Tarih

Ali Fuat Başgil’in Cumhurbaşkanlığı’na Adaylığı Süreci ve Senatörlükten İstifası

Giriş

İkinci Dünya Savaşı’nın ardından Türk demokrasi tarihi için önemli bir kilometre taşı geride bırakılmış ve üçüncü çok partili hayat denemesine girişilmiştir. 1945 yılının Temmuz ayında Nuri Demirağ tarafından Milli Kalkınma Partisi kurulmuş[1], ancak kamuoyunda yeterli desteği görmemiştir. Cumhuriyet Halk Partisi’nden, siyasi tarih literatürüne Dörtlü Takrir şeklinde geçen hadise sonrasında ayrılan Celal Bayar, Fuat Köprülü, Refik Koraltan ve Adnan Menderes, 7 Ocak 1946’da Demokrat Parti’yi kurmuşlardır.[2] Bu tarihle beraber çok partili hayat, 12 Eylül 1980 sonrasında bütün partilerin kapatıldığı bildiri haricinde kesintisiz olarak günümüze değin sürmüştür. 21 Temmuz 1946 seçimleri ile Türkiye ilk kez tek dereceli seçimleri tecrübe etmiştir. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde ise Cumhuriyet Halk Partisi, 27 yıllık iktidarını Demokrat Parti’ye devretmiş, ekseriyetçi sistemle TBMM’nin önemli çoğunluğu DP tarafından kazanılmıştır. 1954 ve 1957 yıllarındaki seçimlerde de DP birinci parti olarak iktidarda kalmıştır. Ancak günümüzde yapılmakta olan 27 Mayıs araştırmaları ile tespit edildiği üzere, DP’nin iktidara geldiği ilk andan itibaren ordu içerisinde cunta yapılanmaları gözlemlenmiştir. 1955’ten sonra iktidar-muhalefet ilişkilerinin çok sertleşmesi, iktisadi zorluklar ve muhtelif konulardaki çekişmeler, farklı şehirlerde kök salan cuntaların birleşmesi ile Türkiye bir askeri darbe tehlikesine yaklaşmıştır.[3]

1960 yılının Nisan ayının sonunda Çankaya’da gerçekleştirilen bir toplantıda Cumhurbaşkanı Celal Bayar, Prof.Dr. Ali Fuat Başgil’e, kaynaşmaların durması ve olası bir darbenin önüne geçilmesi adına fikrini sual ettiklerinde, Başgil, hükümetin istifa edip CHP’den de bakan alınarak bir milli mutabakat hükümeti kurulmasının elzem olduğunu ifade etmiştir. Başgil’in görüşü yerine getirilse idi 27 Mayıs 1960’ın yaşanmayacağına dair görüşler mevcuttur. DP, ordu yüksek kademesinin dâhil olmadığı bir cunta hareketi ile 27 Mayıs’ta devrilmiş ve Türkiye ilk askeri darbeye maruz kalmıştı.[4] Darbeden hemen sonra Milli Birlik Komitesi kurulmuş ve cuntanın başına Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan emeklilik süresi beklemek üzere İzmir’e yerleşen Org. Cemal Gürsel komitenin başına getirilmiştir. Gürsel, ivedilikle bir yargılama yapılmayacağını ve üç ayda seçimlere gidileceğini açıklamasına rağmen, bir başka cuntacı Kor. Cemal Madanoğlu’nun üniversiteden yeni bir anayasa yapmaları için kurulan akademisyenler heyeti, yargılamaların yapılması yönünde görüş bildirince, Yassı Ada mahkemeleri kurulmuştur. [5]

Anayasa’yı İhlal Davası görüşmelerinde Ali Fuat Başgil, DP’nin kurduğu Tahkikat Komisyonu’nun 1924 Anayasası uyarınca kurulabileceğini ve bunun bir ihlal olmayacağını ifade etmiştir.[6] 15 Ekim 1961 seçimleri ile Türkiye, tekrar parlamenter hayata dönerken Ali Fuat Başgil, DP’nin devamı niteliğindeki Adalet Partisi’nden Samsun Senatörü seçilmiştir.[7]

Seçimler sonrasında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıklamıştır. Ancak, yeniden işletilen parlamenter hayat, hür ve özgür bir ortamda değil, güdümlü bir atmosferde ve ordu ile siyasi partiler arasında imzalanan bir protokolle başlayınca, adaylığını çekip, senatör yeminini gerçekleştirmeden yurttan ayrılmıştır.

Bu bildirinin ana payandasındaki kaynaklar, elektronik ortamda ulaşılan Milliyet gazetesi, Milli Birlik Komitesi subaylarının ve gazetecilerin hatıratları, özgün akademik kitaplar ve makalelerden teşkil olunmuştur. Bilhassa cuntacı subayların hatıraları üzerinden konunun seyredilmesi hadisenin arka planının aydınlatılmasında önemli bir evredir.

15 Ekim 1961 Seçimleri

27 Mayıs’ın hemen ertesinde seçimlerin üç ay içerisinde yapılacağı duyurulmuş olmakla beraber Milli Birlik Komitesi’ndeki tartışmalar sonucunda Türkiye’de seçimlerin kısa bir sürede yapılamayacağı anlaşılmıştı. Türkiye tekrar seçim sathı mahalline girene kadar Yassıada Mahkemeleri kuruldu, Milli Birlik Komitesi’nde parçalanma yaşandı ve 14’ler olarak bilinen komite üyelerinin on dört tanesi yurtdışına sürgüne gönderildi. Ara dönemde Silahlı Kuvvetler Birliği adı altında Milli Birlik Komitesi’nden bağımsız, orduya hâkim olup silahı elinde tutan yeni bir cunta yapılanması teşkil oldu.[8] İlk kez Yassıada Mahkemeleri’nden çıkan idam kararlarının infaz edilmesinde, Silahlı Kuvvetler Birliği’nin gücü hissedildi.[9] Bu esnada kurucu meclis çalışmalarına başladı ve siyasi faaliyetlere izin verildi.

