<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>orta asya arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/orta-asya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/orta-asya/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Dec 2022 16:23:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>orta asya arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/orta-asya/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Orta Asya&#8217;da Bilim ve Sanatın Canlanma Dönemi: Timurlu Rönesansı</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/orta-asyada-bilim-ve-sanatin-canlanma-donemi-timurlu-ronesansi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Derya Soysal]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2022 15:59:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[Registan]]></category>
		<category><![CDATA[Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Timurlular]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=21413</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Rönesans hayal satar, ancak çok az insan başka bir Rönesans&#8217;tan, yani Timurlular Rönesansı&#8217;ndan haberdardır. Oysa bu Rönesans insanlık tarihine damgasını vurmuştur. Timurlu Rönesansı, 15. yüzyılda Timurlular tarafından kurulan parlak bir sanatsal, kültürel ve bilimsel dönemdir. Bu nedenle Batı Rönesansı ile çağdaştır. Timurlular, 14. yüzyılda Timur İmparatorluğu&#8217;nun (bugünkü Özbekistan) imparatoru olan Timur&#8217;un (Tamerlane) torunlarıdır. Timur&#8217;un [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/orta-asyada-bilim-ve-sanatin-canlanma-donemi-timurlu-ronesansi/">Orta Asya&#8217;da Bilim ve Sanatın Canlanma Dönemi: Timurlu Rönesansı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Rönesans hayal satar, ancak çok az insan başka bir Rönesans&#8217;tan, yani Timurlular Rönesansı&#8217;ndan haberdardır. Oysa bu Rönesans insanlık tarihine damgasını vurmuştur.</p>
<p>Timurlu Rönesansı, 15. yüzyılda Timurlular tarafından kurulan parlak bir sanatsal, kültürel ve bilimsel dönemdir. Bu nedenle Batı Rönesansı ile çağdaştır. Timurlular, 14. yüzyılda Timur İmparatorluğu&#8217;nun (bugünkü Özbekistan) imparatoru olan Timur&#8217;un (Tamerlane) torunlarıdır. Timur&#8217;un miras bıraktığı imparatorluk, Semerkant&#8217;ın mücevher olduğu yüzyıllık bir kültür ve sanat rönesansını doğurdu.</p>
<p>Timurlu Rönesansı&#8217;nı başlatan Emir Timur&#8217;un oğlu Şah Rukh (Shahrokh Mirza) ve eşi Goharshad begim&#8217;dir. Semerkant&#8217;ta, 15. yüzyılın tamamına yayılan parlak bir sanatsal, kültürel ve bilimsel politika geliştirdi.</p>
<p>Orta Asya&#8217;daki Timurlu hanedanlığı sanat ve bilimde bir canlanmaya yol açtı. Bazıları bunun İtalyan Rönesansı ile aynı ihtişama sahip olduğunu söylemiştir. &#8220;Askeri faaliyetleri sanatsal himayeyle birleştirerek büyük bir etki yarattı ve on beşinci yüzyıl Timurlu rönesansı olarak anılmaya başlandı, İtalyan Quattrocentro&#8217;sunun ihtişamına denk bir dönemdi.&#8221; Ruggiero, G. (2007).</p>
<p>Şahruh Mirza ve eşi, İmparatorluğa ve saraylarına, aralarında şair Cami&#8217;nin de bulunduğu, bugün dünyanın en ünlüleri arasında sayılan sanatçıları, mimarları, filozofları ve şairleri çekmiştir. Semerkant valisi olan en büyük oğulları Uluğ Bey seçkin bir astronomdu.</p>
<p>Semerkant&#8217;ın, Herat&#8217;ın (İtalyan Rönesansının Floransa&#8217;sına eşdeğer) yeniden inşası, Uluğ Bey (Emir Timur&#8217;un torunu) tarafından yaptırılan medreseler; şiir ve edebiyatın gelişimi Timurlu Rönesansını özetleyebilir.</p>
<p>Büyük ölçekli inşaa edilen mimari projeler oluşturuldu ve uygulandı. Bu yapılar sadece türbeler ve memedreselerle sınırlı değildi. Matematik ve astronomi çalışmaları yeniden canlandırıldı. 16. yüzyılın başlarında ateşli silahlarda ustalaşılmaya başlandı.</p>
<p>Semerkant şehri, Çin&#8217;i Batı&#8217;ya bağlayan İpek Yolu üzerinde önemli bir durak haline geldi (DICKENS M. 1999).</p>
<p>Timur sadece büyük bir fatih değil, aynı zamanda büyük bir mimar sanatına düşkündü. Timur&#8217;un anıtları hakkında en çarpıcı olan şey ihtişamıdır. Timur başkentinde dini anıtlar ve bahçeler inşa ettirmiş, özenle desenlenmiş taş duvarlar ve zeminler ile altın, ipek ve halılarla süslenmiş saraylar yaptırmıştır.</p>
<p>Herat şehri bu dönemde Müslüman dünyasında entelektüel ve sanatsal yaşamın önemli bir merkezi haline geldi.<br />
Semerkant bir bilimsel araştırma merkeziydi. Bu dönemdeki yeniden yapılanma nedeniyle Timurlu Rönesansı&#8217;nın merkezi haline geldi.</p>
<p>Timurlu döneminin başlıca eserleri Yazlık Saray, Bibi-Khanym Camii ve Registan&#8217;ın inşasıdır. Dünyanın harikalarından biri olan Tac Mahal&#8217;in, Emir Timur&#8217;un soyundan gelen Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından yaptırıldığından bahsetmiyorum bile.</p>
<p>Registan, Semerkant şehrinin antik kalbidir ve 1888 yılında Hindistan Genel Valisi Lord Curzon tarafından &#8220;dünyanın en asil meydanı&#8221; olarak tanımlanmıştır. &#8220;Doğu&#8217;da, muazzam sadeliği ve ihtişamıyla ona yaklaşabilen hiçbir şey bilmiyorum&#8221; diye yazmıştır. &#8220;Gerçekten de hiçbir Avrupa manzarası onunla yeterince karşılaştırılamaz, çünkü bir Batı kentinde dört tarafının üçüne en iyi dereceden Gotik katedrallerin hakim olduğu herhangi bir açık alan gösteremeyiz.&#8221; (Blunt, W. 1973).</p>
<p>Emir Timur&#8217;un torunu, astronom ve matematikçi, askeri veya dini liderden çok bilgin olan Uluğ Bey, Semerkant mimarisine ana katkısı olarak bir eğitim kurumu bırakmıştır. Uluğ Bey, Semerkant&#8217;ı görkemli anıtlar ve parklarla süslemiştir.</p>
<p>Uluğ Bey&#8217;in medresesi o dönemde bilimsel bir kurumdu. Hatta 1424-1429 yılları arasında Uluğ Bey, o zamana kadar benzeri olmayan astronomi aletleriyle donatılmış Semerkant Astronomi Gözlemevi&#8217;ni inşa ettirmiştir (Golombek, Lisa ve Donald Wilber, 1988).</p>
<p>Medresenin dekorasyonu, Semerkant&#8217;ın her yerinde olduğu gibi, açık ve koyu mavi çinilerle mavi rengi vurgular. Gerçekten de mavi Semerkant&#8217;ta her yerde bulunur. Mozaik çini, astronomiye övgü niteliğinde yıldız şeklinde bir tasarımla giriş eyvanının üzerinde görünür. DICKENS M. (1999).<br />
