<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mimari arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/category/mimari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/category/mimari/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Fri, 03 Feb 2023 21:00:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>Mimari arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/category/mimari/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bizans Mimarisinin Örneklerinden: Dağpazarı Kilisesi (Corapissus)</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/bizans-mimarisinin-orneklerinden-dagpazari-kilisesi-corapissus/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Dec 2022 19:31:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Corapissus]]></category>
		<category><![CDATA[Dağpazarı Kilisesi]]></category>
		<category><![CDATA[mersin]]></category>
		<category><![CDATA[mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Mut]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=21388</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Müge Akkanat (Anadolu Tarih) GİRİŞ Mersin ilinin Mut ilçesi Dağpazarı köyünde sur dışında yer alan Bizans dönemine ait kilisenin günümüze ulaşan verilerinin ışığında yapılan küçük bir araştırma çalışmasıdır. Sanat tarihi temel kaynaklarının yanında bölge üzerinde yapılan bilimsel çalışmalardan ve görseller için ise internet ortamından yararlanılmıştır. DAĞPAZARI KİLİSESİ (CORAPİSSUS) Dağpazarı Kilisenin Konumu Dağpazarı Kilisesi Mersin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/bizans-mimarisinin-orneklerinden-dagpazari-kilisesi-corapissus/">Bizans Mimarisinin Örneklerinden: Dağpazarı Kilisesi (Corapissus)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar: Müge Akkanat (Anadolu Tarih)<br />
GİRİŞ</strong><br />
Mersin ilinin Mut ilçesi Dağpazarı köyünde sur dışında yer alan Bizans dönemine ait kilisenin günümüze ulaşan verilerinin ışığında yapılan küçük bir araştırma çalışmasıdır. Sanat tarihi temel kaynaklarının yanında bölge üzerinde yapılan bilimsel çalışmalardan ve görseller için ise internet ortamından yararlanılmıştır.</p>
<p><strong>DAĞPAZARI KİLİSESİ (CORAPİSSUS)</strong></p>
<p><strong>Dağpazarı Kilisenin Konumu</strong></p>
<p>Dağpazarı Kilisesi Mersin ilinin Dağlık Kilikya noktasında, Mut ilçesinin kuzeybatısında bulunan Dağpazarı köyünde yer almaktadır. Mut İlçesi Toros dağları eteklerinde, Göksu Nehri kıyılarında kurulmuştur. Doğusunda Silifke, batısında Erdemli, kuzeyinde Karaman ve güneyinde Gülnar topraklarıyla çevrili Mersin-Karaman Devlet kara yolu üzerindedir.</p>
<p>Mut ilçesinin 35 km kuzey batısında yer alan Bizans dönemine ait olan Dağpazarı köyünün ortasına ve en yüksek yerine inşa edilen kilise antik ismini dönem kaynaklarından bildiğimiz Corapissus antik kentinin yol güzergahı üzerinde oluşum sergilemiştir. Bu bilgi Mut kalesinin batı kısmındaki kitabeden anlaşılmaktadır. Antik dönemlerde Silifke&#8217;yi İç Anadolu&#8217;ya bağlayan Kilikya kapılarından biri olan Sertavul geçidi üzerinde önemli bir konumdaydı. Dağpazarı köyü yerleşim alanı, 1989 yılında III. derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescillenmiştir.</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-1741 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-190037-300x219.png" alt="" width="347" height="253" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Köyü Uydu Fotoğrafı</p>
<p><strong>Bölgenin ve Kilisenin Tarihçesi</strong></p>
<p style="text-align: left;">Dağpazarı,  antik  ismi  Corapissos  olan  bir  kenttir. Kilisenin bulunduğu Kilikya bölgesinde Kilikya adının ilk defa ne zaman kullanıldığı ve nereden geldiği kesin olarak bilinmemektedir. Herodot bölgenin “Hypachoea” olarak adlandırıldığını, Fenikeli Agenor’un oğullarından Cilix’in buraya gelip yerleştiğini ve onun adından dolayı bölgenin Kilikya adını aldığını yazmaktadır. Bugün ise Kilikya adının Asur kaynaklarında Dağlık Kilikya için kullanıldığı düşünülen “Hilakku” kelimesinden değiştiği kabul görmektedir. Ovalık Kilikya ise “Que” olarak adlandırılmıştır. Bölgenin sınırları Roma İmparatorluk Çağı’na kadar farklı görüşler doğrultusunda belirtilmiştir. Herodot  Kilikya&#8217;nın, kuzeyde Halys ve güneyde Mısır&#8217;a dek uzanan oldukça geniş bir bölge olduğuna işaret eder. Daha sonraki dönemlerde ise bölgenin sınırlarının bu kadar geniş bir alana yayılmadığını görürüz. Manavgat (Melas) Çayı&#8217;ndan başlayıp Toros dağlarının güney etekleri boyunca Amanos Dağları&#8217;na kadar uzanmaktadır. Kilikya bölgesi kendi içerisinde Dağlık (Tracheia ve Aspera veya Tracheiotis) ve Ovalık (Pedias ve Campestris) olarak iki alt bölgeye ayrılır. Bölge, 395 yılından sonra Roma İmparatorluğundan Bizans egemenliğine geçmiştir. Dağlık ve Ovalık Kilikya&#8217;yı birbirlerinden ayıran sınır Lamas Çayı (Limonlu) dır.</p>
<p>“Kilikya’da ilk olarak, çok dik bir kayaya oturmuş bir kale olan Korakesion’a gelinir. Tauros’un dışında kalan Kilikia’ya gelince, onun bir parçası Trakheia ve diğeri Pedias olarak adlandırılır.” Kilikya bölgesi, Anadolu’da Akdeniz’in doğusunda, denizsel ve karasal alana sahip stratejik bir konumdadır.</p>
