<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İlteriş Umur Budak, Author at Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/author/ilteris/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/author/ilteris/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Mon, 29 Mar 2021 05:34:21 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>İlteriş Umur Budak, Author at Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/author/ilteris/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Zor Yıllar 1939-1945: 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı</title>
		<link>https://bilimdili.com/kitap/zor-yillar-1939-1945-2-dunya-savasinda-turkiyede-ingiliz-alman-propaganda-ve-istihbarat-savasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlteriş Umur Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Mar 2021 05:34:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İngiliz-Alman Propaganda]]></category>
		<category><![CDATA[İstihbarat Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Zor Yıllar 1939-1945: 2. Dünya Savaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=19506</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dünyanın en kanlı savaşı olarak bilinen İkinci Dünya Savaşı, birçok açıdan tarihin seyrini değiştirmiştir. O zamana kadar görülmemiş teknolojilerin ve yöntemlerin kullanılmasıyla savaşın yarattığı yıkım büyümüş ve etkisi tüm dünyada hissedilmiştir. Savaşın teknik boyutunun yanı sıra, daha önce Birinci Dünya Savaşı sürecinde uygulanan çeşitli propaganda ve istihbarat yöntemleri bu kez daha profesyonelce ve deneyimli bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/kitap/zor-yillar-1939-1945-2-dunya-savasinda-turkiyede-ingiliz-alman-propaganda-ve-istihbarat-savasi/">Zor Yıllar 1939-1945: 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın en kanlı savaşı olarak bilinen İkinci Dünya Savaşı, birçok açıdan tarihin seyrini değiştirmiştir. O zamana kadar görülmemiş teknolojilerin ve yöntemlerin kullanılmasıyla savaşın yarattığı yıkım büyümüş ve etkisi tüm dünyada hissedilmiştir. Savaşın teknik boyutunun yanı sıra, daha önce Birinci Dünya Savaşı sürecinde uygulanan çeşitli propaganda ve istihbarat yöntemleri bu kez daha profesyonelce ve deneyimli bir şekilde uygulamaya konulmuş ve savaşın seyrini büyük oranda etkilemiştir.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı süresince Türkiye başarılı bir tarafsızlık politikası izlemiş ve bu sayede savaşın ülke topraklarına taşmasının önüne geçilmiştir. Fakat bu süreç sanıldığı kadar kolay geçmemiştir. Zira savaşın iki tarafı olan Almanya ve İngiltere gerek savaş öncesinde gerekse savaş sırasında Türkiye’yi kendi taraflarına çekebilmek için birçok yola başvurmuş ve son ana kadar bu emellerinden vazgeçmemişlerdir. Türkiye’nin taşıdığı bu önem askeri gücünden ziyade harita üzerinde bulunduğu konumda yatmaktaydı. Türkiye, Almanlar için zengin petrol yataklarının bulunduğu Orta Doğu topraklarına ve Sovyetler Birliği’ni işgal etmenin önemli bir unsuru olan Kafkasya’ya geçişin en uygun yollarının üzerinde bulunuyordu. Yine İngilizler içinse Türkiye’nin bu konumu Almanların lehine kullanılırsa, İngiliz yönetimi altında bulunan Orta Doğu ülkeleri ve oradaki menfaatleri tehlikeye girecek, tüm bunların sonucunda da Almanların elde ettiği avantaj savaşın seyrini değiştirecekti. Bu sebeple her iki 2 taraf da kendi safına çekmek için diplomatik olarak Türkiye’ye fazlasıyla önem vermişler ve en deneyimli diplomatlarını buraya göndermişlerdir. Bununla da yetinmeyip Türkiye’de inanılmaz bir propaganda ve istihbarat çalışmasına girişerek kamuoyunu da yönlendirmeyi ihmal etmemişlerdir. Türkiye de konumu itibariyle her iki ülkenin de faaliyetlerinden haberdar olmakla birlikte bunları kendi menfaati ve tarafsızlık politikasını devam ettirme maksadıyla kullanmayı başarmış. Kelimenin tam manasıyla denge politikası gütmeyi başarmıştır. Bunlar İkinci Dünya Savaşı’nın ülkemize etkisini merak eden hemen herkes açısından az çok bilinmektedir. Ancak Süleyman Seydi bunu çok daha teknik bilgilerle ve kaynaklarıyla birlikte okuyucuya sunarak o dönemdeki vaziyeti ve devrin tanınmış şahsiyetlerinin konumlanmalarını da göstermektedir.</p>
<p>2006 yılında Asil Yayın Dağıtım tarafından basılan Zor Yıllar 1939-1945: 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı kitabı Süleyman Seydi tarafından o dönemde Türkiye’de yaşananları yalnızca politik yönüyle değil, aynı zamanda ticari, sosyal yaşam ve basın gibi dinamiklerle birlikte de ele almaktadır. Konuyla ilgili daha önce çeşitli çalışmalar yapılmış olsa da Süleyman Seydi’nin bu araştırması özellikle bir yönüyle diğerlerinden ayrılmaktadır. Bundan önceki çalışmalar, İkinci Dünya Savaşı’nı daha çok Almanların faaliyetleri yönüyle ele almışlardır. Bunda Nazi Almanya’sının ilgi çekiciliğinin yanı sıra, savaşı kaybeden Almanya’nın giriştiği eylemlerin gün yüzüne çıkarılması da etkili olmuştur. Zor Yıllar kitabında ise söz konusu dönem yalnızca Almanya’nın faaliyetlerini ele almıyor bunun ötesine giderek İngiltere’nin faaliyetlerini de aynı şekilde anlatarak okuyucuya bir kıyaslama imkanı sunuyor. Süleyman Seydi’nin bu fırsatı sunmasını ise İngiltere’nin o dönemde giriştiği propaganda ve istihbarat faaliyetlerinin belgelerini ve İngiliz Milli Arşivi kayıtlarını yakın zamanda araştırmacıların hizmetine sunmasına borçluyuz.</p>
<p>Beş bölümden oluşan kitabın birinci bölümünde İkinci Dünya Savaşı’nda savaşan güçler ve Türkiye’nin tutumu hakkında verilen genel bilgilerin ardından Nazi Almanya’sının Türkiye’de uyguladığı propaganda anlatılıyor. Bu bölümden anlaşıldığı üzere Almanya savaştan önce başladığı propaganda faaliyetlerine değişen şartlarla birlikte şekil veriyor ve dönem dönem bu faaliyetlerini yoğunlaştırıyor. Özellikle Franz von Papen gibi deneyimli bir diplomatın Türkiye’de büyükelçi olarak görevlendirilmesinden Almanya’nın Türkiye’deki propaganda ve istihbarat faaliyetlerini ne kadar önemsediğini görüyoruz. Almanya’nın bu dönemde Türkiye’yle ilişkilerini geliştirmek için çok doğru argümanlar kullandığını fark ediyoruz. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin özellikle eğitim alanındaki açığını fark edip, Almanya’dan gönderilen öğretmen ve akademisyenlere aynı zamanda ajanlık yaptırarak bu 3 fırsatı değerlendiriyorlar. Yine çeşitli öğrenci değişim programlarıyla da genç ve eğitimli nüfusu etkilemeyi hedefliyorlar. Türkiye’yi Orta Doğu’daki ajanlık faaliyetleri için de adeta bir üs gibi kullanarak özellikle Suriye sınırına yakın illerde de eylemlerini sürdürüyorlar. Aynı şekilde o dönemde Türkiye’nin en çok ticaret yaptığı ülke olan Almanya bu kozu da kullanmayı ihmal etmiyor. Tüccarlarla bizzat ilişki kurarak ticari ilişkileri daha da sağlamlaştırmaya ve özellikle çelik yapımında oldukça önemli olan krom madeninin fazlasıyla bulunduğu Türkiye’yi küstürmemek için de ellerinden geleni yapıyorlar. Türkiye’de de çeşitli çevreler Almanlara yakın tavırlar sergiliyor ve devrin önemli gazetecileriyle birlikte o dönemde Türkiye’nin ilk yerli savunma sanayi müteşebbisi olan Enver Paşa’nın üvey kardeşi Nuri Killigil de Almanya’ya ziyarete gidiyorlar. Bu ayrıntıların yanı sıra Türk Hükümeti tarafsız kalmakla birlikte Almanya’nın bu faaliyetlerini kendi menfaati doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor ve rahatsız edici bir durum olduğunda ise müdahale etmekten çekinmiyor. Özellikle Almanya’nın Bulgaristan ve Yunanistan’ı işgalinden sonra hem kara hem deniz komşumuz olmasıyla birlikte işler iyice ciddiye biniyor. Bu dönemde Türkiye’deki Alman ve İngilizlerin propaganda ve istihbarat savaşı ise iyice kızışıyor. İkinci bölümde İngiltere’nin Almanya’ya nazaran propaganda faaliyetlerine geç kaldığını görüyoruz. İngiliz Özel Harekat Birimi olarak çevirebileceğimiz SOE Mihver kuvvetleri aleyhine propaganda faaliyetleri yürütmek maksadıyla kurulduktan sonra Türkiye’de de yapılanmaya ve faaliyet göstermeye başlıyor. Bu bölümde İngiltere’nin Almanya kadar maddi imkanlar ayırmadığı istihbarat faaliyetlerine sonradan verdiği önemle ve Türkiye’de İngiltere’yi destekleyen kesimlerle birlikte yetiştiği görülüyor. Birçok açıdan Alman propaganda ve istihbarat faaliyetlerinin gerisinde kalsa da bunları tek merkezden yönetmesi sayesinde ve Türkiye’nin denge politikası vesilesiyle altta kalmıyor. Özellikle Türk basınında kurduğu ilişkiler ve çeşitli diplomatik baskılarla savaşta Almanya’nın üstün geldiği dönemlerde dahi Türkiye’nin Almanya’ya yakınlaşmasını engellemeye yönelik girişimlerinin boşa gitmediğini anlıyoruz. Buna rağmen İngiltere’nin propaganda ve istihbarat faaliyetlerinde İngiliz Enformasyon Bakanlığı ve SOE’nin ayrı ayrı uygulamaları kimi zaman koordine olmadığı ve bundan dolaylı çeşitli çatışmaların baş gösterdiği göze çarpıyor.</p>
<p>Kitabın üçüncü bölümünde SOE’nin faaliyetleri ayrıntılı olarak anlatılırken aynı zamanda giriştiği çeşitli cesur ve öngörüsüz eylemler dolayısıyla hem Türkiye’yle hem de İngiliz Dışişleri’yle yaşadığı çeşitli çekişmeler aktarılıyor. Bu iki başlılığın daha iyi anlaşılması açısından kitapta da İngiliz Enformasyon Bakanlığı ve SOE’nin faaliyetleri ayrı bölümlerde işleniyor.</p>
<p>Dördüncü bölümde İngiliz Enformasyon Bakanlığı’nın İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde bulunan Basın Ataşeliği vasıtasıyla yürüttüğü propaganda faaliyetlerine yer veriliyor. Bunlar arasında gazete, radyo ve film gibi çeşitli yollarla kamuoyunda İngiliz sempatisi yahut Alman karşıtlığı yaratılması yer alıyor. Türkiye’nin bu girişimlere karşı tutumu da yine bu bölümde veriliyor. Yine bu bölümde Almanya’nın Türkiye’yi işgali gibi felaket senaryolarında yapılacaklar ve buna yönelik önlem planları da veriliyor.</p>
<p>Son bölüm olan beşinci bölümde savaşın gidişatının değiştiği ve sonucunun büyük oranda belli olduğu Almanların cephelerde gerilediği dönemde Türkiye’deki İngiliz propagandası anlatılıyor. Bu dönemin her ne kadar Türkiye’nin rahatladığı bir dönem gibi düşünülecek olsa da pek öyle olmadığı görülüyor. Türkiye’nin savaşa girmesini isteyen İngiltere’ye karşı çekingen ve güvensiz bir tutum sergilemesinden ötürü İngiltere’nin ve onun çağrılarıyla savaşa dahil olan ABD’nin Türkiye’yle ilişkilerini soğuttuğunu görüyoruz. Gittikçe zemin kaybeden Almanların Türkiye’den sürülmesine kadar varan gelişmeleri de yine bu bölümde okuyoruz.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı’nın seyrini değiştiren Normandiya Çıkarması’ndan sonra Türkiye de Almanlarla olan ilişkilerini kesmek durumunda kalıyor. Bundan sonra Türkiye’de de sonlanan propaganda ve istihbarat savaşı neticesinde İngilizler de kademe kademe istihbarat birimlerini tasfiye etmeye başlıyorlar. SOE savaş dolayısıyla kurulmuş olan bir kurum olduğundan tasfiye ediliyor fakat külliyen bir tasfiyenin de söz konusu olmadığı görülüyor. İngiliz Enformasyon Bakanlığı kısıtlamaya gitse de Türkiye’deki faaliyetlerini sürdüğünü anlıyoruz. Fakat İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin Türkiye’nin rahat bir nefes almasına yetmediğini de hatırlatmadan bitirmiyor Süleyman Seydi. Nazi tehdidinin ortadan kalkmasıyla yeni bir döneme girildiğini ve SSCB-ABD olmak üzere iki kutuplu yeni dünya düzeninde Türkiye’nin tercihlerini yaparken yine kılı kırk yararak yapması gerektiğini ve bunun da diğer bir araştırma konusu olduğunu hatırlatıyor.</p>
<p><strong>Kaynakça</strong></p>
<p>http://bilimdili.com/dusunce/ikinci-dunya-savasi-yillarinda-turk-alman-iliskileri/ adresinden 3 Ocak 2018 tarihinde alınmıştır.<br />
Seydi, Süleyman. (2006). 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı, Ankara: Asil Yayın Dağıtım</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/kitap/zor-yillar-1939-1945-2-dunya-savasinda-turkiyede-ingiliz-alman-propaganda-ve-istihbarat-savasi/">Zor Yıllar 1939-1945: 2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Örneklerle Propagandanın Temel İlkeleri</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/orneklerle-propagandanin-temel-ilkeleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlteriş Umur Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2017 16:11:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Propaganda]]></category>
		<category><![CDATA[sempati]]></category>
		<category><![CDATA[sentez]]></category>
		<category><![CDATA[sürpriz]]></category>
		<category><![CDATA[Temel İlkeleri]]></category>
		<category><![CDATA[yenileme]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10699</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bilinçli olarak insanların tutum ve davranışlarını yönlendirme ve kanaatlerini değiştirme faaliyetlerine propaganda denir. Sosyal durumda yaşayan insanları güdülemeye yönelik uygulamalar hep var olmuştur. İlk propaganda uygulamalarının Antik Yunan’da söz söyleme ve hitabet sanatıyla insanların düşüncelerini etkileme yoluyla başladığı farz edilir (İnceoğlu, 1985: 63). Bunun yanında, günümüzden 2500 yıl önce propaganda maksatlı öğretilerin ve evrensel prensiplerin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/orneklerle-propagandanin-temel-ilkeleri/">Örneklerle Propagandanın Temel İlkeleri</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilinçli olarak insanların tutum ve davranışlarını yönlendirme ve kanaatlerini değiştirme faaliyetlerine propaganda denir. Sosyal durumda yaşayan insanları güdülemeye yönelik uygulamalar hep var olmuştur. İlk propaganda uygulamalarının Antik Yunan’da söz söyleme ve hitabet sanatıyla insanların düşüncelerini etkileme yoluyla başladığı farz edilir (İnceoğlu, 1985: 63). Bunun yanında, günümüzden 2500 yıl önce propaganda maksatlı öğretilerin ve evrensel prensiplerin yer aldığı Savaş Sanatı adlı eser Çinli filozof ve komutan Sun Tzu tarafından ortaya konmuştur.</p>
<p>Propaganda sözcüğü ise ilk kez XV. Gregory Katolik Kilisesi’nin iman ve inancını yaymak maksadıyla kurulmuş olan Sacra Congregatio de Propaganda Fide adlı kurumda kullanılmıştır. Bu aynı zamanda belirli bir görüşü yaymak ve yerleştirmek için özel olarak oluşturulan ilk kuruluştur (Akarcalı, 2003: 1).</p>
