<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Fransa arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/fransa/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/fransa/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Thu, 02 Jul 2020 22:23:51 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>Fransa arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/fransa/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Koronavirüste İlk Kez Rastlanan Bir Vaka</title>
		<link>https://bilimdili.com/doga-cevre/tip/koronaviruste-ilk-kez-rastlanan-bir-vaka/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Haber Gözcüsü]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 Jul 2020 22:22:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tıp]]></category>
		<category><![CDATA[covıd19]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[kovid-19]]></category>
		<category><![CDATA[Priapizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17482</guid>

					<description><![CDATA[<p>Fransa&#8217;da 62 yaşındaki bir Kovid-19 hastasında 4 saati aşan istenmeyen ereksiyon tespit edildi. Buna Kovid-19 kaynaklı kan pıhtılaşmasının yol açtığı belirtildi. Fransa&#8217;da Kovid-19 hastası bir erkekte 4 saat süren istenmeyen ereksiyon tespit edildi. Söz konusu belirti ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri&#8217;nin (CDC) internet sitesinde yer alan Kovid-19&#8217;un 12 belirtisinden biri değil. Ancak Amerikan Acil [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/tip/koronaviruste-ilk-kez-rastlanan-bir-vaka/">Koronavirüste İlk Kez Rastlanan Bir Vaka</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-size: 14pt;">Fransa&#8217;da 62 yaşındaki bir Kovid-19 hastasında 4 saati aşan istenmeyen ereksiyon tespit edildi. Buna Kovid-19 kaynaklı kan pıhtılaşmasının yol açtığı belirtildi.</span></strong></p>
<p>Fransa&#8217;da Kovid-19 hastası bir erkekte 4 saat süren istenmeyen ereksiyon tespit edildi.</p>
<p>Söz konusu belirti ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri&#8217;nin (CDC) internet sitesinde yer alan Kovid-19&#8217;un 12 belirtisinden biri değil.</p>
<p>Ancak Amerikan Acil Tıp Dergisi (American Journal of Emergency Medicine) adlı hakemli tıp dergisinde yayımlanan vaka raporuna göre, Fransa&#8217;da 62 yaşındaki koronavirüslü bir erkek, 4 saatten uzun süre ereksiyon halinde kaldı.</p>
<p>Priapizm, cinsel uyarı olmaksızın uzamış istenmeyen ereksiyon halidir ve ürolojik bri rahatsızlıktır. İskemik priapizm adlı türünde kan penisten çıkamaz, iskemik olmayan priapizmdeyse penisteki kan akışı yeterince iyi düzenlenemez.</p>
<p>İskemik priapizm penisin çok uzun süre ereksiyon halinde kalması halinde doku hasarına neden olabileceği için acil tedavi gerektirir. Vaka raporunu Fransa&#8217;nın başkenti Paris yakınlarındaki Le Chesnay&#8217;de bulunan Centre Hospitalier de Versailles Hastanesi&#8217;nden bir ekip hazıladı.</p>
<p>Söz konusu hastanın ateş, kuru öksürük ve ishal şikayetleriyle doktora gittiği, iki gün antibiyotik kullanan adamda ciddi nefes darlığı başlayarak solunum yetmezliğinden hastaneye yatırıldığı ve solunum cihazına bağlandığı belirtildi.</p>
<p>62 yaşındaki adamın akciğerleinden alınan sıvı örneklerinde koronavirüs tespit edilmesin ardından, adamda tedavi sırasında belirsiz bir süredir devam eden priapism görüldü. Doktorlar adamın ereksiyon halinin 4 saati aşması üzerine müdahale ederek penisinde kan pıhtılaşması tespit etti ve iskemik priapizm teşhisi koydu.</p>
<p>Penisteki kan damarlarını rahatlatmak ve kan akışını sağlamak için yapılan ilaç tedavi sonrası istenmeyen ereksiyon sonlandı ve hasta 14 gün sonra solunum cihazından çıktı.</p>
<p>Kan pıhtılaşması yeni bir Kovid-19 belirtisi mi?</p>
