DÜŞÜNCE Psikoloji Sosyoloji Tarih

Kavgam’dan: Savaşta Yaralandım

“Cephe ile ev arasındaki farkı kaderin sert bir değişikliği sonucu öğrenecektim. 1916 yılının Eylül ayı sonunda bizim kıta Somme Çarpışması için harekete geçti. Bu bizim için korkunç silahların çarpışmalarından ilkiydi. Bu çarpışmayı anlatmak çok zordur. Buna bir çarpışmadan çok, “cehennem” demek daha doğru olur. Sürekli devam eden ateş fırtınasına Alman Cephesi haftalarca dayandı. Belki bazen bir parça geriledi, sonra biraz ilerledi ama hiçbir zaman gevşemedi. 7 Ekim günü yaralandım. Tanrı’nın yardımı sayesinde geriye gelebildim ve Almanya’ya dönmek üzere sağlık trenine bindim.

Vatanımdan ayrılalı iki yıl olmuştu. Bu şartlar altında bu iki yıl adeta sonu gelmez bir zaman parçası sayılabilirdi. Üniforma giymemiş Almanların görünüşlerinin nasıl olacağını düşünüyordum. İlk tedavi için yatırıldığım hastanede yanımdaki arkadaşla konuşan hastabakıcının sesini duyunca şaşkınlık ve dehşetle irkildim. İki yıl sonra ilk kez bir Alman kadın sesi duyuyordum. Sonra bizi memleketimize götürecek olan tren sınıra yaklaştıkça hepimiz bir endişe duymaya başladık, iki yıl önce genç askerler olarak geçtiğimiz yerlerin hepsi Brüksel, Louvain, Liege birer birer gözlerimizin önünden geçip gittiler. Sonunda ilk Alman evini, yüksek damından ve güzel panjurlarından tanıdık.

İşte Vatan! Vatana gelmiştik!

1914 yılının Ekiminde sınırı geçerken ümit ve sevinçle adeta tutuşmuştuk. Şimdi ise sadece sessizlik ve heyecan vardı. Herkes hayatı pahasına savunmak zorunda olduğu yerleri, kaderin bir kere daha görmeye fırsat vermesinden dolayı mutluydu. Hepimiz, başkalarının gözlerimizin içine bakmalarına fırsat verdiğimiz için adeta utanç duyuyorduk.

Nihayet, cepheye gidişimin yıldönümünde kendimi Berlin civarındaki Belitz hastanesinde buldum. Bu ne büyük bir değişiklikti! Somme çarpışmasının bataklıklarından bu görkemli binanın beyaz çarşaflı yataklarına geliyordum. Önceleri bu yataklarda yatmakta güçlük geçtik. Bu konforlu yeni dünyaya yavaş yavaş alışabildik.

Şurasını üzülerek belirteyim ki bu yeni dünya başka bir yönden de yeniydi. Cephedeki ordunun ruhundan burada yeller esiyordu. Çünkü cephede hiç rastlamadığımız sözleri burada işitiyorduk. Korkak olmakla iftihar ediliyordu! Cephede duyulmuş olan homurtu ve mırıldanmalar asla görevimizi aksatmaya sebep olmamıştı ve asla korkaklığa karşı da bir övgü değildi. Evet, korkaklık bir gerçek olarak kabul ediliyordu. Hatta içimizde korkaklığı ezen bir tiksinme vardı. Bu durum geneldi; tıpkı gerçek bir kahramana gösterilen hayranlık gibi. Fakat görüyordum ki hastanede durum tamamen tersineydi. Bir sürü elebaşılar, büyük büyük laflar ediyorlar, o boş inandırma güçlerini kullanarak gerçek askerlik ilkelerini gülünç hale sokmaya uğraşıyorlardı. Tip olarak da korkakların zayıf karakterine bürünmemizi tavsiye ediyorlardı. Birkaç adi herif bu duyguyu yayma işindeki elebaşı idiler.

Bu köpeklerden biri, hastaneye girebilmek için elini bir dikenli tel üzerinde dolaştırmış olduğunu övünerek anlatıyordu. Yarasının önemsizliğine rağmen hastanede uzun süre kalmıştı. Almanya’ya bir sağlık treniyle gönderilmesi de hile ile olmuştu. Fakat bu adi herif kendi düşüncelerini çevresindekilere yayarken öyle kurnazca hareket ediyordu ki hainliğini kahramanca ölen bir askerin cesaretinden üstün gibi göstermeyi başarıyordu. Birçok kimse bu zavallının sözlerini sessizce dinliyor, bazıları oradan uzaklaşıyor, bir bölümü de başları ile onu onayladıklarını belirtiyorlardı. Bana ise kusmak geliyordu. Fakat neden hastanede böyle bir elebaşına fırsat veriliyordu. Ne yapmalıydı? Bu köpeğin ne olduğunu idarenin mutlaka bilmesi gerekirdi. Fakat ona hiçbir şey yapmadılar.

