<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>rus edebiyatı arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/rus-edebiyati/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/rus-edebiyati/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Fri, 24 Dec 2021 11:45:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>rus edebiyatı arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/rus-edebiyati/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Gogol’ün Üslubuna Dair</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/edebiyat-incelemeleri/gogolun-uslubuna-dair/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[.....]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Dec 2021 11:45:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[Gogol]]></category>
		<category><![CDATA[Gogol' un üslubu]]></category>
		<category><![CDATA[Rus]]></category>
		<category><![CDATA[rus edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[Rus Edebiyatı İncelemeleri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=20654</guid>

					<description><![CDATA[<p>Nikolay Gogol Rus edebiyatında mizah ve ironi anlayışı en yüksek olan yazarların başında gelmektedir. Çocukluğu ve aldığı eğitimler nedeniyle din olgusu Gogol için son derece önemlidir. Yüksek ironi ve mizah anlayışı eserlerinde de görülmektedir. Bu durum özellikle eserlerinde kullandığı üslup ile kendini göstermektedir. Eserlerinde karakterlere verdiği isimler, mekanların takma adları ya da hitap şekilleri bu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/edebiyat-incelemeleri/gogolun-uslubuna-dair/">Gogol’ün Üslubuna Dair</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Nikolay Gogol Rus edebiyatında mizah ve ironi anlayışı en yüksek olan yazarların başında gelmektedir. Çocukluğu ve aldığı eğitimler nedeniyle din olgusu Gogol için son derece önemlidir. Yüksek ironi ve mizah anlayışı eserlerinde de görülmektedir. Bu durum özellikle eserlerinde kullandığı üslup ile kendini göstermektedir. Eserlerinde karakterlere verdiği isimler, mekanların takma adları ya da hitap şekilleri bu konu bağlamında örnek olarak görülmektedir.</p>
<p>Gogol 1809 yılında Poltova’nın Soroçintsi kasabasında dünyaya gelmiştir. Çocukluğu babasının çiftliğinde geçer. Lise yıllarında ilk kez edebiyat ile uğraşmaya başlamıştır. Sanat anlayışının oluşmaya başladığı bu dönemde yazdığı eserlerinde edebiyata karşı yeteneği olduğunu fark etmiş ve bu düzlemde edebiyat ile alakadar olmaya devam etmiştir. Liseyi bitirdikten sonra sanat ile daha fazla ilgilenebilmek amacıyla Petersburg’a yerleşir. Bu dönemde “Gants Kühlgartsen” adlı romantik poemayı yazar. Bu eser Rus yaşantısından çok Alman yaşantısını anlatmaktadır. Eser herhangi bir başarı sağlayamaz. Bunun farkına varan Gogol eserin tüm nüshalarını toplar ve hepsini yakar. Bu eserin başarısızlığı sonrası kendisinin poema yazmaya bir yeteneğinin olmadığı kanaatine varır. Petersburg’da yaşadığı dönemde memurluk yapar. Bu zaman dilimi onun edebiyata yeni tipler kazandırmasında son derece etkili olmuştur. 1831 yılında “Dikanka” adlı eserini yayımlar. Bu eserle birlikte edebi çevrelerle yakınlaşmasını başlar. Puşkin’in bu eseri beğenmesi, onunla tanışmasını ve iyi bir dostluk kurmasını sağlar. Gençlik döneminde yazdığı “Mirgorod Öyküleri” adlı eseri ile edebi kişiliğinde yeni bir boyut atlar; eser tüm çevrelerce oldukça beğenilir. 1836 yılı itibariyle Puşkin’in yardımıyla “Sovremennik” gazetesinde çalışmaya başlar. Bu gazetede yadığı ünlü öyküler “Palto”, “Araba”, “Burun”, “Portre” gibi öyküleri yayımlanır, sonrasında bu öyküler “Petersburg Hikayeleri” adlı bir derleme halinde toparlanır. Gogol’ün edebiyata kazandırdığı “küçük insan tipi” Petersburg’da çalıştığı dönemde yaptığı memurluk süresinde edindiği izlenimlerine bağlı olarak oluşmuştur. Bu tip düşük rütbeli memurları simgeler.  1836 yılında “Müfettiş” adlı tiyatro eseri yayımlanır ve sergilenir. Ülkenin bürokratik sistemi ağı şekilde eleştirilmiştir. Edebiyat çevreleri eseri o kadar beğenir ki eleştiriler son derece olumludur. Lakin Gogol’e göre eser yeterli etkiyi yaratamaz ve yeterince beğenilmez. Bu nedenle İsviçre’ye gider. Burada konusunu Puşkin’in önerdiği “Ölü Canlar” adlı eserini yazmaya başlar. 1840 yılında eserin ilk cildini bitirir. Bu eser çok büyük bir başarı sağlar ve sanatının doruğu olarak nitelendirilir. Bu eserde Gogol’ün sanatını oluşturan tüm unsurlar bir araya gelmiştir. Ölü Canlar eserinde Rusya’nın her anlamda çürümüşlüğünü oldukça çarpıcı ve gerçekçi bir biçimde anlatır. Eserin yayımlanmasından sonra düzen savunucuları tarafından Rus insanını aşağılamakla suçlanan Gogol psikolojik yönden oldukça sert bir şekilde yıpratılmaya başlar.  Baskılara dayanamayan Gogol tekrar İsviçre’ye döner ve eserin ikinci cildine başlar. Yazdıklarını beğenmez ve yakar. Eserin toplamda 6 cilt olduğu ve çoğunun yakıldığı için günümüzde bilindiği kadarının yayımlanabildiği bilinmektedir. Yaşamının sonlarına doğru büyük bir ruhsal bunalıma girer ve yaşamın bazı bilinmezliklerinin peşine düşer. Bu nedenle Kudüs’e gider ancak bu onun durumunu yalnızca kötüleştirir. Ruhsal bunalım sonra yalnızlık sebebiyle girdiği depresyon sonucu ölür.</p>
<p>Eserlerinde hiciv türünün önemli bir yeri vardır. “Dikanka Hikayaleri” adlı eserinde Ukrayna’nın halk öyküleri efsanelerini hicivle birlikte kaleme almıştır. Yazarın Rus edebiyatında “gözyaşları arasında gülme” üslup özeliği ilk kez bu eserde görülmektedir. Edebi sanatında küçük insan ve memur tipleri son derece önemlidir.</p>
