<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Attila arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/attila/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/attila/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Apr 2023 19:42:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>Attila arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/attila/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Sarmatlar Türk müdür?</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/sarmatlar-turk-mudur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Dilbas]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2023 17:31:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Attila]]></category>
		<category><![CDATA[Barbar]]></category>
		<category><![CDATA[hunlar]]></category>
		<category><![CDATA[polonya]]></category>
		<category><![CDATA[Sarmatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=21895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Wojciech ZEMBATY Çeviri: Ebru DİLBAS Bu yazı Wojciech ZEMBATY tarafından https://culture.pl/en sitesi için hazırlanmıştır. Alanların veya Vizigotların İstilası, Galya, 5. yüzyılın başları. La France et les Français à Travers les Siècles’ den (Yüzyıllar Boyunca Fransa ve Fransızlar) bir baskı, Cilt I, F Roy editörü, Saint-Antoine, 1882-1884, fotoğraf: The Print Collector/ Print Collector/Getty Images Sarmatlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/sarmatlar-turk-mudur/">Sarmatlar Türk müdür?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar: </strong><strong>Wojciech ZEMBATY</strong></p>
<p><strong>Çeviri: Ebru DİLBAS</strong></p>
<p>Bu yazı <em>Wojciech ZEMBATY</em> tarafından https://culture.pl/en sitesi için hazırlanmıştır.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21897" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1.jpg" alt="" width="1000" height="697" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1.jpg 1000w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1-300x209.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1-768x535.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1-990x690.jpg 990w" sizes="(max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Alanların veya Vizigotların İstilası, Galya, 5. yüzyılın başları. La France et les Français à Travers les Siècles’ den (Yüzyıllar Boyunca Fransa ve Fransızlar) bir baskı, Cilt I, F Roy editörü, Saint-Antoine, 1882-1884, fotoğraf: The Print Collector/ Print Collector/Getty Images</span></p>
<p>Sarmatlar kimdi? Bin yıldan fazla bir süre sonra Polonyalı soylulara kimliklerini sahiplenmeleri için ilham vermekle kalmadılar, aynı zamanda ot içen, kafatası parçalayan feministlerdi. Romancı Wojciech Zembaty, bu göçebe barbarları Polonya kibar toplumuna bu kadar çekici kılan şeyin ne olduğunu açıklıyor.</p>
<ol>
<li>ve 5. yüzyıllarda Romalıların eski yorgun dünyası, bugün ‘Roma’nın Çöküşü’ olarak adlandırdığımız uzun ve kademeli bir ızdırap içinde parçalanmıştır. Bugün bildiğimiz Avrupa’nın kökleri barbar istilacılar, isyanlar, ağır vergiler, salgın hastalıklar ve iklim değişikliği tarafından süpürülen Batı Roma İmparatorluğu’nun küllerine dayanmaktadır. Hiçbir şey kalıcı değildi, her şey mümkündü. Bazı tarihçiler tarihin bu anını ‘Karanlık Çağlar’ olarak adlandırırken bazıları da kahramanlık dönemi olarak adlandırmaktadır.</li>
</ol>
<p>Antik çağın sonlarına kadar Karadeniz çevresinde yaşayan bir grup göçebe kabile olan antik Sarmatlar, dünyayı değiştiren bu dramatik olaylara katkıda bulunan işgalci barbarlar arasında bir şekilde küçümsenmiştir. Ancak Roma İmparatorluğu’nun batı bölgeleri barbar istilaları tarafından çiğnenirken Sarmatlar yıkıma neden olan en sert kavgacı oyunculardan bazılarıydı.</p>
<p>Göçebe ulusların çoğu vur-kaç taktiklerini ve atlı okçuluğu tercih ederken Sarmatlar mızrakları ve ağır zırhlı süvarileri katafraklarla saldırmalarıyla ünlüydüler. Çevredeki en büyük imparatorluklara karşı durdular ve Romalılar, Sasani Persleri ve ‘Tanrı’nın Kırbacı’nın kendisi de dâhil olmak üzere büyük barbar yağmacıları savuşturdular: Hun Attila.</p>
<p>Ancak ‘Sarmatizm’ kelimesi o zamandan beri 16. ve 17. yüzyıllarda gelişen Polonya-Litvanya Milletler Topluluğu’nun doğudan etkilenen eşsiz kültürünü ifade eden bir terim hâline gelmiştir. Bunun nedeni, dönemin Polonya soylularının bu eski göçebe savaşçıların kendi ataları olduğunda ısrar etmeleri ve bunun da hayatın her alanını etkilemesiydi. Polonyalılara bu iddialarda bulunmaları için ne ilham verdi? Bu neredeyse kesinlikle Sarmatların müthiş hikâyesiydi.</p>
<p><strong>Batı kara yoluna gir.</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21899" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum.jpg" alt="" width="1200" height="906" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-300x227.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-1024x773.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-768x580.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-111x83.jpg 111w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-990x747.jpg 990w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Sarmatlar ve İskitler illüstrasyonu, Doğu Avrupa. Borderland Müzik Evi Müzesi koleksiyonundan, fotoğraf: Reprodüksiyon. Piotr Mecik / Forum</span></p>
<p>Tarihsel olarak Macaristan, Polonya ve Ukrayna’dan Orta Asya’ya kadar uzanan büyük açık ova, bozkır göç eden göçebe kabileler için her zaman açık bir ‘kara yolu’ olmuştur. Sığırlarıyla birlikte bitki örtüsünün döngülerini, yeşil otlakların zenginliğini takip ederek ve yazın kuraklığından kaçınarak seyahat ettiler.</p>
<p>Sarmatlar, modern İranlılarla akraba olan Hint-Avrupa göçebelerdi. MÖ 4. yüzyılda kısmen Doğu Avrupa’nın eski hükümdarları İskitlerin yerini aldılar, kısmen de onlara katıldılar. Güç ve isim değişimi bozkırda sıklıkla tekrarlanan bir modeldi. Kabileler Avrupa’ya doğru göç etti, geniş bölgeleri fethetti ve kendilerine tarımsal gıda, askerî vergi ve iş gücü sağlayan yerleşik halklarla ilişkiler kurdu. Ve kaçınılmaz olarak önce azalıyor, sonra da başka bir dalga tarafından vuruluyorlardı. Yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar ve Macarlar da dâhil olmak üzere birçok göçebe dalgasının hedefi oldu. Son adımları modern Macaristan ovası olan ‘Puszta’ olacaktı, çünkü burası ‘kara yolun’ sonu, batıya doğru ilerleyen göçebe sürüleri için uygun olan son bölgeydi.</p>
<p>Bozkır halklarının kimliğini saptamanın her zaman zor bir şey olduğunu unutmamak gerekir. Göçebeler genellikle kendi tarihlerini yazmamışlardır. Onları göçebelerin çoğu zaman düşman ve vahşi olduğu daha ‘medeni’ antik bilginlerin yetersiz açıklamaları sayesinde ayırt edebiliyoruz.</p>
<p>Ancak Yunanistan ve Roma’daki akademisyenler genellikle ayrıntılı bilgiye sahip değildi ve isimleri geleneklere göre kullanıyorlardı. Örneğin, bir kabileyi sadece başka bir saygın yazar kullandığı için ‘İskitler’ olarak tanımlayabiliyorlardı.  Öte yandan arkeolojik bulgulara dayanan modern bilginin kendi sınırlamaları vardır. Eğer bir mezarda yazılı bir tanımlama olmaksızın ‘Sarmat’ mücevherleri bulursak bu her zaman Sarmat varlığının kanıtı değildir. Ticaretten, savaş ganimetlerinden veya hatta taklitten geliyor olabilir&#8230; Nike ayakkabılarının antik bir çakması gibi.</p>
<p>Kabile kimliğinin kendisi genellikle yönetici seçkinler arasında en güçlü olanıydı. Atları ve üstün silahları sayesinde nispeten az sayıdaki bu tür göçebeler çeşitli etnik grupların yaşadığı geniş toprakları kontrol edebiliyordu. Bu nedenle Roxolani, Iazyges ve Alanlar gibi çeşitli Sarmat kabile isimleri düşmanları korkutmak ve nüfuz kazanmak için belki de kasıtlı olarak seçilmiş amblemler ve logolar olarak algılanabilir.</p>
<p><strong>Korkunç bir şöhret</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21900" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages.jpg" alt="" width="1200" height="830" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-300x208.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-1024x708.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-768x531.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-990x685.jpg 990w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Sarmatlar. İki deforme olmuş insan kafatası. Muhtemelen MÖ 3. yüzyılda tarihlendirilmiştir. Kerç Tarihi ve Arkeoloji Müzesi. Kırım Otonom Cumhuriyeti. Ukrayna, fotoğraf: GETTY Images aracılığıyla PHAS/UIG</span></p>
<p>Sakallı, uzun saçlı, kızıl saçlı İskitler, Herodot gibi eski bilginler tarafından tanımlanan ilk göçebe kültürdü. Daha sonraki göçebe uluslarda devam edecek özellikleri şimdiden gösteriyorlardı. Yerleşik hiçbir ulus onları yenemezdi çünkü fethedilecek şehirleri ve kasabaları yoktu. Güçlü Pers kralı Cyrus (Kiros) bunu denediğinde İskitler onun canını aldı. Büyük İskender biraz daha iyisini yaptı ama o bile onların topraklarını kontrol etmeye çalışmadı.</p>
<p>Belki de potansiyel fatihleri ürküten, oldukça korkutucu bazı hobileriydi.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-21898" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en.jpg" alt="" width="814" height="730" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en.jpg 760w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en-300x269.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 814px) 100vw, 814px" /> </a><span style="font-size: 10pt;">Bir Yakut kızı kımız sütünü fıçılara döküyor, fotoğraf: Sputnik/East News</span></p>
<p>Düşmanlarının kafataslarını topluyor, sabit hâle getirmek için kaş çizgisinin üstünden kesiyor, kafatasını altınla dolduruyor ve onu mayalanmış kısrak sütünden elde edilen şarap benzeri bir içecek olan ‘kımız’ için ters çevirerek bardak olarak kullanıyorlardı. At koşumları, eyerler ve zırhlar yapmak için insan derisini kullanmayı da seviyorlardı. Ahşap ve hayvan boynuzundan yapılmış kompozit yaylar kullanılardı ve marihuana içmeyi severlerdi.</p>