27 Mayıs’ın ilk günlerinde Genelkurmay Başkanlığı’na getirilen ardından emekliye sevk edilen Ragıp Gümüşpala, Adalet Partisi’nin kurucu genel başkanlığını üstlendi. Geçmişinde DP Kocaeli milletvekilliği yapmış, İspat Hakkı meselesi ile Hürriyet Partisi’ne geçmiş olan Ekrem Alican, Yeni Türkiye Partisi’ni kurdu. Bu iki parti de DP’nin mirasçısı misyonunu üstlendi. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi, kadrosunu yeni isimlerle takviyelerken ara dönemde en çok gündemde olan Cumhuriyet Halk Partisi oldu. Temmuz ayında seçimlerin 15 Ekim’de yapılacağı duyuruldu.

CHP, çoğunluğu kazanarak seçimlerden güçlü kazanacağını hesaplıyordu. Metin Toker’in yalanladığı bir iddiaya göre İsmet İnönü, seçimlerin kazanılması halinde cumhurbaşkanı adayı olacak, İsmail Rüştü Aksal da başbakan olacaktı. Adalet Partisi, Anayasa referandumundaki sürdürdüğü ılımlı politikayı kısmet terk ederek, parti içindeki 27 Mayıs’a karşı sert tepkili kesiminin çıkışlarını önlemedi. Silahlı Kuvvetler Birliği de AP ve YTP’ye olan tavrını belli ediyordu. [10]

Bu atmosfer içerisinde sandıktan beklenmedik bir tablo çıktı. CHP %36.74, AP %34.80, CMKP %13.95, YTP %13.72 oranlarında oy aldılar. Nispi temsil sistemiyle yapılan seçimler sonucunda CHP 173, AP 158, CKMP 54, YTP 65 sandalye çıkardılar.[11] TBMM’de hiçbir parti tek başına iktidar olamadı. Senato dağılımında ise AP 71, CHP 36, YTP 27, CKMP 16 senatöre sahip oldu. İkinci meclis işlevi için kurulan senatoda tablo büsbütün farklıydı. Seçime katılım oranı, Milletvekili Meclisi sandıklarında %81,41 Cumhuriyet Senatosu’nda %81.37 idi.[12] DP’nin mirasçısı çizgisindeki partiler, CKMP ile anlaştıkları takdirde Anayasa’yı değiştirebilecek bir çoğunluğa ulaşmış oldular.  Seçim sonuçları, Milli Birlik Komitesi’ni de Silahlı Kuvvetler Birliği’ni de memnun etmedi.

21 Ekim Protokolü

YTP, belirlediği çizgide AP’ye yenilirken, CHP, ara dönemin siyasi sorumluluğuyla 1957 yılında aldığı oyların dahi gerisine düşmüştü. Seçim sonuçlarının ordudaki beklentileri karşılayamadığı noktada basında yazılıp çizilen iddialar tansiyonu yükseltti. Ali Fuat Başgil’in cumhurbaşkanlığına adaylığı, EMİNSU’ların orduya geri döneceği, 147’lerin üniversitedeki görevlerine iadelerinin yapılacağı, Kayseri cezaevindeki DP’lilerin affedileceği yüksek sesle telaffuz edildi. Bu kaynaşmalar içerisinde ikinci bir müdahale hazırlıkları başladı. İstanbul’da sıkıyönetim valisi Kor. Refik Tulga ve 1. Ordu Komutanı Cemal Tural cuntaları ile Ankara’da Albaylar Cuntası olarak bilinen yapılanmalar temasa geçti.[13]

21 Ekim cumartesi günü İstanbul Yıldız Harp Akademileri binasında seçim sonuçlarını tartışmak üzere 9 general ve 26 albay bir araya geldi. Saat 14.30’da toplantı başladı.[14] Durum değerlendirmesi olarak başlayan toplantı kısa sürede bir darbe hazırlığı toplantısına dönüştü. Refik Tulga’nın başkanlığında toplanan ordu mensupları, parlamentoya güven duymadıkları konusunda hem fikirdiler. Bir ikinci harekete geçilecekse bunun meclisin açılma tarihi olan 25 Ekim’den önce yapılmasında uzlaşıldı. Meclisin açılmasından sonra harekete geçilmesinin meşruiyet tartışması açacağı görüşü hâkimdi. Derhal alınan kararlar yazılı bir metine döküldü. Dört madde ve üç nüsha hazırlanan protokole 37 subay imza attı.[15] Saat 18.00’da Cemal Tural diğer imzaların tam ortasına imzasını attı. Ankara’ya gitmeden önce darbe sonrası kurulacak hükümetin de listesi hazırlandı. Aynı akşam Ankara’dan uçakla gelen Albaylar Cuntası da protokole imzalarını attılar. [16]

Ali Fuat Başgil’in Cumhurbaşkanlığı Adaylığı

21 Ekim Protokolünün hazırlanması gerekçeleri arasında net ifade edilmeyen başlıklardan biri, Ali Fuat Başgil’in cumhurbaşkanlığına adaylığı meselesi idi. Dönemin önemli Anayasa hukukçusu olan Başgil, DP’ye yakın bir isimdi. 1960 Ağustos’unda Şale Köşkü’nden Cemal Gürsel’in konuğu olarak hazır bulunduğu bir toplantıda, ‘Aanayasa’ya aykırı kanun yapma ve o kanuna rey verme ile Anayasa’yı çiğneme iki ayrı fiildir’ demiş, Yeni Sabah gazetesinde kaleme aldığı yazılarıyla 27 Mayıs’a karşı tepki koymuştur.[17] Bu nedenle tutuklanarak gözaltına alınmış, beraat ettikten sonra yurtdışına çıkmıştı. Ali Fuat Başgil İsviçre’de iken 14’lerden Avrupa’da ikamet eden isimlerden bazıları, Başgil’in ziyaretine gelmişlerdir.[18] Bu ziyaretler herhangi bir siyasi strateji temeline dayanmadığı 14’lerin hatıratlarından anlaşılmaktadır.  Ancak 14’lerin bir kısmı yıllar sonra cumhurbaşkanlığı meselesinde Ali Fuat Başgil’e sıcak bakmakta olduklarını ifade etmişlerdir.[19]

