<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>tanrı arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/tanri/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/tanri/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Mon, 20 Sep 2021 16:57:29 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>tanrı arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/tanri/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ra – İsis Tartışması</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/ra-isis-tartismasi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yusufhan Güzelsoy]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Sep 2021 16:57:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[Börü]]></category>
		<category><![CDATA[İsis]]></category>
		<category><![CDATA[Kara ooz]]></category>
		<category><![CDATA[Karışkır]]></category>
		<category><![CDATA[Köktün Uulu]]></category>
		<category><![CDATA[kurt]]></category>
		<category><![CDATA[Ra]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tengirdin Uulu]]></category>
		<category><![CDATA[Türkler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=20351</guid>

					<description><![CDATA[<p>Belli bir coğrafya ya da topluma özgü olduğu, yeni ortaya çıktığı sanılan inanış, düşünce ve tartışmalar vardır. Bu konuları incelerken yeni olduklarını düşünmek yanlış veya eksik birtakım sonuçlara götürebilir. Yazımızın başlığı da bununla ilgilidir. Birçoğumuzun içinde bir şekilde yer aldığı ya da tanık olduğu “Allah – Tanrı” tartışması, aslında birçok toplumda eskiden beri devam etmektedir. [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/ra-isis-tartismasi/">Ra – İsis Tartışması</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Belli bir coğrafya ya da topluma özgü olduğu, yeni ortaya çıktığı sanılan inanış, düşünce ve tartışmalar vardır. Bu konuları incelerken yeni olduklarını düşünmek yanlış veya eksik birtakım sonuçlara götürebilir. Yazımızın başlığı da bununla ilgilidir. Birçoğumuzun içinde bir şekilde yer aldığı ya da tanık olduğu “Allah – Tanrı” tartışması, aslında birçok toplumda eskiden beri devam etmektedir. Bugüne kadar bu tartışmanın genellikle din ve dil boyutunun tartışıldığını, konu kapsamının sınırlı kaldığını ifade etmek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Yüksek lisans tezimiz üzerine çalışırken “Allah – Tanrı” tartışmasını da ilgilendirdiğini düşündüğümüz birtakım tespitlerimiz oldu. Üstelik bu tartışmaya temel olan düşüncelerin yalnız yaratıcı isimleriyle ilgili olmadığını düşünmemiz zor olmadı. Üstelik yıllarca “Kutsal metinlere büyü metni gibi davranılıyor.” diye düşünürken aslında bunun bir tesadüf olmadığını, “sözcüklerin büyüsü” ile ilgili olduğunu fark ettik.</p>
<p>James Frazer, yaratıcı adlarının herhangi bir büyüye ve güç kaybına maruz kalınmaması için nasıl saklandığına dair Mısır mitolojisinden güzel bir hikâye anlatır:</p>
<p>“Öyküye göre İsis ağzı iyi laf yapan bir kadındı ve erkeklerin dünyasından sıkıldığı için tanrıların dünyasına geçmeyi arzuluyordu. İçinden ‘Ra gibi büyük bir ad aracılığıyla kendimi bir tanrıça yapıp onun gibi hem gökyüzünde hem yeryüzünde hüküm süremez miyim?’ diye geçiriyordu. Ra’nın birçok güç sahibi olmasını sağlayan kendi adıydı. Tanrı bu adıyla yaşlanmıştı; ağzından salyalar akıyor ve yere saçılıyordu.”</p>
<p>Hikâyenin devamında İsis, bu salyalardan bir yılan yapar ve her gün iki mülkü arasında gidip gelen Ra’ya tuzak kurar. İsis’in yarattığı yılan, Ra’yı ısırır ve tanrının feryadı yeri göğü inletir. Bunun üzerine Ra, kendisinin adını anne ve babasının verdiğini, büyücüler büyü yapamasın diye adını içinde taşıdığını söyler. İsis, gün be gün eriyen Ra’ya adını sorar. Ra, gündüz ve gece adlarının ne olduğunu söyler ancak kurnaz İsis ona inanmaz, “Bunlar senin adın değil” der. Durumunun ciddileşmesi üzerine Ra dayanamaz ve “Benim adım göğsümden İsis’e geçsin” der. İsis kudret sahibi olur ve Ra’nın içindeki zehri almayı başarır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></p>
<p>Frazer’in bahsettiği, yaratıcı adlarının büyüye maruz kalınmaması için gizlenmesi aslında bugün de Türk dünyasında güçlü olarak yaşamaktadır. Türk dünyasının ortak adlarına bakılacak olursa “Satılgan”, “Satılmış”, “Tursun”, “Toktosun” (yine Dursun anlamında) vb. adların da temelinde bu inanış vardır. Dahası, çocuklarını “çirkinim” diye sevenler de bilerek veya bilmeyerek büyü kaygısı taşımaktadırlar. Özellikle çocuklara bu tarz adlar verilmesinde veya hakaret gibi görünen sözcüklerle seslenmesinin altında işte bu büyü veya nazardan koruma inanışı yatmaktadır.</p>
<p>Ad ve nesnelerin ilişkisine antik dönemden beri ilgi duyulmaktadır. Platon’un “Kratylos” eseri<a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> yıllardan beri felsefeciler ve dil bilimciler tarafından incelenmektedir. Platon, eserinde Kratylos, Sokrates ve Hermogenes’i adların işlevi, nesnelere uyup uymadığı vb. konularda konuşturarak görüşlerini aktarmaktadır. Kratylos diyaloglarında Sokrates, Hermogenes’e birtakım sorular sorar ve doğru adı verenlerin yasa yapıcılar olduğunu belirtir. Hermogenes de ona katıldığını, tanrılar eğer bir şeye isim veriyorlarsa bu ismin doğru olduğunu belirtir. Sokrates, tanrıların Ksanthos, insanların Skamandros dediği nehir tanrısına Ksanthos demenin daha daha doğru olduğunu ifade eder.</p>
<p>Ad – nesne ilişkisine Türklerden verilecek en ilginç örnek, “börü” sözcüğüdür.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> Türkler, maddî açıdan bakıldığında özellikle hayvancılık nedeniyle börüden çekinmekte, mitolojik açıdan bakıldığında ona saygı duymaktaydı. Börü konusundaki bu karşıtlık isimlere de yansımış, Türkler, börü sözcüğünü birçok şekilde örtmece ile ifade etmişlerdir: “Kurt”, “Karışkır”, “Tengirdin Uulu”, “Köktün Uulu”, “Kara ooz” vs…<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></p>
<p>“Kurt”, aslında bir küçültmedir. Sözcüklerdeki büyü anlayışına aslında burada rastlıyoruz. Dikkat edilirse “börü” yerine “kurt” diyerek ilgili hayvanı küçülten Türkler, bir yandan “Tengirdin uulu”, “köktün uulu” gibi ifadelerle onu yücelterek eski inanışlarını sürdürmekte, diğer taraftan kendi çocuklarına “Börü”, “Börübay” gibi isimler vererek ismin büyüsünü bir dilek şeklinde kullanmışlardır.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a> “Dilek” sözcüğüyle kastettiğimiz şudur: “Börü”, “kurt” gibi küçücük olsun ve balamız börü gibi atılgan, çevik, özgür, asil olsun.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a></p>
<p>Süleyman peygamberin yüzüğü ile ilgili inanışlar da bir örnek kabul edilebilir. Süleyman’ın yüzüğündeki yazının ne olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte yaygın inanışa göre yüzüğünde “ism-i azam” yazmaktaydı. İsm-i azam, yaratıcının gizli adıydı. Süleyman, bu yüzük sayesinde yalnız görünen varlıklara değil görünmeyen varlıklara da hükmetmekteydi.</p>
<p>Bu noktada Allah – Tanrı tartışmalarına değinelim. Tartışmada bir taraf, “Allah lafzının yerini hiçbir şey tutmaz” derken diğer taraf konuya millî açıdan yaklaşarak bunda bir sakınca olmadığını hatta Türklerin “Tanrı” demesi gerektiğini ifade etmektedir. Aslında ne açıdan bakılırsa bakılsın, bu tartışma hemen hemen bütün toplumlarda yer alan ad – sözcük – sihir tartışmalarına dayanmaktadır. İşin inanç ve fikir boyutu yazımız kapsamında olmadığından konuyu derinleştirmeyeceğiz. Bununla birlikte yaratıcının gizli bir adı olduğu inancı, “Allah” adının İslam öncesinde de biliniyor olması, ism-i azamın Süleyman’ın yüzüğünde sır olduğu inanışı, “Allah lafzının yerini başka bir şey tutmaz” ile bugün Allah ismi kastedilse de geçmişte Allah lafzı ile kastedilenin Allah değil de çok gizli bir ad olduğunu düşündürmektedir. Kısacası Allah lafzının, Allah adının kendisini değil gizli bir adı ifade ediyor olması tartışılabilir.</p>
<p>Ad veya çeşitli sözcük türlerinin varlığı karşılayıp karşılamadığıyla ilgili düşüncelere daha çok örnek vermek mümkündür. Okuyuculara tavsiyemiz “örtmece”, “tabu”, “totem” kavramlarının üzerinde durmaları ve ayrıntılı değerlendirmelerle çıkarımlarda bulunmalarıdır. Dil, topluma ait olan birçok ögeyi üzerinde bazen gizli bazen açık bir şekilde taşır. Prof. Dr. Ali Akar’ın “Türklerin filozofu Türkçedir” sözünü bu bağlamda bir defa daha düşünmek gerekir.</p>
<p>Yazımızı, sonuna gelince neden böyle bir başlık seçtiğimizin anlaşılabileceği kadar yeterli olmasını tercih ettiğimizden uzatmıyoruz. Gücü, ismine bağlı olduğu için tanrılığını doyasıya yaşamayan Ra; insanlar tarafından adındaki sihre el konulan “börü”; toplumda dalga geçilen ama muhtemelen cinler tarafından kaçırılamayacağı için şanslı olan Satılgan, Dursun ve nihayet Allah – Tanrı tartışmasına bir de bu açıdan bakalım.</p>
<p><strong> Kaynakça</strong></p>
<p><strong> </strong><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> James Frazer, “<strong>Ruhun Tehlikeleri ve Tabu</strong>”, Çeviri: İsmail Hakkı Yılmaz, Pinhan, İstanbul, 2019, sf. 375 – 376.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Platon, “<strong>Kratylos</strong>”, Çeviri: Furkan Akderin, Say, İstanbul, 2015, sf. 37.</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Kırgızlarda bir atasözü: “Börü dep süylösön kulagı körünöt.” (Börü diye söylersen kulağı görünür.)</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Konu hakkında ayrıntılı değerlendirmeler için: Mayrambek Orozobaev, Nurgül Moldalieva “Kırgızcadaki Kurt (Börü) İle İlgili Örtmece Kelimeler”, <strong>Hacettepe Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Dergisi</strong>, 2020 Bahar, 23 – 38; İ. M. Coroev, “Söz – Tildik Birdik Cana Tüşünüktün Belgisi”, <strong>İzvestiya Uzov Kırgızstana</strong>, No: 5, 2018, sf. 199 – 201; Yusufhan Güzelsoy, “<strong>Kırgız Türkçesinde Örtmece Sözler Üzerine Bir İnceleme</strong>”, Yüksek Lisans Tezi, Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Manisa.</p>
