<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>islam arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/islam/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/islam/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Fri, 16 Sep 2022 23:01:05 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>islam arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/islam/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türklerde Devlet Sistemi</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turklerde-devlet-sistemi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva ELÇİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2020 20:32:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[asya]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<category><![CDATA[hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Kurultay]]></category>
		<category><![CDATA[Millet]]></category>
		<category><![CDATA[sistem]]></category>
		<category><![CDATA[Töre]]></category>
		<category><![CDATA[Toy]]></category>
		<category><![CDATA[türk]]></category>
		<category><![CDATA[türklerde devlet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=18662</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türkler’in milat öncesinden başlamak üzere yaklaşık dört bin yıllık bir tarihlerinin olduğu bilinmektedir. Bu uzun dönemde salt belli bir coğrafya sınırları içerisinde kalmamış, farklı yönlere doğru yayılıp kendi devletlerini kurmuşlardır. Türkler’in bilinen ilk devleti Hun Devleti olarak literatürde yerini alsa da, son yapılan araştırmalar İskitlere kadar uzandığı yönündedir. İslamiyet öncesi Türk devletlerinde devletin yapısı ve [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turklerde-devlet-sistemi/">Türklerde Devlet Sistemi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Türkler’in milat öncesinden başlamak üzere yaklaşık dört bin yıllık bir tarihlerinin olduğu bilinmektedir. Bu uzun dönemde salt belli bir coğrafya sınırları içerisinde kalmamış, farklı yönlere doğru yayılıp kendi devletlerini kurmuşlardır. Türkler’in bilinen ilk devleti Hun Devleti olarak literatürde yerini alsa da, son yapılan araştırmalar İskitlere kadar uzandığı yönündedir.</p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet öncesi Türk devletlerinde devletin yapısı ve işleyişinde Hun Devleti’nin önemli bir yeri vardır. Daha sonra gelen devletler Hun Devleti’ndeki yapıyı örnek olarak almışlardır. Devlet eski Türklerde “il” adıyla anılmıştır. İlin başında hakan bulunurdu. Hakan Tanrı tarafından kendisine siyasi hakimiyet verilmiş yani kut anlayışı ile görevlendirilmişti. Tanrı hangi aileye kut vermiş ise, o ailenin fertleri devletin başına geçerdi. Sadece kut verilmiş aileden olmanın yanı sıra; güçlü, kuvvetli, bilgili, erdemli görüşlü vs. gibi özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu sistem sonraki devletlerde de varlığını devam ettirmiştir.</p>
<p style="text-align: justify;">Asya’da kurulmuş Türk devletlerinde ise dikkat çekici bir yönetim sistemi vardı. Bu sistem ikili idare şeklidir. Göktürkler’de Doğu-Batı, Asya Hunları’nda Güney-Kuzey, Oğuz ve Karluklar’da İç-Dış şeklinde ikiye ayrılırdı. Fakat bu Batı devletlerindeki çift başlılık ile karıştırılmamalıdır. Nihayetinde hakimiyet daima bir tarafta olmakta, diğeri ona tabi olarak bulunurdu. Hakanın yetkilerinin sınırsız olduğu aşikardır. Devlet üzerinde mutlak hakimiyete sahiptir. Ağzından çıkan sözler kanun hükmündedir. Bir nevi merkeziyetçi monarşi diye bileceğimiz bir anlayış bulunurdu. Her ne kadar hükümdarın yetkilerinin sınırsız olduğu kanısına varılsa da, kanun ve meclis hükümdarın yetkilerinin sınırlayan mekanizmalardır. Gerek İslamiyet öncesi Türk devletlerinde, gerekse İslamiyet ile birlikte Türk toplumlarında bu iki sistemin aynı şekilde hükümdarın yetkilerinde etki ettiğini söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet öncesi Türk toplumlarına baktığımızda; töre adı verilen yazısız hukuk kurallarının toplumun yaşantısında önemli bir yere sahip olduğu gibi, hükümdarın karar mercisinde yegane söz etkilidir. Hatta “il gider, töre kalır” atasözü de bunun en güzel örneğidir. Töre 3 şekilde oluşmaktadır:</p>
<p style="text-align: justify;">1- Halkın arasında zaman içinde var olan töreler,<br />
2- Hakanın iradesi ile oluşmuş töreler,<br />
3- Kurultayda alınan kararlar ile oluşan töreler.</p>
<p style="text-align: justify;">Böylece törenin varlığını diğer zamanlara kadar, hatta günümüze kadar geldiğini söyleyebiliriz. Hakanın yetkilerine sınır getiren bir diğer unsurda; kurultay yani toy, kengeş gibi isimler alan devlet meclisidir.<br />
Türkler’in Müslüman olmaları hem Türk hem de İslam tarihi bakımından son derece önemli bir olaydır. Türkler Müslüman olmakla kendi milli yapılarına uygun bir dine girmiş ve tarih sahnesinde büyük atılımlar yapmak için yeni bir inanç ve heyecan bulmuş oldular.</p>
<p style="text-align: justify;">İslamiyet sonrası Türk devletlerinde her ne kadar sistemin farklı işlenişi düşünülse de, töre ve kurultayın isim harici aynı şekilde hükümdarın egemenliğinde etkin rol oynadığını söyleyebiliriz. Törenin yerine din değişikliği ile birlikte şeri hukuk almış olsa da, örfi hukuk adı altında varlığının devam ettiğini görüyoruz. Öte yandan toyun ise divan ismiyle varlığını koruduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p style="text-align: justify;">Divan ilk Müslüman Türk devletlerinden, Osmanlı devletine kadar farklı eklemeler ile devam etmiştir. Özellikle Müslüman Arap devletlerle olan münasebetler sonrası yeni bir görünüm kazanmıştır. Böylece her milletten etkilenen devlet sistemi farklı yorumlar ile Osmanlı Devleti’ne kadar gelmiştir. Osmanlı Devleti’nde divan sisteminin önceki Türk-İslam devletlerden geçip o döneme kadar gelse de, Osmanlı Devleti daha sistematik hale getirdiğini söyleyebiliriz. Özellikle Fatih Sultan Mehmed döneminde yayınlanan Kanunname ile resmiyet kazanmıştır. Burada ki amaç merkezi devlet sitemi oluşturmaktır. Fakat divan sonraki dönemlerde işlevini kaybetmiştir. Donanımsız devlet adamlarının devlet üzerindeki baskısı artınca, işlevi dışına çıkmıştır. 19.yüzyıla gelindiğinde devleti yıkıma bile götürmüştür.</p>