<p>Buralarda Helenistik dönem ile birlikte görülmeye başlayan tarımsal üretime yönelik mimari yapılanmaların Roma döneminde ve Geç Antik dönemde de devam ettiği ve eklenen çeşitli yapılarla bu yerleşimlerin boyutlarının değiştiğini görülmektedir.</p>
<p>Kilise, Dağpazarı Köyü yerleşim alanı içerisindedir 1875 yılında İngiliz gezgin Davis ve 1890 yılında Headlam ve W. Ramsay  tarafından incelenmiş ve yapıların planları çıkarılmıştır. 1957-1958 yıllarında İngiliz Arkeolog M. Gough tarafından kazı yapılmış ve bazilika kalıntısı, yanında vaftiz binası, kilise yapısı (sadece temelleri görülebilmekte), sur dışında bazilika, Bizans dönemine ait bir ev ortaya çıkarılmıştır. Alanda geniş bir şehir öreni içerisinde kale ve erken Bizans mimari üslubunda muhtemelen MS 5. yüzyıl dönemlerine ait üç nefli, yan duvarları ve apsisinin büyük kısmı ayakta kalmış kilise kalıntıları ile yine aynı döneme ait renkli taban mozaikleri bulunaktadır. Köyün tam içinde olan bu mozaiklerde çeşitli hayvan figürleri yanında geometrik motifler de yer almıştır.</p>
<p><strong>Kilikya Bölge Özelliği</strong></p>
<p>Dağlık Kilikia bölgesinde kiliselerin çoğunluğunu üç nefli bazilikal planlı kiliseler oluşturmaktadır. Dağlık Kilikia bölgesindeki üç nefli bazilikal planlı kiliselerde bazilikal planı tamamlayan, naos bölümün batısında yer alan nartheks bölümüdür. Bölge kiliselerinde nartheks bölümünde bulunan ve naosa girişi sağlayan kapı açıklıklarının genelde kemerler ile oluşturulan ve tribelon olarak adlandırılan üç girişin bulunduğu görülür. Yan girişler kiliselerin yan neflerine, orta girişin ise orta nefe ulaşımı sağlamaktadır. Bu plana sahip kiliselerde iç mekân düzenlemesinin oluşmasını sağlayan nefleri birbirinden ayıran ve aynı zamanda üst yapının taşınmasını sağlayan taşıyıcı elemanlar çeşitlilik göstermektedirler. Bu taşıyıcı elamanlar; sütunlar, arkadlar ya da ayaklardır ve nefleri oluşturan sütunlar genelde Korinth düzeninde sütun başlıklarına sahiptirler.  Aynı zamanda, bölge kiliselerinde genellikle tek merdivenli ambon modellerine rastlanmaktadır. Bu tip ambonlar MS 5. yüzyılın sonu ile 7. yüzyılın ortalarına kadar kullanılmışlardır. Bölgedeki bu kiliselerin MS 5. ve 6. yüzyıllarda yoğun olarak inşa edildikleri bilinmektedir.</p>
<p><strong> KİLİSE PLAN TASVİRİ</strong></p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-1742 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-190130-300x221.png" alt="" width="413" height="304" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Sur İçi Kilisesinin Planı</p>
<p>Yapı Dağpazarı suru dışında yer alan 4 destekli yapıdır, dikdörtgen plan şemasına sahip, batı cephede 1 kapı açıklığı ile narthekse giriliyor, nartheksten ise 3 kapı açıklığı ile naos birimine giriliyor. Ambulatorionlu (çevre koridorlu, dehlizli) bir yapı olmasıyla birlikte temelde 3 nefli olduğunu söyleyebiliriz. Merkezî mekânda üst örtü sistemi olarak kubbe yer alıyor ve kubbenin temel taşıyıcı unsurlarının L ve T payeler olduğunu görüyoruz. Yapının kuzeybatı kısmına yakın olan kısımda 2. giriş kapısı yer almaktadır. Neflerde kullanılan sütunlar bir birbirlerine kemerler ile bağlanmıştır. Yapının doğu cephesine baktığımızda ise, synthrononlu, içten yuvarlak, dışarıdan ise keskin olmayan 3 cepheli bir apsise sahip olduğunu, apsiste 2 pencere açıklığının yer aldığını söyleyebiliriz.</p>
<p>Apsis yarım kubbesinin üzerinde bir kırma çatının varlığını görüyoruz. Yan neflerin de tonozlarının üzerinde kırma çatı ile örtüldüğünü biliyoruz. Doğu cephede, apsisin kuzey ve güneyinde dikdörtgen planlı birer ek mekânın varlığını görüyoruz. Buraların Prothesis ya da Diokonikon olduğundan dönemsel farklılıklardan dolayı her zaman emin olamıyoruz. Yine bu mekânlarda da birer pencere açıklığı mekânın aydınlatılması amaçlanmıştır. Üst örtü birimlerinde de planda görünmese de tonoz kullanılmış olmalıdır.</p>
<p>Bemanın önünde yer alan büyük payelerin üzerinde yüksekçe bir duvar parçası bizi Alahan Manastırına götürüyor. Merkez alanının kulevari yükseltilmiş bir birimin olduğu ve onun üzerinde de bir kubbesinin olduğunu söyleyebiliriz. Her daim Alahan Manastırı ile ilişkilendirilmiştir… 1932 yıllarında Michael Gough (Alahan Manastırında çalışan ilk araştırmacı) ilk kazı çalışmalarını yapılıyor.  Yapı, düzgün kesme blok taş kullanılarak ve Opus Quadratum (içten ve dıştan kesme blok taş ama içi moloz taş dolgulu) duvar örme tekniği ile inşa edilmiştir. Kazılarda, yapıya ait olması düşünülen renkli ve figürlü taban mozaiği bulunmuştur. (Özellikle nartheks’inde kırmızı beyaz renkte) Dağpazarı Kilisesinin diğer dönem yapılarına göre bazı farklılıkları vardır bunlardan biri kuzey ve güney cephelerinin beden duvarlarında içten ikişer yarım yuvarlak nişlerin yer alması ve bu kısımların dışarıdan paye desteği ile inşa edilmiş olmasıdır. Pastoforiumların üzerileri dıştan saçaklı bir örtü sistemiyle kapalıdır.</p>
<p><img decoding="async" class="wp-image-1743 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-190210-300x201.png" alt="" width="425" height="285" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Kilisesi Batı Cephesi Restitüsyon Çizimi</p>