<p>Peki Kovid-19 geçirmeden önce hastalık geçmişinde kan pıhtılaşması olmayan adamda neden bu sağlık sorunu görüldü?</p>
<p>Forbes&#8217;un aktardığına göre çok sayıda Kovid-19 hastasında kan pıhtılaşması rahatsızlığı giderek artan sayıda görülmeye devam ediyor. Nisan ayında CBS kanalındaki haber bülteninde de bu durumdan bahsedilmişti.</p>
<p>Habere göre Kovid-19 kan pıhtılaşmasına üç nedenden dolayı yol açabilir. Bunlardan biri kan yoğunluğunun artması. Yani hastanın bağışıklık sistemi virüse yanıt verirken daha fazla beyaz kan hücresi ve kimyasal üreterek kanın kalınlaşıp yapışkanlaşmasına neden oluyor olabilir. Bir diğeriyse hiperkoagulabilite. Bunda da bağışıklık sisteminin üretti kimyasallar kan pıhtılarının daha kolay oluşmasına yol açıyor.</p>
<p>Son olarak buna endotel disfonksiyonu da buna neden olabilir. Endotel kalp ve diğer vücut boşlukları ile kan ve lenf damarlarının iç yüzlerini döşeyen tek sıra yassı hücrelerden oluşmuş epitel tabakasıdır.</p>
<p>Bağışıklık sisteminin ürettiği kimyasallar bu hücrelerin zarar görmesine böylece kan pıhtılarının oluşmasını kolaylaştırmaya neden olabilir.</p>
<p>Yani kısacası 62 yaşındaki hastanın istenmeyen uzun süreli ereksiyonuna Kovid-19&#8217;un neden olma ihtimali epey yüksek.</p>
<hr />
<p><a href="https://indyturk.com/node/205521/sa%C4%9Flik/koronavir%C3%BCste-ilk-kez-rastlanan-bir-vaka-62-ya%C5%9F%C4%B1ndaki-kovid-19-hastas%C4%B1nda-4-saati#.Xv2uWr0Rd-0.twitter">Kaynak: Independent</a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/tip/koronaviruste-ilk-kez-rastlanan-bir-vaka/">Koronavirüste İlk Kez Rastlanan Bir Vaka</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa&#8217;da Hun Mezarı Bulundu</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/fransada-hun-mezari-bulundu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Saffet Alp Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 May 2020 12:21:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Galya]]></category>
		<category><![CDATA[Hun izleri]]></category>
		<category><![CDATA[Hunnic]]></category>
		<category><![CDATA[Katalon Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Obernai]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=15152</guid>

					<description><![CDATA[<p>Kavimler göçü, M.S. 350 ile 800 yılları arasında Avrupa&#8217;ya yapılan şiddetli insan göçüdür. Roma ve Bizans kayıtlarına göre Barbar İstilaları dönemi olarak da adlandırılır. Tarihçiler açısından tarihlendirmeler farklılık gösterse de M. S. 375 yılında Türkistan bozkırlarından başlayan Hun akınları Avrupa içlerine doğru ilerlemeye başlamıştır. Hunların ani görünümü ve ilerleyişi hakkında çeşitli görüşler yer almaktadır. Bunlar; [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/fransada-hun-mezari-bulundu/">Fransa&#8217;da Hun Mezarı Bulundu</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kavimler göçü, M.S. 350 ile 800 yılları arasında Avrupa&#8217;ya yapılan şiddetli insan göçüdür. Roma ve Bizans kayıtlarına göre <strong>Barbar İstilaları</strong> dönemi olarak da adlandırılır. Tarihçiler açısından tarihlendirmeler farklılık gösterse de M. S. 375 yılında Türkistan bozkırlarından başlayan Hun akınları Avrupa içlerine doğru ilerlemeye başlamıştır.</p>
<p>Hunların ani görünümü ve ilerleyişi hakkında çeşitli görüşler yer almaktadır. Bunlar; Olası nedenlerden biri iklim değişikliği, ikinci bir olasılık ise diğer göçebe boylar tarafından Hunların batı itilmiş olabileceğini,<sup id="cite_ref-FOOTNOTEGolden199287_12-0" class="reference"></sup> üçüncü bir olasılık da zengin Roma İmparatorluğu faydalanma düşüncesi ve son olarak Romalılar tarafından davet edildiği görüşlerinden oluşmaktadır.</p>