<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Ra’nın tedirginlik yaşamasına neden olan “isim – büyü” ilişkisi burada da karşımıza çıkmaktadır. Korkut Ata Türkiyat Araştırmaları Dergisinde yayımlanan “Tengri / Tanrı Kavramı Bir Örtmece midir?” başlıklı makalemizde “tengri” (gök) sözcüğünün bir örtmece olabileceğini tartışmıştık. Acaba eski Türkler, “Tengirdin uulu” da dedikleri (hatta Tanrı’nın da kendisinin kılığına girdiği) börüde aslında Tanrı’nın gizli adını mı buluyorlardı? İsis’in, Ra’nın adını alması gibi atalarımız da börünün adını alıvermiş.</p>
<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Bilinçli veya bilinçsiz, aslında her ismin arkasında bir dilek vardır.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/ra-isis-tartismasi/">Ra – İsis Tartışması</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tanrı&#8217;nın Kurt Olduğu Dönemler: Bir Şair Apolojisi</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/yasam/tanrinin-kurt-oldugu-donemler-bir-sair-apolojisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Banu Nagashbek]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Apr 2019 13:01:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Amirhan Balkıbek]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=14612</guid>

					<description><![CDATA[<p>Tanrı&#8217;nın kurt olduğu dönemler Alegori mi? Hakikat mı? Amirhan Balkıbek[1] Beklenmedik fikirler her zaman eleştirilir. Hatta cezaya çekilebilir. Dediklerimize delil olarak, sert şekilde donup kalan dini dogmalara karşı keşifleri için cehaletin yaygın olduğu orta çağlarda ateşe yakılan, kiliselerden uzaklaştırılan Giordano Bruno veya Galileo Galilei gibilerin çileli yaşamlarından örnek verebiliriz. Fakat arada birkaç yüzyıl geçtikten sonra [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/tanrinin-kurt-oldugu-donemler-bir-sair-apolojisi/">Tanrı&#8217;nın Kurt Olduğu Dönemler: Bir Şair Apolojisi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Tanrı&#8217;nın kurt olduğu dönemler</strong></p>
<p><strong>Alegori mi? Hakikat mı?</strong></p>
<p><strong>Amirhan Balkıbek<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></strong></p>
<p>Beklenmedik fikirler her zaman eleştirilir. Hatta cezaya çekilebilir. Dediklerimize delil olarak, sert şekilde donup kalan dini dogmalara karşı keşifleri için cehaletin yaygın olduğu orta çağlarda ateşe yakılan, kiliselerden uzaklaştırılan Giordano Bruno veya Galileo Galilei gibilerin çileli yaşamlarından örnek verebiliriz. Fakat arada birkaç yüzyıl geçtikten sonra sonunda başardılar ve kazandılar. Kilise, din kendilerinin mağlup olduklarını kabul ederler. Bütün halktan acımasızlıkları için özür dilediler. Orta dönemlerdeki gerçekleri arayıp tüm güçlerini harcayan bilim adamlarının peşinden mum alarak kovalayan Şark’çılar hala kendi hataları yüzünden kendilerine gelemiyorlar. Muhammed (s.a.s.) “Hatta Çin’de olsa bile okumaya çaba gösterin, neden, çünkü okumak her müslümanın farzıdır” adlı ünlü hadis-i şerif-ini çiğneyen İslam dünyası ise Batı kültürünün tekmesinin altındadır.</p>
<p>İşte, senin söylemek istediğin fikir de böyle sabit anlayışın “kafasını yarıp, gözünü çıkarırmış gibi durumdadır”. Bu keşfin “Türklük Kurt totemi ve yahudi Tanrısının kökeni birdir” denilen neticeyle sonuçlanır. Evet, böyle yeniliğe, keşfe muhteşem, kaliteli fikirleri duymak böyle dursun, bizzat kendin ve aklının yerinde olup olmadığı şüphe yaratır. Halk sana bir lafla “Deli” diyecekler. Belki dalga geçecekler. Boş ver, geçsinler fakat sen kendi yenliğinin gerçek olduğuna inanırsın. İnanmayıp da ne yaparsın!..</p>
<p>Türk halkları kendilerini Kurt-Ana soyundan gelmişiz diye biliyorlar. Ama bu fikir asla Hüda veya Tanrı derecesine kadar yükseltmemiştir. Türkler dişi kurt ile çocuğun bir araya gelmesiyle nesil ürettiğini, kutsal sınır sahibi Yaradan’ın bir mücizesi olarak görürler.</p>
<p>Eski Mısır inançları ile sonradan Hint-İran ve semit dinlerinin başında duran hem de yeryüzündeki ilk monoteizm din sayılan Tanrıcılık neden Kurt toteminin gölgesinde kalmadı? Türklerde önce neden Tanrı, sonra Kurt akla gelir? Bu sorulara tanrıcılığın kökeni derinleride olduğunu birkaç yüzyıllık derin tarihin oluşuyla cevap verebiliriz. İşin ilginç yanı Tanrı ve Kurt totemini karıştırarak eski Türk halklarını puta tapan diyenler de vardır. Dedelerini aptal saymak ve efsanenin kökünden gerçekleri tanıyamamak cahil kuşakları böyle ters yola götürürler. Asıl konu böyle papazların Kurt miti ile toteminin hangi dönem ve tarihlerinde ortaya çıktığını bilmemesidir. Tabi ki, bilmeyen zehir içer. Bizim fikre göre, kurt totemi, göçebe Tanrısı iki nehir arası (Fırat ve Dicle) ile kutsal sayılan Nil kenarında eski Mısır ile eski semit halklarının kendilerini tanıdıktan bayağı sonra yahudilerin tek Tanrısıyla (yehova) aynı anda, evet evet, aynı anda dünyaya gelmişti. Bu dediklerimizin kuru kuru konuşma olmaması için Türk kurt mitini bizzat konuşturalım.</p>
<p>Eskiden gelen esfaneye göre, komşu düşman kabileleri,  bir ulus halkı beklendmedik anda saldırır ve imha etmişler. Katliama maruz kalan, zerresine kadar hiç bir canlı kalmayan ülkenin erkek göbeklilerden tek bir çocuk kalmış. Tanrının mucizeliliğiyle, o oğlanı dişi kurt bulmuş ve besleyip yetiştirmiş. Sonradan, çocuk baliğ yaştan geçerek kurt ile berabe olurlar ve onlardan on evlat doğurmuş. Çocuklardan biri Asena Türk’ü yani, Kurt Türk adını alır, bugünkü Türk halklarının temelini oluşturmuş. Efsane kökünde, nasıl bir gerçek tarihi olayların olduğu bugünlerde ve ortada kalan onlarca yüzyıllardan sonra net söylemek zordur. Halbuki araştırmalarla yola çıkabiliriz. Onun için kendimize belli efsaneyi dört bölümle veya ayrımla bakabilmek uygun olur. İlk bölümde; savaşta katliam yaşayan halk. İkinci, çocuğu bulup besleyen dişi kurt. Üçüncü, dişi kurt ve sonradan büyüyen oğlanın arasında geçen nikah yani sevişmeden ortaya çıkan çocuklar. Dördüncü,  çocukların birinin soyundan gelen Aşina ve Asena Türk’leri. Bugünün yaratıklarının hayal güçleri biz sıralayan efsanelerin ilk ve son bölümlerini gerçek olarak görürler. Fakat ikinci ve üçüncü bölümler net bir bilim adamları tarafindan eleştirilmiştir. “ Pekȃlȃ, tek kalmış çocuğu dişi kurdun bulup beslemesi doğru, yaşamda böyle olaylar çoktur ama insanoğlu ile dişi kurdun sevişmesi ve dünyaya çocuk doğurmaları bu dedikleri&#8230;” diye itiraz etmişler bilim adamları. Esfanenin ortaya çıkmasına sebep olan tarihi olay (ama böyle olayların olmasına şüphelenmemek lazım) sonradan bunu anlatanların şairlik hayal gücüyle inanılmaz metamorfozaya (başkalaşım) maruz kaldığı, yani yaklaşık veya benzemiş alegoriye dönmesidir. Belki, efsanenin bize belli bugünkü nüshasında, temelinde yatan net olaylar yeryüzüne çıkarak, tartışmalı dönemleri geçip onlarca yüzyıllardan sonra ortaya çıkmıştır belki. Böyle olma ihtimali de vardır. Örneğin, Güneşe ulaşma yolunda ölen Phaeton  afeti veya Truva savaşının biri uzayda diğeri ise dünyada geçekleşen tarihi olayların  şair diliyle süslenip abartılarak yazılan yankıları olduğunu bugünün bilim insanları ispatlamadılar mı? Fakat Phaeton güneşin sıcaklığına dayanamadan yanması veya dokuz sene pes etmeyen Truva bir gecede ateşe bürünmesi kör Gomer ile hayalperest Ovidius da bu olayların yanında olmak şöyle dursun bu dünyaya daha gelmedikleri belli değil mi? Öyleyse hayal gücüyle dünyaya gelen kurt mitinin arkasında gerçekten yaşanmış olay vardır diye varsaymaya hakkımız vardır.</p>
<p>Evet, esrarengiz efsane sırrını çözmek için bizim gerçek diye sandığımız ilk ve dördüncü bölümlere güç harcamamız lazım. İşte, zihne bu arada ilk bölümdeki saldırıcı düşman topraklarında ilk ve son seçeneklerdeki “büyük doğa afeti olmuşsa eğer ?” fikri akla gelir.</p>
<p>Net olarak söylemek gerekir, zaman geçtikçe doğa afetinin zararı unutulur ve kahramanlık ruhla yetişen ve mızrak, kalkan takarak atın üzerinde hayat geçirmesi, belki kırsalın şairi savaşın nedenini bugün olmazsa yarın kılıçla çekişecek olan komuşularına devirmesi büyük ihtimal olaydır. Böyle milliyetçiliği için  kırsal (dala) şairini kimse suçlayamaz. Mitin diğer yanına iyice bakarsak, böyle bir seçimin olduğunu farkederdik. Sonra eskiden gelen kurt miti nüshalarının hiçbirinde beklenmedik anda saldıran komşu kavimlerine dair bir laf olmadığını da unutmamak gerekir. Sadece topraklar kana bürünmüş  halk kalmıştır. Belki, bizi efsaneden kopararak gerçeği aramaya yol açan bu mudur?</p>
<p><strong>Kutsal Söz Rivayeti</strong></p>
<p>Sen bir makalende (“Au-u-u. Kurt miti ile toteminin sırrını çözmeye çaba, “Parasat” dergisi, 1997, №10) kurt mitinin temeli, kendimize günlük yaşamdaki tanıdık börü yüzü değil, kutsal “au” sözü olduğunu yazmıştın. Zaman geçtikçe kutsal Söz normal kurt simgesiyle birleşerek, toteme dönüşmüş demiştin. Mitin ikinci bölümünde gizlenen sırrın çözümü böyle olmasına şüphe yoktur. Kutsal sözün simgelik mȃnȃsı var nesneye (burada hayvana) dönme süreci gelecek kuşakların zihninde yüzyıllar boyunca devam etmekteydi. Sonunda şairlik hayal gücünün meyvesi gibi güzel ve soğuk, kurt miti dünyaya gelir. Çünkü, belirsiz bulanık tarih arşivlerinde kalan  eski dönemler Türklerin ruhuna, canına dokunarak, zor günlerde barınak olabilen Söz’e (evet Türkleri kurt değil Söz korumuştur) Tanrının kutsallığı ile bu hayvan da konuşabilmişti. Gülünç olsa bile yine de söyleyelim, sabah sabah minareye çıkıp seslenen Müslüman ezancının eski dönemlerdeki kırsal prototipi de sözünde duran yiğidin yüzü gibi Kurt olmuştur. Macarlarla savaşa girmeden önce Kıpçakların kağanı Bonyak’ın tenha yere gidip, kurt gibi ulumasının böyle bir sırrı vardır. Çünkü, onun eski soyu başkası değil şu Gök Börü olmuştur!</p>
