<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Doğu Akdeniz arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/dogu-akdeniz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/dogu-akdeniz/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Sat, 05 Dec 2020 13:24:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>Doğu Akdeniz arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/dogu-akdeniz/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>21.yy.’da Türkiye’nin Çevresindeki Ülkelerin Birbirleriyle İlişkilerini Olumsuz Etkileyen Dogmatik Tutumları</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/21-yy-da-turkiyenin-dis-politikasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İdris Kılıçaslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 16 Aug 2020 21:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[dış politika]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[doğu akdeniz politikası]]></category>
		<category><![CDATA[doğu akdenizde neler oluyor]]></category>
		<category><![CDATA[idris kılıçaslan]]></category>
		<category><![CDATA[türk-yunan savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye suriyede ne yapıyor]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye'nin doğu akdenizde amacı ne?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17957</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bölge Ülkelerinin Kamuoyunda Etkili Din ve Mezhepler Türkiye: Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman’dır. Bu nüfusun yakın geçmişte yaşadığı işgal ve katliamlar sebebiyle “gâvur” olana yani gayrimüslimlere karşı güvensizlik ve nefret duyguları arasında gelip giden duyguları mevcuttur. Rumlar, Ermeniler ve Yahudilere Osmanlı Devleti’ni yıkılış sürecinin son demlerinde takındıkları tavır ve sergiledikleri eylemler sebebiyle güvensizlik mevcuttur. Birleşik [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/21-yy-da-turkiyenin-dis-politikasi/">21.yy.’da Türkiye’nin Çevresindeki Ülkelerin Birbirleriyle İlişkilerini Olumsuz Etkileyen Dogmatik Tutumları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14pt;"><strong>Bölge Ülkelerinin Kamuoyunda Etkili Din ve Mezhepler</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Türkiye:</strong></em> Türkiye nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman’dır. Bu nüfusun yakın geçmişte yaşadığı işgal ve katliamlar sebebiyle “gâvur” olana yani gayrimüslimlere karşı güvensizlik ve nefret duyguları arasında gelip giden duyguları mevcuttur. Rumlar, Ermeniler ve Yahudilere Osmanlı Devleti’ni yıkılış sürecinin son demlerinde takındıkları tavır ve sergiledikleri eylemler sebebiyle güvensizlik mevcuttur. Birleşik Krallık, Fransa, İtalya, ABD, Yunanistan, Ermenistan ve İsrail başta olmak üzere Türkiye’ye karşı takip ettikleri düşman politikadan dolayı güvensizlik ve şüphe vardır. Ortalama Türk insanının zihin dünyasında Türkiye ve Türkler tüm dünyaya karşı tek başına var olma mücadelesi veren devlet ve millettir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Yunanistan:</strong></em> Çoğunluğu Hıristiyan Ortodoks’tur. Ülkede Müslüman Türk nüfusu azınlık olarak yaşamaktadır. Yunanistan bağımsızlık için mücadele ettiği tarihlerden ve tarih sahnesine çıktığı 1829 Edirne antlaşmasından itibaren tüm politikası Osmanlı Devleti/Türkiye aleyhine olmuştur. Bu politikaları uygularken farklı dönemlerde Fransa, Birleşik Krallık, Rusya, ABD gibi Batılı ülkelerin desteğini almış veya himayesine girmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Rusya:</strong></em> Rusya nüfusunun çoğu Hıristiyan Ortodoks’tur. Rus nüfusunun yanında pek çok Müslüman veya Tengrici Türk boyları azınlık olarak Rusya sınırları içinde yaşamaktadır. Rusya tarihi bir emel olarak sıcak denizlere inme politikası takip etmektedir. Sıcak denizlere inmek için Slav ırkının birliğini savunan Panslavizm ideolojisini ya da Ortodoksluğu çıkarları doğrultusunda kullanmıştır. Çarlık Rusya’nın bu politikasını Sovyetler Birliği de devam ettirmiştir. 