu adaylığı kabul etmeyeceğini, tek önerge altında iki parti yer alırsa kabul edeceğini görüşmelerde parti temsilcilerine açıkladı. [43]

Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Ora. Fahri Korutürk, Moskova Büyükelçiliği görevinde de bulunan bir askerdi. Soyadının Atatürk tarafından bizzat verildiği biliniyordu.[44] Siyasi çevrelerden ve ordudan sempati toplamış bir isimdi. Korutürk’ün adaylığı her ne kadar müşterek olsa da 6 Nisan günü beşinci turdan itibaren başlayan seçimler 15. turda tamamlanabildi. 15. tur oylamalarına 78 vekil katılmamıştı. 365 oy alarak salt çoğunluğu saylayan Korutürk, 6. Cumhurbaşkanı oldu.[45] 21 pare top atışı yapıldı.

Korutürk’ün Cumhurbaşkanlığı ile 12 Mart tamamen sona ermiş oldu. Faruk Gürler süratle bozulan sağlık durumu karşısında Demirel’den gelen ‘örtülü ödenekten’ yardım teklifini reddeti. Tedavisini kendi imkanları ile sürdürdü. 25 Ağustos 1975’te vefat etti.1974’de emekliye ayrılan Muhsin Batur da aktif siyasete girme kararı alarak CHP’ye katıldı.[46] Batur yıllar sonra 1980’deki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bir aralık CHP’nin adayı oldu.

Korutürk’ün seçilmesinden sonra prensip olarak Melen hükümeti yeni Cumhurbaşkanına istifasını verdi. Melen’in tekrar hükümeti kurmakla görevlendirmeden önce Korutürk parlamentodaki partilerin başkanları ile görüştü. AP, Melen’i istemiyordu. Yapılan görüşmeler ile Naim Talu, ülkeyi seçimlere götürecek hükümeti kurmakla görevlendirildi. CGP ve AP ağırlıklı kurulan bu hükümet, 1973 seçimleri sonrası kurulan CHP-MSP hükümetine kadar görev yaptı.

Sonuç

Türk siyasi tarihinde 27 Mayıs darbesi ile parlamenter yaşam ilk defa kesintiye uğramış, ardından gölgeli bir demokrasi koşusuna çıkılmış, 12 Mart ile tamamen güdümlü demokrasiye geçilmiştir. 12 Mart’ın vericilerinden Faruk Gürler’in ordu içinden ve entelijansyadan gelen seslerle Cumhurbaşkanı olmaya karar vermesi, partilerinden bağımsız münferit hareket eden vekillerden gelen destek, altıncı Cumhurbaşkanlığı seçimlerini bir manada 12 Mart hesaplaşması haline getirmiştir. Seçimden önce partilerin genel tutumlarında Gürler söz konusu olmadığı için onun adaylığını ayrıca  reaksiyoner karşılamışlardır. Gürler’in seçilmesi için ordu mensuplarından parti liderlerine baskı yapıldığı malumdur. Gürler seçilse idi varılacak noktanın demokrasinin sistemin disiplini içerisinde işleyişinden çok, muhtıranın üçüncü maddesinin devrede olduğu bir karardan ibaret olacağı açıktır.

Gürler’in seçilmeyişi ise 12 Mart’ın devam ettirilmesine yönelik planları boşa çıkarırken siyasetin akışına direkt müdahil olmayan ordu, 12 Eylül 1980’de idareyi ele alarak bir başka darbeyi gerçekleştirmiştir. Bu bakımdan Gürler’in seçilmeyişi ile ordunun siyasetteki etkisinin kaldırıldığı iddiası çok hafif bir iddia olacaktır. 12 Mart’ı ona erdirmenin ötesinde ordu-siyaset ilişkisine dair bir temellendirmenin yapılamaması 70lerdeki gelişmelerle orantılıdır. Gürler’den boşalan Genelkurmay Başkanlığı için Muhsin Batur’un girişimi ise cumhuriyet tarihinde bir daha örneği olmayan bir hadise olarak kayıtlara geçmiştir. Çünkü yüzyıllara uzanan gelenekte karacılardan genelkurmay başkanı çıkmasına karşılık ‘kıdem teamülü bozar’ anlayışı yetersiz kalmıştır. Dahası bu çekişmenin Gürler’in adaylığını zayıflattığı anlaşılmaktadır. Muhsin Batur’un Hava Kuvvetleri Komutanı olarak kıdem esasından ötürü mü bu adımı attı yahut şahsi hırsından ötürü mü bu adımı attı sorusuna bir cevabı kendi hatıratında yer vermemiştir.