<p>Yazılı tarihi metinlerde XI-XII yüzyıllarda kıpçaklarda Börtegiler Ordusının olduğuna dair belgeler vardır. Onlar da kendilerini Türklerin eski sülalesinden gelen (net olarak anası) kurttan türetildiğiini söylerler. Börtegiler Ordusunun (Ordu ismi de kurt totemi ile ilgili) başkanı Bonyak kağan eskiden bu inancın ilk taşıyıcısıydı. Rus kronolojik takvimlerinde onun macarlarla Vyagre’de 1097 tarihinde gerçekleşen savaş öncesinde Tanrıya nasıl taptığı hakkında yazılır: “«и яко бысть полунощи и встав Боняк отьеха от рати и поче выти волчьский и отвыся ему волк и начаша волци выти» (S.A.Pletneva. “Han Bonyak ve onun zamanı” Arkeoloji sorunları. L. 1978. 2.baskı s.179.) Burada bizim dikkat edeceğimiz yerler Bonyak kağanın kendi askerlerinden ırak gidip, kurt gibi uluyan anın olmasıdır. Au-u-u..Au-u-u…Au-uu. Kutsal an. Türkleri kurda taptı diyen fikir de sırrı derinlerde yatan Au-u-u’dır. (Bugünlerde herhangi İslam’dan birisi diğer dinlere kötü bakışla bakan ve buna alışkın kardeşlerimiz bu anın şahidi ise, “eyvah, bu Bonyak kağan tam bir Buda’ymış” diye problem yaratırlardı. Sonradan sahte korku doğurduğu için kafası giderdi. Tabi ki, kafası varsa. Halbuki, bineğe istekli kardeşlerin korkusunun canı yok değil. Buda AUM-ımla Türk Au-uu-u’ının kökeni aynı diyebiliriz. Sadece onu farketmelidir.)</p>
<p>İnsanoğlu hafızası kendinin zihinsel yaşamında maceraları ile doğa afetlerini asla unutmadılar. Tarihi sahifelere kaydedilmeyen geciken, belgeler söz, batıl inanç, adet gelenek-görenekler, mitlerin arkasında gizleniıyorlar. Ancak onları farkedebilen bakış açısı, gönül gözü lazım. Yetişmiş bir elma kendi dalından düştükten sonra başka bir yere düşmez. Yani, şairin hayali de (miti yaratan) her ne kadar güçlü olsa bile, ilk doğruluğundan uzağa gitmesi imkansızdır.</p>
<p>Gerçekten de, miti doğuran Şair olayı anlatmada asıl söylenceden uzak ve değişikliklere uğrayamaz. Ancak olmuş olayı bozkırlıların yabani bakış açılarına göre uygun şekilde, ustaca anlatmışlardır. Varsayımla, bugünkü kuşakların beyinine sığdıramayan anlatılar tȃ eski dönemlerdeki özgür kırsal şiirlerinin sanatsal yön yöntemleri olabilir mi?</p>
<p>Bizim bakış açımıza göre, sanatsal hayalin arkasına gizlenen gerçek budur: çocuğu kurtaran dişi kurt değildi. Bu yüzden bu Asena Türklerin anası olamazdı. Yani, çocuğun anası uzun saçlı, altın rahimli sıradan bir kadın diye anlamamız gerekir. Mit ile bilim arasındaki anlaşmamayı böyle çözebiliriz. Doğru olan da budur. Yeryüzünde insan hayalinden hızlı olan hiç bir şey yoktur. Sen bir zamanlar amerikalı kızılderililer hakkında film izlerken onların bir karara vardıklarında “Hau” diye seslendiklerini farkettin. Kızılderililerdeki “Hau” ile Türklerdeki “Au” arası uzak olmayabilir. Öyleyse, tek bir kelimeyle tüm insanoğlu tarihine dair sırrın olması aşikardır. Yoksa bu muhteşemliği nasıl anlatabiliriz? Dünya mitolojisinden “Au” sözüyle ilgili onlarca belgelere rastlayabiliriz. Onlardan en ilginç olanı kızılderililerin snohimiş kabilesinden kaydedilen kayıttır. Onlar: “Eski dönemlerde gökyüzü dünyaya çok yakın yerleştirilmiş. İnsanoğulları belini dik tutarak yüyürememişler ve yaşamlarını sürdürmek de zorlanmışlar. Zaman geçtikçe insanlar böyle olmaz ve ensemizi aşağı iten gökyüzünü nasıl olsa kaldırmamız lazım diye karara varırlar. Bunu nasıl yapabiliriz diye kafa yorarlar. Her millet her yerdedir. Öyleyse bu kabilenin gücüyle koca gökyüzünü nasıl kaldırabildiler?</p>
<p>İnsanların kafalarını çok yoran yanı da budur. Fakat, “iki elin sesi var” değil mi, bunun da çözümü bulunmuştur. Dehaların toplantısından sonra, her yere haberciler gönderilir ve yeryüzünün her noktasında yaşayan insanoğluna aynı anda “Au”diye seslenin diye görev verirler. Gerçekten de yeryüzünün tüm boylamları ile sahalarından aynı anda “au-u” diye ses geldiğinde, kurşun bulut gibi yatan gökyüzü biraz yükselmiş gibi olur. Sevinen insanlar “au-u-u” diye beraber seslenmeye devam eder. Kocaman gökyüzü ilk önce insanın rahat ayakta dik durabilmesi için sonra kavak ağaçları, kuşların uçabilmesi için daha yükseğe kalkar. Kalkarak bugünkü hale gelir. İnsanlar belini dik ve kendileri de rahat gezinmeye başlarlar. İnsanoğlu beraberliğinin kuvvetini gösteren bu mucize anlardan hatıra olarak, hȃla kano sürdüğünde “Au-u” diye sesleniriz” diye konuşmuşlar. (İmmanual Velikovsky, “Dünyanın çatışması”, Rostov-na Donu, “Feniks” yayınları, s.210).</p>
<p>Tabiki bu bir efsanedir. Sıradan binlerce efsanelerden biridir. Sadece karakteri kurt miti konusunu açan  “Au-u” kelimesine benzemesidir. Fakat böyle bir benzerlikler boşuna mıdır? O zaman eski çağlarda yeryüzünde tüm insanoğluna tehlike getiren bir afetin gerçekleştiği doğrudur. Ve yeryüzünün ikinci yarımında kızılderililerin efsanesi de, Türk kurt mitindeki gibi, tüm insanoğlunu tehlikeden kurtaran “au-u” kelimesinin olduğunu ifade eder. Rastlantı mıdır? İmkansız. Belki, hıristiyan dininin “Kutsal haberinin” biri “ İlk başta Söz olur, Söz Tanrıdadır ve söz Tanrı idi” diye ifade edilen yazısında bu “Au” sözüne ait sır olabilir mi? Hemen söyleyelim, böyle kahramanlığın bir başkanın inancına müdahale değil, bizzat şahsın bir sözün etrafında konuşulan düşünce üretimi diye anlamamız gerekir.</p>
<p><strong>Tanrı  ile Kurt birleşen  an</strong></p>
<p>&#8230;İçgüdüsü aldatmamış. Hıristiyanlar “Tevrat” üzerinde yahudilerden aldığı Musevi Tanrısının da ilk adı “Yav” <a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> veya “ Au” olarak çıkmıştır. Ünlü “Kütüphanenin” yazarı, tarihçi  Diyodor Hz.Musa’nın Sina Dağındaki temel on kaidesini Yao veya Yau (Yehova veya Yahve kelimelerinin kökeni) isimli Tanrıdan alınıdığını yazar. (İmmaniul Velikovsky, Dünya çatışması”, Rostov-na Donu, “Feniks”, s. 113). Farkettiniz mi, Türklük kurt totemini yahudi kardeşlerde tek Tanrı derecesine yükselmiştir. Burada Tanrıyı tanıyamayan Türkler hata mı yaptı yoksa kurttan Tanrı yapan yahudi kardeşler delirdi mi sorusu kendiliğinden gelir. Tabiki ,bu sadece düşünce oyunudur. Böyle tehlikeli sorunun sorulması da olması da imkansızdır. Her şeye engel olamayan insanın hayal gücü suçludur. Türkler Tanrısını tanıyamadı değil, onun merhametin, şefkatin görüntüsü olarak sadece kurda dair mitsel düşüncesini üretmekle sınırlanır. Fakat yahudi halkı kendilerini Tek Tanrıya olduğu tutkusunu göstermiştir. Sonunda ilk baştaki seslenmedeki Au, sonraki seçeneklerdeki Yahya tanrısı ortaya çıkar. Adı on çeşit veya yüz çeşit olan tek Tanrının adı Au-Yau veya Yahya’dan önce Tanrının var olduğunu zihinmizden çıkarmamamız lazım.</p>
<p>Artık yahudi Tanrısının ilk baştaki ismi neden <em>Au</em> olduğuna biraz duralım.  Bu yüzden yahudi halkının Hz.Musa’nın Mısır tutsaklığından kaçarken yeryüzünde görülen olaylara, onların nedenlerine bakmamız gerekir. Bu doğa afetleri Toprak Ana’nın üzerinde ard arda tekrarlanan çileli dönemlerdi. (Kurt mitindeki kanlı çatışmanın “Tevratlı” veya yahudilik nüshası diye anlamalıyız) Dünyaya birleşmeye az kalan Gökyüzü bir mucizeliğin gücüyle ortaya çıkan sesin yükseltildiği gerçektir. Birkaç günler siluetini göstermeyen Güneş de bundan sonra ışık saçar. Doğadaki böyle olayları bugünün bilim diliyle ispatlayabiliriz; belki çok yakın gelen kuyruklu yıldızın yüzünden veya komşu gezegenlerle saha gücünü tartıştıktan sonra, belki, uzaydaki sıradan gezgin bir büyük taşların biri düştükten sonra yörüngesinden çıkmaya az kalan Dünya, kendinden geçerek, Güneş sistemindeki bugünkü haline uygun yerleşmiştir. Afetin zararı birkaç hafta veya aylara uzadığı net şekilde (“Tevrattaki”  bu dönemleri hatırlatan olayları hatırlayalım). Bu birkaç onlarca gün içerisinde insan zihnine yerleşen korku ürpertinin az önceki kurtarıcı gibi duyulan sesi Yaradan’ın kendi sesi diye karar vermeye bolca sebep vardır. Dünyanın iki tarafındaki insan hayalini coşturan, Tanrılar ile kurtarıcı kahramanlar hakkında efsaneler doğuran bu ses bize kurt mitinden belli “Au-u” veya kısaca “Au”dı. (Yahudilik dinin ağız konuşmalarında bu dönemlerdeki Tanrı sesini yeryüzünün bu ve diğer tarafındaki yetmiş milletin duyduğu konuşulmaktadır. “Au” sözüyle ilgili söylencelerin yeryüzünün her yerinde rastlanmasının nedeni, eski yetmiş milletin kuşaklarına bıraktığı miras diye anlamamız gerekir).  Ses veya sözün sahibi de bellidir. Uzayda sallanarak bugünkü haline tekrar gelen Toprak Ana’ydı. O dönemlerde eski kitaplar “Nehirler kendinden aşarak, yükselen deniz suları kıtaları  az kalsın basacaktı” diye yazarlar.</p>
<p>Kurt mitinin ikinci, üçüncü bölümlerini diğer bölümlerle gerçek bağlayan hakikat budur. Güneş sisteminde yer alması ihtimal olan felaket afetten Toprak Ana sağlam hem galip çıkar. Bundan kalan hatıra olarak her kıta, her milletin kendilerine ait çeşit çeşit anlatılan efsane mitleri vardır. Eski yunanlıların anadan doğmuş kocaman oğlan Herkules’e gökyüzünü kaldırtmışlar, çinliler ise eski dönemlerdeki kağanlarına Yao veya Yau diye isim vermişler. Hint budistlerinin dedeleri “Aum” diye seslenilen kutsal mantrayı nesillerine miras olarak bırakmışlar. Yahudi yurdu ise Yaradan’ın on temel kaīdesini Hz.Musa’ya bu sefer verdi diye anladılar. Eski Türkler ise, Toprak Ana ile Kurt Anay’a saygı gösterdiler. Aradan zamanlar geçtiken sonra doğa afetleri ya da uzay afetlerinin zararı eskimiş veya unutulmuş hale gelir, yapılan acımasız kanlı savaşı hayal gücüyle ürettikleri bu yüzdendir. Olayın gerçeğe yakın kalan yorumlanması da budur. Türk halkı elden Tanrı yaratmadı, elinden gelen bir şey değil ve bu işi kabul ederek insanoğlunu rahatsız etmedi. Sadece ilhamı güçlü şairlik hayale özgür bırakmıştır.</p>
<p>Evet, böylece, kurt miti ile toteminin en az üç bin yıldan fazla tarihi olan insanoğlunda  Ulu Ana’nın tek olduğuna, onun adı Toprak Ana diye isimlendirildiği doğrudur.</p>
<p>Böylece kurt miti hakkında konuşmamız tamamlanmıştır. Tanrım, Toprak Ana’ya, bize binlerce, milyonlarca yıllar yaşam hakkı versin!</p>
<p>Dualarımız kabul olsun dileğiyle. Amin.</p>
<p><strong>(devamı var)</strong></p>
<p><em>Şair Apolojisi</em> kitabından. s.11-18.</p>
