<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tamer uysal arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/tamer-uysal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/tamer-uysal/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Sun, 06 Dec 2020 14:02:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>tamer uysal arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/tamer-uysal/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Aydınlanmadan Postmodernizme</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/aydinlanmadan-postmodernizme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2020 09:55:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[postmodernizm]]></category>
		<category><![CDATA[tamer uysal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=18562</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yeni dünya düzeninin yeni vizyonla ilgili bir iddiası var. Bu da devletlerin uygulamalarının uluslararası değerlerle norm ve haklar çerçevesinde tespit edilmesi demek. Evrensel ilkeler ise insanla ilgili hakları ve güvenliğin sağlanması yanı sıra sürdürülebilir kalkınmayı da içeriyor. Bu da daha fazla sosyal yatırım, adalet, eğitim ve sağlığa bütçe demek. Örneğin İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi&#8217;nde yapılan [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/aydinlanmadan-postmodernizme/">Aydınlanmadan Postmodernizme</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Yeni dünya düzeninin yeni vizyonla ilgili bir iddiası var. Bu da devletlerin uygulamalarının uluslararası değerlerle norm ve haklar çerçevesinde tespit edilmesi demek. Evrensel ilkeler ise insanla ilgili hakları ve güvenliğin sağlanması yanı sıra sürdürülebilir kalkınmayı da içeriyor. Bu da daha fazla sosyal yatırım, adalet, eğitim ve sağlığa bütçe demek.</p>
<p>Örneğin İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi&#8217;nde yapılan bir kongrede bir anlamda aydınlanma felsefesinin yeniden yorumlanmasının gereğine dikkat çekilmişti. Buna göre 20. yüzyıl üç temel üzerine kurulmalıydı: Demokrasi, özgürlük ve insan hakları yani eşitlik, adalet. Bu da bunların sağlanması için 2000&#8217;lerde daha fazla rasyonel, akılcı sosyal politikalar için baskı, daha çok sosyal alanda yatırım ve paylaşım demekti.</p>
<p>Son 10 yılda dünyanın gidişatı değişti. Yeni teknolojiler ve iletişim gelişti. Yeni ekonomide meta üretimi uluslar arası boyutta yaygınlaştı. Çok uluslu şirketlerin hakimiyeti ve küreselleşme ortaya çıktı. İnsanlık hem küresel eşitsizlik hem de bozulma tehdidiyle karşı karşıya&#8230;</p>
<p>1980’lerden 2000&#8217;lere kadar olan süreçte uluslararası boyuttaki saflaşmanın rengi de değişti. Görüntü şimdilik sonunda yatağını bulacak bir değişime işaret ediyor. Bu direnç yerel politikalar ve savaşlarla kimliğe ait sorunlarla bir süre dayanacak gibi de görünüyor.</p>
<p>Ancak kırılma noktalarının önce toplumsal alandan sınıfsal alana kayışı iç dinamiklerden uluslararası boyuta taşınma çabasını gerektiriyor. Örneğin bu iç dinamikleri harekete geçirecek bilinç kaynağının odağındaki siyasal toplumsallaştırıcıların yerli yerinde kullanılması demek. Siyasal alanda, partide, örgütte, okulda, sendikalarda, sokakta her yerde var olmak demek.</p>
<p>Bazıları varoluşu kendi çıkarları ve parasal sınırlarının çerçevesinden görür. Oysa çevreyle ilgili koşulların önemi giderek anlaşılmakta. İnsanın varlığı çevresiyle uyumuna bağlı çünkü&#8230;</p>
<p>Doğanın yok olma sürecindeki hızlanma ve paraya tapınç durumu karşısında tarih ve doğanın bir parçası olduğunu unutan insanlık şu klasik soruyu bir kez daha kendi kendine sormalı: “Daha zengin ve daha yalnız bir insanlık mı düşlerdiniz yoksa daha çok paylaşan ve daha mutlu bir insanlık mı?”</p>
<ol>
<li>yüzyıl toplumsal dönüşümler ve devrimler çağından bireycilik çağına evrilmiş oldu. Yeni çağ enformasyon ve imaj çağıdır. Yeni dünya düzeninin sacayaklarından birisi de bunları da kapsayan postmodernizm&#8230;</p>
</li>
<li>
<p>yüzyılda Avrupa&#8217;nın sanayileşmesinde başı çeken İngiltere&#8217;nin ünlü tarihçisi Arnold Toynbee 1939’da yazdığı “Bir Tarih İncelemesi” adlı yapıtında modernizmin Birinci Dünya Savaş&#8217;ıyla sona erdiğini ve İkinci Dünya Savaş&#8217;ından önce postmodernist dönemin başladığını belirtmişti. Postmodernizm terimi ilk kez bu dönemde yani 2 dünya savaşı arasında ifade edilmiştir. 1972’de Missouri’deki işçilere ait toplu konutların yıktırılması postmodernizmin fiili başlangıcı olarak kabul edilir. Örneğin, mimar Robert Venturi’nin “Las Vegas’tan Ders Almak” kitabı manifestosu kabul edilmektedir. Postmodernist toplum dolayısıyla ABD toplum modelinin nitelikleriyle örülmüş yaşam tarzını karakterize ediyordu.</p>
</li>
</ol>
<p>1979’da Jean François Lyotard’ın “Postmodern Durum” adlı kitabıyla yazın alanında da tartışılmaya başlandı. Günlük yaşamda yerini almasıysa 1980’lere rastlıyordu. Önce felsefik, sonra politik alanlarda tartışılmaya başlamıştı. Daha sonra tarihsel, ekonomik bir bakış, mimaride bir yöntem, edebiyatta, sanatta akım, genel yaşam tarzı oldu.</p>