<p>Tarihi bu denli eski olan bu uygulama günümüzde de önemli bir yer tutmaktadır. Bireylerden ziyade grupları hedef alan propaganda, modern olarak ilk kez Birinci Dünya Savaşı’nda kullanılmıştır. Bu süreçle birlikte propaganda maksatlı özel kurum ve kuruluşlar oluşturulmuş, sistemli bir şekilde uygulanmaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı’nda Nazi Almanya’sında da propagandaya fazlasıyla önem verilmiş ve bu maksatla Halkı Aydınlatma ve Propaganda Bakanlığı kurulmuştur. Kurumun bakanlığına ise bugün propaganda denince akla ilk gelen isimlerden olan Joseph Goebbels getirilmiştir. Propagandaya fazlasıyla önem veren ve bunu sistemli bir şekilde kullanan Adolf Hitler şöyle demiştir: “Propaganda, kullanmasını bilenin elinde korkunç bir silah olacaktır.” (Megret, 1972: 72, Akt. Yıldırım, 2007: 152). Goebbels, birazdan örneklerle açıklayacağımız Propagandanın Temel İlkeleri olarak sıralanan ve evrensel kabul gören on bir prensibin pek çoğunun belirleyicisi ve uygulayıcısı olmuştur.</p>
<p>Propaganda, kullanıldığı maksatlar dolayısıyla insanlar nezdinde pejoratif bir çağrışım uyandırmaktadır. Şüphesiz yönlendirilme ve güdülenme hissi hiçbir insanın hoşuna gitmeyecektir. Bu sebeple propaganda faaliyetleri açık açık değil, üstü örtülü ve sistemli bir şekilde yürütülmektedir. Savaş zamanlarında daha çok uygulanan propaganda, birçok savaşın da seyrini değiştirmiştir. Biz de Propagandanın Temel İlkelerini Kore Savaşı ağırlıklı olmak üzere tarihten örneklerle açıklayacağız.</p>
<p><strong>1- Sempati Kuralı:</strong> Yapılan propaganda seslenilen kitle ile mantıklı ve uygun bir dille temas kurmalıdır. Hedef kitlenin mesajı anlaması ve beklentilerine denk düşecek bir üslup kullanılmalıdır. Gönderen ve alıcı arasında bir sempati ortamı kurmalıdır.</p>
<p>Buna örnek olarak; Kore Savaşı’nda BM kuvvetlerince Çin ve Kuzey Kore askerlerinin teslim olmaları için kendi kumandanlarının ya da BM hatlarına iltica eden ya da esir düşen arkadaşlarının plağa alınmış sesleri yayınlanıyordu. Bu yayınlarda konuşan kişiler gördükleri muamelenin iyiliğinden, BM askerlerinin yiyecek ve giyecek gibi imkanlar açısından bolluk içinde bulunduğundan ve bu şartlarda savaşmanın intihar olacağından söz ediyor, bu şekilde karşı tarafı etkileyerek teslim olmaya yönlendirmeye çalışıyorlardı. Bu tip yayınların dışında, kadınların banda alınmış etkileyici sesleriyle genellikle anne ve baba, aşk ve barış gibi duygusal konulardan söz eden yayınlar yapılıyordu. Ayrıca, bu yayınlar sırasında güzel plaklar çalınıyor ve cephelerin o kısmına uçaklardan çikolatalar atılıyordu (Yıldırım, 2007: 180). Böylelikle karşı tarafta bir sempati ortamı oluşturulmaya çalışılıyor ve silahlarını teslim etmeleri telkin ediliyordu.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/2.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone  wp-image-10701" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/2.jpg" alt="" width="243" height="386" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/2.jpg 504w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/2-189x300.jpg 189w" sizes="(max-width: 243px) 100vw, 243px" /></a></p>
<p>Diğer yandan Kore Harbi’ne katılan Çinli askerlere, geçmişteki Çin-ABD dostluğunu hatırlatmak maksadıyla düzenlenen broşürler atılıyordu. Ortak yardım ile son savaşın kazanıldığının ve arkadaşların düşman olmaması gerektiğinin belirtildiği bu broşürlerde Çin ve ABD askerlerinin kol kola olduğu resimler yer almaktaydı. Broşürde verilen mesajda; “Yeniden beraberiz. Evet yeniden beraberler. İkinci Dünya Savaşı’nda Çin’i savunmak için omuz omuza savaşan cesur Çin ve Amerikan askerleri&#8230; Burada gördüğümüz Çinli asker BM hatlarına geçen binlercesinden biri. Sağlıklı ve iyi besleniyor. Zorluklardan uzakta. Çünkü yine Amerikalı arkadaşlarının kibar ve dürüst olduklarını ve iyilik için savaştıklarını gördü. Fakat Çin askerleri sizden ne haber? Senin komünist yoldaşlığın silah, hastalık ve korku gibi. Bu broşürü bile okurken cezalandırılmaktan korkuyorsun. İstediğin hayat bu mu? Ölüm muharebe alanına çabuk gelir. Çok geç olmadan Amerikan arkadaşlarına katıl.” ifadeleri bulunmaktadır (Yıldırım, 2007: 183).</p>
<p><strong>2- Sentez Kuralı:</strong> Kabul ettirilmek istenen tezin ana fikri kısaca özetlenebilir, buna imkan yoksa ve konu içeriği fazlaysa konular tek tek ele alınarak işlenmelidir.</p>
<p>Kore Savaşı’nda yer alan Türk askerlerinin yakın muharebede göstermiş olduğu başarıların broşürlerde propaganda amacıyla kullanılması buna örnek olarak gösterilebilir. Bu bildirilerde, Kumyangjan-ni (25-26 Ocak 1951) Muharebeleri’ndeki süngü hücumları konu edilerek; “Cengâver Türk Kuvvetlerine rastladınız. Çin komünist askerleri ölmeyiniz. Kore’de BM’e karşı harp ilan eden Mao, erlerinin üçte birini kaybetti. Silahlarınızla birlikte teslim olunuz.” sözlerine yer verilmiştir. Türk Tugayı’nın tercümanı olan Sang Ki Paik’in anlattığına göre ise, esir askerlerin üzerinden çıkan Çince ve Korece yazılan propaganda kağıtlarında ölü Çinlilerin ve süngüsüyle hücum eden güçlü bir Türk askerinin resmi vardı. Resmin altında ise şöyle yazıyordu: “Türk askerinin karşısına çıkacak Çinlilerin sonu böyle olacaktır.”  Özgül bir muharebe ele alınarak genelleme yapılan bu propaganda kağıtları ile karşı tarafta ümitsizlik oluşturulmak hedeflenmiştir (Yıldırım, 2007: 184-185).</p>
<p><strong>3- Sürpriz Kuralı:</strong> Kitleleri yönlendirebilmek için mesaj içeriğinin ilgi çekici ve şaşırtıcı olması gerekir. Kamuoyunu düşünmeye itmek ve sürpriz etki yaratmak başarı şansını da artıracaktır. Bunun için her fırsat değerlendirilmeli ve iyi bir hile kurgulanmalıdır.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’nda İstanbul, İngilizler tarafından işgal edildikten sonra Anadolu ile bağlantı da kesilmiştir. İşgal sonrasında İngilizler halkın moralini bozmak için çeşitli propaganda ve psikolojik savaş uygulamalarına da başlamıştır. Bunun bariz örneklerinden biri Adapazarı askeri polis memurlarından biri tarafından tespit edilmiştir. Buna göre İngilizler gemilerle Haydarpaşa’ya asker, silah ve cephane çıkarıyorlar; bunları zırhlı trenlere koyarak Bostancı yönüne gönderiyorlardı. Daha sonra da Bostancı’dan aynı silah ve malzemeyi gemilere yükleyerek Haydarpaşa Limanı’na indiriyorlardı. Böyle bir hileyle İngilizler halka devamlı silah, cephane ve asker geldiği izlenimini vermeye çalışarak moral çöküntüsü yaratmaya çalışıyor ve işgallerini kalıcı hale getirmek için uğraşıyorlardı (Yıldırım, 2007: 222).</p>
<p><strong>4- Yineleme Kuralı:</strong> Bir fikri kabul ettirmenin en iyi yolu onu sürekli tekrarlamaktır. Mesaj düzenli bir şekilde tekrarlanırsa ezber haline gelir ve zihinlerde yer eder. Yine de bu tekrarların zamanı ve süresi iyi ayarlanmalıdır. Rahatsız etmek ve aptal yerine koymakla ikna etmek arasında ciddi bir fark vardır. Buna dikkat etmek gerekir.</p>