Gürler’in adaylığı 1966’taki Türkeş’in muhalif çıkışını doğrular nitelikte olmuştur. Dahası 1980 darbesi sonrası 7. Cumhurbaşkanı da darbeyi gerçekleştiren Milli Güvenlik Konseyi Başkanı, Genelkurmay Başkanı Kenan Evren’dir. Çankaya’nın sivilleşmesi Özal’ın 1989’ta seçilmesi başlamış günümüze değin sürmüştür. Ayrıca Gürler olayında yaşanan tıkanıklıklar sadece uzlaşma sorunundan ibaret olmadığı 1980de ortaya çıkmıştır. 1980de 300 tur boyunca Cumhurbaşkanı seçilememiş, 1980 darbesinin gerçekleştirenleri tarafından bu durum darbe gerekçeleri arasında gösterilmiştir. Hal böyle iken Gürler olayında sistemin de tetkik edilmesi lüzumu ortaya çıkmıştır. Gürler’in adaylığı sırasında uzlaşma ve uyum bakımından mülahazalarda çok ayrı durmamaya çalışan iki büyük parti AP ve CHP’nin ise ilerleyen dönemde Kıbrıs hadisesi dışında birlikte görüntü vermemeleri bir başka husustur.

Gürler 12 Mart öncesi kendisini ‘Yavuz Bey’ kod adıyla devlet başkanı gösteren planlara sırtını çevirerek kurmaylarına Genelkurmaylık kapısını istediğini, yetkisiz bir devlet başkanlığına sıcak bakmadığını açıklamış iken Genelkurmay Başkanlığında henüz bir yılı doldurmadan, altıncı ayında, yetkileri sınırlı olan Cumhurbaşkanlığı için istifa etmesi, seçileceğinden emin olduğunu göstermektedir. Ancak sürecin sonunda gerek Gürler gerek Batur’un meselelere kişisel yaklaştıkları eleştirilerini yumuşatacak argümanların cılızlığı ortadadır.

Kaynakça

 a) Kitap

AHMAD, Feroz, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010.

AKIN, Rıdvan, Gazi’den Günümüze Cumhurbaşkanlığı 1923-2007, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2009.

AYDIN, Suavi & TAŞKIN, Yüksel, 1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2015.

AYTEKİN, Emin, İhtilal Çıkmazı, Dünya Matbaası, İstanbul 1967.

BATUR, Muhsin, Anılar ve Görüşler, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985.

BİRAND, Mehmet Ali & DÜNDAR, Canlı, 12 Mart İhtilalin Pençesinde Demokrasi, İmge Kitabevi, Ankara 2008.

EROL, Ömer Lütfi, Asker Devrim Darbe, Bildik Yayın, İstanbul 2010.

GÜNAL, Ertuğrul, Türkiye’de Demokrasinin Yüzyıllık Serüveni 1908-2008, Karakutu Yayınları, İstanbul 2009.

HALE, William, Türkiye’de Ordu ve Siyaset, çev.Ahmet Fethi, Alfa Yayınları İstanbul 2014.

ÖZDEMİR, Hikmet, Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007.

SAKALLIOĞLU-CİZRE, Ümit, AP-Ordu İlişkileri Bir İkilemin Anatomisi, İletişim Yayınları, İstanbul 1993.

TOKER, Metin, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları – İsmet Paşanın Son Yılları 1965-1973, Bilgi Yayınevi, Ankara 1993.

TURAN, Şerafettin, Türk Devrim Tarihi, c.V, Bilgi Yayınevi, Ankara 2002.

ÜNSALDI, Levent, Türkiye’de Asker ve Siyaset, çev. Orçun Türkay, Kitap Yayınevi, İstanbul 2008.

NEZİROĞLU, İrfan, Türkiye’de Askeri Müdahaleler ve Basın (1950-1980),Türk Demokrasi Vakfı, Ankara 2003

b) Makale

OKÇU, Murat & AKTEL, Mehmet, ”İrade Savaşı: Altıncı Cumhurbaşkanlığı Seçimi”, SDÜ İİBF Dergisi, Sayı:2, Cilt:6, Yaz 2001, s233-251

c) Basılmamış Tez

DAMAT, İbrahim Hakkı, Türkiye Cumhuriyeti’nin 6. Cumhurbaşkanı Fahri S. Korutürk, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, İstanbul 2004.

Dipnotlar

[1] Mehmet Ali Birand & Can Dündar, 12 Mart İhtilalin Pençesinde Demokrasi, İmge Kitabevi, Ankara 2008, s.15

[2] Şerafettin Turan, Türk Devrim Tarihi, c.V, Bilgi Yayınevi, Ankara 2002, s.80.

[3] Turan, a.g.e. s.86; Ertuğrul Günal, Türkiye’de Demokrasinin Yüzyıllık Serüveni 1908-2008, Karakutu Yayınları, İstanbul 2009, s.177.

[4] Birand, a.g.e. s.112.

[5] Turan, a.g.e. s.129.

[6] Suavi Aydın & Yüksel Taşkın, 1960’tan Günümüze Türkiye Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 2015, s.136.

