<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>türk kültürü arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/turk-kulturu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/turk-kulturu/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Fri, 14 May 2021 21:04:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>türk kültürü arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/turk-kulturu/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türk Mutfağından Seçmeler: Emirdağ Güveci</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/yasam/emirdag-guveci/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 21:04:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Emirdağ]]></category>
		<category><![CDATA[Emirdağ Güveci]]></category>
		<category><![CDATA[Güveci]]></category>
		<category><![CDATA[türk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Mutfağı]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Mutfağından Seçmeler]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Mutfağından Seçmeler Emirdağ Güveci]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=19827</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Hilmi Özden Bu yazı kıymetli kardeşim Dudu YALDIZKAYA’ya ithaf edilmiştir. Kimi yemekler içinde pişirildiği kabın adıyla anılır. Çeşitli doğranmış sebzelerin etle birlikte fırına verildiği bir yemek olan “güveç” de, içinde pişirildiği kabın adıyla anıla gelmiştir. Güveç, içi sırlı bir toprak çanağın adıdır.[1] Yemeğin Malzemeleri: 1 kg. kuşbaşı et, 5-6 adet patlıcan, yeşilbiber, domates, sarımsak, tuz. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/emirdag-guveci/">Türk Mutfağından Seçmeler: Emirdağ Güveci</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><em>Yazar: Hilmi Özden</em></strong></p>
<p><strong>Bu yazı kıymetli kardeşim Dudu YALDIZKAYA’ya ithaf edilmiştir.</strong></p>
<p>Kimi yemekler içinde pişirildiği kabın adıyla anılır. Çeşitli doğranmış sebzelerin etle birlikte fırına verildiği bir yemek olan “güveç” de, içinde pişirildiği kabın adıyla anıla gelmiştir. Güveç, içi sırlı bir toprak çanağın adıdır.[1]
<p>Yemeğin Malzemeleri: 1 kg. kuşbaşı et, 5-6 adet patlıcan, yeşilbiber, domates, sarımsak, tuz.</p>
<p>Yapılışı ise şu şekildedir: Kuşbaşı et, toprak tencerenin içine konularak fırına verilir. Et kavrulduktan sonra toprak tencerenin içine patlıcan, biber, domates, sarımsak doğranır, tuzlanır ve karıştırılarak susuz ya da çok az su ilave edilerek tekrar fırına sürülür. Bir saat sonra fırından çıkarılarak ayranla birlikte servis yapılır. Ancak şunu belirtmekte yarar vardır: Bu yemeği özel ve lezzetli kılan unsur güveç adı verilen toprak tencerede susuz olarak pişirilmesidir. Bu nedenle de içine konulan malzemelerden daha önemlidir pişirilmesinde kullanılan kap. Yemek bölgede yıllardan beri yapılmaktadır. Eskiden sadece Türkmenler arasında sevilerek yapılan bu yemek zaman içerisinde yöre halkı tarafından da benimsenmiştir. Bugün Emirdağ&#8217;ın birçok köyünde köylüler bu yemeği taş fırınlarında yapmaktalar. [2] Eski Türk fırınları ile ilgili Anadolu Türk halk deyişlerini Ahmed Vefik Paşa kısa, fakat öz olarak toplamıştır. Belgelerin en eskisi Harezmşahlar çağına aittir. Fırın[3] için, <em>“etmek yişürür ev”</em> denmekte idi. Aynı kaynağın bir başka yerinde de,<em> </em><em>“pişürdi etni” </em>etini pişirdi deyimi de görülmektedir, ikinci önemli belge ise, Kıpçak ve Mısırdaki Memlûk Türklerine aittir. Onlara göre,<em> </em><em>“ot ornı”, </em>“fırın” demektir. Eski Türkçede<em> </em><em>ot, ateş</em> ve<em> </em><em>orun</em> da, yer anlayışına gelirdi. Eski Türkçede fırın ile tandır daima birbirlerine karıştırılmışlardır.[4]
<p>Emirdağ güveci diğer güveç yemeklerinden ayrılır. Çünkü güveçle yapılan yemeklerin hiçbiri yöre ismiyle anılmaz. Emirdağlılar yemeği öyle benimsemişlerdir ki yemeğe yörelerinin ismini vermeyi unutmamışlardır. Türk mutfak kültürünün ayrı bir lezzeti olan Emirdağ Güveci bölgede düğünlerde, mevlütlerde kısaca yöre halkı için önemli görülen her türlü uygulamada yer almaktadır.[5]
<p>Türk Kültüründe et yemeklerinin özel bir yeri vardır. Bu sebeple, Oğuz Kağan destanında, büyük ziyafetlerde kesilecek koyunun, hangi parçalarının hangi boylar tarafından yenileceği açık olarak belirtilmişti. Boylar ve Türk kesimleri arasında kavga çıkmaması için, hangi Türk bölüğünün, hangi parçayı yiyeceği, önceden kesin bir töre olarak ilân edilmişti. Bu düşünce, Türklerde<em> </em><em>“ülüş veya pay”</em> sisteminin bir görüntüsü idi. Bir koyundaki et payı, çok daha geniş bir mânada, bir devlet ve hukuk anlayışının, başka bir şekilde anlatılışı idi.[6] Eski Türklerde Sofraya Oturma Şekli: <em>Selçuknâmelerde</em> “&#8230;söğülmeler sedire ve iki kola Oğuz resmince döşenip müzeyyen oldu. Şerbetler Oğuz resim ve erkânı üzere yenildi ve içildi” şeklindeki izahata göre ecdadımız sofraya karşılıklı iki sıra üzere otururlarmış, eğer han (hükümdar) Kayı&#8217;dan olursa sağ kol beylerbeyi Kayı&#8217;dan olur. Ve: 1- Kayı, 2- Bayat, 3- Halka evli, 4- Yazır, 5- Döver, 6- Dodurga, 7- Yaparlı, 8- Afşar, 9- Kızık, 10-Beydili, 11- Kargın, 12- Karaevli boylarından olanlar sağ tarafa otururlardı. Sol tarafa da 1- Bayındır, 2- Peçenek, 3- Çavundur, 4- Çepni, 5- Salır, 6- Eymir, 7- Alayutlu, 8- Üreyir, 9- İğdır, 10- Büğdüz, 11-Yıva, 12- Kınık boyları oturacaklardır.”[7]<sup> </sup></p>
