Tarih

Türklerde Devlet Sistemi

Türkler’in milat öncesinden başlamak üzere yaklaşık dört bin yıllık bir tarihlerinin olduğu bilinmektedir. Bu uzun dönemde salt belli bir coğrafya sınırları içerisinde kalmamış, farklı yönlere doğru yayılıp kendi devletlerini kurmuşlardır. Türkler’in bilinen ilk devleti Hun Devleti olarak literatürde yerini alsa da, son yapılan araştırmalar İskitlere kadar uzandığı yönündedir.

İslamiyet öncesi Türk devletlerinde devletin yapısı ve işleyişinde Hun Devleti’nin önemli bir yeri vardır. Daha sonra gelen devletler Hun Devleti’ndeki yapıyı örnek olarak almışlardır. Devlet eski Türklerde “il” adıyla anılmıştır. İlin başında hakan bulunurdu. Hakan Tanrı tarafından kendisine siyasi hakimiyet verilmiş yani kut anlayışı ile görevlendirilmişti. Tanrı hangi aileye kut vermiş ise, o ailenin fertleri devletin başına geçerdi. Sadece kut verilmiş aileden olmanın yanı sıra; güçlü, kuvvetli, bilgili, erdemli görüşlü vs. gibi özelliklere sahip olması gerekmektedir. Bu sistem sonraki devletlerde de varlığını devam ettirmiştir.

Asya’da kurulmuş Türk devletlerinde ise dikkat çekici bir yönetim sistemi vardı. Bu sistem ikili idare şeklidir. Göktürkler’de Doğu-Batı, Asya Hunları’nda Güney-Kuzey, Oğuz ve Karluklar’da İç-Dış şeklinde ikiye ayrılırdı. Fakat bu Batı devletlerindeki çift başlılık ile karıştırılmamalıdır. Nihayetinde hakimiyet daima bir tarafta olmakta, diğeri ona tabi olarak bulunurdu. Hakanın yetkilerinin sınırsız olduğu aşikardır. Devlet üzerinde mutlak hakimiyete sahiptir. Ağzından çıkan sözler kanun hükmündedir. Bir nevi merkeziyetçi monarşi diye bileceğimiz bir anlayış bulunurdu. Her ne kadar hükümdarın yetkilerinin sınırsız olduğu kanısına varılsa da, kanun ve meclis hükümdarın yetkilerinin sınırlayan mekanizmalardır. Gerek İslamiyet öncesi Türk devletlerinde, gerekse İslamiyet ile birlikte Türk toplumlarında bu iki sistemin aynı şekilde hükümdarın yetkilerinde etki ettiğini söyleyebiliriz.

İslamiyet öncesi Türk toplumlarına baktığımızda; töre adı verilen yazısız hukuk kurallarının toplumun yaşantısında önemli bir yere sahip olduğu gibi, hükümdarın karar mercisinde yegane söz etkilidir. Hatta “il gider, töre kalır” atasözü de bunun en güzel örneğidir. Töre 3 şekilde oluşmaktadır:

1- Halkın arasında zaman içinde var olan töreler,
2- Hakanın iradesi ile oluşmuş töreler,
3- Kurultayda alınan kararlar ile oluşan töreler.

Böylece törenin varlığını diğer zamanlara kadar, hatta günümüze kadar geldiğini söyleyebiliriz. Hakanın yetkilerine sınır getiren bir diğer unsurda; kurultay yani toy, kengeş gibi isimler alan devlet meclisidir.
Türkler’in Müslüman olmaları hem Türk hem de İslam tarihi bakımından son derece önemli bir olaydır. Türkler Müslüman olmakla kendi milli yapılarına uygun bir dine girmiş ve tarih sahnesinde büyük atılımlar yapmak için yeni bir inanç ve heyecan bulmuş oldular.

İslamiyet sonrası Türk devletlerinde her ne kadar sistemin farklı işlenişi düşünülse de, töre ve kurultayın isim harici aynı şekilde hükümdarın egemenliğinde etkin rol oynadığını söyleyebiliriz. Törenin yerine din değişikliği ile birlikte şeri hukuk almış olsa da, örfi hukuk adı altında varlığının devam ettiğini görüyoruz. Öte yandan toyun ise divan ismiyle varlığını koruduğunu söyleyebiliriz.

Divan ilk Müslüman Türk devletlerinden, Osmanlı devletine kadar farklı eklemeler ile devam etmiştir. Özellikle Müslüman Arap devletlerle olan münasebetler sonrası yeni bir görünüm kazanmıştır. Böylece her milletten etkilenen devlet sistemi farklı yorumlar ile Osmanlı Devleti’ne kadar gelmiştir. Osmanlı Devleti’nde divan sisteminin önceki Türk-İslam devletlerden geçip o döneme kadar gelse de, Osmanlı Devleti daha sistematik hale getirdiğini söyleyebiliriz. Özellikle Fatih Sultan Mehmed döneminde yayınlanan Kanunname ile resmiyet kazanmıştır. Burada ki amaç merkezi devlet sitemi oluşturmaktır. Fakat divan sonraki dönemlerde işlevini kaybetmiştir. Donanımsız devlet adamlarının devlet üzerindeki baskısı artınca, işlevi dışına çıkmıştır. 19.yüzyıla gelindiğinde devleti yıkıma bile götürmüştür.

Cumhuriyet rejimi ile birlikte divanın varlığının devam ettiği kanaatindeyim. Bakanlar kurulu esasında yukarıda da bahsettiğim toy, kengeş, divan sisteminin aslında bir devamıdır. Fakat aralarında ciddi farkların olduğunu söylemeliyim. Çünkü bakanlar kurulu milletvekillerinden oluşmakta yani halk seçmektedir. Fakat divan kurumunda ise atayıcı padişahtır. Burada değinmek istediğim mesele farklı sistemler dahi olsa akılda kalabilmesi ve benzerliklerden yola çıkarak bu zamanlara kadar geldiği şeklindedir.

Devlet, yönetici, toplum değişse bile sistem farklı görünümler kazanarak bu döneme intikal etmiş ve halende etmeye devam ediyor.


KAYNAKÇA

BEDİRHAN, Yaşar. İSLAM ÖNCESİ TÜRK TARİHİ VE KÜLTÜRÜ. İstanbul: Nobel Yayıncılık, 2008.
KAFESOĞLU, İbrahim. TÜRK MİLLİ KÜLTÜRÜ. İstanbul, 1984.
KUŞÇU, Ayşe. “Türklerin Orta Doğu Hakimiyeti”, 2006.
MERÇİL, Erdoğan. Müslüman Türk Devletleri Tarihi. İstanbul: Bilge Kültür Sanat, 2013.
ÖGEL, Bahaeddin. TÜRK KÜLTÜRÜNÜN GELİŞİM ÇAĞLARI. İstanbul: Milli Eğitim Basımevi, 1971.
Türkler Ansiklopedisi.
ÜNAL, Mehmet Ali. OSMANLI MÜESSESELERİ TARİHİ. Isparta: Fakülte Kitapevi, 2019.
YAZICI, Nesimi. Türk İslam Devletleri Tarihi. Ankara, 1992.

Havva ELÇİOĞLU

Muş Alparslan Üniversitesi Tarih

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...