[7] Ümit Cizre-Sakallıoğlu, AP-Ordu İlişkileri Bir İkilemin Anatomisi, İletişim Yayınları, İstanbul 1993, s.50-59.

[8] Levent Ünsaldı, , Türkiye’de Asker ve Siyaset, çev. Orçun Türkay, Kitap Yayınevi, İstanbul 2008, s.80; Metin Toker, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları – İsmet Paşanın Son Yılları 1965-1973, Bilgi Yayınevi, Ankara 1993, s.71

[9] Birand, a.g.e. s.139.

[10] Toker, a.g.e. s.72.

[11] Turan, a.g.e. s132.

[12] A.g.e. s.140

[13] A.g.e. s.164

[14] Toker, a.g.e. s.153.

[15] Emin Aytekin, İhtilal Çıkmazı, Dünya Matbaası, İstanbul 1967, s.98.

[16] Birand, a.g.e. s. 75.

[17] Turan, a.g.e. s.170

[18] Bkz: Akın Kıvanç, Demokratik Parti Olayı, Kor Reklam Yayını, İstanbul 1978.

[19] Celil Gürkan ve 12 Mart öncesi planlamalar, bkz:  Celil Gürkan, 12 Mart’a Beş Kala, Tekin Yayınevi, Ankara 1986.

[20] 9 Mart girişimi, bkz: Ertuğrul Alatlı, 9 Mart 1971 Antiparlamentarist-Baasçı Darbe Girişimi, Alfa Yayınevi, İstanbul 2002.

[21] Aydın, a.g.e. 205; Turan, a.g.e. 216.

[22] Bkz: Ali Haydar Soysüren, 12 Mart Döneminde Nihat Erim Hükümetleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları Ankara 2014.

[23] Feroz Ahmad, Bir Kimlik Peşinde Türkiye, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2010, s.171.

[24] Muhsin Batur, Anılar ve Görüşler, Milliyet Yayınları, İstanbul 1985, s.362-363; Ömer Lütfi Erol, Asker Devrim Darbe, Bildik Yayın, İstanbul 2010, s.789.

[25] Hikmet Özdemir, Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanı Seçimleri, Remzi Kitabevi, İstanbul 2007, s.223.

[26] Özdemir a.g.e. s.229.

[27] Bu iddiaların sahibi dönemin Genelkurmay II. Başkanı Org. Turgut Sunalp’tir.

[28] Erol, a.g.e. s.791.

[29] Aydın, a.g.e. s.242.

[30] Özdemir, a.g.e. s.240.

[31] A.g.e. s.241.

[32] Günal, a.g.e. s.241.

[33] Rıdvan Akın, Gazi’den Günümüze Cumhurbaşkanlığı 1923-2007, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2009, s.100.

[34] William Hale, Türkiye’de Ordu ve Siyaset, çev.Ahmet Fethi, Alfa Yayınları İstanbul 2014, s.234.

[35] Mehmet Birand, 12 Eylül Belgeseli 1. Bölüm.

[36] Turan, a.g.e. s.270

[37] Özdemir, a.g.e s.244.

[38] A.g.e. s.245.

[39] Batur, a.g.e. 378; Turan, a.g.e. s.271.

[40] Toker, a.g.e. s. 322.

[41] Akın, a.g.e. s.100.

[42] Günal, a.g.e. s.242.

[43] Özdemir, a.g.e. s.260.

[44] Turan, a.g.e. s.271.

[45] Aydın, a.g.e. s.242.

[46] Batur, a.g.e. s.398

 

Bu yazı, Tarih Kültür Toplum Ayça Günkut Vurucu Armağanı kitabında yayınlanmış makalenin kısaltılmış ve gözden geçirilmiş halidir.

Ayça Günkut Vurucu’nun aziz hatırasına…

Çağhan Sarı

1989 yılında İstanbul'da doğdu. Mahmut Şevket Paşa İ.Ö.O'da, Nişantaşı Nuri Akın Lisesi'nde tahsil gördü. 2013 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Pedagojik Formasyon Sertifika Programını tamamladı.Lisans öğrenciliği sürecince öğrenci sempozyumlarına katıldı.. Eskişehir Gençlik Merkezi'nin tiyatro topluluğunda dört yılı oyuncu, bir yılı yönetmen olmak üzere beş yıl bulundu. Bir çok e-platformda köşe yazıları kaleme aldı. 2014 yılından itibaren Gencay, Öktem, 2023, Ayarsız, Türgen, Yarın dergilerinde yazıları yayınlandı. Uluslararası ve ulusal akademik toplantılarda tebliğ sundu. 2019 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Cumhuriyet Tarihi Bilim Dalı'nda 'Eskişehir'de Siyasi Hayat 1946-1960' başlıklı teziyle yüksek lisans programını tamamlayarak bilim uzmanı oldu. Halen Karakum Yayınevi'nde editördür.

Devamını oku: https://www.caghansari.net/

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...