<figure id="attachment_17100" aria-describedby="caption-attachment-17100" style="width: 432px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/05/Hun-ve-Alan-savaşı-Johann-Nepomuk-Geiger-1805-1880-tarafından-yapılan-bir-çizim-1870lerin-gravürü.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="wp-image-17100 " src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/05/Hun-ve-Alan-savaşı-Johann-Nepomuk-Geiger-1805-1880-tarafından-yapılan-bir-çizim-1870lerin-gravürü.jpg" alt="" width="432" height="281" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/05/Hun-ve-Alan-savaşı-Johann-Nepomuk-Geiger-1805-1880-tarafından-yapılan-bir-çizim-1870lerin-gravürü.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/05/Hun-ve-Alan-savaşı-Johann-Nepomuk-Geiger-1805-1880-tarafından-yapılan-bir-çizim-1870lerin-gravürü-130x86.jpg 130w" sizes="(max-width: 432px) 100vw, 432px" /></a><figcaption id="caption-attachment-17100" class="wp-caption-text">Hun ve Alan savaşı (Johann Nepomuk Geiger, tarafından yapılan bir 1870&#8217;lerin gravürü)</figcaption></figure>
<p>Hun orduları Alanları ortadan kaldırdıktan hızlı bir şekilde Doğu&#8217;da Sasaniler, Batıda Roma imparatorluğu ile karşı karşıya geldiler. Rua döneminde başlayan bu ilerleyiş Attila ve Bleda döneminde hız kazandı.</p>
<p>Fransa&#8217;daki ilk Hun varlığı Attila&#8217;nın büyük başarılar elde ettiği Galya seferine ve katalon savaşı dönemine denk düşmektedir.</p>
<p><strong><em>Katalon Savaşı</em></strong>, Roma İmparatorluğu generali Flavius Aetius ve müttefiki Vizigotlar ile, Attila arasında Galya&#8217;da gerçekleşen ve kayıpların yüzbinleri bulduğu dönemin en kanlı muharebelerinden biridir. Attila, ordusu ile birlikte Galya üzerine sefere çıkar ve Ren Nehri&#8217;ni geçerek Paris&#8217;e doğru  ilerlemeye başlar ve Chalons vadisinde (bugünkü Châlons-en-Champagne civarında) Roma ve Vizigot ordularıyla karşılaşır burada şiddetli bir muharebe geçer ve sonunda Hunlar Ren Nehri gerisine püskürtülür. Savaşta Vizigot kralı Thedoric Ostrogot Andax tarafından bir mızrakla öldürülür.  Attila&#8217;nın amacı, eski Avrupa&#8217;nın en zengin ülkelerinden olan Galya&#8217;yı ele geçirmek ve buraya yerleşmeye çalışan Germenleri/Gotları iterek Roma üzerindeki baskıyı arttırmaktı. Düşman ordusunun büyüklüğü, Hun askerlerini durdurmaya yetmedi. Attila bu savaşı da kazanarak Roma üzerinde kendini daha çok hissettirmeye başladı.</p>
<p><strong>Obernay Şehrindeki Uzun Kafatasları </strong></p>
<p>Obenay şehir mezarlığında Hun yönetici sınıfa ait kafatası biçimi değiştirilmiş çocuk ve kadın iskeleti bulundu.</p>
<p>Avrupa&#8217;da rastlanan bu durum genellikle kadın kafataslarında görülmektedir. Kadınların kafatasları bir tesadüf eseri böyle olmuyordu. Kafaları doğumdan itibaren özenle bandajlanıyor ve büyürken kafatasları sertleştikçe farklı bir şekilleniyor. Arkeologlar bu uygulamanın güzellik, sağlık ya da başka bir nedenle mi yapıldığı konusunda hala karara varmış değiller. Fransa Ulusal Enstitüsü arkeologları tarafından yapılan kazı çalışmaları sonucunda 17 mezar arasında 12 yaşında kafatası yapısı değiştirilmiş bir iskelete rastlandı. Arkeologlar tarafından 5. yüzyıla tarihlenmiştir.</p>
<p>Lefigaro haber ağında yer alan bilgiye göre Hunları akınlarını barbar istilaları olarak nitelendirmektedirler.</p>
<p>Kafatası biçimi değiştirilmiş bir kadın ve çocuk  olmak üzere iki iskelette rastlandı.  Avrupa’da bu şekilde kafatası değiştirilmiş bir düzine iskelet olduğu biliniyor. INRAP uzmanlarına göre, şekil değiştirmiş kafatasları Güney Amerika’da<em> <u>incas</u></em> öncesi kişilerde de olduğu biliniyor. Araştırmacılara göre şekil değiştirmiş kafatasları, Hunlara ait olduğu düşünülüyor.</p>
