Dil Psikoloji

Çocuklarda Dili Gelişiminin Aksaması: Dil Gecikmesi

Dil gecikmesinden söz edecek olursak öncelikle şu konu başlıklarını incelememiz gerekir:

1) Dil Gelişimi

2) Dil Gelişimi Kuramları

3) Dil Gelişimini Etkileyen Etkenler

4) Dil Gecikmesi

5) Dil Gecikmesi ve Konuşma Gecikmesi Arası Fark

6) Dil Gecikmesini Etkileyen Etkenler

 

Normal gelişim gösteren her çocuk yeterince duyduğu veya maruz kaldığı, iletişim ve etkileşim kurma olanağı bulduğu bir veya birkaç dili öğrenme kapasitesine sahiptir. Beynin bu konuda koyduğu herhangi bir sınırlama yoktur. Ancak, çocuk maruz kaldığı dillerin tümünü aynı derecede ve yetkinlikle öğrenemeyebilir. Yetkinlik derecesi dile ne kadar maruz kaldığına, hangi dil becerilerini ne kadar ve sıklıkla kullanabildiğine göre değişir. Bir günlük yeni doğan bebekler test edildiğinde annelerinin sesini tanıyabiliyor, odada bulunan diğer kadın sesleriyle karşılaştırıldığında, annelerin sesini daha uzun dinliyor. Bu bizi dil işlemleme sürecinin, doğumdan önce başladığını sonucuna götürür. Yeni doğan bebekler aslında doğmadan önce çevrelerinde konuşulan dilin ezgisini ayırt etmeye başlamıştır. Yani bu dildeki seslerin nasıl birleştiğini ve bir ritim oluşturduğunu biliyor anlamına gelir.

 

Çocukların dili bir iletişim aracı olarak kullanmaya başlaması sadece sözel anlatımın gelişimi olarak değil aynı zamanda buna paralel olarak gelişen bilişsel bir gelişimin doğrultusunda oluşmaktadır. Dolayısı ile çocukların dil edinimi şu iki doğrultuda incelenebilir:

1) Bilişsel Gelişim

2) Sözel Anlatımın Gelişimi

 

Bilindiği gibi çocuklarda bilişsel gelişimi yönlendiren en önemli etkenler çocukların çevrelerinde duydukları sesler, algıladıkları nesneler ve özellikle hareketlerdir. Çocuklar çevrelerinde gördükleri nesnelerin dış görünümüne ve eylemlerine ait bilgileri şemalar halinde zihinde kodlamakta, bellekte depolamakta, daha sonra bu bilgileri, nesneleri tekrar gördüklerinde tanıyabilmek, nesneler arası ilişki kurabilmek ve nesne eylem ilişkilerini ayırt edebilmek için kullanmaktadırlar. Çocukların algılama, depolama ve depolanan bilgileri kullanma becerisini zaman süreci içerisinde kazanmaları çocuklarda bilişsel bir gelişimi göstermektedir. Yine bilişsel gelişimi gösteren bir başka kanıt da çocukların kendi varlıklarını çevrelerindeki diğer varlıklardan, kendi eylem ve davranışlarını çevrelerindeki diğer varlıkların eylem ve davranışlarından ve kendileri ile ilgili olarak olan olayları diğer nesne ve kişilerin başına gelen olaylardan ayırt edebilmeleridir. Bundan başka çocukların çevrelerinde görmedikleri nesnelere veya kendilerinin içinde bulunmadıkları zaman dilimlerine ve yerlere gönderimde bulunmaları da çocuklarda bilişsel gelişmeyi gösteren bir başka kanıttır. Çocukların ana dilini edinmeleri sadece sözel anlatımın edinilmesi demek değildir. Çocukların dil edinimini incelemek, sözel anlatıma paralel olarak gelişen bir bilinçlenmenin de nasıl ve ne boyutta olduğuna ışık tutmaktadır. Gerek sözel anlatım, gerekse yukarıda sözü edilen bu bilinçlenme çocuklarda zaman süresi içinde gelişim gösteren birer olgudurlar. Çocukların bilişsel gelişimi sözel anlatımın gelişimi ile aynı doğrultuda fakat daha süratli gerçekleşmektedir; kısacası bilişsel gelişim sözel gelişimden önce olmaktadır. Çocuklar edindikleri dilin anlatım biçimlerini tam ve doğru olarak henüz kullanamadıkları devrelerinde kendilerine özgü anlatım biçimleri kullanarak iletişim kurabilmekledirler.