<p>Rönesans antik çağa karşı bir modernlikti. 18. yüzyıl aydınlanması romantik modernizmdi, 19.yüzyıl endüstrisi radikal modernizm. Osmanlıyı yıkıp kurulan cumhuriyette öyle yani modern Türkiye’de bir yenilikti. Bu açılardan modern “yeni” olandı. Post modernizm’deki “post” sonrası, eklenti anlamına da geliyordu. Latince ya da İngilizce’de bugünkü kullanımıyla da böyleydi. Ya da “postiche” gibi yapay, bitenle bitişen, eklentinin fark edilemeyen hali demekti. Bazılarına göreyse postmodernlik sözcüğü karşı koymama, tepki göstermeme durumuyla özdeşti; “ben yaptım oldu”culuk, “hem öyle hem böyle”cilik, modern kültürü imajlara ufalama, bireyciliği kutsama, doğa-insan arasında kopukluk, herkesin kendi derdine düştüğü, kısaca birçok yazara göre vahşi kapitalizmle eş anlamlıydı postmodernizm.</p>
<p>Kapitalizmin şiddet, TV, reklam, imaj, kitlesel tüketim, küreselleşme, özelleştirme gibi ögelerini içermekteydi. 2.dünya savaşından sonra din, devlet, aile gibi kurumlara olan inancın yitirilmesini ifade ediyordu. Bunların dışında belirlenen insan ilişkilerinde geçici ve anlık durumlara işaret ediyordu. Geleceğe olan güvensizlik şimdiyi, anlık olanı kabule zorladı.</p>
<p>Jean F. Lyotard, Jürgen Habermas, David Harvey, Pauline Marie Rousenau, Antony Giddens, Jean Baudrillard gibi adı geçen düşünür ya da yazarlar postmodern teoriyle ilgili yazında sıklıkla referans alındılar. Kiminde Lyotard’da olduğu gibi postmodernizme ilişkin olumsuz bakış kiminde de Habermas’ta olduğu gibi postmodernizmin çeşitli yanlarına ilişkin uzlaştırıcı, olumlu bir yaklaşım vardı.</p>
<p>Örneğin Baudrillard modernizmden kopuşu, A.Giddens modernizmin etkilerinin radikalleştiği dönemi ifade ettiğini savundu postmodernizmin.</p>
<p>Bazı küçük burjuva aydınlar burjuvazinin bürokrasi aygıtına bakarak marksizmin merkezi politikasını çürütmek ve yeni demokrasi alternatiflerinin arayışı içinde marksist solu postmodernizme cephe almakla suçluyorlar. Kapitalizmden kopuk bir olgu ve demokraside olumlu bir aşama olarak görüyorlar.</p>
<p>Burjuvazi yönetilenleri bir arada tutmak için toparlanma noktası bulmak zorunda. Post modern terimleri kullanması doğaldır. Ancak kullandığı çoğulculuk, çok renklilik, hiyerarşi yokluğu gibi kavramlar illüzyondan başka bir şey çıkmadı.</p>
<p>Postmodernizmde çok kültürlülük söyleminin nedeni küreselleşme politikasının gereği olarak kültürel farklılıkları küresel pazara uydurmak ve tekelci kapitalizmin sürekliliğini sağlamayı amaçlıyor olmasıdır.</p>
<p>Modernizmin ileri aşaması post modernizm ise kapitalizminki küreselleşme idi. Yani emperyalizmdeki yeni aşama.</p>
<p>Ortaçağ&#8217;ın felsefesi tanrı merkezliydi. Modernizm insan merkezli. Postmoderniteye egemen olan düşünce ise çok merkezli gibi görünen meta merkezcilik ya da merkezsizlik.</p>
<p>Günümüzün filozofları postmodernizmi yozlaşan modernizm olarak tanımlandırıyorlar. Sömürgecilik fiziki işgaldi, modernizm kültürel işgal. Postmodernizm ise insanlığa ait her şeyi ele geçiriyor; kimlikleri, tarihi, geleceği, varoluşu&#8230;</p>
<p>Çünkü uluslar arası sermayenin çıkarlarına hizmet eden globaliter devlet yapısı gelişiyordu. Ulus ötesi sermaye, coğrafyaları kolayca yönlendirebileceği yerel bölgelere ayırdı. Yerel örgütlenmeleri de politikasına uydurup, biçimlendirdi. Yeni teknolojik gelişmelere ve değişen kapitalist üretim ilişkilerine bağlı olarak bugün insan odaklılık tüketim odaklılığa dönmüştür. Çok uluslu şirketlerin felsefesi ise tüketim odaklılıktır.</p>
<p>Marks’ın 1845’te Engels’le birlikte kaleme aldıkları “Alman İdeolojisi” adlı kitapta belirtildiği gibi kentler farklı grup ve insanların çıkarlarıyla ilgili bitip tükenmek bilmeyen çatışma alanı olmuştur. Başta Marks, Weber, Durkheim olmak üzere düşünürler doğanın ve çevrenin yok edilmesinin en önemli unsuru olarak tüketim hırsına dikkat çekiyorlardı.</p>
<p>Postmodernizm sınıfların konumlanışını da etkilemiş ve ideolojik sonuçlar doğurmuştur. Sovyet sosyalizmindeki likidasyon sürecinden sonra yaygınlık kazanıp popüleritesi artan postmodernizm marksistlere göreyse kapitalizmin hegemonyasını sürdürme aracı, çözümsüzlüğünün ürünü gerici bir burjuva ideolojisiydi.</p>
<p>Faucault, 19.yy’ı zaman-tarih çağı, 20.yy’ı mekan çağı olarak niteliyordu. Kapitalist sistem mekanları araç olarak kullanıyordu. Herşey bir ekonomik değer olarak görülüyor, mekan da metalaştırılıyordu. Ve ondan maksimum sermayeyi yaratması isteniyordu. Temel hedef sınırlı mekanda sınırsız üretim sağlamaktır. Şehirlerde boş ve sermaye değeri olmayan alan bırakılmamıştır.</p>
<p>Kentler kapitalist sisteme göre kurgulanmıştır. Fordist ya da Taylorizm yani “bant üretimi” üretim tarzlarına hız kazandırmıştı. Üretim biçimine göre planlanan kentlerde yaşayanlar için standart bir yaşam düzeni ve herkesin birbirine benzediği bir üst kimlik tanımlanıyordu.</p>
<p>1980’lerde bunalıma düşen modernitenin yeni bir oluşum gibi sunduğu strateji aslında sistemin uğradığı arızayı düzeltmek için geliştirdiği modernizmin daha radikalleşmiş biçiminden başka bir şey değildi.</p>