<p>Bu son hobi Amerikan yerlilerinin ruhani terleme tekkesi geleneğini andıran özel bir çadırda, sıcak kayaların üzerine atılan kenevir tohumu ve ardından gelen ot dumanının mutlu barbarlar tarafından sauna benzeri bir şekilde emilmesiyle geliştirilirdi. 17. yüzyılda Polonyalı soylu yazar ve asker <a href="https://culture.pl/en/artist/jan-chryzostom-pasek">Jan Pasek</a>, Kırım Tatarları arasında aynı boş zaman aktivitesini gözlemlemiştir.</p>
<p>Ancak antik İskitler ve Sarmatlar çağdaşları, özellikle de Yunanlar için çok daha şok edici olan başka bir şey yaptılar. Bu kana bulanmış, insan derisi giyen, esrar içen vahşiler feminizmi benimsedi.</p>
<p><strong>Şiddet yanlısı kadınlar</strong></p>
<ol>
<li>yüzyılın sonunda İmparator Honorius’un ünlü saray şairi, yazılarında iki Sarmat kabilesinden bahsetmiştir:</li>
</ol>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Kanlarını içmek için atlarını acımasızca yaralayan Massagetler, buzu kıran ve Azak’ın gölünün sularını içen Alanlar.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><span style="font-size: 10pt;">Claudian’ın In Rufinum’dan Alıntı</span></p>
<p style="text-align: left;"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21901" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages.jpg" alt="" width="360" height="471" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages.jpg 360w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages-229x300.jpg 229w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Massagetler Kraliçesi, Pers Kralı Kiros’un kafasını kesiyor, 1615-1620, oyulmuş kristal levha. Nuremberg Almanya, 17. yüzyıl. Corning, Corning Cam Müzesi, fotoğraf: DeAgostini/Getty Images</span></p>
<p>Dönemin tarihçilerinden Ammian etkileyici vücut şekillerinden, sarı saçlarından ve vahşi gözlerinden bahsetmiştir. Nedense, vahşi doğadan gelen istilacı barbarlar her zaman çok daha büyüktü ve karşılaştıkları zavallı şehir halkından daha güçlüydüler. Belki de temiz hava yüzündendi. Ancak Sarmatlar ortaya çıktığında en şok edici manzara özgürleşmiş kadınlarıydı.</p>
<p>Sarmatlardan bahseden ilk kaynaklar genellikle onları Amazonlar efsanesiyle ilişkilendirir. Herodot’a göre Küçük Asya’daki Yunanlar savaşçı kadınlardan oluşan bir kabileyi yenmiş ve onları köle olarak bir gemiye göndermiştir. Kadınlar isyan etmiş, geminin kontrolünü ele geçirmiş ve Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Sarmat adlı az nüfuslu bir bölgeye yerleşmişlerdir. İskitler onlarla savaşmış ancak bir işe yaramamış, bu yüzden daha sonra savaşçılar yerine sevgililerini onlarla yüzleşmeye göndermişlerdir. Böylece ortaya çıkan Sarmatların, ihanet ve aşkın meyvesi, asi kadınlar ve İskit jigololarının çocukları olduğu söylenir.</p>
<p>Başka bir kaynak da modern tıbbın koruyucusu Hipokrat’tan gelmektedir: Hipokrat, Sarmat kızların ergenlik döneminde meme başlarının etrafına sıcak metal koyarak sağ göğüslerinin gelişimini durdurduklarını yazmıştır. Bu uygulamanın amacı okçuluk için sağ kolun enerjisini korumaktı. Ayrıca bazı kabilelerde bir kızın evlenmeye uygun hâle gelmesi için en az üç düşman öldürene kadar beklemesi gerektiğini de yazmıştır.</p>
<p>Bu Amazon benzeri efsaneler iyi bilinir ve sıklıkla tekrarlanırdı. Ve şüpheyle karşılanırdı. Arkeolojik bulgulardan iyi doğmuş Sarmat hanımların genellikle silahlarla gömüldüğünü ve bazılarının kabileleri tarafından güçlü cadılar olarak görüldüğünü biliyoruz. Gotik tarihçi Jordanes’e göre kovulan bazı cadılar daha sonra şeytanî Hunların anneleri olmuştur. Ölen bu kadın savaşçılardan bazıları incelendiğinde savaş yaralarının izlerini taşıyordu yani zırhları ve silahları sadece törensel değildi.</p>
<p>‘Sarmatlar’ adı bile Hint-Aryan dilinde ‘kadın zengini’ veya ‘kadınlar tarafından yönetilen’ anlamına gelen ‘sar’ kelimesinden türetilmiştir. Cinsiyet eşitliği ideallerinden uzak olan ve kadınlarını evde hapseden bağnaz, erkeklik takıntılı antik Yunanlar için İskitler ve Sarmatlar arasındaki kadın savaşçılar şok edici bir manzaraydı.</p>
<p>Bazı modern araştırmacılara göre, Sarmatların cinsiyet eşitliği, içinde bulundukları ortama dayanıyordu. Aşırı sıcaklar, kuraklıklar, savaşlar ve bir kabilenin tamamen yok olma olasılığının yüksek olduğu bozkırdaki zorlu yaşam koşulları, kadınların ve çocukların bile savaşlara katılmasını gerektiriyordu. Her dul kadın yeniden evlenmek zorundaydı ve Kelt Tanistry sistemine benzeyen veraset sistemleri de ‘medeni’ uluslardan farklıydı ve kadınlara daha fazla hak tanıyordu.<strong> </strong></p>
<p><strong>Roma’nın düşmanları</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21902" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en.jpg" alt="" width="1500" height="1015" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en.jpg 1500w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-300x203.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-1024x693.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-768x520.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-990x670.jpg 990w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-1320x893.jpg 1320w" sizes="auto, (max-width: 1500px) 100vw, 1500px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Sarmatlara karşı savaşan Romalı askerler. 19. yüzyıl illüstrasyonunun elle boyanmış gravürü, fotoğraf: North Wind Picture Archive (Kuzey Rüzgarı Resim Arşivi)/East News</span></p>
<p>Sarmatlar 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu ile komşu olduktan sonra düşman, müttefik ve paralı asker olarak hareket etmişlerdir. Trajan’ın Daçya’yı fethi sırasında Sarmat kabileleri önce Daçyalıların yanında savaşmış ancak nihai yenilgilerinden önce onları terk etmişlerdir. İmparator Marcus Aurelius, Germen Quadians ve Sarmat Iazyges kabilesiyle savaşırken ölmüştür. Zaferleri nedeniyle Roma’nın Kuzey ve Doğu’dan gelen düşmanlarına atıfta bulunan ‘Germanicus’ ve ‘Sarmaticus’ gibi iki onurlu lakap ve unvan aldı.</p>
<p>Sarmat Savaşları olarak adlandırılan dönemde Iazyges’in en büyük yenilgisi, Tuna’nın eski adı olan donmuş Ister nehri üzerindeki bir savaşta yaşanmıştır. Romalı tarihçi Dion’un anlattığına göre göçebeler nehrin buzlu yüzeyinin kendilerine avantaj sağlayacağını düşünmüşlerdi çünkü atları böyle kaygan arazilere alışıktı. Ama Romalı piyadeler bozguna uğramadı. Daha yakın durdular, kalkanlarını yere attılar ve bir ayak için sağlam bir taban olarak kullandılar. Şaşıran Iazyges ilk etkisini kaybedince Romalılar onları yakalayıp atlarından atmayı başardılar. Kaotik yakın mesafeli mücadelelerde daha ağır zırhları belirleyici bir faktör oldu.</p>
<p>Yenilgiye uğratılan Sarmatların canları genellikle bağışlanır ve Roma ordusuna dâhil edilirdi. Bazı Sarmat <em>yardımcılar </em>veya destek birlikleri onlarla birlikte Britanya’ya kadar gitmiştir. Sarmatların modern Polonyalıların efsanevi ataları olduğu düşünüldüğünde Britanya Adaları’ndaki Polonyalı varlığının ilk bakışta tahmin edilenden daha eski olduğu konusunda ısrar edebiliriz. İngilizlerin Cermen atalarının varlığı kadar eski. 2004 yapımı <strong>Kral Arthur</strong> filminde gösterildiği gibi Arthur olarak da bilinen bilinen yağmacı Anglo ve Saksonları öldüren Romen-Britanya kahraman efsanesine katkıda bulunanlar belki de Sarmat atlılardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21904" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos.jpg" alt="" width="1000" height="1100" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos.jpg 1000w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-273x300.jpg 273w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-931x1024.jpg 931w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-768x845.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-990x1089.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Kontos kullanarak mızrak dövüşünü gösteren Sasani gümüş plakası, fotoğraf: Alborz Fallah/vikipedi</span></p>
<p>Sarmatlar savaşta kontos adı verilen ve iki elle kullanılan uzun bir mızrak kullanırlardı. Hücum eden bir atın ağırlığıyla desteklenen böyle bir silah aynı anda birkaç rakibi birden yere serebilirdi. Süvarileri, özellikle de Alanlar, Ortaçağ şövalyelerinin ataları olan antik çağ tanklarına benziyordu. Büyük olasılıkla Orta Asya kökenli olan Sarmatların icadı kontos, İran imparatorlukları Partlar ve Sasanilerin askerî taktiklerini etkilemiştir. Bunlar Roma’nın en büyük düşmanları olduğu için Ebedi Şehir de (Roma) bu silahı benimsemek zorunda kalmıştır &#8211; 4. yüzyıldan itibaren kontos, Roma süvarileri arasında popüler bir silah hâline gelmiştir. Bazıları binicilerin düşme korkusu olmadan hareket etmelerine ve hücum etmelerine olanak tanıyan üzengilerin mucidinin de Sarmatlar olduğuna inanmaktadır.</p>
<p>Bir katafrakt ya da ağır zırhlı bir atlı, çok sayıda düşmana karşı savaşabilirdi. Ama donatılması ve bakımı çok pahalıydı. Nicelikten çok nitelik. Sonuç olarak en sevdikleri askerî taktik, sosyal sistemlerini şekillendirdi ve Sarmat toplumlar eşitlikçi olmaktan uzaktı. Bu ‘proto şövalyelerin’ soylu elitleri çeşitli kabilelerden fethedilmiş köylülerden oluşan geniş toprakları kontrol ediyordu. Kölelerin yaşadığı bu tür krallıklar çok dayanıklı değildi ve isyanlara eğilimliydi.</p>
<p><strong>Göçler çağı</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21905" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1.jpg" alt="" width="1200" height="423" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-300x106.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-1024x361.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-768x271.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-990x349.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Kültürel tarih, soldan: Batı Avrupa’nın Hristiyanlık öncesi giysisi, Dacier, Langobard Dükü Arechis, 591 -641, Frank, İskitler, tarihsel illüstrasyon, fotoğraf: bildagentur-online/Getty Images</span></p>
<ol>
<li>yüzyılda Sarmat kabilelerinin toprakları, Ostrogotlar olarak da bilinen Doğu Gotlarının kralı Ermanarik’in krallığına dâhil edildi. Onun geniş imparatorluğunun Ural Dağları’ndan Tuna’ya, Finlandiya’dan Kırım’a kadar uzandığı söylenir. Cermen ve Slav kabilelerini, çeşitli göçebeleri, eski Karadeniz kolonilerinden Yunanları ve hatta kuzey Rusya’dan gelen Fin-Ugor halklarını içeriyordu. Sarmatlar, Gotlar arasında oldukça uyumlu bir şekilde yaşıyor ve hatta onlara süvari taktiklerini öğretiyor gibiydiler. Ancak Ermanarik’in saltanatı uzun sürmedi çünkü yeni bir istilacı dalgası Büyük Ova Kara Yolundan geçti.</li>