 

Psikofizyolojik açıdan ise dilin kazanılması ve ortaya konması, beyindeki aktif oluşumlara bağlıdır. Eğer sinir sistemi içinde bu fonksiyon için yüksek derecede özelleşmiş ve aynı zamanda esneklik kazanmış fizyolojik bir ön hazırlık yoksa dilin, ne kazanılması ne de kullanılması olasıdır. Doğuştan getirilen yetilerin kullanılabilmesi ve beyin işlevlerinin gelişebilmesi için ya da bir başka deyişle, var olan biyolojik düzeneklerin dil, bellek, beceri işlevleri gibi insana özgü işlevleri gerçekleştirebilmesi, ancak, çevre etmeniyle olanaklıdır. Beyin-çevre ilişkisinde beyin belirleyici, çevre ise biçimlendirici ve üreticidir.

 

Normal gelişim sürecine baktığımız zaman, özellikle 0-2 yaşların dil ve konuşma gelişimi açısından çok büyük önem taşıdığını görmekteyiz. (Acarlar, 2002) Doğumdan sonra çevre ile ilişkisi en üst düzeye çıkan bebeğin, çevreyi tanıma ve anlama isteğinin yoğunlaşması ve her türlü uyarıdan etkilenmesi, dil gelişimini olumlu yönde etkilemektedir. Normal nöromotor gelişiminin görüldüğü durumlarda ve işitmenin normal olması durumunda bebekler, her türlü sesten ve görsel uyarıdan etkilenirler (McCarthy, 1954). İlk aylar daha çok kendisi ve yakın çevresi ile ilgilenme dönemidir. Bu aylarda beslenme ve temizlenme gereksinimi ile ilgili ses çıkarma örnekleri görülür.

 

Dilin kazanılması bireylerin duygu ve düşüncelerini birbirine aktarma fırsatı doğurur. Dünya üzerinde 7000 civarı dil olmasına, çok kompleks semboller ve kurallar olmasına ve farklı ifade ediş biçimine rağmen normal gelişim sağlayan çocuklar çok ciddi bir çaba sarf etmeden ana dillerini kolayca kazanabilmektedir. Yeni doğanların konuşma seslerini dikkatli takip edip ve diğer seslere göre daha fazla tercih etmesi insanlarda bazı nöral yapıların konuşmaya programlı olduğunun bir göstergesi kabul edilebilir (1). İletişim için dil araçken, konuşma da dili iletmenin yoludur. Konuşma insanlar arasındaki sözel iletişimin en önemli öğesidir ve konuşmaya iletişim diyebilmek için konuşan ve dinleyenin birbirini anlayabilmesi gerekir. Genel olarak insanlarda öğrenmenin önemli yollarından biri çevrenin ve özellikle çevredeki bireylerin taklit edilmesidir. Bebekler ilk iletişimlerini /a/, /i/ ve /u/ gibi sesleri taklit ederek başlatırlar (2). Birinci ayda bebek ağlama, gülme veya hırıltı ile istemsiz iletişim kurarken, ikinci aydan sonra anne veya bakıcıya ihtiyaçları hakkında yani nedene göre bilgi verebilir. Bebek ve çocukların bilişsel, sosyal ve motor özellikleri önemli olmasının yanı sıra taklit edebilecekleri zengin bir dil, güçlü ve devamlı uyaran gerekmektedir. (Koçyiğit ve diğ., 2017)

 

Bebekler ilk kelimelerini 1 yaş civarı söylemeye başladığından dolayı bundan önceki dönem dil öncesi (pre-linguistic) veya söz öncesi (pre-verbal) dönem olarak adlandırılmaktadır. İlk 2 ayda ağızdaki konuşma kaslarının kontrolünü sağlayıp, babıldama (cannonical babling) gibi konuşma dışı sesler çıkarmaya başlar. 5. aydan sonra ana diline ait ünlü sesleri çıkarma, 6. aydan sonra da ‘ba-ba, da-da’ gibi tekrarlar vardır. Bu aktivitelere “vokal jimnastik” denir ve bu süreçte bebeğin hem kendi sesini hem de çevredeki sesleri duyabilmesi çok önemlidir (3). Bu dönem devam edip 9. aydan sonra dile özgü ses kombinasyonlarının çıkarıldığı mırıldama-babıldama (variegeated babling) dönemine girilir. Bu dönemde bebek kendi seslerini de dinler ve etrafındaki konuşmalarla ilgilenir.