<p><strong>ET</strong></p>
<p>Asya Türkçesinde <em>ud,</em> cinsiyet tefriki yapılmadan genel olarak “sığırı” ifade eder. Bir VIII.ci yy Manihaist Uygur metninde “kentü sürüg<em> </em><em>udug</em> koyanıg = kendi sürülerinden sığır ve koyunlar” ibaresi okunuyor. Yine bir başka, bu kerre Budhist metinde “yerin<em> </em><em>ud</em> mayakı üze suvatıp = zemini (yeri) sığır gübresiyle nemlendirme”den söz ediliyor. Kaşgarlı bunun Çiğilce ve “Türklerin tanınmış olan oniki yılından biri” olduğunu söylüyor (DLT I, s. 45)[8]
<p><em>“Eti seven”</em>kişiler için Altay Türkleri,<em> </em><em>etsek </em>derlerdi. Altay Türklerinin Bazen da,<em> </em><em>etşil</em> yani <em>“etçil”</em> dedikleri de, görülüyordu. Altay&#8217;daki Türklerin bu anlayışlarının, Anadolumuzda söylenenlerden pek büyük bir ayrılığı yoktu. Et Türklerde yaygın olarak, “<em>küçük et bıçakları”</em> ve<em> </em><em>“çatal”</em> ile yenilirdi. Uygur fresk ve tablolarında, portreleri görülen Türk büyüklerinin kemerlerine asılı, tek veya çift bıçaklar görmekteyiz. Pek küçük bir boyda olan bu bıçakların vazifeleri de, yukarıdaki bu açıklamamız ile anlaşılmaktadır. Carpini, ve Rubruk gibi. ünlü seyyahlar, Çingiz Han çağındaki bu küçük et bıçakları ile çatallarından, sık sık söz açmışlardı. Bir kabın içinde kesilen et parçaları, konukların ağzına bu küçük et bıçakları ile verilirdi.[9]
<p>M.Ö. 2500&#8217;lerde, Batı Türkistan’da, Akşabad yakınında bulunan Anau III katının, güneşte kurutulmuş tuğlalardan (kerpiç) yapılmış dört köşe evler, hububat daneleri, sığır ve koyun gibi hayvanlara ait kemik kalıntıları ile yerleşik ve ziraatçı bir kültüre sahip olduğu anlaşılmaktadır. Yine aynı bölge ve devirlerde Namazgâh Tepe de, biraz da Eneolitik kültürü temsil eden ve Ön Asya ile yakın münasebeti olan bir merkez olarak karşımıza çıkıyor. Bir çok yönden Anau kültürüne benzer bir manzara görüyoruz: tuğlaların yanında alçı kalıntıları, kıyılmış yemler, arpa, buğday ve bazen çavdar, üzüm taneleri, ev hayvanlarından koyun, keçi, sığır, deve ve köpeklere ait kemikler bol miktarda bulunuyor. Kalıntılardan, koyunların yünlerinden de istifade edildiği anlaşılıyor- Hububat döğmek için kullanılan havan elleri ve dibek, bakır eşyalar da önemli buluntular arasında görünüyor.[10]
<p>II.ci binde de güney Sibirya&#8217;nın en önemli ve etkileri güneyde Tanrı dağlarına; batıda Don kıyılarına kadar yayılmış Andronovo kültür merkezinde artık at, sığır ve koyun gibi ehli ev hayvanlarının yanı sıra deve de iyice yerleşmişti. Bu devirde at, sadece bir binek ve yük hayvanı olmaktan çıkıp aynı zamanda eti yenir bir hayvan olarak da önem kazanmıştı. Andronovo kültürü Altay’lara daha geç zamanlarda, M.ö. 1200-700&#8217;lerde yayılmıştı. Yine Orta Asya kültür tarihi bakımından büyük ehemmiyeti haiz güney Sibirya&#8217;da Karasuk kültürü zikredilir. Andronovo kültürü ile az çok aynı zamanlara tesadüf eden Karasuk&#8217;ta, kabzeleri hayvan suretleri ile müzeyyen hançerler, Orta Asya&#8217;da İskit (Doğu Avrupa, Kuzey Karadeniz, Orta Asya ve Anadolu’da yaşamış ön Türkler-açıklama: Hilmi Özden) geleneğini devam ettiriyordu. Bu gelenek bütün Baykal bölgesi, Moğolistan ve Çin&#8217;e kadar yayılmıştı. Bu yeni kültür güney Rusya ve Çin arasında teması temin eden kavimler kitlesine aitti. Bunlar M.Ö- 1200 ile 700 arasında vahdetlerini sağlamışlardı. At, deve, koyun ve sığır besliyor, koyunyününden kumaş dokuyorlardı. Yenisey bölgesinde bulunan taşlar üzerindeki resimlerde arabalı çadırlar görülüyor. 682&#8217;de Göktürk&#8217;ler, Oğuz&#8217;lar (Otuz Oğuz&#8217;lar) ve müttefikleri Çin&#8217;liler ve Kitay&#8217;lar üzerinde kazandıkları Ötüken ormanında “İnigak Köl” (İnek Gölü) zaferi ile Oğuz&#8217;ları ve diğer kavimleri kendilerine bağlıyorlardı. İnekler mi su içermiş, Ötüken&#8217;in bu gölünde? Bilmiyoruz. Bursa&#8217;nın İnegöl&#8217;ü bu İnigak Köl&#8217;ün bir hatırası olabilir mi?[11]
<p>Görülüyor ki sığır, ve bilhassa koyun eti yeme itiyadı Anadolu&#8217;ya sadece Asya&#8217;lı öğeler tarafından taşınmış olmayıp bu alışkanlık buralarda tarihle beraber başlamıştır. Türkmen&#8217;den binbeşyüz sene kadar evvel bu toprakları etkilemiş İskit&#8217;ler için de tarih kitapları şöyle yazıyor: memleketleri, bütünüyle, balık ve av hayvanından yana çok zengindi. Bunların başlıca yemekleri kımız, yani tahammür ettirilmiş kısrak sütü, bol miktarda peynir, bazen soğan, sarımsak ve fasulye gibi sebzeler olup sofra, mersin balığı ve orkinosla ve her türlü av hayvanı ile olduğu kadar at, kuzu ve keçi eti ile de takviye edilirdi. Et çoğu zaman kendilerine mahsus bir şekli haiz büyük bir kazanda haşlanır, bazen de yulaf ile kaynatılırdı.[12]
<p>Mamafih Anadolu sekenesi ile Asya&#8217;nın gezginci unsurlarının beslenme sistemleri arasında bariz bir fark da esasında mevcuttur şöyle ki ilkinde gıda rejimi çok dengeli, yani az çok her çeşit besin maddesini içine alırken diğerlerinde bu, genellikle et ve sütlü maddelere dayanıyor (tamamen proteinle beslenme). Bu husus, o derece meşhur olmuştu ki 1046&#8217;da, Semerkand&#8217;ın Nasturî metropolidi, bir mektubunda Oğuz&#8217;ları anlatıp “bunların atları da et yemektedir”(!!) diyor. Dede Korkut kitabında servetin, paradan bahis olunsa dahi, esasta malik olunan hayvan miktarı ile ölçüldüğü görülür. “Tavla tavla şahbaz atlar, katar katar kızıl develer, ağılda tümen tümen koyun” zikri daima tekrarlanır- Dirse Han, kopuzunu çalarken şöyle çağırır:</p>