<p><strong>Almatı, Karatav ve Dastür yayınları, 2015</strong></p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> (1969-2014)  Kazak şairi, yazarı, gazetecisi.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Yav- Yehova’dan türeyen kelimedir (çeviri notu)</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/tanrinin-kurt-oldugu-donemler-bir-sair-apolojisi/">Tanrı&#8217;nın Kurt Olduğu Dönemler: Bir Şair Apolojisi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beyaz Saray&#8217;ın İki Tanrısı</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/sosyoloji/beyaz-sarayin-iki-tanrisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Metin Savaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jun 2018 20:09:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[dualizm]]></category>
		<category><![CDATA[erich fromm]]></category>
		<category><![CDATA[homo religious]]></category>
		<category><![CDATA[hürmüz ile ehrimen]]></category>
		<category><![CDATA[manicilik]]></category>
		<category><![CDATA[maniheizm]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=12407</guid>

					<description><![CDATA[<p>“Kendiminki İle Yabancınınki Aynı Şey Olamaz”</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/sosyoloji/beyaz-sarayin-iki-tanrisi/">Beyaz Saray&#8217;ın İki Tanrısı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bilindiği üzere, Maniheizm (Manicilik) diyalektiğinin temelinde düalizm (ikicilik) bulunmaktadır. Başta yaratılış olmak üzere hemen her şeyi aydınlık ve karanlık (iyi ve kötü) şeklinde kavramakla yetinen Manicilik (bu indirgemeci veya genelleştirici haliyle) donuktur, katıdır, hoşgörüsüzdür. Aydınlık ve Karanlık diyalektiği saplantılıdır, marazidir. Üstüne üstlük, Tek Tanrı inancıyla da uyuşmaz, çünkü düalizmin o kaskatı sisteminde iki otorite, dolayısıyla iki tanrı vardır. Oysaki Tek Tanrılı inanç sistemleri (teoride) Tek Tanrı dışında bir otoriteyi kabul edemezler. Fakat parantez içinde vurguladığımız üzere bu kabul etmezlik teoride böyledir. Pratikte ise vaziyet değişiyor. O derece değişiyor ki (çarpıtılıyor ki) sanki İblis de bir otoritedir ve Tanrı’nın karşıtıdır. Hâlbuki Tek Tanrı inancında Mutlak Yaratıcı’nın karşısına bir otorite (bir rakip) koymak demek şirk demektir. Tek Tanrı’ya mücadele sahnesinde ortak koşmak demektir. Her ne kadar Tek Tanrıcı dinlerin müntesipleri söylemde ve itikatta Tanrı’yı mutlak varlık olarak dile getirseler de pratikte adeta iki rakip tanrı varmışçasına saplantılı davranışlara sürüklenmektedirler.</p>
<p>Otorite tek ise (şu halde) İblis bir rakip olamaz. İblisi yaratan ve İblise kötülük yolunda imkânlar tanıyan (şeksiz şüphesiz) tek otorite olsa gerektir. Ama pratikte Tanrı ve İblis karşıtlığı hüküm sürmektedir. Tek Tanrılı dinlerin müntesipleri İblisi Tanrı’nın ya da Tanrısal yasanın düşmanı olarak algılıyorlarsa iki otoriteyi algılıyorlar demektir. Burada kıvırmak, kem küm etmek anlamsızdır. Tanrısal yasanın düşmanı ancak bir başka tanrı olabilir. Düşmanlık rekabettir ki Tanrı ile İblis rekabeti şeklinde algılama ister istemez ikiciliğe yol açar. Eşitler arasında Tanrı daha fazla eşittir diyecek olursak bu durumda yine ister istemez İblise ikinci dereceden otoritelik yüklemiş oluruz.</p>
<p>“Manici ikili ayrım, her zaman dogmatiktir, hoşgörüsüzdür,” diyor Umberto Eco ve ekliyor: “Demokratik kişi, şemaları reddedip nüansları, ayrımları kabul eden, çelişkilerin varlığına hak tanıyan kişidir.”<a href="#_edn1" name="_ednref1">[1]</a></p>
<p>Tek Tanrılı inanç sistemlerinin teorideki öğretilerine rağmen, müntesiplerin pratikteki algılayışları ve pratikteki tutumları birtakım çelişkilerle doludur. Cezalandırıcı Tanrı’nın yargısından korkanlar İblisin baştan çıkarıcılığından da korkuyorlarsa ortada çelişki var demektir. Çünkü sadece tek otoriteden korkmak gerekiyor. Öğreti böyledir. Tek Tanrı öğretisi ikinci bir korkutucuya izin vermez. İzin verdiği takdirde kendisiyle çelişkiye düşecektir. İblis bir otorite olamaz. İblis yalnızca bir nesnedir. Özne değildir.</p>
<p>“Homo religiosus’a (dindar insana) göre ‘öz olan’ varoluştan önce gelir. Bu görüş ilkel ve Doğulu toplumların insanı için olduğu kadar Yahudi, Hıristiyan ve Müslüman için de geçerlidir.”<a href="#_edn2" name="_ednref2">[2]</a> Öz olan varoluştan önce gelir kuramını esas alırsak, insan bugün ne ise başlangıçta da odur. İblis sonradan isyan etmiştir ama onun özünde isyankârlık mayası bulunduğu için isyan edebilmiştir. “İnsan bugün ne ise başlangıçta da odur” dogması bilhassa Hıristiyan/Yahudi teolojisinde akıl almaz bir saplantıya ruhsat veriyor. Protestan teolojisine göre aydınlıktakiler ve karanlıktakiler baştan bellidir. İyilerle kötüler ezelden tayin edilmiştir. Bundan ötürü de sonsuz kurtuluş her insan için mümkün değildir. Neredeyse sadist bir Tanrı söz konusudur. Kötüler için kurtuluş olanağı yoktur. İyiler ise Tanrı’nın gizemli bir planı kapsamında ve Tanrı iradesiyle kötü amellerde bulunsalar dahi kurtuluşa peşin peşin ermiş kimselerdir. Çünkü o iyilerin kötülüğü aslında iyiliğe zemin hazırlama yolundaki geçici kötülüklerdir. Ne var ki kendileri için kurtuluşun imkânsız olduğu kötüler iyi bir hayat sürseler bile bir şey değişmeyecektir. Erich Fromm işte burada şöyle bir itiraz yöneltiyor: “Tanrı’nın nasıl olup da (kendi gücünü göstermek isteğinin dışında) meşru ve haklı bir sebep olmaksızın insanlığın bir kısmını ebediyen mahkûm etmeye karar veren Calvin’in Tanrısı gibi, keyfine göre hareket eden amansız bir Tanrı olarak düşünülebileceğini anlamakta güçlük çekeriz.”<a href="#_edn3" name="_ednref3">[3]</a></p>
<p>İşte bu hoşgörüsüz, peşin hükümlü ve aydınlığı tekelleştirici teolojik tavır insanlığı felakete sürüklüyor. Erich Fromm buna “yaygın düşmanlık” demektedir. Fromm’a göre, Luther ile Calvin bu yaygın düşmanlık duygusunu dile getirmişlerdir. Daha açık ifade edecek olursak, Luther ile Calvin bu yaygın düşmanlığa metodoloji kazandırmışlardır. Örneğin Afrikalı zenciler insan bile değillerdir ve üstün beyaz ırkın köleleri olmaya yazgılıdırlar. Asyalılar da (biraz daha fazla insan olarak görülmelerine karşın) mutlak kurtuluşun dışında bulunduklarından ötürü beyaz ırkın gölgesinde yaşamaya mahkûmdurlar. Yahudiler ise kendi cemiyetlerini üstün görüyorlar. Manicilik diyalektiğindeki tartışılamaz olan aydınlık ve karanlık zıtlaşması insanlığın bağnaz muhayyilesinde sert sınırların oluşmasını kolaylaştırıyor. Kolaylaştırmanın ötesinde meşruiyet kazandırıyor. Dolayısıyla iyi hep iyi, kötü hep kötü damgası yiyor ve böylelikle de sorgulamanın önü tıkanıyor. Öylesine tıkanıyor ki, kötünün iyiliği bile kötülük olarak algılanıyor. Beyaz ırkın siyah ırka yönelik acımasız tahakkümü görünüşte kötüdür fakat Tanrı’nın kutsal planının gerçekleşmesi uğrunda bu görünüşteki kötülük gereklidir. Gerekli olduğu için de kötülük değildir.</p>
<p>Hıristiyan teolojisindeki soyaçekim prensibinin Manicilikteki iyi-kötü dogmasıyla örtüştüğü düşünülebilir. Âdem ile Havva arketiplerinden kaynaklanan bir aslî suç vardır. Bu suç her insanda doğuştan bulunmaktadır. Soyaçekim yoluyla bütün insanlık bu ilk suçu taşımaktadır. Hıristiyan teolojisindeki sarsılmaz önyargı şöyledir: “İnsan kendi gücü ile bu suçtan kurtulamaz. Ancak Tanrı, oğlu İsa’yı, insanları bu suçtan kurtarmak için gönderir.”<a href="#_edn4" name="_ednref4">[4]</a> Hıristiyan teolojisinde ilk suçtan arınmanın yolu ikinci bir suç işlemektir ki o da İsa’nın bir fidye olarak kurban edilmesidir. İşte burada şöyle bir kuşkuya düşebiliriz: Tanrı’nın kurtuluş muştuladığı beyazların acaba beyaz ırktan olmayanları aşağılaması ve onlara eziyet etmesi ikinci suçun türevi mahiyetinde midir? Afrikalılar ve Asyalılar birer kurban mıdır?</p>
<p>“İnsan kendi gücü ile kurtuluşa eremez” prensibi insanı önyargılar ve dogmalar bataklığına gömmeye yetiyor zaten. Bu durumda insan özgür bir varlık değildir. Bir kukladır. Dünya sahnesinde herkesin rolü bellidir. Sahneye çıkan oyuncular nasıl ki yazılı metne sadık kalmak zorundaysa ve senaryonun kendilerine biçtiği rolün dışına çıkamıyorlarsa Calvin’in Tanrısı karşısında kişisel çabaları hiçbir olumlu sonuç vermeyecektir. Afrikalı daima Afrikalıdır ve beyaz ırk daima Tanrı’nın üstün kullarıdır. Şu halde örneğin Türkiye veya Pakistan kendi gücüyle Fransa veya Almanya gibi olamaz. Japonya’nın göreceli başarısı kötülüğün tecellisi kapsamında geçici bir durumdur. Bir yanılsamadır ki Japonya için kurtuluş yoktur. İsrail içinse büyük kurtuluş bir Tanrı vaadidir. Çünkü iyilerle kötüler ezelde (yaratılışın başlangıcında) belirlenmiştir. Maniheist aydınlık ve karanlık dogması uyarınca Beyaz Saray aydınlığın sarayıdır. Kara ırk öz itibarıyla da karadır, sarı ırk özünde safradır ve fırlatılıp atılmalıdır. Beyazlar ise arınmışlardır. Aydınlıktakiler ile Karanlıktakiler (ezelden iyilerle ezelden kötüler) arasındaki keskin sınır çiğnenemez. Bütün o Tek Tanrıcı söylemlere karşın gerçekte iki tanrı vardır. Aydınlıktakilerin tanrısı ve karanlıktakilerin tanrısı olarak Hürmüz ile Ehrimen.</p>
<p>Maniehizmin sonradan ortaya çıkması ve senkretik yapısı bir şeyi değiştirmez. İyilik tanrısıyla kötülük tanrısı birer arketip olarak bütün insanların ortak bilinçdışında barınıyor. Ehrimen geçici bir süre için evrene hâkim olacaktır. Beyaz Batılı indinde bir geçiş dönemi yaşanmaktadır. Ne var ki Hıristiyan/Yahudi dışındaki insanlık da söz konusu sapkınca ikiciliği fiilen sürdürmektedir. Biz hep iyiyizdir ve ötekiler hep kötüdür. Bu önyargı devam ettikçe insanlığın huzur bulamayacağı gerçeği apaçık meydandadır. Cengiz Aytmatov’un şöyle bir sorgulamasıyla sonlandıralım bu yazımızı: “Tanrı Tanrı’dır ve Tanrı herkes için tektir; fakat kendimin olan kendimindir, yabancı olan ise yabancınındır; kendiminki ile yabancı aynı şey olamaz.”<a href="#_edn5" name="_ednref5">[5]</a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Metin Savaş</strong>                                                        <strong>                        </strong></p>
<p><a href="#_ednref1" name="_edn1">[1]</a> Umberto Eco, Popüler Roman Kahramanları, sayfa 207, Alfa İnceleme, İstanbul 2017</p>
<p><a href="#_ednref2" name="_edn2">[2]</a> Mircea Eliade, Mitlerin Özellikleri, sayfa 129, Alfa Mitoloji, İstanbul 2016</p>