<p style="text-align: justify;">Cumhuriyet rejimi ile birlikte divanın varlığının devam ettiği kanaatindeyim. Bakanlar kurulu esasında yukarıda da bahsettiğim toy, kengeş, divan sisteminin aslında bir devamıdır. Fakat aralarında ciddi farkların olduğunu söylemeliyim. Çünkü bakanlar kurulu milletvekillerinden oluşmakta yani halk seçmektedir. Fakat divan kurumunda ise atayıcı padişahtır. Burada değinmek istediğim mesele farklı sistemler dahi olsa akılda kalabilmesi ve benzerliklerden yola çıkarak bu zamanlara kadar geldiği şeklindedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Devlet, yönetici, toplum değişse bile sistem farklı görünümler kazanarak bu döneme intikal etmiş ve halende etmeye devam ediyor.</p>
<hr />
<p style="text-align: justify;">KAYNAKÇA</p>
<p style="text-align: justify;">BEDİRHAN, Yaşar. İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜ. İstanbul: Nobel Yayıncılık, 2008.<br />
KAFESOĞLU, İbrahim. TÜRK MİLLİ KÜLTÜRÜ. İstanbul, 1984.<br />
KUŞÇU, Ayşe. “Türklerin Orta Doğu Hakimiyeti”, 2006.<br />
MERÇİL, Erdoğan. Müslüman Türk Devletleri Tarihi. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2013.<br />
ÖGEL, Bahaeddin. TÜRK KÜLTÜRÜNÜN GELİŞİM ÇAĞLARI. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1971.<br />
Türkler Ansiklopedisi.<br />
ÜNAL, Mehmet Ali. OSMANLI MÜESSESELERİ TARİHİ. Isparta: Fakülte Kitapevi, 2019.<br />
YAZICI, Nesimi. Türk İslam Devletleri Tarihi. Ankara, 1992.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turklerde-devlet-sistemi/">Türklerde Devlet Sistemi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>MISIR’DA KURULAN İKİNCİ TÜRK DEVLETİ İHŞİDİLER</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/misirda-kurulan-ikinci-turk-devleti-ihsidiler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Havva ELÇİOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Jan 2020 08:16:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[ihşidiler]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[mısır]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=16146</guid>

					<description><![CDATA[<p>Türklerin soyu her ne kadar Asya Hun Devleti ile başlasa da, aslında son yapılan araştırmalara baktığımızda kesin bilgi olmamakla birlikte İskitlere dayandığı söylenebilir. Türkler Orta Asya’dan gelen ve birçok kıtaya hakim olan bir millettir. Onların yaradılışında savaşçı bir özellik vardır. Bunun nedeni Orta Asya’nın hava şartları çok çetin geçtiği için hep bir mücadele vermeleridir. Her [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/misirda-kurulan-ikinci-turk-devleti-ihsidiler/">MISIR’DA KURULAN İKİNCİ TÜRK DEVLETİ İHŞİDİLER</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türklerin soyu her ne kadar Asya Hun Devleti ile başlasa da, aslında son yapılan araştırmalara baktığımızda kesin bilgi olmamakla birlikte İskitlere dayandığı söylenebilir. Türkler Orta Asya’dan gelen ve birçok kıtaya hakim olan bir millettir. Onların yaradılışında savaşçı bir özellik vardır. Bunun nedeni Orta Asya’nın hava şartları çok çetin geçtiği için hep bir mücadele vermeleridir. Her şeyden önce doğaya karşı hayatta kalma mücadelesidir. Bu da onlara savaşçı bir özellik kazandırmıştır. İslamiyet’ten önce ‘Cihangir’ adı altında, İslamiyet ile birlikte ‘Cihat’ anlayışı ile mücadeleler vermişlerdir. Türklerde ki bu mücadeleci yapısı diğer devletler ile her zaman karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur. Türkler her zaman diğer devletler mücadele etmemiş, aynı zamanda idari ve askeri alanlarda yer almıştır. İhşidiler de bunlardan bir tanesidir. Abbasi Devleti, Emevi Devleti’nin yıkılması ile adeta İslam’ın koruyuculuğunu üstlenmiştir. Aynı zamanda bağımsız bir devlet olan Abbasiler Türklerden istifade etmişlerdir. Şuan İslamiyet birçok kıtada varlığını sürdürüyorsa, bunda Türklerin payı büyüktür. 9. Yüzyılda Abbasi Devleti’nin hizmeti altına giren Tolunoğulları 868 yılında Mısır’da kurulan ilk Müslüman Türk Devleti unvanı ile bağımsızlığını sağlamış, 905 yılında Abbasi orduları komutanı Muhammed b. Süleyman el-Katibi şehri yerle bir edip bu devleti yıkmıştır. Tolunoğullarının yaptığı bu bağımsızlık mücadelesi Abbasilerin Türklere verdiği idari ve askeri görevlendirmelerini etkilememiştir. Tükler Abbasilerin hizmetinde çalışmaya devam etmişlerdir. Sırası ile Muhammed b. Süleyman el-Katibi, Munis, Ebu’l Hasan Zeka el-Aver, Ebu’l Hasan Hilal b. Bedr, Ebu’l-Abbas Ahmed b. Kayıglıg ve Muhammed b. Tuğç Mısır’a vali olarak atanmışlardır. İhşid kelimesinin eski Farsça’da “hşeyte” veya “hükümdar, emir” manasındaki hşayesiyeden türediğine dair görüşlerin yanında, Türkçe ak kelimesiyle Farsça “güneş” şidin birleşmesinden oluştuğu görüşü de vardır. İhşid Arapça “melik’l-mülk” ifadesinin karşılığıdır. Soğd ve Fergana hükümdarlarının İslam öncesi dönemlerden beri kullandıkları bu unvan daha sonra İhşidi hükümdarlarına verilmiştir. İhşidiler Devletinin kurucusu Muhammed b. Tuğç iki nesilden beri Abbasilerin hizmetinde bulunan bir Türk aileden gelmektedir.Dedesi Cuff b. Yultekin Halife Mutasım zamanında hizmet etmiştir. Babası Tuğç b. Cuff Abbasiler adına Şam ve Taberiye valiliği yapmışır. Fakat Halife Tuğç b. Cuff’u önce hapsedip, sonra öldürmüştür. Muhammed bu nedenden dolayı Halifeye karşı cephe almıştır. Babasının intikamını almak için Abbasilere karşı bir devlet kurmayı planlıyordu. 