<p>Yapının batı bölümünde ortaya çıkan paye parçası ve devamında yapılan plan restitüsyonuyla birlikle karşımıza böyle bir çizim çıkıyor. Payenin formu iç mekân tasarımının nasıl olması gerektiğiyle ilgili bize önemli veriler sunmaktadır. Bu plan şemasının tipinin en erken örneği olarak kabul edilmiştir ve sonraki dönemlerde başka yapıların inşa aşamasında tasarımlarına yön veren yapılardan bir tanesi olmuştur.</p>
<p>Yapının doğu cephesinden bir restitüsyon çizimi. Apsis yarım kubbesinin , Pastoforium mekânlarının ve yan neflerin kırma çatı ile örtülü olduğunu görebilmekteyiz. Apsiste 3 pencere açıklığının da yer aldığını tekrar söyleyebiliriz.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1745 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-191827-300x206.png" alt="" width="364" height="250" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Kilisesinin Kuzeybatı L Paye Örneği</p>
<p>Yapının kuzeybatı kısmına yakın noktasında bulunan L paye. Payelerin arası sütunlarla desteklendiğini görüyoruz. İmparator Zeno dönemine tarihlense de (476-491) yapı başkent destekli bir tasarım ya da inşa süreci geçirmiştir demek için elimizde yeterli veri bulunmamaktadır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1746 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-192029-300x232.png" alt="" width="410" height="317" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Kilisesi Güncel Planı</p>
<p>Yapının bugüne ulaşabilen güncel planı… Sadece güney duvarının bir kısmı doğu duvarının ise tamamı bugüne ulaşmıştır. Apsisi ve Postaforium odaları ile birlikte.  Batı cephesi başta olmak üzere merkezi mekânda daha öncesinde yer alan taşıyıcı ya da ayırıcı mimari parçaları bugüne ulaşamamıştır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1747 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-192207-300x221.png" alt="" width="418" height="308" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı ve Qasr İbn Vardan Kilisesi ile Karşılaştırma</p>
<p>Karşılaştırma yapılacak olursak Qasr İbn Vardan Kilisesi ile karşılaştırabiliriz. Plan tipi ve kullanılan malzeme teknik anlamında Suriye ve Cilicia bölge özelliğinin karma örneği olarak karşımıza çıkmaktadır. Cilicia ve İsauria  bölgelerinde  çevresel koşullarda her yapıda olmasa da  etkileşimin gerçekleştiği örneklerdir. Her 2 örnek de tek katlıdır.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1749 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-192429-1-300x214.png" alt="" width="479" height="342" /></p>
<p style="text-align: center;">Günümüzde Dağpazarı Kilisesi Doğu Cephesi</p>
<p>Yapının doğu cephesinden güncel bir fotoğraf. Yıllarca atıl kalan yapının günümüze ulaşan en sağlam cephesi… Diokonikon ve apsiste yer alan pencereler, apsis yarım kubbesi görülmekte olup duvar örme tekniğinde daha önce de değindiğimiz gibi Opus Quadratum kullanıldığı günümüzde de anlaşılabilmektedir. Günbegün tamamen yok olma tehlikesiyle günümüze ulaşabilen en sağlam kısım. Eski bir Hristiyan köyü harabesine dönüşmüştür.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1750 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-192922-300x198.png" alt="" width="405" height="267" /></p>
<p style="text-align: center;">Apsis yarım kubbesi iç detayı</p>
<p>Doğu cepheden bema birimine doğru bir bakış da denilebilir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class=" wp-image-1751 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-193115-300x203.png" alt="" width="372" height="252" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Kilisesinin Guney Narthex Birimindeki Bezemeler.</p>
<p style="text-align: center;">(Ancient Anatolia, Alahan and Dağ Pazarı, Stephen Hill)</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1752 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-193306-300x199.png" alt="" width="335" height="222" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Kilisesi Kuzey Cephe</p>
<p>Bu görselde de kuzey cepheden doğu cepheye bakarak bema biriminden, apsis yarım kubbesini görmekteyiz. Prothesis mekânının giriş kapısı da görülebilmektedir. Maalesef harabe durumda olan yapının ayakta kalan parçalarının devamı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1753 aligncenter" src="https://anadolutarih.com/wp-content/uploads/2020/12/Ekran-goruntusu-2020-12-27-193629-300x238.png" alt="" width="437" height="347" /></p>
<p style="text-align: center;">Dağpazarı Kilisesi Yoğun Yağışlar Sonucu Yıkılan Güney Cephe</p>
<p>Şubat 2020 yılında yapının güney cephesi. Günümüze kadar en sağlam ulaşabilen duvarları ile cephe şiddetli yağışlar sonucu yıkılmıştır.  Apsis yarım kubbesi ayakta kalmaya devam etse de güney kısmın son hâli bu şekildedir.</p>
<p><strong> DEĞERLENDİRME ve SONUÇ</strong></p>