<p><a href="#_ednref3" name="_edn3">[3]</a> Erich Fromm, Hürriyetten Kaçış, sayfa 99, Tur Yayınları, Ankara 1972</p>
<p><a href="#_ednref4" name="_edn4">[4]</a> Hikmet Tanyu, Yehova Şahitleri, sayfa 18, Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları, Ankara 1984</p>
<p><a href="#_ednref5" name="_edn5">[5]</a> Cengiz Aytmatov, Kassandra Damgası, sayfa 95, Ötüken Neşriyat, İstanbul 1997</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/sosyoloji/beyaz-sarayin-iki-tanrisi/">Beyaz Saray&#8217;ın İki Tanrısı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alman Aydınlanmasının Öncü Düşünürleri</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/alman-aydinlanmasinin-oncu-dusunurleri/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İdris Kılıçaslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 05 Dec 2017 20:27:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[ahlak yasası]]></category>
		<category><![CDATA[akıl]]></category>
		<category><![CDATA[Alman aydınlanması]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlanma]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Thomasius]]></category>
		<category><![CDATA[Christian Wolff]]></category>
		<category><![CDATA[din]]></category>
		<category><![CDATA[Gottfried Wilhelm Leibniz]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Kant]]></category>
		<category><![CDATA[pietizm]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10802</guid>

					<description><![CDATA[<p>Alman aydınlanması kavramı felsefi ve toplumsal aydınlanmanın Almanya’da kazandığı içeriğe işaret etmek üzere kullanılmıştır. Alman aydınlanması dine karşı oluşmuş bir düşünce değildir. Aksine Alman aydınlanmasının dinsel bir boyutu vardır. Çünkü Alman aydınlanmasının düşünürleri Protestan hareketinin bir uzantısı olan “pietizm”den etkilenmişlerdir. Dini popüler kılmak isteyen bir hareket olarak adlandırabileceğimiz pietizm ile felsefeyi popüler kılmak isteyen Alman [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/alman-aydinlanmasinin-oncu-dusunurleri/">Alman Aydınlanmasının Öncü Düşünürleri</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Alman aydınlanması kavramı felsefi ve toplumsal aydınlanmanın Almanya’da kazandığı içeriğe işaret etmek üzere kullanılmıştır. Alman aydınlanması dine karşı oluşmuş bir düşünce değildir. Aksine Alman aydınlanmasının dinsel bir boyutu vardır. Çünkü Alman aydınlanmasının düşünürleri Protestan hareketinin bir uzantısı olan “pietizm”den etkilenmişlerdir. Dini popüler kılmak isteyen bir hareket olarak adlandırabileceğimiz pietizm ile felsefeyi popüler kılmak isteyen Alman aydınlanması düşünürleri uyum içerisinde hareket ettiler. Ancak yine de Alman düşünürleri çoğu kez dini değerler ile ters düştükleri iddiası ile tehditler aldı, susturuldu ya da çalıştığı üniversiteleri terk etmek zorunda kaldı. Büyük Frederick<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a></span> (Firederik) döneminde düşünürlere ifade hürriyeti tanındı. Böylece Almanya&#8217;da aydınlanmayı üretebilecek gruplarda bir canlanma oldu. Alman aydınlanması, akla uygun iyi bir toplum projesi yerine, dinin ve var olan güç odaklarının ne kadar rasyonel olduğunun gösterilmesine hizmet etmekteydi, yani gerçek olanın rasyonel kılınmasına.<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a></span></p>
<p><strong>Christian Thomasius (Kıristiyan Tomazyos)</strong></p>
<figure id="attachment_10803" aria-describedby="caption-attachment-10803" style="width: 1200px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="size-full wp-image-10803" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius.jpg" alt="" width="1200" height="1452" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius-248x300.jpg 248w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius-768x929.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius-846x1024.jpg 846w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/1200px-Christian_Thomasius-990x1198.jpg 990w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><figcaption id="caption-attachment-10803" class="wp-caption-text">Christian Thomasius (Kıristiyan Tomazyos)</figcaption></figure>
<p>Alman aydınlanmasının ilk temsilcisinin Christian Thomasius (1655-1728) olduğunu söylemek doğru olacaktır. Babası Jakob Thomasius, Leibniz’in öğretmenlerinden biridir. Thomasius, felsefe alanında Fransızların Almanlara üstünlüğünü vurguladı. Thomasius’a göre bilgimiz duyular üzerine bağımlıdır. Hiçbir doğuştan düşüncemiz yoktur ve salt çıkarsamacı bir yöntem yoluyla dünyaya ilişkin gerçeklikler bulamayız. Deneyim ve gözlen biricik bilgi kaynaklarıdır ve bu bilginin sınırları duygularımız tarafından belirlenir. Kendimizi kuşkuculuğa ya da metafiziğe kaptırmaktan kaçınmamız gerekir. Tersine, kendimizi duyular tarafından sunulduğu biçimiyle dünyanın bilgisine erişmeye vermemiz ve gene de bunu bilginin kendisi uğruna değil ama yararlılığı uğruna yapmamız gerekir. Felsefe, metafizik ve tanrıbilim ile ilgilenmemelidir. Ancak bu felsefenin din karşıtı olması gerektiği anlamına gelmez. Zaten Thomasius da dine karşı olmaktan çok uzaktı. Fransız Aydınlanması&#8217;nın felsefesi Katolikliğe ve dine düşmandı ve onu toplumsal ilerlemenin bir düşmanı olarak görüyordu ama bu düşünce Alman aydınlanmasının düşünürlerinde genel olarak yoktur.</p>
<p>İnsanda üç temel eğilim vardır:<br />
<em>1) Olabildiğince uzun ve olabildiğince mutlu olarak yaşama isteği. </em><br />
<em> 2) Ölüm ve acıdan, içgüdüsel olarak kaçınma eğilimi. </em><br />
<em> 3) Mülkiyeti ve efendilik isteği.</em></p>
<p>Akıl, bu eğilimleri denetlemediği müddetçe insan toplumu savaş ve kargaşaya doğru yönelecektir. Toplumun bu noktaya gelmemesi ancak akılsal düşüncenin üstünlük kazanmasıyla mümkündür. Böylece insanlar uzun ve mutlu bir hayatı güvence altına alabilir. Ama mutlu bir yaşam nedir? Türeye uygun bir yaşamdır ve türe ilkesi başkalarına onların bize yapmalarını dilemediğimiz şeyleri yapmamamız gerektiğidir.</p>
<p>Akıl, insan yaşamının yaralarını iyileştirebilir. Aklın kullanımı toplumsal iyiye yöneltilmelidir. Bireyin kendi iyiliğini bencil istek ve tenselliğinin üstesinden gelmede ve kendini toplumun iyiliğine altgüdümlü kılmada bulmalıdır. Bu hiçbir zaman demek değildir ki Thomasius dine ya da doğaüstü olana inancı bir yana atmıştı. Sadece inanç, duygu ve tapınma alanına ait olan dini, felsefi düşünce alanından ayırma eğilimindeydi<span style="color: #000000;">.<a style="color: #000000;" href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a></span></p>
<p><strong>Christian Wolff (Kıristiyan Volf)<br />
</strong></p>
<figure id="attachment_10804" aria-describedby="caption-attachment-10804" style="width: 342px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Christian-Wolff.jpg"><img decoding="async" class="size-full wp-image-10804" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Christian-Wolff.jpg" alt="" width="342" height="450" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Christian-Wolff.jpg 342w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Christian-Wolff-228x300.jpg 228w" sizes="(max-width: 342px) 100vw, 342px" /></a><figcaption id="caption-attachment-10804" class="wp-caption-text">Christian Wolff (Kıristiyan Volf)</figcaption></figure>
<p><strong> </strong>Alman aydınlanmasının bir diğer temsilcisi Christian Wolff’tur (1679-1754). Amacı insanlar arasında anlayış ve erdemin yayılmasına katkıda bulunmaktı<span style="color: #000000;">.<a style="color: #000000;" href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a></span> Wolff da Thomasius gibi felsefi kavramların anlaşılabilir ve açıklanabilir kılınmasından çok pratik yarar ilkesine göre örgütlenmesi gerektiğini düşünüyordu. Alman felsefe sözlüğünün kurulmasına öncülük ettiği gibi felsefe dilinin Latinceden Almancaya çevrilmesinde de büyük gayretler sarf etmiştir. Aydınlanmanın diğer tüm düşünürleri gibi matematiği olan borcunu ifade etmiştir. Felsefeyi teorik felsefe ve pratik felsefe olarak ikiye ayırmıştır. Teorik felsefe ontolojiye dayalı bir uğraşı iken pratik felsefe ekonomi, siyaset, hukuk, psikoloji ve benzeri alanlarla ilgiliydi<span style="color: #000000;">.<a style="color: #000000;" href="#_ftn5" name="_ftnref5">[5]</a></span></p>
<p><strong>Gottfried Wilhelm Leibniz (Gotfirit Vilhem Laybnitz)<span style="color: #000000;">[6]
</span></strong></p>
<figure id="attachment_10806" aria-describedby="caption-attachment-10806" style="width: 1200px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke.jpg"><img decoding="async" class="size-full wp-image-10806" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke.jpg" alt="" width="1200" height="1481" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke-243x300.jpg 243w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke-768x948.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke-830x1024.jpg 830w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Gottfried_Wilhelm_Leibniz_Bernhard_Christoph_Francke-990x1222.jpg 990w" sizes="(max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><figcaption id="caption-attachment-10806" class="wp-caption-text">Gottfried Wilhelm Leibniz (Gotfirit Vilhem Laybnitz)</figcaption></figure>
<p>Eleştirmekten çok benimsemeye yatkın olan kişiliği ile tüm felsefelerin kendisine uygun görünen yanlarını alarak tam anlamında seçmeci ama tam anlamıyla özgün bir felsefe geliştirmiştir. Leibniz felsefesi tepki yanıyla ile değil uzlaşmacı ve uzlaştırmacı yanı ile ağır basar. Descartes’in yerle bir edici eleştiriciliğine, köktenciliğine tepkilidir. Leibniz geçmiş karşısında Descartes(Dekart) gibi kırıcı ve yıkıcı değildir, tam tersine yapıcı ve aşırı saygılıdır. Leibniz metafizik düzeyde Skolâstiklere yakınlık duyar. Ayrıca mantıkta tümüyle Aristoteles mantığına dayanır.</p>