</ol>
<p>Hunların gerçekte Roma kaynaklarının tarif ettiği kadar korkunç ve itici olup olmadığına karar vermek zordur. Romalılar kesinlikle ön yargılı ve korkmuşlardı. Onlara göre Hunlar cehennem ateşinden çıkmışlardı. Kafatasları deforme olmuş ve uzuvları bükülmüş, yüzleri yara bere içinde  ve kalplerinde hiç merhamet yoktu. Roma tasvirleri oldukça ırkçıdır, aslında Hunların ‘dar gözlerinden’ ve egzotik düz yüzlerinden defalarca bahsederler. Hatta Hunların miğfer takmayı kolaylaştırmak için bebeklerinin burunlarını düzleştirdiklerini bile öne sürüyorlardı. Ama bu bir propagandaydı. Hunlar Roma İmparatorluğu’nu işgal ettiklerinde önlerine çıkan tüm kabileleri yutarak çığ gibi büyüyen, çok uluslu bir güruh hâline gelmişlerdi. Arkeolojik araştırmalara göre Macaristan’a ulaşan savaşçıların yalnızca % 20’si Moğol özellikleri taşıyordu. Romalılar, Hunların sakallarının uzamasını önlemek için yüzlerini yara izleriyle işaretlediklerini düşünüyorlardı ancak bu kendi yaralarının yas ritüellerinin bir parçası olarak cenazeler sırasında açılmış olması daha muhtemeldir. Kafatası kapağı toplamak, insan kanı içmek ve düşmanlarının etini (devasa altın kazanlarda kaynatarak) yemek gibi diğer şok edici ve tiksindirici Hun alışkanlıkları aslında çoğu barbar kavimde yaygındı. Yine de kesin olan bir şey vardı: Büyük bir  kargaşaya neden olmuşlardı.</p>
<p>Hunların Ukrayna ve Batı Rusya’yı işgali, ulusların büyük göçü olan Völkerwanderung (Kavimler Göçü) olarak bilinen büyük bir çığa neden olan bir taştı. Tıpkı Cermen Gotları ve diğer kavimler gibi Sarmatlar da Hunlar geldiğinde kaçmak veya itaat etmek zorunda kaldılar. İşte o anda çoğu Sarmat kabileleri tarihten silindi. Mağlup Sarmatlar bozkırın etnogenezinin eski modelini tekrarlamış ve yeni bir göçebe dalgası tarafından özümsenmiştir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Alanlar Romalıları sakat bıraktı</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21906" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages.jpg" alt="" width="1200" height="865" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-300x216.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-1024x738.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-768x554.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-990x714.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">410 yılında I. Alaric liderliğindeki Vizigotlar tarafından Roam’nın yağmalanması, Roma İmparatoru Honorius döneminde, Renkli gravür, fotoğraf: Getty Images aracılığıyla Prisma/UIG</span></p>
<p>Modern çağa kadar ayakta kalan ve kimliklerini korumayı başaran tek Sarmat kabilesi Alanlardı. Bazıları Hunlara katılırken diğerleri Kafkasya’daki dağ kalelerinde kaldı. Bir başka grup ise kaçan Batı Gotlarına, Vizigotlara katıldı ve Roma’nın Trakya eyaletine (aşağı yukarı bugün Bulgaristan’ın bulunduğu yer) barışçıl bir şekilde yerleştiler.</p>
<p>Vizigotların Romalılardan nefret etmek için kendi nedenleri vardı. Hunlardan önce kaçan Gotlar, kendi topraklarında <em>foederati</em> olarak yerleşmelerine izin veren Romalılarla bir anlaşma yaptı. Tüm ulus önce Tuna’yı geçip Trakya’ya ulaştı ve burada Romalı yetkililer tarafından kontrol edilen mülteci kamplarına yerleştirilip besleneceklerdi.</p>
<p>Beslenme kısmı pek iyi gitmedi. İmparator Valens bu barbarları sınır topraklarına yerleştirmek ve onları yavaş yavaş yerleşimcilere ve askerlere dönüştürmek istiyordu. Ancak bazı bilim adamlarına göre yerel Romalılar dinî farklılıklar nedeniyle Gotlardan nefret ediyordu. Ancak genel olarak göç eden barbarlardan o dönemde hem korkuluyor hem de nefret ediliyordu. Yolsuzluğa bulaşmış yetkililer göçmenlerin erzaklarının çoğunu çalıp satıyordu. Gururlu Vizigotlar çok geçmeden aile yadigârlarını, zırhlarını ve kılıçlarını yenilebilir herhangi bir şeyle takas edebilmek için satmak zorunda kaldılar. Hatta Romalılar, güzel silahları ve hazineleri çoktan satıldığına göre, belki de çocuklarını köle olarak satmalarını önermeden önce çürümüş köpek leşleriyle bile besleniyorlardı. Bu Vizigotlar için bardağı taşıran son damla oldu.</p>
<p>Sonuç, büyük bir Got isyanı ve Romalıların en büyük ve belki de en etkili askeri yenilgisi oldu: 378 yılındaki Adrianopolis (Edirne) Savaşı. Alanlar muzaffer Vizigotların müttefiki olarak savaştı. Romalılar 40.000 kişilik imparatorluk ordusunun tamamını, İmparator Valens’in kendisini ve en felaketi de bir daha asla kurulamayacak olan subay kadrolarını kaybederek tamamen yok oldular. Bazılarına göre bu savaşı kaybetmelerinin nedeni, ikonik birlikleri olan ağır piyadelerin, Alanların ve Vizigotların ağır mızraklılarıyla karşılaştıklarında modasının geçtiğinin kanıtlanmasıydı. Her iki durumda da bu noktadan sonra Romalılar, istilacı barbarları tek başlarına durdurma yeteneklerini kaybettiler. Jüstinyen ve Belisarius dönemine kadar, yani sonraki 150 yıl boyunca, diğer barbarlarla kırılgan ve çaresiz ittifaklara güvenmek zorunda kaldılar. Bu onların meşhur ‘<em>divide et impera’ </em>(böl<em> </em>ve yönet) taktiği bile değildi, daha ziyade ‘onları birbirlerine saldırt ve hayatta kalmak için dua et’ taktiğiydi.</p>
<p><strong>Attila’ya karşı çıkmak</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21907" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila.jpg" alt="" width="1000" height="860" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila.jpg 1000w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila-300x258.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila-768x660.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila-990x851.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Eugène Delacroix, &#8220;Attila ve Orduları İtalya’yı ve Sanatları Aştı&#8221; (detay), 1843 ve 1847, fotoğraf: Palais Bourbon</span></p>
<p>406 yılına kadar Alanların çoğu Hunların gönülsüz müttefikleri olarak hareket etti. Ama o yıl isyan fırsatı ortaya çıktı. Batı Roma İmparatorluğu’nun iki büyük doğal ve askerî sınırından biri olan Ren nehri dondu. Aynı anda zayıflayan Roma kuvvetleri barbarların tehdidi altındaki İtalya’ya çağrıldı. Alanlar şanslarını denediler. Ren nehrini geçtiler ve Vandallar olarak bilinen Cermen kabilesi ile yeni bir ittifak kurdular. O andan itibaren Alanlar tek bir kabile ulusundan ziyade çeşitli küçük savaş grupları gibi hareket etmeye başladılar. Bazı kabileler doğuda kalarak Kafkasya’daki kalelerini kurdular. Bu Alanlar günümüze kadar hayatta kalan tek Sarmat ulusudur. Şimdi Osetler olarak bilinmektedirler, toprakları bugün Rusya ve Gürcistan’a yayılmıştır ve hâlâ meşhur bir şekilde tartışılmaktadır.</p>
<p>Vandallara katılan grup Galya’yı yağmalamaya devam etti ve yollarında harabeler bıraktı. Vandallar yıkıcı yetenekleriyle oldukça ünlüydüler. İspanya’da bu Alanlar eski rakipleri olan Vizigotlar tarafından yok edildiler. Hayatta kalan Alanlar Vandalların Kartaca’yı fethetmesine, tüm Roma donanmasını yakmasına ve ünlü Roma şehrini yağmalamasına yardım etti.</p>
<p>Kral Saul önderliğindeki bir başka bir grup Romalılarla ittifak kurdu. Roma ordusunun İtalya’yı işgal etmeye çalışan Vizigotlara saldırdığı 402 yılında Pollentia Savaşı’nda yer aldılar. Vizigotlar o zamanlar Aryan Hristiyanlarıydı ve 6 Nisan tarihinde Paskalya’nın önemli bir ayinini kutluyorlardı. Romalıların böyle bir günde düşmanlarına saldırması hiç de uygun değildi. Neyse ki müttefik Alan ordusu pagandı. Dua eden Gotların sinsi ve şaşırtıcı saldırısı karşısında hiçbir şeyler yapmadılar. Hücum eden Kral Saul da dâhil olmak üzere pek çok kişi öldü. Got kralı Alaric rehin alınan ailesini kaybetti ve savaş, savaş alanında çok fazla gerçek ‘Romalı’ olmasa bile son Roma zaferlerinden biri olarak kabul edilir.</p>
<p>Batı Roma İmparatorluklarının, son on yıllarında sıradan askerlerden önde gelen generaller barbardı. Hristiyan nüfus savaşmak istemiyordu ya da atalarının silah ve zırhlarını taşıyamadıkları için savaşamıyordu. Yüksek vergilendirme birçok kişinin isyan etmesine neden oldu ve yerel halk genellikle barbar istilacıları memnuniyetle karşılayıp onlara katıldı. Alanlar Kuzey Fransa’da Armorica bölgesinde böyle bir isyanın bastırılmasına yardımcı oldular. Daha sonra Galya’nın bu kısmı Saksonlardan kaçan Britanyalı mülteciler tarafından sömürgeleştirildi. Alanlar buraya yerleşmiş, iyi uyum sağlamış ve sonunda asimile olmuştur. Onların soyundan gelenler muhtemelen William the Conqueror’un ordusunun bir parçasıydı ve Britanya’nın tarihini tamamen değiştiren savaş olan 1066’da Hastings yamaçlarında Harold’ın piyadelerini katlettiler. Belki de Alanların en ünlü başarısı Chalons Muharebesi olarak da bilinen Katalonya Ovaları Muharebesiydi. MS 451’de Hun Attila Galya’yı işgal etti. Attila yirmiden fazla kabileden oluşan büyük bir koalisyonun başındaydı ancak aynı şey rakibi Romalı general Flavius Aetius için de söylenebilir. Hesaplamalar farklılık gösterse de her iki ordunun da yaklaşık 100.000 askeri vardı.</p>
<p>Ordusunda birkaç Romalı subay, Ren’de terk edilmiş kalelerden gelen garnizon askerleri, müttefik Vizigotlar, Armorica’dan Britanyalılar, müttefik Saksonlar ve daha birçokları vardı. Savaş sırasında Kral Sangiban liderliğindeki Alanlar, Attila’nın seçkin birliklerine karşı tam merkezde yer aldılar. Alanlardan nefret eden Got tarihçi Jordanes’a göre bunun nedeni onlara güvenilmemesiydi. Başka bir açıklama da Roma kuvvetleri arasında onunla boy ölçüşebilecek tek kişilerin onlar olduğudur. Öyle de yaptılar, savaş alanına ceset yığınları yığdılar. Attila’yı ilk kez kaçmaya zorladılar, Galya’yı kurtardılar ve yenilmezlik efsanesini mahvettiler. Edward Gibbon başta olmak üzere bazı tarihçilere göre bu savaş Avrupa medeniyetinin korunmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Bugün pek çok kişi, Attila’nın ölümünden sonra Hun imparatorluğunun zaten parçalandığını belirterek bu görkemli görüşe katılmıyor. Kesin olan bir şey var: Alanlar olmasaydı bu tartışmayı yapıyor bile olmazdık.</p>