<p>“Boynu uzun bidevi atlar giderse menüm gider,</p>
<p>Ağıldan tümen koyun giderse menüm gider,</p>
<p>Kaytabandan kızıl deve giderse menüm gider.”.</p>
<p>Ziyafetin eksik olmadığı bu toplumda başlıca ikram maddesi etti. Şölenlerde daima “attan aygır, deveden buğra, koyundan koç” kırdırılırdı. Tepe gibi et yığdırılır, göl gibi kımız sağdırılırdı. Bunlardan başka av etleri de önemli yer tutup itibarlı misafirlere bunlar özellikle ikram edilirdi. Zamanla, Asya&#8217;nın gezginci unsurlarında sığırın ikinci plana geçtiğini görüyoruz. Oğuz&#8217;ların servetleri sayılırken koyun sürüleri, yılkılar (at sürüleri), develer zikredilip ve “hatta, Hudud ul-Âlem&#8217;e göre, sığırlar” diye ilâve ediliyor. İbn Fadlân, Bulgar&#8217;ların at eti yediklerini kaydetmekte, fakat Oğuz&#8217;lar için aynı şeyi tekrar etmemektedir. Mamafih aynı müellif Oğuz&#8217;larda ölenlerin atlarının yenildiğini de kaydediyor. Diğer taraftan Oğuz destanları da Oğuz&#8217;ların, diğer Türk elleri gibi, at eti ve hatta deve eti yediklerine tanıklık eder. At eti belki de istisnaî hallerde yeniyordu. Ancak Müslüman olup at etini mubah kılmayan Hanefî mezhebine sülük edince bundan genellikle vazgeçmiş olmalıdırlar.[13]
<p><strong>SONUÇ</strong></p>
<p>Et yemeği deyince dünyada akla önce Türkler gelir. Özellikle hayvan yetiştirici Türklerde et yemeklerinin zenginliğini görmekteyiz. Anadolu’ya gelen Oğuz Türkmen boyları da bu geleneği hassasiyetle korumaktadırlar. Türk coğrafyasının çeşitli bölgelerinde farklılıklar olmasına rağmen et yemekleri yapılmaktadır. Sadece Türkiye’de birçok vilayetimizdeki göveç/güveç yemeğimizin tüm lezzeti ile yaşatılması tarihle olan bağlarımızı güçlendirmeye devam etmektedir. Millî kimliğimizin çok önemli bir unsuru olan mutfağımızın “ocağı” tarihin bize emaneti olan yemeklerimizi hazırlamaya devam ettikçe “Aziz Türk Milleti”nin ocağı söndürülemeyecektir.</p>
<p>Dipnotlar:</p>
[1] Önder Şenyapılı, Damakta Kalan Tatların Akılda Kalan Adları, ODTÜ Yayıncılık, 2. baskı, Ankara, 2010, s. 189.</p>
[2] M.Öcal Oğuz, Nuray Aykanat, Ayşenur Karagöz, Kentler ve  İmgesel  Yemekler, Gazi Üniversitesi Türk Halkbilimi Araştırma ve Uygulama Merkezi Yayınları,  Ankara, 2006, s.17., Derleyen: Murat Seven, Derleme Tarihi: 2005, Kaynak Kişi: Ahmet Hacıoğlu, 1939 Emirdağ Doğumlu, Lokantacı</p>
[3] <em>Furūn</em><em>,</em> Celalüddin  Hızır Paşa (Hacı Paşa), Müntehab-ı Şifa I, TDK Yayınları, Ankara, 1990. Bahaeddin Ögel, kelimenin İtalyanca olduğunu ifade ediyor. (a. g. e., s.43), فرين (<em>[Yun. phournos / Lat furnos &gt; Ar. fürūn] isim)Yaşar Çağbayır, Ötüken Türkçe Sözlük, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2007.</em></p>
[4] Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, cilt 4, T. C. Kültür Bakanlığı, Ankara, 2000, s. 43,45.</p>
[5] M.Öcal Oğuz, Nuray Aykanat, Ayşenur Karagöz, a. g. e., s.17.</p>
[6] Bahaeddin Ögel, a. g. e., s.335.</p>
[7] M. Zeki Oral, Selçuklu Devri Yemekleri ve Ekmekleri, Millî Yemek Kültürümüz (Hazırlayan: M. Sabri Koz), Eskişehir 2013 TDKB, İstanbul, 2013, s.34.</p>
[8] Burhan Oğuz, Türkiye Halkının Kültür Kökenleri, Cilt 1, Anadolu aydınlanma Vakfı Yayınları, 2. Baskı, 1976, İstanbul, s. 535.</p>
<p>&nbsp;</p>
[9] Bahaeddin Ögel, a. g. e., s.335, 337.</p>
[10] Burhan Oğuz, a. g. e., 539.</p>
[11] Burhan Oğuz, a. g. e., 539.</p>
[12] Burhan Oğuz, a. g. e., 540.</p>
[13] Burhan Oğuz, a. g. e., 540-541.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/emirdag-guveci/">Türk Mutfağından Seçmeler: Emirdağ Güveci</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Kültüründe Şeker Bayramı</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/yasam/turk-kulturunde-seker-bayrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 14 May 2021 12:48:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ramazan Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[Şeker Bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[türk kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=19821</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Merve Balcı Bayram, milli veya dini bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler demektir. Bayram kelimesi ilk defa Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divanü Lügati’t-Türk’te “baδram (بذرم)” şeklinde geçmektedir ve “halkın hep birlikte yaşadığı sevinç ve eğlence hali” anlamına gelmektedir. Şeker Bayramı bir diğer adıyla Ramazan Bayramı olarak da bilinmektedir. Şeker Bayramı, Ramazan ayının [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/turk-kulturunde-seker-bayrami/">Türk Kültüründe Şeker Bayramı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar: Merve Balcı</strong></p>
<p>Bayram, milli veya dini bakımdan önemi olan ve kutlanan gün veya günler demektir. Bayram kelimesi ilk defa Kaşgarlı Mahmud tarafından yazılan Divanü Lügati’t-Türk’te “baδram (بذرم)” şeklinde geçmektedir ve “halkın hep birlikte yaşadığı sevinç ve eğlence hali” anlamına gelmektedir.</p>