<p>Hızlı kentleşmeyle toplumsal ilişkiler değişime uğrayıp mekana yansıdı. Üst-orta sınıfla işçi sınıfının yaşadığı mahalleler kent içinde birbirinden ayrıştı. Gelir dağılımındaki farklılık insanları birbirine yabancılaştırdı. Kent yaşantısı artık birçok kesime, marjinal kesimin yaşam alışkanlıklarına uygun değildir. Kırda yaşamaya alışmış olanlarla kentsel yaşam bağdaşmayıp, çelişki ortaya koyuyor. Bu sistem alternatif üretmiyor.</p>
<p>Postmoderniteye göre farklılıklar ve kimlikler önemliydi ama dolaylı yoldan&#8230; Modernizmin iki dünya savaşının karanlık dünyasından postmodernliğe kapı açması modernizmin sosyal başarısızlığındandı. Toplumda bütünlük değil, parçalanmışlık yüceltilmişti. Yerellik, kadın, azınlıklar, toplum dışı kesimler doğrudan değil simgeler halinde ve bireysel olarak anlatılıyordu. İnsana evrensel bakarak değil, birbirinden kopartıp parçalar halinde ele alıyordu. Batı kendi tarihsel sürecinden çıkardığı modernist köklü dönüşümü Türkiye’ye de şırınga etmeye çalışıyor, insanlara aynı tip deli gömleğini giydirerek&#8230;</p>
<p>Postmodernizm ilk bakışta modern olana yönelik bir özeleştiri gibi ortaya çıkmış görünüyordu. Ancak aydınlanmanın kaynağı hümanizm ile insan hakkını temel değer sayan aydınlanmaya karşı da bir saldırıydı. 1960’larda hız kazanan bu akım kapitalizmle ilişkili olan “küreselleşme” ile ilgili gelişmelerle doğrudan ilişkiliydi.</p>
<p>Dünya her gün küçülürken teknolojik hız sermaye akış hızını da etkilemişti. En küçük toplumsal parçalar ile kentler ve sonunda tüm dünya bir gerilim mekanı haline gelmiştir.</p>
<p>20.yy’ın batı ekonomi-politiğinde bilimsel ve teknik gelişmelere bağlı olarak yeniden biçimlenen ekonomik emperyalizmin düşünceyle ilgili entelektüel hazırlığıydı postmodernizm. Dünya ölçeğinde tasarlanan yeni ekonomik düzene boş alanlar açmak için bu düzenin yapılanmasına engel olabilecek hümanizm ve aydınlanma gibi tarihsel-kültürel yapılarla onları ayakta tutan değerlerin ortadan kaldırılması gerekiyordu. Her türlü kuramsal etkinlik yadsınıyor ve akıl dışı formlar öneriliyordu.</p>
<p>Bugün için akıl ve bilime olan güveni sarsacak, insanlık ve aydınlanmaya ilişkin değerleri yıkmaya yönelen bu postmodern eleştiriler inandırıcılığını yitirmiştir. İnsanlık kendine ve doğaya tehdit gördüğü bütün denetimsiz teknolojilere ve kullanıcılarına karşı ortak bir bilinç geliştirmek zorundaydı. Öyle de oldu, bu bilincin belirtileri ekonomik , politik ve kültürel sömürüye karşı Dünya Ticaret Örgütü’ne ve benzerlerine yönelik gözlendi.</p>
<p>Modernite’den postmodernite’ye geçiş Fransız ekolü tarafından fordizmden fordizm sonrasına geçiş olarak tanımlanmıştır. Bu dönüşüm paradoksal gelişmelerle birbirinin içine geçmiş değişimler ve sürekliliklerle doludur.</p>
<p>Yeni dünya düzeninin sosyal ve kültürel ağırlığı postmodernist toplumda kısaca bireyci, demokrasiye şüpheyle bakan, tüketim kaygılarıyla eşitliğe karşı tavır alınan bir toplum modeli olarak biçimlendirilmiştir. Teknolojinin ileri derecede öğelerince tanımlanmış insan yaşamıyla ilgili dikkati, bugünün dışındaki alanlara kaydıran imajlar halinde tasarlanmış kültürel koşulların belirlediği, halkın rolünün küçümsendiği hatta tüketime uygun belirli amaçlar dışında yok sayıldığı batılı egemen güçlerin ve uluslar arası medyasının yönlendirdiği yeni toplumun modeliydi. Kısaca postmodernizm antirealist, antiözcü, antitemelci ve modern bilimin tüm kanıtlarına karşı çıkan emperyalizmin felsefesidir.</p>
<p><strong>Yazar: TAMER UYSAL </strong></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/aydinlanmadan-postmodernizme/">Aydınlanmadan Postmodernizme</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peki, Küreselleşme Kimin İçin?</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/peki-kuresellesme-kimin-icin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 07 Aug 2020 22:41:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[küreselleşme]]></category>
		<category><![CDATA[tamer uysal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17830</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Tamer Uysal Ulaşım, iletişim ve kaçınılmaz küreselleşme&#8230; Küreselleşme, teknolojik ulaşım ve haberleşme alanlarında meydana gelen değişmeler sonucu bütün dünyanın ekonomik, politik ve kültürel anlamda bütünleşmesini ifade ediyor. Ulaşım bütünleşmeyle ilgili ilk önemli aşamaydı&#8230; M.Ö.3000 yıllarında Rusya&#8217;nın güneyinde tekerleğin kullanılması ardından M.Ö.2500 yıllarında at&#8217;ın binek hayvanı olarak insanlığın istifadesine sunulması giderek zorba ve talan ekonomisinde [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/peki-kuresellesme-kimin-icin/">Peki, Küreselleşme Kimin İçin?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14pt;"><em><strong>Yazar: Tamer Uysal</strong></em></span></p>