935 yılında Mısır’a gelir gelmez akabinde hemen bir devlet kurmuştur. Mısır’a baskı yapan Fatimiler ve Suriye’den gelen Bedeviler ile mücadele edip, galip gelmiştir. Muhammed b. Tuğç her ne kadar Mısır’da bağımsızlığını kurmuş olsa da, Halife ile iyi geçinmeyi sağlayabilmiştir. Hatta Halife ona İhşid (Prens, Hükümdar) veya Akşit (Beyaz Güneş) unvanını vermiştir. Muhammed b Tuğç Mısır’da yönetimi tam anlamıyla ele aldıktan sonra halkın gönlünü kazanmaya çalıştı. Onun Mısır’da hakimiyeti ele geçirdiği sırada devlet adamlarının, ayrıca Fatimiler’in gözü buraya dikilmişti. Çünkü Halife ile aralarının bozulması ve devletteki sarsıntı ile burayı ele almayı planlıyorlardı. Abbasi hilafeti ile arasının bozulması üzerine Suriye’ye gelen eski emirü’l-ümera Muhammed b. Raik, Muhammed b, Tuğç ile Ariş’te karşılaştı ve Raik, Muhammed b. Tuğç’u yendi. Bu savaşta Muhammed b. Tuğç’un kardeşi Ebu Nasr Hüseyin ölünce, Raik Muhammed b. Tuğç’tan özür diledi ve her iki taraf arasında bir antlaşma yapıldı. Bu antlaşmaya göre Remle sınır kabul edilecek, Mısır İhşidiler’e Suriye’nin bir ise Raik’e ait olacak ve Raik İhşidiler’e vergi ödeyecektir. 941 yılında Raik ölünce Muhammed Suriye’ ye yürüdü ve orayı ele geçirdi. 942 yılında Mekke ve Medine’yi kendine bağlamıştır. Uzun sürede Hicaz yolları onun denetiminde aldı. 943 ortalarında Mısır&#8217;da kendisinden sonra evladına geçmesini sağlayacak tedbirlerle meşgul oldu. 943&#8217;te ülkerler ve Mısır halkından kendisinden sonra Ebu&#8217;l-Kâsım Unucur&#8217;a itaat edecekleri konusunda biat aldı. 944 yılında Hamdaniler ile bir mücadele verip galip gelen Muhammed, antlaşma yaparak Dımaşk’a gitti ve orada öldü.Muhammed b. Tuğç vefat etmesi üzerine, yerine veliaht ilan ettiği Ebu&#8217;l-Kâsım Unucur geçti. On beş yaşlarında olan Unucur, köle Kafur ile devleti idare etmekteydi. Kafur devleti bir hükümdar gibi yönetmeye başladı. Böylelikle devlet Kafuriler ve İhşidiler olarak ikiye bölündü. Ebu&#8217;l-Kâsım Unucur vefat etmesi üzerine yerine kardeşi Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed geçti. Halife babası ve ağabeyi gibi onun hükümdarlığını kabul etti, fakat yıllık tahsis ödenek yüzünden Kafur’a teslim oldu. Daha sonra Kafur’un yönetiminden uzaklaşmak istese bile bu gerçek olmadı. Yönetime sahip olmadan vefat eden Ebu’l-Hasan Ali b. Muhammed’den sonra yerine Kafur’un oğlu başa geçmek istedi, fakat Kafur bunu kabul etmedi. Mısır bir süre hükümdarsız kaldı. Daha sonra Halife ile arasını iyi yapan Kafur, vali olarak Mısır’a geldi ve varlığını kabul ettirdikten sonra kendi adına hutbe okuttu. Böylece resmen ve fiilen hükümdarlık makamını elde etmiş oldu. Kafur’un ölümünden sonra yerine on bir yaşındaki Ebu’l-Fevaris Ahmed b. Ali b. Muhammed el-İhşid geçti. İç meseleler, kıtlık, salgın hastalıklar, toplanan vergilerin askerlere ödenmemesi, halkın huzursuzluğu baş göstermiştir. Eskiden beri Mısır üzerine emelleri olan Fatimiler, bunu fırsata çevirerek Cevher es-Sıkıllı ‘nın komutasındaki birlikler Mısır’a doğru yola çıkar. Fatimiler ve İhşidiler arasında bazı çatışmalar çıkar ve İhşidiler teslim olmayı kabul ederler. 969 yılında Cevher Fustat’a girdi ve İhşidiler Devleti’ne son verdi.</p>
<p>KAYNAKÇA</p>
<p>BEDİRHAN, Yaşar. İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜ. İstanbul: Nobel Yayıncılık, 2008.</p>
<p>GÖKHAN, İlyas. “İhşidiler Devleti’nin Yıkılışına Sebep Olan İktisadi Buhranlar ve Salgın Hastalıklar”</p>
<p>İslam Ansiklopedisi. C. 21. İstanbul: Türkiye Diyanet Vakfı, 2000.</p>
<p>KUŞÇU, Ayşe. “Türklerin Orta Doğu Hakimiyeti”, 2006.</p>
<p>MERÇİL, Erdoğan. Müslüman Türk Devletleri Tarihi. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2013.</p>
<p>ÖGEL, Bahaeddin. TÜRK KÜLTÜRÜNÜN GELİŞİM ÇAĞLARI. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1971.</p>
<p>ÖNGÜL, Ali. İlk Müslüman Türk Devletleri Tarihi. İstanbul: Çamlıca Yayınları, 2018.</p>
<p>ŞEN, Mehmet Emin. “Abbasiler Döneminde İdari ve Mali Kadrolardaki Türkler”, 2009.</p>
<p>TURAN, Osman. TÜRK CİHAN HAKİMİYETİ MEFKURESİ TARİHİ. Ankara: Ötüken Yayınları, 2010.</p>
<p>Türkler Ansiklopedisi. C. 5,</p>
<p>YAZICI, Nesimi. Türk İslam Devletleri Tarihi. Ankara, 1992.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/misirda-kurulan-ikinci-turk-devleti-ihsidiler/">MISIR’DA KURULAN İKİNCİ TÜRK DEVLETİ İHŞİDİLER</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Harvard Kuran Ayetini En Büyük Adalet İfadelerinden Biri Olarak Tanıdı</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/harvard-kuran-ayetini-en-buyuk-adalet-ifadelerinden-biri-olarak-tanidi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 08:19:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Harvard]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=15212</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hukuk Fakülteleri arasında dünyadaki en prestijli hukuk fakültelerinden biri olan Harvard Hukuk Fakültesi, fakülte kütüphanesinin girişinde Kutsal Kuran’ın bir ayetine yer verdi ve ayeti tarihteki en büyük adalet ifadelerinden biri olarak nitelendirdi. El Nisa ( kadınlar) Suresinin 135. Ayeti fakültenin ana girişine bakan bir duvara asıldı ve adalet için en iyi ifadelere ithaf edildi. “Ey [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/harvard-kuran-ayetini-en-buyuk-adalet-ifadelerinden-biri-olarak-tanidi/">Harvard Kuran Ayetini En Büyük Adalet İfadelerinden Biri Olarak Tanıdı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hukuk Fakülteleri arasında dünyadaki en prestijli hukuk fakültelerinden biri olan Harvard Hukuk Fakültesi, fakülte kütüphanesinin girişinde Kutsal Kuran’ın bir ayetine yer verdi ve ayeti tarihteki en büyük adalet ifadelerinden biri olarak nitelendirdi.</p>