<p>Şeker Bayramı bir diğer adıyla Ramazan Bayramı olarak da bilinmektedir. Şeker Bayramı, Ramazan ayının sonunda kutlanan üç günlük bayramdır. Bayramın Türkiye’de bir hazırlık süreci vardır. Bayramdan önce evlerde uzun uzun temizlikler yapılır, çocuklar başta olmak üzere bayramlıklar alınır ve bayram günleri için özel yemekler ve tatlılar hazırlanır. Erkekler bayram namazına gitmeden önce ve geldikten sonra temiz ve yeni kıyafetler giyer. Bayram namazından sonra yapılan mezar ziyaretlerinin ardından aile bireyleri veya yakın akrabalar kahvaltı sofrasında bir araya gelir. Bu bayramda herkes birbirini kutlar, çocuklar en güzel şekilde giyindirilerek yanaklarından öpülür, ceplerine harçlıklar konur, şeker ve çikolatalar ikram edilir. Büyükler de birbirine sarılır, küslükler unutulur, tatlıya bağlanır.</p>
<p>Türkistan coğrafyasında da Türkiye’de olduğu gibi Arife gününde Şeker Bayramı için hazırlıklara başlanır. Evler temizlenir, bahçe ve yollar süpürülür, ağaçlar budanır ve normal günlere nispeten yeni ve temiz kıyafetler hazırlanır. Yemek hazırlıkları da Arife günü başlar. Tandır ekmeği (nan), petir, katlama, borsok, çekçk gibi milli yiyecekler hazırlanır.</p>
<p>Şeker Bayramı, Türkistan coğrafyasında Türkiye’de olduğu gibi eğlence ve şenlik havasında değil, hüzün ve anma ile buruk geçer. Bu durum atalar kültü ile ilgilidir. Arife ve bayram günlerinde ata ruhlarının evi ziyaret edeceği inancı vardır. Dolayısıyla bayram kutlaması aynı zamanda ata ruhları ile ilgili uygulamaların yapılmasına zemin oluşturur.  Oruç tutamayanlar fitre verir. İmkânı olanlar da Ramazan ayını kutsal topraklarda geçirir. Türk Cumhuriyetlerinde Şeker Bayramı dolayısıyla bir gün resmî tatil ilan edilir.</p>
<p>Sonuç olarak diyebiliriz ki dini bir bayram olan Şeker Bayramı birlik ve beraberliği sağlaması açısından Türk kültüründe büyük bir önem arz etmektedir. Derin ve temiz duygularla kutlanan bu bayram sevgi ve saygının artmasına vesile olmaktadır. Ayrıca Türkistan coğrafyasında atalar kültü ile ilgili uygulamalar İslamiyet öncesi geleneksel Türk inanışlarının hala yaşadığının bir göstergesidir.  Dolayısıyla bayramlar geleneklerin yaşatıldığı en özel günlerdendir.</p>
<p>Oraza Meyramıngız quttı bolsın! (Kazak Türkçesi)</p>
<p>Orozo Mayram Maarek bolsun! (Kırgız Türkçesi)</p>
<p>Oraza Baýramynyz gutly bolsun! (Türkmen Türkçesi)</p>
<p>Ramazan Bayramınız qutlu olsun! (Azerbaycan Türkçesi)</p>
<p>Remezo&#8217;n Beyramingiz kutli bolsin! (Özbek Türkçesi)</p>
<p>Ramizan Bayramingiz kutluk bolsing! (Uygur Türkçesi)</p>
<p>Ramazan Bayramınız kutlu olsun! (Türkiye Türkçesi)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kaynakça:</p>
<ol>
<li>Taşkesenligil, M., “Kültürel Bağlamda Rus ve Türk Kültüründe Dini Bayramlar”, Karadeniz Uluslararası Bilimsel Dergi, Cilt 30, Sayı 30, s. 115-125.</li>
<li>Polat, K., “Kırgızlarda Ramazan Bayram ve Etkinlikleri”, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Cilt 1, Sayı 1, s. 25-48.</li>
</ol>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/turk-kulturunde-seker-bayrami/">Türk Kültüründe Şeker Bayramı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Coca-Cola Türkiye Reklamlarında Türk Kültür Ögelerinin Kullanılması</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/coca-cola-turkiye-reklamlarinda-turk-kultur-ogelerinin-kullanilmasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Jan 2018 15:50:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[Coca Cola]]></category>
		<category><![CDATA[coca cola reklamları]]></category>
		<category><![CDATA[Coca-Cola Türkiye Reklamlarında Türk Kültür Ögelerinin Kullanılması]]></category>
		<category><![CDATA[kola]]></category>
		<category><![CDATA[türk kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[türk kültüründe coca cola]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=11175</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Metin İpek Bir ürün ya da bir grup satıcının ürünlerini ya da hizmetlerini belirlemeye, tanımlamaya ve rakiplerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden farklılaştırmaya, ayırt etmeye yarayan isim, sembol, işaret terim, tasarım, şekil ya da tüm bunların bileşimine marka denilmektedir. Marka, tarihin en eski çağlarından günümüze güç, prestij ve iyilik göstergesi olarak sembol ve tasvirlerin stratejik olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/coca-cola-turkiye-reklamlarinda-turk-kultur-ogelerinin-kullanilmasi/">Coca-Cola Türkiye Reklamlarında Türk Kültür Ögelerinin Kullanılması</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-size: 14pt;"><strong>Yazar: Metin İpek</strong></span></p>
<p>Bir ürün ya da bir grup satıcının ürünlerini ya da hizmetlerini belirlemeye, tanımlamaya ve rakiplerin ürünlerinden ya da hizmetlerinden farklılaştırmaya, ayırt etmeye yarayan isim, sembol, işaret terim, tasarım, şekil ya da tüm bunların bileşimine marka denilmektedir.</p>
<p>Marka, tarihin en eski çağlarından günümüze güç, prestij ve iyilik göstergesi olarak sembol ve tasvirlerin stratejik olarak kullanılmasının yeni şeklidir. Markalar, insan psikolojisi üzerine dini sembollerin, totemlerin, fetişlerin ve kraliyet armaları, fırıncı, demirci, uşak ve esnafın özel kıyafetleri gibi diğer iletişim sembollerinin bıraktığı etkiyi yapmaktadır.</p>