 

1 yaş civarında çocuklar ilk sözcüklerini söylemeye başlar. Bu dönemde alıcı dil ifade edici dile göre daha iyidir. 18 aylığa geldiğinde 50 civarı, 18-24 ay arası ise 200 civarı kelime öğrenebilir. İki yaşının sonuna doğru tek heceli kelimelerden iki heceli kelimelere geçişin olduğu döneme, üç-dört yaşında dilin temel gramer yapılarının da öğrenildiği döneme girer. Beş-altı yaşlarında 4-8 kelimelik cümleler kurar ve kelime hazneleri oldukça gelişmiştir.

 

Dil gelişimi kuramlarını ise üç ana başlık altında incelemek mümkündür:

1) Davranışçı Gelişim Kuramı

2) Doğuştancı Gelişim Kuramı

3) Sosyal Etkileşim Kuramı

 

Davranışçı görüşe göre, çocuklar konuşulan dili, herhangi bir şeyi öğrendikleri gibi öğrenirler. Çevreden gelen birçok ses uyaranının zamanla sınıflandırılması, şekillendirilmesi ve benzer durumlarda aynı ses ve tepkilerin verilmesi gerçekleşmektedir. Anne veya önemli diğer kişilerin çocukla ilişkilerinde vermiş oldukları tepkiler çocuk tarafından zamanla dile dönüştürülür. Ödül ve ceza gibi pekiştirenler yoluyla bu gelişim sürdürülür. Sonuçta konuşma şekillenir. Pekiştirilmenin yanı sıra, bebeklerin sıklıkla duydukları sesleri taklit etmeleri de dilin kazanılmasında önemli yer almaktadır.

 

Doğuştancı görüşe göre, dilin genetik olarak aktarıldığını ve tüm insanların dil kazanım araçlarına önceden sahip olduklarını savunmaktadır. Noam Chomsky, Morris Halle ve Eric Lenneberg gibi dilbilimciler bu görüşü özellikle biyolojik temellere dayandırmaktadır. Bu kurama göre insanlar doğuştan, dili edinebilmek için kullanılacak bir mekanizmaya sahiptir. Bu mekanizma, çocuğun çevresinde konuşulan dili içselleştirmesini, kurallarını anlayıp öğrenmesini, sonra da uygun kurallar ile konuşmasını sağlar.

 

Davranışçı yaklaşımın bir ileri boyutu olan sosyal etkileşim kuramı da dil kazanımını doğrudan taklit ve model alma ile ilişkilendirmektedir. Bu kuramda,dil öğreniminde sosyal ve kültürel ortamdan etkilenildiği vurgulanır. Sovyet bilim insanı Lev Vygotsky’e göre dil ve düşünce paralel gelişiyordu. Bilişsel gelişimin farklı olduğu düşüncesine katılmayan Vygotsky, dil eğitimi ve öğreniminin kişinin bilişsel düşünme yeteneğine etki ettiğini belirtmektedir. Ona göre, düşünce ve dil arasında sıkı bir bağlantı vardır.

 

Dil gelişimini etkileyen pek çok etken olduğu bilinmektedir ancak temel olarak aldığımız beş maddeden söz edebiliriz. Bunlar:

1) Zeka

2) Cinsiyet

3) Sosyal Çevre

4) Kalıtım

5) İşitme Durumu

 

Zekanın dil yeteneği ve dil kazanım hızını nasıl etkilediği önemli bir sorudur. Bu ifade yanlış anlaşılmamalıdır. Zeka ve dil arasındaki ilişkiyi kurarken en ciddi hatayı çocuğun dili bozuksa, o çocuğu zeka seviyesi düşük olarak niteleyerek yaparız. Ancak Lightbrown ve Spada’nın 1999 yılında yaptığı çalışma bize göstermiştir ki zeka seviyesi yanında diğer faktörler de dil gecikmesine neden olmaktadır. Bazı çocuklar 9 aylıkken ilk kelimelerine söylerken, zihinsel sorunu olan çocuklar ilk kelimelerini birkaç yaşındayken söylemektedir.