<p>El Nisa ( kadınlar) Suresinin 135. Ayeti fakültenin ana girişine bakan bir duvara asıldı ve adalet için en iyi ifadelere ithaf edildi.</p>
<p>“Ey inananlar, kendinizin veya anne babanızın ve akrabanızın aleyhine de olsa adaletten asla ayrılmayan, Allah için şahitlik eden kimseler olun. (insanlar) zengin olsunlar, yoksul olsunlar Allah onlara sizden daha yakındır. Öyleyse siz hislerinize uyup adaletten ayrılmayın. Eğer adaletten sapar veya üzerinize düşeni yapmaktan geri durursanız bilin ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.”</p>
<p><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-15213" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/Harvard-2.png" alt="" width="541" height="340" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/Harvard-2.png 541w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2019/05/Harvard-2-300x189.png 300w" sizes="(max-width: 541px) 100vw, 541px" /></p>
<p>Suudi gazetesine göre (Saudi News’e göre) Harvard’da çalışmalarına devam eden bir Suudi öğrenci ayetin duvardaki resmini ilk kez twitter sayfasında paylaştı.</p>
<p>Abdullah Jumma “ayetin tarihte adalet için en büyük ifadelerinden biri olarak nitelendirdiği hukuk fakültesi tarafından paylaşıldığını fark ettim”dedi.</p>
<p>1817’de kurulan Harvard, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki kurulduğu günden beri sürekli çalışan en eski  Hukuk Fakültesi ve dünyanın en büyük akademik hukuk kütüphanesine ev sahipliği yapıyor. Mezunları arasında Amerika Birleşik Devletleri başkanı Barack Obama, Amerika’da etkili bir dizi gazeteci, yazar, medya patronları, iş adamları ve hatta profesyonel atletler bile var.</p>
<p>Resmi web sitesinde “ adaleti sergileyen sözlerin, insanlığın adalet ve onur arzusu, hukuka duyduğu özveriyi kanıtladığının bir ifadesidir.” Sözlerine yer verildi.</p>
<p>Hukuk Fakültesi tarafından oluşturulan sanat bölümünde yaklaşık iki düzine alıntı var. Sanat bölümünün girişinde en dikkat çeken üç alıntı Aziz Agustin ( St.Augustine) ,Kutsal Kuran ve Magna Karta (Magna Carta )’dan.Harvard Hukuk Fakültesine göre, bu alıntılar zaman ve kültürler boyunca adalet kavramının evrenselliğini göstermektedir.</p>
<p>Alıntılar, Hukuk Fakültesindeki  150den fazla katkısı olan personel ve öğrencilerden gelen alıntılardan oluşan havuzdan seçildi. Hukuk Fakültesi kütüphanesindeki kütüphaneciler her teklifin tarihsel bağlamını ve gerçekliğini araştırdı ve bu araştırmayı sanat bölümü ziyaretçileriyle paylaşmak için web sitesi geliştirdi.</p>
<p><a href="http://www.thedeenshow.com/">Kaynak</a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/harvard-kuran-ayetini-en-buyuk-adalet-ifadelerinden-biri-olarak-tanidi/">Harvard Kuran Ayetini En Büyük Adalet İfadelerinden Biri Olarak Tanıdı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam ve Hristiyanlık Tarihinde &#8220;Evrim&#8221;</title>
		<link>https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/islam-ve-hristiyanlik-tarihinde-evrim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof. Dr. İskender Öksüz]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Dec 2018 19:32:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Canlı Bilimi]]></category>
		<category><![CDATA[evrim]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=13916</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Bu gibi şeylerin din meselelerinden olduğunu sanan kimse dine zarar vermiş olur. Çünkü anlatılan hususların meydana geldiğini aritmetik ve geometri delilleri gösterir. Bunları bilen kimseye, ‘bu şeriata aykırıdır’ dense o kimse bildiğinden değil şeriattan şüphelenir. Akla uygun olmayan bir tarzda şeriata yardım etmek isteyen kişinin zararı, akla uygun bir şekilde şeriata hücum eden kişinin zararından [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/islam-ve-hristiyanlik-tarihinde-evrim/">İslam ve Hristiyanlık Tarihinde &#8220;Evrim&#8221;</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><em>“Bu gibi şeylerin din meselelerinden olduğunu sanan kimse dine zarar vermiş olur. Çünkü anlatılan hususların meydana geldiğini aritmetik ve geometri delilleri gösterir. Bunları bilen kimseye, ‘bu şeriata aykırıdır’ dense o kimse bildiğinden değil şeriattan şüphelenir. Akla uygun olmayan bir tarzda şeriata yardım etmek isteyen kişinin zararı, akla uygun bir şekilde şeriata hücum eden kişinin zararından çoktur. Nitekim ‘Akıllı düşman, cahil dosttan hayırlıdır’”.</em></p>
<figure id="attachment_1697" class="wp-caption alignleft"><img decoding="async" class="wp-image-1697" src="https://i2.wp.com/misak.millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/04/ABL786000058_Kitab-al-Hayawan2-e1468923989930-683x1024.jpg?resize=225%2C337" sizes="(max-width: 225px) 100vw, 225px" srcset="https://i2.wp.com/misak.millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/04/ABL786000058_Kitab-al-Hayawan2-e1468923989930-683x1024.jpg?resize=225%2C337 683w, http://misak.millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/04/ABL786000058_Kitab-al-Hayawan2-e1468923989930-100x150.jpg 100w, http://misak.millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/04/ABL786000058_Kitab-al-Hayawan2-e1468923989930-200x300.jpg 200w, http://misak.millidusunce.com/wp-content/uploads/2018/04/ABL786000058_Kitab-al-Hayawan2-e1468923989930-768x1152.jpg 768w" alt="Kitab El- Hayavan'ın dört cilltlik günümüz baskısı" width="225" height="337" /><figcaption class="wp-caption-text">Kitab El- Hayavan’ın dört cilltlik günümüz baskısı</figcaption></figure>