2.Dünya Savaşı’ndan sonra Stalin, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının statüsünün tartışmaya açılması gerektiğini ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nde tadile gidilmesi gerektiğini belirtmiştir. Öte yandan Kars ve Ardahan’ı Türkiye’den istemiş, Türkiye’nin uzun yıllar bölgeye asker yığmasına sebebiyet vermiştir. Rusya günümüzde de Doğu Akdeniz, Suriye, Libya ve Belarus’ta yayılmacı politikasını sürdürmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>İran:</strong></em> İran Şiiliğe dayanan dini bir anlayışla yönetilmektedir. Şii İran, Sünni komşusu Türkiye’yi çoğu zaman tehdit olarak görmüştür. Ulusal politikalarını Türkiye’nin aleyhine olacak şekilde vücuda getirmiştir. Dini bir otorite tarafından yönetilmesine rağmen Hıristiyan Rusya ve Ermenistan ile iyi ilişkilere sahiptir. Bölgede Azerbaycan ve Türkiye’nin çıkarlarını baltalayıcı sinsi hareketlerden kaçınmazlar. Arap yarımadasında şii milislerle varlıklarını sürdürerek bölgeyi nüfuzları altına almaya çalışmaktadırlar.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Ermenistan:</strong></em> Ermeniler Hristiyan dinine mensuptur. Ermenilerin milli mezhebi Gregoryenlik olmakla birlikte protestan, katolik, ortodoks Ermeniler de vardır. Ermeniler Türklerin Anadolu’ya toplu olarak ve son kez geldiği 1071 yılından itibaren Türklerle iyi ilişkiler içinde olmuşlar ve Türk devletlerinin yönetim kademesinde yüksek mevkilerde bulunmuşlardır. Fransız İhtilali’nden sonra gelişen milliyetçilik akımı sebebiyle Ermenilerde Türklere karşı şiddetli bir düşmanlık hisleri belirmiş ve Türklere karşı katliamlara girişmişlerdir. Kendi devletlerini kurup bağımsızlıklarını kazandıktan sonra bile ASALA adlı örgütü kurarak Türk diplomatlara suikastlar düzenlemişler daha sonra PKK’ ye destek olmuşlardır. Günümüzde Türkiye’ye Avrupa’daki Ermeni lobilerini kullanarak baskı yapmaya çalışmaktadırlar. Ermenilerin desteğini aldığı başta iki ülke Rusya ve Fransa’dır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>İsrail:</strong></em> Bölgedeki ve dünyadaki tek Yahudi devletidir. İsrail kuruluşu itibariyle bölgedeki en yeni devletlerdendir. Kuruluşu 1917’deki Balfour Deklarasyonu’na dayanır. Resmi olarak kurulması ve BM tarafından tanınması 1947 yılında gerçekleşmiştir. İsrail teknoloji üretimi ve finansal açıdan çok güçlü devletlerdendir. Fakat dış politikasında Siyonist bir çizgi takip etmektedir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve Müslümanlıkla beraber semavi dinler arasında yer alır. Kitap ehli olarak kabul edilirler. Fakat Siyonizm bölgenin çoğunun (Fırat ve Dicle nehirleri arası) İsrail oğullarına kutsal kitapları Tevrat’ta yazdığı üzere Tanrı tarafından kendilerine vaat edildiğini iddia eder ve buna inanırlar. Yani İsrail’in takip ettiği dış politika gökten Allah tarafından indirildiğine inanılan Tevrat’a (Müslümanlara göre tahrif edildiğine inanılan Tevrat’a) dayanmaktadır. Günümüzdeki dünya gerçekleri ve binlerce yıl önce indiğine inanılan kitap arasında örtüşme olmadığı için bölgedeki çatışmaların ve saldırıların faili ya da azmettiricisi olarak İsrail karşımıza çıkar. Çünkü politikası realist ve statükoyu koruma üzerine kurulmuş değildir. Kudüs’ün paylaşılamaması, Süleyman mabedi ve Mescidi Aksa meselesi çıkmaza sürüklenmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Arap Yarımadasındaki Küçük Arap Devletleri:</strong></em> Arap ülkelerinin nüfusunun çoğu müslüman olmakla beraber az sayıda Hristiyan Arap da vardır. Arap yarımadası Sykes-Picot antlaşması ile şekillendirilmiş bir coğrafyadır. İngiltere ve Fransa arasında yapılan bu antlaşmada İngiltere’yi Mark Sykes, Fransa’yı François Georges Picot temsil ettiğinden dolayı antlaşmaya Sykes-Picot Antlaşması diyoruz. Bu antlaşma ile Arap yarımadası tarihte hiç olmadığı şekilde, tamamen çatışmaya gebe, istikrarsızlığa sebep olacak şekilde sınırlara ve devletlere sahip olmuş oldu. Meydana getirilen devletlerin etnik, dini ve mezhepsel birliktelikleri olmadığı gibi bir arada yaşama arzusu dahi yoktur. Kuruldukları dönemden beri millet olmayı başaramamışlardır. Yapay Arap devletlerinin birleştikleri tek nokta Türk ve Türkiye aleyhtarlığıdır (İslam dinine rağmen). Bu ülkelerin liderleri I.Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti yerine işgalci İngiltere ve Fransa ile işbirliği yapan Arap aşiretlerinin soyundan gelir. Demokrasi ve insan hakları yerlerde sürünse bile Batılı devletler bu ülkelerin yöneticilerini kendileri tayin edip, çıkar sorunu yaşamadıkları için insan hakları ihlallerine ve olmayan demokrasiye aldırış etmezler. Suriye, Lübnan civarından Fransız etkisi vardır. Irak, Suudi Arabistan, Ürdün, Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkelerde Birleşik Krallık Nüfuzu ağır basar. Arap Krallarının eşleri genellikle İngiliz Kraliyet ailesindendir.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14pt;"><strong>Bölgede kim, ne yapmak istiyor? Ya da Vatandaş İçin Ana Haber Bültenlerini Anlama Kılavuzu</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle şunu belirtelim ki Türkiye mevcut sınırları korumak isteyen, başkasının topraklarında gözü olmayan, bağımsız bir şekilde var olmaya çalışan, yani kendisini müdafaa etmeye çalışan bir ülke olarak karşımıza çıkıyor. Eğer Türkiye’nin gizli bir ajandası yoksa (ki bence yok) Türkiye Misak-ı Milli topraklarını geri almaya çalıştığına dair bir eylem veya söylem içinde dahi bulunmuyor. İç politikada kamuoyunu etkilemek için söylenen “82 Musul, 83 Kerkük” söylemi sadece bazı parti ve şahısların siyasi çıkarları ve manipülasyonu olarak göze çarpıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Anadolu, Kafkaslar, Balkanlar ve Arap yarımadası ve hatta Kuzey Afrika’da emperyalist güçlerin çıkar çatışmaları meydana gelmektedir. İngiltere (UK), Fransa, ABD, Almanya başta olmak üzere bölgede istikrarsızlığın sürmesini isteyen ülkeler mezhepsel, etnik çatışmaları desteklemektedirler. Bu desteklerini sivil toplum örgütleri adı altında yapmaktadırlar. Arap baharı denen süreçte Kuzey Afrika ülkeleri ve Suriye’de meydana gelen “muhalefet” gösterilerinde muhalefetin elinde “uzun namlulu silahlar” vardı. Ve Batı medyası bu eli silahlı grupları “muhalif göstericiler” olarak lanse ediyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Kısacası bu saydığımız coğrafyanın zenginliklerinin Batı tarafından daha rahat sömürülmesi için bölgenin etnik, dini, mezhepsel çatışmalar sebebiyle istikrarsızlık içinde bulunması gerekiyor. Bölgede geniş sınırları, büyük ve güçlü ordusu olan ülke istenmiyor. Bu sebeple Türkiye Batı’nın hedefleri arasında yer almaktadır. Bu ABD Dışişleri Eski Bakanı Rice tarafından Büyük Ortadoğu Projesi adıyla itiraf edilmiştir. Yunanistan, Ermenistan, Suriye, Irak, BAE, gibi ülkeler Batılı güçler tarafından çok rahat bir şekilde Batı’nın çıkarları doğrultusunda hizaya getirilebiliyor. Yunanistan, komşusu olan Türkiye ile iyi ilişkiler kurmak ve anlaşmaktansa hayali ve ayakları yere basmayan dış politika takip ediyor, bu minvalde özellikle ABD, Almanya ve Rusya’dan yardım umuyor. Yunanistan için Rusya aynı mezhebe mensup güçlü bir ittifak ortağı gibi görünse de Rusya için Yunanistan sadece kullanılacak bir maşadır. Yunanistan yaşlı bir dede, Rusya ise 2 metrelik basketbolcu bir torundur. Rusya, Yunanistan’ı severken bile hırpalayabilir/öldürebilir. Aynı şey Ermenistan için de geçerli. Ermenistan, Türkiye’nin Türkistan’a giden yolunu tıkamaya çalışıyor, bunun için özellikle Rusya’nın kollarına kendini bırakıyor. İran da Türkiye gibi Batı’nın hedef tahtasında olmasına rağmen Türkiye’ye rejim ihraç etmeye çalışıyor, Türkiye’nin aleyhine faaliyetlerde bulunuyor. Etnik, Mezhepsel ve dini taassupla hareket etmek bölge insanının geleceğini ve bugününü mahvediyor. Suudiler başta olmak üzere Arap devletlerinin yöneticileri Batılı ülkelerle çok iyi ilişkiler içindeyken Türkiye ile ekonomik ve kültürel işbirliği yapmak yerine hemen Batılı ülkelerin çizgisinde saf tutuyor. Arap ülkeleri Türkiye’yi dinsiz olarak addediyorlar. İhtimaldir ki koltuklarını Batılı emperyalistlere borçlu olan Arap yöneticiler minnet duygularını Batılı güçlere sadık kalarak ve Türkiye aleyhtarlığı yaparak ödemeye çalışıyorlar.</p>