<p style="text-align: justify;"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/tamer-uysal-rnkli.jpg"><img decoding="async" class="alignleft wp-image-17832" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/tamer-uysal-rnkli.jpg" alt="" width="197" height="166" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/tamer-uysal-rnkli.jpg 642w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/tamer-uysal-rnkli-300x253.jpg 300w" sizes="(max-width: 197px) 100vw, 197px" /></a>Ulaşım, iletişim ve kaçınılmaz küreselleşme&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Küreselleşme, teknolojik ulaşım ve haberleşme alanlarında meydana gelen değişmeler sonucu bütün dünyanın ekonomik, politik ve kültürel anlamda bütünleşmesini ifade ediyor. Ulaşım bütünleşmeyle ilgili ilk önemli aşamaydı&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">M.Ö.3000 yıllarında Rusya&#8217;nın güneyinde tekerleğin kullanılması ardından M.Ö.2500 yıllarında at&#8217;ın binek hayvanı olarak insanlığın istifadesine sunulması giderek zorba ve talan ekonomisinde kullanılması ulaşımla ilgili buluşların başlangıcıydı. Dünyanın global bir köy haline gelmesi atla başlıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bilim devrimi yani buhar gücünün bulunması, katı ve sıvı yakıtların ulaşımda kullanılmaya başlanması ile yeni teknolojik gelişmelerin ortaya çıkması ise ulaşımda dönüm noktası olmuştur. Telefon, telgraf ve telsiz bulunmasıyla iletişimin teknik boyutları daha da geliştirilmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Çeşitli düşünürler iletişim kavramı üzerine görüş ileri sürmüşlerdi. 19.yy sonunda insanların yönetimini de kapsayan gelişmelerle ilgili ilk kuramsal açıklamalar liberal görüşün savunucusu Adam Smith&#8217;e dayanmaktadır. Smith &#8220;Bırakınız Yapsınlar&#8221;ın Cosmopolis&#8217;inde bolluk ve büyüme için iş bölümü ve iletişim olanaklarının gelişmesini varsayıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">1789 Fransız Burjuva Devrimi ulusal bütünleşme adına bu gelişmeyi daha da özgürleştirmişti. 18.yy liberalizmin, 19. yy ise iletişimin temel teknik sistemleriyle serbest değişim ilkesinin yaratıldığı insan topluluklarında bütünleştiriciliği etken sayan görüşün başlıca kavramlarının doğuşuna tanık olmuştur: İş bölümü, ağ, gelişme, yığınların yönetimi&#8230;</p>
<p style="text-align: justify;">Saint Simon iletişimde anahtar bir kelime olan ağı toplumsal-fizyolojik açıdan organizmal bir düşünce olarak ortaya atıp insan ve iş yönetimine geçişte toplumsal örgütleniş biçimlerinin ipuçlarını veriyordu. Ağ örgüsü ya da dokusu endüstriyel işletimde sistem olarak tanımlanır.</p>
<p style="text-align: justify;">Herbert Spencer, organik bir sistem olarak tanımlanan iletişimle ilgili bu yaklaşımı geliştirip işlevini açıklığa kavuşturdu. İşlevler belirlenip, parçaların birbirine bağımlılığı organizma toplumunun somut örneği. İletişim sisteminin iki bileşeni dağıtıcılık ile düzenleyicilikti. İlki dolaşımı sağlarken ikincisi de egemen merkezin çevresiyle olan karmaşık ilişkilerinin yönetimini sağlamaktadır. İkincisi merkezin kendi etkisini yayabileceği medyasıdır. Yöntemler ise bildiriler, sondalamalar, basın, posta, telgraf, basın ajansları vs.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişimle ilgili üçüncü kavram gelişmedir. Saint Simon&#8217;un öğrencisi Auguste Comte Spencer&#8217;in görüşlerine yaklaşır. Fizyolojik gelişme yasaları ve iş bölümüyle ilgilenmiştir. Tarihi teolojik yani düşsel, metafizik yani soyut ve pozitif yani bilimsel 3 döneme ayırdı. Sonuncusu bilim çağıydı. 2.Dünya Savaş&#8217;ından sonra medyalara stratejik bir rol veren gelişme anlayışıyla canlandı. Siyasal coğrafya ve jeopolitik temeller ise 1897&#8217;de Alman Friedrich Ratzel tarafından atıldı. Gücün mekansal boyutuna ilişkin bu düşüncede mekan yaşamsal mekana dönüşür. Ağlar ve devreler ülkeye can verir. &#8220;Devlet toprağa demirlenmiş bir örgüttür&#8221; der Ratzel. Ülkedeki organizmal ilişkilerle ilgileniyordu. Değişim, etkileşim, devingenlik vs. yaşamsal enerjinin dışa vurumudur.</p>
<p style="text-align: justify;">Saint Simon&#8217;ın görüşleri planlı ve kısmen bilimsel örgütlenmiş bir toplumdan burjuva toplum yapısına ilişkin kuramlara evrildi. Comte&#8217;un bilgi yoluyla toplumun dönüşümüne inanan öğretisiyle Spencer&#8217;in herşeyin kendiliğinden gelişeceğine inanan ve toplumu biyolojik organizmaya benzeten organik toplum kuramı ile çözümlenemezdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Ekonomik, politik, askeri, teknolojik güç odakları, yeni dünya düzenini ve küresel ilişkileri düzenleyen otorite dünyayı yöneten egemen güçtür diyordu Antonio Negri.</p>
<p style="text-align: justify;">Egemenliğin biçimi değişti, birçok unsuru barındırıyor şimdi. Bunun araçları da ulusal ve ulus üstü kuruluşların organlarıdır. Emperyal egemenlik yani otorite ABD önderliğinde gayri resmi biçimde paylaşılmıştır aslında. Thomas Jefferson gibi federalist yazarlar ABD ideolojisinin babalarıdır. Antik dönem özellikle Roma İmparatorluğu&#8217;nun emperyal modelinden esinlendiler. Onlara göre iktidar ağ içinde etkili bir biçimde dağılmalıydı. Bütün dünyaya hükmedecek şekilde sınırlar kaldırılmalıydı. Mekansal sınrılarla birlikte zamansal sınırlarda öyle; tarih, kimlik, geçmiş vs. askıya alınıp mevcut durumlar sonsuz kılınmalıydı. Hatta yönetim doğrudan insanlar üzerinde etkili kılınmalıydı.</p>