<p>Kore Savaşı sırasında teknik üstünlüklerini akıllıca kullanan BM kuvvetleri, sıcak savaş olmadığı zamanlarda ve gece sakin havalarda, cephe gerisindeki tanklara ve C-47 tipi uçaklarına yerleştirdikleri güçlü hoparlörler ile Çince ve Korece yayınlar yapıyorlardı. Bu yayınlarda 2-3 dakika uzunluğundaki propaganda konuşmaları 30-40 dakika boyunca tekrar ediliyordu. Çinli ve Kuzey Koreli askerlerin teslim olmalarının telkin edildiği bu konuşmalar karşı tarafın moral durumuna göre de dramatize ediliyordu. Diğer yandan 3-5 dakikada bir Kuzey Koreli ve Çinlilerin sevdiği müzik plakları da çalınıyordu (Yıldırım, 2007: 179).</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön.jpg"><img decoding="async" class="alignnone  wp-image-10702" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön.jpg" alt="" width="293" height="220" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön.jpg 880w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön-300x225.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön-768x576.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/3-5-den-ön-111x83.jpg 111w" sizes="(max-width: 293px) 100vw, 293px" /></a></p>
<p><strong>5- Orkestrasyon Kuralı:</strong> Propaganda tek bir kurum aracılığıyla tek elden yapılmalıdır. Faaliyetlerin sistemli ve uyumlu olmasının sağlanması buna bağlıdır.</p>
<p>Buna İngilizler tarafından İkinci Dünya Savaşı’nda kurulan SOE (Special Operations Executive) örnek verilebilir. Türkçeye Özel Operasyonlar Başkanlığı olarak çevrilebilecek bu kurumun amacı; düşman kuvvetlerinin savaş planlarını zayıflatmak, işgal altındaki topraklarda gizli ordu kurmak ve kurulmasını teşvik etmek, mihver kuvvetleri aleyhinde propaganda faaliyetleri gerçekleştirmektir. Londra merkezli bu kurum ile yalnızca savaş bölgelerinde değil, Türkiye başta olmak üzere tarafsız ülkelerde de önemli faaliyetler yürütülmüştür (Seydi, 2006: 76-79).</p>
<p><strong>6- Zamanlama Kuralı:</strong> Propagandanın yapılacağı zaman özenle seçilmelidir. En uygun zamanda yapılan propaganda faaliyetleri ile kitleleri harekete geçirilebilir.</p>
<p>Kore Savaşı’nda Komünist cephe tarafından BM kuvvetlerine yönelik, havan ve topçu mermilerinin içine koymak suretiyle atılan beyannamelerle propaganda faaliyetleri yürütülmüştür. Özellikle, BM kuvvetleri komutanı General Mac Arthur’un gerçeklemeyen bir vaadinin propaganda unsuru olarak kullanılması zamanlama kuralına iyi bir örnektir. Buna göre, General Mac Arthur, Şükran Günü sonrasında taarruzun başlamasını emretmiş, savaşın kazanılmak üzere olduğunu ve askerlerin Noel’den önce evlerine döneceklerini belirten mesajlar vermişti. Ancak olaylar tam tersi gelişip, Amerikalılar büyük kayıplar verince General Mac Arthur’un bu vaadi gerçekleşmemiştir. Bunun üzerine Generalin Kore’den ayrılmasından sonra Kuzey Koreliler bu olayı, “Mac Arthur dedi ki: 1950 yılbaşında evde olacağız. Evet! O evdedir; fakat siz neredesiniz? 1951 yılbaşında Kore’de…” şeklinde kullanarak propaganda yapmışlardır (Yıldırım, 2007: 194).</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/8den-önce.jpg"><img decoding="async" class="alignnone  wp-image-10703" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/8den-önce.jpg" alt="" width="266" height="430" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/8den-önce.jpg 495w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/8den-önce-186x300.jpg 186w" sizes="(max-width: 266px) 100vw, 266px" /></a></p>
<p><strong>7- Abartma ve Çarpıtma Kuralı:</strong> Eğer propaganda kaynağı güvenilirse mesaj içeriği abartılıp çarpıtılabilir. Böylelikle kitlede istenilen etki uyandırılacaktır. Bu da yapılan propaganda faaliyetlerinin tutarlı olmasına bağlıdır. Hitler, “Yalan ne kadar büyük olursa inanılması o denli olanaklıdır.” demiştir.</p>
<p>Cengiz Han’ın savaşlarında düşmanlarını korkutmak maksadıyla abartma kuralına başvurmuştur. Cengiz Han, bir ülkeye saldırmadan önce oraya gönderdiği gizli propagandacılar vasıtasıyla düşmanlarının içine korku salardı. Ordusunun büyüklüğü, yenilmezliği ve kendisine direnen yerleri nasıl yakıp yıktığını abartarak anlatan bu propagandacılar, Cengiz Han’ın ordusu gelmeden düşmanın moralini yıkarak üstünlük sağlarlardı (Yıldırım, 2007: 250).</p>
<p>Bunun haricinde Kore Savaşı’nda da Kuzey Koreli propagandacılar, Amerikan Birlikleri içerisinde yer alan zenci askerleri propaganda unsuru olarak kullanmışlardır. Kendi orduları içerisinde, “zenci askerler, esir aldıkları askerlerin etini yiyorlarmış” söylentisini yayarak askerlerin teslim olmamak için ölümüne savaşmalarını hedeflemişlerdir (Yıldırım, 2007: 177).</p>
<p><strong>8- Basitleştirme ve Tek Hedef Kuralı:</strong> Bu kurala göre propagandanın mesajı basit olmalıdır. Basit mesajlar, simgeler, lakaplar akılda kalıcı olacaktır.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı esnasında, Amerika’da savaşa katılmayı meşrulaştırmak için propaganda faaliyetleri yürütmek maksadıyla görevlendirilmiş olan ve “Dört Dakikalık İnsanlar” olarak adlandırılan kişiler bu kural çerçevesinde çalışmışlardır. Dört dakikayı geçmeyen konuşmaları ve şiirleri ile savaş için bağış toplamaya çalışan ve etkili hitaplarla halkı etkileyen bu kişiler, ulusal simgeleri de kullanarak insanların maneviyatını maksatları doğrultusunda kullanmışlardır. Bu konuşmalarda özellikle Alman Kayzeri II. Wilhelm hedef alınmış ve korkutucu bir öge olarak yer almıştır. (http://historymatters.gmu.edu) Almanlara barbar anlamında “Hunlar” ve Kayzer’e “Kudurmuş Köpek” sıfatları takılarak savaşın sorumlusunun Almanlar olduğu kanaati oluşturulmaya çalışılmıştır. (Mutlu, 2003: 134)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>9-  Uyumlaştırma Kuralı:</strong> İnsanlar toplumdan dışlanmaktan korkarlar. Propagandacı bu korkuyu kullanmalı ve toplumun genel eğilimine ters düşen düşüncelere karşı hoşgörüsüzlük yaratarak bu hassasiyeti devşirmelidir.</p>
<p>Birinci Dünya Savaşı’nda Amerika’nın askeri personel ihtiyacının karşılanmasını kolaylaştırmak amacıyla girişilen propaganda faaliyetlerinden olan “Uncle Sam” afiş ve posterleri buna örnek olarak gösterilebilir. Mühim bir zamanda ülkenin savaşacak genç erkeklere ihtiyacı olduğunun belirtildiği ve erkeklerin orduya katılmaya çağrıldığı bu afişlere rağmen savaşa gitmeyen erkekler toplum nezdinde korkaklıkla itham edilecektir.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9-dan.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-10704" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9-dan.jpg" alt="" width="249" height="387" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9-dan.jpg 207w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9-dan-193x300.jpg 193w" sizes="auto, (max-width: 249px) 100vw, 249px" /></a> <a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-10705" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9.jpg" alt="" width="241" height="389" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9.jpg 341w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/11/9-186x300.jpg 186w" sizes="auto, (max-width: 241px) 100vw, 241px" /></a></p>