Başgil adaylığına yönelik ilk açıklamayı İsviçre’de yaptı. Daha önce İstanbul’da gazete patronu olan Habip Edip Törehan’ın aracılığı ile İsviçre’de Sotten Radyosu Başgil’le bir mülakat yaptı. Başgil ilk kez adaylığını vurguladı.[20] Mülakat Türkiye’de gazetelere yansıdıktan sonra AP İstanbul İl teşkilatı, Başgil’in yurda gelişinde karşılanması için program hazırlığına girişti.  Adalet Partililerce Ege illerinden Ankara’ya kalkan trenlerin vagonlarına ‘Başgil’ yazıları yazıldı.[21] Tabanın Başgil’in adaylığında istekli görünmesi, adaylık için bir başka isim olan Ragıp Gümüşpala’nın geri çekilmesine neden oldu. Bu esnada seçimlerden önce bir aralık, Başgil’in doğrudan AP Genel Başkanı olmasını savunan, sayısı nispeten az olan AP’liler bulunuyordu. [22]

Başgil’in İstanbul’da binlerce taraftar tarafından karşılanması hazırlığı, Milli Birlik Komitesi Faruk Güventürk’ü rahatsız etti. Güventürk, AP İstanbul İl Başkanı Muhittin Güven’i makamına çağırarak, karşılamanın sade olmasını ve herhangi bir miting tertip edilmemesini sert bir dille belirtti. [23] Ordu içerisindeki Başgil’e karşı tutum ikircikli bir hal alırken iki ayrı hatıratta birbirine çelişen ifadeleri açarak, ordunun Başgil’in adaylığına yönelik tavrının bir panoramasını çizelim.

Henüz Silahlı Kuvvetler Birliğinin, darbe protokolü için toplanmasına bir gün kala, Milli Birlik Komitesi üyesi Yüzbaşı Kamil Karavelioğlu, İstanbul’da 1. Ordu Komutanlığına gelerek, Başgil’in İstanbul’da karşılandıktan hemen sonra başka bir uçakla tekrar yurtdışına çıkması teklifini iletme planını aktarmıştır. 1. Ordu Komutanı Cemal Tural, Karavelioğlu’nun sözlerine karşılık vermezken SBK üyesi Albay Emin Aytekin, Karavelioğlu’nu politikacı olarak tanımlayarak, bu hususun kendilerini ilgilendirmediğini belirtir. Karavelioğlu, nahoş bir havanın cereyan etmesi üzerine Ankara’da Milli Birlik Komitesi üyesi arkadaşları ile buluştukları esnada Ankara’daki diğer SBK üyelerinin protokol toplantısına gittiklerini öğrendiklerini kaydeder. [24] Milli Birlik Komitesi’nin hesabı, Başgil’i adaylıktan vazgeçirip, Gürsel’in cumhurbaşkanlığını sağlamak şeklinde şematikleşirken Silahlı Kuvvetler Birliği üyeleri, ikinci müdahale gerekçesi olarak sıraladıkları maddeleri tek ve bütün ele aldıkları için Karavelioğlu’nun teklifini önemsemediler. Öte yandan meseleyi şahsileştirenler de vardı. Hava Kuvvetleri Komutanı İrfan Tansel, Başgil’in cumhurbaşkanı seçilmesi halinde Çankaya’yı bombalayacağını söylemişti.[25]

Başgil, gecikmeli olarak İstanbul’a indiğinde beklenen kalabalığa nispeten daha mütevazı bir topluluk tarafından karşılandı ve basının sorularını yanıtladı.[26] Kamuoyunda Düşünen Adam dergisi ve Son Havadis gazeteleri Başgil’in adaylığını desteklemekteydi.[27] Prof. Dr. Hikmet Özdemir’in yaptığı çalışmasında, basının Başgil’in adaylığı konusunda farklı görüşlere yer verip bilgi kirliliğine sebebiyet verdiğini tespit etmektedir.[28]  Gökhan Evliyaoğlu, Hami Tezkan, Fethi Tevetoğlu, Şadi Pehlivanoğlu, Ali Fuat Alişan ve Tahsin Demiray, AP içerisinde Başgil’in adaylığını destekleyen isimlerin başını çekerken, Başgil’in cumhurbaşkanlığı yerine senato başkanlığına aday olmasını savunanlar da bulunmaktaydı. Hatta AP ve YTP’nin birleşerek kurulacak yeni partiye başkan olması görüşü de konuşulmaktaydı. [29]

Ali Fuat Başgil’in Adaylıktan Çekilmesi ve Senatörlükten İstifası

Ali Fuat Başgil, Ankara’ya hareket etmeden bir gün önce 21 Ekim Protokolünün önünü kesmek için Çankaya’da parti liderleri ve kuvvet ile ordu komutanları Gürsel başkanlığında bir araya geldiler. Tarihi toplantıda, 147 ve EMİNSU’ların geri döndürülmemesi, Gürsel’in cumhurbaşkanı seçilmesi, af meselesinin de şimdilik gündeme getirilmemesi hususunda orduya güvence verildi. 24 Ekim sabahı saat 04.00 sularında protokol metni ilgililerce Adalet Bakanlığı’nda hazırlandı.[30] 24 Ekim uzlaşma metni ile ikinci bir hareket önlenirken aynı gün sabah saatlerinde Başgil, Ankara’ya vardı ve Barikan oteline yerleşti.