<p>Kilikya bölgesinde yer alan Dağpazarı Kilisesi, bölge özelliklerinin yanında çevresinde gelişen mimari tasarım anlayışıyla da az da olsa etkilenmiştir. Aynı zamanda imparatorluk yapısı olmasıyla birlikte başkent özelliklerini de yansıtmaktadır.  Diğer birçok Cilicia bölgesi dinî mimarisi örneğinde görüldüğü gibi Dağpazarı kilisesi de İmparator Zeno dönemine tarihlendirilir. Yapının taşıyıcı ve üst örtü sistemiyle ilgili elimizde güçlü kaynaklar olmasa da 4 serbest destek üzerine kubbe ile örtülü olduğu görüşü yaygındır. Malzeme teknik olarak da bölgesel özelliklerin ve başkent özelliklerinin harmanlandığı bir örnek olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Zamanla bakımsızlıktan ve doğal koşullardan kaynaklanan yıkımlardan dolayı günümüzde harabe durumundadır. Unutulmaya yüz tutmuş vaziyettedir. Kilisenin plan tasarımında yer alan bazı farklılıklar sonrasında inşa edilen örneklere ışık tutmuştur. Günümüze ulaşamamış olsa da yapıda çokça figürlü ve geometrik bezemeler görülmüştür. Yapının, zengin işçilik örneği ve nitelikli bir çalışma gösterilerek inşa edilmiş olmasını günümüze ulaşabilmiş olmasından anlaşılmaktadır. Günümüzde sadece doğu cephesinin büyük bir kısmı ayaktadır. Karşılaştırma yapabileceğimiz en sağlam örneğimiz Qasr İbn Vardan kilisesidir. Çevresinde bulunan farklı kültürler ile de etkileşim yaşanmış ve Cilicia-İusaria bölgeleri karma örneği olarak karşımıza çıkmıştır.</p>
<p><strong> KAYNAKÇA</strong></p>
<ul>
<li>Yeğin Y., Özyıldırım, M. (2019),“İmparator Zeno Dönemi’nde Cilicia ve Isauria’da Kilise İnşa Faaliyetleri” MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 3 (20): 264 – 279.</li>
<li>Cyril Mango (2006), Bizans Mimarisi, Çev. Mine Kadiroğlu, Ankara.</li>
<li>Yıldız, F., Yakar, M., Zeybek, M., Kocaman, E., Pınar, K., Telci, A., Mutluoglu, O., Yılmaz, H.M. (2011), “Dağpazarı Kilisesi (Mut-Mersin) Rölöve Örneği”, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası 13. Türkiye Harita Bilimsel ve Teknik Kurultayı, Ankara</li>
<li>Eliüşük, M. (2009), “Orta Dağlık Kilikya Bölgesi Kıyı Kesimi Tonozlu Mezar Mimarisi”, Konya.</li>
<li>Sözlü, H., Yılmaz, L. (2020), “Mersin Toroslar’da Çandır Kalesi” Art-Sanat, 13(2020): ss. 361-385.</li>
<li>Mörel, A. (2014) “Dağlık Kilikya Bölgesinde (Olba Territoriumu) Özköy Antik Yerleşimi: Tarımsal Organizasyon ve Yerleşim Düzenlemesi”, Arkeoloji’de Bölgesel Çalışmalar Sempozyum Bildirileri, YAS 4, 147–171.</li>
<li>Hill, S. “Alahan and Dağ Pazarı”, Ancient Anatolia, Ankara, pp. 315-339</li>
<li><a href="https://mersin.ktb.gov.tr/TR-73145/mut.html">https://mersin.ktb.gov.tr/TR-73145/mut.html</a></li>
<li><a href="https://mersin.ktb.gov.tr/TR-73145/mut.html">https://mersin.ktb.gov.tr/TR-73145/mut.html</a></li>
<li><a href="http://www.mut.gov.tr/mut-tarihi">http://www.mut.gov.tr/mut-tarihi</a></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/bizans-mimarisinin-orneklerinden-dagpazari-kilisesi-corapissus/">Bizans Mimarisinin Örneklerinden: Dağpazarı Kilisesi (Corapissus)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mezopotamya, Roma ve Yunan Kent Planlamacılığı Üzerine Bir İnceleme &#8211; Müge Akkanat</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/mezopotamya-roma-ve-yunan-kent-planlamaciligi-uzerine-bir-inceleme/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 20 Dec 2022 20:17:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Mimari]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Antik kent]]></category>
		<category><![CDATA[kent planlamacılığı]]></category>
		<category><![CDATA[Mezopotamya]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[yunan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=21369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Müge Akkanat (Anadolu Tarih) Kent: Kısaca, “En geniş ölçekli mimarlık ürün.” olarak tanımlanabilir. Bununla birlikle kent gibi karmaşık ve çok boyutlu bir olguyu tanımlamak için sayısız yaklaşım vardır. Bunları iki ana grupta toplamak gerekirse: 1. Kültürel öğelere ağırlık veren tanımlar. 2. Sosyo-ekonomik açıdan yapılmış tanımlar. [1] Kültürel ögelere ağırlık veren tanımlar: Ruth Whitehouse’ın şu [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/mezopotamya-roma-ve-yunan-kent-planlamaciligi-uzerine-bir-inceleme/">Mezopotamya, Roma ve Yunan Kent Planlamacılığı Üzerine Bir İnceleme &#8211; Müge Akkanat</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar: Müge Akkanat (Anadolu Tarih)</strong></p>

<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kent:</strong> Kısaca, “En geniş ölçekli mimarlık ürün.” olarak tanımlanabilir. Bununla birlikle kent gibi karmaşık ve çok boyutlu bir olguyu tanımlamak için sayısız yaklaşım vardır. Bunları iki ana grupta toplamak gerekirse: 1. Kültürel öğelere ağırlık veren tanımlar. 