<p>Gogol’ün eserlerindeki üslup ve hiciv özelliklerine bakıldığında dolaysız anlatı türünün kullanıldığı görülmektedir. Eserlerinin büyük çoğunluğunda aslında komik olmayan bir dizi olayın mizah ile birleşip çarpıcı bir anlatıma evirildiği görülmektedir. Eserlerindeki konuların aslında zayıf olduğu görülmektedir. “Bir uzun öykünün ya da tüm öykülerin başarılı olması için eseri yazan kişinin kendisi için tanıdık olan bir oda ya da sokağı betimlemesi yeterlidir.” sözü eserlerinde konu bulmak için büyük çaba sarf etmediğini göstermektedir. Puşkin ile  aralarında geçen mektuplaşmalara bakıldığında bu durumun daha net olarak kendini gösterdiği görülmektedir: “Bana bir iyilik yapın bir konu verin, komik olup olmamasının bir önemi yok, yeter ki Ruslara özgü bir şey olsun. Bana bir iyilik yapıp bir konu verin ki ondan birkaç perdelik bir komedi oluşturayım, hem de sizi temin ederim en komiklerinden biri olacağına.” Gogol, çevresindekilerden kendisine sürekli yaşadıkları olayları anlatmalarını ister. Prokopoviç, Annenkov ve Ostrovski’ye yazdığı mektupların sonlarında bu ricasını mutlaka eklemiştir.</p>
<p>Gogol aynı zamanda eserlerini bir topluluğa karşı okurken role girmesi ile tanınır. Prens Obolenski bu konuyla alakalı olarak şöyle der: “Kullandığı her ses oldukça netti ve ses tonunu sürekli değiştirirdi. Bu şekilde okunuştaki tekdüzeliği bozar ve okuru kendi düşüncesinin en derin yerini bile anlamaya zorlardı. Boğuk ve mezardan gelirmiş gibi bir sesle söze nasıl başladığını hatırlıyorum: “ Neden yoksulluğu ve yalnızca yoksulluğu sunmalı ki? Ve işte yeniden ücra ve unutulmuş bir yere düşmüşüz.” Bu sözlerinden sonra başını kaldırıp saçını geriye attı, kuvvetli sesiyle devam etti: “ Ama ne ücra köşe, ne unutulmuş bir yer!”, sonra Tentetnikov köyünün gösterişli betimlemesini yapmaya başladı.” Gogol’ün anlatışındaki uyum da eserinde yarattığı dünyanın uyumu gibi sade fakat gerektiğinde son derece tumturaklı ve yüksek sesli olmuştur. Ölü Canlar’ın Gogol tarafından okunmasına şahit olan Annenkov, “Plyuşkin’in bahçesini betimlerken öyle bir tavır takındı ki koltuğundan kalkarak o mağrur tavrı takındı ve insanlara tepeden bakan jestlerini sürdürdü.” Plyuşkin’in karakter yapısını kendi okurken bile bu denli canlı bir halde ortaya koyan Gogol, üslubundan da bu tarz özelliklere son derece sık yer vermiştir. Burada önemli olan şey, Gogol’ün eserlerinde dolaysız anlatıyı kullanmasıdır. Konuşma dilindeki canlı imgeler ve konuşmanın özünde yer alan heyecanlardan hareketle düzenlenir.</p>
<p>Gogol eserlerinde oluşturduğu karakterler ve mekanların isimlerini bulma konusunda son derece başarılıdır. Bulduğu sözcüğün ses yapısı dolayısıyla söyleyişten kaynaklanan akustik son derece önemlidir. Karakterlere verdiği isimler, onların karakteristik özelliklerini de gösterir. Prens Obolenski bu durumdan şöyle bahseder: “Bulduğum bir şikayet defterinde halktan birinin bir konudaki eğlenceli yakınmasını okudum. Bundan Gogol’e bahsettim ve bana bu konuda benim ne düşündüğümü sordu. “Kim bu adam? Nasıl bir karakteri ve özellikleri var?” Ona bilmediğimi söyledim. “Bakın ben size göstereyim” dedi ve eğlenceli ve son derece değişik bir şekilde adamın dış görünüşünü betimlemeye başladı. Oldukça güldüm ama o gayet ciddiydi. Ardından bana Yazikov ile birlikte yaşarken kimi zamanlarda değişik karakterleri betimleyip eğlendiklerini ve her biri için birer ad uydurduklarını söyledi.” Karakter yaratmadaki ustalığı, bunu mizah ve hiciv ile harmanlayıp sunması ve her bir parçayı sanki gerçekten öyleymiş gibi kurgulayıp aktarması ile Gogol edebi sanatını son derece büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Karakter isimleri için son derece fazla çaba gösteren Gogol isimleri bulup onlara uyan karakterler yaratmıştır. Örneğin bir ev ilanında gördüğü Çiçikov ismi Ölü Canlar eserindeki ana karakterde görülmektedir. Hatta rastgele de olsa karşılaştığı isimlerin kime ait olduğunu tahmin etmeyi çok sevdiği ve bu şekilde de karakterlerinde bu isimleri bağdaştırarak kullandığı bilinmektedir. Yazikov bu durumu şöyle anlatır. “Bir gün postanedeyken mektubun üzerinde bir isim gördü. Sonra o isme ait kişinin Ölü Canlar’daki generale benzediğini, kendisine onun yüzünü ve hatta beyaz bıyıklarını anımsattığını söyledi.” Gogol eserlerindeki karakterlerin ad ve soyadları ile özel olarak ilgilidir. Bu adlar her zaman gülünçtür. Aslında bir addır hepsi, fakat komik şeyleri anımsatırlar. Örnek vermek gerekirse: Kizyakolupenko ismi Rusçada kizyak(yakacak gübre) ve lupit (birbirinden uzaklaştırmak) ve -enko son ekinden oluşur. Bir başka örnek vermek gerekirse Belobruşkova ismi Rusçada belıy(beyaz) ve bryuşko(gömlek) birleştirilerek oluşturulmuş isim olarak görülmektedir. Burada Moliere ile aynı sanattan faydalanıldığı görülmektedir zira o da okuyucuyu bu tarz farklı ve komik adlar ile eğlendirir. Üslubunda isimlerin ve mekan isimlerinin anlamları son derece önemlidir, asıl mesaj onlarda gizlidir. Buradan konunun onun için ikinci sırada olduğunu görmekteyiz. Onun yarattığı kişiler davranışların birer donuk yansımasıdır. Eserlerinde mekanlara verdiği isimleri öylesine akıllıca seçer ki tek bir harf tüm anlamın son derece değişmesine sebep olur. Burada Gogol’ün “Palto” eserinde bu konuyla alakalı yaptığı açıklama önemlidir: “Kimi zaman Alçaklıklar ve Budalalıklar Dairesi(podlostey i vzdorov) olarak adlandırılan Vergi ve Tahsil (podatey i sborov) Dairesinde…” diye devam eder. Söylenişin bu denli benzemesinin komikliği ve yapılan söz oyununun açıklaması için Gogol şunu ekler: “Burada okurlar özellikle bu adlandırmanın geçekten de herhangi bir hakikat üzerine kurulduğunu düşünmesinler. Yok hayır. Burada yalnızca sözcük kökeniyle ilgili bir benzerlik söz konusudur çünkü. İşte bu nedenle de Madenler ve Tuzlalar Dairesi (gornih i solyanih del), Acı ve Tuzlu İşler Dairesi (gorkih i solyonih del) olarak adlandırılır.” Gogol’ün sözcük kökenleri ve onların cinaslarına özel olarak bir ilgi duyduğu görülmektedir.</p>