Konakladığı otelde gün boyu ziyaretçileri ve heyetleri kabul eden Başgil, AP ve YTP’li vekillerden oluşan 120 imzalı bir adaylık belgesini imzaladı. Saat 19.00 sularında Başgil’e eşlik eden Yağmur Yayınevi sahibi İsmail Dayı, kendisinin başbakanlığa davet edildiği haber verdi.[31] Bir saat sonra, Tahsin Demiray, Fethi Tevetoğlu, Ali Fuat Alişan, Şadi Pehlivanoğlu eşliğinde başbakanlığa gelen Başgil’e, merdivenlerde gazeteciler yaklaştı. Gazeteci Mete Aksoy, Başgil’e biraz sonra gerçekleşecek görüşmede adaylıktan vazgeçirilmek istendiğini söyledi. Başgil,  Aksoy’un sorudan ziyade bir istihbarat mahiyetindeki cümlesine sert karşılık verdi.[32]Başbakanlıkta, üst katta başbakan yardımcısı odasına davet edilen Başgil’in yanına sadece Demiray alındı.[33]Görüşmeye çağıran isimler, Milli Birlik Komitesi üyeleri Sıtkı Ulay ve Fahri Özdilek’ti.[34] Ulay, daha önce özel mektup aracılığı ile görüşme girişiminde bulunmuş, muvaffak olamayınca Başgil’i yüz yüze görüşmek için davet etmişti. Gerçekleşen görüşme Başgil’in adaylık sürecinin kırılma noktasıdır. Ali Fuat Başgil, Fahri Özdilek ve Sıtkı Ulay ile gerçekleşen konuşmayı şöyle anlatmıştır:[35]

‘-Buyurunuz efendim, sizi dinliyorum.

Sıtkı Ulay:

-Haber aldık ki siz, cumhurreisliğine adaylığınızı koymuşsunuz. Bu haber doğru mudur?

-Doğrudur efendim. Yalnız bir noktayı tavzih etmem lazım. Ben bu makama kendimi, kendim layık görmüş ve tâlib olmuş değilim. Esasen, vaktile muvaffakiyetsizlikte biten bir tecrübeden sonra hayatım boyunca hiçbir makam ve memuriyete kendim talip olup arkasından koşmadım. Bulunduğum memuriyetlere hep çağırıldım ve rica edildim. Bu defa da böyle oldu. Saat on üçten beri otelde grup grup ziyaretime gelen muhtelif partilerden milletvekilleri, bölgeleri halkının beni bu makamda görmek istediğini söylediler ve adaylığımı koymamı istediler. Bu umumi isteğe müsbet cevap vermeyi bir vazife bilerek adaylığımı koydum.

-Adaylığını geri almanız lazımdır. Gürsel Paşa’nın karşısında başka bir adaya asla müsaade edemeyiz.

-Yanlış yoldasınız paşam. Dürüst bir seçimden sonra tutulacak yol bu değildir. Demokrasi hukuku emreder ki, seçimler her safhasında, serbest olsun, zorlanan bir seçimden hayır gelmez. Sözde seçim, dikta rejimlerinde görülen seçimdir. Sizler demokrasi yolunda yürüyeceğinizi söylediniz. İktidarı, seçimlerde kazanacaklara teslim edeceğinize söz verdiniz, hattâ yemin ettiniz. Ben buna inanarak Cenevre’den kalktım, geldim. Sizlere yakışan verdiğiniz sözü tutmaktır. 15 Ekimde milletvekilleri seçilmiş, millî irade tecelli etmiştir. Müsaade ediniz., milletin vekilleri yarın toplansın, meclis açılsın. Herkes elini vicdanına koyarak serbestçe reyini kullansın. Ekseriyeti kim kazanırsa, makama o geçsin. Memleket için hayır bundadır. Ben çok ümit ederim ki, yine Gürsel Paşa kazanacaktır. Fakat bu, şerefli bir kazanç olacak ve efkâr tatmin edilecektir. Serbest bir seçimle mevki kazanmanın şerefi büyüktür. Zorlanan seçim, seçim değildir. Tekrar edeyim ki, demokrasinin gösterdiği tek yol budur. Padişahlıkla cumhuriyet arasındaki fark da buradadır. Padişahlıkta makamın sahibi önceden bellidir ve bu Veliahdı saltanattır. Cumhuriyette ise, makamın lâyıkını yalnız halkın veya halk temsilcilerinin serbest reyleri tâyin eder.

Fahri Özdilek:

-Biz de demokrasi dedik durduk ve seçimlere öyle girdik. Seçimlerden çıkan netice bu mu olmalıydı?

-Ben seçimlerin neticesinde anormal bir şey görmüyorum. Bu, kabul ettiğimiz nisbî temsilin normal neticesidir. Bu usulde muayyen bir partinin, ekseriyet usulünde olduğu gibi kahir bir çoğunluk kazanmasını beklemek abestir. Bu sistemde reyler bölünür ve küçük büyük her parti kuvvetine göre mecliste yer kazanır. Nisbî temsilin hususiyeti budur. Ve bunun faydalan olduğu gibi mahzurları da vardır. Faydalarından başlıcası memleket idaresini bir ekseriyetin görüşüne terk etmemek ve azınlıkları da idareye iştirak ettirmektir. Sistemin mahzuru da reylerin bölünmesi ve meclisin partiler mozaiği haline gelmesidir. Hükümet teşkilinde zorluklar çıkması ve kuvvetli bir hükümet kurulamaması da sistemin diğer mahzurlarıdır.