<p style="text-align: justify;">Foucault&#8217;a göre bu durum otoriter toplumdan kontrol toplumuna geçişti. Üretim biçimleri, dağıtım, adetler, gelenekler vs. bu mekanizmanın komut ve aygıtlarıyla düzenleniyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişim sistemleri ve enformasyon ağları yoluyla iktidar beyinleri ve bedenleri de kontrol altına alıyordu. Bu yeni egemenlik kurma aracını Foucault, “Biyo-İktidar” olarak kavramlaştırmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Kapalı ekonomiden Pazar ekonomisine geçiş 12.yy&#8217;dan sonra başlamıştı. İnsanlığı birleştiren binlerce yıllık din ve tanrı olgusunun yerini pazar ekonomisinde para almıştı. Para, bankalar, faiz vs. dinsel açıdan bir çelişki gibi görünüyordu ancak para ile tanrı imgeleri arasında bir denge oluşturularak egemenlik tepkiyi azaltarak sürdürülebilirdi. 14.yy&#8217;da yoksulluğa isyan edenler tarafından bu imajın sarsılması gerçeğe dönüştü. Günümüzde kitle iletişim araçları yeni ideolojik silahıdır iktidarların.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitlesel iletişim toplumları etkileyen yeni olgudur. 20.yy başından itibaren gelişen kitle iletişim araçları insanların ilgi alanlarını biçimlendirdi. Siyasi sistemleri etkileyen önemli bir güç haline geldi.</p>
<p style="text-align: justify;"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/9254_601529933237306_289796419_n.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignleft size-full wp-image-17831" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/9254_601529933237306_289796419_n.jpg" alt="" width="400" height="400" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/9254_601529933237306_289796419_n.jpg 400w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/9254_601529933237306_289796419_n-300x300.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/08/9254_601529933237306_289796419_n-150x150.jpg 150w" sizes="(max-width: 400px) 100vw, 400px" /></a>W.Lippman &#8220;Kamuoyu&#8221; isimli kitabında &#8220;kafalarımızın içindeki resimler&#8221; kuramıyla kitle iletişim araçlarının üstün gücü ve etkisine dikkat çekti. Harold D.Laswell&#8217;in &#8220;Dünya Savaşında Propaganda Teknikleri&#8221; ve A.J.Mackenzie&#8217;nin &#8220;Propaganda Boom&#8221; adlı kitaplarında ise özellikle ABD, İngiltere, Fransa ve Almanya&#8217;nın Birinci Dünya Savaşındaki propaganda çalışmalarına yer verilmişti.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişimle ilgili çalışmalar özellikle askeri ve politik kaygılarla başlamıştır. Bu alandaki çalışmalara öncülük yapan kurumun ABD&#8217;nin &#8220;Ordu Enformasyon ve Eğitim Bölümü Araştırma Birimi&#8221; olması dikkat çekicidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Geniş halk yığınlarını denetim altında tutma, biçimlendirme, yönlendirmede kitle iletişim aygıtları yararlanılan etkili bir güç olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">1929&#8217;daki dünyanın içine düştüğü ekonomik krize karşı ABD &#8220;New Deal&#8221; adlı bir program geliştirmişti. Borsa, bankacılık ve ticaret sektörlerini vuran kriz için uygulanan programın halka benimsetilmesinde iletişim alanında yapılan çalışmalar ve kitle iletişim araçları kullanılmıştır.</p>
<p style="text-align: justify;">ABD&#8217;nin dünyaya empoze ettiği yeni sosyal devlet anlayışının geliştirilmesi şeklinde ekonomik anlayış aslında kapitalizmin uluslar arası düzeyde rekabet edebilmesini amaçlıyordu. ABD bu gelişmeyle sosyalizm karşısında kapitalist sistemi test etmek ve kapitalizmin iç işleyişinden kaynaklanan sorunların ertelenebileceğini göstermek istemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece ilk kez ABD öncülüğünde kitle toplumu, kitle kültürü, tüketim ve refah toplumu kavramları 1945 sonrasında kapitalist ekonomiyle birlikte ABD&#8217;nin tanımlanmasında başvurulan yaygın ve çekici kavramlar haline getirilmişlerdir. Batı&#8217;nın öncülüğünü de 1930&#8217;lardaki bu toplumsal sistem sayesinde ele geçirmiştir yani ABD. Batı&#8217;nın iletişim alanındaki kuramsal çalışmalarının bu öncülükteki rolünün de etkisi olmuştur. Kimdi bunlar, sayalım; Phillippe Gaillard, Jean Luc Pouthier, Paul Verschave, Joseph Pulitzer vs.</p>
<p style="text-align: justify;">İletişim, toplumsal yaşamın başından bugününe kadar her alanda ve koşulda görülen bir toplumsal eylem olmuştur. İnsanın doğa ile ilişkilerinden doğan sınırlarını aşıyor en sonunda toplumlararası boyuta taşıyordu. Atla başlayan globalleşme böylece akıl almaz boyutlara ulaşıyordu. Küreselleşme ise teknolojik gelişme ve bilgi toplumunu doruğa ulaştırdı. Ülke ve uluslar arası alanda serbest piyasa ve serbest ticaret yaygınlaşmış, dünya ticareti artmıştır. Ancak gelişmeler istihdamı ise olumsuz etkilemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Teknolojik ağlar sadece üretimi değil, iletişimle birlikte sosyal yapıları da etkiledi. Doğal sınırlar ortadan kalkıyor, dil, aile, ülke gibi aidiyetle ilgili öğeler önemini kaybediyordu. Eski Roma, Batı&#8217;nın bugünkü kimliğini kazanmasında pay sahibidir. Çünkü Roma uygarlığı batı toplumları için bir dünya imparatorluğunu ifade etmekteydi. Bugün ABD için kullanılan yeni