<p><strong>10- Yayılma Kuralı:</strong> Propagandanın kolay etki edebilmesi için kullanılan argümanlara dikkat edilmelidir. Toplumda öteden beri var olan ulusal bir efsane, mit, geleneksel kin, ırksal önyargı gibi temellere dayandırılan propagandalarda mesajın iletimi daha kolay olacaktır.</p>
<p>Almanya, Birinci Dünya Savaşı’nda Amerikan saflarında savaşan zenci askerlere yönelik uyguladığı propaganda faaliyetlerinde, Amerika’da var olan eşitsizlikleri kullanmıştır. Buna göre Almanlar; zenci linçlerini gündeme getirerek hassasiyetlerine dokunmuşlar ve eğer savaşı kazanırlarsa güneydeki zencilerin haklarının beyazlarla eşit olacağını söylemişlerdir (Yıldırım, 2007: 223).</p>
<p><strong>11- Devamlılık, Süreklilik Kuralı:</strong> Propaganda tek bir kanaldan ve tek bir zamanda değil, sürekli ve çeşitli yollarla devam etmelidir. Kişilerin yaşamının her anında karşılaşacağı şekilde kurgulanmalı ve hiç kimse es geçilmemelidir (İnceoğlu, 1985: 79).</p>
<p>Kore Savaşı’nda BM kuvvetleri tarafından uygulanan çok çeşitli propaganda faaliyetleri bunu sağlamıştır. Kısa ve uzun dalga radyo yayınlarıyla hem cephedeki hem de şehirlerdeki halka farklı farklı hitap edilmiş, uçaklarla atılan broşür ve geçiş pasolarıyla teslim ol çağrısı yapılmış, güçlü hoparlör yayınlarıyla düşmanın direnci kırılmıştır. Ödül vaatleriyle de önemli bilgiler elde edilmiştir. Bunun yanında kendi ülkelerinde yürütülen propaganda faaliyetleriyle de savaşa finans ve moral desteğiyle birlikte gönüllü personel tedarik edilmiştir. İmkanlar çerçevesinde propaganda farklı kanallardan eş zamanlı olarak yürütülmüş ve karşılığı da alınmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak; tarihten günümüze kadar çeşitli şekillerde kendini gösteren propaganda faaliyetleri, özellikle Birinci Dünya Savaşı’yla birlikte bilimsel bir boyut kazanmıştır. Devletler ve hükümetler buna azami önem göstermiş, çıkarları doğrultusunda propagandaya başvurmuşlardır. Evrensel kabul görmüş olan bu on bir ilkeyle iyi bir propagandanın nasıl olacağı ortaya konmuş ve çerçevelenmiştir. İkinci Dünya Savaşı’ndan kısa bir süre sonra başlayan Kore Savaşı’nda her iki taraf da propagandanın uygulayıcısı olmuştur. İnsanlık var olduğu sürece kitlelerin tutum ve davranışlarını yönlendirmeye yönelik bu faaliyetler de sürecektir.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA</strong></p>
<p>Akarcalı, Sezer. (2003). <em>İkinci Dünya Savaşında İletişim ve Propaganda</em>, Ankara: İmaj Yayınevi</p>
<p>Çakır, Mikdat. (2004). <em>Savaş Sosyolojisi</em>, Ankara: Mars Matbaası</p>
<p>Doob, Leonard W. <em>Goebbels’in Propaganda İlkeleri</em>, Çev. Ünsal Oskay, dergiler.ankara.edu.tr</p>
<p>İncoğlu, Metin. (1985). <em>Güdüleme Yöntemleri</em>, Ankara: A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi ve Basın-Yayın Yüksekokulu Basımevi</p>
<p>Megret, Maurice. (1972). <em>Psikolojik Savaş, Çev. Semih Tiryakioğlu</em>, İstanbul: Varlık Yayınları</p>
<p>Mutlu, Mustafa. (2003). <em>Vietnam’dan Körfez’e (Savaşlarda Kamuoyu Oluşumu)</em>, İstanbul: Okumuş Adam Yayınları</p>
<p>Seydi, Süleyman. (2006). <em>2. Dünya Savaşı’nda Türkiye’de İngiliz-Alman Propaganda ve İstihbarat Savaşı</em>, Ankara: Asil Yayın Dağıtım</p>
<p>Ulubelen, Erol. (2005). <em>İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye</em>, İstanbul: Cumhuriyet Kitapları</p>
<p>Yıldırım, Nurettin. (2007). <em>Psikolojik Savaş Teknikleri (Kore ve Irak Örneği)</em>, İstanbul: IQ Kültür Sanat Yayıncılık</p>
<p><strong>İnternet Kaynakları</strong></p>
<p>http://historymatters.gmu.edu/d/4970/ adresinden 24 Kasım 2017 tarihinde alınmıştır.</p>
<p>https://www.tarihtarih.com/ adresinden 23 Kasım 2017 tarihinde alınmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/orneklerle-propagandanin-temel-ilkeleri/">Örneklerle Propagandanın Temel İlkeleri</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İskit At Yetiştiricilerinin Ustalığı Ortaya Çıkarıldı</title>
		<link>https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/iskit-at-yetistiricilerinin-ustaligi-ortaya-cikarildi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlteriş Umur Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 29 Apr 2017 14:03:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Canlı Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[alaas]]></category>
		<category><![CDATA[asya kıtası]]></category>
		<category><![CDATA[at sütü]]></category>
		<category><![CDATA[atlar]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[iskit]]></category>
		<category><![CDATA[kazakistan]]></category>
		<category><![CDATA[kromozom]]></category>
		<category><![CDATA[moğol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=7659</guid>

					<description><![CDATA[<p>Çağdaş hayvan ıslahı kalıtsal çeşitliliği azalttı 2000 yıllık aygırlardan alınan DNA, at evcilleştirme hikâyesini yeniden yazmaya yardımcı oluyor. Araştırmacılar, Science dergisinin 28 Nisan sayısında, eski evcilleştirilmiş atların bugünkü torunlarından daha çok kalıtsal (genetik) çeşitliliğe sahip olduğunu bildirdi. Özellikle, bu eski atların Y kromozomlarının çok daha fazla çeşidi vardı ve bugünkü atlardan daha az zararlı değişinim [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/iskit-at-yetistiricilerinin-ustaligi-ortaya-cikarildi/">İskit At Yetiştiricilerinin Ustalığı Ortaya Çıkarıldı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: large; font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Çağdaş hayvan ıslahı kalıtsal çeşitliliği azalttı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">2000 yıllık aygırlardan alınan DNA, at evcilleştirme hikâyesini yeniden yazmaya yardımcı oluyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Araştırmacılar, Science dergisinin 28 Nisan sayısında, eski evcilleştirilmiş atların bugünkü torunlarından daha çok kalıtsal (genetik) çeşitliliğe sahip olduğunu bildirdi. Özellikle, bu eski atların Y kromozomlarının çok daha fazla çeşidi vardı ve bugünkü atlardan daha az zararlı değişinim (mutasyon) bulunuyordu. Çağdaş atların kalıtımına dayanan önceki çalışmalar, buzul çağında evcilleştirmenin vahşi atlarda görülen çeşitliliğin çoğunu kısıtladığı sonucuna varmıştı. Fakat yeni bulgular, çeşitlilik eksikliğinin daha yeni bir gelişme olduğunu ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Kopenhag&#8217;daki Danimarka Doğa Tarihi Müzesi&#8217;nden evrimsel kalıtım bilimci Ludovic Orlando (Ludıvik Orlando), &#8220;Bugün, tüm atların Y kromozomları neredeyse aynı.&#8221; diyor. Sonuç olarak, bilim adamları, eski insanların çok sayıda kısrak için yalnızca birkaç tane aygır yetiştirerek atları evcilleştirmeye başladığını düşünüyorlardı.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">&#8220;Ama geçmişe baktığımızda &#8211; vay be! &#8211; Bu yepyeni bir dünya.&#8221; diyor Orlando.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Atların yaklaşık 5500 yıl önce evcilleştirildiği düşünülmektedir. Orlando’nun grubu antik İskit medeniyetinden gelen 15 Demir Çağı aygırının kemiklerinden alınan DNA’ları inceledi: İki adet aygır Rusya&#8217;daki 2700 yıllık bir mezar alanındandı ve 13 tanesi ise yaklaşık 2300 yıl önce Kazakistan&#8217;da bir mezar ayininde kurban edildi. Ekip ayrıca Rusya&#8217;daki Sintaşta kültürünün 4100 yıllık Bronz Çağı kısraklarına baktı. Orlando&#8217;nun dediğine göre, aygırların neredeyse tamamında farklı bir Y kromozomu türü vardı.