<p>Tüketiciyi ve tüketicinin satın alma karar sürecini etkileyen, şekillendiren ve ayrıca ürünleri birbirinden ayıran marka, pazarlama ve reklam faaliyetlerinin odak noktasıdır. Pazarlama stratejilerinin büyük bir bölümünün tüketiciler tarafından ürünün tanımlanmasına, reklam uygulamalarında ise tüketici ile iletişim kurulmasına ve ürünün tüketicilere tanıtılabilmesi amacına dayandırılmasının gerekliliği markanın önemini ön plana çıkarmaktadır.</p>
<p>Markanın öneminin, kişiliğinin ve değerinin oluşum süreçlerinin yanı sıra bizimde konumuzla ilgili olan ve markanın reklam amacına da uygun olan bir konu da marka sadakatidir. Marka sadakati kavramı, tüketicinin markaya olan inancının gücü olarak da tanımlanabilir. Markaya ilişkin bilgiler, tüketicinin ürünler\markalar arasındaki tercihin şekillenmesinde temel bir rol oynar. Tüketicinin bir markada belirleyici özellikler algılaması ve bu özelliklerinden etkilenmesi, o markada duyulacak sadakatin artmasına neden olmaktadır. Güçlü bir markanın en temel özelliği kendisine sadık bir tüketici yaratmasıdır. Bu da tüketicinin satın aldığı marka dışında farklı bir marka satın almaması anlamına gelmektedir.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cola-800x390.png"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-11183 alignleft" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cola-800x390-300x146.png" alt="" width="520" height="253" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cola-800x390-300x146.png 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cola-800x390-768x374.png 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cola-800x390.png 800w" sizes="(max-width: 520px) 100vw, 520px" /></a></p>
<p>Marka iletişimi ise markanın kimliğini, kişiliğini, imajını oluşturmaya ve aktarmaya yönelik her türlü iletişimi, satış artırmayı, reklamı, markanın adını ve görsel kimliğini, markayla ilişkili halkla ilişkiler etkinliklerini içine alır.</p>
<p>Marka iletişimini oluşturan unsurlardan biri olan marka kimliği bir sözcük ve ya kavramdan daha fazlasını ifade etmektedir. Reklam kampanyaları da sözcüklerden daha fazlasını ifade eden görüntüler sunmaktadır. Marka kendisine sözel ve görsel bir dil vererek iletişim yolu yaratmayı hedefler. Örneğin, dilin gücü markanın kimliğini ifade edebilmesinde yatmaktadır. Bu, logosunun, ambleminin, reklamlardaki resimlerin ve sloganın bileşimidir. Kullanılan dil uluslararası olmalı ve şirketin tüm ürünleri ve hizmetleri için uygulanabilmelidir. Her marka dikkat çekmek için göze çarpmak zorundadır. Kişisel bir dilin yokluğunda, aynı sözcükler ve ya resimler kendini tekrarlamaya başlar ve bunun sonucunda da marka mesajı tıkanır. Bunlara ek olarak markanın iletişim sürecinde farkındalık yaratmak, temel ve gerekli bir unsur olarak tanımlanmaktadır. Marka farkındalığı olmadan iletişim etkisi gerçekleştirilemez.</p>
<p>Marka iletişiminin ürünü bir marka olarak akıllarda kalıcı yapmak için belirgin özellikleriyle markayı tüketicin zihnine yerleştirmek ve bilgi vermenin ötesinde markayı ezberletmek, aynı ürünle ilgili diğer markaların hatırlanabilirlik oranlarını en aza indirmek, mümkünse yok etmek, onlardan boşalan yere kendi markasını konumlandırmak ve tüketicide marka sadakati sağlamak gibi işlevleri de bulunmaktadır.</p>
<p>Markalar bu iletişimi çoğu zaman halk kültüründen faydalanarak sağlar. İnceleme konumuz olan Coca-Cola Türkiye reklamlarına baktığımızda biraz önce iletişimde saydığımız konuları, halk kültürü unsurlarını görmemiz oldukça mümkündür. İletişimin sağlandığı ana kaynak televizyon reklamları olduğu için burada medyanın tanımına da değinmek gerekecektir. Bilindiği gibi medya bir iletişim aracıdır ve ilettiği şeyin sonucuna bakmadan, hedef kitle ayrımı yapmadan bilgi aktarımında bulunur. En çok hitap ettiği kısım orta sınıf olduğu için bu noktada halk kültüründen fazlasıyla yararlanır. Bu yararlanma kimi zaman olumlu kimi zaman olumsuz durumlara yol açabilir. Bizim konumuz medyanın iletişimde halk kültürünü kullanmasını olumlu ve ya olumsuz açıdan incelemek olmadığı için burada sadece iletişim aracımız olan görsel medyada Coca-Cola Türkiye reklamlarının içerisinde halk kültürü ögelerinin kullanımını halkbilimi-medya ilişkileri yönünden incelemektir.</p>
<p>Halk kültürü ise, bir toplumun tarihsel süreç içinde ürettiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı her türlü maddi ve manevi özelliklerin bütünüdür. Halkın dil, kültür, duygu, düşünce ve beğenisiyle oluşturup yaşatılan, geçmişten günümüze gelmiş, toplum, insan ve doğa gerçeğiyle şekillenmiştir.</p>
<p>Mitler, efsaneler, masallar, halk hikâyeleri, tekerlemeler, atasözleri, bilmeceler, deyimler, şarkı <a href="http://turku.nedir.com/">türkü</a> sözleri, alkışlar, kargışlar, şakalar, incitmeler, atışmalar, alaylar, selamlar, vedalaşma sözleri, kişi hayvan ve yer adları ile mani, ninni, ağıt gibi halk şiiri ürünlerinden oluşan sözlü anlatımlar, halk kültürünün sözlü kaynaklarıdır.</p>