Artık acı duymadan yürümeye başladığım zaman Berlin’e gitmek için izin aldım. Kıtlığın her tarafta pek şiddetli olduğu derhal görülüyordu. Koca şehir açlıktan kıvranıyordu. Huzursuzluk her tarafı sarmıştı. Askerlerin devam ettikleri yerlerdeki konuşmalar hastanedekine çok benziyordu. Bu heriflerin böyle yerlerde sırf kendi düşüncelerini yaymak için gittiklerinden şüpheleniyordum.

Münih’te durum çok daha kötüydü. İyileştikten sonra hastaneden çıkıp depo taburuna verildiğim zaman, az daha şehri tanıyamayacaktım. Halk artık küfürde ve kızgınlıkta çok ileri gitmişti. İçinde bulunduğum depo taburunda da durum aynıydı. Buna cepheden dönen askerlere kişiliksiz talim subaylarının yaptıkları muamele sebep oluyordu. Bu subaylar cephede bir saat bile kalmadıkları için, eski askerlere böyle kötü davranıyorlar, onları uygun bir biçimde eğitmiyorlardı.

Gerçi bu eski askerlerde de bazı gariplikler vardı. Bunun da sebebi cephede hizmet etmiş olmalarıydı. Oysa onları burada eğiten subaylar da cepheden dönen subaylar olsalardı onların ruh halini anlarlardı. Bütün bunlar bir yana halkın genel durumu endişe ve üzüntü vericiydi. Bu yıkıntı durumundan bir fırsatını bulup halkı kurtarmak ancak yüksek bir zekanın işi idi. Çünkü vatana sadık kalma ve hizmete devam etme, karakter zayıflığı ve geri zekalılığın işareti olarak nitelendiriliyordu. Resmi daireler Yahudilerle dolmuş taşmıştı. Memurların hemen hepsi Yahudi idi. Sözüm ona bu üstün olan ırkın asker kaçaklarının çokluğuna şaşırıyordum.

Bu durum, ekonomik durumumuzdan çok daha yıkıcıydı. Yahudiler, gerçekten önemli şahsiyetler olmuşlardı. Bu örümcekler Alman milletinin kanını yavaş yavaş emmeye başlamışlardı. Milli ve hür ekonomiye öldürücü son darbeyi indirmek için gerekli olan araç, savaş dernekleri tarafından sağlanmıştı. Sınırsız bir merkeziyete ihtiyaç olduğu savunuluyordu. Böylece 1916-1917 kışından itibaren üretimin hemen hemen tamamı Yahudi kontrolüne girmişti.

Halkın kin ve gazabı ise kime karşıydı?

Eğer zamanında bir çare bulunmazsa çok yakın bir felaketin Alman milletinin yok olmasına sebep olacağını dehşet içinde gördüm.

Yahudi Alman milletini soyup soğana çevirdiği ve onları mali egemenliği altına aldığı sırada, halk da Prusyalılar aleyhine kışkırtılıyordu. Cephede oynanan bu oyun memleket içinde sahneye koyuluyor ve hiçbir tepki görmüyordu. Prusya’nın yıkılmasının, Bavyera’nın yükselmesi değil, birinin çökmesinin, diğerinin de yok olması sonucunu doğuracağını hiç kimse anlayamıyordu. Gelişen bu olaylar beni çok üzüyordu. Bunlar Yahudilerin kurnaz hilelerinden çıkan sonuçlardı. Böylece halkın dikkatini kendi üzerlerinden uzaklaştırarak başka noktalara çeviriyorlardı. Bavyera ile Prusya birbiri ile kavga ederken Yahudi onların gözleri önünde ellerinden hayatlarını ve her şeylerini çalıyordu.

Bavyera’da Prusya’ya sövülüp sayıldığı sırada Yahudi, bir devrim örgütü kurarak hem Bavyera’yı hem de Prusya’yı yıkıyordu. Alman ırkı içindeki bu yıkıcı ikiliğe artık dayanamıyordum. Münih’e gelir gelmez eski görevime iade isteğinde bulundum. Cepheye dönmekten büyük bir mutluluk duyuyordum.”

Adolf Hitler

Referanslar:

[1] Adolf Hitler ve Adolf Hitler’in eseri Kavgam’dır.

Telif hakkı düşen ve kamu malı haline gelen Kavgam dışında hiçbir eserin bir kısmı ya da özeti dahil hiçbir bölümü kullanılmamıştır. Sadece geçmiş gözlemlerden esinlenilmiştir.

Adolf Hitler Gerçekten Öldü Mü?

Uluslararası Dinleme ve Şifreleme Savaşları

Burak Bahar

Yönetim Bilişim Sistemleri Uzmanı | burakbahar@bilimdili.com

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...