<p>Ona göre evrensel bir bilim olmalıdır; matematiğe benzeyen matematik türünden bir bilim. Öyle bir şey olmalı ki insan zihni her alanda tüm soruları matematikte olduğu gibi apaydınlık bir biçimde çözebilmelidir. Usavurmaların yerine matematik hesabı koyabildiğimiz zaman çözüme ulaşmış demektir. Filozof bu iş için elbette sıradan bir hesaplama yöntemi getirmeyi düşünmez. Kurulmasına büyük emek verdiği sonsuz küçük ve integral hesaplarına başvurur. Bu yolla simgesel bir dil, bir işaretler dili kullanan genel bir bilim kurulmuş olacaktır. Böylece çeşitli bilgi alanlarında bilgiler belli işaretlerle ortaya konulacaktır, herhangi bir soruna cebir hesabı yaparak çözüm getirilecektir. İşaret kullanmanın kolaylığı vardır: işaretleri kullanırken anlamlarını düşünmemiz gerekmez. Simgeleri kullanan bu genel yazı ya da genel bilim kurulunca tartışmaya yer kalmayacak, tartışmanın yerini hesaplama alacaktır. Ne var ki ne Leibniz ne de daha sonra onu izleyenler böyle bir bilim kurabilmişlerdir.</p>
<p>Bu evrensel dil bir kere kurulabilseydi kolayca öğrenebilecek bir dil olacaktı. “Evrensel dil fikirlerimizin alfabesi gibi olacaktı yaratılması güç olan bu dil kolayca öğrenilebilecekti.”(Halbwachs-Halvaks). Herhangi bilimsel bir sorun ortaya atıldığı zaman tartışmaya girmek gerekmeyecek, hemen kâğıdı kalemi alıp hesaplama işine girişilecekti. Bu iş matematik hesaplamada sağlama yapmak kadar basit bir işlem olacaktı.</p>
<p>Leibniz’e göre özgür insan her şeyden önce sorumlu insandır, her şeyden önce Tanrı karşısında sorumludur. “Efendilerin en iyisi olan Tanrı yalnızca doğru yönelim bekler.” O, insana ilgisiz değildir, insana her zaman doğru yolu göstermeye hazırdır. Tanrı, insanı doğru yola koymaz ama ona doğru yolu gösterir.”Yüce ve sonsuz bilgiye sahip olan Tanrı yalnızca metafizik anlamda değil, ahlak anlamında da en yetkin biçimde etkindir.” İnsan için önemli olan Tanrı’ya tam bir istekle yöneliştir. İnsan, Tanrı’nın ürününü ya da yapıtlarını ne kadar doğru kavrarsa o ölçüde uygun yolu seçme şansına ulaşmış olacaktır. Erdemli kişi başkalarının sevincine katılmayı bilir. Tanrıyı da hiçbir karşılık beklemeden sever. Nasıl ki müzik dinlerken yararcılığa düşmüyorsak, Tanrıyı severken de düşmemeliyiz. Gerçek aşk Tanrı aşkıdır. Gerçek ahlaklılık Tanrı yolunda olmakla belirgindir. Tanrı tüm yetkinliklerin kaynağı ve sahibidir.</p>
<p>Tanrı, bütün parçaları birbirine bağlı olan bu yetkin evreni titizlikle yaratmış, bunu yaparken her ihtimali hesap etmiş, bu hesabın sonunda da birtakım kötülüklere göz yummazlık edilemeyeceğini anlamıştır. Mademki Tanrı kötülüklere izin vermiştir, o halde izin verdiğine iyi etmiştir.<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a></span></p>
<p>Her bilim onda merak uyandırır, insanla ilgili hiçbir şey ona yabancı değildir. Çünkü Leibniz’e göre <em>“Biz kendimiz için var olmadık, toplumun iyiliği için var olduk, parçalar nasıl bütün için varsalar.”</em></p>
<p>Sağlıklı bir devlet düzeni yasalar üzerine temellenir. İyi yasalar yorumu gerektirmeyecek kadar açıktır. Toplumsal uyum bu tür yasalarla sağlanabilir. Ancak beceriksiz ve kötü niyetli yöneticilerle mutlu bir toplum düzeni kurulamaz. Öte yandan her yönetim biçimi bir başka ülke için geçerli olmayabilir, her yönetim biçimi her ülkeye uyumaz. Yönetim her zaman güçlü kişilerin elinde olmalıdır. Leibniz, <em>“en güçlüler her zaman en bilge, en bilgilerin de her zaman en güçlü olması öngörülür”</em> der<span style="color: #000000;">.<a style="color: #000000;" href="#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a></span></p>
<p><strong>Immanuel Kant (İmmanuel Kant)<br />
</strong></p>
<figure id="attachment_10805" aria-describedby="caption-attachment-10805" style="width: 946px" class="wp-caption aligncenter"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Immanuel-Kant.jpeg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-10805" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Immanuel-Kant.jpeg" alt="" width="946" height="933" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Immanuel-Kant.jpeg 946w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Immanuel-Kant-300x296.jpeg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/12/Immanuel-Kant-768x757.jpeg 768w" sizes="auto, (max-width: 946px) 100vw, 946px" /></a><figcaption id="caption-attachment-10805" class="wp-caption-text">Immanuel Kant (İmmanuel Kant)</figcaption></figure>
<p><strong> </strong>Kant, Doğu Prusya’nın Königsberg kentinde doğmuş ve yaşamı boyunca doğduğu kentin dışına hiç çıkmamıştır(1724-1804). Sohbet etmeyi seven, eğlenceli ve güzel giyinmeye özen gösteren biridir. Şehirde yürüdüğün yol her zaman aynı güzergâhtır. Gittiği yol hiç değişmediğinden bu yol “filozof yolu” adını almıştır.</p>
<p>Kant’a göre önemli olan insanın iyiyi istemesidir. O, “öyle hareket et ki senin hareketlerinin yasası aynı zamanda başka insanların hareketleri için de bir ilke ve yasa olsun!” der. Kant’ın ahlak yasası şöyledir:</p>
<p><em>“Öyle hareket et ki eyleminin ilkesi senin istencinle, sanki genel bir doğa yasası haline gelebilsin!</em></p>
<p><em>İnsanlığı hem kendin hem de başkaları için bir amaç olarak gör ve onu araç olarak kullanmayacak biçimde davran!</em></p>
<p><em>Öyle davran ki bu davranışları yaparken koyduğun ilkeler herkes için geçerli olabilsin!”</em></p>
<p>O, “zevkler üzerinde tartışılmaz” yargısına karşı çıkıyor. Diyor ki, ben bir şeye “bu güzeldir” derken herkesin de o şeyi güzel bulmasını beklerim. Hoşuma giden ya da gitmeyen bir şeyi duygularıma dayanarak belirlerim ama o şeyin bendeki ideal bir kurala uygun olması gerekir. İşte bu ideal kural ortak estetik duygudur. Çünkü o tüm insanlarda vardır.</p>
<p>Kant, son derece barışçı bir düşünürdür. Ona göre barışın temelinde özgürlük yatmaktadır. İnsanın özgürlüğü de ancak herkesin özgürlüğünün güvence altına alındığı sınıra kadar sınırlandırılabilir<span style="color: #000000;">.<a style="color: #000000;" href="#_ftn9" name="_ftnref9">[9]</a> </span>O, <em>“düzenli ordular zaman içinde ortadan kalkmalıdır. Hiçbir devlet zorla başka bir devletin anayasa ve yönetimine müdahale etmemelidir. Siyasal yapı her ülkede cumhuriyetçi olmalıdır. Ne kadar yüksek olursa olsun, etik kavramlar açısından üstün bir temel olarak baskıcı bir yönetimi kabul edemeyiz. Çünkü böyle bir yönetimin ahlaksal olup olmadığına karar vermek bizim sorumluluğumuzdadır”</em> der<span style="color: #000000;">.<a style="color: #000000;" href="#_ftn10" name="_ftnref10">[10]</a></span></p>
<p>Tanrı, evreni mucizelerle değil rasyonel kanunlarla yönetir. Gerçi bu kanunları O, kendisi koymuştur, ama bir defa yarattıktan sonra evrenin gidişine artık karışmaz olmuş, onu kendi kendine işlemeye bırakmıştır. Kant’a göre insanın yaratılış amacı mutluluğa erişmek değildir. Eğer böyle ise insan çok yanlış, çok ters yaratılmış demektir. İnsanın yaratılış amacı mutluluğa erişmek olsaydı, ona sadece içgüdüleri, eğilimleri pek ala yeterli gelirdi. Nitekim hayvanlar bu bakımdan pek rahattır. İçgüdüleri onları gidilecek yere kendiliğinden götürür. Bu yüzden hayvanlar ne günahı bilir, ne de ölüm korkusunu. Ama insanlarda içgüdülerden başka bir de akıl var. İşte bu akıl denilen güç de, kılı kırk yaran bu yeti de insanı hiç de mutluluğa götüren bir şey değil, mutluluğa ulaştırmada hiç de iyi bir kılavuz değil.</p>
<p>“Güç durumda kalmak istemiyorsan doğruyu söyle, çünkü yalancının mumu yatsıya kadar yanar” ve “Ne olursa olsun, sonu iyi olsun, kötü olsun doğruyu söyle” önermelerinden Kant ikinci olanı seçer. Çünkü ikinci önermedeki anlam ve nitelikteki emirler ahlakidir.<span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftn11" name="_ftnref11">[11]</a></span></p>
<p>Kant’ın amacı “bilimin ve ahlakın temellerini Hume (David Hume-Deyvit Hiyum) ve diğerlerinin şüpheci yaklaşımlarına karşı Hıristiyanlığın asli doktrinlerini savunmak üzere bir metot geliştirmekti. Bu metot sadece savunma amacına yönelik değildi, aynı zamanda din, ahlak ve bilim arasında bir uzlaşmayı da mümkün kılmalıyd<span style="color: #000000;">ı.<a style="color: #000000;" href="#_ftn12" name="_ftnref12">[12]</a></span></p>
<hr />
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1"><span style="color: #000000;">[1]</span></a> II. Friedrich, 1740 ile 1786 yılları arasındaki Prusya hükümdarı. Askeri alandaki başarıları ve ülkesinin kalkınması yolundaki çabalarından dolayı Büyük Friedrich adıyla anılır.<span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=b%C3%BCy%C3%BCk+friedrich+do%C4%9Fum+tarihi&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3KEgzztYSy0620i9IzS_ISQVSRcX5eVZJ-UV5AAdGSvMkAAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiN37fqsfLXAhWR4KQKHSvPBbgQ6BMIowEoADAY">Doğum tarihi</a>:</span><strong> </strong>24 Ocak 1712, <span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=Berlin&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3KEgzzlYCswxNzQq1xLKTrfQLUvMLclKBVFFxfp5VUn5RHgD4KviYLgAAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiN37fqsfLXAhWR4KQKHSvPBbgQmxMIpAEoATAY">Berlin, Almanya</a>, <a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=b%C3%BCy%C3%BCk+friedrich+%C3%B6l%C3%BCm+tarihi+ve+yeri&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3KEgzztaSz0620i9IzS_ISdVPSU1OTSxOTYkvSC0qzs-zSslMTQEAlqyr1y0AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiN37fqsfLXAhWR4KQKHSvPBbgQ6BMIpwEoADAZ">Ölüm tarihi ve yeri</a>:<strong> </strong></span>17 Ağustos 1786,<span style="color: #000000;"> <a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=Potsdam+Almanya&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3KEgzzlYCs1KMjQ215LOTrfQLUvMLclL1U1KTUxOLU1PiC1KLivPzrFIyU1MAiwh6CzcAAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiN37fqsfLXAhWR4KQKHSvPBbgQmxMIqAEoATAZ">Potsdam, Almanya</a>.