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Bu bulgu evcilleştirmenin ilk evrelerine sadece birkaç tane aygırın katıldığı fikrine meydan okuyor. Orlando; “Atlar arasında Y kromozom çeşitliliğinin kaybedilmesi, son 2,300 yıl içinde gerçekleşmiş olmalıdır ve belki de yakınlarda, 200-300 yıl önce, insanlar özel at ırkları yaratmaya başladığında başlamış olmalıdır.” diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><div class="mks_pullquote mks_pullquote_right" style="width:450px; font-size: 14px; color: #ffffff; background-color:#000000;"></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><b>At sütü</b></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Görselde Kazakistan’da at sağan bir kadın görülüyor. At sütünün içilmesi için yapılan bu uygulamanın 5000 yıldan daha fazla bir geçmişi var. Eski İskit atlarından elde edilen kalıtsal veriler 2000 yıldan fazla bir evcilleştirmenin at genlerinde meme bezi gelişimi ve süt üretimi ile ilgili değişikliklere neden olduğunu gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/042717_TI_horse_inline_370.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-7661" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/042717_TI_horse_inline_370.jpg" alt="" width="370" height="247" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/042717_TI_horse_inline_370.jpg 370w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/042717_TI_horse_inline_370-300x200.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/042717_TI_horse_inline_370-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/042717_TI_horse_inline_370-187x124.jpg 187w" sizes="auto, (max-width: 370px) 100vw, 370px" /></a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"></div></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Çağdaş hayvanlardan elde edilen kalıtsal verileri kullanarak geçmişte neler olduğunu anlamaya çalışmak, bir romanın sonuna atlamak ve sadece sonunu okumak gibidir; işlerin nasıl sona erdiğini gösterir, ancak hikâyenin nasıl başladığını ya da geliştiğini göstermez. Kraliçe Mary (Meri) Üniversitesi&#8217;nden evrimsel canlı bilimci (biyolog) olan Laurent Frantz (Lorınt Frentz), eski DNA&#8217;yı incelemek, evcilleştirmenin nasıl gerçekleştiğine ve insanların hayvanlarla nasıl etkileşime girdiğine dair daha iyi bir gösterge sağlayabilmek adına bu boşlukları doldurabilir, diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Çağdaş atlarda bunama ve nöbetlerle ilgili olanlar da dâhil olmak üzere zararlı olabilecek değişinimler de bulunmaktadır. Ancak eski atların bu değişinimleri yoktu, bu da DNA değişikliklerinin son 2300 yıl içinde bir ara yaşandığını gösteriyordu.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">İngiltere&#8217;deki Exeter (Eksitır) Üniversitesi&#8217;nden hayvan kazı bilimci (arkeolog) Alan Outram (Elın Autrım) &#8220;Gerçekten çok şey değiştiğini gösteriyor ve çağdaş kalıtımdan derin geçmişi modellemek inanılmaz derecede tehlikeli. Eski DNA çalışmalarını gerçekten yapmanız gerekiyor.&#8221; diyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Orlando ve meslektaşları İskitlerce yetiştirilen bazı kalıtsal özellikleri de tespit ettiler. Meme bezi gelişiminde ve işlevinde yer alan genler muhtemelen İskitlerin atlarını sağmış olduklarını gösteren daha büyük süt üretimi ile ilişkili değişik biçimlere sahipti. Outram ve diğerleri, at sağımının en az 5000 yıl önce başlamış olduğuna dair kanıtlara sahipler.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Ayrıca sinirsel krest hücreleri işlevindeki genler de değişti. Bu oğulcuk (embriyonik) hücreleri, erken gelişme sırasında vücudun farklı bölgelerine göç eder ve beynin kısımlarını, bazı yüz özelliklerini ve diğer dokuları oluşturmaya yardımcı olur. Yeni bir varsayım (hipotez), sinirsel krest hücrelerinin işleyişindeki değişikliklerin, sarkık kulaklar, genç yüzler ve lekeli katlar gibi evcil hayvanlar tarafından paylaşılan ortak özelliklere yol açabileceğini gösteriyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Frantz, “Eski atlardan elde edilen kalıtsal sonuçlar, varsayımın doğru olabileceğine dair kanıtlar sağlıyor.” diyor. Kalıtım bilimciler, deneysel canlı bilimcilerle sinirsel krest hücrelerinin evcil hayvan görünümünü değiştirmede rol aldığını doğrulamak için çalışmak zorunda kalacaklar. Fakat Frantz, &#8220;Bu varsayımın doğru bir şekilde sınanmasına yönelik ilk adım.&#8221; diyerek çalışmaların devam edeceğini belirtti.</span></p>
<figure id="attachment_7664" aria-describedby="caption-attachment-7664" style="width: 960px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/Görsel-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-7664" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/Görsel-3.jpg" alt="" width="960" height="628" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/Görsel-3.jpg 960w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/Görsel-3-300x196.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/Görsel-3-768x502.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/Görsel-3-130x86.jpg 130w" sizes="auto, (max-width: 960px) 100vw, 960px" /></a><figcaption id="caption-attachment-7664" class="wp-caption-text"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Alaas Ebé kazı alanında bulunan at mezarı. Churapchinsky Bölgesi, Yakutistan.</span></figcaption></figure>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Kaynak<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">https://www.sciencenews.org/article/ancient-dna-bucks-tale-how-horse-was-tamed?tgt=nr</div>
            </div>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/iskit-at-yetistiricilerinin-ustaligi-ortaya-cikarildi/">İskit At Yetiştiricilerinin Ustalığı Ortaya Çıkarıldı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çıplak Kör Fareler Oksijen Olmadan 18 Dakika Hayatta Kalabiliyor</title>
		<link>https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/ciplak-kor-fareler-oksijen-olmadan-18-dakika-hayatta-kalabiliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlteriş Umur Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2017 19:54:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Canlı Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[çıplak kör fare]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[oksijensiz yaşam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=7510</guid>