<p style="text-align: justify;">İsrail bölgeyi şekillendiren en önemli askeri ve politik güç olarak karşımıza çıkıyor. İsrail’in gücü dar sınırları ile ters orantılı. ABD ve Birleşik Krallık gibi iki önemli güç çoğu zaman İsrail’in bu coğrafyada hayatını sürdürmesi ve sınırlarını genişletmesi politikasına destek veriyor. Büyük İsrail’in kurulması için yani Fırat ve Dicle nehirleri arasında kalan toprakların ele geçirilmesi için bölge yıllardır savaş, çatışma ve terör eylemleri içinde kıvranıyor. Bölge yavaş yavaş insansızlaştırılıyor. Çarşı ve pazarlarda patlayan bombalar, aniden türeyen din tandanslı terör örgütleri, katliamlar; kısacası can güvenliğinin olmaması sebebiyle insanlar ya ölüyor ya da yaşadıkları toprakları terk ediyor. Boşalan topraklara Kürt nüfus yerleştiriliyor. İlerleyen yıllarda bu toprakları İsrail’in bir çırpıda sınırları içerisine alması hiç zor değil. Kısacası İsrail ve onun politikasını anlamaya çalışmak için ilk önce dini taassup ve hikâyelerden kurtulmalıyız. Her İsrail vatandaşı Siyonist değildir. Hatta Siyonistlere karşı olanları da vardır. Siyonizm bölgeyi kana bulayacak ve ayakları yere basmayan dini temelli bir ideolojidir. Buna rağmen İsrail bu amaca ulaşmak için gayet sinsi ve akılcı politika yürütmektedir. Bizim kamuoyumuzun da Filistin, Kudüs ya da İsrail meselesini (adına ne derseniz deyin) akılcı bir tutumla düşünüp kavraması gerekmektedir. Türkiye başına sarılan kötü olayları sürekli dış güçler, Yahudiler, İngilizler ya da Amerika’ya havale etmeyi bırakıp ayakları yere basan tahliller yapmalı ve gerçekçi çözümler üretmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Rusya ise tarihi emelinin peşinde kırmızı örtüye odaklanmış bir boğa gibi hızla koşuyor. Önüne ne çıkarsa devirmeye hazır. Normal şartlar altında Rusya ile Türkiye’nin iş birliği yapıp Batılı güçleri bölgeden uzaklaştırmaya çalışması gerekirdi fakat Rusya işbirliği yapacak kadar paylaşımcı bir ülke değil. Rusya hepsini istiyor. Rusya din kardeşi Ermenistan ve Yunanistan’ı acımazsızca kullanıyor. Çünkü aslında dini ve mezhepsel kardeşlik Rusya için emellerine ulaşması için kullanılacak sadece bir argüman.</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="font-size: 14pt;"><strong>Sonuç Olarak</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye, Yunanistan ve Ukrayna&#8217;nın bölgesel bir blok olmak üzere beraber hareket etmesi gerekiyor. Bu ülkeler birbirlerine saygılı bir şekilde diyalog kurmayı başarmak zorundadır. Bu birliktelik sağlanırken öte yandan yapay Arap ülkelerindeki halkın başlarındaki işbirlikçi yöneticilerden kurtulması için onlara destek verilmesi gerekir. Yunanistan ve Ermenistan işin kolayına kaçıp, Batılı güçlerle mücadele etmek yerine cüzi bir pay karşılığında Batı&#8217;nın yanında konumlanıyorlar. Doğu Akdeniz&#8217;de (Mavi Vatan), kıta sahanlığı ve karasular konusunda Yunanistan, Türkiye ile diyalog yoluyla anlaşmalı ve iyi komşuluk göstermelidir. Ermenistan ise sözde soykırım iddiaları ve Karabağ konusunda Azerbaycan ve Türkiye ile diyalog yoluyla anlaşmak zorundadır. Türkiye bu ülkelerin kamuoyunun aydınlanmasını sağlamalıdır. İnsanlar bilinçlenirse emperyalistlerin oyunları geçerliliğini yitirecektir. ABD başta olmak üzere tüm Batı&#8217;nın Çin tehlikesine dikkat kesildiği şu sıralar bölge ülkeleri için fırsattır. Asla çatışmaya girilmemeli, sorunlar diyalog yoluyla çözülmelidir. Özelikle ABD, Çin ile mücadele ederken Arap yarımadasını kontrol edilebilir bölgesel savaşlarla oyalamaya, buradaki ülkelerin başka konularla ilgilenememesine gayret ediyor. Batı bölgede yaşanan çatışmalara, yıkılan kentlere, “alınacak ihale/pazar” gözüyle bakıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgedeki hiçbir ülke iç ve dış politikada dini, etnik ve mezhepsel taassuba kapılmadan birlik ve beraberliğe odaklanmalıdır. Farklılıklar değil, ortak yönler öne çıkarılmalıdır. Türkler, Yunanlar ve Ermeniler birbirine benzer, bu ülkelerin vatandaşları çok kolay birbirine uyum sağlayabilir. Ukrayna ve Polonya ise Rus tazyiki altındaki iki ülkedir(Türkiye, Yunanistan, Ermenistan ve Gürcistan gibi…), destek olunmalı, işbirliği içerisine girilmelidir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bölgedeki ülkeler dini ve mezhepsel taassupla küresel güçlerin ağına düşüyor. Emperyalist Devletlere yem olmak istemeyen devletler birlik olmalıdır. Fakat hepsinden önce bu ülkelerin önemli mevki ve makamlarını işgal eden yöneticilerden kurtulmalı, güvenebilecekleri milli isimleri göreve getirmeyi başarmalılar.