2. Sosyo-ekonomik açıdan yapılmış tanımlar. <a href="#_ftn1">[1]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Kültürel ögelere ağırlık veren tanımlar</strong>: Ruth Whitehouse’ın şu sözleri bu türe bir örnek oluşturuyor: “Kent, uygarlık diye adlandırdığımız bir örgütlenme aşamasına varabilmiş ana toplumsal yerleşme birimidir.” Diğer bir tanım ise kentsel tarihçi Lewis Mumford’un: “İlk başlangıcından bu yana kent, uygarlık ürünlerini toplamak ve iletmek için özel olarak donatılmış, maksimum hizmetin minimum alanda sunulması için yeterince yoğunlaşmış ve ayrıca toplumun değişen gereksinimlerine, büyümenin getirdiği daha karmaşık biçimlere ve yığılan toplumsal mirasa yer sağlayabilecek şekilde genişleyebilen bir strüktürdür.” <a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>Sosyo-ekonomik açıdan yapılmış tanımlar: </strong>Kenti tamamlamada sosyo-ekonomik yaklaşımın ana özelliği, kenti çağının ve içinde yer aldığı toplumun ekonomik yapısının bir parçası olarak değerlendirmektir. Sosyo-ekonomik tanımların en ünlüsü ve en çok bilineni <strong>CİAM</strong>’ın Atina Kongresi bildirisinde yer alan şu sözlerde ifadesini buluyor: “Kent bölgeyi teşkil eden ekonomik, sosyal ve politik bütünün bir kısmından başka bir şey değildir.” İfadesini kullanmıştır.<a href="#_ftn3">[3]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Mezopotamya</u></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezopotamya’da kentleşmenin önünü açan ilk gelişmelerin en geç MÖ 5. bin yılda Obeyd Dönemi’nde başladığı savunulabilir. Mal denetimi ve iş gücü yönetimi ilk kez bu dönemde merkezîleşmeye başlamış gibi görünmektedir. Bu doğrultuda ideolojik yöntemlerin kullanılması da yine aynı döneme tarihleniyor olmalıdır. Tell Aveyli, Tell Abada, Tepe Gavra ve Eridu gibi Mezopotamya’nın hem güneyine hem de kuzeyine dağılmış yerleşimler, söz konusu dönemde üst sınıftan kişi ya da kişilerin yönetiminde, gıda dağıtımının yapıldığı törenleri düşündüren buluntular barındırmaktadır.<a href="#_ftn4">[4]</a> Mezopotamya bir coğrafi terim olmakla birlikte, burada gelişen Sümer, Akad, Babil ve Asur gibi uygarlıklardan günümüze ulaşan bileşik kültürel bir kimliği de ifade etmektedir.<a href="#_ftn5">[5]</a> 4.000 yılın sonlarında, Mezopotamya kronolojisinde Geç Uruk olarak adlandırılan dönemde ortaya çıkmıştır. Söz konusu dönemde Güney Mezopotamya’da, aralarında destanlara konu olan Uruk’un da bulunduğu birçok kent devletinin kurulduğu anlaşılmaktadır. (Erudu, Sümer). <a href="#_ftn6">[6]</a> Zamanla Uruk insanlık tarihinin ilk modern kenti hüviyetini kazanmıştır.<a href="#_ftn7">[7]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Evleri tapınakları gibi Megaron formunda inşa ediliyordu. Sur duvarları, ilkel bindirme kemer sistemi, iç kısımda ortak avluya açılan dükkanlar yer alıyordu. Dikdörtgen plan şemasına sahip olan bazı kentlerde rampa ile yukarıya çıkılmaktaydı. Planlı bir kent anlayışına sahip olduklarını Ningursu Tapınağı’nın planını taşa kazımış olmalarından anlayabiliriz. (MÖ 1225) Kentlerin kısacası insan-doğa ilişkisinin artık insan-insan ilişkisine dönüştüğü bu dönemde oluşan kent-devletleri, aynı zamanda insan düşünce sisteminin de başlangıcını oluşturan mitolojik tasavvurun etkisiyle, kentin ve kent yöneticilerinin de kutsallaştığı bir mekân olmuştur.<a href="#_ftn8">[8]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Yunan</u></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Eski Yunan kültürü ile ilgili en temel bilgilerimizden birisi Yunanlıların temel siyasi örgütlenme biçiminin polis olduğudur ve bu terim genelde Türkçe’ye “kent-devleti” olarak çevrilir. Polis kelimesinin modern dillerde tam bir karşılığını bulmak çok zordur. Antik kaynaklara kısaca bir göz atıldığında, Eski Yunanca’da polis kelimesinin hem belirli bir yerleşme, hem de bir topluluk için kullanılabildiği gözlemlenebilir. Demokrasi ile yönetilen, aklın ön plana çıktığı “kent” imgesi, Batı tarihinin başlangıç noktası olarak da görülmektedir.<a href="#_ftn9">[9]</a> Arkaik Dönemlerde kentler genellikle düzenli planlı değildi. Yunan şehirlerinin bir kısmı Tunç Çağ yerleşmeleri üzerinde gelişmiştir, bu şehirlerin başında Atina, Thebai, ve  Miletos sayılabilir, bunlar Miken devri şehirleri üzerinde kurulmuştur. <a href="#_ftn10">[10]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Halkın yeni yeni kentlerin planlanarak yapılmasını istemesinin nedenlerinin başta ekonomi olmakla birlikte çok çeşitlidir. Artık birey ve toplum önem kazanmıştır, değeri artmıştır, halk toplu yaşama yönelmiştir, toplumsal düzene güveni artmıştır, güven altında daha iyi bir yaşam arzulamaktadır. Bütün bunlar eşit pay alımının ve onlara sahip çıkma hakkının verildiği bir ortamda gerçekleşebilir ki, bu da ancak planlanmış bir kentte olabilir. Hak ve payın eşit dağıtımı kapsamı içinde, işlemek, barınmak için eşit toprak dağıtımı da yer alacaktır ki bu da toprağı eşit olarak bölünecek bir kent toplancılığını beraberinde getirecektir. Demokrasi bilincini oluşmasıyla uygulamaya başlanışı arasında kalan bu dönem, böyle bir oluşumun gerçekleştiği zaman dilimi göreceli olarak sınırlamaktadır. Arazi fertlere verilmeden önce, bir otorite tarafından belirli bir düşünceye göre bölünmüştür.<a href="#_ftn11">[11]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kent ve mimar kavramlarının çağrıştıracakları ilk isim aslında Hippodamos olmalıdır.  