<p>Türkiye’de kendisine yüksek ölçüde pazar payı elde etmiş Coca-Cola firması pek çok ülkede yayınladığı reklamlarda o ülkenin kültürel değerlerine gönderme yapmaktadır. Türkiye’de diğer kola firmalarına, farklı türde hizmet veren markaların reklamlarına baktığımızda bu denli kültürel değerlere rastlamayabiliriz. Coca-Cola marka sadakati ve farkındalığı oluşturmayı kültürel yolları kullanarak amaçlıyor diyebiliriz. Örneğin, Türk Bayrağının renklerinin kırmızı-beyaz olmasıyla Coca-Cola’nın marka ambleminin kırmızı zemin üzerine beyaz yazıyla Coca-Cola yazılmış olması sonucunda birçok reklamda bu tesadüfün üstüne gidildiğini görürüz. Böylelikle Coca-Cola Türkiye’deki tüketicileri milli bir değer olan Türk Bayrağının renkleri altında toplamış olur. Kendisine aynı zamanda milli bir kimlik oluşturmuş bizden, içimizden biriymiş imajını verir. Coca-Cola’nın bu reklam anlayışını milli değerlerin ön plana çıkarılmasını en çok futbol müsabakalarının yapıldığı zamanlarda görürüz. Eğer milli maçların yapıldığı bir dönemse bu reklamlarda milli unsurlar göze çarpar. Reklamlarda büyük bir coşku hâkimdir. Kırmızı-beyaz sesleri sürekli yinelenir, reklamın içeriği bu tema üzerine kuruludur. Fakat ülke içinde futbol teması vurgulanıyorsa bu sefer slogan ‘ne mutlu futbolun bütün renklerine aşık olabilene’ şeklini alır.</p>
<p>Milli birlik beraberlik sağlandıktan sonra sıra dini bir bütünlük oluşturmaya gelir. Bunu da en iyi Ramazan ayında görmek mümkündür. Türkiye’nin çoğunluğu Müslüman olduğu için ve hedef kitle orta sınıf olduğu için Ramazan reklamlarında milli değerler, kültürel ögeler, din, birlik beraberlik gibi olgular Ramazan çatısı altında seyirciye sunulur. Her sene çektiği Ramazan sofraları reklamında bu konulara değinen Coca-Cola 2013 yılının Ramazan ayında Karagöz ve Hacivat’ı kavuşturdu. Türk kültürü gölge oyunu karakteri olan ve hatta gölge oyununa adını veren Karagöz diğer reklamlarda olduğundan farklı bir şekilde karşımıza çıktı. Ramazan ayı içerisinde akşamları oynatılması gelenek haline geldiğinden bu aydaki reklamlarda Karagöz ve Hacivat’ı sıklıkla görürüz. Ancak gölge oyununun televizyona girmiş haliyle yani gene perde arkasından tasvirlerle. Bu kez diğer reklam filmlerinin aksine Coca-Cola bize Karagöz ve Hacivat’ı karşımıza canlı birer insan olarak çıkardı.</p>
<p>Bu reklam filminde Ramazan’ın gelişiyle davulcular davullarına, özleyenler sıcacık pidelere, Karagöz, kadim dostu Hacivat’a kavuşuyor. Davulcuların davullarına kavuşmasıyla Türk kültür tarihinde eski bir gelenek olan sahur vakti davulcuların maniler eşliğinde insanları uyandırmasına gönderme yaparken Ramazan dışında pek de fazla anımsanmayan gösterilmeyen Karagöz ve Hacivat Ramazan’ın gelişiyle pek çok yerde gösterileceği için bu anlamda bir kavuşma yaşanacaktır. Çünkü Ramazan’ın bitmesiyle unutulmuş kaldırılmışken Ramazan’ın gelişiyle canlandırılmaya başlanacaktır bu da onların kavuşmaları anlamına gelir. Coca-Cola’nın bu reklamında hem bu konuya gönderme yapılmakta hem de Türk kültür ögesi olan Karagöz-Hacivat arasında bir <em>metinlerarasılık</em> yapılmaktadır. Bu reklamın sloganı ‘Ramazan özlediğimiz her şeyi bir araya getirsin, bu mutluluk bize on bir ay yetsin’ şeklindedir ve bu ifadeyle minareler arasındaki mahyalarda yazılı olan ‘hoş geldin on bir ayın sultanı, on bir ayın sultanı ya şehr-i ramazan’ sözlerine de gönderme yapmıştır.<br />
Ramazan’ın son yıllarda yaz aylarına gelmesiyle Ramazan’dan önce yayınlanmaya başlayan bu reklamlar Ramazan içerisinde uzun uzun kurulan masalarda iftar saatini beklerken, ‘Ramazan sofralarının vazgeçilmezi Coca-Cola’ başköşede durur. Ezanın okunmasıyla Coca-Cola eşiliğinde iftar yapılır. Ancak Ramazan bittiğinde bu kez Coca-Cola sahilde voleybol oynayan gençlerin serinleme aracı olur. Genellikle kalabalık aile ortamlarında evde ya da dışarıda uzun sofralarda ailenin yaşça büyük bireyleriyle yapılan geleneksel iftarlara yapılan göndermeler; sahilde güneşlenen, voleybol oynayan gençlere çevrildiğinde modern dünyanın özgür ve kendine özgü özellikleri olan gençlere yapılan göndermeler olarak değişiverir.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cokeramadan.png"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-11180" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cokeramadan.png" alt="" width="620" height="350" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cokeramadan.png 620w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cokeramadan-300x168.png 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cokeramadan-470x264.png 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/cokeramadan-215x120.png 215w" sizes="(max-width: 620px) 100vw, 620px" /></a></p>
<p>Coca-Cola’nın gene 2013 yılında reklam dizisi olarak yayınladığı bir diğer reklamlar ise sofra hikâyeleridir. Türkiye’nin dört bir yanından seçilen illerde çekilen reklam filmlerinin oyucuları gerçekte de orada yaşayan belki benzer hikayeler başlarından geçmiş insanlardır. Hatay, Bodrum, Rize ve Kars’ta çekilen bu reklamlar burada yaşanan ve ya Türkiye’de sıkça karşılaştığımız hikâyelere yer veriyor. Bu hikâyeler etrafında yöresel yemekler hazırlanıyor, anlatılıyor. Kars’ta çekilen reklam filminde gene Türk kültüründe sıkça karşılaştığımız bir konuya yeni gelin motifine değiniliyor. Yeni gelin kaynanasının evine gittiğinde utandığı için (Halk kültüründe yeni gelinden beklenen birtakım durumlar, ona atfedilen görevler vardır. Örneğin; gelinin fazla konuşmaması, söze karışmaması, fazla yememesi, utangaç bir tavır içinde olmasıdır. Tersi olduğunda kaynanası ve ya akrabalar tarafından kınanır.) kaynanasının pişirdiği leziz yemeklerden yiyemez, eşi yerken gözü kalır. Eve aç olarak döner ve gelir gelmez mutfağa geçer kaynanasının pişirdiği yemekleri dener. Kendisi de kaynana olunca gelinine çok çok yedirir.</p>