</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak; Rusya&#8217;nın Yunanistan ve Ermenistan’ı Türkiye’ye karşı kullandığını görüyoruz. Arap devletleri ise kavmiyetçilik yapmakta, Türk düşmanlığı gütmektedir. Arap ülkeleri genellikle politika olarak Türkiye’nin karşıtları ile yer almaktadır. İran, Şii mezhepçiliğini kullanarak üstü kapalı bir Fars milliyetçiliği politikası takip etmektedir. ABD, Birleşik Krallık, Almanya ve Fransa gibi ülkeler ise beşinci kol faaliyetleri, terör örgütleri ve işbirlikçileri ile Türkiye’yi menfaatlerine uygun olarak şekillendirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/21-yy-da-turkiyenin-dis-politikasi/">21.yy.’da Türkiye’nin Çevresindeki Ülkelerin Birbirleriyle İlişkilerini Olumsuz Etkileyen Dogmatik Tutumları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu Akdeniz&#8217;de Dengeler Savaşı (Doç. Dr. Gökçe Yükselen Peler)</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/dogu-akdenizde-dengeler-savasi-doc-dr-gokce-yukselen-peler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökçe Yükselen Peler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 18:28:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[boru hattı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz]]></category>
		<category><![CDATA[ittifaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Rum Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=15290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarafımız Net Olmalı Herkesin büyük bir merak ve endişe ile izlediği üzere Doğu Akdeniz’de sular her geçen gün daha fazla ısınmaktadır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de de, mesele fosil yakıtlar olarak da bilinen hidrokarbon, petrol ve doğal gaz gibi doğal enerji kaynakları söz konusu olunca dünyanın bütün emperyalist güçleri ve piyonları bu bölgeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/dogu-akdenizde-dengeler-savasi-doc-dr-gokce-yukselen-peler/">Doğu Akdeniz&#8217;de Dengeler Savaşı (Doç. Dr. Gökçe Yükselen Peler)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarafımız Net Olmalı</strong></p>
<p>Herkesin büyük bir merak ve endişe ile izlediği üzere Doğu Akdeniz’de sular her geçen gün daha fazla ısınmaktadır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de de, mesele fosil yakıtlar olarak da bilinen hidrokarbon, petrol ve doğal gaz gibi doğal enerji kaynakları söz konusu olunca dünyanın bütün emperyalist güçleri ve piyonları bu bölgeye üşüştüler. Kimler yok ki… Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya Federasyonu gibi emperyalist güçler; Mısır, Lübnan ve İsrail gibi bölge ülkeleri… Fransa ve Güney Kıbrıs işin içerisinde olunca ister istemez Avrupa Birliği de işin içine girmektedir. En son Malta’da gerçekleştirilen Akdeniz’e Kıyısı Olan Avrupa Birliği Ülkeleri Zirvesi’nde yapılan açıklamalar, Avrupa Birliği’nin bu meseledeki duruşunu bir kez daha çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bütün ülkelerin kendi ajandaları olmakla birlikte, Rusya Federasyonu hariç, meseleye yakından uzaktan ilgi gösteren ülkelerin tamamının birleştiği bir konu var. O da Türkiye’yi bu işten uzak tutmak.</p>