imparatorluk tanımlamasında olduğu gibi. Çünkü Roma askeri ve politik üstünlüğünü üretimde söz sahibi olması sayesinde kurmuştu. Örgütlenme biçimiyle, toplumsal ilişkilerdeki rolüyle, kurduğu iletişim biçimiyle tıpkı bugün ABD&#8217;nin yaptığı gibi egemenliğini kurumsallaştırmıştır. Yves Renouard &#8220;Haberleşmenin Gelişimi&#8221; adlı eserinde Roma&#8217;da bu amaçla &#8220;Cursus Publicus&#8221; isimli çağının en ileri iletişim sisteminin varolduğunu belirtmişti. Muazzam bir yol ağı üzerinde kurulu bir sistemle adeta &#8220;bütün yollar Roma&#8217;ya çıkar&#8221; sözü doğrulanırcasına askeri ve idari amaçla geliştirilen yollar çöllerin içlerine kadar uzanıyordu. Roma&#8217;nın geliştirmiş olduğu haberleşme sistemi bundan ibaret değildi. Julius Sezar döneminde &#8220;Acta Senatus&#8221;a ait tutanaklar halkın görebileceği yerlere asılıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">İtalyan Komünist Partisi kurucusu marksist kuramcı Antonio Gramschi tarafından kullanılmıştır ilk kez &#8220;hegemonya&#8221; kavramı. Bir devletin diğer devletler üzerindeki gücünü, otoritesini, aynı zamanda devletler arası ilişkilerde ekonomik, politik , toplumsal, kültürel, ideolojik bakımından bütünlüğü ifade ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yani hegemonya &#8220;emperyalizm&#8221; kavramıyla iç içe geçmiş kavram. Büyük egemen güçleri ifade ediyor. Örneğin 15.yy. da Portekiz ve 16. yy. da İspanya sömürgeci politikası nedeniyle dünyanın &#8220;hegemon güç&#8221;leri idiler. 17.yy.da Fransa, 18-19. yy da İngiltere, 20. yy da ABD hegemon güç haline gelmiştir. Emperyalist batının dünyada egemenlik kurmasıyla toprak işgallerinin nedeni belliydi. En önemlisi de ekonomik nedenliydi. Tekelci sermaye için yatırım, pazar, hammadde, nüfus alanları yaratmak amaçlanıyordu. Emperyalizmin marksist bakış açısıyla ilk ciddi yorumu 1916&#8217;da Lenin tarafından yapıldı, &#8220;Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması&#8221; adlı kitabında. Lenin, emperyalizmi kapitalizmin tekelci aşaması olarak görüyordu. Marksistlerle beraber bazı klasik ve liberal ekonomist düşünürler de emperyalizmin nedenleri üzerine görüşlerini dile getirdiler, David Ricardo, Adam Smith, John A.Hobson bunlardan birkaçıydı. Örneğin Hobson &#8220;Emperyalizmin Ekonomik Anakökü&#8221;nde yervermiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Makhiavelli, Bacon ve Hitler&#8217;in yorumları egemenlik kurma isteği üzerinedir. Stratejik ve güvenlik amaçlı yayılma, bölgelerle başka ülkelerdeki yönetimleri ele geçirme isteği de başka bir nedendi. Azgelişmiş ülkelere yapılan yardımların arkasında emperyalist amaçlar yattığı kabul edilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Emperyalizmin önemli aşamalarından birisi Amerika kıtasının keşfedilmesiyken ikinci aşama endüstri devrimiyle gerçekleşiyordu. 16.yüzyılda Avrupa&#8217;da başlayan makine devrimi yerini 18.yy&#8217;da tarımsal üretimin makine ve fabrikalara evrilmesiyle teknolojik devrime bırakıyordu. Çok uluslu şirketlerin tekeline geçen bilimsel ve teknik buluşlar ve gelişme &#8220;teknolojik&#8221; devrimin zeminini hazırlamıştır. Hem toplumsal ilişkileri hem de yapıyı etkileyen büyük değişimler getirmiştir. Bugünün neo-emperyalizm&#8217;ine giden sürecinin temelleri işte bu dönemde atıldı. Asıl sömürü toprak işgallerinin olduğu 15.yy&#8217;da değil kitle iletişim araçlarının ülkeleri, kültürleri, dili, aileyi hatta giderek özgürlükleri ortadan kaldırdığı 19.yy&#8217;da başlamıştır. Genişleme politikalarının önemli adımı iletişim teknolojilerinin ve buluşlarının ortaya atıldığı son 200 sayılır.</p>
<p style="text-align: justify;">1945&#8217;te hukuk ve kurumlarıyla oluşan &#8220;yeni dünya düzeni&#8221; aslında devletler arasında yapılmış bir anlaşmaydı. Bütün ilişkiler hegemon güçlerin kontrolü altında kurumsallaştırılmıştır. Bu hegemon güçlerin çıkarları için kullandığı sözde meşru bir araç olmuştur.</p>
<p style="text-align: justify;">Emperyalizmin bir aşaması olan küreselleşme kavramı, Ellen Meiksins Wood&#8217;un sözleriyle &#8220;günümüzde solun boynuna dadanmış en ağır ideolojik albatros&#8221;. Sınıf ve devlet iktidarına ilişkin öne sürülen liberal ekonomik, sosyal, kültürel bütünleşme ve tektiplilik. Hatta daha da ileri gidip bir alternatifsizlik, ideolojik bir bozgunculuk yaratıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Emperyalizmin gelişmesi birinci dünya savaşı sonrası keynesyenlik, dünya kapitalizminin gelişimi ve 3.dünya ülkelerinin doğuşu gibi bazı değişmelerin sonucu ortaya çıkıyordu. Marx, küreselleşmeye giden süreçte kapitalist üretim biçiminin temelini, dünya sermayesi tarafından atılmasına bağlıyordu. Küreselleşmeyi emperyalist yapan ise pazar kavgasıydı. Bunun sonucunda üç emperyalist blok ortaya çıkmıştı: Avrupa Birliği, Japonya ve ABD.