</span></p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a></span> Ahmet Çiğdem, Aydınlanma Düşüncesi, İletişim yayınları, s.79-82</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a></span> Frederick Copleston; Copleston Felesefe Tarihi-Aydınlanma, Çev: Aziz Yardımlı, İdea Yayınevi, C.6, s.133-138</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> </span>Copleston, a.g.e., s.139</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a></span> Çiğdem, a.g.e., s.83-85</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> <a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=leibniz+do%C4%9Fum+tarihi&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3MDY3KtASy0620i9IzS_ISQVSRcX5eVZJ-UV5AHy5XKgkAAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiGgZmnzPLXAhXJh7QKHdQzCQsQ6BMIrQEoADAV">Doğum tarihi</a>:</span> 1 Temmuz 1646, <span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=Leipzig+Almanya&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3MDY3KlACs0yy00y0xLKTrfQLUvMLclKBVFFxfp5VUn5RHgAOIuVKLgAAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiGgZmnzPLXAhXJh7QKHdQzCQsQmxMIrgEoATAV">Leipzig, Almanya</a>; <a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=leibniz+%C3%B6l%C3%BCm+tarihi+ve+yeri&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3MDY3KtCSz0620i9IzS_ISdVPSU1OTSxOTYkvSC0qzs-zSslMTQEAuKZR4S0AAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiGgZmnzPLXAhXJh7QKHdQzCQsQ6BMIsQEoADAW">Ölüm tarihi ve yeri</a></span>: 14 Kasım 1716, <span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="https://www.google.com.tr/search?q=Hannover+Almanya&amp;stick=H4sIAAAAAAAAAOPgE-LQz9U3MDY3KlCCsAqS0rTks5Ot9AtS8wtyUvVTUpNTE4tTU-ILUouK8_OsUjJTUwAEGkwQNwAAAA&amp;sa=X&amp;ved=0ahUKEwiGgZmnzPLXAhXJh7QKHdQzCQsQmxMIsgEoATAW">Hannover, Almanya</a></span></p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> </span>Orhan Hançerlioğlu, Düşünce Tarihi, Remzi Kitabevi, s.182; Gunner Skirbekk ve Nils Gilje, Antik Yunan’dan Modern Döneme Felsefe Tarihi, Üniversite Kitabevi, Çev:Emrullah Akbaş, s.274</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> </span>Afşar Timuçin, Düşünce Tarihi, Bulut Yayınları, s.393-405</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref9" name="_ftn9">[9]</a> </span>Skirbekk ve Gilje, a.g.e., s.368</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref10" name="_ftn10">[10]</a> </span>Emine Asan Yamanlar, İnsanlığın Ortak MirasıUygarlık, Erel Yayıncılık, s.420-428</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref11" name="_ftn11">[11]</a></span> Prof. Dr. Macit Gökberk, Felsefe Tarihi, Bilgi Yayınevi, s.471-492</p>
<p><span style="color: #000000;"><a style="color: #000000;" href="#_ftnref12" name="_ftn12">[12]</a> </span>Çiğdem, a.g.e., s.89</p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="JowTKV3tvw"><p><a href="https://bilimdili.com/toplum/yasam/prof-ioanna-kucuradi-okullarda-felsefe-ogretsek-20-yil-sonra-farkli-bir-turkiye-olur/">Prof. Ioanna Kuçuradi: “Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur”</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Prof. Ioanna Kuçuradi: “Okullarda felsefe öğretsek 20 yıl sonra farklı bir Türkiye olur”&#8221; &#8212; Bilimdili.com" src="https://bilimdili.com/toplum/yasam/prof-ioanna-kucuradi-okullarda-felsefe-ogretsek-20-yil-sonra-farkli-bir-turkiye-olur/embed/#?secret=JowTKV3tvw" data-secret="JowTKV3tvw" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="VLAl0srJQj"><p><a href="https://bilimdili.com/kitap/gencler-icin-bati-felsefesi/">Gençler İçin Batı Felsefesi</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;Gençler İçin Batı Felsefesi&#8221; &#8212; Bilimdili.com" src="https://bilimdili.com/kitap/gencler-icin-bati-felsefesi/embed/#?secret=VLAl0srJQj" data-secret="VLAl0srJQj" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="2GryCUayNj"><p><a href="https://bilimdili.com/kitap/ilk-cag-felsefesi-nedir/">İlk Çağ Felsefesi Nedir?</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;İlk Çağ Felsefesi Nedir?&#8221; &#8212; Bilimdili.com" src="https://bilimdili.com/kitap/ilk-cag-felsefesi-nedir/embed/#?secret=2GryCUayNj" data-secret="2GryCUayNj" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/alman-aydinlanmasinin-oncu-dusunurleri/">Alman Aydınlanmasının Öncü Düşünürleri</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ALLAH – TANRI Tartışması (Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun)</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/allah-tanri-tartismasi-prof-dr-ahmet-bican-ercilasun/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Nov 2017 14:55:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Allah]]></category>
		<category><![CDATA[prof. dr. ahmet bican ercilasun]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<category><![CDATA[Tartışması]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10694</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Allah kelimesi Müslümanlıktan önce var mıydı?  Kışlalardaki yemek duasında gelenekleşmiş olarak söylenen “Tanrı’mıza hamd olsun!”  yerine “Allah’ımıza hamd olsun!”  cümlesinin getirilmesi, yani Tanrı sözünün kışlalardaki yemek duasından kaldırılması “Allah yerine Tanrı kullanılabilir mi?” sorusunu yeniden gündeme getirdi. Önce Allah kelimesine bakalım. Allah kelimesi, Müslümanlıktan önce de vardı. Bunun en açık delili, peygamberimizin babasının adının [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/allah-tanri-tartismasi-prof-dr-ahmet-bican-ercilasun/">ALLAH – TANRI Tartışması (Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<div id="singleContent">
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Allah kelimesi Müslümanlıktan önce var mıydı? </strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kışlalardaki yemek duasında gelenekleşmiş olarak söylenen “Tanrı’mıza hamd olsun!”  yerine “Allah’ımıza hamd olsun!”  cümlesinin getirilmesi, yani Tanrı sözünün kışlalardaki yemek duasından kaldırılması “Allah yerine Tanrı kullanılabilir mi?” sorusunu yeniden gündeme getirdi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Önce Allah kelimesine bakalım.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Allah kelimesi, Müslümanlıktan önce de vardı. Bunun en açık delili, peygamberimizin babasının adının Abdullah olmasıdır. Bilindiği gibi Abdullah, “Allah’ın kulu” demektir. Ancak Hz. Muhammed’in babası Abdullah, Müslüman değildi; daha peygamberimiz doğmadan vefat etmişti.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Son dönem İslam bilginlerinden Bekir Topaloğlu da, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ne yazdığı Allah maddesinde kelimenin Müslümanlıktan önce var olduğunu belirtmiştir:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“İslâm öncesi Araplar’ı bazı dualarında, deyim, atasözü ve özellikle şiirlerinde Allah kelimesini oldukça fazla kullanmışlardır.” (C. 2, s. 473).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Öyleyse Abdullah adının içinde bulunan ve Müslümanlık ortaya çıkmadan önce de Araplarda kullanılan “Allah” kelimesinin anlamı nedir?</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yine Bekir Topaloğlu, Allah kelimesinin, “İslâm öncesi Arap dili ve edebiyatında ‘ilâh, tanrı’ anlamında kullanılmış” olduğunu söyler  ve 30 civarında etimoloji görüşü arasında, kelimenin “Arapça asıllı ilâh lâfzından türemiş olduğu kanaatı”nın ağır bastığını da ekler (C. 2, s. 471).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Topaloğlu, putperest Kureyşlilerin Allah sözünü kullandıklarını Kur’an’dan da tanıklar. İslam öncesi Araplarının “muhtelif kabilelere ait olmak üzere sayısı yüzlerle ifade edilen putların üstünde bir yüce tanrının bulunduğu inancını taşıdıkları da anlaşılmaktadır.” dedikten sonra Topaloğlu, Kur’an’ın da bunu haber verdiğine, ayrıca bu putperest Arapların Allah adına yemin ettiklerine, sıkıntılı ve tehlikeli zamanlarda Allah’a sığındıklarına dair ayetlerin numaralarını verir (C. 2, s. 473).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Onun gösterdiği ayetlerden ikisine Hüseyin Atay’ın mealinden bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ankebût suresinin (29), 61. ayetinden:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Andolsun ki onlara: ‘Gökleri ve yeri yaratan, güneşi ve ayı buyruğu altında tutan kimdir?’ diye sorsan şüphesiz ‘Allah’tır’ derler.”</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Nahl suresinin (16), 38. ayetinden:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Ölen kimseyi Allah’ın diriltemeyeceği üzerine bütün güçleriyle Allah’a yemin ettiler.”</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Son olarak Allah kelimesinin “ilah” lafzından nasıl türediğine dair etimolojik görüşü<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> de yine Bekir Topaloğlu’ndan aktaralım:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“İlâh kelimesinden türemiş olup başına harf-i ta’rif getirilmiş, bir taraftan el-ilâh şeklinde dildeki yerini almışken diğer taraftan kullanım sırasında dile kolaylık sağlamak maksadıyla asıl kelimenin hemzesi kaldırılmış, lâmlar birleştirilmiş (idgam) ve azamet ifade eden kalın bir ses verilerek Allah tarzında okunmuştur.” (C. 2, s. 471).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Kutadgu Bilig’de ve Hüsrev ü Şîrîn’de besmele</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Eski Türklerde, “Allah mı kullanalım, Tanrı mı kullanalım?” diye bir sorun olmamıştır. Hatta Allah yerine başka kelimeler de herhangi bir sorun olmadan, rahatça kullanılmıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bilindiği üzere İslami Türk edebiyatının en eski edebî eseri, 1069 yılında Yusuf Has Hâcib tarafından yazılmış bulunan Kutadgu Bilig’dir. Satuk Buğra Hanın Müslüman oluşundan (946) 123 yıl sonra yazılmıştır. Elbette aynı yıl bütün Türkler Müslüman olmadı. Ancak Satuk Buğra Hanın Müslüman olmasıyla Türkler arasında İslamiyet kısa zamanda yayıldı. Özellikle 960’larda, 970’lerde milyonlarca Türk Müslüman oldu. Demek ki Kutadgu Bilig’in yazılış tarihini kabataslak olarak “Türklerin Müslümanlığa girmesinden yüz yıl kadar sonra” şeklinde ifade edebiliriz.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">İşte bu eserin ilk bölümünün başlığı: Teŋri<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> azze ve celle ögdisin ayur (Aziz ve celil [yüce] Tanrı’nın övgüsünü söyler).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Eserin ilk iki beyti de şöyle:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Bayat atı birle sözüg başladım</em></span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Törütgen, igidgen, keçürgen idim</em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tanrı adı ile söze başladım,</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yaratan, besleyen, bağışlayan rabbim (sahibim).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Üküş ögdi birle tümen mi</em><em>ŋ senâ<br />