<p>Görülmektedir ki Gogol, eserlerinde gerçeği oldukça çarpıcı bir biçimde ve mizaha bağlı olarak, sık sık cinaslara başvurarak sunmaktadır. Rus edebiyatında realizmin öncülerinden kabul edilen Gogol, 19. yüzyılda eser veren edebiyatçılar arasında kendine sağlam bir yer edinmiştir. Eserlerinde öylesine kendine has bir üslup kullanır ki bu onu ayrı kılan en büyük özelliklerden biridir. Eserinde herhangi bir durumu anlatırken konuyu biraz yumuşatır, cinaslar ve anekdotlar ekler ve anlatı tumturaklı bir yapıya bürünür. Sonrasında içinde hem gülme mimiği hem de acı çekme mimiğinin bir arada olduğu grotesk bir etki göze çarpar. Bu durum ise rahatsız edici bir halde değil, aksine son derece tutarlı bir şekilde karşımıza çıkar. Üslubunun en önemli özelliği belki de budur. “Palto” adlı eserinde ana karakter Akakiy Akakiyeviç Başmaçkin’in hikayesinden bahsederken okuyucu birden çok acıklı bir durumdaymışçasına bir hisse kapılır, sonrasında bir anda güldürülü öyküleme araya girip duygusal ve melodram yüklü anlatıyı sonlandırır, konu sapar ve eser yalın bir öyküden ustaca oluşturulmuş grotesk bir anlatıya dönüşür. Gogol’ün edebi kişiliğe ve üslubuna dair sayısız örnek verilebilir, unutulmaması gereken bu tarz bir üslup oluşturmanın son derece riskli olduğudur. Bu konuda Karamzin’in bu sözü her şeyi bize açıklamaktadır: “Eğer bunu başaramazsa yazar, güçsüzlüğünü herkese gösterir. Başardıysa da en güçlü onun kalemidir.”</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>Todorov,T. (2016), Yazın Kuramı(Çev.Mehmet Rifat-Sema Rifat), Yapı Kredi Yayınları,(Orijinal Basım 1965)</p>
<p>Keskin,U. (2020), Gogol’ün Yaşam Öyküsünün Eserlerindeki Yansımaları, Troacademy Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi,5 (1), 307-323</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/edebiyat-incelemeleri/gogolun-uslubuna-dair/">Gogol’ün Üslubuna Dair</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zamanın Ötesinde Bir Dahi: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/zamanin-otesinde-bir-dahi-fyodor-mihaylovic-dostoyevski/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[.....]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Nov 2021 11:48:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Dostoyevski]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Fikir]]></category>
		<category><![CDATA[rus edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=20505</guid>

					<description><![CDATA[<p>Dostoyevski… Sadece bir yazar mı, yoksa çok daha fazlası mı? Dünyanın en bilinen yazarlarından biri, zamana adeta hükmetmiş, güncelliğini her daim koruyan ve aynı romanı defalarca okunsa bile içinde mutlaka farklı bir şey bulunabilecek olan, her zaman okuru şaşırtmayı bilen, yıllar sonra bile hatıralarda bahsedilirken hayatın bir yerine dokunmuş olan, belki hayalleri gerçekleştiren belki de [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/zamanin-otesinde-bir-dahi-fyodor-mihaylovic-dostoyevski/">Zamanın Ötesinde Bir Dahi: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dostoyevski… Sadece bir yazar mı, yoksa çok daha fazlası mı? Dünyanın en bilinen yazarlarından biri, zamana adeta hükmetmiş, güncelliğini her daim koruyan ve aynı romanı defalarca okunsa bile içinde mutlaka farklı bir şey bulunabilecek olan, her zaman okuru şaşırtmayı bilen, yıllar sonra bile hatıralarda bahsedilirken hayatın bir yerine dokunmuş olan, belki hayalleri gerçekleştiren belki de hayal kurduran bir dahi! Tam 200 yıl önce bugün, 1821 yılında Kasım ayının 11.günü, derin bunalımlar ve çıkmazlar içinde yaşayacağı dünyaya buruk bir merhaba der…</p>
<p>Eserlerinin hemen hemen hepsinde hayatından belirli parçaları okuyucuya sunan Dostoyevski, çocukluğundan beri içinde bulunduğu ya da şahit olduğu olaylardan fazlasıyla etkilenmiş, bu etki onun edebi kişiliğinin oluşmasına büyük bir katkıda bulunmuştur.1821 yılında doktor olan babasının çalıştığı hastanede bulunan lojmanlardan birinde doğan Dostoyevski’nin çocukluğu bu hastanede geçmiştir. Babası sert, oldukça katı disiplinli ve alkole düşkün biriydi.  