Başka yazarlardan adı geçen Hippodamos’tan dolayı, zamanımızda ızgara planlı şehirlere çok defa,&#8217;Hippodamos tarzı&#8217; denmiştir. Hippodamos belki bir mimar, belki bir toplum teorisyeniydi. <a href="#_ftn12">[12]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Hippodamos&#8217;un aslında kent planlamasını icat etmediğini bugün batıdaki Yunan kolonilerinden,  Eski Smyrna&#8217;dan ve hatta kendi kenti olan Miletos&#8217;tan elde edilen çok sayıdaki bulgularla biliyoruz. Miletos Pers yıkımından sonra tekrar inşa edilmiştir ama Pers dönemi öncesi kentinin kimi kısımlarının ızgara planlı sokak sistemleri yeni kentin gelişmesinde etkili olmuştur.<a href="#_ftn13">[13]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Temel ilke hiç yabancı ya da ayrıntılı değil ama basit, açık ve uygulamaya elverişliydi.  Gerçekte bu, dik açıyla kesişen düzgün sokaklarıyla “ızgara” ya da “dama tahtası” adı verilen en basit plandı. Böylece şehirde muntazam sokaklar ortaya çıkmıştır. Sokaklar için doğu batı, kuzey güney yönleri tercih edilir. Şehirlerde şehir kapılarından içeriye uzanan yollar işlektir. Birbirinin üzerine yığılmış yapılar arasında agora, resmi ve dinî binalar günlük hayatın can damarını tekil eder. Onun için cadde ve sokaklar şehrin bu noktalarından başlayıp etrafa yayılır. Diğer ikametgah alanları içindeki sokaklar daha tenha ve ikinci derecede sokaklardır.  Dikdörtgen yöntem karışıklıkları en aza indirmek demekti. <a href="#_ftn14">[14]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Yunan kolonizasyonu kıyı bölgelerde gerçekleşmiştir. Yunan kentleri içinde üyelerin düzenli ve ortak yaşadıkları, vatandaşların eşit olduğu ve yönetime katıldığı topluluklardır. Bu kentler arasında demokrasiyi en çok düşünmüş ve yaşamış olanı Atina kentiydi. <a href="#_ftn15">[15]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Roma</u></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Kentler siyasi, dinsel ve toplumsal gelenekleri paylaşan bir vatandaşlar topluluğuydu. Kentlerin gelişimlerinde en önem verilen konu ise barış tesis edilene dek savunmaydı. Kentin fiziksel gelişimi ile ekonomik kaynakları arasında sıkı bir ilişki bulunmaktaydı. Ekonomik merkezlerin; limanlara, kapılara, forum ile halkın toplandığı alanlara göre konumlanmasıyla zamanla ticari yapılar gelişti. Kent, aynı zamanda dinsel bir topluluktu. Tapınakların Akropoliste ve diğer yüksek noktalarda inşa edilmesi kentin tanrıların koruyucu niteliğini de gözler önüne sermektedir. <a href="#_ftn16">[16]</a> Roma kentinin temelini Roma ızgara planlaması oluşturmuştur ve gelecekteki gelişmesini yönlendirmiştir. <a href="#_ftn17">[17]</a> Roma şehir planlamasının özelliği ızgara plandı. Izgara düzeni aynı istikametteki 3 ana cadde tarafından kesilen uzun dar bloklarla bunları dik kesen 30’dan fazla küçük sokak ve ortada kamu binalarına ayrılmış şeritten oluşmaktaydı. Izgara planlı sokak planı iki şekilde uygulanıyordu. Ana yollar Cardo Maximus ve Decamanus Maximus olmak üzere merkezi bir adaya veya plazaya gidebilir ya da hiç kesintiye uğramadan kentin bir ucundan ötekine devam edebilirdi. Kültürel ve iklimsel farklılıklar nedeniyle ana yolların kentsel alanı doğrudan kesmediği örneklerde bulunmaktaydı. Bazı kentlerde ise sokaklar doğrudan foruma (agoranın dik uzantısı) açılmaktaydı. Romalılara göre bir kentin kurulması için asli unsurlar; sokaklara kaldırım taşı döşenmesi, su getirme ve kanalizasyon sistemiydi. Yer altı kanalıyla veya su yollarıyla şehirlere gelen bol miktarda su, sarnıçlardan kurşun borularla evlere dağılırdı. Suyun dağıtımda alçak basınçlı borular kullanılıyordu. Yüksek basıncın elde edilmesi için dökme demir borular gerekmekteydi, ancak Romalılar o dönemde bu boruları yapamıyordu. Su gücü değirmenlerde ve testereyle kesme işlerinde kullanılıyordu, şehir meydanlarındaki, evlerin bahçelerindeki ve cadde köşelerindeki çeşmeler, kentlere ferahlık veriyordu. Suyollarının bakım onarımı devlet ve belediyeler tarafından yerine getirilen bir kamu hizmetiydi. <a href="#_ftn18">[18]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Roma döneminde en yaygın konut tipi atriumlu konutlardır. Konutlar sokağa kapalı ve dış ortamdan soyutlanmış mekânlardır. Bu dönemde tek katlı konutların yanı sıra avludan ulaşılan ikinci kat uygulaması da bulunmaktaydı. Avlu üst kata ulaşımı sağlayan bir geçiş ve mekân niteliğindedir. Odaların tamamı avlu ile bağlantılandırılmıştır. Konuta sokaktan giriş “prothyrum” adı verilen dar bir bölüm ile sağlanmaktadır. Atrium odalar ile sınırlandırılmış, sosyal aktivitelerin geçtiği bir mekândır. Roma konutunun iç mekânı fresk ve döşemelerle zenginleştirilmişti. Avlu bölümünde ise mozaik, kesme taş ve mermer kullanılmıştır.