Uluğ Bey etrafına topladığı münevverlerle dönemi adeta geleceğe yön vermiştir. Timurlu Rönesansı&#8217;nın büyük bir sembolü olan Uluğ Bey bilime katkıda bulunmuştur ve matematik tarihindeki yerini trigonometrik tablolarının kalitesine borçludur. Bu nedenle, Uluslararası Astronomi Birliği 1961 yılında ona saygı göstermek için bir Ay kraterine ve bir asteroide (2439) Uluğbek adını vermiştir (Minor Planet Center, Uluslararası Astronomi Birliği).</p>
<p>Timurlu sanatında minyatür resimlerin büyük bir yeri vardır. Timurlu döneminin birçok sanatçısı karmaşık duvar resimleri yaptığından, resim kâğıtlarla sınırlı değildi.</p>
<p>Timurlu sanatı Anadolu&#8217;ya bile yansımıştır. Marthe Bernus-Taylor (1997) &#8220;Timurlu sanatının bir yansıması olan Bursa&#8217;daki &#8220;Yeşil Külliye &#8220;nin dekorasyonu&#8221; başlıklı bir yazı kaleme almıştır.</p>
<p>Timurlu kültür hareketinin özgünlüğü, Çağataycanın gelişimine o kadar katkıda bulunmuş olmasıdır ki, bu lehçe bazı Osmanlı sultanları tarafından bile öğrenilmiştir (Ortaylı, I.). Bu durum, Emir Timur&#8217;un soyundan gelen ve Büyük Moğolların ilki olan Babür&#8217;ün, Baburname adlı hayatını tamamen Çağatay Türkçesiyle yazmasına olanak sağlamıştır (Maria, E. Subtelny 1994).</p>
<p>Timurlular döneminde kadınlar siyasi ve ekonomik hayatta önemli bir rol oynamıştır. (Mukminova, R.) Mukminova, kadınların Emir Timur&#8217;un ve Timurluların sarayında oldukça önemli bir yere sahip olduğunu yazmıştır. Yüksek rütbelilerin, elçilerin katıldığı toylara yer almışlar, türbelerin, medreselerin inşasına katılmışlar. Ayrıca devlet yönetiminde etkin rol alarak yönetici olmuşlar (T. Fajziev, 1994).</p>
<p>Sonuç olarak, Batı Rönesansı gibi, Timurlu Rönesansı da bilim, sanat, mimari vb. aracılığıyla gelişmiştir. Hiç şüphesizki Timur İmparatorluğu döneminde Orta Asya&#8217;da polimati (hezârfen) yaygındı. Sonuçta bu dönem tarihe damgasını vurmuştur. Semerkant&#8217;taki bu Timurlu anıtlarını gören ya da görecek olan herkes, yıllar geçmesine rağmen Timurluların sahip oldukları ihtişama kolayca tanıklık edebilir ve birçok tarih severin övgülerle dolu olduğu eski günlerin ihtişamını hayal edebilir.</p>
<p>Kaynak:</p>
<p style="font-weight: 400;">
<p style="font-weight: 400;">A.-I. Silvestre de Sacy “Mémoire sur une correspondance inédite de Tamerlan avec Charles VI</p>
<p style="font-weight: 400;">», p. 470-522, Mémoires del’Institut de France, année 1822.Anna Caiozzo, « Propagande dynastique et célébrations princières, mythes et images à la cour timouride »,</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Bulletin                                                      d’études                                                     orientales </em></p>
<p style="font-weight: 400;">[En ligne], Tome LX | mai 2012, mis en ligne le 31 mai 2012, consulté le 09 avril 2021. URL</p>
<p style="font-weight: 400;">:<a href="http://journals.openedition.org/beo/490" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://journals.openedition.org/beo/490&amp;source=gmail&amp;ust=1670263591983000&amp;usg=AOvVaw1T5MYJLns94lybMuSevnbV">http://journals.openedition.org/beo/490</a> ; DOI : <a href="https://doi.org/10.4000/beo.490Blunt" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://doi.org/10.4000/beo.490Blunt&amp;source=gmail&amp;ust=1670263591983000&amp;usg=AOvVaw0mkejYzw6sz-0CRpVnvCls">https://doi.org/10.4000/beo.490Blunt</a>, Wilfrid. The Golden Road to Samarkand. London: Hamish Hamilton, 1973.Blanc, Édouard. “NOTES DE VOYAGE EN ASIE CENTRALE:SAMARKANDE.”</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Revue Des Deux Mondes (1829-1971)</em>, vol.115, no. 4, 1893, pp. 796–838.</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>JSTOR</em>, <a href="http://www.jstor.org/stable/44777730" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://www.jstor.org/stable/44777730&amp;source=gmail&amp;ust=1670263591983000&amp;usg=AOvVaw3jk5EQkROYXl0CIsz0lpam">www.jstor.org/stable/44777730.</a> Accessed 8 Apr. 2021.DICKENS M. (1999) “Timurid Architecture inSemerkand”,<em>Oxus Central Asia, </em></p>
<p style="font-weight: 400;">Page:1-16.Frédérique Beaupertuis-Bressand, « Le prince savant annexe les étoiles », dans</p>
<p style="font-weight: 400;"><em>Samarcande 1400-1500, La cité-oasis deTamerlan : cœur d&#8217;un Empire et d&#8217;une Renaissance</em>, ouvrage dirigé par Vincent Fourniau, Éditions Autrement, 1995,(<a href="https://fr.wikipedia.org/wiki/International_Standard_Serial_Number" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=https://fr.wikipedia.org/wiki/International_Standard_Serial_Number&amp;source=gmail&amp;ust=1670263591983000&amp;usg=AOvVaw3_md_3CW9i6Yzp0adjaufG">ISSN </a><a href="http://worldcat.org/issn/1157-4488%26lang%3Dfr" data-saferedirecturl="https://www.google.com/url?q=http://worldcat.org/issn/1157-4488%2526lang%253Dfr&amp;source=gmail&amp;ust=1670263591983000&amp;usg=AOvVaw1sD-hh2KaC-4PPwvuQ2aPk">1157-4488</a>) For an English translation of Clavijo&#8217;s memoirs, see Clements R. Markham, trans., <em>Narrative of the Embassy of Ruy Gonzalezde Clavijo to the Court of Timour, at Samarcand, A.D. 1403- 6</em>(London: Hakluyt Society, 1859).</p>
<p>The Timurid Architecture of Iran and Turan, Vol. 1 and 2. Princeton: PrincetonUniversity Press, 1988“Hosayn Baygqara” Encyclopaedia Iranica. Encyclopaedia Iranica Foundation. 23 Mars 2012</p>
<p>In Samarcande, Boukhara, Chakhrisiabz, Khiva, par Youri Goldenstein.Kennedy, 2000, p. 97- 110 et Yuldashbaev 2000 p. 139-142.</p>
<p>Kevin Krisciunas, “The legacy of Ulugh Beg,” p.75. dans Hasan Bulent Paksoy, Central Asian Monuments, ISIS Press,1992</p>
<p>Le Livre de Babur . Mémoires du premier Grand Mogol des Indes, 1494-1529, trad. J.- L. Bacqué-Grammont, Paris, PUF,1980.Lentz, W. . Dynastic Imagery in Early Timurid Wall Paintings (PDF) . Los Angeles Museum of Art. Marthe Bernus-Taylor, « Ledécor du « Complexe Vert » à Bursa, reflet de l’art timouride », Cahiers d’Asie centrale ,3/4 | 1997, 251-266.</p>
<p>MARIA E. SUBTELNY, « The symbiosis of Turk and Tajik »,in B. F. MANZ (dir.), Central Asia in historical perspective, Boulder-San Francisco-Oxford, Westview Press, 1994, pp. 45- 61, ici pp. 48-50;</p>
<p>BERT G. FRAGNER, Die Persophonie : Regionalität, Identität und Sprachkontakt in der Geschichte Asiens, Berlin-Halle, Das Arabische Buch, « ANOR-5 », 1999, pp. 22-39 et 78-93;</p>
<p>ALESSIO BOMBACI, La letteratura turca, Florence, Sansoni Accademia, 1969, pp. 133-</p>
<ol>