					<description><![CDATA[<p>Oldukça tuhaf olan çıplak kör fareler, bu keşifle daha da garipleşti. </p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/ciplak-kor-fareler-oksijen-olmadan-18-dakika-hayatta-kalabiliyor/">Çıplak Kör Fareler Oksijen Olmadan 18 Dakika Hayatta Kalabiliyor</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Bu tüysüz sosyal memeli neredeyse hiçbir zaman kanser olmuyor ve neden normal bir fareden 10 kat daha uzun süre yaşadığını açıklayan yüksek beyin destekleyici protein seviyesine sahip. Şimdi ise yeni araştırmalar, çıplak kör farelerin aynı zamanda oksijen olmadan 18 dakika canlı kalabileceğini ve bu durumun kalıcı etkiler bırakmadığını ortaya koyuyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Karşılaştırma yapacak olursak, insanlar genellikle oksijen olmadan yaklaşık 3 dakika sonra ciddi beyin hasarına maruz kalıyor. Çıplak kör fareler ise, bitkiler tarafından kullanılan bir moleküler hile yaparak bu başarılarını elde ediyor. Glikoz metabolizmasını durduruyor ve farklı bir şeker olan fruktozu metabolize etmeye başlıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Helmholtz Birliğinin Max Delbrück Moleküler Tıp Merkezi&#8217;nde fizyolog olan Gary Lewin, bu durumu, &#8220;Çalışmamız bir memelinin yakıt olarak fruktoza geçtiğinin ilk delilidir&#8221; diyerek açıkladı.</span></p>
<h4><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Hava yok, sorun yok</strong></span></h4>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Çıplak kör fare (Heterocephalus glaber), tüysüz, buruşuk cildi ve dudaklarından çıkıntı yaparak ağızlarının kirle dolmadan kazmalarını sağlayan uzun dişleri sebebiyle tuhaf görünümüyle meşhur. Bu Doğu Afrika yerlileri, büyük sosyal gruplar halinde yer altı oyuklarında yaşıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Lewin, “Hava, bu yer altı oyuklarında çok tıkanıklaşabilir.” dedi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Fakat düşük oksijen seviyeleri çıplak kör fareleri hiç rahatsız etmiyor gibi görünüyor. Fare yuvalarında oksijen azaldığında, bu hayvanlar bazen bir çeşit metabolik transa geçerek tembelleşiyor, fakat kısa süre sonra tekrar kalkıp dolaşmaya başlıyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Lewin ve meslektaşları bunun nedenini merak ediyorlardı. Ekip, hücrelerdeki metabolik reaksiyonlardan ortaya çıkan küçük moleküllerle birlikte, doku, kan ve metabolitleri analiz etti. Oksijen bol olduğunda, çıplak kör fare metabolizması, farelerin metabolizmasıyla (ve insanlarınkiyle) aynı görünüyordu. Hayvanlar, glikoz moleküllerini enerjiyi serbest bırakmak için ayırdılar ve aerobik (oksijenli) solunum sürecini başlattılar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Oksijen azaldığında ise fareler ve insanların başı dertte. Çünkü oksijen olmadan, aerobik solunuma devam etmenin hiçbir yolu yok. Ancak Lewin ve meslektaşlarının bulgusuna göre, çıplak kör farelerin bir üstünlüğü var. Bu hayvanlar, yüksek seviyede GLUT5 adlı bir taşıyıcı molekülün yanı sıra KHK adı verilen bir de enzime sahipler. Taşıyıcı ve enzim, çıplak kör farelere, oksijen gerektirmeyen anaerobik (oksijensiz) bir moleküler süreç olan enerji için glikoz yerine fruktoz kullanmalarına izin veriyor.</span></p>
<h4><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Tıbbi uygulamalar</span></h4>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Çıplak kör fareler için kilometrelerce uzunluktaki tünelleri kazmak üzere, geçici olarak anaerobik solunuma geçiş, hayat kurtarıcı olabilir. Lewin ve meslektaşları, bulguların sonunda insan hayatını kurtarabileceğini de umuyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Lewin, &#8220;Damar tıkanıklığı ya da inme geçiren hastalar, birkaç dakika oksijen yoksunluğundan sonra telafi edilemez hasarlar yaşıyorlar.&#8221; dedi. Doktorlar, inme ya da kalp krizi sırasında beyinde ya da kalpte fruktoz metabolizması yolunu genetik olarak devreye sokabilirlerse, oksijen kaynağı yeniden tesis edilene kadar beyin dokusunu koruyabilirler.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Araştırma, Science dergisinin 21 Nisan sayısında detaylı bir şekilde anlatılmakta.</span></p>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Yararlanılan Kaynak<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"> <a href="https://clck.yandex.ru/redir/LvUXD5J6I4o?data=UVZ5S3FTUHlHUXd3YUZQV3FqamdOcXF1WkZkV0pXZjFxWTZsOEprOTVBMTFtd0xrTl9RS0lHRF92U3lwbEVqS2ZLeHp3N2xucU5JRFVnQmNZZldQLVlDZWdQbXE4bHJZRjRfZFg0ajhJSlc2WXN0clF5TW5ZbWE0cXBPRDY3eG1uWGg3S2Y3OURyVG45NnprZnNQdkJpeHFCS1ZsRmw5N3FnNE41ZEs5djluTDZZRFlaX2JzQ3c&amp;b64e=2&amp;sign=f5da95155df257411aae4e75ae88c309&amp;keyno=1" target="_blank" rel="noopener noreferrer">http://www.livescience.com/58765-naked-mole-rats-survive-without-oxygen.html</a></div>
            </div>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"> </span></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/ciplak-kor-fareler-oksijen-olmadan-18-dakika-hayatta-kalabiliyor/">Çıplak Kör Fareler Oksijen Olmadan 18 Dakika Hayatta Kalabiliyor</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Atmaca Güveleri, Çiçek Nektarını Antioksidanlara Dönüştürüyor</title>
		<link>https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/atmaca-guveleri-cicek-nektarini-antioksidanlara-donusturuyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlteriş Umur Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Apr 2017 19:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Canlı Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[antioksidan]]></category>
		<category><![CDATA[atmaca güvesi]]></category>
		<category><![CDATA[çiçek nektarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=7484</guid>

					<description><![CDATA[<p>Enerjik güveler kas hasarını azaltmanın bir yolunu buldular. Atmaca güvelerinin kas hasarına karşı tatlı bir çözümü var. Manduca sexta güveleri yalnızca çiçek nektarıyla besleniyor, fakat şekerli sıvı bedenlerini beslemekten daha çok şey yapıyor. Araştırmacıların 17 Şubat’ta Science dergisindeki raporlarına göre bu böcekler, şekerlerin bazılarını, çalışkan kaslarını koruyan antioksidanlara dönüştürüyorlar. Hayvanlar, atmaca güvelerinin bir çiçeğin nektarını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/atmaca-guveleri-cicek-nektarini-antioksidanlara-donusturuyor/">Atmaca Güveleri, Çiçek Nektarını Antioksidanlara Dönüştürüyor</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Enerjik güveler kas hasarını azaltmanın bir yolunu buldular.</strong></p>
<p>Atmaca güvelerinin kas hasarına karşı tatlı bir çözümü var.</p>
<p>Manduca sexta güveleri yalnızca çiçek nektarıyla besleniyor, fakat şekerli sıvı bedenlerini beslemekten daha çok şey yapıyor. Araştırmacıların 17 Şubat’ta Science dergisindeki raporlarına göre bu böcekler, şekerlerin bazılarını, çalışkan kaslarını koruyan antioksidanlara dönüştürüyorlar.</p>
<p>Hayvanlar, atmaca güvelerinin bir çiçeğin nektarını emerken havada asılı kalmak için hızla kanat çırparken yaptığı gibi çok miktarda enerji tüketirken, vücutları kas ve diğer hücrelere saldıran reaktif moleküller üretir. İnsanlar ve diğer hayvanlar, zararlı molekülleri etkisiz hale getiren antioksidanlar içeren yiyecekler tüketirler. Ancak güvelerin tekil besin kaynağı olan nektar, az veya neredeyse hiç antioksidan içermez.</p>