<a href="#_ftn19">[19]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezarlıkların ardından güçlü bir sur duvarına oturtulmuş, iki yanında aralıklarla dışarıya taşan kuleleri olan şehir kapısı gelirdi. Surların ve kapıların belirgin savunma işlevlerinin yanı sıra bir şehri sıradan bir yerleşimden ayıran en belirgin mimari unsurlar olarak şehir kapıları ziyaretçiye, şehrin statü ve prestijini göstererek etkilemek amacıyla tasarlandı. Romalılar köprü inşası bakımından mimariye önemli örnekler kazandırmışlardır. Nehir sularını arkadlarla aşma fikri daha önceki uygarlıklarda görülmemektedir. Romalı mühendislerin buluşlarından biri olan tatlı su köprüleri uzak yerlerden şehirlere su taşınmasında kullanılmaktaydı. <a href="#_ftn20">[20]</a> Değişmez bir kural olmasa da büyük kamu yapıları da stadiumlar, amphi tiyatrolar ve circuslar kentin dışına konumlandırılmıştı. Konumun uygunluğu ve topografya yapıların yerini etkilemekteydi. <a href="#_ftn21">[21]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Roma hamamları ise abartılı ve gösterişliydi, bunların döşemeleri değerli taş ve mermerlerle, duvarları da çeşitli mozaiklerle kaplıydı. Bu hamamlarda sıcak ve soğuk sektörlerin yanı s ıra yüzme havuzları da bulunmaktaydı. Roma kentinin en önemli kapalı mekânı olan saray ise, magistratus (yargı ve yürütme yetkisine sahip üst düzey yönetici), senator, ya da varsa kentin diğer yöneticilerine ayrılmış alanlardı. Sarayın konumu kentin merkezinde olmamakla beraber yine de merkezden çok uzak olmayan, kenti gören bir yerdeydi. Saraylar halka kapalı, tamamen siyasal ve ekonomik elitin girebildiği ve bir tür konut olmaktan ziyade idari işlerin görüldüğü bir kamu kurumu niteliğindeydi. Sarayların en göze batan özelliği her yerinin çeşmelerle donatılmış olmasıydı. Çeşme ve havuzlar Romalı için çok farklı bir değere sahipti. <a href="#_ftn22">[22]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Karşılaştırma ve Değerlendirme</u></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezopotamya ilk kentsel yerleşimin merkezidir. Dünyanın en köklü medeniyetleri bu topraklarda hüküm sürmüşlerdir, bunların en önemlileri Sümerler, Babiller ve Asurlulardı. Bulundukları bölge Fırat ve Dicle Nehir’inin döküldüğü düz ovada yer almasından dolayı ekonomisi tarıma bağlı olup, sabanı ilk icat eden uygarlık olmuştur. Geçimlerini tarımsal ürünlerden elde ediyorlardı. Sonrasında gelişen sosyo-ekonomik ihtiyaçlar ve nüfusun artmasıyla birlikte kent sayıları artmıştır. Mimaride, edebiyatta, bilimde ve daha birçok alanda gelişmişlerdir. Rahip görevine de sahip olan kral tarafından yönetiliyorlardı.  Çok tanrılı bir inanca sahipti her kentin kendi Tanrı ya da tanrıçası vardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Mezopotamya kentlerinde her türlü iş gücü halkla birlikte yapılırdı. Kentler surlarla çevrili, tek tip iklim, üretim olarak da tarımsal her türlü ürün üretilirdi Devasa mimari örnekleriyle gücü, gösterişi ve korkuyu sembolize etmişlerdir. Mezopotamya’nın planlı bir kent anlayışını benimsediğini taşa kazınmış olan bir tapınak planından anlayabiliriz.  Megaron kent planına sahip, yazıyı kullanan ilk devlet olmasıyla birlikte, “Irmaklar Arasındaki Ülke” olarak da anılan bölge, birden fazla coğrafyayı ve ardından Anadolu’yu etkisi altına almıştır. Bölge, halk tarafından  “Uygarlığın Beşiği” olarak nitelendirilmiştir.  İlk kent devletleri, ilk krallıklar ve ilk imparatorlukların yanı sıra yerleşim merkezleriyle birleşen anıtsal mimarisi, boyalı seramik ürünleri, yazı sistemleri, yasaları ve heykelciliğiyle özgün bir kimlik ve üslup yaratmıştır. Megaron kent planlamacılığı; dikdörtgen planlı yapılar, evlerin de tapınaklar gibi yapılması… Şehirleri surlarla kaplayıp dışarıya kanal sistemleri kurmuşlardır. Kutsal alanlar ve yönetim birimleri kentin merkezinde yer alıyor. Yunan uygarlığına bakacak olursak, kültürel evrimin ilk temsilcileri denilenilir. “demokrasi”, felsefe, bilim, sanat kavramlarını insanlığa sunmasıyla birlikte kendileri de yaşam biçimleri haline getirmeye çalışmışlardır. Herkesin nispeten ortak şartlarda yaşadığı ve yönetime katıldığı Yunan uygarlığı, aynı zamanda Roma medeniyetine de birçok konuda öncülük etmiştir. Hippodamos plan şemasını kullanmışlardır. Agora merkezdedir ve kamusal alanlar agoranın çevresinde konumlandırılmıştır. Yunan uygarlığı demokrasi ve eşitlikçi kavramlarını o kadar benimsemişlerdi ki; kent planlamacılığını da herkese eşit miktarda arazi dağıtımı ile gerçekleştirmiştir.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kentler kıyı bölgelerde yayılım göstermiştir, uzun yıllar sonra Atina kentinin surla çevrelenmesiyle birlikte zamanla diğer kentler de sur ile çevrelenmeye başlanmıştır, Sparta kenti hariç. Ekonomileri tarım ve deniz ürünleriydi. Tiyatrolar genelde yamaca konumlandırılıp, eğimden faydalanılmıştır. Roma tiyatrolarına baktığımızda ise kendi eğimini kendisi oluşturduğunu görüyoruz. Roma da hippodamos plan şemasını benimsemiş olsa da zamanla kent plancılığı konusunu Antik Yunan kadar önemsememiştir.  Kolay kontrol edilebilir, kenti her hangi bir konuda tehdit edebilecek bütün unsurları ortadan kaldırmaya yardımcı olan bir plan şemasıdır. Roma kentlerinde Capitol ve Palatinum tepesi arasında kalan alanda kamusal yapılaşmanın daha yoğun olduğunu biliyoruz. Roma kentleri ilk olarak lejyon (ordugah) kamplarıyla, daha sonrasında ise sivil halkın da yaşadığı kasabalara ve ardından kentlere dönüştüğünü söyleyebiliriz. Kemer sistemini geliştiren ve kentlere su aktarımını sağlayan da Romalılardır. Dışarıdan gelen insanlar önce hamamlarda temizleniyor sonra kente giriş sağlıyorlardı.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong><u>Kaynakça</u></strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">Uğur Tanyeli, Metin Sözen. Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 2012.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Nihal Naiboğlu. “ Kentleşmenin Kökeni Mezopotamya’da İlk Kentler”, MSGSÜ Sosyal Bilimler Dergisi, 2019, 3(20): ss. 211-224.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kemalettin Köroğlu. Eski Mezopotamya Tarihi Başlangıcından Perslere Kadar, İstanbul, 2006.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Elvan Eser, Yusuf Kılıç. “Mezopotamya’nın İlk Kent Binaları (Tapınakları) ve İşlevleri”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 2015, 4 (13).</p>