<p>Hunlar, iskitler ve Sarmatlar gibi Kafkasya’dan geldiler. Bununla birlikte göçebe yaşam tarzını Batı’ya tanıttılar. Germanik halklar (burgondes, Franklar ve diğer Alman halklar gibi) hızlı bir şekilde bu bozkır kültürünü kopyaladılar. Araştırmacılara göre amaç ölümleri ayırt etmek ve böylece yüksek sosyal statüleri belirlemek için yapılmaktaydı.</p>
<p><strong>Hunlar, işgalciler yerine Romalılar tarafından davet edilen halk mı?</strong></p>
<p>INRAP’ta Orta Çağ uzmanlarına göre, küçük yastan itibaren “soylu”göçerler, kafatasları tahtalar veya bağlarla ergenlik yaşlarına kadar şekillendiriliyordu. İşlem anında ufak bir hata ölüme yol açabiliyor veya zihinsel bir hasara neden olabiliyordu. Birde söz konusu çocukların sosyal durumları göz önüne alındığında şamanlar veyahut otacılar kendilerini bu işlerine adamış usta kişilerdi. Mezarda bulunan kafatası örneğine göre delinmiş bir yetişkin kafatası ve tamamen kapanmış, iyileşmiş kafatası ile hayatta kalmış “hastayı” belirtiyor. Deformasyonun kesin olarak büyük nörolojik sonuçlara neden olduğu gözükmemektedir.</p>
<p>Sonuç ise hiç şüphesiz ki çarpıcı oldu: saçların kapladığı bir tür doğal başlığın uzattığı muazzam bir alın.</p>
<figure id="attachment_15154" aria-describedby="caption-attachment-15154" style="width: 499px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/PHO62c9e41c-408a-11e3-a6a5-2f2bbced10df-350x230.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-15154 " src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/PHO62c9e41c-408a-11e3-a6a5-2f2bbced10df-350x230.jpg" alt="" width="499" height="328" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/PHO62c9e41c-408a-11e3-a6a5-2f2bbced10df-350x230.jpg 350w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/PHO62c9e41c-408a-11e3-a6a5-2f2bbced10df-350x230-300x197.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/PHO62c9e41c-408a-11e3-a6a5-2f2bbced10df-350x230-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/PHO62c9e41c-408a-11e3-a6a5-2f2bbced10df-350x230-187x124.jpg 187w" sizes="(max-width: 499px) 100vw, 499px" /></a><figcaption id="caption-attachment-15154" class="wp-caption-text">Üçgen bir tarak (geyik boynuzundan yapılmış)</figcaption></figure>
<p>INRAP’ta Orta Çağ uzmanı Madeleine Chatelet, kafatası deformasyonlara ek olarak, altın pimler, bozkır halklarına özgü bir ayna da dahil olmak üzere mezarlarda bulunan nesnelerin “göçebe kültürün etkilerini yansıttığını” görülüyor. Bu nedenle Obernay‘nin bilinmeyenleri M. S. 400’lü yılların şafağında Galya&#8217;ya giren bu <strong>Hun </strong>ordularının bir parçası idiler. Ancak Obernay’da bulunan mezarlık savaşta ölenlerin mezarlığı değil teşkilatlı bir şekilde yerleşmiş istikrarlı bir nüfusun varlığını ifade ediyor.</p>
<p>Ironik olan şeyse, batılı bazı oryantalistlerin göçebelerin belki de işgalciler değil, Romalılar tarafından <em>diğer barbarlara karşı savunmak için davet edilen</em> askeri birlikler olduğu görüşüdür.</p>
<p><a href="http://amp.lefigaro.fr">Kaynak</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="V3CU2E4Y8o"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/avrupanin-sivri-hun-kafataslarinin-gizemini-dna-cozebilecek-mi/">Avrupa&#8217;nın Sivri (Hun) Kafataslarının Gizemini DNA Çözebilecek mi?</a></p></blockquote>
<p><iframe title="&#8220;Avrupa&#8217;nın Sivri (Hun) Kafataslarının Gizemini DNA Çözebilecek mi?&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/avrupanin-sivri-hun-kafataslarinin-gizemini-dna-cozebilecek-mi/embed/#?secret=V3CU2E4Y8o" data-secret="V3CU2E4Y8o" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/fransada-hun-mezari-bulundu/">Fransa&#8217;da Hun Mezarı Bulundu</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğu Akdeniz&#8217;de Dengeler Savaşı (Doç. Dr. Gökçe Yükselen Peler)</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/dogu-akdenizde-dengeler-savasi-doc-dr-gokce-yukselen-peler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökçe Yükselen Peler]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Jun 2019 18:28:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[boru hattı]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Fransa]]></category>