<p>Müslümanlığın düşünce tarihinde, evrimi işleyen birçok yazar vardır. Mesela 9. asrın meşhur Cahiz’i, “<em>Kitab al-Hayavan”</em>ında, embriyoloji, şartlara uyum ve hayvan psikolojisi gibi bugünün evrim teorisinin bileşenlerine atıf yapar. Farelerle küçük kuşların aynı gıdaların peşinde koştuklarını, fakat farelerin daha güçlü oldukları için üstün geldiklerini anlatır. Zorlu ortamlarda yaşayan siyahîlerle Türklerin de bu ortamlara uyum sağladıkları için diğer insanlardan üstün olduklarını söyler. Büyükbabası siyahî, en sevdiği câriyesi de Türk olan Cahiz’in bu konulardaki tarafsızlığı tartışılır… Aynı asırda İranlı İbn Miskeveyh, “<em>Tahzib</em>” ve “<em>Favz al-Asghar</em>” eserlerinde insanın evriminden bahseder.</p>
<figure id="attachment_1697" class="wp-caption alignright"><figcaption class="wp-caption-text"></figcaption></figure>
<p>Evrim fikrini <em>Mukaddime</em> eserinde ayrıntısıyla anlatan 14. asrın dehası ünlü İbni Haldun’dur. Şöyle der:</p>
<p><em>Mahlûkat dünyasına bakmalıyız. Madenlerle başladı ve dâhiyane ve tedrici bir tarzda bitki ve hayvanlara doğru gelişti. Madenlerin son safhası bitkilerin otlar ve tohumsuz bitkiler gibi ilk safhalarına bağlanır. Bitkilerin son aşamaları, mesela hurmalar ve üzümler, hayvanların ilk aşamalarına, sadece dokunma becerisi olan salyangoz ve kabuklu deniz hayvanlarına bağlanır. Bu mahlûkat hakkında kullandığımız “bağlanır” kelimesi, her grubun son safhasının bir sonraki grubun ilk safhası hâline gelmeğe hazır olduğu manasındadır. Sonra hayvanlar dünyası genişler, türleri sayısız hâle gelir ve tedrici bir yaratılış sürecinin sonu, düşünebilen, fikir yürütebilen insana uzanır. Bu yüksek insan aşamasına algı ve zekâya sahip fakat henüz gerçek fikretme ve düşünme seviyesine erişmemiş maymunların dünyasından ulaşılır. Bu noktada, maymunların dünyasından sonra, insanın ilk safhasına ulaşırız. Fizikî gözlemlerimizin sınırı bu kadardır.</em></p>
<p>Son cümledeki “gözlem” vurgusu dikkat çekicidir ve sanki bilime işaret etmektedir. Haldun’un sosyolojideki başarısı da gözlem temellidir. Nihayet, zamanımıza daha yakın ve Türkiye’de en çok tanınan Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın 1757 yılında tamamladığı Marifetname’sine geliriz:</p>
<p><em>Hak Taâlâ’nın tesiriyle … önce madenler hasıl olup, ondan bitkiler peyda olup, ondan hayvanlar vücuda gelmiştir. Hayvan kemalini buldukta; insan ortaya çıkmıştır. Bu dört bileşik cismin bileşik aracısı da vardır… Madenler ile bitkiler arasında aracı mercandır… Bitkiler ile hayvanlar arasında aracı hurma ağacıdır… Hayvanlar ile insan arasında aracıların en belirgini maymundur. Zira ki, cümle azası, kıl ve kuyruğundan başka, dışı ve içi insana benzer.”</em></p>
<h2>Draper: Biz Hristiyanlar da Muhammedî evrim teorisini reddetmemeliyiz</h2>
<p>19. asırda da Cemaleddin Afgani canlıların hayatta kalabilmek için rekabet ettikleri hususunda Darwin’le anlaşıyordu. İlâve olarak, sanki Dawkins’in “<em>memler</em>”ini de tahmin eder gibi, hayatta canlıların rekabeti gibi fikirler evreninde de tabiattakine benzer bir rekabet bulunduğunu söylüyordu. Fakat hayatın bizzat Allah tarafından yaratıldığını düşünüyordu. Afgani’nin çağdaşı, Şiî düşünür Hüseyin al-Jisrevrimle Kitap arasında bir çelişki bulunmadığını belirttikten sonra, “<em>Kuran’da her biri Tanrı’nın rahmetiyle var olan türlerin aynı anda mı yoksa tedricen mi yaratıldığına dair bir delil yoktur</em>” diyor ve Enbiya Suresi’ne atıf yapıyordu.</p>
<p>Görüldüğü gibi tarihte Müslümanların ne evrimle ne de jeolojiyle bir sıkıntıları vardır.</p>
<p>O kadar yoktur ki John William Draper adlı, Darwin’in çağdaşı bir bilim adamı, 1874 tarihli<em> “Bilimle Din Arasındaki Çatışma” </em>adlı kitabında Katolik Kilisesi’ni<em>, “insanın daha aşağı formlardan evrimini veya uzun bir zaman içinde tedrici gelişimini anlatan Muhammedî evrim teorisini” </em>reddettiği için tenkid ediyordu<em>. </em>Bu eser 1313 (1897) tarihinde “<em>Niza-yi ilim ve din</em>” adıyla Türkçe’ye çevrildi. Tercümeyi yapan Ahmet Midhat Efendi bu kitapla, İslâm’ın bilime uygun, diğer dinlerin ise bilimle nizalı olduğunu göstermeyi arzu etmektedir ki bu hüküm pek de yanlış değildir.</p>
<p>Bu anlattıklarımızdan şaşırtıcı bir gerçek ortaya çıkıyor. Asırlar boyunca canlıların tedrici değişimi ve gelişimi, Müslüman düşünce adamları tarafından felsefe seviyesinde yazılıp çizilmiştir. Bu, Darwin’den sonra da yaklaşık bir asır böyle devam ediyor. Meselâ yukarıya ilgili pasajından alıntı yaptığımız Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın Marifetname’si (1757) ve Ahmet Midhat Efendi’nin 1897 tarihli Draper çevirisi, herhangi bir muhalefetle karşılaşmamıştır. 213 yıl boyunca kitabındaki evrim üzerine çıt çıkmayan İbrahim Hakkı’nın 1970 yılında sansürlendiğini ve Marifetname’deki ilgili pasajların o yılki baskıdan çıkarıldığını görüyoruz!</p>
<p>Niçin?</p>
<p>Çünkü bu tarihlerden itibaren Türkiye’deki Dinbazlar arasında <em>Hristiyaniyat</em>diyebileceğimiz bir Batı kopyacılığı başladı. Evrim orada nasıl tenkid ediliyorsa burada da aynı iddia ve ifadelerle tenkid edidi.</p>
<p>İbrahim Hakkı’nın yazdıkları bilimsel açıdan doğru mudur, yanlış mıdır tartışması saçmadır. Çünkü bu paragraflarda yapılan bilim değildir. Üstünde durmak istediğim, Erzurumlu’ya çevrenin tepkisidir. Eser iki asır boyunca, önce eski, sonra yeni harflerle onlarca defa basılmış. 213 yıl çıt yok. Fakat 1970 baskısında, evrimle ilgili ifadeler, yayıncı tarafından sansür edilmiş, metinden çıkarılmış.</p>