Hastalar ve hastalıklar çevresinde geçen çocukluğu, karamsar bir ruha sahip olmasının nedenlerinden biri olarak görülmektedir. Annesi Mariya, oldukça çekingen ve pasif bir karaktere sahipti. Eşinin baskısı altında, sürekli hastalıklar ile geçen hayatında çocuklarıyla gerektiği gibi ilgilenememiş ve onlara bu hissi verememiştir. Hem anne hem baba sevgisinden yoksun büyüyen Dostoyevski’nin içine kapanık bir kişiliğe sahip olmasının çocukluğundan itibaren geliştiği söylenebilmektedir. Dostoyevski’nin gözlem yeteneğinin gelişmesi, çocukluk yıllarında hastanede birçok hasta ile tanışmış olması ile ilişkilidir. Yaşadığı yerde hastalarla sohbet eden, onları dinleyen ve gözleyen Dostoyevski, edebi yaşamında bu gözlemlerden ve tecrübelerden fazlasıyla yararlanmıştır. Dostoyevski 18 yaşına geldiğinde babasını kaybetmiştir. İlk sara krizini bu haberi aldıktan sonra geçirmiştir. Babası ile ne kadar iyi bir ilişkisi olmasa da ölümüyle derin bir psikolojik bunalıma girmiş, hayatı boyunca peşini bırakmayan sara hastalığının ilk belirtisi bu dönemde görülmüştür. Bu hastalık onun daha içe kapanık bir kişiliğe sahip olmasında ve psikolojik kimi çıkmazlar yaşamasında etkili bir yere sahiptir. İlk eğitimini evde özel hocalar tarafından alan Dostoyevski, edebiyat ve dil alanlarında kendini geliştirmiştir. Petersburg’a mühendislik eğitimi almak için gitmiş, eğitimini tamamladıktan sonra 1843 yılında Petersburg’da saha mühendisi ikinci teğmen olarak askerlik mesleğine başlamıştır. Edebiyat ve sanata karşı olan tutkusu ağır bastığı için görevinden istifa edip hayatını edebiyat üzerine yaşamaya ve yalnızca onunla ilgilenmeye başlamıştır. Yaşamını devam ettirmek için çeviriler yapmaya başlamıştır.  Bu yıllarda Avrupa’lı yazarların eserlerini okumuş, adeta edebiyattan büyülenen Dostoyevski’nin tüm hayatı bu çevrede geçmeye başlamıştır. Dünya edebiyatının yanı sıra Rus edebiyatı yazar ve şairleri ile de ilgilenmiştir. Derjavin, Lermontov ve Puşkin gibi şairleri ve Gogol ve Karamzin gibi yazarların da eserlerini okumuştur. Çocukluğundan beri en sevdiği ve etkilendiği şair şüphesiz Puşkin’dir. Genç Dostoyevski, Puşkin’in neredeyse tüm şiirlerini ezbere biliyordu.</p>
<p>1845 yılı sonlarına doğru Dostoyevski ilk romanı olan “İnsancıklar”ı tamamlamıştır. İnsancıklar romanını okuyan Nekrasov büyük bir heyecanla Belinski’ye gider. “İşte bu genç yazar, geleceğin en büyüklerinden biri olacak!” diye heyecanla anlatmaya başlar. “Zaten senin için yağmur sonrası topraktan çıkan mantarlar gibi sürekli büyük yazarlar ortaya çıkıyor!” cevabını alır Belinski’den. Belinski eseri okur ve gerçekten genç Dostoyevski’nin sanatı karşısında büyük bir şaşkınlık yaşar. Ve onunla alakalı bir yazı kaleme alıp övdükçe över. Eseri ilk okuyanlardan Nekrasov ve Belinski genç ve henüz tanınmayan yazarın yazdığı eser karşısında büyük şaşkınlık yaşamış ve coşkuyla karşılamıştır. Eserin yayımlandığı “Petersburg Derlemesi” adlı dergide eleştirisini yazan Belinski, Dostoyevski’yi “yeni Gogol” olarak adlandırmıştır.</p>
<p><em>“Roman, Rusya’da daha önce hayal bile edilemeyecek yaşam sırlarını ve insan karakterlerini ortaya koyuyor. Bu bizim ilk sosyal romanımız fakat öyle oluşturulmuş ki, her eser gibi, bir anda,şüphe bile duymadan!”(V.Belinski:1845)</em></p>
<p>İlerleyen dönemde “Öteki (Двойник)” adlı derlemesini yayımlamış fakat istediği başarıyı elde edememiştir.</p>
<p>1847 yılında sosyalizm ile ilgili fikirlerin ilgisini çekmesiyle bu çevreler ile yakınlaşmaya başlamış, devrim düşüncesini destekleyen gruplar ile ilişkiler kurmuştur. Petroşevski Ayaklanması öncesi devrimciler ile katıldığı bir toplantıda Belinski ve Gogol’ün mektuplarını okumuş, bu çevrelerde yer edinmeye başlamıştır. Ayaklanma başarısız sonuçlanmış, diğer ayaklanmacılar ile birlikte tutuklanıp idama mahkum edilmiştir. İdam günü tüm mahkumlar sıralarını beklerken Çar tarafından bizzat bir emir yayınlanmış, bu emirle idam mahkumları affedilmiş fakat her biri Sibirya’ya sürgün edilmiştir. Bu, aslında Çar’ın ayaklanmacılara gözdağı vermek için yaptığı, onlara ölüm korkusunu hissettirmek için yaptığı bir şey olarak görülmektedir. Cezasının zorunlu hizmet döneminde Semipalatinsk şehrindeki askeri kışlada er olarak görev yapmaya başlar. 1854 yılında başlayan bu ceza görevinde 3 yıl sonra subaylığa kadar yükselir ve hayatı boyunca bundan hep pişman olacağı mutsuz bir evliliğe bu dönemde adım atar. İlk eşi Mariya ile evlenir. Mariya, asker eşinin ölümünün ardından Dostoyevski ile evlenmiş, hasta bir kadındır. Dostoyevski, Mariya ile ona üzüldüğü için evlendiğini söyler; Mariya ise Dostoyevski’yi ilk gördüğü zaman onun “zavallı ve kafası karışık, endişeli, yalnız, aciz, asabi ve neredeyse hasta” gibi göründüğünü söyler. 1856 yılında II.Aleksandr’ın taç giymesiyle yazar affedilir. Sürgün döneminde sara hastalığı iyice ilerleyen Dostoyevski, bu dertten muzdarip bir şekilde yaşamına devam etmiştir. Yaşadığı tüm psikolojik bunalımları, depresyonları ve çıkmazları hayatının bu ağır dönemlerinde her daim artarak devam etmiştir. Sürgünden döndükten sonra yıllardır toplumdan ve yaşamın bu denli hareketli olmasından uzak kalmış olmasıyla bu duruma adapte olmakta zorlanmış, bu da onun içine kapanık bir hayata kendini adeta mahkum edercesine sarılmasına sebep olmuştur.</p>
<p>Yazdığı “Ölü Evinden Anılar(Записки из Мертвого дома)” adlı eserinde bir hapishanedeki yaşamı anlatmıştır. Bu eser Rus edebiyatında, mahkumların ağır yaşamları, çalışma ve yaşama şartları gibi konulara değinen ilk eserlerden biridir. Bu eser o dönemin yazarları için adeta ilahi bir güce sahip gibiydi, Turgenyev ve Herzen gibi yazarlar, bu eser ile alakalı oldukça kapsamlı çalışmalar yapmış, eserin adı daha da çok duyulmuş, bu ise Dostoyevski’nin ününün yayılmasında oldukça etkili olmuştur. Bu eser hem yazarın anılarına dayanırken aynı zamanda eserde oluşturduğu kurguyla yeteneğini ve ustalığını mükemmel bir şekilde göstermiştir. Bu dönemde “Çağ” adlı dergiyi kurar ve basımına başlar, fakat kumar tutkusu yüzünden maddi sıkıntılar yaşaması sebebiyle dergiyi kapatır.</p>