		<category><![CDATA[Gaz]]></category>
		<category><![CDATA[ittifaklar]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs Rum Yönetimi]]></category>
		<category><![CDATA[kktc]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<category><![CDATA[petrol]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=15290</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tarafımız Net Olmalı Herkesin büyük bir merak ve endişe ile izlediği üzere Doğu Akdeniz’de sular her geçen gün daha fazla ısınmaktadır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de de, mesele fosil yakıtlar olarak da bilinen hidrokarbon, petrol ve doğal gaz gibi doğal enerji kaynakları söz konusu olunca dünyanın bütün emperyalist güçleri ve piyonları bu bölgeye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/dogu-akdenizde-dengeler-savasi-doc-dr-gokce-yukselen-peler/">Doğu Akdeniz&#8217;de Dengeler Savaşı (Doç. Dr. Gökçe Yükselen Peler)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tarafımız Net Olmalı</strong></p>
<p>Herkesin büyük bir merak ve endişe ile izlediği üzere Doğu Akdeniz’de sular her geçen gün daha fazla ısınmaktadır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, Doğu Akdeniz’de de, mesele fosil yakıtlar olarak da bilinen hidrokarbon, petrol ve doğal gaz gibi doğal enerji kaynakları söz konusu olunca dünyanın bütün emperyalist güçleri ve piyonları bu bölgeye üşüştüler. Kimler yok ki… Amerika Birleşik Devletleri, Birleşik Krallık, Fransa ve Rusya Federasyonu gibi emperyalist güçler; Mısır, Lübnan ve İsrail gibi bölge ülkeleri… Fransa ve Güney Kıbrıs işin içerisinde olunca ister istemez Avrupa Birliği de işin içine girmektedir. En son Malta’da gerçekleştirilen Akdeniz’e Kıyısı Olan Avrupa Birliği Ülkeleri Zirvesi’nde yapılan açıklamalar, Avrupa Birliği’nin bu meseledeki duruşunu bir kez daha çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Bütün ülkelerin kendi ajandaları olmakla birlikte, Rusya Federasyonu hariç, meseleye yakından uzaktan ilgi gösteren ülkelerin tamamının birleştiği bir konu var. O da Türkiye’yi bu işten uzak tutmak.</p>
<p>Mesele, şu anda sadece Kıbrıs etrafındaki kaynaklar meselesi şeklinde basında büyük bir yer bulsa da aslında Kıbrıs etrafındaki kaynaklar, büyük oyunun sadece bir parçasını teşkil etmektedir. Esas büyük plan Kerkük petrolünü oluşturulacak terör koridoru ile Suriye’nin kuzeyinden getirip Doğu Akdeniz gazı ile birleştirmek ve Kıbrıs üzerinden Yunanistan’a taşıyarak Avrupa’ya ulaştırmak, böylece de Türkiye’yi sistemin dışında bırakmaktı. ABD ve sahadaki maşası olan terör örgütünün Deyrezzor’da inatla savaşı sürdürmesi, bu bölgede bulunan petrol ve doğal gaz kaynaklarının da bu hatta eklenmesinin planlandığını düşündürmektedir. Yani oyun sadece Kıbrıs gazı üzerine kurulu değil, belki de bütün Orta ve Yakın Doğu kaynaklarını içeren bir planla karşı karşıyayız. Ancak Rusya’nın ve Suriye Rejim Güçleri’nin şimdilik Deyrezzor’daki oyunu bozduğu anlaşılıyor. Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoru ise Türkiye’nin kararlılığı ile işlevliğini kaybetmiştir. Önce Fırat Kalkanı Harekâtı ile bu koridor engellenmeye çalışılmış, sonra terör örgütünün daha güneyden, Rakka üzerinden yeni bir koridor oluşturma girişimine karşılık da Zeytin Dalı Harekâtı yapılmıştır. Bu harekât neticesinde, bir taraftan on yıllarca terör örgütünün insan kaynağı olmuş olan Afrin örgütün elinden çekilip alınmış, diğer taraftan hem koridorun denize ulaştırılma olasılığı şimdilik ortadan kaldırılmış oldu hem de istikrarsızlaştırılıp plana dâhil edilmek istenen Hatay ili güvenlik altına alınmış oldu. Kıbrıs Türk toplumunun bazı sektörleri arasında büyük bir infiale sebep olan Afrika gazetesinin Zeytin Dalı Harekâtı kapsamında yaptığı yayınları da bu meyanda değerlendirmek gerekir. Türkiye oyunu bozarken malum mihraklar tarafından Kıbrıs’ta cezalandırılmak istenmiş ve Türkiye’nin aleyhinde ileriye yönelik menfi bir kamuoyu oluşturulamaya çalışılmıştır. Türkiye basınında ve bilhassa sosyal medyada sık sık Suriyeli göçmenlerle ilgili ortaya atılan olumsuz söylemler de bu konuya koşut olarak değerlendirilmelidir. Batılı odakların Astana Süreci’ne yaklaşımlarının hep soğuk olmasının sebebinin de bununla ilgili olduğu düşünülebilir. Bu süreç sonrasında İdlib’de ortaya çıkan durum, terör örgütünün Afrin’in güneyinden denize ulaşma ihtimalini de ortadan kaldırmıştır. Türkiye, Afrin ve İdlib ile hem terör koridorunun önünü kesmiş hem de Hatay ilini doğudan ve güneyden emniyet altına almıştır. Artık terör koridorunun denize ulaşma olasılığının olduğu tek bölge Lazkiye – Tartus hattıdır ki şu anda bu bölge Suriye Rejimi ve Rusya Federasyonu’nun kontrolü altındadır. Zaman zaman Suriye’nin kuzeyinde ortaya çıkan rejim – terör örgütü işbirliğinden, bu konuda Esad rejimine güvenilemeyeceği anlaşılmaktadır. Ancak Rusya’nın şu anda Türkiye ile olan işbirliği ve Doğu Akdeniz’deki diğer çıkarları, bu durumda bir sigorta görevi görmektedir. Bu yüzden umumi olarak uluslararası platformlarda ve bilhassa Suriye’de Türkiye’nin Rusya ile olan işbirliğinin bozulmaması Türkiye için hayati öneme sahiptir. S-400 füzeleri etrafında cereyan eden tartışmalar da doğrudan bu mesele ile ilgilidir. Bu füzeler, Türkiye’nin askerî alanda Türkiye’nin Batı blokundan bağımsızlaşmasının bir timsalidir ve bu füzeler etrafında cereyan eden tartışmalar ve takip eden tehditler, Batı’nın asla Türkiye’yi eşit bir müttefik olarak görmek istemediğinin çok açık bir ifadesidir. ABD başta olmak üzere, bütün Batı, istedikleri zaman boynu çekilebilecek, her alanda Batı’ya muhtaç bir Türkiye görmek arzusundadır.</p>
<p>Tekrar Doğu Akdeniz ve Kıbrıs çevresine dönülecek olursa aslında meselenin sadece münhasır ekonomik alan ve bu alanda bulunan doğal kaynaklar olmadığı çok açık bir şekilde görülmektedir. Güney Kıbrıs’ın çıkarları etrafında yapılan bütün açıklamalar, aslında sadece büyük oyunu kamufle etmek için koparılan bir yaygaradan ibarettir. Güney Kıbrıs’ı yönetenler ise bir taraftan ekonomik olarak zaten batmış olan ülkelerini kurtarmak, diğer taraftan da dünyanın sözde efendilerini Türkiye’ye karşı yanlarına almak için bu plana seve seve gönüllü bir şekilde alet olmaktadırlar. Güney Kıbrıs’ı yönetenler kendilerine verilen ödevleri çok iyi yapmaktadırlar. Bölgede Türkiye ile sorunlu olan herkesle işbirliği içerisindedirler. Görünüşte Müslüman Kardeşler örgütüne olan yakınlığı ve desteği sebebiyle, Türkiye’ye sadece mesafeli olmayıp düşmanca tavırlar içerisinde olan Sisi Mısır’ı, bu konu ile ilgili olarak şu anda Güney Kıbrıs’ın en büyük müttefiklerinden biri konumundadır. Bu arada, bütün dünyada demokrasi havariliği iddiasında olan ABD ve diğer Batılı güçlerin Mısır’ın seçilmiş hükümetini askerî darbe ile devirip başa geçen Sisi’yi Mısır’ın meşru lideri olarak tanımakta tereddüt etmediklerini akılda tutmakta fayda var. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin bölgedeki bir diğer yakın işbirlikçisi, Mavi Marmara olayından beri Filistin meselesi sebebiyle Türkiye ile arasında soğuk rüzgârlar esen İsrail’dir. İsrail bir taraftan Suriye’deki iç savaştan faydalanıp topraklarını genişletmeye çalışırken bir taraftan Kudüs meselesinde cesur adımlar atmakta, diğer taraftan ise aradaki gerginlikten faydalanarak Akdeniz’de Türkiye aleyhindeki oluşumların içinde yer almaktadır. Suriye’nin kuzeyinde oluşturulmaya çalışılan terör koridoru örneğinde olduğu gibi, İsrail’in bu adımlarının ardında da ABD’nin olduğunu görmek için çok geniş bir bakış açısına sahip olmaya gerek yok. ABD artarda önce Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıdı, sonra da yıllardır İsrail işgali altında olan Suriye’nin Golan Tepeleri’ni İsrail toprağı olarak tanıdığını açıkladı. Bu durumda, Doğu Akdeniz’de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi etrafında örülen ittifakların kimin tarafından organize edildiğini tahmin etmek için müneccim olmaya gerek yok. Başta bu organize işler içerisinde yer alan Lübnan’ın Türkiye’nin diplomatik girişimleri neticesinde geri adım attığını da unutmamak gerekir. Aslında Lübnan’ın durumu, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne bir ders olmalı. Zira müttefiklik ilişkisi içerisinde olduğu ülkelerin kendi iç dengelerinin değişmesi durumunda veya Türkiye’nin uluslararası platformlarda yapması muhtemel girişimler neticesinde, aynı 1974’te olduğu gibi, Türkiye ile baş başa kalma olasılığı her zaman mevcuttur. Bunun da Rumlar açısından nelere mal olabileceği sır değil.</p>
<p>Fransa’nın durumu üzerinde bilhassa durmakta fayda var. Ermeni meselesi ve PKK örneklerinde olduğu gibi, Fransa’nın Türkiye aleyhindeki oluşumları destekleme konusunda ananevi bir eğilime sahip olduğu aşikâr. Ancak geçmişte bu tavrını “diplomatik” sınırlar içerisinde ortaya koyan Fransa’nın son zamanlarda Türkiye aleyhtarlığını çok yüksek bir sesle yürüttüğü görülmektedir. Bu tavrı, Suriye’nin kuzeyinden Kıbrıs’a kadar uzanan sahada gözlemlemek mümkün. Türkiye’nin kararlı tavrı neticesinde, ABD başta olmak üzere Menbiç’ten çekilen Batılı güçlerin yerine Fransa’nın gelip yerleştiği görülmektedir. Kıbrıs etrafındaki doğal kaynaklar meselesinde de Fransa’nın ön saflarda yer alması rastlantı olamaz. Bir taraftan Fransız petrol şirketi Total çeşitli anlaşmalar imzalayarak bölgeye yerleşirken diğer taraftan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile savunma işbirliği imzalanarak Fransız ordusu Kıbrıs’a yerleşmiştir. Öyle anlaşılıyor ki doğrudan çatışma yerine birtakım yaptırımlar aracılığıyla Türkiye ile mücadele etmeyi tercih eden ABD, ön safta yer alma ödevini Fransa’ya vermiştir. Nitekim Malta’daki zirvede, Türkiye’ye karşı yöneltilen tehditkâr açıklamaların bizzat Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ağzında ifade bulması bunu tasdikler niteliktedir.</p>
<p>Suriye – Kıbrıs hattında cereyan eden bu olayları, son zamanlarda Umman Körfezinde meydana gelen endişe verici gelişmelerden bağımsız düşünmemek gerekir. Trump, ABD’nin başına geçtiği günden itibaren İran ile olan gelişmeleri kasıtlı bir şekilde kötüleştirmiştir. Önce uranyum zenginleştirmesi konusunda İran ile olan anlaşmalara son vermiş, ardından her fırsatta İran’ı savaş ile tehdit etmeye başlamıştır. En son da Umman Körfezinde tankerlerin vurulması konusunda İran’ı suçlayarak yine İran’ı savaşla tehdit etmiştir. İran, aslında aynı Türkiye gibi, gerek Irak’ta gerekse Suriye’de ABD planlarına boyun eğmemenin bedelini ödüyor. Zira İran, Irak’ta ABD güdümündeki Şiileri ABD’nin elinden çekip almış, Suriye’de ise rejim ve Rusya’nın yanında yer alarak doğrudan oyunbozanlık yapmıştır. Bu sebeple doğal olarak ABD İran’ı cezalandırmak için can atmaktadır. Umman Körfezinde vurulan tankerler konusunda ABD tarafından İran’ın suçlanması beklendik bir durum aslında. Zira ABD’yi yönetenlerin, aynı Saddam’ın olmayan kitle imha silahları gibi, saldırmayı kafaya koydukları ülkelere mesnetsiz iftiralar atmak gibi bir alışkanlıklarının olduğunu artık bütün dünya bilmektedir.</p>