<p>Reklam sloganı olarak ‘maksat bu sofralar daim olsun’, şeklinde yaptığı reklam filmlerinde Rize’de ise araları çok iyiyken birbirlerine darılan aileler tekrar bir sofra etrafında toplanıyor, kırgınlık küslük bitiyor. Hatay’da kızların büyüklere yemek beğendirme telaşı, Bodrum’da kendisine lokanta soran turistleri evine götüren bir adam anlatılıyor. Gene yemekler hazırlanıyor, sofralar kuruluyor. Bunların yanı sıra arka planda örgü ören teyze, ayağında bebeğini sallayan bir anne motifi yansıtılıyor. Türkiye’nin seçilmiş illerinde çekilen bu reklam filmleri aslında Türkiye’nin her yerinde karşımıza çıkabilecek konuları içeriyor. Kısaca bizi bize anlatıyor.</p>
<p>2012 yılında yılbaşı için çekilen reklam filminde yılbaşına yalnız girmek üzere olan bir güvenlik görevlisine ailesinin yaptığı sürpriz anlatılıyor. Ailesi yalnız girmesini istemediği için toplanıp iş yerine geliyor ve yanlarında yiyeceklerini ve tabii ki Coca-Cola’yı getiriyor. Türk kültürüne göre yılbaşı baharın gelişidir, nevruzdur. Yılbaşı kutlama anlayışının küreselleşmeyle beraber bizim kültürümüzde yıllardır varmışçasına hareket edilmesi pazarlama sektörünün bu işe destek vermesi son zamanlarda sanki bir bayram gibi kutlanmasına yol açmıştır. Dini bayramlar etrafında oluşan birlik ve beraberlik içinde bulunma durumu, bayramı aileyle beraber geçirme kavramı bu reklamda yılbaşına aktarılmıştır.</p>
<p>Coca-Cola reklamları içinde tema bir kültür ögesi olmasa da arka planda kültürel değerlerden bir şeyler görüyoruz, bu kimi zaman misket oynayan çocuklar kimi zaman bebeğini ayağında sallayan anneler olabiliyor.</p>
<p>Sonuç olarak Coca-Cola’nın Türkiye’de çektiği reklamlar yukarıda savunmuş olduğumuz medyanın halk kültürü ögelerinden yararlanmasına ilişkin görüşümüzü doğrular niteliktedir. Coca-cola reklam filmlerinin konusu, müziği, sloganlar, diyaloglar bakımından halk kültürünün sözlü kaynaklarından, maddi değerlerden besleniyor. Kişiler genellikle bilmediğimiz yüzler, tanımadığımız insanlar oluyor yani ünlü kişilerden seçilmiyor fakat hikayeler bizi anlatıyor. Böylelikle her reklamda Coca-Cola’nın ‘sofranın olmazsa olmazı’ imgesi vurgulanıyor. Her alanda; maçta, Ramazan’da, bayramda, yılbaşında neredeyse bütün sofralarda Coca-Cola yerini baş köşede alıyor, bilinçaltına sürekli bunun göndermesi yapılıyor. Bunun dışında genel olarak Coca-Cola ana slogan olarak ‘mutluluğa kapak aç’ ifadesiyle Coca-Cola’nın mutlu ettiğini Türk kültüründe ailenin önemiyle bütünleştirerek mutlu sofraların aileyle beraber olduğuna işaret ediyor. Kendine bu bağlamda kültürel de bir kimlik yaratarak mutluluk, aile, sofra ve Coca-Cola’yı bütünleştiriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/coca-cola-turkiye-reklamlarinda-turk-kultur-ogelerinin-kullanilmasi/">Coca-Cola Türkiye Reklamlarında Türk Kültür Ögelerinin Kullanılması</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Darısı Başına&#8221; Deyimi Nereden Geliyor?</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/darisi-basina-deyimi-nereden-geliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jan 2018 18:02:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[darı]]></category>
		<category><![CDATA[darı saçmak]]></category>
		<category><![CDATA[darısı başına]]></category>
		<category><![CDATA[darısı başına deyimi]]></category>
		<category><![CDATA[darısı başına deyimi ne demektir]]></category>
		<category><![CDATA[kurban]]></category>
		<category><![CDATA[kurban kültürü]]></category>
		<category><![CDATA[metin ipek]]></category>
		<category><![CDATA[saçı]]></category>
		<category><![CDATA[türk kültürü]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=11102</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günlük hayatta sıkça kullanılan deyimlerin nasıl oluştuğuna, nereden geldiğine yönelik sorular modern hayatın hızlı zaman algısı içinde araştırılması ertelenen konular arasındadır. İnsanlığın ilk çağlardan beri evren ve yaratılışla ilgili cevaplar aradığı mitolojinin, modern çağda yok olduğu düşüncesi yerine aslında sadece şekil değiştirerek günlük hayatta farkında olarak ya da olmayarak sürekli karşılaştığımız bir alan olması gerçeği [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/darisi-basina-deyimi-nereden-geliyor/">&#8220;Darısı Başına&#8221; Deyimi Nereden Geliyor?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<figure id="attachment_11104" aria-describedby="caption-attachment-11104" style="width: 161px" class="wp-caption alignleft"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/Adsız.png"><img decoding="async" class="size-full wp-image-11104" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/01/Adsız.png" alt="" width="161" height="172" /></a><figcaption id="caption-attachment-11104" class="wp-caption-text">Metin İPEK</figcaption></figure>
<p>Günlük hayatta sıkça kullanılan deyimlerin nasıl oluştuğuna, nereden geldiğine yönelik sorular modern hayatın hızlı zaman algısı içinde araştırılması ertelenen konular arasındadır. İnsanlığın ilk çağlardan beri evren ve yaratılışla ilgili cevaplar aradığı mitolojinin, modern çağda yok olduğu düşüncesi yerine aslında sadece şekil değiştirerek günlük hayatta farkında olarak ya da olmayarak sürekli karşılaştığımız bir alan olması gerçeği karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışmada düğünlerde sıkça kullanılan <em>Darısı başına</em> deyiminin, Türk mitolojisindeki anlamı ve günümüzde kullanımı hakkında bilgi verilecektir. Deyimden hareketle Şamanizm’de kansız kurban olan saçı saçma geleneğinde geçmişteki kullanılan darı ve buğdayın günümüzdeki dönüşümü örnekleriyle açıklanacaktır.</p>