<p>Evrim 1400 yıl İslâm düşüncesinde bir sıkıntı yaratmadı. Tersine, Müslüman filozoflar, yukarıda görüldüğü gibi ‘<em>biz insan</em><em>ı safhalar hâlinde yarattık’, ‘insan bir zamanlar sözü edilmeğe değmez bir yaratıktı’</em> ayetlerinden hareketle fikir geçmişimizde evrim fikrini dile getirdi. Evrimin dine aykırılığı ithal bir düşüncedir.</p>
<h2>Evrim ve Hristiyanlık</h2>
<p>Hıristiyanlığın evrime verdiği reaksiyon Müslüman dünyasındakinden çok farklıdır. Darwin’in “<em>Türlerin Kökeni</em>”nin 1859’da yayınından itibaren kilisenin saldırısı başladı.</p>
<p><em>Bir kere Hristiyan inancında Allah insanı kendi görüntüsünde yaratmıştır</em>. Bu bir.</p>
<p>İkincisi, evrim milyonlarca, milyarlarca yıldan bahsetmektedir. Hâlbuki Ahtı Atik’te Hazreti Adem’den itibaren birbirini izleyen peygamberlerin yaşları tek tek sayılmıştır ve bunlar uç uca eklendiğinde insanın ve dünyanın yaşı ortaya çıkmaktadır: Taş çatlasa altı bin yıl! Başpiskopos Ussher daha yakın ve kesin bir tarih verir: M. Ö. 2004 yılının 23 Ekim’ini 24 Ekim’e bağlayan gece!</p>
<p>Tabi, M.Ö. 2004’ün 24 Ekimi Cumartesi’dir, çünkü Tanrı altı günlük mesaiden sonra yorulup Şabat’ta dinlenmiştir! Bunu Tevrat’ta kendi söylüyor. <em>‘Bilim Adamı’</em>, ‘<em>Din Adam</em><em>ı</em>’ diye keskin etiketler olduğunu sananlar için de söyleyeyim, dünyanın yaratılışı için Kepler M. Ö. 3992, Newton M. Ö. 4000 tarihlerini verir! Bugün, dünyanın 4,5 milyar, kâinatın ise 13 milyar yıldan yaşlı olduğunu biliyoruz. Dünyada hayatın başlangıcı 3,5 milyar yıldan daha öncelere uzanıyor.</p>
<p>Dolayısıyla Hristiyanlığın yalnız biyoloji ile değil jeoloji ile de sıkıntısı vardır. Meselâ İngiltere’de buzulların sürükleyip getirdiği, sonra da buz devrinin sonunda buzulların erimesiye ovalara bıraktığı kayaları on dokuzuncu asra kadar Nuh Tufanı’nın sürüklediği taşlar zannediyorlardı. Yukarıdaki tarihlere bakarsanız, bazı yaratılış tahminlerinin tarih devirlerinin bile içine düştüğü görülür. Dolayısıyla bu Hristiyan yorumcularına göre meselâ Sümer, meselâ Mısır, dünya yaratılmadan ortaya çıkmıştır. Tabi, o tarihlerde kimsenin Mısır ve Sümer’den haberi yoktu.</p>
<p>Batıdaki en şiddetli evrim aleyhtarı grup “<em>Genç Dünya Yaratılışçıları</em> ~ <em>Young</em><em> Earth Creationists</em>” diye anılır. Tabi bunlar için buz devri, dinozorlar ve evrimin yeryüzüne bıraktığı onca delil de yok hükmündedir veya insanları saptırmak için jeolojik katmanlar arasına istiflenmiştir.</p>
<h2>Huxley’in maymunla akrabalığı</h2>
<p>Bizim bugünkü tartışmalarımız Batı’da yüz-yüz elli yıl öncekilere o kadar benziyor ki hani “<em>deja-vu ~ sanki ben bunu daha önce görmüştüm</em>” hissi uyandırıyor. Bizde, televizyonda seyrettiğim “kibar(!)” bir müsademei efkâr beni 147 yıl öncesine, 30 Haziran 1860’da Oxford Üniversite Müzesi’nde yapılan evrim münazarasına götürdü. Orada Piskopos Samuel Wilberforce, evrim savunucusu Thomas Henry Huxley’e soruyordu: <em>“Merak ettim de… Acaba maymunla akrabalığınız anneanne tarafından mı, dede tarafından mı?</em>” Huxley’in cevabı şöyleydi: <em>“Ceddimin maymun olması beni utandırmaz. Fakat Allah’ın kendisine bahşettiği büyük kaabiliyeti, hakikati gizlemek için kullanan bir adamla ilişkilendirilmekten utanırım.”</em></p>
<p>Oxford tartışmasını, onların edebinden uzak da olsa, bir buçuk asır rötarla tekrarlamamıza üzülmeli mi, sevinmeli miyim bilemiyorum. Artık Oxford’da böyle bir tartışma olmaz. Harvard veya Sorbonne’da da olmaz ama bizdeki sonuncu değildir besbelli. Bilim ve yobazlık tarihi turizmi için cazip bir ülkeyiz.</p>
<p>AKP iktidarı 21. Yüzyıl’ın 15. yılında Türkiye’de evrimi müfredattan çıkardı. Belki bu yeni müfredatımızla başrollerini <em>Spencer Tracy</em><em>, Fredric March</em> ve <em>Gene Kelly</em>’nin paylaştığı 1925’in “<em>Rüzgârın Mirası</em><em> (Inherit the Wind)</em>” filmini de ülkemizde tekrar çekeriz.</p>
<p>Yıllar önce Fethullah Gülen’i merak etmiş ve onların İnternet sitelerinden birine girmiştim. Gözüme ilk çarpan, ana sayfanın sağ üstünde, Darwin’in ve evrimin ne kadar kötü şeyler olduğunu anlatan yazıydı. Daha fazla karıştırmadım. Millî Eğitim Bakanlığımızın evrimi müfredattan çıkarıp bakanın da “<em>binlerce teoriden biri</em>” açıklamasından sonra “<em>menzilimiz aynıydı</em>” ve “<em>paralel</em>” ifadelerinin doğruluğu bir kere daha anlaşılmaktadır.</p>
<h2><span style="font-size: 12pt;">Yazarın Bilim, Din ve Türkçülük adlı kitabından alınmıştır.</span></h2>
<p>İnternet uzantısı: <a href="http://misak.millidusunce.com/evrim-ve-muslumanlar/">http://misak.millidusunce.com/evrim-ve-muslumanlar/</a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/doga-cevre/canli/islam-ve-hristiyanlik-tarihinde-evrim/">İslam ve Hristiyanlık Tarihinde &#8220;Evrim&#8221;</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azıcık Ucundan: Arkeolojik Bulgulara Göre Erkek Sünnetinin Tarihi</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/arkeolojik-bulgulara-gore-erkek-sunnetinin-tarihi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sergen Çirkin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Sep 2016 20:03:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[hristiyanlık]]></category>
		<category><![CDATA[isa]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[köken]]></category>
		<category><![CDATA[peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[sünnet]]></category>
		<category><![CDATA[tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=1828</guid>

