Antropoloji Arkeoloji ARKEOLOJİ & TARİH DÜŞÜNCE Evrim Paleontoloji Tarih

Kafatası Irkçılığı : Frenoloji (Gerçekten Brakisefal miyiz?)

Antropolojik açıdan ırk kavramı , insanları fenotip (dış yapı) özelliklerine göre sınıflandırmayı esas almaktadır. Bu sınıflandırmaların amacı esasında insanları alt ve üst sınıf özelliklerine göre ayırarak daha kolay yönetmektir. Irkçılık kavramı en temelinde beyaz ırkın, oluşan tüm diğer ırklardan üstün olduğunu kanıtlamaya çalışması sonucu ortaya çıksa da yine de en yaygın şekliyle beyaz ve siyah insan ayrımını temel alır. Bunun en önemli sebeplerinden birisi de 17. yüzyıl sonlarından itibaren özellikle Batı Afrika’nın Avrupalı ülkeler tarafından istila edilmeye başlamasıdır.  Beyaz ırk için siyah ırktan üstün olmak, sadece renksel bir yaratılış değildir. İlahiyatçılar, Afrikalıların Ham’ın soyundan geldiğini ve Nuh’un oğlu Ham’ı, çocuklarını köle yaparak lanetlediğini anlattılar. Biyologlar siyahilerin beyazlardan daha aptal olduğunu ve ahlaklarının daha az geliştiğini, doktorlar siyahilerin pislik içinde yaşadığını ve hastalık yaydığını, kirli olduklarını iddia ettiler. Farklı bilim adamlarının aynı düşünceyi savunuyor olması, bilimsellik maskesi altında hızla ilerlemeyi de doğurdu. Onların ortaya koyduğu fenotipik ya da genotipik sonuçlar, alt ırkın ne olacağını net bir şekilde gösteriyordu. Özellikle Orta Çağ, insanların beyazlık adına inanılması korkunç yöntemleri denedikleri bir çağ olarak daima hafızamıza kazınmıştır. Irksal her tanımlama sonucu bir savaş ortamı oluşmuş ve saf ırk kavramları daima canlı tutulmuştur. Bazı milletler baskın olmakla birlikte, ortalama her millet saf ırk olduğu düşüncesini bünyesinde taşımıştır. Ancak dünya gen havuzu buna pek olanak sağlamamaktadır.

Yuval Noah Harari, bu sınıflandırma psikolojisi için şöyle demiştir: “Maalesef karmaşık insan toplumları, hayali hiyerarşilere ve adil olmayan ayrımlara ihtiyaç duyarlar. İnsanlar toplumsal düzeni her seferinde, üstünler ve köleler, siyahiler ve ve beyazlar, asilzadelerle avamlar, Brahmanlarla Şudralar veya zenginler ile fakirler olarak çeşitli hayali kategorilerle sınıflandırarak sağladılar”. Harari’nin kısır döngü adını verdiği bu durum tesadüfi gelişen olayların, ön yargılara doğru ilerlediği ters bir piramit şeklinde çizilmiştir. Tanımına göre tesadüfi bir tarihsel durum ortaya çıkar, beyazlar siyahileri yönetir, ayrımcı yasalar ortaya çıkar, siyahiler arasında yaygın fakirlik ve eğitimsizlik baş gösterir ve son olarak kültürel ön yargılar oluşur.

İnsanları sınıflandırma çalışmaları, iklimsel özelliklere, deri renklerine, kan gruplarına, hormonlarına ve kalıtımsal özelliklerine göre çok çeşitli başlıklar altında yapılmıştır. Ancak bunlar arasında uzun bir süre bilimsel olduğu düşünülse de, günümüzde sözde bilim olarak kabul edilen bir çalışma yapılmıştır. Bu çalışma ırkçılık temelinde fenotipik açıdan incelemeleri içermektedir. Burada karşımıza çıkan terim: Frenoloji’dir.