<p><strong>Bugünün mirası</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21908" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia.jpg" alt="" width="1024" height="692" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia-300x203.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia-768x519.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia-990x669.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Tak-ı Bostan, İran’da bir Sasani katafraktı heykeli: Bir katafraktın en eski tasvirlerinden biri, fotoğraf: Philippe Chavin/vikipedi</span></p>
<p>Bugün bir Sarmat mirasından söz edebilir miyiz? Tabii ki, Kuzey ve Güney Osetya ve onların eski Sarmatça ve diğer Hint-İran dilleriyle akraba olan dili var. Ama Alanların orada nasıl hayatta kalmayı başardıkları bir gizem. Kafkasya dağlarının iyi bir saklanma yeri olduğu kesindi. Bazı tarihçilere göre, Alanlar yerel halkın içinde eriyip gitmeyecek kadar acımasız, savaşçı ve vahşiydiler. Hunlar ve Avarlar gibi efsanevi derecede zalim göçebelerin iz bırakmadan eridikleri düşünülürse bu çok özel bir iltifat olarak kabul edilebilir. Örneğin Fransa’daki birçok coğrafi isim askerî yerleşimcilerinin ve yerel fatihlerinin bir anısı olarak ‘Alan’ kısmını hâlâ muhafaza etmektedir. Ancak miraslarının belki de en kalıcı parçası Ortaçağ’ın atlı şövalyeleridir. Tarihçi Michel Rouche’ye göre Alanların ünlü süvari taktiği Fransa’da ortaya çıkan ilk şövalyeler için ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>Bir de pantolon var. Popüler erkek etekleri, cübbeler, tunikler ve chitonları gerçekten eyer için tasarlanmadığından, pantolonu icat eden eski göçebelerdi. Keltler ve Cermenler bu geleneği onlardan almışlardır. ‘Pantolon giymek’ antik Yunan ve Roma’da İskitler, Sarmatlar ve Galyalılılar gibi pis vahşilere atıfta bulunan popüler bir hakaret terimiydi. Bu yüzden fermuarınızı her çektiğinizde bunu hatırlayın.</p>
<p>Bugün eski bozkır halkı, Ukrayna ve Rusya’da saygı görmektedir. Ayrıca 16. ve 17. yüzyıla ait kültürel bir akım olan Polonya Sarmatizmi olgusu da vardır. Chalon Savaşı’ndan bin yıl sonra Büyük Bozkır’ın kenarındaki topraklardan gelen başka bir atlı ulus, kendilerinin Attila’nın düşmanlarının torunları olan yeni Sarmatlar olduğuna karar verdi. Polonyalıların bunun için birçok nedeni vardı, bunlardan biri de o zamanlar bu tür şanlı ataları aramanın moda olmasıydı. <a href="https://culture.pl/en/article/the-elegant-downfall-of-the-polish-sarmatians">İktidardaki Polonyalı soylular sözde Sarmat miraslarını, kendilerini bir siyasi elit olarak ayırt etmek için kullanacaklardı ve toplumun ‘aşağı’ kalanı, yani köylüler ve kasabalılar üzerinde farklı etnik kökenleri olduğunu iddia edeceklerdi</a>. Ayrıca geniş toprakları kontrol edebilen insanlar olarak ün kazanmak istiyorlardı. Polonya’daki Sarmat dönemi, Polonya ve Litvanya’nın Lublin Birliği’nde bir araya gelerek Polonya &#8211; Litvanya Topluluğu olarak bilinen mega devleti kurmalarından kısa bir süre sonraya denk gelmektedir. İktidardaki Polonyalı soylular büyük olasılıkla kendilerini tıpkı Sarmatlar gibi her türlü düşmanla başa çıkabilecek sert mizaçlı kişiler olarak kabul ettirmek istemişlerdir.</p>
<p>Bu eski savaşçıların kazandığı cesur, savaşçı atlıların itibarının, kendinizi bağlamaya değer çekici bir marka oluşturduğunu söyleyebilirsiniz. Düşmanlarının derisini giymiş olsalar bile.</p>
<p><a href="https://culture.pl/en/article/the-original-sarmatians-the-men-who-fought-attila-the-hun">Kaynak</a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/sarmatlar-turk-mudur/">Sarmatlar Türk müdür?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karanlık Çağın Dünya Savaşı: Katalon Muharebesi</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/karanlik-cagin-dunya-savasi-katalon-muharebesi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Dec 2022 16:43:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Aetius]]></category>
		<category><![CDATA[Attila]]></category>
		<category><![CDATA[Katalon Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Theodoric]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=21371</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Aleyna Elibol (Anadolu Tarih) Tarih 19 Haziran 451’i gösterdiğinde Aetius’un güçlü ordusu Hun birliklerini Katalon Ovası’nda görmüştür. Bilemediğimiz bir nedenden ötürü o akşam Frank müttefikleri karanlık bastırmadan önce Gepidlerle savaştı. Kısa süren bu savaş sonrasında her iki taraf da avantaj sağlayamayınca ve gecenin de başlaması bu savaşı durma noktasına getirdi. Ertesi gün 20 Haziran [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/karanlik-cagin-dunya-savasi-katalon-muharebesi/">Karanlık Çağın Dünya Savaşı: Katalon Muharebesi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yazar: Aleyna Elibol (Anadolu Tarih)</p>

<p class="wp-block-paragraph">Tarih 19 Haziran 451’i gösterdiğinde Aetius’un güçlü ordusu Hun birliklerini Katalon Ovası’nda görmüştür. Bilemediğimiz bir nedenden ötürü o akşam Frank müttefikleri karanlık bastırmadan önce Gepidlerle savaştı. Kısa süren bu savaş sonrasında her iki taraf da avantaj sağlayamayınca ve gecenin de başlaması bu savaşı durma noktasına getirdi. Ertesi gün 20 Haziran 451 sabahı iki taraf karşı karşıya geldi.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Bir tarafta Batının ünlü komutanı Aetius vardı, diğer tarafta ise Hunların yenilmez başbuğu Attila. Aetius ordunun tüm sorumluluğunun üstünde olması bilinciyle sahaya daha erken inmeyi başarmıştır. Hunların sağdan ve soldan kuşatma yapmamaları için sırtını tepelere ve ormanlara vermiştir. Aetius ordusunu üç bölüme ayırdı: Orta kısma Alanları, sağ kanadına Vizigotları kralları I. Theodoric önderliğinde, sol kanadına ise Roma lejyonları, Franklar, Burgundlar ve Saksonları aldı. Alanların oluşturduğu ekip atlı birliklerden oluşuyordu ve ordunun en zayıf yeri sayılabilirdi. Vizigotlar ise yaya bir şekilde yerlerini almışlardı ve arkalarında okçu birlikler yer alıyordu. Sol kanatta bulunan Roma lejyonları, Franklar, Burgunlar ve Saksonların oluşturduğu grup ise piyadelerden oluşuyordu. Bu grubun amacı asıl hedef olan tepeyi ele geçirmekti.<a href="#_ftn1">[1]</a> Attila ise okçu birlikleriyle yerini almıştı. Ordunun sol kanadında kral Vlamir komutasında Ostrogotlar, sağ kanadında ise Ardarik komutasında Gepidler ve onların hemen arkalarında yerini almış olan Franklar vardı.<a href="#_ftn2">[2]</a></p>



<p class="wp-block-paragraph">Attila savaşın sonucunu kesinleştiremediği için kahinler aracılığıyla araştırmaya karar verdi. Jordanes bu durumu şöyle açıklar: “Attila’nın kahinlerin tavsiyesini almak istemesi doğal bir durumdur. Çünkü Hristiyan olmayan toplumların bir özelliğidir ve bu tavsiyeye göre de Attila ordularına savaş öncesi moral vermek istemiştir.”<a href="#_ftn3">[3]</a> Kahin ona iki ordu liderinden birinin öleceğini söyledi. Attila kahinin bu sözüne itimat ettiği için kehaneti bir türlü aklının köşesinden çıkaramıyordu. Ölecek olan o değil Aetius olmalıydı ve bunun için de elinden geleni yapacaktı. Attila ordusuna tepeyi ele geçirmelerini emretti fakat Roma birlikleri tepeyi çoktan ele geçirmişlerdi.<a href="#_ftn4">[4]</a> Attila Hun ordusundaki atlı kuvvetleriyle birlikte saldırıya geçti. İlk önce Alanları ok yağmuruna tuttular ve Alan birlikleri daha fazla direniş gösteremeden büyük kayıplar da vererek geri çekildiler.<a href="#_ftn5">[5]</a> Alanları mağlup eden Attila, ordusunu iki kola ayırıp Vizigot ve Roma kralının üzerlerine yürüyüp onları ok yağmuruna tuttu. Ordular hem tepeyi ele geçirmeye hem de ovadaki savaşa hakim olmaya çalışıyorlardı. Jordanes bu durum hakkında şöyle bir açıklamada bulunuyor: “Hunlar, güçleriyle birlikte sağ tarafı (Romalıları), Vizigotları ve müttefiklerini ele geçirdi ve ardından henüz keşfedilmemiş tepe için mücadele etmeye başladı.”<a href="#_ftn6">[6]</a> Attila sağ ve solda bulunan birliklerine hücum emrini verdi. Gepidler rakibin soluna, Ostrogotlar ise sağda yer alan Vizigotların üzerlerine akın ettiler. Orduların yarısı tepede yarısı ise ovada mücadele etmekteydi. Attila ikiye böldüğü ordularından bir kısmı ile Aetius’un olduğu tarafa baskı uyguladı. Çünkü bu tepenin alınması oldukça önemliydi. Şöyle bir gerçeği de göz ardı etmemek gerekir ki her iki taraf da tepeyi tam olarak hakimiyeti altına alamıyordu. Savaş bir Attila’nın bir Aetius’un birliklerinin tarafında gidip geliyordu. O sırada Theodoric öldü.<a href="#_ftn7">[7]</a> Böylelikle Attila üstünlüğü sağlamış oldu. Aetius zor durumdaydı ve kaçan Alan birliklerini tekrar savaşa soktu. Ostrogotlar ise ağır ağır kayıplar vermenin de etkisiyle ovayı terk etmeye başladılar. Tepede savaşan Hunlar yavaş yavaş güç kaybediyorlardı. Geceye kadar süren bu savaşta Aetius’un tarafı çekilmeye başlayınca Attila da tüm kuvvetleriyle birlikte ovanın ortasında toplandı. Aetius savaşmak istiyordu ama başarısız olmaktan da korkuyordu. Sonuçta kayıplar verse de amacına ulaşmıştı. Hem savaş Attila’nın lehine de dönebilirdi. Attila onun eski arkadaşıydı, uzlaşma yoluna giderek tekrar müttefik olabilirlerdi.<a href="#_ftn8">[8]</a> Aetius savaşmaktan vazgeçti ve Theodoric’in oğlu Thorismund’a başkente dönmesini ardından tahtı ele geçirme emrini verdi. Gece ordular alandan ayrıldılar ve böylelikle Hunlar da kendi yurtlarına doğru yola koyuldular.</p>



<p class="wp-block-paragraph">Dönemin en kanlı savaşı olan Katalon Muharebesi’nde hem Roma tarafı hem de Hunlar ağır kayıplar vermiş fakat savaş tam bir neticeyle sonuçlanamamıştır.</p>


<hr class="wp-block-separator" />