Sıtkı Paşa devamla:

-Bizi anlamanız lazımdır. Müşkül bir durumdayız. Son günlerde bizim, hükümet olarak, kuvvetimiz yoktur. Orduda yeni bir cunta kurulmuştur. Bize bu cunta dikte etmekte, talimat vermektedir. Biz bugün devlet radyosuna bile hâkim değiliz. Radyo da cuntanın emrindedir.  Adaylığınızı geri almanız hususunda bize talimat veren de bu cuntadır. Biz size cuntadan aldığımız talimatı tebliğ ediyoruz. Kabul edip etmemek size aittir. Kabul etmediğiniz takdirde, sizin hayatınızı garanti edemeyiz. Bunu açık söyleyelim. Netice yalnız bundan da ibaret kalmayacaktır. Meclis açılmadan dağılacak, seçimler iptal edilecek, partiler kapatılacak ve askeri idare devam ettirilecektir. Siz, bir hukuk profesörü olarak, memlektin böyle bir akıbete düşmesine elbette razı olamazsınız.

Paşa bu sözleri soğukkanlılıkla söylüyor ve bende yaptığı tesiri dikkatle müşahedesi altında bulunduruyordu. Tehdit okları hedefine varmış, benim moralim altüst olmuştu. Ben tehdit ve terör altında iş görecek ve muvaffakiyet arayacaklardan değilim. Sulh adamı, hak ve vazife aşığı, medeni bir insandım. Tekme ve tabanca ile iktidara gelmek benim işim değildi. Bu bakımdan paşa, karşısında tam adamını bulmuştu. Tehditler korkunçtu, gerçi ömrümün çok senelerini de geride bırakmıştım, önde kalan üç beş senenin hiç kıymeti yoktu. Fakat meclis dağıtılacak, seçimler iptal edilecek, partiler kapatılacak, askeri idare devam ettirilecek ve bütün bu felaketler benim yüzümden kopacaktı. Yani İnönü-Bayar düşmanlığı şimdi Gürsel-Başgil düşmanlığı şeklinde yeniden hortlayacaktı. Allah bunu bana razı göstermesindi. Memleketini seven bir insan sıfatı ile ben elbette buna razı olamazdım.

Paşalara cevabım şu oldu:

Arz ettiğim gibi, ben cumhurreisliğine adaylığımı hotbehot koymuş değilim. Halkın arzusu ve milletvekillerinin talebi üzerine koydum. Fakat buna söz verdim. Hatta yalnız söz değil, yazılı bir beyanname imza ettim. Ben verdiği sözden dönen ve imzasını yalayan nâmertlerden değilim. Adaylığımı geri almama imkân yoktur. Fakat benim yüzümden memleketimin söylediğiniz akıbetlere sürüklenmesine de gönlüm razı olmaz. Bu vaziyet karşısında bana düşen bir iş kalmıştır; o da, yarın alessabah senatörlükten de istifa ederek evime dönmektir.

  • Bunu da yapmayacaksınız, çünkü bununda sonuçları var.

-İstifa etmek  , benim hakkımdır. Hakkımı kullanmak için kimseden müsaade almaya ihtiyacım yoktur. Kararım verilmiştir.’’[36]

Sıtkı Ulay, görüşmeyi şöyle aktarır:[37]

‘‘Hoca reisicumhur olacağını zannediyordu. İstiklal Harbinde komutanlık yaptığından, hizmetlerinden filan bahsederken ben dedim ki ‘Hoca, şunu kes şimdi şurada, ben sana açıkça söyleyeyim: Sen cumhurbaşkanı olursan ne top atılır ne bir şey. Senin cibin hazır, koyacaklar seni bir cibe, yukarıda bir yere götürecekler, orada akıbetin meçhul. Belki Etlik’te mezarını bile hazırlamışlardır senin’ dedim. ‘Siz o zaman ne yaparsınız?’ dedi. ‘Bizim elimizden iktidar gitti’ dedik. ‘Yeni bir Silahlı Kuvvetler Birliği kuruldu. Onlar mutlaka kendilerinden Cemal Gürsel’in Cumhurbaşkanı namzedi olmasını istiyorlar. Ama sen bilirsin. İstiyorsan kal bunu dene dedik. Hoca da yüzü kıpkırmızı gelmişti. Sapsarı kesildi adamcağız’’[38]

Kendisini bekleyen yakın isimler, görüşmeden ayrılan Başgil’in moralinin tükendiğini gözlemlediler. Başgil, başbakanlıktan ayrıldıktan sonra akşamın ilerleyen saatlerinde AP Genel Başkanı Ragıp Gümüşpala ve CKMP Genel Başkanı Osman Bölükbaşı ile görüştü. Gümüşpala, gelişmeler karşısında Başgil’i destekleyici bir konuşma yapmadı. Bölükbaşı ise Başgil’in senatörlükten de istifa etmemesi için görüş beyan etti ama etkili olamadı. Sabaha karşı Ankara’dan ayrılan Ali Fuat Başgil, saat 11.30’da Yenişehir postahanesinden TBMM Başkanlığına çektiği yıldırım telgrafla senatörlükten istifa ettiğini bildirdi.[39] 26 Ekim günü gazeteler onun istifa haberi ile çıkınca basın ve parti teşkilatlarından yoğun bir soru telgrafı yağmuru oldu. Kaleme aldığı kısa bir metinle ‘istifaya mecbur kaldım’ demekle yetindi. [40]

Başgil’in cumhurbaşkanlığına adaylık süreci böylelikle sona erdi. Tek aday olan Cemal Gürsel, TBMM’deki oturumda 607 oyla cumhurbaşkanı seçildi.[41] Aldığı oy sayısı göz önüne alındığında AP’li vekillerin de Gürsel’e oy attıkları görüldü. Cumhurbaşkanı Gürsel, hükümeti kurma görevini CHP Genel Başkanı İsmet İnönü’ye verdi. İnönü, cumhuriyetin ilk koalisyon hükümetini AP ile kurdu. Darbe gölgesi ve ölüm tehdidi altından adaylıktan uzaklaştırılan Ali Fuat Başgil kısa bir süre sonra tekrar İsviçre’ye döndü. 1965 seçimlerinde Milletvekili seçildi.