</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında önceleri az gelişmiş ülkeler lehine gerçekleştirilen dünya ticaretinde haksızlığa ve rekabete neden olan döngü çok basitti; Petrol ülkeleri paralarını yüksek faizle batı bankalarına yatırıyor, batılılar da borç olarak az gelişmişlere veriyorlardı. Bunun sonucunda dünya ticareti ihracat maliyetleri nedeniyle azgelişmişler aleyhine işliyordu. Yani ulusal sermayeye kıyasla küresel sermaye sahipleri daha fazla kazanıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">1989&#8217;da The National İnterest dergisinde &#8220;Tarihin Sonu mu?&#8221; adlı bir makale yazan futurist yazar uyama küreselleşmenin göstergelerinden biri olan Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasının kapitalizmin nihai zaferi olarak kabul edilmesi gerektiğini öne sürmüştü. Sovyetler Birliği&#8217;nin dağılmasından sonra ABD&#8217;nin hedefi yeni güç odaklarının ortaya çıkmasına engel olmaktır. Küreselleşme 3 denge üzerine kurulmuştu: Klasik ABD öncülüğünde uluslar arası denge, çok uluslu şirketler ve ulus-devletler arası denge, süper zenginler ile diğer ikisi arasındaki denge.</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Süper Piyasalar&#8221; denilen özellikle borsa oyunları ile uluslar arası pazarın kontrol edilmesi amaçlanıyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Emperyalizm nedir? Sefalet, hastalık, zulüm, ölüm&#8230; Anlamı bu. Sömürgeciler toprakları işgal ediyordu, emperyalistler ise mali sermayeyi savaşla birlikte sokuyor. Aynı şey olmadıkları ortada. Yeni dünya düzeni, küreselleşme ve en sonunda emperyalizm ulusal boyutta sonuç olarak ciddi bir tehdide dönüştü. Milliyetler sorunu, yurtseverlik, ulusal çıkarların korunması, vatanın savunulması gibi burjuva ideolojik argümanlara yönelen yaklaşımlara dikkat çekti.</p>
<p style="text-align: justify;">Buna karşılık, oysa, küreselleşme karşıtları dünyanın yüzde 20&#8217;lik azınlığı karşısında büyük bir kesimi temsil ediyor. Çevreciler, feministler, anarko sosyalistler, yeşiller, faşizm karşıtları eşcinseller, vicdani redçiler, pasifistler, savaş karşıtları, ırkçılık karşıtları, otonomlar, sendikalistler vs. insanlığa kaçınılmaz bir süreç olarak empoze edilmeye çalışılan küreselleşmeye karşı.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan kapitalist enternasyonalciler ise ulus-devletlerin parçalanmasını gizliden gizliye savunurlarken sadece karlarını düşünmekte. Yerelleştirme ve özelleştirme politikalarının altında bu neden yatıyor çünkü. Her ulus-devlet dünya ticaretinden ve yatırımlardan, teknolojilerinden daha çok pay alma yarışında birer rakip olabileceklerdi.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yüzden devletler küçültülmeli hatta eritilmeli idi. İMF, Dünya Bankası gibi küresel kuruluşlar vasıtasıyla güçleri zayıflatılmaktadır aslında. Ki ulusal sınırlar kolayca aşılabilsin. İletişim ve ulaşım alanındaki teknolojik ilerlemenin doğurduğu küreselleşme piyasalar arasındaki ulusal sınırları kaldırdı. Yatırım, istihdam, üretim, gelir ve pazarlama ile ilgili kararlar hatta yönetim süreçleri çok uluslu şirketlerin ellerine geçmiştir. Küreselleşmeye karşı günümüzün yeni toplumsal hareketlerinin karakteri kadın, çevre, demokratik talepler vs. biçiminde ortaya çıkıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelecek üzerine yazanlar dünyanın &#8220;medeniyetler çatışmasına&#8221; doğru gittiğini ileri sürüyorlar. İnsanlık dünyanın bütünleşmesine karşı değil, çıkar gruplarının oluşmasına karşıdır. Bu gruplar bütün dünyaya egemen olmanın derdindeler ve Anglo-Amerikan modeli dediğimiz yeni anlayışı savunanlar Avrupa sosyal modeline karşı da ucuz işgücü, az gelir, minimum sosyal haklar istiyor. Çok uluslu şirketler ve holdinglere her türlü olanaklar sunulurken, bunlar da devletleri kontrolleri altlarına almaktalar.</p>
<p style="text-align: justify;">George Bush ve soğuk savaş döneminden kalanların bütün kaygısı iktidarlarını antagonizmalar yaratarak sağlama almak. ABD diasporaları, AB, Rusya, Çin, Hindistan, Brezilya gibi ülkeleri kendi hegemonyası için tehdit görüyor. Tıpkı Eski Romalıların başkalarına yaptıkları gibi. Roma da demokrasi perdesi altında kendi dışındaki barbarların birleşmesine engel olmayı hedeflemiyor muydu? Bush evangelizminin altında yatan gerçek ekonomik çıkarları din düşmanlığı ile süsleyerek dünyanın tepkisini dindirmeyi denemekten başka bir şey değil. Belli ki Afganistan modeli Irak&#8217;ta da denenmiş oldu. Şimdi dünyayı yönetmek için uygun global politik strateji devletleri düşman görerek en büyük parçalanmayı sağlamak. ABD&#8217;nin İran ile Irak arasındaki savaşta gizlice İran&#8217;a silah pazarlaması da bu amacın görünen yüzüydü. 1990&#8217;ların başında tecrit ve çifte çevreleme şeklindeki Ortadoğu politikasının kendi çıkarlarına dönük olduğunu göstermiştir. Demokratik, reformcu ve devrimci muhalif kitlelere karşı ABD kukla hükümetlerle, askeri diktatörlükleri açık ya da gizli desteklemiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Küresel siyaset üzerindeki etkisi sadece bugüne dayanmayan ABD her dönem kendine yeni hedefler, yeni haydutlar yaratmıştır. 