<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref1">[1]</a> Muhammed Bilal Çelik, <em>İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü</em>, Nobel Yay., Ankara, 2018, s. 53.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref2">[2]</a> Ian Hughes, <em>Aetius: Attila’s Nemesis</em>, İngiltere, 2012, s. 679.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref3">[3]</a> <em>a.g.e</em>, s. 680.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref4">[4]</a> Çelik, <em>a.g.e</em>, s. 53.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref5">[5]</a> Hughes, <em>a.g.e</em>, s. 682.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref6">[6]</a><em>a.g.e</em>, s. 683.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref7">[7]</a> Çelik, <em>a.g.e</em>, s. 53.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><a href="#_ftnref8">[8]</a> Prıscus, <em>Fragmenta Et Excerpta – Attila ve Bizans Tarihi</em>, Çev. Turhan Kaçar, Alfa Yay., İstanbul, 2020, s. 165.</p>



<p class="wp-block-paragraph"><strong>KAYNAKÇA</strong></p>



<p class="wp-block-paragraph">ÇELİK, Muhammed Bilal. <em>İslam Öncesi Türk Tarihi ve Kültürü</em>, Nobel Yayınları, Ankara, 2018.</p>



<p class="wp-block-paragraph">HUGHES, Ion. <em>Aetius: Attila’s Nemesis</em>, İngiltere, 2012.</p>



<p class="wp-block-paragraph">PRISCUS, <em>Fragmenta Et Excerpta – Attila ve Bizans Tarihi</em>, Çev. Turhan Kaçar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2020.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/karanlik-cagin-dunya-savasi-katalon-muharebesi/">Karanlık Çağın Dünya Savaşı: Katalon Muharebesi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkler Barbar mı?</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turkler-barbar-mi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Esengül Argun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 10:09:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Attila]]></category>
		<category><![CDATA[Barbar]]></category>
		<category><![CDATA[Hun tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Roma]]></category>
		<category><![CDATA[roma tarihi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler Barbar mı?]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=18932</guid>

					<description><![CDATA[<p>Barbar kavramı, sonradan anlaşılmaya çalışan bir kavramdır. Kavram, günümüzdeki anlam yükü, çağdaş dünya ile birlikte yüklenmektedir. Roma döneminde, Roma’nın dışında kalan milletlere ithafen kullanılan bu kavram, günümüzde anlaşıldığı gibi bir “aşağılama” amacı yüklü bir kavram olarak kullanılmamıştır. Bu kavrama kötü anlamlar yükleyen modern bir bakış açısıyla geçmişi anlamaya çalışanların, aslına bir nevi anakronizm ile yaklaşanların [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turkler-barbar-mi/">Türkler Barbar mı?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Barbar kavramı, sonradan anlaşılmaya çalışan bir kavramdır. Kavram, günümüzdeki anlam yükü, çağdaş dünya ile birlikte yüklenmektedir. Roma döneminde, Roma’nın dışında kalan milletlere ithafen kullanılan bu kavram, günümüzde anlaşıldığı gibi bir “<em>aşağılama</em>” amacı yüklü bir kavram olarak kullanılmamıştır. Bu kavrama kötü anlamlar yükleyen modern bir bakış açısıyla geçmişi anlamaya çalışanların, aslına bir nevi anakronizm ile yaklaşanların neticesinde oluşmuştur. 3. yüzyıl Roma’sında, nüfusun farklı sebeplerle oldukça azaldığını, bu azalan nüfusa insan unsuruna ihtiyaç duyan Roma çözüm olarak ise “barbar” olarak gördüğü milletleri topraklarına dâhil ederek aşmaya çalışmıştır. Bu insanları, tarım arazilerinin işlenmesinde, orduda yer almalarına kadar farklı farklı alanlara yerleştirmiştir. Modern bakış açısı, tarihi ve tarihteki kült kavramların izahını güç kılmaktadır. “<em>Barbarlık</em>”, Roma dünyası için yalnızca bir kavram değildir. Roma İmparatorluğu’na göre, kendilerinin  siyasi varlığını tehdit eden her kavim barbardır. Bu bir çerçevedir ve herhangi bir millet bu çerçevenin içine girebilmektedir. Bunun ortaya çıkabilmesi için iki farklı kültürün karşı karşıya gelmesi gerekmektedir. Biri, diğer kültürün aidiyet alanını tehdit etmeye başlaması ile kavram, “<em>yabancı, öteki, diğeri, kendinden farklı olan</em>” gibi anlamlar yüklenerek o diğer kültürün izahında kullanılmıştır. Eğer bu kültürü tehdit eden diğer kültürün insanları “<em>Ben Romalıyım</em>” derse de Roma, onları da Romalı olarak kabul etmiştir. Romalı olmak demek ise meşru otoriteyi kabul etmektir ve meşru otorite yani Roma’yı Roma yapan unsur ise yadsınamayacak ölçüde önemli ve sürekliliği sağlanmış olan Roma hukukudur.  Romalılar ile barbar kavimler arasındaki en temel farklılıklardan biri olan yazılı hukuk sistemine sahip olmalarıdır. Avrupa Hun Türklerinde hukuk sistemi ise sözlü kültüre dayanmaktadır. Bunu, Hun Türklerinden herkes bilir ve uygular. Görülmektedir ki bu onların hukuksuz, kuralsız olduğu anlamına gelmemektedir. Avrupa Hun Türklerindeki hukuk kuralları işleyişi ve onların meclisleri hakkında yeterince bilgi günümüze ulaşmamıştır. Ancak, Asya Hun Türklerinden farklı olmadığı  açıktır. Bunun en açık örneği de Priscus’un eserinde görülebilmektedir.  Eserde, Attila’nın yanında bulunan ve “logades” olarak adlandırılan görevli bir Hun Türkü’nden bahsedilmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1"><sup>[1]</sup></a> Priskos’un eserinde, Avrupa Hun Türklerinin meclisi hakkındaki bilgiler ise şu şekilde kaleme alınmıştır:</p>
<p style="padding-left: 80px;"><em>“Çadırımıza döndüğümüz zaman Orestes’in babası gelerek Attila’nın bizi saat dokuzda (öğleden sonra üçte) yemeğe davet ettiğini haber verdi. Davet saatini bekleyerek saat dokuzda Batı Roma elçileri olarak davete icabet ettik. Kapının eşiğinde tam Attila ile karşı karşıya durduk. Oturmadan önce bunların örf ve adetlerine göre Attila’ya selam vermek üzere sâkiler elimize kadeh verdiler. Elimizde bu kadehle oturmadan önce selam verdik. Verileni içtikten sonra yemek sırasında oturmamız icabeden iskemlelere oturduk. İskemleler her iki tarafta ve duvarın yanında idiler. Ortada bir divanda Attila oturuyordu. Arkada bir divan daha vardı. Bunun arkasında ise birkaç merdivenin üzerinde Attila’nın özel dinlenme ikametgahı vardı. Burası işlemeli tül perdelerle süslenmiş ve örtülmüştü. Tıpkı Grekler ve Romalıların düğün evlerine benziyordu. Yemekte en hürmetli yer Attila’nın sağ tarafı idi. İkinci mevkii sol taraf idi. Biz de bu sol tarafta oturduk. Fakat üstümüzde Berichus adlı bir İskit reisi bulunuyordu. Onegesius Attila’nın sağ tarafına oturmuş, karşısında da iki oğlu yer almıştı. En büyük oğlu ise Attila’nın divanında ve belli bir uzaklıkta oturmuş olup babasına saygıdan dolayı gözlerini öne eğmiş bulunuyordu. Hepimiz yerimize oturur oturmaz sâki geldi ve şarap dolu kadehi Attila’ya verdi. Attila bunu alıp sıraya göre ilk adamı selamladı ve şerefine içti. Selamı alan, hemen ayağa kalkıyor ve içinceye kadar veya iade edinceye kadar bir yere oturmuyorlardı. Daha sonra ayağa kalkan şarabı içmeden Attila’ya sağlık diliyor sonra için oturuyordu. Attila’nın şarapçısı gittikten sonra diğer şarapçılar geldiler. Çünkü herkesin ayrı ayrı şarapçısı vardı. Böylece herkese ayrı bir şarapçı şarap ikram etmekteydi. Bu suretle ikinci şahıs ve diğerlerinin şerefine içildikten sonra sıra bize geldi. Bizim şerefimize de içildi. Sonra selam merasimi bitince sakiler çekildiler. Önce Attila’nın hizmetçisi bir tepsi et ile içeri girdi. Sonra da bize hizmet edenler ekmek ve yemek getirdiler. Masalara koydular. Bize ve diğer barbarlara çok tatlı ve leziz yemekler getirildi. Diğer İskitlere ve bize gümüş tabaklarda, Attila’ya ise tahta tabakta et getirmişlerdi. Her cihette mutedil ve kanaatkâr idi. Misafirlere altın ve gümüş kadehler verildiği halde onun kadehi tahtadan idi. Sırtındaki elbiseleri, ayakkabıları, kılıcının kabzası, kılıfı ve atının takımları askerlerininkinden hiç de farklı değildi. Buna karşı diğer İskit komutanlarının bu eşyaları altın ve kıymetli taşlarla süslü göz kamaştırıcı idi. Kendisininki böyle değildi. Yalnız diğerlerinden daha temizdi. İlk porsiyonu yedikten sonra yine önceki gibi herkes ayağa kalkarak Attila’nın şerefine şarap içtik. Bundan sonra tekrar yerimize oturduk. Masamıza başka yemekler getirdiler. Bu yemeği yedikten sonra yine aynı şekilde içtik ve yerlerimize oturduk. Akşam olunca meşaleler yakıldı ve Attila’nın huzuruna iki barbar gelerek, kendi yazmış oldukları Attila’nın kahramanlıkları ve İskitlerin zaferleriyle ilgili şiirler okumaya başladılar”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2"><sup><strong>[2]</strong></sup></a></em></p>
<p>Avrupa Hun Türklerinin meclis örneği, Roma hukuk düzeninden oldukça farklıdır ve bu durum onlar arasındaki “barbar” kavramının kullanılmasına sebebiyet vermiştir. Yerleşik bir Roma kültürü ile bozkır kültüründen oluşan boy birliklerini kıyaslamak elbette ki doğru olmayabilir. Biri bozkır kültürü şartları içerisinde organize olmayı başarabilen bir devlet iken, diğeri tamamıyla yerleşik bir kültürün devletidir. Hem yapısal hem de içerik bakımından oldukça farklı organize olmuşlardır.</p>
<p>Roma tarihi içerisinde oldukça önemli bir yere sahip olan Marcus Tullius Cicero Roma’nın hukukuyla ilgili şu açıklamayı yapmıştır;</p>
<p style="padding-left: 80px;"><em>“Hakiki yasa doğayla uyum içinde olan, her şeyin içine dağılmış halde bulunan, değişmez ve ebedi olan, buyurarak (bizi) göreve çağıran, yasaklayarak suçtan alıkoyan doğru akıldır; dürüst, adil insanlara boş yere emir ve yasak getirmez, sahtekâr, suçlu insanlara ise ne emirle ne de yasakla bir etkide bulunmaz. Ne bu yasayı yürürlükten kaldırmak caizdir ne ondan herhangi bir şeyi alıp çıkarmaya izin vardır, ne de tamamen feshedilebilir. Ne senato ne de halk aracılığıyla bu yasaya olan bağlılığımız ortadan kalkabilir; açıklanması veya yorumu için başkasına ihtiyacımız yoktur. Ne Roma’da ne de Atina’ da, ne şimdi ne de bundan sonra başka bir yasa olacaktır; bütün halkları ve bütün çağları bağlayıcı olan ebedi ve değişmez tek bir yasa olacaktır. Bir tek, her şeyin ortak efendisi ve hükümdarı olan Tanrı bu yasanın yapıcısı, yargıcı ve onu teklif eden kişi olacaktır. Bu yasaya itaat etmeyen kişi kendinden kaçmış ve insan doğasını inkar etmiş olur ve her ne kadar genelde kötü diye bilinen cezalardan kurtulsa da cezaların en kötüsünü çekecektir”</em><a href="#_ftn3" name="_ftnref3"><sup>[3]</sup></a></p>