					<description><![CDATA[<p>Muhtemelen şuan bu başlığa göz gezdiren hemen her erkek aynı şeyi düşünüyor. Evet, siz o günlere ait hatıralarınızı anımsamaya çalışırken; biz de onun eski çağlardaki geçmişinden bahsedelim. Afrika yerlileri veya Aborjinler gibi aktüel ilkeller üzerinde yapılan gözlemler, sünnet geleneğinin animistik inançlara kadar uzanan çok eski bir kökene sahip olabileceğini gösteriyor. Ancak bu gözlemlerin tarihsel bir [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/arkeolojik-bulgulara-gore-erkek-sunnetinin-tarihi/">Azıcık Ucundan: Arkeolojik Bulgulara Göre Erkek Sünnetinin Tarihi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Muhtemelen şuan bu başlığa göz gezdiren hemen her erkek aynı şeyi düşünüyor. Evet, siz o günlere ait hatıralarınızı anımsamaya çalışırken; biz de onun eski çağlardaki geçmişinden bahsedelim. Afrika yerlileri veya Aborjinler gibi aktüel ilkeller üzerinde yapılan gözlemler, sünnet geleneğinin animistik inançlara kadar uzanan çok eski bir kökene sahip olabileceğini gösteriyor. Ancak bu gözlemlerin tarihsel bir karşılığı bulunmuyor. Yine de en azından mevcut arkeolojik bulgulara göre, erkek sünnetinin yaklaşık 4.400 yıllık bir geçmişinin olduğunu söylemek mümkün.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bir Ortadoğu geleneği olan sünnete ilişkin bilinen en eski kayıtlar antik Mısır’daki Sakkara mezarlarından gelmektedir. Fransız arkeolog Victor Loret, 1899 yılında Sakkara&#8217;da yaptığı kazılar sırasında, Mısırlı bir asil olan &#8220;Ankhmahor&#8221; adındaki kişinin mezarını keşfetmişti. MÖ. 2400 yılına tarihlenen bu mezarın duvarlarında, sünnet edilen erkek çocuklara ait kabartmalar bulunmuştur. Bu kabartmalardan birinde, çocuğun önünde eğilen hekim sünnet yaparken yardımcı kişi ise ellerinden tuttuğu çocuğu sakinleştirirken gösterilmiştir. Hekim elindeki çakmaktaşı bıçakla sünnet yapmakta, ardından sargı bezi ile pansuman aşamasına geçmektedir.<strong>        </strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Ankhmahorun-Mezarı.jpg"><img decoding="async" class="wp-image-1830 alignnone" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Ankhmahorun-Mezarı.jpg" alt="ankhmahorun-mezari" width="628" height="446" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Ankhmahorun-Mezarı.jpg 853w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Ankhmahorun-Mezarı-300x212.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Ankhmahorun-Mezarı-768x544.jpg 768w" sizes="(max-width: 628px) 100vw, 628px" /></a></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Antik Mısır’da sünnet olmak her şeyden önce pratik bir nedene dayanıyordu. Mısırlı asiller; sünnet olur, saçlarını kazıtır, peruka takar ve bitkisel yağlardan esanslar kullanırlardı. Tüm bu uygulamalar Mısırlıların temizliğe olan düşkünlüklerinden ileri geliyordu. Ancak sünnetin elbette bir de dini yönü vardı. Mısırlılar baş tanrı Amon adına sünnet oluyorlardı. Yunan filozofu Aristagoras, MÖ. 550 civarında bir Mısır gezisine çıkmıştır. Bu gezide Mısırlı bir rahibin elinde kutsal “Ölüler Kitabı”nı görür ve inceleyebilmek için kitabı rahipten ister. Ancak rahip, “Ölüler Kitabı” sadece Amon adına sünnet olanlar tarafından tutulabilir, diyerek kitabı Aristagoras’a vermez.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Sünnet’in antik Mısır topraklarında doğmuş olduğunu tarihin babası Herodot da şu cümleler ile ifade etmiştir: “Başka yerlerde organlar tabiat nasıl yapmışsa öyle bırakılır. Yalnız Mısırlılar ve bu âdeti Mısırlılardan almış olanlar sünnet olurlar.” Mısır’ın aksine antik Yunan’da ve Roma’da sünnet sevilen bir şey değildi; hatta toplum tarafından dışlanmıştı. Örneğin Yunanlar, sünnet oldukları için Yahudileri olimpiyatlara almamıştır. Hatta Domitian ve Hadrian gibi pek çok Roma imparatoru, sünneti, imparatorluk kararı ile tüm ülkede yasaklamıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Sünnet’in Ortadoğu’da Yayılması</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yahudi köleler MÖ. 13. yüzyılda, aynı zamanda Mısırlı bir aristokrat olan Hz. Musa etrafında birleştiler ve Mısır’ı terk ederek bugünkü Filistin topraklarına yerleşmeye başladılar. Böylece beraberlerinde sünnet geleneğini de Filistin bölgesine taşımış oldular. Bu sayede sünnet, Demir Çağı’ndan itibaren Suriye-Filistin bölgelerinde yaygınlık kazanmaya başladı. Bahsedilen arkeolojik bulguların dışında Tevrat’ta da sünnet geleneği hakkında birtakım bilgiler mevcuttur. Fakat Tevrat’ın ilk yazılı örnekleri kayıp olduğu ve bilinen en eski yazılı kopyaları ancak Babil sürgünü sonrasına (MÖ. 6. yy.) ait olduğu için, bu bilgiler tarihi anlamda tartışmalıdır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Tevrat’a Göre Erkek Sünneti</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tevrat’a göre sünnet, Hz. İbrahim ve Tanrı arasında yapılan antlaşmanın bir diyetidir. Tanrı, Abram 99 yaşındayken onun adını “İbrahim” olarak değiştirir; ve ona seslenerek peygamber ilan edildiğini söyler. İbrahim “çokların, yüceltilmişlerin babası” anlamına gelmektedir. Tanrı, İbrahim’e kendini sünnet etmesini ve bu soydan gelecek tüm erkeklerin bundan sonra sünnet edilmelerini emreder. Bu olay Tevrat’ın Tekvin 17: 1-11 bölümlerinde şöyle geçmektedir:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Ve Abram 99 yaşında iken, Rab Abram’a göründü ve ona dedi: Ben kadir Rabbim, benim önümde yürü, ve kâmil ol. Ve ahdimi seninle benim aramda edeceğim ve seni ziyadesiyle çoğaltacağım. Ve Abram yüz üstü düştü ve Rab onunla söyleşip dedi:  Ben ise, işte, ahdim seninledir ve birçok milletlerin babası olacaksın… Ve sen ise, sen ve senden sonra zürriyetin, nesillerince, ahdimi tutacaksınız.  Sizinle ve senden sonra zürriyetinle benim aramda tutacağınız ahdim budur; aranızda her erkek sünnet olunacaktır.  