<p>Mesele, şu anda sadece Kıbrıs etrafındaki kaynaklar meselesi şeklinde basında büyük bir yer bulsa da aslında Kıbrıs etrafındaki kaynaklar, büyük oyunun sadece bir parçasını teşkil etmektedir. Esas büyük plan Kerkük petrolünü oluşturulacak terör koridoru ile Suriye’nin kuzeyinden getirip Doğu Akdeniz gazı ile birleştirmek ve Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a taşıyarak Avrupa’ya ulaştırmak, böylece de Türkiye’yi sistemin dışında bırakmaktı. ABD ve sahadaki maşası olan terör örgütünün Deyrezzor’da inatla savaşı sürdürmesi, bu bölgede bulunan petrol ve doğal gaz kaynaklarının da bu hatta eklenmesinin planlandığını düşündürmektedir. Yani oyun sadece Kıbrıs gazı üzerine kurulu değil, belki de bütün Orta ve Yakın Doğu kaynaklarını içeren bir planla karşı karşıyayız. Ancak Rusya’nın ve Suriye Rejim Güçleri’nin şimdilik Deyrezzor’daki oyunu bozduğu anlaşılıyor. Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoru ise Türkiye’nin kararlılığı ile işlevliğini kaybetmiştir. Önce Fırat Kalkanı Harekâtı ile bu koridor engellenmeye çalışılmış, sonra terör örgütünün daha güneyden, Rakka üzerinden yeni bir koridor oluşturma girişimine karşılık da Zeytin Dalı Harekâtı yapılmıştır. Bu harekât neticesinde, bir taraftan on yıllarca terör örgütünün insan kaynağı olmuş olan Afrin örgütün elinden çekilip alınmış, diğer taraftan hem koridorun denize ulaştırılma olasılığı şimdilik ortadan kaldırılmış oldu hem de istikrarsızlaştırılıp plana dâhil edilmek istenen Hatay ili güvenlik altına alınmış oldu. Kıbrıs Türk toplumunun bazı sektörleri arasında büyük bir infiale sebep olan Afrika gazetesinin Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında yaptığı yayınları da bu meyanda değerlendirmek gerekir. Türkiye oyunu bozarken malum mihraklar tarafından Kıbrıs’ta cezalandırılmak istenmiş ve Türkiye’nin aleyhinde ileriye yönelik menfi bir kamuoyu oluşturulamaya çalışılmıştır. Türkiye basınında ve bilhassa sosyal medyada sık sık Suriyeli göçmenlerle ilgili ortaya atılan olumsuz söylemler de bu konuya koşut olarak değerlendirilmelidir. Batılı odakların Astana Süreci’ne yaklaşımlarının hep soğuk olmasının sebebinin de bununla ilgili olduğu düşünülebilir. Bu süreç sonrasında İdlib’de ortaya çıkan durum, terör örgütünün Afrin’in güneyinden denize ulaşma ihtimalini de ortadan kaldırmıştır. Türkiye, Afrin ve İdlib ile hem terör koridorunun önünü kesmiş hem de Hatay ilini doğudan ve güneyden emniyet altına almıştır. Artık terör koridorunun denize ulaşma olasılığının olduğu tek bölge Lazkiye – Tartus hattıdır ki şu anda bu bölge Suriye Rejimi ve Rusya Federasyonu’nun kontrolü altındadır. Zaman zaman Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkan rejim – terör örgütü işbirliğinden, bu konuda Esad rejimine güvenilemeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak Rusya’nın şu anda Türkiye ile olan işbirliği ve Doğu Akdeniz’deki diğer çıkarları, bu durumda bir sigorta görevi görmektedir. Bu yüzden umumi olarak uluslararası platformlarda ve bilhassa Suriye’de Türkiye’nin Rusya ile olan işbirliğinin bozulmaması Türkiye için hayati öneme sahiptir. S-400 füzeleri etrafında cereyan eden tartışmalar da doğrudan bu mesele ile ilgilidir. Bu füzeler, Türkiye’nin askerî alanda Türkiye’nin Batı blokundan bağımsızlaşmasının bir timsalidir ve bu füzeler etrafında cereyan eden tartışmalar ve takip eden tehditler, Batı’nın asla Türkiye’yi eşit bir müttefik olarak görmek istemediğinin çok açık bir ifadesidir. ABD başta olmak üzere, bütün Batı, istedikleri zaman boynu çekilebilecek, her alanda Batı’ya muhtaç bir Türkiye görmek arzusundadır.</p>
<p>Tekrar Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresine dönülecek olursa aslında meselenin sadece münhasır ekonomik alan ve bu alanda bulunan doğal kaynaklar olmadığı çok açık bir şekilde görülmektedir. Güney Kıbrıs’ın çıkarları etrafında yapılan bütün açıklamalar, aslında sadece büyük oyunu kamufle etmek için koparılan bir yaygaradan ibarettir. Güney Kıbrıs’ı yönetenler ise bir taraftan ekonomik olarak zaten batmış olan ülkelerini kurtarmak, diğer taraftan da dünyanın sözde efendilerini Türkiye’ye karşı yanlarına almak için bu plana seve seve gönüllü bir şekilde alet olmaktadırlar. Güney Kıbrıs’ı yönetenler kendilerine verilen ödevleri çok iyi yapmaktadırlar. Bölgede Türkiye ile sorunlu olan herkesle işbirliği içerisindedirler. Görünüşte Müslüman Kardeşler örgütüne olan yakınlığı ve desteği sebebiyle, Türkiye’ye sadece mesafeli olmayıp düşmanca tavırlar içerisinde olan Sisi Mısır’ı, bu konu ile ilgili olarak şu anda Güney Kıbrıs’ın en büyük müttefiklerinden biri konumundadır. Bu arada, bütün dünyada demokrasi havariliği iddiasında olan ABD ve diğer Batılı güçlerin Mısır’ın seçilmiş hükümetini askerî darbe ile devirip başa geçen Sisi’yi Mısır’ın meşru lideri olarak tanımakta tereddüt etmediklerini akılda tutmakta fayda var. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bölgedeki bir diğer yakın işbirlikçisi, Mavi Marmara olayından beri Filistin meselesi sebebiyle Türkiye ile arasında soğuk rüzgârlar esen İsrail’dir. İsrail bir taraftan Suriye’deki iç savaştan faydalanıp topraklarını genişletmeye çalışırken bir taraftan Kudüs meselesinde cesur adımlar atmakta, diğer taraftan ise aradaki gerginlikten faydalanarak Akdeniz’de Türkiye aleyhindeki oluşumların içinde yer almaktadır. Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridoru örneğinde olduğu gibi, İsrail’in bu adımlarının ardında da ABD’nin olduğunu görmek için çok geniş bir bakış açısına sahip olmaya gerek yok. ABD artarda önce Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, sonra da yıllardır İsrail işgali altında olan Suriye’nin Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıdığını açıkladı. Bu durumda, Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi etrafında örülen ittifakların kimin tarafından organize edildiğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Başta bu organize işler içerisinde yer alan Lübnan’ın Türkiye’nin diplomatik girişimleri neticesinde geri adım attığını da unutmamak gerekir. Aslında Lübnan’ın durumu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bir ders olmalı. Zira müttefiklik ilişkisi içerisinde olduğu ülkelerin kendi iç dengelerinin değişmesi durumunda veya Türkiye’nin uluslararası platformlarda yapması muhtemel girişimler neticesinde, aynı 1974’te olduğu gibi, Türkiye ile baş başa kalma olasılığı her zaman mevcuttur. Bunun da Rumlar açısından nelere mal olabileceği sır değil.</p>
<p>Fransa’nın durumu üzerinde bilhassa durmakta fayda var. Ermeni meselesi ve PKK örneklerinde olduğu gibi, Fransa’nın Türkiye aleyhindeki oluşumları destekleme konusunda ananevi bir eğilime sahip olduğu aşikâr. Ancak geçmişte bu tavrını “diplomatik” sınırlar içerisinde ortaya koyan Fransa’nın son zamanlarda Türkiye aleyhtarlığını çok yüksek bir sesle yürüttüğü görülmektedir. Bu tavrı, Suriye’nin kuzeyinden Kıbrıs’a kadar uzanan sahada gözlemlemek mümkün. Türkiye’nin kararlı tavrı neticesinde, ABD başta olmak üzere Menbiç’ten çekilen Batılı güçlerin yerine Fransa’nın gelip yerleştiği görülmektedir. Kıbrıs etrafındaki doğal kaynaklar meselesinde de Fransa’nın ön saflarda yer alması rastlantı olamaz. Bir taraftan Fransız petrol şirketi Total çeşitli anlaşmalar imzalayarak bölgeye yerleşirken diğer taraftan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile savunma işbirliği imzalanarak Fransız ordusu Kıbrıs’a yerleşmiştir. Öyle anlaşılıyor ki doğrudan çatışma yerine birtakım yaptırımlar aracılığıyla Türkiye ile mücadele etmeyi tercih eden ABD, ön safta yer alma ödevini Fransa’ya vermiştir. Nitekim Malta’daki zirvede, Türkiye’ye karşı yöneltilen tehditkâr açıklamaların bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ağzında ifade bulması bunu tasdikler niteliktedir.</p>
<p>Suriye – Kıbrıs hattında cereyan eden bu olayları, son zamanlarda Umman Körfezinde meydana gelen endişe verici gelişmelerden bağımsız düşünmemek gerekir. Trump, ABD’nin başına geçtiği günden itibaren İran ile olan gelişmeleri kasıtlı bir şekilde kötüleştirmiştir. Önce uranyum zenginleştirmesi konusunda İran ile olan anlaşmalara son vermiş, ardından her fırsatta İran’ı savaş ile tehdit etmeye başlamıştır. En son da Umman Körfezinde tankerlerin vurulması konusunda İran’ı suçlayarak yine İran’ı savaşla tehdit etmiştir. İran, aslında aynı Türkiye gibi, gerek Irak’ta gerekse Suriye’de ABD planlarına boyun eğmemenin bedelini ödüyor. Zira İran, Irak’ta ABD güdümündeki Şiileri ABD’nin elinden çekip almış, Suriye’de ise rejim ve Rusya’nın yanında yer alarak doğrudan oyunbozanlık yapmıştır. Bu sebeple doğal olarak ABD İran’ı cezalandırmak için can atmaktadır. Umman Körfezinde vurulan tankerler konusunda ABD tarafından İran’ın suçlanması beklendik bir durum aslında. Zira ABD’yi yönetenlerin, aynı Saddam’ın olmayan kitle imha silahları gibi, saldırmayı kafaya koydukları ülkelere mesnetsiz iftiralar atmak gibi bir alışkanlıklarının olduğunu artık bütün dünya bilmektedir.</p>