<p>Böylece bu böcekler kendileri bu işi yapıyorlar. Tel Aviv Üniversitesi&#8217;nde entomolog olan ortak çalışma yazarı Eran Levin, atmaca güvelerinin enerji yerine antioksidan yapmak için nektar şekerlerinden bazılarını alternatif bir metabolik yolla gönderdiklerini söylüyor.</p>
<p>Levin ve meslektaşları, bu mekanizmanın, nektar seven hayvanların güçlü, enerji yoğun uçan canlılara evrilmesine izin vermiş olabileceğini söylüyorlar.</p>
<p>Kaynak: https://www.sciencenews.org/article/hawk-moths-convert-nectar-antioxidants?tgt=nr</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/atmaca-guveleri-cicek-nektarini-antioksidanlara-donusturuyor/">Atmaca Güveleri, Çiçek Nektarını Antioksidanlara Dönüştürüyor</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Taş Devri Avcı-Toplayıcıları, Diş Çürüklerini Keskin Alet ve Katranla Tedavi Ediyorlardı</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/antropoloji/tas-devri-avci-toplayicilari-dis-curuklerini-keskin-alet-katranla-tedavi-ediyorlardi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İlteriş Umur Budak]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Apr 2017 15:04:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Antropoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=7377</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bulunan dişler, diş hekimliğinin bazı biçimlerinin en az 14.000 yıl boyunca var olduğuna dair kanıtları gün yüzüne çıkardı.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/antropoloji/tas-devri-avci-toplayicilari-dis-curuklerini-keskin-alet-katranla-tedavi-ediyorlardi/">Taş Devri Avcı-Toplayıcıları, Diş Çürüklerini Keskin Alet ve Katranla Tedavi Ediyorlardı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><b>Taş Devri diş hekimleri çürükleri delip doldurmadılar. Onları kazıyıp kapladılar.</b></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">İtalya&#8217;daki Bologna Üniversitesi&#8217;nden biyolojik antropolog Gregorio Oxilia ve Stefano Benazzi liderliğindeki bir ekip tarafından sürdürülen araştırmada, günümüz Kuzey İtalya’sında bulunan ve 13,000 ila 12,740 yıl önce yaşadığı tespit edilen bir kişiden alınan iki dişin enfekte olmuş yumuşak dokularının kazınıp çıkarıldığına dair işaretler tespit edildi. Ardından; müdahale edilen alanın, yapışkan, katranlı bir madde olan bitümle kaplandığı ve Taş Devri insanlarının, taştan yapılan aletlerini tutamaklara takarak bu müdahaleyi gerçekleştirdikleri belirtildi.</span></p>
<figure id="attachment_7380" aria-describedby="caption-attachment-7380" style="width: 454px" class="wp-caption alignright"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/gorsel-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-7380" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/gorsel-2.jpg" alt="" width="454" height="733" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/gorsel-2.jpg 370w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/04/gorsel-2-186x300.jpg 186w" sizes="auto, (max-width: 454px) 100vw, 454px" /></a><figcaption id="caption-attachment-7380" class="wp-caption-text">Yeni bir araştırmaya göre, 13.000 yıl önce Kuzey İtalya&#8217;da yaşayan bir kişinin iki ön dişinde Taş Devri diş hekimliğinin ipuçları yer alıyor. Müdahale edilmiş diş çürümesine ilişkin bu eski örnekler, yandan (üstte) ve aşağıdan çiğneme yüzeyini (altta) gösteriyor.</figcaption></figure>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Araştırmacıların 27 Mart’ta Amerikan Fizik Antropolojisi Dergisi’ndeki çevrimiçi raporlarına göre; bulgular, enfekte olmuş diş parçalarını temizleme tekniklerinin, karbonhidratça zengin tarım diyetlerinin diş çürüğünü daha yaygın hale getirmesinden binlerce yıl önce geliştiğini gösteriyor. Çiftçiler, diş çürüklerini 9,000 yıl önce delmek için taş aletler kullanmış olabilirler.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Oxilia ve Benazzi’nin ekibi 2015 yılında sivri bir taş aletin, yaklaşık 14.000 yıl önce kuzey İtalya&#8217;ya gömülmüş bir adama ait olan bir dişten çürüyen dokuları çıkarmak için kullanıldığını bildirdi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Bu İtalyan buluntuları, Taş Devri avcı-toplayıcıları tarafından uygulanan diş tedavilerinin bilinen tek örneklerini temsil ederken, Benazzi: &#8220;İtalya&#8217;daki geç dönem [Taş Devri] avcı toplayıcıları arasında diş müdahalelerinin daha geniş bir eğilimin veya geleneğin bir parçası olabilir&#8221; dedi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">İngiltere&#8217;deki Liverpool John Moores Üniversitesi&#8217;nden paleoantropolog Isabelle De Groote’un dediğine göre; dişlerdeki hasarın diğer muhtemel sebepleri arasında, ön dişlerin ahşabı, deri ve diğer materyalleri yontmak için kullanılması veya diş biçimlerinin kültürel sebeplerle değiştirilmesi gibi nedenler diş hekimliğinden daha az olası görünmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">20 yıl önce Riparo Fredian adlı bir İtalyan sitesinde gerçekleştirilen kazılar, yeni çalışmayla birlikte iki ön diş de dâhil olmak üzere çoğunlukla altı kişiden oluşan diş kalıntılarını gün yüzüne çıkardı. Çürümüş dokunun mikroskobik olarak incelenmesiyle, dişlerin hastalıklı kısımlarını çıkarmadan önce boşlukları genişletmek için sivri bir taş uygulayarak sebep olunan kazıma izlerini ve pul pul dökülmesini gösteren izler ortaya çıkarmıştır. Benazzi bu durumu: “Acı verici görünüyorsa, muhtemelen öyleydi.” diye açıklıyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Çürümüş alana tutturulan koyu renk parçaların kimyasal ve mikroskobik olarak incelenmesiyle, kaplama malzemesinin bitüm, bitki lifleri ve muhtemel kılları içerdiği belirlendi. Benazzi, müdahale edilen dokuya bitüm yerleştirmenin başka iltihaplara karşı da koruma sağlayabileceğini belirtti.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Benazzi aynı zamanda, diş çürümesine yönelik eski bir kazıma-kaplama tedavisi olan bu müdahalenin, çok daha eski olan sivri taş ya da ahşap parçaların kürdan olarak kullanılmasından gelişmiş olabileceğinden şüphe ettiğini söylerken; insan cinsinin üyeleri olan Homo’ların, kürdanlarını 1.77 milyon yıl kadar önce kullanmış olabileceklerini belirtti.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Kaynak: <a href="https://clck.yandex.ru/redir/LvUXD5J6I4o?data=UVZ5S3FTUHlHUXdOdmRvb3dORVBqU2RLS182bF9DV3VaRXhLMXdtR2NrVWMxRkVjMEhWdDJWTU55eURrbFhqOEdTQTJHNHJzaDB1ejNUUGJ6RWtYekZsQzRTQlVoQXp3eUstOGJWbUF6NjFLbzQxclFEMnh1X3BmUXkwVEo3UEhXQTA5VHI1SGRTMlpBeVc4Q29MYVBPOS0wMDhWSHBhMC0zUXFwaU5IcmgxTkotOVVSRmRGOWN5SENrc0RsY0Qyd0YyMDhKaXpCT1c2NWZZclJwNjdTZw&amp;b64e=2&amp;sign=de58af58c9ce28a48758ba1e8cfbfc06&amp;keyno=1" target="_blank">https://www.sciencenews.org/article/stone-age-hunter-gatherers-tackled-their-cavities-sharp-tool-and-tar</a></span></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/antropoloji/tas-devri-avci-toplayicilari-dis-curuklerini-keskin-alet-katranla-tedavi-ediyorlardi/">Taş Devri Avcı-Toplayıcıları, Diş Çürüklerini Keskin Alet ve Katranla Tedavi Ediyorlardı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