Değerlendirme

Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri daima tartışmaları beraberinde getirmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün cumhurbaşkanlığa ilk seçilişinde toplantı yeter çoğunluğu yakın dönemde demagoji unsuru edilmiştir. İsmet İnönü,  çok partili hayata geçilip tek dereceli yapılan 21 Temmuz 1946 seçimlerinden sonra mecliste cumhurbaşkanı seçilmesinde DP’lilerce protesto edilmiştir. DP’liler meclisin hiç kimse önünde ayağa kalkamayacağı tezini ileri sürerek oturma eylemi yapmışlar, dört sene sonra seçimleri kazandıkları vakit, Celal Bayar’ın cumhurbaşkanlığı seçiminde daha önceki eylemleriyle çelişmemek adına, Bayar’ı oturarak alkışlamışlardır. Beşinci cumhurbaşkanı Cevdet Sunay’ın seçilmesi, AP ve CHP’nin asgari müşterekte buluşmasıyla sorunsuz gerçekleşmiştir. Altıncı cumhurbaşkanı Fahri Korutürk’ün seçilmesi sürecine 12 Mart damgasını vurmuş, Genelkurmay eski başkanı Faruk Gürler’in ordu tarafından seçtirilmeye çalışılması, seneler önce Başgil’in adaylıktan çektirilmesini hafızalara getirmiştir. İlerleyen yıllardaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde de bir çok polemik ortaya çıkmıştır.

27 Mayıs’ın ertesinde Türk siyaset tarihinde güdümlü demokrasi nitelendirmesi ile başlayan dönem, perde arkasında yaşanan bu siyasi skandalı örtememiştir. Başgil, ölümle tehdit edilerek adaylıktan vazgeçirilmesine rağmen sükûnetini korumuş, Başbakanlıkta gerçekleşen görüşmenin diğer tarafı olan Sıtkı Ulay, 27 Mayıs 1986 tarihli Milliyet gazetesinde görüşmenin detaylarını kamuoyuna paylaşmıştır.

Başgil’in tehdit edilerek adaylıktan vazgeçirilmesinin geniş arka planına bakılması iktiza ettiğinde, Silahlı Kuvvetler Birliği ile Milli Birlik Komitesi’nin iktidar mücadelesi ve Milli Birlikçilerin açılan yeni dönemde kendilerini güvenceye almak istemesi, netleşen karelerdir. Türkiye’nin 27 Mayıs sonrası yaşadığı fay kırıklarının derinliği ise bu çalışmanın yakaladığı bir başka husustur. 20. Yüzyılın başlarında orduya sirayet eden politika ve fırkacılığın, birçok cenahın görüşüyle Balkan Savaşı’ndaki faciaya neden olan faktörler arasında sıralanmaktadır. Elli sene sonra tekrar ordu içerisinde subayların parti ve fraksiyonlara bölünmüş bir siyasi hareketin temsilcileriymişçesine cunta faaliyetlerinde bulunulması ordunun yıpranmasını beraberinde getirmiştir.

Yapılan seçimleri geçersiz saymak için toplanan bir cunta, seçimleri geçerli kılmak adına Çankaya’da müdahale hazırlığındaki komutanlarla bir araya gelen parti liderleri ve iki tarafın uzlaşarak kâğıda dökülen 24 Ekim Protokolü, Ali Fuat Başgil’in cumhurbaşkanlığı adaylığından uzaklaştırılması ile özetlenen dönemin hudutlarını çizen figürlerdir. Demokrasinin her şeye rağmen işletilmeye çalışılması fazileti karşısında, demokrasinin işletilemediği maddeler ciddi bir nüansı yaratmaktadır.

Bir diğer husus ise kaynakçada yer alan hatırat ve telif eserlerde çalışmanın ana temasına dair bilgilerin yüksek oranda birbiri ile örtüşememesidir. Net anlamda çelişme ifadesini kullanmamakla beraber iki kitapla ilgili kısaca bir başlık açmakta fayda vardır. Erdoğan Örtülü’nün Üç İhtilalin Hikâyesi kitabında Ali Fuat Başgil’in adaylık süreci ile ilgili Ankara’da geçirdiği saatlere yönelik bilgilerin doğruluktan uzaklık payı o denli büyüktür ki, daha sonraki baskılarında Başgil, yazara bir reddiye kaleme alarak söz konusu bilgileri yalanlamıştır. İncelenen baskıda Başgil’in cevap hakkı dipnot olarak okuyucuya verilmiştir. Bir başka kitap da gazeteci Cüneyt Arcayürek’in cumhurbaşkanlarının seçilmeleri ilgili kitabının ilk cildidir. Ali Fuat Başgil’in Tahsin Demiray’a dahi haber vermeden gece aniden Ankara’yı terk ettiği ve ertesi sabah AP’lilerin ancak haberdar olduklarını yazmaktadır ki, Başgil, İstanbul’a dönme kararı almadan önce etraflıca parti liderleriyle görüştüğüne metin içerisinde değinmiş bulunuyoruz. Başbakanlığa görüşmek için yapılan davetle ilgili de farklı anlatımlar mevcuttur. Hatta belirtmeyeceğimiz bir kaynak Milli Birlik Komitesi mensuplarının önce otele geldiklerini, otelde Başgil’i bulamayınca not bıraktıklarını, görüşmenin böyle vuku bulduğunu kaydeder. Hatıratların dikkatli bir süzgeçten geçmesinin tarih metodolojisi için taşıdığı önem adına değerlendirme bölümünde mütalaanın yanında bu örneklere yer verilmeliydi