<p>Yeraltından Notlar(Записки из подполья) adlı eseri dış gerçekçiliğin, toplumsal ilişkilerin ötesinde kişisel ve ruhsal değişimin ve çelişkilerin ele alındığı bir eserdir. Bu eser Dostoyevski’nin eserlerinin anlaşılmasında kilit bir nokta görevindedir. Sibirya sürgünü sonrası yazdığı eserlerinden biridir.</p>
<p>Ezilenler(Униженные и оскорблённые) adlı romanını yazar. Bu roman, Dostoyevski’nin en başarılı ve ünlü romanlarından biridir. Roman kahramanı Vanya, yoksul ama başarılı olmayı hedefleyen genç bir yazardır; Vanya ile Dostoyevski’nin kişiliklerinin birbirine oldukça benzer olduğu görülmektedir. Romanda, Vanya’nın Nataşa ile olan karmaşık aşk ilişkisinden bahsedilir; bu aşk ilişkisinde ihanet ve hayal kırıklığı vardır. Dostoyevski, Ezilenler romanı ile geniş çevrelerce tanınmaya ve edebiyat çevrelerinde yerini sağlamlaştırmaya başlamıştır.</p>
<p>Sara nöbetleri artarak devam etmektedir; doktorların tavsiyeleriyle 1863 yılında Dostoyevski, Fransa – İngiltere – İtalya’ya gideceği 1 yıl sürecek ve hep hayalini kurduğu Avrupa gezisine çıkar. Dostoyevski, Rusya’da ünlenmiş bir yazar olsa da henüz Tolstoy gibi dünyaca tanınan bir yazar değildir. Sıradan biri olarak başladığı seyahatten kumar batağına saplanmış bir şekilde kumar borçları ile ülkesine geri döner. Rusya’da da kumar borcundan dolayı büyük sorunlar ile karşılaşmaktadır. Bu aşamada Dostoyevski’nin maddi durumu iyice kötüye gitmiştir; 1864 yılında da karısını ve ağabeyini yakın zamanlarda kaybetmiştir. Bir yandan borçlar, bir yandan çok sevdiği yakınlarını kaybetmesi onu derin bir depresyona ve de içinden çıkması olanaksız olan bir büyük bir psikolojik bunalıma sürüklemiştir.</p>
<p>Dostoyevski üzerinde durulması gereken en can alıcı özellik onun derin ve ayrıntılı sosyo-psikolojik gözlem yeteneğidir. Çünkü kendi döneminde hem edebiyatta hem de sosyal bilimlerde onun bir ekol yaratmasına ve günümüze kadar değerinden bir şey kaybetmeden gelmesine bu özelliği en büyük rol oynamıştır. Dostoyevski bu yeteneği sayesinde farkında olmadan bir çok psikiyatrik ya da psikolojik özellikleri, yarattığı kahramanlar üzerinden tanımlamış ve bunun sebeplerini de kısmi olarak çözümlemiştir. Bunu dünyaca ünlü Avusturyalı nörolog, psiko-analizin babası olarak kabul edilen Sigmund Freud (1856-1939), bu konuda “Dostoyevski ve Baba Katilliği” (1928) eserini yazarak onun bir edebiyatçı kimliğinin ötesinde değer taşıdığını ifade etmiştir. Freud, eserinde “Dostoyevski’nin karmaşık kişiliğini; yaratıcı bir sanatçı, nevrozlu bir hasta, bir ahlakçı ve bir günahkar olarak dört ayrı yönden ele alabileceğimizi söylemiştir.”(P. Amar, 2017)</p>
<p>1860’lı yıllardan itibaren Dostoyevski edebi kişiliğinin doruklarına ulaşır ve en önemli ve bilenen eserleri olan “Suç ve Ceza(Преступление и наказание)”, “Budala(Идиот)”, “Ecinniler(Бесы)”, “Delikanlı(Подросток)” ve “Karamazov Kardeşler(Братья Карамазовы)” adlı eserlerini kaleme almıştır. Bu eserlerinde Dostoyevski’nin örneği kendisidir. Örneğin Suç ve Ceza eserinde Raskolnikov karakterinde, Budala eserinde Knyaz Mışkin karakterinde Dostoyevski’nin kişiliğini veya hayatından belirli kesitleri görmek mümkündür. Kumarbaz adlı eserinde kumar bir tutkuyla resmedilir, kendisi de bir kumarbazdır. Suç ve Ceza eserinde Raskolnikov karakteri tıpkı Dostoyevski gibi sara hastasıdır. Karamazov Kardeşler eserinde baba ise tıpkı kendi babası gibi sert, otoriter ve disiplinlidir. Dostoyevski’yi bu denli büyük bir yazar yapan en büyük etkenlerden biri onun yaptığı gerçekçe ve çarpıcı anlatılardır. Bu anlatıları bu kadar iyi yapabilmesinin en büyük etkenlerinden biri ise anlattığı şeylerin birçoğunu kendisinin bizzat yaşamış olmasıdır.</p>
<p>Hemen hemen tüm eserlerin Dostoyevski hayatı ve varoluşu sorgulamıştır. Eserlerinde okuyucuya her duyguyu yaşatır. Anlaşıldığı kadarıyla hem eserlerinde hem de araştırmalarda Dostoyevski alkolik ve kumarbaz biri olarak anlatılmaktadır. Hayatı boyunca yaşadığı derin psikolojik bunalımlar, çıkmazlar ve başına gelen şeyler dolayısıyla alkol ve kumar onun için bir kaçış olmuş fakat bu batak ona oldukça zarar vermiştir. Eserlerinde hem ahlak hem de adaleti sorgular. Katı bir ortodoks olan Dostoyevski, eserlerinde dindarlığını da okuyucuya hissettirmiştir. Ölümden kurtulması, sürgüne gitmesi, babasının ve aile fertlerinin ölümü, kumar ve alkol saplantısı, hayatının gelgitleri, ölüm teması onun eserlerin oldukça önemli bir yerdedir. Eserlerinde mekanlar genelde Petersburg’un arka sokaklarıdır. Rus edebiyatında varoluşçu felsefenin en önemli örneğidir.</p>
<p>Sadece Rus edebiyatı için değil dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Dostoyevski 9 Şubat 1881 yılında öldü. Bu kayıp edebiyat tarihindeki en büyük kayıplardan biri olmuştur. Dostoyevski’nin edebi mirası yıllar boyunca devam etmiş, kendini her daim güncelliği ile ispat etmiş ve gücünü hiçbir zaman yitirmeden bugüne kadar gelmiştir. Tam 200 yıl önce bugün dünyaya gelen bu büyük edebiyatçı, derin bunalımlar ve içsel karmaşaların insanı olarak zor bir hayat sürmüş, o zorlukların içinde son nefesini vermiştir. Unutulmamalıdır ki Fyosor Mihayloviç Dostoyevski, zamana hükmetmiş ve onun ötesine geçmiş çok önemli ve büyük bir yazardır. Güncelliğini korumasının en büyük özelliklerinden biri yazdıklarının her dönem için geçerli fikir ve düşünceleri içermesidir. Onun büyüklüğü ve yeteneği sayfalarca değil, ciltlerce anlatılabilecek bir seviyededir.</p>
<p><strong>KAYNAKÇA:</strong></p>