<p class="wp-block-paragraph">Kenan Eren. “Hellen Polisinin Ortaya Çıkışı: Güncel Çalışmalar Üzerinde Değerlendirmeler”, MSGSU Sosyal Bilimler Dergisi, 2019, 3(20), ss. 225-236</p>



<p class="wp-block-paragraph">Serap Morkoç. “ Antik Dönem Yunan Evleri”, Ankara, 2008.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Gülgün Atalay. “Antik Devirde Mimari Kurallar ve İnşaat Teknikleri”, Konya, 2010.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Tanrıseven. “Antik Yunan’da Devlet”, Diyarbakır, 2013.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Ceren Altunbeğ Turgut. “Roma Dönemi Şehircilik Anlayışı”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 2019, 17 (26): ss. 273-302.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Sema Toramanoğlu. “Anadolu’da Antik Çağ Şehir Planları” İzmir, 2006.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Hasan Yaylı-Ali Buğra Küçük. “Sosyal Bölünme &#8211; Kent Dokusu İlişkisinin İlkel Örneği Olarak Roma”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi, 2011, 13/2: ss. 121-138.</p>


<hr class="wp-block-separator" />


<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Metin Sözen, Uğur Tanyeli. Sanat Kavramı ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, 2012. s. 164.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2">[2]</a> Metin Sözen, Uğur Tanyeli, a.g.e. s. 165.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3">[3]</a> Metin Sözen, Uğur Tanyeli, a.g.e. s. 165.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4">[4]</a> Nihan Naiboğlu. “Kentleşmenin Kökeni ve Mezopotamya’da İlk Kentler”, MSGSU Sosyal Bilimler Dergisi, 2019 3(20) s. 212.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5">[5]</a> Kemalettin Köroğlu. Eski Mezopotamya Tarihi, İstanbul, 2006, s. 12.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6">[6]</a> Nihan Naiboplu, a.g.m., s. 213.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7">[7]</a> Yusuf Kılıç, Elvan Eser, a.g.m., s. 534.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref8">[8]</a> Elvan Eser, Yusuf Kılıç. “ Mezopotamya’nın İlk Kent Binaları (Tapınakları) ve İşlevleri”, Akademik Tarih ve Düşünce Dergisi, 4(13), s. 418.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref9">[9]</a> Kenan Eren. “Hellen Polisinin Ortaya Çıkışı: Güncel Çalışmalar Üzerinde Değerlendirmeler”, MSGSU Sosyal Bilimler Dergisi, 2019, 3(20), s. 226.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref10">[10]</a> Serap Morkoç. “ Antik Dönem Yunan Evleri”, Ankara, 2008, s. 20.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref11">[11]</a> Serap Morkoç, a.g.m., s. 21.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref12">[12]</a> Serap Morkoç, a.g.m., s. 22.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref13">[13]</a> Gülgün Atalay. “Antik Devirde Mimari Kurallar ve İnşaat Teknikleri”, Konya, 2010, s. 24.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref14">[14]</a> Serap Morkoç, a.g.m., s. 23.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref15">[15]</a> Hasan Tanrıseven. “Antik Yunan’da Devlet”, Diyarbakır, 2013. s. 50.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref16">[16]</a> Ceren Altunbeğ Turgut. “Roma Dönemi Şehircilik Anlayışı”, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, 17 (26), s. 276.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref17">[17]</a> Sema Toramanoğlu. “Anadolu’da Antik Çağ Şehir Planları”, s. 39.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref18">[18]</a> Ceren Altunbeğ Turgut, a.g.m., s.278.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref19">[19]</a> Ceren Altunbeğ Turgut, a.g.m., s 286.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref20">[20]</a> Ceren Altunbeğ Turgut, a.g.m., s.289.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref21">[21]</a> Sema Toramanoğlu a.g.m., s.</p>



<p class="wp-block-paragraph">[22] Hasan Yaylı-Ali Buğra Küçük. “Sosyal Bölünme &#8211; Kent Dokusu İlişkisinin İlkel Örneği Olarak Roma”, Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi , 13/2, 2011 s. 131.</p>




























































































<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/mezopotamya-roma-ve-yunan-kent-planlamaciligi-uzerine-bir-inceleme/">Mezopotamya, Roma ve Yunan Kent Planlamacılığı Üzerine Bir İnceleme &#8211; Müge Akkanat</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