Ve gulfe etinizde sünnet olunacaksınız ve (bu) sizinle benim aramdaki ahdin alâmeti olacaktır.” </span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Yahudi Mitolojisinde Sünnet</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tanrı ilk erkek olan Âdem’i saf tozdan yaratmıştır; ancak ilk kadın olan Lilith’i yaratırken ayrıca kir, pislik ve çamur da kullanmıştır. Âdem, Lilith ile birlikte olmak istediğinde Lilith, “Neden senin altına yatmak zorundayım, ben de senin gibi tozdan yapıldım, yani sana eşitim” der. Âdem’in boyun eğmeye zorlaması sonucundaysa Lilith, Tanrı’nın sihirli ismini söyleyerek rüzgar haline dönüşür ve Kızıldeniz’e kaçar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Âdem’in şikayeti üzerine Tanrı, Lilith’i geri getirmeleri için melekler gönderir. Ancak bu sırada Lilith şeytanla beraber olmuştur; mastürbasyon yapan erkeklerin spermleriyle her gün yüzlerce “Lilim” denilen şeytan yavruları doğurmaktadır. Melekler, Kızıldeniz’de Lilith’i bulurlar ve ona Adem’e geri dönmesini söylerler. Fakat Lilith, artık şeytanla birlikte olduğunu Âdem’e geri dönemeyeceğini söyler. Melekler geri dönmezsen sonun ölüm olur derler. Lilith, Tanrı bana bir görev verdi. Tüm erkek çocuklara 8. güne kadar, tüm kız çocuklara 20. güne kadar bakmak zorundayım, bu yüzden ölemem diyerek şöyle devam eder. Yine de sizlerin isimlerini bir muskada görürsem, söz veririm o insanları rahat bırakacağım, onlara ilişmeyeceğim, der. Bu tılsım sözü üzerine melekler anlaşır ve geri dönerler.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Buna rağmen Lilith, Âdem’i rahat bırakmaz. Kabil işlediği ilk cinayet ile yeryüzüne günahı getirir. Bu yüzden Âdem yaratılan 2. kadın olan Havva’dan ayrılır ve 130 yıl boyunca oruç tutmaya başlar. Fakat Âdem geceleri rüyalarında, sık sık Lilith’in saldırılarına ve baştan çıkarmalarına maruz kalmaktadır. Lilith artık Âdem soyundan gelen erkeklerin başlarına musallat olacaktır. Ancak Lilith sünnetli erkeklerin yayına yaklaşamaz. <strong><em>İşte bu nedenle erkek bebekler, 8. günlerinde sünnet edilerek koruma altına alınmaktadırlar.</em></strong> Yahudi mitolojisinde anlatılan Lilith, Mezopotamya Babil efsanelerinde Lilitu; en eski Sümer tabletlerinde ise Lillake olarak geçmektedir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Hristiyanlıkta Sünnet: 1 Ocak’ta Neyi Kutluyoruz?</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Elçi İsa, 24- 25 Aralık gecesi doğmuştu; Yahudi töresine göre doğumundan 8 gün sonra yani 1 Ocak günü sünnet edildi. 550 yılında toplanan Kilise büyükleri, bebek İsa’nın sünnet edildiği 1 Ocak gününü kutsal kabul ederek, bu günü bayram ilan ettiler.</span></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-1831" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler.jpg" alt="bebek-isanin-sunneti-tablosu-giovanni-bellini-1500ler" width="904" height="553" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler.jpg 2950w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler-300x184.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler-768x470.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler-1024x627.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler-990x606.jpg 990w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/09/Bebek-İsanın-Sünneti-Tablosu-Giovanni-Bellini-1500ler-1320x808.jpg 1320w" sizes="auto, (max-width: 904px) 100vw, 904px" /></a></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yukarıda belirttiğimiz gibi Hz. İsa sünnet edilmişti; hatta onun çevresindeki diğer elçiler de sünnetliydiler. Ancak Hz. İsa’nın ölümü sonrasında işler değişti. Çünkü en başta Antakyalı Yunanlar ve Latinler bu işe sıcak bakmadılar. Antakyalı paganlar Hristiyanlığa geçmek istiyorlar fakat sünnet olmak istemiyorlardı; yani sünnet Hristiyanlığın yayılmasında bir engel olarak ortaya çıkmıştı. Hristiyanlığı doktrinize eden kişi elçi Pavlus, bu nedenle sünnet olma mecburiyetini ortadan kaldırdı. Hristiyan inancına göre Tanrı, İsa olarak yeryüzüne inmiş ve insanın çekeceği tüm acıları onun yerine çekmişti, buna sünnet de dâhildi. Bu nedenle artık Hristiyan erkeklerin sünnet olmasına gerek kalmamıştı. Sünnet yerine erkek çocukların kutsal suyla vaftiz edilmeleri yeterli olacaktı.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>İslami Sünnet ve Türklerin Müslümanlaşması</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kur’an’da erkek çocukların sünnet olmalarına ilişkin bir emir bulunmaz. Ancak Hz. Muhammet 571 tarihinde dünyaya sünnetli olarak gelmiştir. Hz. Muhammet’in davranışlarını ve yaşantısını kendilerine “sünnet” edinen Müslümanlar, bu nedenle peygamber sünnetini devam ettirmektedirler.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ancak İslamiyet’in yayılması esnasında tıpkı Hristiyanlık’ta da olduğu gibi sünnet sorunu ortaya çıkmıştır. İslam, çok erken bir tarihten itibaren önce Farslar sonra Orta Asya Türkleri arasında hızla yayılmaya başlamıştı. Fakat farklı yaş gruplarından erkeklerin sünnet olmaları gerekiyordu; ki bu durum Türkler gibi konargöçer hayat yaşayan toplulukların bir anda kabullenecekleri bir gelenek değildi. Bu nedenle geçiş sürecinde bir takım aksilikler yaşanmış olsa da, Türkler ve İslam’ı kabul eden öteki milletlerin hepsi, diğer İslami gelenekler gibi fazla zaman geçmeden bu geleneğini de benimsediler.</span></p>
<p><em><strong>Sergen Çirkin</strong></em></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/arkeolojik-bulgulara-gore-erkek-sunnetinin-tarihi/">Azıcık Ucundan: Arkeolojik Bulgulara Göre Erkek Sünnetinin Tarihi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