<li>Sur l’usage du persan dans l’Empire ottoman, voir FRANCIS RICHARD, « Lecteurs ottomans des manuscrits persans », Revuedes mondes musulmans et de la Méditerranée, 87- 88,1999, pp. 79-84.Mémoires de Bâbur, traduits par A.S. Beveridge</li>
</ol>
<p>Minor Planet Center, the International Astronomical Union ,lien:http://www.minorplanetcenter.net/db_search/show_object?object_id=2439 , consulté le 8 avril 2021</p>
<p>Moranvillé, H. “MÉMOIRE SUR TAMERLAN ET SA COUR PAR UN DOMINICAIN, EN</p>
<p>1403.” Bibliothèque De l’École DesChartes, vol. 55, 1894, pp. 433–464. JSTOR, www.jstor.org/stable/43003740.Accessed 9 Apr. 2021.P.</p>
<p>NAL AL R NEV ’N N OSMANLI EDEB YATI ZER NE ETK S VE BU ETK YE B R RNEK OLARAK FERH D U R N MESNEV S . Mémoire de master, Université Bilkent, Ankara, Juin 2015.</p>
<p>Robert Mantran, article « Tamerlan, Timour ou Timur Leng (1336-1405) », Encyclopédie Universalis.Ruggiero, G. “A Companion to the Worlds of the Renaissance” (20 07)Print ISBN:9781405157834 |OnlineISBN:9780470751626Timurids&#8221; The Columbia Encyclopedia (Sixth ed.).</p>
<p>New York :Université de Colombie Timur&#8217;un Olümünden Sonra Doğu Anadolu, Azerbaycan ve Irak-ı Acem&#8217;deHakimiyet Mücadeleleri&#8221;,</p>
<p>V. Fourniau , « Qu&#8217;est-ce que l&#8217;Asie centrale ? »,Outre-Terre, 2006/3 (no16), p. 15-29. DOI : 10.3917/oute.016.0015.URL :https://www.cairn.info/revue-outre-terre1-2006-3-page-15.htm</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/orta-asyada-bilim-ve-sanatin-canlanma-donemi-timurlu-ronesansi/">Orta Asya&#8217;da Bilim ve Sanatın Canlanma Dönemi: Timurlu Rönesansı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslamiyet Öncesi Türklerde Evlilik Geleneği Hakkında</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/islamiyet-oncesi-turklerde-evlilik-gelenegi-hakkinda/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağhan Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 03 Jun 2020 11:58:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Boşanma]]></category>
		<category><![CDATA[Çağhan Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik Gelenekleri]]></category>
		<category><![CDATA[Göktürklerde Aile]]></category>
		<category><![CDATA[Hunlarda Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[İslamiyet Öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Nikahı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<category><![CDATA[Uygurlarda Evlilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=17227</guid>

					<description><![CDATA[<p>Giriş Tarihin en eski kavimlerinden olan Türklerde aileye verilen değer, Türk toplumunun güç kaynağı olmuştur. Türk toplumunda oguş adı verilen çekirdek aile ile tabir edilen anne baba ve çocuklardan oluşan aile tarih boyunca yer almıştır.[1] Dağınık, hayvancılık eksenindeki yaşam onların kümeler halinde bir arada yaşamalarına engeldi. Küçük aile nizamında yaşadıkları için daha hür bireyler olarak [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/islamiyet-oncesi-turklerde-evlilik-gelenegi-hakkinda/">İslamiyet Öncesi Türklerde Evlilik Geleneği Hakkında</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>
<p>Tarihin en eski kavimlerinden olan Türklerde aileye verilen değer, Türk toplumunun güç kaynağı olmuştur. Türk toplumunda oguş adı verilen çekirdek aile ile tabir edilen anne baba ve çocuklardan oluşan aile tarih boyunca yer almıştır.[1] Dağınık, hayvancılık eksenindeki yaşam onların kümeler halinde bir arada yaşamalarına engeldi. Küçük aile nizamında yaşadıkları için daha hür bireyler olarak teşkil oluyorlardı.[2] Eski Türk ailesine yönelik bilgileri arkeolojik kazılarda elde edilen buluntular, anıtlar, tabletler ve mezarlardır. Devrin ilerlemesi ile de seyahatnameler, kararnameler bilgi kaynakları arasına girmektedir.</p>
<p><strong>Çok Eşlilik ve Tek Eşlilik Tartışmaları  </strong></p>
<p>Türklerdeki evlilik geleneğini ana hatları ile ortaya koymaya çalıştığımızda evvela değinmemiz gereken nokta tek eşlilik ve çok eşlilik tartışmalarıdır. Eski Türklerde çok eşliliğin olduğuna dair kesin bir kanıt bulunmamıştır.[3] Aksine evliliklerin akrabalar içerisinden tercih edilmemesi ve dolaylı olarak geniş ailenin yerine çekirdek ailenin kurulması, araştırmacıların eski Türk dilinde çok eşliliği ifade eden bir sözcükle karşılaşmamaları, Dede Korkut hikayeleri ile diğer Oğuz destanlarında kahramanlar tek eşli olmaları, tek eşlilik tezine kanıt olarak ileri sürülebilir.[4]  İkinci eş durumuna ise İl yani devletin hükümdarı olan Hakan&#8217;ın yaptığı siyasi nitelikli evlilikler örnek gösterilebilir. Ayrıca çocuk sahibi olunamaması durumunda ilk eşin rızası gözetilerek ikinci bir kadınla evlilik söz konudur. Bu gibi hallerde kesinlikle ilk eşin saygınlığının korunduğunu söyleyebiliriz. Çok eşliliğin yaygın olarak görüldüğünü iddia eden araştırmacılar neden olarak kadın sayısın erkek sayısından fazla olmasını vurgulamaktır. Kadınların korunmasız ve güvencesiz kalmalarını engellemek amacıyla ölen eşinin yakınlarıyla evlendirilmesi çok eşliliğe yol açmaktadır. Ölen eşin kardeşi ile evlendirilme[5] bir gelenek halini almıştır.</p>
<p>Orta Asya&#8217;daki Türk hakanlarının Çinli prenseslerle yaptıkları siyasi evlilikler neticesinde aldıkları ikinci eşlerinin adı &#8216;kunçay&#8217; oluyordu.[6] Ancak bu evliliklerde bile söz sahibi hakanın birinci eşi hatundur. Çinli prensesler dışındaki ikinci eşlere de kuma denilmekteydi. Kumaların dünyaya getirdikleri çocuklar taht varisi olamıyorlardı. Babalarının servetlerinden pay alamıyorlardı. Kunçayların çocukları içinde bu geçerliydi. Onlar kumadan üstte, hatundan aşağıda idiler. Kumaların çocukları bile kendi annelerine teyze demekte idiler, anne sadece birinci kadın için kullanılmakta olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Doğu Türkistan Türkleri ile Kırgızlarda olan çok eşlilik ise coğrafyadaki komşu olan Arap ve Acemlerden farklı olarak kendine özgü bir durumdu. Burada birinci eşin rızası alınıyordu ve diğer eşler ilk eşin yaşadığı şehrin dışında başka bir evde hayatlarını sürdürüyorlardı.[7] Türkistan&#8217;daki mollalar ancak bu şartlara göre ikinci eşlerle izdivaç yapılabilmesine müsaade ediyordu.</p>
<p>Çok eşlilik iddiasının dayandırıldığı hikâyeler de bulunmaktadır. Tukyu menkıbesinde, Hükümdar Tukyu&#8217;nun on kadar zevcesinin bulunduğu yazmaktadır.[8] Henüz Müslüman olmamış Hazar Türkleri hakanlarının saraylarında hareme benzer bir yapının olması da ayrıca üzerinde durulması gereken bir husustur.</p>