<p><em>Darısı başına</em> deyimi, <em>Deyimler Sözlüğü</em> ‘nde: “Dilerim ki bu güzel duruma sen de kavuşasın.” (Bütün dostlar kavuşsunlar) şeklinde açıklanmaktadır.</p>
<p>Deyim, Türk mitolojisinde ise “saçı geleneği” ile açıklanmaktadır. Bunun nedeni ise saçı geleneğinde saçılan nesnelerin başında darının gelmesidir. Saçı geleneği halkımızca, düğünlerde damat tarafından gelinin başına serpilmesi gelenek haline gelmiş olan para, buğday, çiçek, kuru yemiş gibi şeylerdir anlamına gelmektedir. Saçıdan amaç, kötü ruhları memnun ederek onların yeni evlilere zarar vermesini engellemek ve kötülükleri uzaklaştırmaktır. Günümüzde ritüel işlevi yoktur, âdet olarak sürdürülmektedir.</p>
<p><em>Darısı başına</em> deyiminin ilişkilendirildiği saçı bir çeşit kansız kurbandır. Eski Türklerin Şamanizm inancında kötülüklerden korunmak için Tanrı’ya kurban sunulurdu. Bu kurbanlar iki çeşide ayrılmaktaydı: Bunlar kanlı kurbanlar ve kansız kurbanlar. Kanlı kurban, Tanrı’ya sunulan bir hayvanın kesilmesi ile kan akıtılması şeklindedir. Kanlı kurbanlar, Türklerin İslamiyet’i kabulünden sonra da İslamiyet çatısı altında “Kurban bayramı” şekline dönüşerek her yıl gerçekleşen bir ritüel halini almıştır. Kansız kurbanlar ise ritüel olarak varlığını sürdüremese de sözlü ve yazılı edebiyatın dayandığı mitolojik kökenlerde ve günümüz düğünlerinde, eğlencelerinde şekil değiştirerek karşımıza çıkmaktadır. Kansız kurbanların bir türü de saçıdır. Bu dini terim bütün Türk boylarında ortaktır. Moğollar&#8217;da saçu olarak geçmektedir. Kanlı kurbanlara tayılga yahut hayılga dendiği gibi saçıya da saçılga yahut çaçılga denir. Göçebe Türk boylarında süt, kımız, yağ, bulgur karıştırılmış süt saçı olarak kullanılan şeylerdir. Öz itibariyle saçı, olağanüstü güçlere sahip olduğuna inanılan ruhlara sunulan ve onlar adına onların rızasını ve yardımını kazanmak için dağıtılan cansız nesnelere verilen bir isim, bir cins şaman kurbanıdır.</p>
<p>Türk geleneğine göre gelin güveyi eve gelince avluda para, şeker, buğday, darı vb. saçı serpilir. Gelinin başına atılan bu saçıyı düğüne katılanlar ve özellikle çocuklar kapışır. Buradaki para serveti, şeker ağız tadı, buğday ve darı da nimeti simgeler. Saçı olarak para ve şeker bulamayanlar ve fakir olanlar, yalnızca darı serperlermiş. Bu deyim de bu âdetin yadigârıdır.</p>
<p>Modern yaşamdaki düğün törenleri, spor müsabakaları ve eğlencelerde serpilen, küçük yuvarlak pul biçiminde kesilmiş renkli kağıt parçacıklarından oluşan konfeti ya da evlilik tekliflerinde erkeğin, kızın başına gül yaprakları saçması da bir saçı olarak ifade edilebilir. <em>Darısı başına</em> deyimindeki “darı” saçmayı günümüz konfeti geleneğine benzetebiliriz. Eskilerin bir tür konfeti geleneği, ancak sanıldığı gibi gelinle damada değil, damat tarafından katılımcılara atılırmış.</p>
<p><em>Darısı başına </em>deyimindeki darı kelimesinin zamanla anlamsal olarak içi boşaltılmış, darı saçma, geleneğin yaşatıldığı dönemdeki yapı ve işlevinden uzaklaşmıştır. Buna rağmen halk tarafından kullanılmaya devam etmektedir. Bu durum mitolojinin günümüzde ölmediğini aksine günlük dilde, düşüncede, gelenekte, edebiyatta farkında olarak ya da olmayarak yaşamaya devam ettiğinin göstergesidir.</p>
<p style="text-align: right;">Metin İPEK &#8211; Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>Aksoy, Ömer Asım. Deyimler Sözlüğü -2. İnkılap Kitabevi, İstanbul: 2014.</p>
<p>Artun, Erman. Tekirdağ Halk Kültüründe Geçiş Dönemleri Doğum-Evlenme-Ölüm. Türk Dünyası İncelemeleri Dergisi, 9-10, İstanbul : 1998 s. 85-107.</p>
<p>Bayat, Fuzuli. Mitolojiye Giriş. Ötüken Yayınları, İstanbul: 2010.</p>
<p>Bayat, Fuzuli. Türk Mitolojik Sistemi. Ötüken Yayınları, İstanbul : 2011</p>
<p>Bekki, Selahattin. Türk Mitolojisi’nde Kurban. Akademik Araştırmalar, yıl 1, sayı 3, 1996 s. 16-28.</p>
<p>Çoruhlu, Yaşar. Türk Mitolojisinin Ana Hatları. Kabalcı Yayınevi, İstanbul: 2010.</p>
<p>Kafesoğlu, İbrahim. Harzemşahlar Devleti Tarihi. TTK Yayınları, Ankara : 1956.</p>
<p>Kestelli, Raif Necdet. Resimli Türkçe Kamus. TDK Yayınları, Ankara: 2004.</p>
<p>Kurtoğlu, Orhan. Klasik Türk Şiirinde Saçı Geleneği. Milli Folklor Dergisi, yıl 21, sayı 81. 2009 s. 89- 99.</p>
<p>İnan, Abdulkadir. Tarihte ve Bugün Şamanizm. TTK Yayınları, Ankara: 1995.</p>
<p>Oğuz, M. Öcal. Çağdaş Kentte Bir Yeniden Canlandırma Örneği: Çiğdem Günü. Milli Folklor Dergisi, yıl 26, sayı 101. 2014 s. 25- 39.</p>
<p>Öztürk, Mürsel çev. İbn-i Bibi. El Evamirü’l-Ala’iyye Fi’l Umuri’l- Ala’iyye (Selçuk-Name) Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara: 1998.</p>
<p>Pakalın, Mehmet Zeki. Osmanlı Tarih Deyimleri ve Terimleri Sözlüğü. MEB Yayınları, İstanbul: 1993.</p>
<p>Taneri, Aydın. Türk Devlet Geleneği. MEB Yayınları, İstanbul: 1997.</p>
<p>Yaşa, Recep. Selçuklularda Saçı Geleneği Türk Dünyası Tarih Dergisi, 2003 s. 41-43.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/darisi-basina-deyimi-nereden-geliyor/">&#8220;Darısı Başına&#8221; Deyimi Nereden Geliyor?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