 

Dil gelişiminde diğer bir etken ise cinsiyettir. Bazı araştırmacılar cinsiyet farklılığının dil yeteneğinde çok fazla rol oynamadığını savunmaktadır. Ama şu da açıktır ki, kız çocukları erkek çocuklarına göre konuşma ve dil gelişim seviyelerinde ciddi olarak senece erken gelişme gösterir. Bunun kesin olarak sebebi bilinmemekle berabar genetik olgunlaşmanın etkisi olduğu düşünülmektedir. Diğer bir kuramsal bakış açısına göre, çevresel ortamın farklı olmasından kaynaklandığıdır. Kız çocuklar dil kullanımında annelerini model alırken, erkek çocuklar babalarını model alır. Ancak pek çok durumda çocuklar küçükken baba, annenin evde olduğu kadar evde bulunmamaktadır. Dolayısıyla dil gelişimi kız çocuklarında daha erken olur.

 

Sosyal çevre şüphesiz en önemli unsurlardan biridir. Sonuç olarak çocuğun dili edindiği kaynağın kendi sosyal çevresi olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin ebeveyn etkisi, arkadaşlık ortamı bu unsurun örnekleridir. Yapılan çalışmalarda çocuklarıyla sık oyun oynayan ve oynarken onlarla konuşan, çocuklarına kitap okuyan, çevrelerinde ilgilendikleri, işaretle gösterdikleri şeyler hakkında çocuklarıyla konuşan ve çocuklarıyla daha yalın ve sade bir dil kullanmayı tercih eden ebeveynlerin çocuklarının dil gelişimlerinin daha iyi durumda olduğu aktarılmıştır. Dili öğrenmede ve konuşmada problemi olan çocuğun öyküsünde aynı yaşlarda oyun arkadaşı olmadığı belirtilir. Çocuğun yaşındaki arkadaşlıkları önemsiz gözükse de durum karşıt yöndedir. Genelde kendi yaşından büyük arkadaşlara sahip olan çocuğun dil gelişiminin hızlı olduğu saptanmıştır. Ancak sosyal ve duygusal gelişimi açısından kendisinden 4 ay büyük çocuklardan daha büyük çocuklar ile oyun ortamında bulunmaması önerilmektedir. Aile ve arkadaş ortamından mahrum yetişen çocukların dil gelişimi şüphesiz daha yavaştır.

 

Sosyal çevrenin en ilginç örneklerinden olan başka bir durum ise gecikmiş dilin ikizlerde oldukça fazla rastlanmasıdır. Birbirlerine özel bağlılıkları olan ve sosyal açıdan birbirleri ile etkileşen ikizlerin kendi aralarında geliştirdikleri özel dil anneleri ya da diğer kardeşleri tarafından anlaşılmamaktadır. Bu dil tipine cryptophasia denir.

 

Kalıtımın da dil gelişiminde önemli bir rolü vardır. Gecikmiş dili olan çocukların öykülerinde aynı olaylara rastlamak mümkündür Örneğin bir annenin verdiği aile öyküsünde çocuğun babası, amcası veya kuzenlerinin de gecikmiş dil öyküsü olabilir. Kalıtımın dil gelişim hızında biyolojik faktörler nedeniyle küçükte olsa bir rolü vardır.

 

Yaşamın ilk iki yılı dil ve konuşma geliştirme için hayati önem taşımaktadır. İşitme kaybı olan çocuklukta başlarsa konuşma gecikmesi için neden olabilir. İşitime kayıpları ise bebeklerin konuşmayı öğrenmesini dolayısıyla dili öğrenmesini engellerler. Kaybın derecesi arttıkça konuşma üzerine olan etkisi artar ve giderek anlaşılabilirliği azalırken belli seviyedeki kayıplardan sonra konuşma konuşma kendiliğinden öğrenilemez. Çok hafif dereceden çok ileri dereceye kadar farklı düzeylerde olabilen işitme kaybı, duyusal yoksunluk ie birlikte, öğrenme problemine dönüşen iletim becerisinin bozulmasına da neden olmaktadır.