1925&#8217;te Monroe doktriniyle &#8220;Amerika amerikalılarındır&#8221; ilkesini ortaya atıp sonra bu savı 1948&#8217;de yardım altında Avrupa kıtasına taşıdılar. Bu paketlerin yerini sonraları Amerikan karargahları ile garnizonlar ve müdahaleler almıştır. Neo-Emperyalizm&#8217;in mührü değişik doktrinler halinde zaman zaman bütün kıtalara vurulmuştur. Hem de başkanlarının ya da üst düzey görevlilerinin adlarıyla anılır: Marshall, Truman, Eisenhower, Nixon, Ford, Carter, Clinton doktrinleri ABD&#8217;ye çıkarları için ilan ettikleri hassas ve kritik bölgelere müdahale hakkı tanımaktadır. Bu açıdan 4 Temmuz 1492 tarihli Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi&#8217;nin özgürlüklere dokunan eşitlik sağlamayan devlet varlık nedenini yitirir, böyle bir devlete karşı mücadele meşruiyet kazanır demesi de ilgi çekicidir. 1980&#8217;lerin başında ABD Pakistan aracılığıyla Afganistan&#8217;da sonra dan bomba yağdırdığı mücahitleri Sovyetler ve komünist Afgan hükumetine karşı silahlandırmıştır. Batılı Yahudi düşmanlığı ise dün anti-semitizm iken yerini önce bütün dünyada komünizme bugün ikiyüzlüce Müslüman düşmanlığına bırakmıştır ama bugün Irak&#8217;ta asıl sergilenen nedenin neo-emperyalistlerin Ortadoğu ile ilgili çıkarlarının olduğu açıkça görünmektedir. İsrail&#8217;in ABD destekli fiziki olarak da ördüğü duvarın Berlin duvarından ne farkı vardır, ABD ve İngiliz çıkarlarının korunmasından öte?&#8230; İşgal edilen topraklarda İsraillilerle Araplara farklı farklı yasalar uygulanmaktadır. İkinci dünya savaşından sonra Dünya Bankası ve İMF gibi kurumlar aracılığıyla özellikle ABD ve İngiliz ekonomilerini korumak için hazırlanan planlar günümüzde küresel güç odaklarınca soykırıma varan yöntemlerle korunuyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Söz konusu güç odaklarının en büyük silahı askeri müdahalelere başvurmadığı yerlerde borsa, bankacılık sistemleri vs. demiştik. Küreselleşme bütün dünyada az gelişmiş ülkeler için özelleştirme, sosyal harcamalarda azalma ve çevre kirliliği demek. Bunların yerine büyümede yavaşlama, döviz ihracı, hisse senedi alım satımı gibi gelişme sağlamayan dolaylı yatırımlarda artış demek. Kriz demek.<br />
Her yönüyle elektronik iletişimle bağlantılı olarak ortaya çıkan mali küreselleşmenin salt parasal alandan daha geniş ekonomik ve kültürel alanlara yayılması yönetim ve pazarlamacı kuramcılar tarafından tezgahlandı. &#8220;evrensel tekbiçimlenme&#8221; yani ihtiyaçların ortaklaşmasına, rekabete, pazarların tüketim için strajik olarak planlanmasına ve iletişim aygıtlarının bunlar için kullanılmasına 1983&#8217;te vurgu yapan ABD&#8217;li Theodor Lewitt bir ilktir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanadalı coğrafyacı ve politik iktisatçı Harold Adam İnnis&#8217;in şu sözleri unutulmamalıdır: &#8220;İletişim teknolojisi siyasal ve ekonomik süreçlerin temelidir&#8221;. Dünya artık kaçınılmaz bir şekilde açık ekonomide bankacılık, döviz alışverişi , tröst ve borsa gibi araçlarla emperyalizm ve tekelci büyük burjuvazinin hegemonyasına girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Peki küreselleşme kimin için?</p>
<p style="text-align: justify;">Dün iki kutuplu olan bugün ABD&#8217;nin tek süper güç olarak kaldığı dünyada 2 bin yıllık gelişmenin son 20 yıla sığdığı değişimler yaşandı. Ancak dünyanın en zengini ile yoksulu arasındaki fark gittikçe büyüdü. Küreselleşme bütün dünyaya eşit zenginlik getirmedi. En zengin ülkeler ülkeler üretimin yüzde 86&#8217;sını, en fakirler yüzde 1&#8217;ini üretiyor şimdi. Yani ilk yüzde 20 ile son yüzde 20&#8217;si. General Motors&#8217;un, Exxon Mobil&#8217;in vs. yıllık ciroları Danimarka&#8217;nın, Avusturya&#8217;nın bütçelerinden büyüktür. 3 kişi toplam 48 ülkenin gayri safi milli hasılalarından daha fazla servete sahip. Dünyanın en zenginleri ise topu topu sadece 20 kişidir. Chossudovsky&#8217;nin deyişiyle yeni dünya düzeniyle küreselleşme, küresel soygunun bir &#8220;maske&#8221;siydi. Tıpkı eski dünyanın mitleri gibi.</p>
<p style="text-align: justify;">Öte yandan denetimsiz teknolojilerle doğa hızla tahrip ediliyor. Az gelişmişlerle hegemon güçlerin kaynakların kullanılmasına ilişkin olanak, amaç ve çıkarları başka başka. Dünya&#8217;ya en fazla zehiri salanlar kullananlar da yine dünyayı yöneten aynı güçler. Rio&#8217;da, Seattle&#8217;da Porto Allegre&#8217;deki büyük tepkiye rağmen doğanın katledilmesi asit yağmurları, ozondaki delinme, iklim değişikliği, küresel ısınma, orman yangınları, deniz kirliliği vs. son hızla sürüyor. 2 milyar insan açlıkla karşı karşıya. 2,5 milyar insan sağlık hizmetlerinden yoksun.</p>
<p style="text-align: justify;">Baudrillard, Lyotard ve uyama gibi geleceğe ilişkin yazanlar karamsar tablolar çiziyor. Bugün toplum ve doğa adına bütün değerler hızla aşınmakta. Günümüzde Jean Jacques Rousseau&#8217;nun bireyin toplumsal uyumunu içeren yasal önermeleri değil ama egemen güçlerin bireyci kuruluşlarının Dünya Ticaret Örgütü&#8217;nün, OECD&#8217;nin vs. prensip ve dayatmaları geçerli oluyor. Para merkezli bu kuruluşlar bu yüzden doğayı, insanlığı daha aymazca yok edebiliyor. Küreselleşme yanlıları bunu istiyor.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/peki-kuresellesme-kimin-icin/">Peki, Küreselleşme Kimin İçin?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