<p><strong>Türk Boylarındaki Farklılıklar</strong></p>
<p>Eski Türklerde evliliklerin yapılarına baktığımızda dışarıdan evlenmenin (exogamy) yaygın olduğunu görmekteyiz.[9] Hunlarda dışarıdan evlenme mevcutken Yakutlarda dışarıdan evlenmenin esnetilmesiyle birlikte anaerkil yapının olması, Türk boyları ve devletleri arasında evlilik teamülleri açısından farklılıkların olabilecekleri hakkında ipucu vermektedir.</p>
<p>Büyük Hun İmparatorluğuyla dışarıdan evlenmeye dayalı aileye benzerlik gösteren Göktürkler patrilokal bir yapı kurmuşlar ve çokeşliliğin bulunduğunu düşündürten izler bırakmışlardır. [10]Dışarıdan evlilik hakkında çalışmalarında değinen Abdülkadir İnan&#8217;a göre, dışarıdan evlilik, iki boyun birbirine kız alıp vermesi şeklinde vuku bulmaktadır. [11] Boy içerisinde evlilik yasaktı ve kız kaçırmalar görülebiliyordu. Hunlar da dışarıdan evliliğin haricinde amca kızları ile de evlendikleri destanlardan anlaşılmaktadır.</p>
<p>Kutluk kadınlarının ömürleri boyunca bir defa evlendirilmeleri ile Göktürk ve Uygularda yüksek sınıftan olan bir kadının halktan biriyle evlenemeyeceği kuralının bulunması değindiğimiz farklılıkların delilleridir.[12] Kutluk kadınlarında eşleri ölse dahi bir daha evlenmelerine izin verilmiyordu. Kutluklarda boşanmanın iki taraf için de yasaktır ve hükümdarın bile tek eşi vardı.</p>
<p>Türklerde evlilik yaşının bir kayda tutulduğu hakkında malumat olmamakla beraber evlenecek yaşa gelen gencin bir yiğitlik göstermesi gerekirdi. Ergen çağına ulaşıp yiğitlik göstererek il meclisinden yeni bir ad alırdı. İldaş ve erkek kıymetinin kazanılması olarak belirtilen husus, vatandaşlık hakkına sahip olmak anlamına gelmektedir.</p>
<p>Evlenecek delikanlı anne ve babasının vefatını beklemeden aile mallarından kendi payını yuvasını kurmak için alırken kız da yumuş adı verilen çeyizini getirir.[13] Yeni çiftin evi ve malları böylece ortak derlenir. Evlenme, eb kelimesinden yani ev kelimesinden türetilmiştir. Uygurlarda evlenmeye kavuşma, Yakutlarda evlenmeye sönmez ateş yakma deyimleri kullanılmaktadır. Evlenmenin kelime olarak anlamı olan bark sahibi olmakta eski Türklerde iç güveysi durumuna fazla rastlanılmamasından kaynaklanmaktadır. Bark, Orhun anıtlarında mabet anlamına gelir.[14] Bu manada evlilik Türklerde kişilerin kutsal bir güvenceye kavuşması olarak ta yorumlanabilir.</p>
<p>Türklerde aile içerisindeki oğulların her biri evlenmeleri ile birlikte yeni bir ev meydana getirirdi. Yeni evlenen gençlerin çadırına ak ev &#8211; ak çadır denilmekte idi. Yalnızca ailenin en küçük oğlu baba ocağının devamından mesuldü. O evlendiğinde dahi baba evinde kalırdı. [15]
<p><strong> Başlık ve Nişan Adetleri</strong></p>
<p>Eski Türklerde evlilik öncesi başlık parasının olup olmadığı hakkında yapılan çalışmalar bu uygulamanın varlığını ortaya çıkarmıştır. Eski Türklerde başlık parasına kalın denilmektedir.[16] Kalın kelimesine de ilk defa Suci kitabesinde rastlanılmıştır.[17] Nişanlanma kurumuna verilen önem neticesinde kalın uygulaması da vazgeçilmez bir öğe olmaktadır. Kalın dört ayrı kısımdan oluşmaktaydı ve her biri ayrı bir amaca yönelikti.</p>
<p>Birinci kısmın adı Kara Maldır. Kızın babasına verilir. Baba bunu sadece kızın çeyizi için kullanır. İkinci kısmın adı Yelü&#8217;dür. Nişanlı erkeğin, nişanlısını ilk kez ziyaret ettiğinde ona yüzgörümlüğü niteliğinde verdiği hediyedir. Üçüncü kısım Tüy-Mal&#8217;dır. Düğün giderlerinin karşılanması için verilen maldır. Genellikle bu at olur. Miktarı da 20 ile 60 arasında değişir. Dördüncü ve son kısım ise Süt Hakkı&#8217;dır. Nişanlı erkeğin kız anasına verdiği hediyedir.[18] Gelinin de damada bir miktar mal ve eşya getirmesi geleneği vardır. Buna &#8216;Koşantı&#8217; adı verilirdi. Bunun en önemli nedeni ise kızın Türk evliliğinde satın alınan bir şeymiş gibi nitelenmesinin önüne geçilmek istenmesidir. Bazen kızın koşantısının erkeğin kalınından daha yüksek miktarlara çıktığı da görülmektedir.</p>
<p>Kalındaki düşünülen maksat hakkında birbirine yakın görüşler bulunmaktadır. Batılı araştırmacılar kalının bir tür babaya anneye verilen yetiştirme bedeli, (süt hakkı) olarak nitelendirmektedir. Bahaeddin Ögel gibi araştırmacılar ise kalının bir güvenlik sigortası olduğunu meydana gelecek ayrılmaların önüne geçmek, önüne geçilemiyorsa da mağduriyeti en aza indirmenin amaçlandığını savunmaktadırlar.</p>
<p>Başlık meselesinde Uygurlarda mal ve evin kurumu ortak iken dört aşamalı kalının daha yaygın olduğunu görüyoruz. Evlenmenin başlangıcı olarak kabul gören nişandır. Beşik kertmesi nişanlanma deyiminden gelmektedir. Kert veya Kirt kökü inanış veya sadakat kavramlarını bildiren kerti, kirtü kelimeleri ile birdir.[19]
<p>Söz kesme de evliliğin bir aşamasıdır. Geleneklerine bağlı olan Türkler söz kesme merasimini at üzerinde yapmaktaydılar. İki tarafın aileleri at üzerinde görüşme yerine geliyordu. Kız bir rızalık sembolü göstererek isteğini belirtebiliyordu. Bu genellikle mendildi. Bu durum aile içerisinde babanın sonsuz bir velayet hakkı olmadığını göstermesi açısından önemlidir. Ataerkil aile ile Babaerkil ailede daha önce kastedilen ayrım işte bu noktadadır. Evlilik kararlarında kızın söz hakkı ve razı olması gerekmektedir. Oğuzlar ve Karluklar için bu söz konusudur.[20]  Tabi bu durumun geçerli olmadığı Türk boyları da vardır. Yakutlarda kız babasının razı göstermesi durumunda nişan olurdu.</p>
<p>Dede Korkut hikâyelerinde söz kesiminde erkeğin kıza kendi yüzüğünü çıkarıp verdiğini, kızında düğünde giymesi için erkeğe kendi diktiği kırmızı kumaştan bir kaftan verirdi.  Söz ve nişandan geri dönüş vardı. Bazı hallerde bunun bozulması mümkündü.</p>
<p>Kalından sonra dahi nişanın bozulabildiğini görebiliyoruz. Nişanın atılması sonucunda hediyelerin iadelerine dair bir prosedür uygulanmaktaydı. Evliliklerde görülen bir kaide nişan için de bulunmaktaydı. Eğer erkek nişanlı iken ölürse kız ailesinin rızası dâhilinde erkeğin kardeşi ile kız nişana devam edebilirdi. Aynı durum kızın ölümü durumunda da söz konusu olurdu ve baldız/kalın denilen bir hediye merasimi daha ilaveten olurdu. Şayet kızın kısır çıkması durumunda da kızın kardeşlerinden biri kalınsız olarak verilirdi. [21] Ölen gencinin kardeşinin bulunmaması üzerine hediyeler iade edilirdi. Nişanlı erkek düğünden önce ortadan kaybolup uzunca bir süre haber alınamazsa kız, kalını iade etmeden başka biri ile evlenebilirdi.[22] Kalındaki dört kısmın devamını, İslamiyet&#8217;in kabulünden sonraki Türk devletlerinde de görüyoruz.</p>