<p>Yani bir insanın ya da bir kavmin kendini Romalı olarak görmesi için Roma hukukunda yer alan her kanuna uyması, kanunlara uygun olarak yaşaması ve Roma’ya hizmet etmesi yeterli görülmektedir. Romalılığın dışında kalan, yani Roma hukukunu kabul etmeyenler ise “barbar” olarak adlandırılmışlardır. Bunu, bu tanımla birlikte daha net görmekteyiz ki barbarlığın çıkış noktasında herhangi bir “aşağılama” kaygısı bulunmamaktadır.</p>
<p>Roma’yı diğer çağdaşı devletlerden ayıran belli başlı özellikler; din, hukuk ve kent kültürlerinin gelişmişlik düzeyleridir. Roma halkının önceliği her zaman için Akdeniz ve onu çevreleyen toprakların güvenliğinin sağlanması olmuştur. Dışarıdan bir güç onların hakimiyet alanlarına yaklaşması durumunda, kendi egemenliklerinin, ekonomilerinin, medeniyetlerinin bozulmasından endişe uymuşlar ve bu dışarıdan inanları bir şekilde kendilerine dahil ederek tehlikeyi önlemeye çalışmışlardır. Roma İmparatorluğu, söz konusu coğrafyalarda kim yaşıyorsa yaşasın, orak bir din oluşturulmasından ziyade bu coğrafyada yaşayanların dinlerini, kendi içerlerinde yaşayabilecekleri bir dünya oluşturmaya çalışmıştır.</p>
<p>Dönem kaynaklarına yer alan “barbar” kavramı, üzerinde titizlikle durulmayı gerekli kılmaktadır. Bu, Hegel’in de dediği gibi konuşulan <em>dönemlerin ruhunu okumak</em> için gerekli olan bir durumdur.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4"><sup>[4]</sup></a> Geç yüzyıllarda barbarlık kavramı, Avrupa merkezci tarih anlayışı bakış açısıyla bugünkü klasik anlamını almıştır. Klasik olan barbar kavramı yazılı kültüre dayanmaktadır.  Roma dünyası ile barbar dünyası arasındaki en büyük ayrımlardan birisi de barbar kavimlerin sözlü hukuka sahip olmasıdır.</p>
<p>Roma halkı, farklı etnik unsurların bir arada yaşadığı, pagan inancına sahip, şehir kültürü ile özdeşleşen insanlardan oluşmaktadır. Roma denince akla ilk gelen unsurların başında, onlardan günümüze ulaşan mimari yapıları ve şehirleri yer almaktadır. Ammianus’un ve diğer Roma tarih yazarlarının, bu “barbar” bakış açılarının altında, yazı kültürünün dışında yatan bir diğer sebep de şehirli insanların, “ötekilere” nasıl baktıklarıdır. İbn Haldun’un izah ettiği “hadarilik” ve “bedevilik” kavramları<a href="#_ftn5" name="_ftnref5"><sup>[5]</sup></a> arasındaki bu çatışma, 4. yüzyıl Roma dünyasında da karşımıza çıkmaktadır. Aslında en belirgin nokta, medeniyetle bedevilik arasındaki ya da kent kültürü ile tam anlamıyla yerleşik olmayanlarla aralarındaki farklılıklardır. Romalı tarih yazıcılarının, Galyalılar’a, Gotlar’a, Avrupa Hun Türkleri’ne, Tuna’nın kuzeyindeki ve doğusundaki milletlere karşı bakış açılarındaki farklılaşmanın en temelinde bu faktörler yer almaktadır. Ammianus’un zihninde de antik dönemlerden itibaren kentli olmayan kültürlere karşı oluşturulan bir takım terminolojik kavramlardan meydana gelen şablon bulunmuş olmalıdır. Bu hali hazırda süregelen şablonun içerisine, kendilerine “yabancı” olan her kavmi rahatça yerleştirebilmektedir.</p>
<p>Ortaçağ’da Barbar dünyanın bu etiketten kurtulabilmesi Hristiyanlığı kabul etmeleri ile mümkün olmuştur. Din, kavramın kırılmasında kilit nokta olmuştur. İnsanlar yavaş yavaş bu dinin gerekli vecibelerini yerine getirdikçe, barbarlık kavramından uzaklaşmışlardır.</p>
<p>Cicero’nun dışında günümüze ulaşan metinlerden anlaşılıyor ki barbarlık kavramı bugün olduğu gibi o dönemde de çeşitli tartışmalara sebep olmuştur. Konuyla ilgili Scipio, Roma tarihinin içinde bulunduğu çağda en mükemmel ve örnek teşkil eden bir devlet olarak görmüştür. Barbarlık kavramı ile ilgili şu cümleleri kullanmıştır. Scipio:</p>
<p><em>“Romulus’un uyruklarını barbar olarak tanımlayabilir miyiz? Laelius: Eğer Yunanların söylediği gibi Yunan olmayan herkes barbar ise, korkarım Romulus’un uyrukları da barbardı. Ama bu tanım karakterden daha çok konuştukları dil ile ilgiliyse, bu durumda Romalılar Yunanlardan daha fazla barbar değillerdi”<a href="#_ftn6" name="_ftnref6"><sup><strong>[6]</strong></sup></a>  </em>yorumlarında bulunmuştur.</p>
<p><strong>Dipnotlar</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Kürşat Yıldırım,  <em>Hun Tarihi</em>, İstanbul Üniversitesi Açık Ve Uzaktan Eğitim Fakültesi Ders Kitabı, s.204.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Priscus, <em>Attila ve Bizans Tarihi</em>, çev, Turhan, Kaçar, Alfa Yayınları, İstanbul, 2020, s,s.129.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a>Pelin Atayman Erçelik, <em>Cıcero’da Doğal Hukuk Anlayışı</em>, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Eskiçağ Dilleri ve Kültürleri Anabilim Dalı Latin Dili ve Edebiyatı Yüksek Lisans Tezi, Danışmanı: Çiğdem Dürüşken, İstanbul,2008, s.62.</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Mustafa Cem Oğuz<em>, Hegel’in Woodrow Wilson Üzerindeki Tesiri: Organik Devlet Düşüncesinin Amerika’ya Girişi,</em> Hacettepe Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dergisi,  cilt 36, sayı 2, 2018, s.85.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> İbn Haldun, <em>Mukaddeme</em>, Yayına Hazırlayan, Süleyman Uludağ, Dergah Yayınları, 2007, İstanbul, s.159.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a>Cicero, <em>The Republic and the Laws</em> , çev., N. Rudd, 2008, New York: Oxford University Press.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turkler-barbar-mi/">Türkler Barbar mı?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;nın Kılıcı/Kırbacı  Attila (395-453)</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/tanrinin-kirbaci-attila/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Mar 2017 09:54:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Arpat]]></category>
		<category><![CDATA[Attila]]></category>
		<category><![CDATA[hun]]></category>
		<category><![CDATA[Macar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=6774</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Prof.Dr. Hilmi Özden Hun-Macar Batılı tarihçiler, atlı ve ok kullanan Macar kavmini “Hungarus” olarak isimlendirmişlerdir. On birinci asır sonunda telif edilen Gesta Ungarorum adındaki Macar millî destanı, bir Macar-Hun an’anesinden bahseder ki Hun ve Macar kavmi aynı kavimdir; Gesta’ya göre, ilk Macar kralı Arpâd, Attila’nın direkt soyundan gelir; her ikisi de Yafes oğullarından Magog’un [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/tanrinin-kirbaci-attila/">Tanrı&#8217;nın Kılıcı/Kırbacı  Attila (395-453)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: right;"><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Yazar: Prof.Dr. Hilmi Özden</strong></span></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Özet<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Batılılar tarafından Tanrının kılıcı/kırbacı olarak isimlendirilen Attila, başta Macaristan olmak üzere Turan coğrafyasında en büyük Hun-Türk hükümdarlarından biri olarak kabul görmektedir. Efsanelerle örülmüş hayatı bir çok millet tarafından benimsenerek destanlarına alınmıştır. Kimine göre adil, kimine göre gaddar olarak tanımlanan Attila’nın üzerindeki sis perdesi her geçen gün aydınlanmaktadır. Batı ve Doğu Roma İmparatorlukların korkulu rüyası Attila ansızın ölmüştür. Ölümü ile birlikte Avrupa Hunlarının dağılma süreci başlamıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Anahtar Kelimeler:</strong> Attila, Batı Hun İmparatorluğu, Tanrı’nın kılıcı/kırbacı</span></p>
<p></div>
            </div></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Hun-Macar</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Batılı tarihçiler, atlı ve ok kullanan <strong>Macar</strong> kavmini “<strong>Hungarus</strong>” olarak isimlendirmişlerdir. On birinci asır sonunda telif edilen Gesta Ungarorum adındaki Macar millî destanı, bir Macar-Hun an’anesinden bahseder ki Hun ve Macar kavmi aynı kavimdir; Gesta’ya göre, ilk Macar kralı Arpâd, Attila’nın direkt soyundan gelir; her ikisi de Yafes oğullarından Magog’un halefleridirler; <strong>Arpâd</strong> meşru mirası olarak <strong>Attila</strong>’nın memleketini işgal etmiştir. Başkentini bizzat Attila, Roma harabeleri üzerinde inşa etmiştir ve buna Macarlar Buda adını verirler. Nihayet, Attila kavminin bir bakiyesi olan <strong>Sekeller</strong>, yurt işgali sırasında Arpâd’ın muharebelerine katılmışlardır. Gesta, Attila’nın flagellum Dei (Tanrı’nın gazabı-kırbacı) sıfatını da bilir. Bütün bunlardan ancak, Hun-Macar birliği fikri ve irsiyet inanışının eski bir anane olabileceği neticesi çıkar. Macar kralı II. veya III. Bela’nın kâtibi bulunan Anonymus, “Attila kendisine Tuna civarındaki ılıcalar üzerinde başkent inşa ettirir; orada bulduğu bütün harabeleri yeniden inşa ettirmiş ve hepsini sağlam surlarla çevirtmiştir. Arpâd Megyer civarında Tuna’yı geçerek kral Attila’nın şehrine girdiğinde “Kral saraylarını görmüşler ve-bazıları harabeler halinde diğerleri sağlam-bütün bu taş binalara hayran olmuşlardır. Attila şehrini-hususiyle muharebe etmeden-işgale muktedir olduklarından dolayı son derece memnundular, zira Macar reisi Arpâd, Attila’nın soyundan gelmişti. Orada yan yana oturarak hergün Attila’nın sarayında ziyafetler çekerlerdi”.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn1">[1]</a> Avrupa Hunlarının, ismen tanıdığımız ilk hükümdarı Balamber’dir. Hunları Gotlara karşı sevkeden o idi (373-375 sıralarında). Adını duyduğumuz müteakip Hun Hükümdarı Uldin’dir (400). Lâkin Uldin, sadece “regulus”dur. Hunların batı cenahı reisi bulunan bu zat, belki de hükümdar hanedanına mensup değildi; son defa kendisinden 409’da bahsedilir. Karaton’un artık bütün Hun ittifakının reisi bulunduğunu kesin şekilde biliyoruz. Oktar ve Ruga (Rua) Attila’nın babası Muncuk’un kardeşleri idiler ve şüphesiz olarak büyük hükümdar soyundandılar. Attila’nın başka bir amcası hakkında da bilgimiz vardır. Bunun adı Aybars (Ay-pars) idi. Oktar ile Ruga’nın iktidarı daha önce aralarında paylaşmış olmaları muhtemeldir. Birincisi 430 sıralarında diğeri ise 435’te vefat etmiştir. <strong>Ruga</strong>’nın ölümünü müteakip kardeşi <strong>Muncuk</strong>’un en yaşlı oğlu <strong>Bleda</strong> tahta çıkmıştır.