 

Peki ya dil gecikmesi nedir? En eski iletişim bozukluğu, bir çocuğun normal dil gelişimindeki başarısızlık olarak ortaya çıkmıştır. Konuşmasını beklediğimiz çocukta yaşının geçmiş olmasına rağmen herhangi bir şekilde dilin tamamen yokluğu en ciddi formudur. Bu gecikmiş dil gelişimi ya da dil retardasyonuolarak bilinir. Bu terimler dilin gelişmemiş olduğunu belirtmek için kullanılmıştır. Kelime bilgisi ve dilbilgisi yapıları normal genç yaştaki çocuğunkine benzemeyen dilin tipik olmayan formunu geliştirirler. Dil sıklıkla bozuk ya da geç olarak tanımlanır. (Menyuk, 1971) normal dil gelişimini tartışırken şunu ifade etmiştir:

“Bazı çocuklar diğer çocuklardan daha erken yaşlarda dilbilimsel yapıları kazanır ama kimi bu yapıları bir yaşa kadar bekleyerek kazanır.”

 

Gecikmiş dil bir ya da pek çok şeyi dilin daha geç bir kronolojik yaş zamanında gelişmesi, gelişimin yavaş olması ya da normal çocuğa göre gelişimin son aşamasının daha düşük düzeyde olmasıdır. Bunun anlamı “gelişimin normal sırasının zamanını uzatmasıdır.” Dil ve konuşma gecikmesi arası farkı anlamak oldukça önemlidir. Alan terminolojisi incelendiğinde bu konu hakkında hâlâ kavram karmaşası olduğu gözlemlenebilir. Konuşma ve dil şüphesiz birbiriyle oldukça alakalı kavram olmasına rağmen tamamen aynı şeye denk gelmezler. Dil ve konuşma birbirinden farklıdır. Dil, insanların birbirleriyle duygu ve düşüncelerini paylaşmak amacıyla kullandığı ortak kurallar sistemidir. Bir dil, yalnızca konuşma dilini akla getirmemelidir; yazı ve işaret kullanımı da bir dildir. Konuşma ise bu duygu ve düşünceleri içeren kuralların gerekli organlar yardımıyla fiziksel olarak üretildiği sistemdir. Bir çocuk duygu ve düşüncelerini aktarmak için gerekli dilbilgisine sahip olabilir fakat konuşma organları (dil, dudak vb.) işlevini gerektiği şekilde yerine getiremediğinden konuşamayabilir. Diğer yandan, başka bir çocuk konuşma organları işlevini kusursuz yerine getirdiği halde dil gelişimindeki bir aksaklık nedeniyle konuşamayabilir, ya da her ikisi de aynı anda görülebilir.

 

Bu konu hakkında DİLKOM’da verilen örnek oldukça açıklayıcıdır:

Furkan 4 yaşında, sorularınıza doğru cevap veriyor, isteklerini veya çevresindeki durum veya nesneleri sözelolarak ifade ediyor fakat aile üyeleri ve/veya yeni tanıştığı kişiler tarafından söylediklerininçocuğuanlaşılmıyor veya yalnızca en yakınındaki kişiler tarafından anlaşılabiliyor.

(Konuşma Problemi)

Ece de 4 yaşında, söylenenlerianlamasına rağmen isteklerini ve ihtiyaçlarınısözelolarak beklenen düzeydeifade edemiyor; yani tek sözcüklerleveya basit cümlerleve bunun yanında zorda kaldığında işaretle iletişim kuruyor. Diğer yandan, bu çocuğunsöyledikleride en yakınındakiler dışında diğer kişiler tarafından kolaylıkla anlaşılmıyor.

(Dil ve Konuşma Problemi)

Yukarıda verilen iki örnek de bir iletişim sorunudur fakat Furkan’ın yalnızca konuşma sorunu bulunurken Ece’nin hem dil hem de konuşma sorunu bulunmaktadır.

 

Peki ya dil gecikmesine ne yol açar? Yapılan bir çalışmanın desteklediği Genie adlı çocuğun incelendiği çalışmanın sonucuna göre; 7 yaşındaki çocuğun dil gelişiminin iki yıl gecikmiş olması, o çocuğun dil bilgilerinin 5 yaşındaki bir çocuğunki ile uygun olduğunu önerir. (Curtiss, 2014) “Gecikmiş dil” olgusunu tanımlarken temelde diğerlerinden otizm, duyusal ve sosyal uyum bozukluğu, işitme engeli, afazi ve benzer diğer bozuklukları ayırt etmek gerekmektedir. Normal gelişim gösteren bir çocukta 3 yaşından sonra tüm gelişim alanlarında gerileme gösterilebilir. (Behmeve Deacon, 2008) (Jacobson, 1975)

 

Dil gecikmesine her ne kadar pek çok etken sıralamak mümkün olsa da dil gecikmesine neden olan başlıca gelenleri şu şekilde sıralayabiliriz:

1) Zihinsel Gerilik

2) İşitme Kaybı

3) İki Dillilik

4) Psikososyal Yoksunluk

5) Serebral Palsi (Beyin Felci)

 

Zihinsel gerilik gibi durumlar en yaygın dil gecikmesi nedenidir. Entelektüel engelli bir çocuk dilde gecikme gösterir ve ayrıca işitsel anlama ve ayırt etmede ve jestleri kullanılmakta da gecikmelidir. Genel olarak ileri derecede zihinsel gerilik, iletişimsel konuşmanın yavaş ediniminin temel nedenidir. Diğer alanlardaki gelişimi de ileri ve çok ileri derecede entelektüel engelli çocuklarda gecikmelidir.

 

Yaşamın ilk iki yılı dil ve konuşma geliştirme için hayati önem taşımaktadır. İşitme kaybı erken çocuklukta başlarsa dil gecikmesine neden olabilir. İşitme kayıpları ise bebeklerin konuşmayı öğrenmesini dolayısıyla dili öğrenmesini engellerler. Kaybın derecesi arttıkça dili konuşma üzerine olan etkisi artar ve giderek anlaşılabilirliği azalırken belli seviyedeki kayıplardan sonra konuşma kendiliğinden öğrenilemez hale gelir.

İşitme kaybı üç döneme ayrılır:

1) Prenatal Dönem (Doğum Öncesi)

2) Perinatal Dönem (Doğum Anı)

3) Postnatal Dönem (Doğum Sonrası)

Yaşamın ilk yılı işitme yolları boyunca beynin farklı bölgelerindeki sinir hücreleri olgunlaşır ve işitsel uyaranlara paralel olarak beyindeki sinir hücreleri ve işitme ile ilgili bölgeler arasında çok sayıda yeni sinir bağlantıları oluşur. İşitsel uyaranların duyulmaması bu nörolojik gelişimi de bozar, kaybın yerine konmasında gecikme ise geri dönüşü zor problemlere neden olabilir. Bu nedenle işitme kaybının mümkün olan en erken zamanda saptanmaıve uygun yöntem ile işitmenin dolasıyla konuşma ve dilin doğru gelişimi sağlanmalıdır.

 

İki dilli bir ev ortamı her iki dilde başlangıçta geçici bir gecikmeye neden olabilir. Ancak, iki dil, iki dilli çocuğun anlaması aynı yaşta bir çocuk için normal bir durumdur ve çocuk genellikle beş yaşından önce her iki dilde yeterli olur.

 

Fiziksel yoksunluk (örneğin yoksulluk, yoksul konut, yetersiz beslenme) ve sosyal yoksunluk (örneğin yetersiz dil uyarımı, ebeveynlerin birinin eksikliği, duygusal stres, çocuk ihmali ve istismarı) konuşma gelişimi üzerinde olumsuz bir etkisi vardır. (Davis, Straoud, ve Green, 1988) (Allen& Wasserman, 1985)

 

Serebral palsi (SP) veya beyin felci doğum öncesi, sonrası ve sırasında oluşan beyin hasarı yada hastalıkları sonucu oluşan, ilerleyici olmayan hareket ve duruş bozukluklarının genel adıdır. Temelde hareket becerilerinde yetersizlik gözlenirken konuşma, öğrenme, araştırma ve bağımsız olabilme gibi becerilerin de etkilemesi ile sakatlıklara neden olan önemli bir gelişimsel bozukluktur. Tamamen tedavi şansı yoktur, ancak  terapi, eğitim ve teknolojik imkanların yardımı ile her bir çocuğun fonksiyonel becerileri ve yaşam kalitesini olabildiğince artırma şansı bulunan bir hastalıktır. (Erdoğan, 2008)

 

Serebral palsili çocuklarda dil gecikmesi yaygındır. Dil gecikmesi genellikle genellikle serebral palsinin spastik ya da athetoid türü ile meydana gelebilir. Bu çocuklarda özellikle çiğneme ve yutma güçlüğü ile birlikte konuşma gecikmesi de sık gözlenen durumlardır. Zihinsel yetersizlik bu çocuklarda da görülebilmektedir. Yine zihinsel yetersizlik de var ise dil gecikmesi daha şiddetli bir şekilde gözlenir. (Pirila ve diğerleri, 2007)