<p><strong>Uygurlarda Evlilik</strong></p>
<p>Uygurlarda çocuk evlenme çağına geldiğinde anne ve babasına talip olunmasını istediği kız varsa onun ismini bildirir. Anne ve babanın uygun görmesinden sonra kız tarafına bir temsilci gönderilir. Saye Kılgan denilen bu kişi kız tarafının da onayını getirmesinden sonra oğlan evi kız evine isteme için gider. Elbiselik kumaş, yüzük gibi hediyelerin yanında birhon tokaç denilen özel yapılan 12 ekmeği yanlarında kız evine götürülür. Kızın anne ve babası olumlu bir yanıt verecek ise ekmekten yerler. Sonra oğlan ailesinin ayrılması ile kızın akrabaları kız evine çaya gelerek görüş bildirirler. Kızın verilmesi bu ziyaretten sonra resmen duyurulur.</p>
<p>Damat adayı kız evine ikinci defa gelerek alınacak eşyaların tespitinde bulunur. Hazırlıkların başlaması ile birlikte ahali düğüne davet edilir. Buna &#8216;Bargak&#8217; denilir.  Düğün kız evinde yapılır. Düğün bitmeden damat evine çekilir, düğünden sonra da hanımlar alayı gelini damadın yanına getirirler.</p>
<p>Nişan adedi Uygurlarda bulunmamaktadır. Evlilikten sonra iki tarafın akrabalarının tanışıp kaynaşması için &#8216;Çıtlaku&#8217; denilen bir yemek düzenlenirdi.[23] Uygurların farklılıklarının temelinde dini inanıştaki değişim olduğu üzerinde görüşler bulunmaktadır.</p>
<p><strong>Evlilik Töreni</strong></p>
<p>Evlilik merasimleri Türk boyları arasında farklılıklar göstermesine rağmen ortak paye dini törendi. Bir din adamı eşliğinde yapılan evlilik merasimi bazen kız evinde olurdu, bazen yaşanılan zümrenin meydanında kurulan beyaz bir çadırda gerçekleşirdi. Evlenme merasimine &#8216;gelin toyu&#8217;, &#8216;ulu düğün&#8217; veya &#8216;ağır düğün&#8217; denilirdi. [24]Düğüne misafir çağırma işine &#8216;okuma&#8217; denirdi. Merasimde bayrak taşınır, düğün yemeği verilir, toy ateşi yakılır, yarışlar, güreşler gibi şenlikler düzenlenir ve eğlenceler yapılırdı. Gelin kızın yüzü daima kapalı olurdu. Damada &#8216;küdegü&#8217; denilmekteydi.</p>
<p>Türklerde eşlerin birbirlerine hitapları sevgi sözcüklerinden oluşmaktadır. Kadının eşine efendim manasına gelen &#8216;apışgayım&#8217; erkeğinde kadına karıcığım anlamına gelen &#8216;apakayım&#8217; diye hitap ettiği bilinmektedir.[25] Türk mitolojisine dikkatle bakıldığında tanrı ile tanrıça evliliğine rastlanılmamaktadır.[26]Kutsal evliliğin (Hierogamy&#8217;nin) yer almaması yarı tanrı (yarı tanrıça) figürlerinde bulunmamasını açıklamaktadır.</p>
<p>Toplum içerisinde kadın ve erkeğin görüşmeleri doğaldı ve sosyal hayat içerisinde çağdaşı olan kavimler gibi direk sınırlandırıcı kayıtlar bulunmuyordu. Buna rağmen Türklerde veled-i zina yoktu.[27] Hem terim olarak karşılaşılmadığı gibi hem de ırza geçilme vakalarında sergilenen katı tutum bunda etkiliydi Türklerde zina en büyük suçlardan biriydi.[28] Irza geçme durumunda suçu işleyen mağdurun ailesine ve kendisine tazminat ödüyor onunla rıza dâhilinde evlendiriliyordu. Eğer evli bir kadına tecavüz edilmişse suçlu bacaklarından ikiye ayrılıyordu.[29]Lakin suçluyu cezalandırma hakkı fertlerin değil devletindi. Bu devlet için asayiş sorumluğunu da beraberinde getiriyordu. Ölüm cezalarının uygulanışında Karluk Türkleri suçluyu yakmayı, Göktürkler atlara bağlayarak vücudu ayırmayı sistemleştirmişlerdi. Uygurlarda ise ölüm cezası bulunmuyordu. Üç yüz değnek ile maddi bir ceza veriliyordu.</p>
<p>Evlilik dışı ilişkinin de önünü almak için bir takım alınan tedbirler vardır. Bekârlık ayıp sayılıyordu. Evlenmek için yeterli malı olmayan gençler için dayanışma yoluna gidiliyor ve gençlerin evlenmeleri sağlanıyordu. Nitekim kırk haneli bir yerleşkede senede dört evliliğin gerçekleşmesi bekleniyordu. Bu rakama varılmıyorsa oradaki yönetici devlete sorumlu tutuluyordu. [30] Yoksul gençler için toplu nikâhların tertibi o dönemlerden günümüze uzanmıştır.</p>
<p><strong>Boşanma ve Dul Kalma</strong></p>
<p>Boşanma evliliğin yasal olarak sonlandırılmasıdır. Evlilikle tarihi eştir. Babil hükümdarı Hammurabi&#8217;nin koyduğu kanunlar çerçevesinde evlilik sözleşmesine boşanma hakkı konulabiliyordu. Hıristiyanlıktan önce Roma&#8217;da da boşanma hakkının toplum gelenekleri ve yasalarla sınırlandırılmış olsa da bulunduğunu görmekteyiz. Ancak Hıristiyanlığın kabulünden sonra Roma&#8217;da kilise, boşanma sistemine müdahale etmiştir ve yasaklamıştır. Eski Çin&#8217;de erkek karısının, erkek çocuk dünyaya getiremediğinde, hırsızlık veya zina yaptığında sorgusuz olarak boşayabilirdi. [31]
<p>Eski Türk ailesinde boşanma törelere göre hoş karşılanmazdı. Eşler arasında sadakat evliliğin olmazsa olmazı konumundaydı ve ihlali suçtu.  Bir ölçüde Türk adetlerinin de kanunlaşmada katkısı olduğu Cengiz yasalarında, sadakatsizlikten ötürü boşanmanın cezası erkeğin idamıydı. [32]Böyle bir cezanın yasada bulunduğu göz önüne alınırsa erkeğin, kadın karşısındaki sorumluluğu hakkında fikir sahibi olunabilir. Cengiz yasalarının haricinde aynı suça aynı cezanın verildiği bir başka kanunda Kazak Hanı Tevke&#8217;nin koyduğu kanunlarda yer almaktadır.[33]
<p>Eski Türk hukukunda boşanma genelde kocanın yetkisindedir. Kadın, kocasının kendisine kötü davrandığını, başka bir kadın ile gayr-i meşru ilişki olması veya iktidarsız olması gibi durumlarda boşanmayı kendi talep edebilirdi. Evlilik öncesi verilen kalının yanmaması için aile fertlerinin de boşanmaya sıcak bakmadığı malumdur. Boşanmaya eğer kadının bir kusuru veya kabahati sebep olmuşsa aldığı kalını iade ederdi. Boşanma kocanın kusurundan ötürü meydana geldiyse koca da kalını geri alamadığı gibi kendisine verilen çeyizi de kadına bırakırdı. Bu uygulama olduğu gibi Cengiz yasalarında da yer almaktadır. Türk kültürüne ait destanlarda, anıtlarda, Dede Korkut Hikâyeleri&#8217;nde boşanmaya değinilmediği dikkati çekmektedir. Kutadgu Bilig&#8217;de gözü yaşlı, kederli, kimsesiz manasına gelecek şekilde kullanılan dul &#8211; kadın kavramı üzerine Kaşgarlı Mahmut&#8217;un eserinde de &#8216;tul&#8217; kelimesini kullanmıştır. Kaşgarlı boşanmayı &#8216;baş yolmak&#8217; ifadesi ile aktarmıştır. [34]