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn2">[2]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk.png"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-6781" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-300x200.png" alt="" width="608" height="405" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-300x200.png 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-768x511.png 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-414x276.png 414w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-470x313.png 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-640x426.png 640w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-130x86.png 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk-187x124.png 187w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/03/96.-kép-Hun-5-Europa-Türk.png 893w" sizes="auto, (max-width: 608px) 100vw, 608px" /></a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Tanrının Kırbacı Attila</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Türk devlet teşkilâtında daima büyük kardeşin tahta çıkması kesin olmayıp, şehzadeler arasında en liyakatlisinin başa geçmesi geleneği var olmasına rağmen, Bleda Hun hükümdarı olmuştur. Fakat üstün kabiliyetlerinden dolayı bütün işleri Attila yürütmüştür.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn3">[3]</a> Atilla’nın kardeşi Bleda ölünce ise, kavimde onun yerini kimin alacağı konusunda tartışma çıktı. O sırada bozkırın ortasında alev alev yanan bir kılıç belirdi; yere sıkı sıkıya çakılı duruyordu. Attila ile yanındakiler haberi veren çocuğun peşinden manzarayı görmeye gittiler. Attila yaklaşıp kılıcı tutmaya çalışınca, kılıç eline doğru“zıpladı”. Kılıcın parlaklığı ve yapısı, onun sıradan bir insan tarafından yapılmadığını gösteriyordu. Mutlaka,“Tanrı’nın kılıcı”Attila’ya gönderilmiş bir kehanetti ve Attila’nın “hunların hükümdarı”olması isteniyordu. Efsaneye göre Attila bu kılıçla savaşırdı.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn4">[4]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Bazı tarihçiler 444/45 yılında Bleda’nın Attila tarafından öldürüldüğünden bahsetmektedirler. Oysa, Attila gibi büyük bir şahsiyet abisini öldürerek Hun tahtına oturmak isteseydi, tüm güç elinde olduğu halde ona on yıl katlanmazdı. Ayrıca Hun ülkesini ziyaret eden Grek seyyahı Priskos’un notlarında buna dair hiçbir kayıt yoktur. Gerçi başta Jordanes olmak üzere bazıları bu iddialarını, Priskos’un eserinin kaybolan kısımlarına dayandırıyorlarsa da mevcut fragmantlarda bunun aksini ispat edecek notlar bulunmaktadır. Nitekim Priskos, Hun ülkesindeki gezilerinde Bleda’nın dul eşinin sahibi olduğu yerleşim yerinde, kendisiyle görüşmesinin anlatıldığı notlarda mağdurluğunu belirtecek hiçbir kayıt yoktur. Ayrıca Bleda’nın isminin geçtiği yerlerde onun öldürüldüğüne dair bir bilgiye rastlanılmamaktadır. <a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn5">[5]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Attila’nın hükümet merkezinin (başkenti) neresi olduğu meselesi oldukça ihtilaflıdır. Yalnız, umumiyetle tarihçiler burasının Macaristan’da ve Tisa ile Körös nehirleri arasında bir yerde olduğu görüşündedirler.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn6">[6]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Uldız</strong>’ın temelini attığı <strong>Hun</strong> dış politikası gereği <strong>Batı Roma</strong> İmparatorluğu ile başlangıçta iyi ilişkiler içerisinde bulunan Attila, Doğu Roma’nın hâkimiyet altına alınmasından sonra, politikasında belirgin bir değişikliğe gitti. Artık Batı Roma da boyunduruk altına alınacak ve sıra Sasaniler’e gelecekti. Çünkü efsaneye göre de bu sırada Harb Tanrısı Ares kılıcının Attila’nın eline geçmiş olması buna işaret sayılıyordu. Bu konuda Jordanes şu bilgileri vermekteydi: “Attila, tabiatı böyle olduğu için büyük işler yapacağına inanan insandı. Onun kendisine güvenini kılıcı sağlıyordu. Bu kılıç, İskit krallarının nezdinde daima kutsal addedilmiştir. Bir çoban inek yavrusunun topalladığını görünce, bu yaranın sebebini de bulamayınca endişeyle kan izlerini takip ediyor. Nihayet kılıca geliyor. Hayvan otlarken bu kılıcın üstüne basmış. Çoban işte bu kılıcı kazıyıp çıkararak hemen Attila’ya getiriyor. O, bu hediyeden dolayı teşekkür ederek, kendisinin bütün dünyanın imparatoru tayin edildiğini düşünüyor ve Ares’in kılıcı ile savaşlarda başarılı olmanın kendisine bahşedildiğine inanıyor”,bu anlayışla Hun dış politikasının ağırlık noktası Batı Roma’ya kaymış oluyordu.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn7">[7]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">452 yılının ilkbahar sonlarında Attila, ordusu ile Pannonia’dan hareketle ve Aetius tarafından çok az müdafaa edilen Juli Alpleri’nin dağ boğazını geçti. Dahilî karışıklıklar ve saray entrikaları sebebiyle Aetius, Attila’nın ilerlemesine karşı tedbir alamadı. Attila, surlarla çevrili, ileri harekâtına mani olan Aquileia şehrinin önlerine kadar kolayca ulaştı. Bu şehir, imparatorluğun doğu sınırlarını müdafaa eden bir konumda idi. Bu yüzden çok iyi tahkim edilmiş bir vaziyette idi. Burayı koruyan askerler, Alarik ile Antala’nın komutası altındaki Gotlar idi. Şehir Utluların hücumlarına karşı üç ay direndi ve hiçbir zaman teslim olmayacak intibaı uyandırdı. Çevredeki meskûn yerleri ele geçirmiş olan Hunlar arasında, erzak azlığı nedeniyle huzursuzluk baş gösterdi. Attila ise stratejik önemi çok büyük olan böyle bir yeri ele geçirmeden ilerlemeyi uygun bulmadı. Bu sırada bir leyleğin yavruları ile birlikte Aquileia’yı terketmekte olduğunu gördü. Attila, bundan faydalanarak askerlerinin cesaretini arttırmak gayesiyle onlara hitap etti. Jordanes’in anlattıklarına göre şunları söyledi: “Üstün bir önseziyle yaratılmış olan bu kuş, bu şehrin kendisini koruyamayacağı, orada emniyette olamayacağına kanaat getirerek yuvasını bırakıp gitmektedir. Bu, kaleyi koruyanların artık şehri müdafaa edecek güç ve imkândan mahrum olduklarının kati işaretidir. Demek oluyor ki, artık muhasaramıza uzun süre dayanamayacaklardır”. Bu konuşma Hun askerî arasında müthiş bir tesir yaptı ve Attila, üç aylık sıkı bir kuşatmadan sonra deniz, nehir ve bataklıklarla korunan, şiddetle hiçbir zaman ele geçirilememiş, bütün imparatorluğun 9. büyük şehri ve Aquileia’yı ele geçirerek tahrip etti. Hunların ilerlemeleri İtalya’yı korkuttu ve dehşete boğdu. İmparator Valentinianus, Ravenna’deki saraydan kaçtı. Bu arada Aetius, Doğu Roma imparatoru Marcianus’dan yardım istedi. Fakat onun askerleri ile yardıma gelmesi çok uzun zaman alacaktı. Bu durum karşısında Batı Roma imparatoru III. Valentinianus Roma hükümetini topladı. Doğu Roma’nın yaşadığı tecrübelerden de yararlanarak bir çözüm yolu bulmaya çalıştı. 450 yılının konsülü ve gözde senatörlerden biri olan Avienus’un önderliği altında, Roma şehrinin valisi Trigetius ve Papa I. Leo (Büyük Leo) Attila’ya elçi olarak gönderildi.. Elçilik heyeti, Po ve Mincio ırmaklarının birleştiği yerde bulunan Attila ile görüştüler. Ateşkes istediler ve sonunda başarı elde ettiler. Hıristiyanlık âleminin en büyük ruhani şahsiyeti olan Papa Leo, Attila’nın ayağına gitmeden evvel, özel merasimlerde giyilen muhteşem papalık elbisesini giymiş ve büyük Hun imparatorunun huzuruna böyle çıkmıştı. Attila Papaya gayet nazik muamelede bulunmasına rağmen, aralarında geçen konuşma bilinmemekteydi. Fakat aralarında ne geçmiş olursa olsun, neticede Romalılar bağışlanmak için yalvarmışlardı.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn8">[8]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><strong>Attila’nın Ölümü</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Büyük Hun hükümdarı, İstanbul kuşatmasıyla Doğu’yu, Campus Mauriacus savaşıyla da Batı’yı etkisiz hale getirmişti. Fakat iktidarının ve kuvvetinin zirvesinde iken beklenmedik şekilde ölüvermiştir. Jordanes Attila’nın ölümü ve cenaze merasimi hakkında şu enteresan bilgileri vermektedir: “Attila, tarihçi Priskos’un anlattığına göre, öldüğü sırada Ildico adlı çok güzel bir kızı, o soyun geleneği uyarınca, sayısız eşlerinin ardından kendine eş olarak alıyordu ve düğün sırasında çok fazla neşelenerek gevşeyip şarap ve uykunun verdiği ağırlıkla sırtüstü uzandığında, her zaman başına geldiği üzere, burnundan oluk oluk kan akmaya başladı. Kanın normal akış yolları engellenince de, öldürücü yoldan boğazına inerek hayatına son verdi. Ertesi gün, güneş gökyüzünün tepesine yükseldiğinde, hakanın adamları kuşku içerisindeydiler. Kapıyı açıp içeriye girdiklerinde Attila’yı, ağlayıp sızlayan kızın kollarında yarası beresi olmadığı halde ölü durumda, kızı da yüzünü peçesinin altına gömmüş, ağlarken buldular” Bu arada Jordanes, Attila’nın ölümü üzerine Doğu Roma İmparatoru Markianos’un rüyasını Priskos’a dayanarak nakleder: “O zaman şu hayrete şayan şey vukuû bulmuştur. Bu kadar vahşi düşman hususunda endişeli olan Doğu’nun kralı Markianos’a rüyasında, Tanrının kendi yanında oturduğu görülmüş ve Tanrı ona Attila’nın yayının aynı gecede kırılmış olduğunu göstermiştir. Sanki bu silâhta çok anlam varmış gibi. Tarihçi Priskos bunu gerçekten ispat edebileceğini (yani buna gerçekten tanık olduğunu) söylemektedir”. Bundan sonra Jordanes Attila’nın cenaze törenini tasvir ederek: “Ordugâhın ortasındaki ipek çadırın içerisinde Attila’nın naaşı duruyordu. Bunun etrafında Hun askerlerinden seçilmiş süvariler savaş oyunları oynuyorlardı. Erkekler halk geleneğine uygun olarak saçlarını kestiler. Korku uyandıran yüzlerini derin yaralarla çirkinleştirdiler. Aynı zamanda ozanlar ve savaşçılar Hun dilinde ağıtlar söylediler Muncuk’un oğlu Attila, en kahraman milletlerin efendisi. Sen İskitya ve Germenya’ya sahip olduğun gibi, sayısız şehirleri de zaptettin. Her iki Roma İmparatorluğu’nu da korkutarak kendine diz çöktürdün. Onlardan yıllık vergi aldın. Kaderin bütün bunları yaptıktan sonra, düşmanların hıyanetinden yahut yarasından değil, halkının arasında hiçbir acı duymadan öldün. Priskos’un anlattığına göre daha sonra Attila’nın mezarının başında strava denilen cenaze yemeği yenmiş ve defin törenine başlanmıştır. Attila’nın cesedi birbiri ardına üç tabuta kondu. Bunlardan birincisi altın, ikincisi gümüş üçüncüsü ise demirdendi. Bu, güçlü kralın üçüne de değdiğini göstermek içindi. Demir, kavimleri yendiğinin, altın ve gümüş ise her iki Roma İmparatorluğu’nda kazandığı mevkinin işareti idi. Gömme işi geceleyin ve gizlice oldu. Savaşta düşmandan alınan silâhlar, değişik taşlarla süslü altın işlemeli at koşum takımları ve krallığını gösteren değişik şeyler onunla birlikte mezara kondu. Bunlar onun sarayını süslüyorlardı. İnsana has aç gözlülüğü, bir büyük ve değerli hazineden uzak tutmak, kabrin yerini hiç kimsenin bilmemesi için mezarı kazanlar da öldürüldü”.