Son olarak ifade edelim ki Ali Fuat Başgil’in Sıtkı Ulay ve Fahri Özdilek’in ilettiği tehdide rağmen adaylıkta ısrarcı olmaması ile ilgili kapsamlı bir izah bölümünü hatıralarında kaleme almış, metin içerisindeki verdiğimiz alıntı ile birinci ağızdan, Ali Fuat Başgil’in adaylığını neden çektiği sorusuna bizzat yanıtı verilmiştir.  Ancak bu çalışma, neden sorusunu yöneltmeyip, cumhurbaşkanlığı seçimleri ekseninde, demokrasi tarihimizdeki bir artçı sarsıntının meydana getirdiği tahribatın sual edilmesi ile ilgilenmiştir.

 EKLER

Kaynaklar

A) Kitap

AHMAD, Feroz, (2007) Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980), İstanbul: Hil Yayın.

AKIN, Rıdvan, (2009) Gazi’den Günümüze Cumhurbaşkanlığı 1923-2007, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

ARCAYÜREK, Cüneyt, (2014) 11 Cumhurbaşkanı 11 Öykü Çankaya (1923-1980), c.I, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları

AYDIN, Suavi & TAŞKIN, Yüksel, (2014) 1960’tan Günümüze  Türkiye Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları.

BİRAND, Mehmet Ali, (2008) 12 Mart, Ankara: İmge Kitabevi.

ÇELİKOĞLU, Adnan, (2010) Bir Darbeci Subayın Anıları, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

ERKANLI, Orhan, (1972) Anılar Sorunlar Sorumlular, İstanbul: Baha Matbaası.

FAİK, Bedii, (1967) İhtilâlciler Arasında Bir Gazeteci, İstanbul: Dünya Yayınları.

İSEN, Can Kaya,(2010) Geliyorum Diyen İhtilal, İstanbul: Kaknüs Yayınları.

KARAVELİOĞLU, Kamil, (2007) Bir Devrim İki Darbe, İstanbul: Gürer Yayınları.

KAYALI, Kurtuluş, (2005) Ordu ve Siyaset 27 Mayıs-12 Mart, İstanbul: İletişim Yayınları.

MARAŞLI, Erol, (2008) Cumhuriyet Döneminde Askeri Muhtıralar, İstanbul: Metropol Yayınları.

ULAY, Sıtkı, (1968) Harbiye Silah Başına, İstanbul: Kitapçılık Limited Şirketi Yayınları.

ÖRTÜLÜ, Erdoğan, (1974) Üç İhtilalin Hikâyesi, Konya: Milli Ülkü Yayınevi.

ÖZDEMİR, Hikmet, (2007) Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, İstanbul: Remzi Kitabevi.

SEYHAN, Dündar, (1966) Gölgedeki Adam, İstanbul: Müellifin Yayını.

TOKER, Metin, (1998) Yarı Silahlı Yarı Külahlı Bir Ara Rejim 1960-1961, Ankara: Bilgi Kitabevi.

TUNÇKANAT, Haydar, (1996) 27 Mayıs 1960 Devrimi, İstanbul: Çağdaş Yayınları.

TURAN, Şerafettin, (2002) Türk Devrim Tarihi, c.V, Ankara: Bilgi Kitabevi.

YAVİ, Ersal, (2003) İhtilalcı Subaylar, c.I, İzmir: Yazıcı Yayınevi.

YÜCEL, M. Serhan, (2016), Çankaya’dan Beştepe’ye Türkiye’de Cumhurbaşkanı Seçimleri, İstanbul: Ülke Yayınları.

B) Makale

GEDİK, Ömer, (2013), ‘Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin Siyasal Rejim Üzerindeki Yansımaları’, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, c.XVII, S.3-4-, s.27-72.

ÖZÇELİK, A. Selçuk, (1992), ‘Ali Fuat Başgil Maddesi’ TDV İslâm Ansiklopedisi, c.V, s.128-130.

SARI, Çağhan, ‘Türk Siyasetinde Darbe Girişimleri – 21 Ekim Protokolü”, 2023 Dergisi, S:182,  s.62-65.

C) Gazete

Milliyet[42]

[1] Milli Kalkınma Partisi için bkz: Fatih M. Dervişoğlu, (2017), Nuri Demirağ, İstanbul: Ötüken Neşriyat.

[2] Demokrat Parti için bkz: Mustafa Albayrak, (2004), Türk Siyasi Tarihinde Demokrat Parti (1946-1960), İstanbul: Phoenix Yayınları; Cem Eroğul, (2002) Demokrat Parti Tarihi ve İdeolojisi, Ankara: İmge Kitabevi; M. Serhan Yücel, (2001), Demokrat Parti, İstanbul: Ülke Yayınları; Tanel Demirel, (2016) Türkiye’nin Uzun On Yılı, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.

[3] Ersal Yavi, (2003) İhtilalcı Subaylar, c.I, İzmir: Yazıcı Yayınevi, s.16.

[4] Feroz Ahmad, (2007), Demokrasi Sürecinde Türkiye (1945-1980), İstanbul: Hil Kitabevi, s. 205; Kurtuluş Kayalı, (2005) Ordu ve Siyaset 27 Mayıs-12 Mart, İstanbul: İletişim Yayınları, s. 69-70.

[5] Şerafettin Turan, (2002) Türk Devrim Tarihi, c.V, Ankara: Bilgi Kitabevi s.69.

[6] Başgil’in 27 Mayıs ile ilgili görüşleri için bkz: Ali Fuat Başgil, (2011) 27 Mayıs İhtilali ve Sebepleri Görüp Yaşadıklarım, İstanbul: Yağmur Yayınları.