<p>Peki, bu sorunlar yumağı içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Kıbrıs Türklerinin yeri nedir? Her şeyden önce KKTC’yi tanıyan tek ülke Türkiye olduğu için, yukarıda zikredilen bütün aktörler içerisinde KKTC’yi muhatap alan tek ülke de Türkiye’dir. Türkiye, hem KKTC ile yaptığı ikili anlaşmalardan doğan haklarla hem de kıta sahanlığı gibi doğrudan sahip olduğu haklar neticesinde kararlı bir şekilde sahada yer almaktadır. Fatih sondaj gemisi Türk donanması eşliğinde Kıbrıs açıklarında faaliyet göstermekte ve yakında Yavuz sondaj gemisinin de Fatih’e katılacağını Türk yetkililer beyan etmektedir. Elbette, bu siyasi ve ekonomik sebeplerin yanında Türkiye’nin on yıllardır Kıbrıs’ta aktör olmasının bir sebebi daha var. O da Kıbrıs Türklerinin varlığı ve bu varlıkla ilintili olarak mevcudiyetini koruyan tarihî haklar. Şüphesiz KKTC’yi tanımayan ülkeler, Türkiye’yi Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin haklarına tecavüz etmekle suçlamaktadırlar. Ancak 1963-74 yılları arasında adada cereyan eden olaylar, 1974 sonrası ambargolar, Rumların tek başına AB’ye alınması, Annan Referandumu vs. gibi örneklerin defalarca tasdik ettiği üzere, konu Kıbrıs Türkleri olunca dürüst olamadıkları bilinen bu ülkelerin suçlamalarının hiçbir önemi yoktur. Kıbrıs etrafındaki gelişmelerin geldiği nokta, hem Türkiye hem de KKTC için hayat memat meselesidir. Bu gerçek sebebiyledir ki çeşitli toplum mühendisliği faaliyetleri neticesinde Kıbrıs Türkleri ile Türkiye’nin arasının açılması için birçok plan uygulanmaya konulmuş ve konulmaya devam edilecektir. Kıbrıs Türk toplumu içerisinde birtakım şahısların ve STK’ların sürekli AB tarafından pohpohlanması, Zeytin Dalı Harekâtı esnasında Afrika gazetesi merkezli meydana gelen olaylar ve başarısızlıkla sonuçlanan Kıbrıs Türklerini Güney Kıbrıs Rum seçimlerinin içine çekme girişimi hep bu bağlamda değerlendirilmelidir. Tam da bu süreçte KKTC hükümetinin değişerek Türkiye ile ilişkiler konusunda daha net ve millî eğilimleri daha güçlü bir hükümetin başa geçmiş olması gayet isabetli olmuştur. Zira yukarıda da zikredildiği üzere hem KKTC hem de Türkiye açsısından hayati hassasiyet içeren bir zaman dilimine girilmiştir. Olaylar ne Annan Referandumu ne Mont Pelerin süreci ne de Guterres Planı zamanında olduğu gibi demokratik tercih teraneleri ile sulandırılabilecek bir şekilde cereyan etmektedir. KKTC ve Türkiye karşısında çok geniş ve çok güçlü bir ittifak oluşmuştur ve bu ittifak her iki Türk devletinin de varlığına kastetmektedir.</p>
<p>Hükümetin değişmesinin yanında, Kıbrıs Türk tarafında birtakım başka olumlu gelişmelerin daha gözlemlendiğini ifade etmek gerekir. Geçmişte KKTC’nin Türkiye ile olan ilişkileri konusunda çok da sıcak veya istekli olmayan bazı Kıbrıs Türk siyasetçilerinin bu konuda KKTC ve Türkiye’nin ortak çıkarları yönünde tavır koydukları görülmektedir ki bu oldukça sevindirici ve umut verici bir durumudur. Ancak her şeye rağmen, Kıbrıs Türk toplumu içerisinde hâlâ KKTC – Türkiye dayanışmasından taraf tavır koyamayan bazı kesimlerin olduğu da gözden kaçmamaktadır. Kimsenin ikircikli davranma lüksüne sahip olduğu bir devirde değiliz. Herkes açık bir şekilde bilmelidir ki siyasi görüş veya tercihleri her ne olursa olsun millî tavır ortaya koyamayanların kolayca çizginin karşı tarafında kalabileceği gelişmeler yaşıyoruz. O yüzden toplumun bütün sektörleriyle birlikte tavrımızın net olması gerekmektedir. Yoksa sonuçların bedelini kimse ödeyemez…</p>
<p>Bu makale http://www.kibrishakikat.com&#8217;da 17 Haziran 2019 tarihinde yayınlanmıştır.  </p>

<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/dogu-akdenizde-dengeler-savasi-doc-dr-gokce-yukselen-peler/">Doğu Akdeniz&#8217;de Dengeler Savaşı (Doç. Dr. Gökçe Yükselen Peler)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