<p>Amar,(2019), F.M.Dostoyevski’nin Romanlarındaki Karakter Çerçevelerinin İncelenmesi,</p>
<p>Troyat H. (2000) <em>Dostoyevski</em> (L. Gürsel, Çev.) İstanbul: Cem Yayınevi</p>
<p>Zweig, S. (1949) <em>Üç Büyük Usta</em> (A. Yörükan, Çev.) Ankara: Türkiye İş Bankası</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/zamanin-otesinde-bir-dahi-fyodor-mihaylovic-dostoyevski/">Zamanın Ötesinde Bir Dahi: Fyodor Mihayloviç Dostoyevski</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gerçeküstücülüğe Geri Dönüş</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/edebiyat-incelemeleri/gercekustuculuge-geri-donus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[.....]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Oct 2021 17:19:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[edebiyat incelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[gerçeküstücülük üzerine inceleme]]></category>
		<category><![CDATA[rus edebiyatı]]></category>
		<category><![CDATA[sürrealizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=20465</guid>

					<description><![CDATA[<p>Gerçeküstücülük kuramı, 20.yy’da felsefe,  edebiyat ve   sanatta  bilinçaltının  önemini  vurgulayan  anti-gerçekçi  bir  akım olarak ortaya çıkmış ve sözcüsü kabul edilen Breton’un yayımladığı ilk bildirge ile 1924 yılında kendini ilk olarak göstermiştir. Sonraki yıllarda modernizm ile ilişkilendirilen en etkili akımlardan biri haline gelen gerçeküstücülük,  hayal   gücünün   toplumsal  geleneklerden  ve  aklın  kontrolünden  bağımsız  olarak  ifade  edilmesi  fikrini  [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/edebiyat-incelemeleri/gercekustuculuge-geri-donus/">Gerçeküstücülüğe Geri Dönüş</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Gerçeküstücülük kuramı, 20.yy’da felsefe,  edebiyat ve   sanatta  bilinçaltının  önemini  vurgulayan  anti-gerçekçi  bir  akım olarak ortaya çıkmış ve sözcüsü kabul edilen Breton’un yayımladığı ilk bildirge ile 1924 yılında kendini ilk olarak göstermiştir. Sonraki yıllarda modernizm ile ilişkilendirilen en etkili akımlardan biri haline gelen gerçeküstücülük,  hayal   gücünün   toplumsal  geleneklerden  ve  aklın  kontrolünden  bağımsız  olarak  ifade  edilmesi  fikrini  esas  almıştır. Psikoanalitik kuramın öncüsü kabul edilen Sigmund Freud’un bilinç, bilinçaltı, rüyalar ve yaratıcılık üzerine yaptığı çalışmaların etkisiyle oluşmuştur.. Sanatçı bilinç altındakileri dışa vurarak eserini oluşturur. İnsanı yönlendiren aklı ve mantığı değil, iç güdüleri, yani, bilinç altıdır. Gerçeküstücülük kuramına göre edebi eserde bir kişinin iyiliklerinin yanında kötülüklerinin, ahlaklı davranışlarının yanında ahlaksız olanların da bulunması gerekir. <em>&#8220;Gerçeküstücülük, ister söz, ister yazı ile ya da başka bir yolla, düşüncenin gerçek işleyişini ortaya çıkarmak içim başvurulan, içinden geldiği gibi yazma yöntemidir. Bu, aklın denetimi olmaksızın (rüyada olduğu gibi) her türlü estetik ve ahlak kaygısı dışında düşüncenin yazılışıdır&#8221;.(Breton,1924)</em></p>
<p>Gerçeküstücülük kuramı, insanın rüyadaymışçasına akıl ve bilincin dışına çıkılarak, düşüncenin olduğu gibi, herhangi bir kaygı içerisine girmeden, belirtilmesini savunur. Kuramın doğuş zemini ve ortaya çıkış nedenlerine bakılacak olursa, iki dünya savaşı ardından geçekleşen bir dizi teknolojik gelişme, insanları bilim yönünden oldukça ileriye taşımıştır. Bu şekilde madde dünyasında hayli çok ilerleme kaydeden toplumda insan, içsel ve manevi dünyada bir o kadar geri kalmıştır. Bu manevi yozlaşmanın bir sonucu,  insanın içsel bir açlığa sürüklemiştir. Aynı dönemde ortaya çıkan birçok akım ve kuram gibi gerçeküstücülük kuramı da bu açlığın bir getirisi olarak ortaya çıkmıştır. Sigmund Freud’un bilinç ve bilinç altı konularında yaptığı çalışmalar ve oluşturduğu kuramların, gerçeküstücülük üzerindeki etkisi oldukça fazladır. Freud sanatı bir nevroz olarak görür. Bastırılan ve engellenen duygular, ego ile sanata dönüştürülür, bu da sanatçıyı tatmin eder. Yani ona göre sanat, aslında bilinçaltı, duygu ve ihtirasların sembolüdür.  Freud’un düşüncesine göre insanın alışkanlıkları ve istekleri bilinçaltında toplanır. Bu istekler düş, yani rüya ve yarı rüya, olarak çözümlenir ve ortaya çıkar. Freud’un bu görüşü edebiyatta uygulanmış ve bir anlamda bilinçaltının, bilinç alanına olan egemenliği savunulmuştur. Psikanalizin ortaya çıkması ve Freud’un akıl teorileri, gerçeküstülüğe, dünyanın deneysel ve yüzeysel bir biçimde kavranmasının ötesine geçmenin bir yolunu sundu. Freud, günlük hayatın hayalleri nasıl beslediğiyle ilgilenirken, gerçkeüstücüler yaratıcı pratik de dahil olmak üzere, hayal dünyasının günlük deneyimleri nasıl beslediğini araştırmışlardır.</p>