<p>Boşanmanın toplumda hoş karşılanmaması, iktisaden yüklediği zorlukları vb. nedenlerle sık olmadığı anlaşılmaktadır. Kadınların dul kalmasının nedeni, boşanmadan ziyade eşlerinin ölmeleridir. Ancak uzun süre dul kalmalarına da müsaade edilmezdi. Daha önce belirttiğimiz gibi levirat uygulamasının yanında kadının diğer yollarla da evlendirilmesi için toplumsal bir dayanışma oluşurdu. Dulun eğer küçük çocukları varsa vasiyi anneleri idi. Eğer ergen oğlu varsa annesinin evlenmesi hususunda mes&#8217;uldü ve evin idaresinde ölen babasının sorumluğunu üstlenirdi.</p>
<p><b>İslamiyete</b><strong> Geçiş Sürecinde Türk Evliliği</strong></p>
<p>Türkler, İslamiyete geçtikten sonra evlenme sistemindeki eski geleneklerinin birçoğunu devam ettirmişlerdir. Hukuk ve birçok alanda Türklerin hayatlarındaki kuralların ve esasların İslamiyet&#8217;in getirdiği yeniliklere intibakının çabuk bir şekilde hızlı olması buna olanak sağlamıştır. Esaslı bir değişiklik olmamakla beraber İslam fıkıhçıları da Türkler deki evlilik adetleri ile ilgilenmişlerdir.[35] İslam Dini girdiği her toplum hayatında önemli değişiklikler meydana getirmekle beraber, bütünüyle o toplum hayatını değiştirmeye zorlamamıştır. Çünkü eski olan her şeyin yıkılmasından ziyade İslam esaslarına uygun olmayan uygulamaların kaldırılması gayesi güdülmüştür.[36]
<p>İslamiyete geçiş sürecindeki sosyal hayat ile ilgili en önemli kaynaklar yine destanlar ve o dönemden günümüze uzanan yapıtlardır. Kaşgarlı Mahmut&#8217;un Divan-ı Lügat-it Türk eseri, Selçuklular dönemindeki evlilik hakkında önemli bilgiler içermektedir.</p>
<p>Kız isteme adedi İslamiyet öncesi ile aynı olmakla beraber kalına artık başlık denilmekteydi. İslamiyet&#8217;te yer alan mehr uygulamasına da geçildiğini görüyoruz. Evlenme işinde çok defa &#8220;Arkuçı&#8221; ya da &#8220;Savcı&#8221; adı verilen aracılar gerekliydi. Bugün &#8220;Elbir&#8221; denen bu aracılar dünürler arasında gidip geliyorlardı. Akrabalık kurmak isteyen iki taraf, bu aracı eliyle birbirinden karşılıklı kız istiyordu<strong>. </strong>Evlenme kararı &#8216;Aldım&#8217; ve &#8216;Verdim&#8217; kelimeleri ile ifade ediliyordu.[37] Nikâh için böylece aileler söz vermiş oluyorlardı.  Başlık Selçuklularda baba için bir at, anne için elbise, erkek kardeş için kılıç, çeşitli hediyeler, para vs şeklinde idi.</p>
<p>Evlenecek kızın çeyizinin hazırlanması da sadece kızın anası ve babasına değil tüm akrabalarına düşen bir görevdi.[38]Evliliğin düğün yapılarak duyurulması gerekiyordu. Saçı adı verilen para düğünde saçılıyordu. Hükümdarın düğünlerinde büyük sofralar kuruluyordu. Yemekler han-ı yağma olarak yapılıyordu. Damadın yardımcıları düğünde bulunuyor ve bunlara sağdıç deniliyordu. [39]Sağdıç ismi Göktürklerden bu yana değişmeden günümüze ulaşmıştır.</p>
<p>Nikâh, aynı zamanda devlet görevlisi olan kadılar tarafından kıyılmaktaydı.[40] Devletin nikâhı kayıt altında tutması ve evliliği denetlemesi Memluklarda da görülmekteydi. Nikâh akdi ve nikâha ilişkin işlemlerin belgelendirilmesi için günümüzdeki notere denk sayılabilir görevliler yer alırdı. [41]
<p>İslamiyet&#8217;i benimsedikten sonra, İslam&#8217;ın kurallarına bağlı yaşayan Türkler aile hayatlarını da buna göre tanzim etmişlerdir. Osmanlı Devleti&#8217;nin kuruluşa kadar geçen süreçte dinin esaslarına uyulmuş ve diğer Müslüman Türk devletlerinde de evliliklerin kayıtlara işlenmesine dikkat edilmiştir. Bu dönemde diğer Müslüman devletler ile gerek evlilik merasimi yönünden, gerek sosyal hayattaki ailenin işlevi yönünden belirgin farklar olmamıştır.</p>
<div>
<hr align="left" size="1" width="33%" />
<div>
<p>Dipnotlar</p>
[1]Türk tarihi hakkındaki ilk yazılı kaynak Orhun Anıtlarından ve sonraki destanlardan edinilen bilgiye göre çekirdek aile en yaygın aile modelidir.</p>
</div>
<div>
[2] İbrahim Kafesoğlu, &#8216;<strong>Türk Milli Kültürü&#8217;</strong>, Ötüken Neşriyat, İstanbul Ağustos 2010, s.220</p>
</div>
<div>
[3]Nezahat Seçkin, Ülker Kayhan, <strong>&#8216;Aile Yapısı</strong>&#8216; Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir, 1999<strong> </strong>s.20</p>
</div>
<div>
[4]Orhan Türkdoğan; &#8216;Eski Türklerde Aile Tipolojisi&#8217;, <strong>I. Aile Şurası Bildirileri</strong>, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara, 1990, s.435</p>
</div>
<div>
[5]Leviratus = Ölen baba amca ve ağabeyin, öz anne ve kardeşler dışında onların dul ve yetimleriyle evlenme geleneği. Bkz, Sencer Divitçioğlu, <strong>Kök Türkler</strong>, Ada Yayınları, İstanbul, 1987.</p>
</div>
<div>
[6] Ali Erkul, &#8216;Eski Türklerde Aile&#8217;, <strong>Türkler</strong>, c.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002,  s.60</p>
</div>
<div>
[7] Bilge Kozenoğlu, &#8216;<strong>Aile ve Ailenin Korunması&#8217;</strong>, (Basılmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2006, s. 20</p>
</div>
<div>
[8] Erkul,<strong> a.g.m</strong> s.60</p>
</div>
<div>
[9]Zeynep Özlem, Üskül Engin &#8216;<strong>Hukuk Sosyolojisi Açısından Türkiye&#8217;de Evlenmenin Evrimi</strong>,&#8217; Beşir Kitabevi, İstanbul 2008, s. 8</p>
</div>
<div>
[10]<strong>A.g.e</strong> s.9</p>
</div>
<div>
[11]Abdülkadir İnan, &#8216;Altay-Yenisey Şamanlığında Eski Unsurlar&#8217;, <strong>Makaleler ve İncelemeler</strong>, TTK Yayınları, Ankara 1987, s. 341</p>
</div>
<div>
[12]Orhan Türkdoğan, &#8216;Türk Ailesinin Genel Yapısı&#8217;, <strong>Sosyokültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C. 1</strong>, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara 1992, s.45</p>
</div>
<div>
[13]Ziya Gökalp, <strong>Türkçülüğün Esasları&#8217;</strong>, Bordo Siyah Yayınları, İstanbul 2005, s. 212</p>
</div>
<div>
[14]İsmail Doğan, &#8216;<strong>Dünden Bugüne Türk Ailesi Sosyolojik Bir Değerlendirme&#8217;</strong>, Atatürk Kültür Merkezi, Ankara 2009, s.29</p>
</div>
<div>
[15]Kafesoğlu, <strong>a.g.e</strong>. s.220</p>
</div>
<div>
[16]Mahmut Tezcan, &#8216;<strong>Kültürel Antropoloji Açısından Başlık Parası Geleneği&#8217;</strong>, Kadıoğlu Matbaası, Ankara 1981, s.22: İsmail Kara ise bu görüşü reddeder. O başlık parasının kalınla örtüşmediğini, kalının mirastan düşen payın verilmesi şeklinde yorumlanılmasının daha doğru olacağını vurgular. Bkz. Orhan Türkdoğan, &#8216;Türk Ailesinin Genel Yapısı&#8217;, <strong>Sosyokültürel Değişme Sürecinde Türk Ailesi, C. 1</strong>, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara 1992, s.27</p>
</div>
<div>