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn9">[9]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Attila’nın nereye gömüldüğü bilinmemektedir. Fakat mezarının Tuna ve Tisa arasındaki bölgenin doğu yarısında olduğu tahmin edilmektedir. Ayrıca Jordanes’in mezarı kazanların öldürülerek Attila ile gömüldüğü haberinin ise hiçbir işareti bulunmamaktadır. Mezarın, mecrası değiştirilen bir nehire gömüldüğü söylenmişse de bunu destekleyecek deliller mevcut değildir. Yalnız çok kıymetli eşyaların bulunduğu Attila’nın kabri, o zamanki şartlar altında yağma ve soygunlara karşı gizli tutulmuştur. Allah’ın kamçısı (Flagellum Dei) ve günaha batan Hıristiyanları cezalandırmak gayesi ile Allah’ın göndermiş olduğuna inanılan Attila’nın fiziksel özelliklerine, şahsiyetine dair Jordanes ve Priskos’da şu bilgiler verilmiştir: “Kavimlerin sarsılması, bütün dünyanın korkması için doğmuş bir adam; hakkında yayılan korkunç haberler nedeniyle herkesin kendisinden korktuğu kişi idi. Kibirle iki kat yürür, gözleri ışık saçar, gururlu gücünü vücudunun hareketleriyle de hissettirirdi. Savaşı herşeyden çok sevmesine rağmen düşünerek hareket eder, bir çok şeyi aklıyla başarırdı. Kendisinden aman dileyenlere merhamet gösterir ve kendine sadık olanlara karşı çok lütuf gösterirdi. Kısa boylu, geniş omuzlu idi. Büyük başına nisbetle gözleri küçüktü. Seyrek sakalı beyazlamıştı. Yassı burnu ve biçimsiz yüzü, köklerinin damgasını taşıyordu. Akıllı ve kurnazdı. Tehdit ettiği yerin dışında başka bir yerden saldırırdı” “…bize ve diğer barbarlara çok tatlı ve leziz yemekler getirildi. Diğer İskitlere ve bize gümüş tabaklarda, Attila’ya ise tahta tabakta et getirmişlerdi. Her cihette mutedil ve kanaatkâr idi. Misafirlere altın ve gümüş kadehler verdiği halde onun kadehi tahtadan idi. Sırtındaki elbiseleri, ayakkabıları, kılıcının kabzası ve atının takımları askerlerininkinden hiç de farklı değildi. Buna karşı diğer İskit komutanlarının bu eşyaları altın ve kıymetli taşlarla süslü, göz kamaştırıcı idi. Kendisininki böyle değildi. Yalnız diğerlerinden daha temiz idi”<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn10">[10]</a> Attila’nın hayatı üzerine birçok eser<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn11">[11]</a> kaleme alındı</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Geza Gordonyi “Tanrının Kılıcı” isimli eserinde Atilla’nın ölüm sahnesini ve defin işlemlerini <strong> </strong>şu şekilde tasvir etmektedir:<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn12">[12]</a>Öğleden sonra Attilâ, büyük alanda kurulan gümüş yıldızlarla süslü siyah, ipek çadırdaki yüksek katafalka konuldu. Çadırın kenarları, halkın içeriyi görebilmesi için, yukarı kaldırılmıştı. Baş şamanlar katafalkın gerisinde siyah at kurban ettiler. Kör Kama, kayıp ruhlardan Attilâ’yı nasıl gömeceklerini sordu. Aldığı cevap şöyleydi : “Onu üçlü bir tabuta koyun. Birinci tabut güneş gibi parlayan altından olsun. Çünkü o Hunların güneşiydi. İkincisi: Kuyruklu yıldızın kuyruğu gibi beyaz gümüşten olsun. Zira o dünyaya yüz yıllarda bir görünen kuyruklu yıldızdı. Üçüncü tabut, çifte su verilmiş demirden olsun. Çünkü o çelik gibi kuvvetliydi.” Tabutlar hazırlanıncaya kadar büyük beyler, Attilâ’yı nereye götüreceklerini konuştular. Hunlar göçebe bir kavimdi, belki gelecek krallardan birisi milleti toplayıp, oğul veren arılar gibi, başka bir yere götürebilirdi. Yahut da muhtelif milletlerden birisi veya bir çapulcu ordusu altın isteyebilirdi. Yüz yıllar boyunca başka bir kuvvetli millet türeyerek tabutu gömülmüş olduğu yerden çıkartabilirdi de. İhtiyar Kama, göklerden gelen buyruğa göre şöyle söyledi:“Tisza (Tuna), ufak adacıklarla doludur. Bunların arasında dar bir yerdeki suyu boşaltın! Buraya derin bir mezar kazılsın, suyun yatağını genişletin, tabut buraya konulsun. Kral gömüldükten sonra, suyu yeniden yalağına salıverin. Zamanla bu yer hatıralardan silinir, tabutun üstünü de mil kaplar. Bu şekilde hiç kimse Attilâ’nın gömülü olduğu yeri bulamaz.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn13">[13]</a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Attila gibi büyük ve karizmatik bir liderin ölümünden sonra, Hun İmparatorluğu’na tâbi kavimler arasında çözülmeler baş gösterdi. Attila’nın ölümünden sonra tahta çıkan büyük oğlu İlek’in, babasının yerini dolduracak güç ve çapta olmaması ve kardeşler arasındaki çekişmeler de kavimlerin birbiri ardınca ayaklanmalarına sebep oldu. Hunlara ilk isyan bayrağını Gepid kralı Ardarik açtı. Bunun üzerine Tisa ırmağı boyunda yerleşen Rugiler, Tuna ile Tisa arasındaki Skirler, Hunimund ile Halarik idaresinde Hunlara hizmet eden ve Garam-Vâg ırmakları arasındaki bölgede yaşayan Quadlar da Hunlara karşı harekete geçti .Bu sırada Macaristan’daki Heruller ile iki Sarmat gurubu da Gepidlere katıldı. Attila’nın oğullarının yanında ise bugünkü Romanya topraklarında bulunan bazı kavimler, Rugia ve Skirler’in küçük bir bölümü, bazı Sarmat bakiyeleri ile Hunların en sadık müttefikleri olan Doğu Gotları bulunmakta idi. Böylece kısa sürede Avrupa’yı baştan sona fetheden, dünyaya korku salan Hun hâkimiyeti Attila’nın ölümüyle birlikte yine kısa sürede dağılmaya başladı.<a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftn14">[14]</a></span></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">Kaynaklar<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Ali Ahmetbeyoğlu, <sup> </sup>Avrupa Hun İmparatorluğu, Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk TarihKurumu Yayınları, Ankara, 2001.s.114.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Ali Ahmetbeyoğlu, Büyük Hun Hükümdarı Attila, Türkler ( Editör. Hasan C. Güzel ve ark), Cilt.1, Ankara, 2002.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Geza Gardonyi, Tanrının Kılıcı, Töre Devlet Yayınları, Ankara, 1974.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Gyula Nemeth, Attila ve Hunları, (Çeviren, Şerif Baştav), AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesi Yayınları, Ankara, 1982.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Manole Neagoe, Üç Bozkırlı (Atila-Cengiz Han-Timur), (Çeviren. Müstecip Ülküsal), Türk Kültürü Yayını, İstanbul, 1976.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Marcel Brion, Tanrının Kılıcı Atilla, (Çeviren. Füsun Dikmen)Tutku Yayınevi, Ankara, 2012.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Peyami Safa, Attilâ, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2010.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Wess Roberts, Hun İmparatoru Attila’nın Liderlik Sırları, ( Çeviren. Yakut Eren), İlgi Yayınları, İstanbul, 1989.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref1">[1]</a> Gyula Nemeth, Attila ve Hunları, (Çeviren, Şerif Baştav), AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya fakültesi Yayınları, Ankara, 1982. s. 160.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref2">[2]</a> Gyula Nemeth, a. g. e., s.95.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref3">[3]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, Büyük Hun Hükümdarı Attila, Türkler ( Editör. Hasan C. Güzel ve ark), Cilt.1, Ankara, 2002,  s.902</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref4">[4]</a> Wess Roberts, Hun İmparatoru Attila’nın Liderlik Sırları, ( Çeviren. Yakut Eren), İlgi Yayınları, İstanbul, 1989, s.70.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref5">[5]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, a. g. m., s. 903.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref6">[6]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, a. g. m., s. 906-907.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref7">[7]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, a. g. m., s. 907.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref8">[8]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, a. g. m., s. 914.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref9">[9]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, a. g. m., s. 914-915.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref10">[10]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, a. g. m., s. 915.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref11">[11]</a> Manole Neagoe, Üç Bozkırlı (Atila-Cengiz Han-Timur), (Çeviren. Müstecip Ülküsal), Türk Kültürü Yayını, İstanbul, 1976., Marcel Brion, Tanrının Kılıcı Atilla, (Çeviren. Füsun Dikmen)Tutku Yayınevi, Ankara, 2012., Geza Gardonyi, Tanrının Kılıcı, Töre Devlet Yayınları, Ankara, 1974. Peyami Safa, Attilâ, Ötüken Yayınevi, İstanbul, 2010. vd.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref12">[12]</a> Geza Gardonyi, a. g. e. , s. 336.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref13">[13]</a> Geza Gardonyi, a. g. e. , s. 337.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><a href="http://www.ulkuyaz.org.tr/Users/Hilmi%C3%96zden/Desktop/YESEV%C4%B0DERG%C4%B0S%C4%B0/ATT%C4%B0LA%20TANRI'NIN%20KILICI.doc#_ftnref14">[14]</a> Ali Ahmetbeyoğlu, <sup> </sup>Avrupa Hun İmparatorluğu, Atatürk Kültür, Dil Ve Tarih Yüksek Kurumu, Türk TarihKurumu Yayınları, Ankara, 2001.s.114.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">*Yesevî Dergisi, sayı 237, 2013, s.,26-28.</span></p>
<p></div>
            </div></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/tanrinin-kirbaci-attila/">Tanrı&#8217;nın Kılıcı/Kırbacı  Attila (395-453)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