<p>Gerçeküstücü   akımın   temel   ifade   yöntemi   olan   otomatik yazma/çizme,  yani  bilinç  mekanizmasını  saf   dışı  bırakıp  çağrışımlar aracılığıyla  doğaçlama  yazma/çizme  tekniği,  doğrudan Freud’un serbest çağrışım yöntemine dayanır(Vangölü,2012).  1924  yılında   yayımladığı  ilk  gerçeküstücülük   bildirgesinde   Breton,   Nerval’in  ortaya   attığı  süpernatüralizm kuramının kendi fikirlerini daha iyi açıkladığını, fakat onun yerine gerçeküstücülük terimini benimsediğini yazar ve akımı şöyle tanımlar: <em>“Gerçeküstücülük, isim. Söz ya  da yazı yoluyla düşüncenin gerçek işleyişini ortaya koymayı amaçlayan katkısız ruhsal otomatizm. Aklın dayattığı tüm  denetimlerin  yokluğunda  ve  tüm  estetik  veya  ahlaki  denetimlerin dışında  düşüncenin  kendini  ortaya koymasıdır”  (Breton,  1997).</em>  Aynı  manifestoda  yer  alan diğer bir açıklama ise şöyledir:  <em>“Gerçeküstücülük  evvelce  dikkate  alınmamış belli çağrışım biçimlerinin üstün gerçekliğine, rüyaların mutlak gücüne, düşüncenin tarafsız oyunlarına olan inanca dayanır. Diğer tüm ruhsal mekanizmaları bir kalemde iflas ettirmek ve yaşamın tüm temel sorunlarını çözmek adına bunların yerine geçme eğilimindedir” (Breton, 1997).</em> Bu tanımlardan da anlaşıldığı gibi gerçeküstücülük, deneysel yaşam deneyiminin kısıtlamalarına dikkat çekerken her türlü pozitivist yaklaşımın karşısında yer alır; ayrıca, gerçeklik anlayışımızı gözden geçirmemizi talep eden, bilinç ve ruhta   deneyimlenip  toplumsal  alana  yansıtılan   bir başkaldırı estetiği üzerine kuruludur. 1929 yılında gerçeküstücülük üzerine kaleme aldığı makalede Walter Benjamin, “Bakunin’den  beri  Avrupa’da   hiçbir   radikal   özgürlük  anlayışı   olmamıştır.  Gerçeküstücülerde  böyle   bir  anlayış bulunmaktadır”  diye yazarken  Breton’un   ilk  manifestoda  coşkuyla  kutsadığı, ahlaka  veya insanlığa hizmet etmek gibi faydacı bir amaç gütmeyen özgürlük anlayışını yüceltmiştir.</p>
<p>Edebiyat alanında gerçeküstücüler, kelime ve ifadelerin, görünen anlamının dışında asıl anlamını, yani derin anlamını, ortaya çıkarmayı amaç olarak benimsemişlerdir. Bu şekilde ifade ve kelimelerin insan bilincindeki anlamlandırılmasına dikkat çekmişlerdir (Vangölü,2012). Bu anlmlar ortaya çıkarılırkenken, gerçeküstücü yazarlar genel olarak biçim  bozan teknikler kullanmış, dilin anlatım alanını farklı olanaklar sunmak yoluyla genişletmişlerdir. Savaşların olduğu zor bir dönemde insanlığın içinde bulunduğu bu zor dönem ve duruma, aslında, bir karşıt duruş olarak ortaya çıkan gerçeküstücülük,  böylesine   karamsar bir ortamda oldukça iyimser sayılabilecek bir tutum benimsemiştir. Gerçeküstücüler insan durumunun değişebileceğine dair bir umut barındırırlar. Onlara   göre   insan   kendi   özünden   uzaklaşmış, ona yabancılaşmıştır.  Bununla  birlikte,  insanın  ruhunun   derinliklerinde  günlük   yaşamı  sürdürmesini   sağlayan  mantık, akılcılık  ve   uyumluluğun ötesinde güçler vardır.(Breton, 1924) Gerçeküstücü akımın uzun bir zamandır sürmeye devam eden etkisinin en önemli sebeplerden biri de şüphesiz insanın varlığını hissettiği fakat doğru bir biçimde kullanamadığı, ya da ortaya çıkaramadığı, her zaman erişemediği bu gücün çözülememesi ve  aklının, bilincin üstünde olan bu gücü kurcalamaya   devam etmesidir.</p>
<p>Andre Breton, gerçeküstücülük ile ilgili yazdığı bildirgesinde, kuramın temel ilkelerinden biri olarak otomatik yazıyı şöyle açıklar: <em>&#8220;Düşüncenizin kendi üzerinde toparlanmasına mümkün olduğu kadar elverişli olan bir yerde oturduktan sonra kâğıt, kalem getirin. Kendinizi elinizden gelen en pasif veya en alıcı duruma koyun. Kendi dehanızı, yeteneklerinizi ve diğerlerinin yeteneklerini bir yana bırakın. Edebiyatın, insanı her şeye götüren hazin yollardan biri olduğunu içinizden geçirin. Önceden düşünülmüş hiçbir konu olmadan çabuk yazın, aklınızda tutamayacak ve yazdığınızı yeniden okumak isteğinde bulunmayacak kadar çabuk yazın. İlk cümle kendiliğinden gelecektir; her saniyede, dışarıya vurmaktan başka bir şey beklemeyen, bilinçli düşüncenize yabancı bir cümlenin bulunduğu muhakkaktır.&#8221;(Breton,1924)</em></p>
<p>Bu düşünceden hareketle görünmektedir ki, otomatik yazıda noktalama işaretlerine, imla kurallarına gerek duyulmadığı gibi, yine ona göre, onları kullanmak tehlikelidir. Çünkü noktalama işaretleri ve imla kuralları, bilinçaltının akışına, bu akışın devamına engel olacaktır. Buna karşın bilinçaltının akışı, herhangi bir nedenden ötürü kesintiye uğrayacak olursa, herhangi bir harf yazılır ve bu harfi takip edecek olan kelimelerin akışı beklenir. Otomatik yazının sonucu, hiçbir zaman aklın, estetik amaçların, ahlâkî değerlerin ve geleneğin denetimine tâbi tutulamaz. (Çetişli,2006)</p>
<p>Gerçeküstücüler, mizah ve alaya büyük önem verirler; dolayısıyla sanatlarında alaycıdırlar. Hayata ve olaylara karşı alaycı bir tavır içerisindelerdir. Buradaki genel itibariyle amaç, çevreyi, hayatı, inançları yaratan değerler ile akıl ve mantık dokusunu kırmaktır. Zira onlar yeni bir dünya oluşturmak arzusundadırlar. Böyle bir dünyanın oluşturulabilmesi, insanın çıkar ve ikiyüzlülük düşüncelerinden arınması ile mümkün olabilecektir.</p>
<p>Gerçeküstücülerin temel çağrışım kaynaklarından biri rüyadır. Rüya, insanın iç dünyasının sırlarını yakalama ve çözme imkanı verir; akıl, mantık ve gerçekler onu uzaklaştırır. Rüyalar, uyanıkken yaşadığımız gerçeklerden daha da gerçek görünür. Onlar, aklın bastırdığı bilinçaltı gerçeklerinin sembolik dilidirler. Onda iki yüzlülük, çıkarcılık yoktur. Rüyalar bir korunma ve aynı zamanda yaşamın kötü yanlarından bir kaçış ve kurtuluştur.</p>
<p>Gerçeküstücülük kuramında karşımıza çıkan dikkat çekilmesi gereken diğer bir husus ise çocukluk dönemine özlemdir. Çünkü çocukluk, insan yaşmının en hür, en serbest, en gerçekçi dönemidir. Breton bu konuda şunları söyler: &#8220;Yaşama ne kadar inanırsak inanalım, sonunda gerçek yaşam kendini ortaya kor ve inancımız da kaybolur. Yaşamdan payına düşen şöyle böyle, sıradan bir ömürdür. Düş kırıklığı içinde insan avuntuyu mutlu çocukluk günlerinde bulur. Böylece birçok yaşamı birlikte sürdürme olanağı bulur. Bu hayal içinde tüm güçlükler ortadan kalkar. Öyle ya, çocuklar her sabah kaygıdan, tasadan uzak evlerinden çıkarlar. Her şey hazırdır.&#8221;(Çetişli,2006)</p>