[7] A. Selçuk Özçelik, (1992), ‘Ali Fuat Başgil Maddesi’ TDV İslâm Ansiklopedisi, c.V, s.129.

[8] Adnan Çelikoğlu, (2010) Bir Darbeci Subayın Anıları, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s.159.

[9] Turan, a.g.e. s.77.

[10] Mehmet Ali Birand, (2008) 12 Mart, Ankara: İmge Kitabevi, s.18.

[11] Turan, a.g.e. s.83.

[12] A.g.e. s.82.

[13] Erdoğan Örtülü, (1974) Üç İhtilalin Hikâyesi, Konya: Milli Ülkü Yayınevi, s.168.

[14] Çağhan Sarı, ‘Türk Siyasetinde Darbe Girişimleri – 21 Ekim Protokolü”, 2023 Dergisi, S:182,  s.64.

[15] Protokol metninin fotokopisi için bkz: Talat Aydemir, (2010) Hatıratım, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s.80-81.

[16] Yavi, a.g.e. s. 406.

[17] Rıdvan Akın, (2009) Gazi’den Günümüze Cumhurbaşkanlığı 1923-2007, İstanbul: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, s.84.

[18] Orhan Erkanlı, (1972) Anılar Sorunlar Sorumlular, İstanbul: Baha Matbaası, s.160.

[19] Yavi, a.g.e. 420.

[20] Hikmet Özdemir, (2007) Atatürk’ten Günümüze Cumhurbaşkanlığı Seçimleri, İstanbul: Remzi Kitabevi, s. 162.

[21] Özdemir, a.g.e. s.154.

[22] Metin Toker, (1998) Yarı Silahlı Yarı Külahlı Bir Ara Rejim 1960-1961, Ankara: Bilgi Kitabevi, s.293.

[23] Bedii Faik, (1967) İhtilâlciler Arasında Bir Gazeteci, İstanbul: Dünya Yayınları, s.165.

[24] Kamil Karavelioğlu, (2007) Bir Devrim İki Darbe, İstanbul: Gürer Yayınları, s. 124

[25] Haydar Tunçkanat, (1996) 27 Mayıs 1960 Devrimi, İstanbul: Çağdaş Yayınları, s.457.

[26] Milliyet, 24.10.1961.

[27] Erol Maraşlı, (2008) Cumhuriyet Döneminde Askeri Muhtıralar, İstanbul: Metropol Yayınları, s.174.

[28] Özdemir, a.g.e. s.164.

[29] A.g.e. s.164.

[30] Birand, a.g.e s.30

[31] Özdemir, a.g.e. s. 169.

[32] Birand, a.g.e, s.31

[33] Sıtkı Ulay, (1968) Harbiye Silah Başına, İstanbul: Kitapçılık Limited Şirketi Yayınları, s.230

[34] Dündar Seyhan, , (1966) Gölgedeki Adam, İstanbul: Müellifin Yayını, s.160

[35] İlgili görüşme metni, Başgil’in hatıralarının temin edilememesi nedeniyle M. Serhan Yücel’in kitabından alınmıştır. Bir metodoloji ihlaline sebebiyet vermemek adına açıklanması zaruridir. Ayrıca Hikmet Özdemir’in kaynakçada gösterilen eserinde de görüşmenin kaydı vardır. Özdemir’in naklettiği görüşme kaydı daha kısa ve sade olmakla beraber başka bir kaynaktan alıntılandığı görülmüştür.

[36] M. Serhan Yücel, (2016) Çankaya’dan Beştepe’ye Türkiye’de Cumhurbaşkanı Seçimleri, İstanbul: Ülke Yayınları, s.103-105.

[37] Birand a.g.e. s. 31-32

[38] Sıtkı Ullay hatıratında, Başgil’in öldürülmesi hazırlığına dayanan söylenceyi emir subayı Sedat Göktürk’ten duyduğunu yazmaktadır: Ulay, a.g.e, s.230.

[39] Milliyet, 26.10.1961

[40] Milliyet, 27.10.1961

[41] Suavi Aydın&  Yüksel Taşkın, (2014) 1960’tan Günümüze                Türkiye Tarihi, İstanbul: İletişim Yayınları, s.102.

[42] İlgili tarihler, metin içerisindekj dipnotlarda verilmiştir.

Bu makale, 13-14 Ekim 2017 tarihlerinde Samsun’da düzenlenen Vefatının 50. Yıl Dönümünde Bir Düşünce İnsanı Olarak Ali Fuad Başgil ve Siyasi Mücadeleleri Uluslararası Sempozyumu’nun bildiri kitabında yayınlanmış olup gözden geçirilmiş halidir.

Çağhan Sarı

1989 yılında İstanbul'da doğdu. Mahmut Şevket Paşa İ.Ö.O'da, Nişantaşı Nuri Akın Lisesi'nde tahsil gördü. 2013 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Pedagojik Formasyon Sertifika Programını tamamladı.Lisans öğrenciliği sürecince öğrenci sempozyumlarına katıldı.. Eskişehir Gençlik Merkezi'nin tiyatro topluluğunda dört yılı oyuncu, bir yılı yönetmen olmak üzere beş yıl bulundu. Bir çok e-platformda köşe yazıları kaleme aldı. 2014 yılından itibaren Gencay, Öktem, 2023, Ayarsız, Türgen, Yarın dergilerinde yazıları yayınlandı. Uluslararası ve ulusal akademik toplantılarda tebliğ sundu. 2019 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Cumhuriyet Tarihi Bilim Dalı'nda 'Eskişehir'de Siyasi Hayat 1946-1960' başlıklı teziyle yüksek lisans programını tamamlayarak bilim uzmanı oldu. Halen Karakum Yayınevi'nde editördür.

Devamını oku: https://www.caghansari.net/

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...