Irksal Ayrıma Dair Bir Terim: Frenoloji

Fransız Joseph Gall tarafından geliştirilen bu terim, özellikle matematiksel ölçümler temeline oturtulmuş olup, asıl amacı kafatası şekline göre insanın kişisel özelliklerinin, yeteneklerinin, zihinsel kapasitesinin hatta insanı ilkel haline yaklaştırabilecek olan suça eğiliminin dahi ortaya koyulmaya çalışılmasıdır. Her ne kadar günümüzde bilimsel bir çalışma olarak kabul edilmese de, Pierre Paul Broca’nın çalışmalarıyla örtüşmüştür. Yani zihinsel işlevler ve beynin bölümleri arasındaki ilişki için bir temel görüş niteliğindedir. Ortaya koyulan kafatası ölçüm verileri, insanları sınıflandırmak için bir ölçüt olacak ve böylece belki de üst ırkı belirlemekten çok, alt sınıfı belirleme işlemi başarıyla gerçekleşecektir. Kafatasının büyüklüğü, öne ya da arka doğru gelişimi, zekâ seviyesini de belirlemede rol oynamaktadır. Onlara göre alt sınıfa koydukları ırklar beden işçisi olmalıdırlar. Üst sınıflarda kalan kendileri(beyaz ırk) ise zekâ gerektiren işlerde başarılı olmaktadırlar. Ancak ırkçı görüşler içerisinde bulunan araştırmacıların, ortaya koydukları görüşler ve gerçek bilim çeliştiğinde çok kolay fikirlerinden vazgeçip, başka tezleri savunmaya olan eğilimleri de gözden kaçmamaktadır.

Bu düşüncelerin temelinde yatan “poligenizm” kavramı bu noktada önemlidir. Poligenizm birden fazla gen tarafından belirlenen özellikleri ifade etmektedir. İnsan ırkının tamamının Adem ve Havva’dan gelmediğini ve insanın farklı atalardan türediğini savunan görüştür. Yani siyah ırk ve beyaz ırk aynı atadan gelişmiş olamaz. Aslında görüş bir Adem’e karşı, on Adem önermektir.

Kafa ölçümleri için belirli bir ölçüt vardır. Bu ölçütlere göre : Kafa genişliğinin kafa uzunluğuna bölümü 0,75 altı olanlar dolikosefal, 0,80 üzeri olanlar brakisefal, ikisinin ortasında kalanlar ise mezosefal olarak kabul edilmektedir. Türk insanının kafa şeklinin ‘yuvarlak kafa’ (brakisefal) olduğu çeşitli araştırmalarca kabul edilmektedir. Brakisefalleşme, kafatasında yapısal düzeyde ortaya çıkan bir mikro evrim olarak değerlendirilir, Brakisefal tipin önce Orta Asya’da görüldüğü, Anadolu ve Balkanlar üzerinden de tüm Avrupa’ya yayıldığı düşünülür.

Ancak yukarıda da bahsedildiği üzere, görüşleri ve ırkları arasında çatışma yaşandığında, Avrupalı araştırmacılar,  ırkçılık temelli bilimsel çalışmalarını başka ölçütlere yöneltmişlerdir. Yani üstün ırk kabul edilen dolikosefallik Afrika ve Avustralya yerlilerinde, Avrupalılara oranla daha fazla görülüyordu. Bu da tezlerini çürütmekte ve farklı üstün ırk ölçütlerine gitmelerine sebep oluyordu.

Dünya genelinde yapılan bilimsel ya da sözde bilimsel çalışmaların yanı sıra, ülkemizde Cumhuriyetle beraber antropoloji çalışmaları hız kazanmıştır. Yapılan antropolojik çalışmalar, milli kimliği oluşturmada büyük rol oynamıştır. Diğer yandan Avrupa’da birçok ders kitabında ırklar, Urallar ve Himalayalar’ın set çektiği üç ırk anlayışına göre sınıflandırılıyordu. Tarih öncesinde Uralların batısı beyaz ırk, doğusu sarı ırk, Himalayalar’ın güneyi ise siyah ırkın doğduğu coğrafyalar olarak tanımlanıyordu. Türklerin payına ise sarı ırk düşüyordu. Bu teze göre Osmanlı ve Türkler barbardı ve sarı ırka dâhildiler. Atatürk, yapılan bu çalışmaların yani Türklere sarı ırk(aşağı ırk) yakıştırmasının yapılmasını kabul etmiyor, çok eski bir tarihi olan Türk milletinin ırksal özellikleriyle ilgili okumalar yapıyordu. Atatürk, diğer ırklara nazaran, Türk ırkının çok fazla ırkla karışmadığını düşündüğü için, tarafsız bulduğu Pittard’ın çalışmalarını takip ediyordu.  Örneğin Ari ırklara dair bir ırkçılık teorisi geliştiren Gobineau, Selçuklular ve Osmanlılar döneminde, Türklerin diğer kavimlerle çok büyük ölçüde karıştıklarını öne sürerken Pittard, Avrasya’nın güzel ırklarından biri olarak nitelendirdiği Türklere, evlenmeler dolayısıyla bir miktar yabancı kanın katılmasını, “büyük bir vazoda birkaç damla” olarak niteliyor ve Türklerin fiziksel tiplerini çizmeye çalışıyordu. Pittard, Türklerin Avrasya’nın en güzel ırklarından biri olduğunu savunarak Türk ırkının fiziksel özelliklerini ortaya çıkaracak çalışmalar yapmış ve bu çalışmalara bizzat katılmıştır.