<p>Günümüzde, ortaya çıktığı ve Breton tarafından manifestosunun yayımladığı dönemdeki gücüne bakıldığında, oldukça sönük kalmış durumdadır. Sadece edebiyat alanında değil, resim sanat, heykel gibi sanat alanarında da Salvador Dali gibi önemli sanatçılar tarafından benimsenmiş olan kuram, günümüzde sık rastlanan eserler veren bir kuram değildir.</p>
<p>Sonuç olarak Gerçeküstücülük kuramı, Breton ve Freud’un ilkelerini belirlediği, rüya ve bilinçaltını esas alan, gerçeğin ve bilincin üstünü esere yansıtılmasının gerektiğini savunan bir sanat akımıdır. Günümüzde devam edip etmediği tartışılmaya devam eden gerçeküstücülük kuramı, ortaya çıktığı döneme kıyasla günümüzde oldukça yoksundur. Bunun nedenlerinden biri de o dönem olan politik ve toplumsal amacın günümüz sanatçıları tarafından benimsenmemiş olmasıdır. Gerçeküstücülük kuramı üzerine yapılan çalışmalar ve akıma yönelik devam eden yorum ve eleştiriler, onun hem sanat ve felsefe tarihindeki önemli yerine hem de ilerleyen yıllarda ortaya çıkan düşünce ve akımlar için bir gönderme noktası oluşturan söyleminin gücüne işaret etmektedir.</p>
<p>Rus edebiyatında, yaşadığı döneme denk düşmese de, gerçeküstücülük kuramının en güzel örneklerini yazar Nikolay Gogol vermiştir. Henüz o dönemde bu akım oluşmamış olsa da, Gogol yazdığı eserlerinde yaptığı kelime oyunları, üslup kaygısı taşımaması, metafizik ögelere yer vermesi, çocukluğuna olan görünür özlem mizah anlayışı gibi unsurlar nedeniyle bu akımın bir örneği olarak görülmektedir.  Gogol’ün yazdığı “Palto” adlı eserinde gerçeküstücülük kavramının en güzel örneklerinden biri verilmiştir. Sadece Palto eseri değil, Burun, Portre, Araba, Viy adlı eserlerinde de Nikolay Gogol, güçlü bir mizah ile üslup kaygısı yaşamadan, yıllar sonra ortaya çıkacak olan gerçektüstücülük akıma uyan bir şekilde net olarak örnekler ortaya koymuştur.  Memur Akakiy Akakiyeviç Başmaçkin (Rusya’da böyle bir isim yoktur. Akakiy ismi hem kendi ismi, hem babasının ismidir. Akakiyeviç, Akakiy’in oğlu demektir. Başmaçkin ise eski, köylerde giyilen ayakkabı demektir.) bir palto almak için uğraşmış birçok fedakarlık yapmış, paltoyu aldıktan sonra, hiç saygı görmeyen Akakiy, saygı görmeye başlamış, çaldırmasıyla bir anda kaybetmesiyle eski haline geri dönmüştür. Ölümü ardından hayaletinin Petersburg sokaklarında dolaşması, yüksek memurların paltolarını çalması ise aslında Gogol’ün yaptığı kara mizahın çok güzel bir örneğidir. Akakiy, Rus edebiyatında “küçük insan” tipinin ilk örneğidir. Eser yayımlanmadan önce Rus edebiyatında realizm ve idealizm akımının etkisi çok yoğundu. Eserin yayımlanmasından sonra, Rus edebiyatında çok büyük bir aydınlanma yaşanmış, farklı kuramlar ve akımlar benimsenerek, toplumsal sorun ve yaşanan haksızlıkların aslında daha net şekilde topluma anlatılıp, onlarda da farkındalık yaratma düşüncesi ortaya çıkmıştır. (Bayraktar, 1981) Ancak Gogol’ün böyle bir amacı hiç olmamıştır. Çarlık Rusyası’nı çok sert biçimde eleştirmiştir, ancak bunu öyle bir mizah ile ele almıştır ki aslında eleştirip eleştirmediği konusunda o dönemde tartışmalar yaşanmıştır. Eserin üstünkörü okunması sonrası, “<em>bir memurun yaşadığı talihsiz bir olay” </em>düşüncesi oluşsa da asıl anlatılmak istenen şey, Rus bürokrasisinin ne denli yozlaştığıdır. Eserin analizi yapıldığında yapılan kelime oyunlarının, karakter isimlerinin, olay akışı sırasında meydana gelen ani üslup kaymalarının ne denli başarılı şekilde kullanıldığı, aslında hepsinin altında yatan farklı bir anlam olduğu, bunun akıl ve mantığın değil, üst üslup, yani bilinçaltının bir ürünü olduğu anlaşılmaktadır. Gülünç bir olayın içerisinde hüzün veren ve okuyucuda derin düşüncelere sebep olan durumlar, Gogol’ün eserlerinde o kadar ustalıkla belirtilmiştir ki, yalnızca o dönemde değil, günümüzde bile bu ustalığın herhangi bir örneği çok nadir olarak bulunmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Kaynakça:</strong></p>
<p><strong>Vangölü,Yeliz, (2016), Geçmişten Günümüze Gerçeküstücülük,Atatürk üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, s.871-883</strong></p>
<p><strong>Prof. Dr. İsmail Çetişli,(2006) Batı Edebiyatında Edebî Akımlar, Akçağ Yayınları, Ankara S.137-143.</strong></p>
<p><strong>Britt,D.(2017,13 Eylül), Surrealism History</strong> <a href="https://www.history.com/topics/art-history/surrealism-history">https://www.history.com/topics/art-history/surrealism-history</a></p>
<p><strong>ГОГОЛЬ Н.В. ПОВЕСТЬ ШИНЕЛЬ. МАЛЕНЬКИЙ ЧЕЛОВЕК АКАКИЙ АКАКИЕВИЧ БАШМАЧКИН(2018)</strong> <a href="https://xn--80aaciia0a6asmbpfr7i.xn--p1ai/gogol-n-v-povest-shinel-malenkiy-chelovek-akakiy-akakiyevich-bashmachkin">https://xn--80aaciia0a6asmbpfr7i.xn--p1ai/gogol-n-v-povest-shinel-malenkiy-chelovek-akakiy-akakiyevich-bashmachkin</a></p>
<p><strong>Uzunhasanoğlu,İrem(2016), Gogol ve Rus Edebiyatı Üzerine,Arka Kapak. s.14-15</strong></p>
<p><strong>Breton, Andre, (1924), </strong><strong>Manifestes du surréalisme(Sürrealist Manifestolar) (Çev. Artemis Günebakanlı). İstanbul, Altı Kırkbeş Yayınları (Kitabın Orijinal Basımı 2009)</strong></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/edebiyat-incelemeleri/gercekustuculuge-geri-donus/">Gerçeküstücülüğe Geri Dönüş</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