[17]Latife Kabaklı Çimen, &#8216;<strong>Türk Töresinde Kadın ve Aile&#8217;</strong>, IQ Kültür ve Sanat Yaıncılık,  İstanbul 2008, s.128</p>
</div>
<div>
[18]Halil Cin, &#8216;<strong>İslam ve Osmanlı Hukukunda Evlenme&#8217;</strong>, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Yayınları, Ankara 1974, s. 274</p>
</div>
<div>
[19]<strong>A.g.e</strong> s.129</p>
</div>
<div>
[20]Engin, <strong>a.g.e</strong> s. 14</p>
</div>
<div>
[21]Ayşe İrmiş, &#8216;Eski Türklerde Kadın ve Toplumdaki Yeri, <strong>&#8216;Türk Yurdu Dergisi&#8217;</strong> c.14 sayı 87, Kasım 1994, s.16</p>
</div>
<div>
[22]Cin, <strong>a.g.e</strong> s.278</p>
</div>
<div>
[23]Harun Güngör<strong>, &#8216;Türk Bodun Bilimi Araştırmaları&#8217;</strong> Kumsaati Yayınları, İstanbul 2005 s. 357-359</p>
</div>
<div>
[24]Bahaeddin Ögel<strong>, &#8216;Türk Mitolojisi&#8217;</strong> c.I, TTK Basımevi, Ankara 2010, s.267</p>
</div>
<div>
[25]Çimen, <strong>a.g.e</strong>, s. 113</p>
</div>
<div>
[26]Harun Güngör, <strong>a.g.e</strong>, s. 26</p>
</div>
<div>
[27]Laszlo Rasonyi, <strong>&#8216;Tarihte Türklük&#8217;</strong>, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara. 1993, s.58 ; Rasonyi&#8217;ye göre  veled-i zina anlamına gelen piç kelimesi Farsçadan geçmiştir.</p>
</div>
<div>
[28]Çimen<strong>, a.g.e</strong> s.115; Ayrıca İbn-i Fazlan&#8217;ın seyahatnamesinde zina ve ırza geçme suçları karşısında tatbik olunan ceza hakkında izlenimler bulunmaktadır.</p>
</div>
<div>
[29]İrmiş<strong>, a.g.m</strong> s. 14</p>
</div>
<div>
[30]<strong>A.g.e</strong> s.126; Gökalp <strong>a.g.e</strong> s.214</p>
</div>
<div>
[31]Ali Erkul, &#8216;Eski Türklerde Evlenme Gelenekleri&#8217;<strong>, Türkler</strong>, c.3, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2002, s.64</p>
</div>
<div>
[32]Çimen, <strong>a.g.e,</strong> s. 134</p>
</div>
<div>
[33]Cin, <strong>a.g.e</strong>. s.274</p>
</div>
<div>
[34]Erkul, <strong>a.g.m</strong> s. 65</p>
</div>
<div>
[35] Doğru, <strong>a.g.m,</strong> s.42</p>
</div>
<div>
[36]Emin Işık, Türk Aile Yapısında İslami Dönem, &#8216;<strong>Tarih Akışı İçerisinde Türklerde Aile Yapısı Sempozyumu Bildirileri</strong>&#8216;, Erciyes Üniversitesi Yayınları, Kayseri, 1990.</p>
</div>
<div>
[37] <strong>A.g.m</strong> s. 42</p>
</div>
<div>
[38] Mehmet Altay Köymen, &#8216;<strong>Alparslan ve Zamanı&#8217;</strong>, MEB Yayınları, Ankara 1983, s.310</p>
</div>
<div>
[39]Köymen, <strong>a.g.e</strong>, s.312</p>
</div>
<div>
[40] Engin <strong>a.g.e</strong>, s.26</p>
</div>
<div>
[41] Cin,<strong>  a.g.e</strong>, s.282.</p>
</div>
</div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/islamiyet-oncesi-turklerde-evlilik-gelenegi-hakkinda/">İslamiyet Öncesi Türklerde Evlilik Geleneği Hakkında</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Öncesi Orta Asya&#8217;nın Tamgaları</title>
		<link>https://bilimdili.com/kitap/islam-oncesi-orta-asyanin-tamgalari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Saffet Alp Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2020 11:56:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Öncesi]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<category><![CDATA[Tamgalar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=16877</guid>

					<description><![CDATA[<p>Uluslararası Orta Asya Çalışmaları Enstitüsü (IICAS) tarafından dört ülkeden yedi bilim insanının (Yatsenko S. A., (koordinatör), Smagulov E. A., Rogozhinskii A. E, Tabaldyev K. Sh., Baratov S.R., İlyasov J.Y. ve Babayarov G. B.) ortaklaşa hazırlamış olduğu kitap “İSLAM ÖNCESİ ORTA ASYA&#8217;NIN TAMGALARI” UNESCO&#8217;nun resmi ağında ücretsiz olarak paylaşıldı. Kitap, İngilizce ve Rusça olmak üzere paralel [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/kitap/islam-oncesi-orta-asyanin-tamgalari/">İslam Öncesi Orta Asya&#8217;nın Tamgaları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uluslararası Orta Asya Çalışmaları Enstitüsü (IICAS) tarafından dört ülkeden yedi bilim insanının (Yatsenko S. A., (koordinatör), Smagulov E. A., Rogozhinskii A. E, Tabaldyev K. Sh., Baratov S.R., İlyasov J.Y. ve Babayarov G. B.) ortaklaşa hazırlamış olduğu kitap “İSLAM ÖNCESİ ORTA ASYA&#8217;NIN TAMGALARI” UNESCO&#8217;nun resmi ağında ücretsiz olarak paylaşıldı. Kitap, İngilizce ve Rusça olmak üzere paralel metin olarak iki dilde yayımlanmıştır.</p>
<p>Kitaba erişim için tıklayınız: <a href="http://www.unesco-iicas.org/ru/library/2/Monographs">İslam Öncesi Orta Asya&#8217;nın Tamgaları</a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/kitap/islam-oncesi-orta-asyanin-tamgalari/">İslam Öncesi Orta Asya&#8217;nın Tamgaları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Kazak&#8221; Gazetesinde Nevruz</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/kazak-gazetesinde-nevruz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 18 Mar 2017 14:13:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kazak gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[nevruz]]></category>
		<category><![CDATA[orta asya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=6919</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kazak” gazetesi, Kazak halkı aydını, edebiyatçı Ahmet Baytursunoğlu tarafından Şubat 1913 ve Eylül 1918 yıllar arasında Orenburg şehrinde 265 sayısı çıkarılmıştır. Bunun 255 sayısı Kazakistan’da arşivde korunmaktadır. “Kazak” gazetesinde Kazak halkının siyasi hayatının önemli meseleleri, örf-adetlerden eğitime, edebiyattan tarihe, şecereler tarihi ve siyasi haberleri hakkında önemli makaleler yazılmıştır. Özellikle de Türk halkının Yeni Yılı Nevruz [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/kazak-gazetesinde-nevruz/">&#8220;Kazak&#8221; Gazetesinde Nevruz</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">“<span style="font-size: medium;">Kazak” gazetesi, Kazak halkı aydını, edebiyatçı Ahmet Baytursunoğlu tarafından Şubat 1913 ve Eylül 1918 yıllar arasında Orenburg şehrinde 265 sayısı çıkarılmıştır. Bunun 255 sayısı Kazakistan’da arşivde korunmaktadır. “Kazak” gazetesinde Kazak halkının siyasi hayatının önemli meseleleri, örf-adetlerden eğitime, edebiyattan tarihe, şecereler tarihi ve siyasi haberleri hakkında önemli makaleler yazılmıştır. Özellikle de Türk halkının Yeni Yılı Nevruz bayramı hakkında da birkaç makaleler yazılmıştır. O makaleleri derleyip sizlere sunmak istedik.</span></span></p>