<p>Peki, bu sorunlar yumağı içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türklerinin yeri nedir? Her şeyden önce KKTC’yi tanıyan tek ülke Türkiye olduğu için, yukarıda zikredilen bütün aktörler içerisinde KKTC’yi muhatap alan tek ülke de Türkiye’dir. Türkiye, hem KKTC ile yaptığı ikili anlaşmalardan doğan haklarla hem de kıta sahanlığı gibi doğrudan sahip olduğu haklar neticesinde kararlı bir şekilde sahada yer almaktadır. Fatih sondaj gemisi Türk donanması eşliğinde Kıbrıs açıklarında faaliyet göstermekte ve yakında Yavuz sondaj gemisinin de Fatih’e katılacağını Türk yetkililer beyan etmektedir. Elbette, bu siyasi ve ekonomik sebeplerin yanında Türkiye’nin on yıllardır Kıbrıs’ta aktör olmasının bir sebebi daha var. O da Kıbrıs Türklerinin varlığı ve bu varlıkla ilintili olarak mevcudiyetini koruyan tarihî haklar. Şüphesiz KKTC’yi tanımayan ülkeler, Türkiye’yi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin haklarına tecavüz etmekle suçlamaktadırlar. Ancak 1963-74 yılları arasında adada cereyan eden olaylar, 1974 sonrası ambargolar, Rumların tek başına AB’ye alınması, Annan Referandumu vs. gibi örneklerin defalarca tasdik ettiği üzere, konu Kıbrıs Türkleri olunca dürüst olamadıkları bilinen bu ülkelerin suçlamalarının hiçbir önemi yoktur. Kıbrıs etrafındaki gelişmelerin geldiği nokta, hem Türkiye hem de KKTC için hayat memat meselesidir. Bu gerçek sebebiyledir ki çeşitli toplum mühendisliği faaliyetleri neticesinde Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’nin arasının açılması için birçok plan uygulanmaya konulmuş ve konulmaya devam edilecektir. Kıbrıs Türk toplumu içerisinde birtakım şahısların ve STK’ların sürekli AB tarafından pohpohlanması, Zeytin Dalı Harekâtı esnasında Afrika gazetesi merkezli meydana gelen olaylar ve başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs Türklerini Güney Kıbrıs Rum seçimlerinin içine çekme girişimi hep bu bağlamda değerlendirilmelidir. Tam da bu süreçte KKTC hükümetinin değişerek Türkiye ile ilişkiler konusunda daha net ve millî eğilimleri daha güçlü bir hükümetin başa geçmiş olması gayet isabetli olmuştur. Zira yukarıda da zikredildiği üzere hem KKTC hem de Türkiye açsısından hayati hassasiyet içeren bir zaman dilimine girilmiştir. Olaylar ne Annan Referandumu ne Mont Pelerin süreci ne de Guterres Planı zamanında olduğu gibi demokratik tercih teraneleri ile sulandırılabilecek bir şekilde cereyan etmektedir. KKTC ve Türkiye karşısında çok geniş ve çok güçlü bir ittifak oluşmuştur ve bu ittifak her iki Türk devletinin de varlığına kastetmektedir.</p>
<p>Hükümetin değişmesinin yanında, Kıbrıs Türk tarafında birtakım başka olumlu gelişmelerin daha gözlemlendiğini ifade etmek gerekir. Geçmişte KKTC’nin Türkiye ile olan ilişkileri konusunda çok da sıcak veya istekli olmayan bazı Kıbrıs Türk siyasetçilerinin bu konuda KKTC ve Türkiye’nin ortak çıkarları yönünde tavır koydukları görülmektedir ki bu oldukça sevindirici ve umut verici bir durumudur. Ancak her şeye rağmen, Kıbrıs Türk toplumu içerisinde hâlâ KKTC – Türkiye dayanışmasından taraf tavır koyamayan bazı kesimlerin olduğu da gözden kaçmamaktadır. Kimsenin ikircikli davranma lüksüne sahip olduğu bir devirde değiliz. Herkes açık bir şekilde bilmelidir ki siyasi görüş veya tercihleri her ne olursa olsun millî tavır ortaya koyamayanların kolayca çizginin karşı tarafında kalabileceği gelişmeler yaşıyoruz. O yüzden toplumun bütün sektörleriyle birlikte tavrımızın net olması gerekmektedir. Yoksa sonuçların bedelini kimse ödeyemez…</p>
<p>Bu makale http://www.kibrishakikat.com&#8217;da 17 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmıştır.  </p>

<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/dogu-akdenizde-dengeler-savasi-doc-dr-gokce-yukselen-peler/">Doğu Akdeniz&#8217;de Dengeler Savaşı (Doç. Dr. Gökçe Yükselen Peler)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