Atatürk’ün antropoloji ilgisi, mânevî kızı Afet İnan için de geçerlidir. Afet İnan, antropolog Eugene Pittard öğretmenliğinde Cenevre’de doktorasını yaparken, Türklerin antropolojik ölçülerinin iyi araştırılmamış olduğunu belirterek, tezi için yardım istemiştir. Böylece bu tezde, Türkler için gerekli ve tanımlanması ve sınıflandırılması gereken fiziksel özellikler verilecekti. Tez, 1939’da Cenevre’de Fransızca olarak yayınlanmıştır: Recherches sur les caractères anthropologiques des populations de la Turquie (Türkiye Nüfusunun Antropolojik Özellikleri Üzerine araştırmalar).

Sonuç olarak dünya üzerinde bir popülasyonun özelliklerini ortaya koymak kolay bir durum değildir. Sosyal bir varlık olan insan, daima diğer insanlarla kaynaşacak, üreyecek ya da göç ederek gen havuzunu çeşitlendirecektir. Özellikle Avrupalı araştırmacıların ortaya koyduğu görüşlerin öznel, romantik ve oldukça barbar bir yaklaşım olduğu açıktır. Çünkü insanları dış görünüşlerine göre sınıflandırmak, yönetebilmeleri için şarttır. Böylece kendi sınıfınızı bulur ve bu sınıfın dışına çıkamazsınız, hiyerarşide en alt tabakada iseniz durum daha da vahimdir. Bu haklarınızın hiç olamayacağı anlamına gelir .Temelinde siyah ve beyaz ayrımı üzerine yapılan bu çalışmalarda, siyah insan olarak ayırdıkları insan grupları, maymunlarla özdeş ve kafası çalışmayan konumundadır. Böylece artık bir beyninizin de olmadığına karar verilmiştir. Kafatası ölçümleri, o zamanın bilim anlayışına uygun gibi görünse de, kesin bir ölçüt hiçbir zaman olmamıştır. Çünkü bu bireyselliğin yok oluşudur. Eğer bu tez doğru ise, sarışın mavi gözlü İsveçliler ile Afrika zencilerinin, dolikosefal(uzun kafataslı) oluşlarını nasıl açıklayabiliriz? Günümüzde her ne kadar ırk kavramı üzerinden olmasa da, bir insan topluluğunu ifade etmek için sınıflandırmalar hala yapılıyor mudur?

Z kuşağına ne dersiniz?

 

Kaynaklar

https://dspace.ankara.edu.tr/xmlui/bitstream/handle/20.500.12575/43289/20101.pdf?sequence=1&isAllowed=y

https://www.tesadernegi.org/ataturk-ve-antropoloji-irk-bilim.html

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/645275

Hararı, Yuval Noah (2015). “Hayvanlardan Tanrılara Sapıens, İnsan Türünün Kısa Bir Tarihi” Kolektif Kitap, İstanbul.

Görseller için kullanılan kaynaklar

https://ungo.com.tr/2019/07/frenoloji-nedir/

https://www.abebooks.com/LAnatolie-pays-race-turque-Recherches-caract%C3%A8res/18233858343/bd

https://www.arkeolojisanat.com/shop/blog/afrikadaki-magarada-homo-nalediye-ait-yeni-iskeletler-bulundu_3_241516.html

 

İrem Kadıoğlu

Eski Türk Dili Doktora Öğrencisi

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...