<p align="justify"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/c51dff1d5e806a521f03e45abc3b0fd2.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-6920" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/c51dff1d5e806a521f03e45abc3b0fd2.jpg" alt="" width="1024" height="610" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/c51dff1d5e806a521f03e45abc3b0fd2.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/c51dff1d5e806a521f03e45abc3b0fd2-300x179.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/c51dff1d5e806a521f03e45abc3b0fd2-768x458.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/c51dff1d5e806a521f03e45abc3b0fd2-990x590.jpg 990w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">“<span style="font-size: medium;">Kazak”, 1913, N15, 9 Mart. Orenburg, sayısında Nevruz hakkında böyle bir yazı yayınlanmıştır:</span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">“<span style="font-size: medium;"><i>Nevruz, Kazakça yılbaşıdır. Eskiden beri her yerde Nevruz geldiğinde kurbanlar kesilip, milli yemekler pişirilip, köy köy dolanır, evlere girip yaşlıların duasın alıp, birbirleriyle görüşüp, eğlenceler düzenlenmiştir. Bu dönemlerde Nevruz’un hangi ayda, hangi tarihte olacağı hakkında türlü fikirler söylenmiştir. Birileri Nevruz’u 1 Mart’ta, birileri ise 9 Mart’ta geleceğini söylemiştir, herkes kendince Mart ayında eski yılın bitip, yeni yılın başladığını düşünerek birbirlerine “Yılbaşı hayırlı, uğurlu olsun” diye iyi niyetlerini bildirmiştir.</i></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Rusların yılbaşı kış ortasında, en soğuk mevsimde geliyor. Bizim yılbaşımız ise Nevruz, Mart ayının başında ya da ortasında gelir, bunu gerçek anlamda yeni yıl dememizde bir neden vardır. Çünkü havalar ısınmaya başlar, karlar erir, hayvanlar yaz mevsiminin yakın kaldığını bilip yavrulamaya başlar. Ağaç, çiçekler kar altından çıkıp, filizlenmeye başlar, güneş te artık yeryüzüne sıcak nurun döküp durduğu güzel mevsimde gelir. İşte, tabiatın böyle güzel mevsiminde bizim yeni yılımız Nevruz gelir. Biz örf-adetimizi unutturmadan, Mart ayının bir tarihin yeni yıl olarak seçerek belirlesek diyoruz.</i></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Bu hakkında bilenler “Kazak” gazetesinde yazabilir, bizim Yeni Yılımız-Nevruz’u<wbr />n tam hangi gün olduğunu bize belirtmesini istiyoruz. Biz öğrencilerimize Yeni Yıl Nevruz’un tam hangi gün geleceğini söylemeyi bilemedik, bunu için özür dileriz”.</i></span></span></p>
<p align="justify"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-6921" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605.jpg" alt="" width="654" height="368" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605.jpg 650w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605-300x168.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605-470x264.jpg 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605-640x360.jpg 640w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605-215x120.jpg 215w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/eb492daf3cd639964775df880419d605-414x232.jpg 414w" sizes="(max-width: 654px) 100vw, 654px" /></a></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">“<span style="font-size: medium;">Kazak”, 1915, N110, 9 Mart, sayısında ise Çin takvimine göre, tavşan yılı hakkında malumatlar vermiştir. Yeni yıl Nevruz geldiğinde takvimin değişip, o yılın halk için hayırlı olup olmayacağı hakkında kendi fikirlerin yazmıştır:</span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">“<span style="font-size: medium;"><i>Bugün yılbaşı Nevruz geldi. Çin takvimine göre, “kaplan” yılı gidip artık “tavşan” yılı geliyor. “Tavşan”, halk için zor yıldır. Ben bu senem 4. Tavşan yılımdır. Geçirdiğim 4 tavşan yılların sayarsam, bu yılların halk için kolay olmamıştır. Tavşan yılı ne hayvana, ne insanlara iyi gelmiştir.</i></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>1880 yılı tavşan yılında kıtlık olup, bozkırlarındaki hayvanlar ölmüştü. Kar eridiğinde her yer ölü hayvanlara dolup taşımıştı, çocukken bundan korktuğumu hatırlıyorum. Birde o yılı açlık olmuştu. Böylece, yaşlılardan bu senenin çok ağır olduğunu duymuştum.</i></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>1892 yılı tavşan yılın da Kazaklar için ağır geçmişti, Rusya’da da açlık olup, vebadan çok sayıda insanlar ölmüştür. Bu tavşan yılında Orenburg’da okuyordum. Karnımızın aç olduğunu şikâyet ettiğimizde, şimdi yiyip içtiklerimizi de bulamayanların olduğunu söylemişti.</i></span></span></p>
<p align="justify"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/63e05807b5b8304bd2a1b31c0c9f365d.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-6922" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/63e05807b5b8304bd2a1b31c0c9f365d.jpg" alt="" width="467" height="639" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/63e05807b5b8304bd2a1b31c0c9f365d.jpg 345w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/63e05807b5b8304bd2a1b31c0c9f365d-219x300.jpg 219w" sizes="(max-width: 467px) 100vw, 467px" /></a></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>1904 yılındaki tavşan yılında Kazaklar için ağır geçmemişti. Ama Rusya ile Japon ülkesi arasında savaş olup, insanlar öldü. Bu savaşın ağır tarafı Kazaklara dokunmuştur. Ama insanlara düşen ağırlığın hayvanlara düşmemesi halkı biraz olsa da mutlu ediyordu. Eski kıtlık gibi hayvanlara gelen ağırlık Kazaklar için zor olacaktır. Ama bu sene savaş vergisi alınacakmış. Her şey pahalı olmuştu. Ama her şeye rağmen, Kuday kıtlığı vermesin başımıza. Kıtlık olsa halk eskisi gibi hemen ayağa kalkamayabilir. Bu tavşan yılından artık iyi şeyler umut ederiz.</i></span></span></p>
<p align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;"><i>Nevruzla kutlar, yeni yıl hayırlı, uğurlu olsun!”.</i></span></span></p>
<p style="text-align: right;" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Lazzat Bazarbayeva</span></span></p>
<p style="text-align: right;" align="justify"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><span style="font-size: medium;">Ömer Halisdemir Üniversitesi</span></span></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/kazak-gazetesinde-nevruz/">&#8220;Kazak&#8221; Gazetesinde Nevruz</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