Ugan bir bayatka, a</em><em>ŋar yok fenâ</em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Pek çok övgü ve on binlerce senâ (olsun)</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kâdir (ve) bir (olan) Tanrı’ya. Ona yoktur fenâ (fanilik)<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a>.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Görüldüğü üzere Kutadgu Bilig’in başlangıç bölümünde Allah sözü için hem -bugünkü Tanrı’nın eski söylenişi olan- Teŋri, hem de Bayat kelimeleri kullanılmıştır. Aslında ilk beyit besmelenin neredeyse bire bir çevirisidir. <em>Bayat atı birle</em> = Bismillâh. <em>İgidgen, keçürgen</em> = rahman, rahîm.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bir “bismillâh” çevirisi de 1341 yılından, Kutub adlı şairin Hüsrev ü Şîrîn mesnevisinden:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>İdi atı birle başla sözüŋni<br />
Kim ol bar kıldı yokdın bu özüŋni</em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Allah adı ile başla sözünü</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ki O var etti yoktan seni.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Ulug Teŋri kim ajunnı yarattı<br />
Tutup bik yirni köklerni töretti<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn4" name="_ftnref4"><strong>[4]</strong></a></em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ulu Tanrı ki dünyayı yarattı,</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yeri sıkı tutup gökleri türetti.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Görüldüğü üzere 14. yüzyıl Altınordu şairi Kutub, Allah yerine<em> idi </em>kelimesini kullanmıştır. Gerçi <em>idi</em> “sahip” demektir ve çok defa <em>rab</em> yerine kullanılmaktadır. Ancak burada “bismillâh” karşılığı olduğu açıktır. İkinci beyitte ise Allah yerine açık bir şekilde Tanrı kullanılmıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Dîvânu Lugâti’t-Türk’te Allah ve Tanrı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">İki metinden örnek verdim. Birkaç metinden daha vereceğim. Ama önce Türkçenin bilinen en eski sözlüğü olan ve Kutadgu Bilig gibi, Türklerin Müslüman olmasından aşağı yukarı yüz yıl sonra, 1072-1077’de yazılan Dîvânu Lugâti’t-Türk’teki Teŋri maddesine bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>“Teŋri yüce ve aziz Allah.”</em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Atasözü: <em>Toyın tapugsak Teŋri sewinçsiz.</em> Kâfirlerin din adamı Yüce Allah’a ibadet eder; ancak Allah sübhânehu ve taalâ onun işinden razı değildir. Bu, karşı tarafın iyi karşılayacağını uman; fakat karşı tarafın hoşlanmadığı bir işi yapan için söylenir.”</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Şiir:</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Tün kün tapun Teŋrike boynamagıl”<br />
</em><em>Korkup aŋar eymenü oynamagıl.”</em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Diyor ki: Gece gündüz yüce Tanrı’ya ibadet et ve isyan etme! Ondan ürk ve kork; ona karşı hayâ ve korku içinde ol ve oynama.” (Ercilasun – Akkoyunlu 2014: 501).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Görüldüğü gibi 1070’li yıllarda Kâşgarlı Mahmud, Teŋri (Tanrı) sözünün Arapçadaki karşılığını doğrudan doğruya “yüce ve aziz Allah” diye vermektedir. El yazmasında verilen Arapça karşılık aynen şöyle “huvallahu azze ve celle”. (Kâşgarlı Mahmud -tıpkıbasım- 1990: 608).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kâşgarlı Mahmud’un “Allah” anlamındaki Teŋri için iki de örnek verdiği görülmektedir. Biri atasözü, biri de şiir. Bu demektir ki 100 yıl içinde, Satuk Buğra Handan önce, özellikle Abbasi hizmetine girip Müslüman olan Türkleri de hesaba katarsak bir iki yüzyıl içinde Allah anlamındaki Teŋri sözü, Türklerin halkiyat ve edebiyatına da girmiştir. “Toyın”, Kâşgarlı’nın da belirttiği gibi “kâfirlerin din adamı” anlamında bir kelimedir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kâşgarlı Mahmud Teŋri sözüne yukarıdaki anlamı verip örnekleri de sıraladıktan sonra şöyle devam eder:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Kâfirler -yüce Tanrı onları yok etsin- göğe teŋri derler. Aynı şekilde gözlerine büyük görünen büyük dağ, ağaç gibi şeylere de teŋri adını verirler ve bu gibi şeylere secde ederler.”</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Henüz Müslüman olmamış Türklerin (Kâşgarlı onlara kâfir diyor) göğe ve büyük şeylere teŋri dediklerini bile bile aynı kelimeye “yüce ve aziz Allah” anlamını vermekte Kâşgarlı bir beis görmemiştir. Zaten başka türlü de yapamazdı; çünkü verdiği örneklerde de görüldüğü üzere kelime, Müslüman Türklerin dilinde “Allah” anlamında kullanılmaktaydı.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bir kelimenin hem kâfirlerin tanrısı, hem de Müslümanların Tanrı’sı olması tuhaf değil mi, diye düşünülebilir.  Ama Topaloğlu’nun, Kur’an ayetlerine dayanarak kaydettiği üzere, peygamberimizin zamanında da Allah kelimesi hem kâfirlerin tanrısı, hem Müslümanların Tanrı’sı için kullanılıyordu. Dil biliminde bu olaya “çok anlamlılık” denir. Herhangi bir sözlüğe bakan herkes çok anlamlılığı hemen fark edebilir. Birçok kelimenin birden fazla anlamı vardır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Doğu ve Kuzey Türkçesine ait başka eserlerde Tanrı  </strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kâşgarlı Mahmud’a bir örnek de biz ekleyelim. Ama ondan aşağı yukarı elli yıl sonra yazılmış bir eserden. Nevayi’nin bir evliya tezkiresi olan “Nesâimü’l-Mahabbe…” adlı eserinde evliya olduğu yazılan Edib Ahmed Yüknekî’nin Atebetü’l-Hakâyık’ından:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“<em>Ugan hükmi birle kelür kelgen iş</em>” (Arat 1951: 76).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Reşid Rahmeti Arat bu mısraa şu anlamı vermiştir:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Her gelen iş kadir (Tanrı) hükmü ile gelir” (Arat 1951: 98).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Arat’ın Tanrı sözünü ayraç içine almasının bir sebebi var. Çünkü eserin el yazmasının nüshalarından birinde ugan sözünün altına teŋri yazılmıştır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Daha açık bir örnek, aynı devirde, yani 11. veya 12. yüzyılda yazılmış ilk Kur’an tercümelerinde vardır. Bu tercümelerde Türkçe anlamlar satır altında verildiği için tereddüde hiç yer bırakmaz.  En eski satır altı Kur’an tercümelerinin en güzellerinden biri, İstanbul’da Türk İslam Eserleri Müzesi’ndedir ve 73 numarada kayıtlıdır. Maalesef bu eserin tıpkıbasımı da, ilmî bir yayını da henüz yapılmamıştır. Ama ben yerini söyledim, meraklısı gidip oraya bakabilir. Aramaya gerek yok. Hemen Fâtiha suresinin ilk ayetine bakınca şu görülecektir: Arap harfleriyle el-hamdu lillâhi rabbi’l-âlemîn. İlk kelimenin altında yine Arap harfleriyle Türkçesi: <em>ögdi.</em> Yani “övgü”. İkinci kelimenin (lillâhi’nin) altında <em>Teŋrike</em>. Yani Tanrı’ya(dır). Rabbi’l-âlemîn kelimelerinin altında ise <em>âlemler idisi.</em> Yani “âlemlerin sahibi”.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">İlk satır altı tercümede böyle olduğu gibi sonraki tercümelerin birçoğunda da bu böyledir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">1313 yılında yazılmış manzum bir dinî eser var: Mu’înü’l-Mürîd. Yani “mürid’in yardımcısı”. Ebulgazi Bahadır Hana göre bütün Türkmenler bu kitaba göre amel ederlermiş. Bu eserde daha çok Allah kelimesi geçer. Fakat Teŋri sözü de Allah yerine rahatlıkla kullanılmıştır:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Yıgakdın yıgıl tut idi emrini<br />
Yawuz ol keçürse esiz ömrini<br />
Hicâbsız seniŋ ma’siyet kılmakıŋ<br />
Delîl bilmemiş-sen çın-ok Teŋrini<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn5" name="_ftnref5"><strong>[5]</strong></a></em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yasaktan sakın, tut Rab emrini,</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kötüdür geçirirse(n) faydasız ömrünü.</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Utanmadan senin günah işlemen(in sebebi)</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kılavuz bilmemiş (olmandır) gerçek Tanrı’yı.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">14. yüzyılda yazılmış bir başka dinî eserden de sadece bir örnek alalım. Bir örnek diyorum, çünkü bu eserde Taŋrı kelimesi yüzden fazla geçiyor (Ata 1998: 402-403) ve birçoğunda da ayet ve hadislerdeki Allah kelimesinin karşılığı olarak. Nehcü’l-Ferâdîs (Cennetlerin Açık Yolu) adlı bu hacimli eserden aşağıda verdiğim örnek hicret sırasında Hz. Ebûbekir ile Hz. Muhammed’in konuşmalarını aktarıyor. Peygamberimize düşman oku değmesin diye Hazreti Ebûbekir onun dört yanında siper oluyormuş. Peygamberimiz şöyle diyor: “Lâ tahzen innellahe ma’anâ.” Eser, bu sözü verdikten sonra Türkçe karşılığını da yazıyor: “Yâ Ebâ Bekr, hîç korkmagıl kim Taŋrı Ta’âlâ bizniŋ birle turur.” (Tıpkıbasım 1956: 20/12). Anlaşılıyor ama biz yine de cevabı bugünün Türkçesine aktaralım: “Ey Ebûbekir, hiç korkma; çünkü yüce Tanrı bizimledir.”</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">1250-1518 arasında Mısır’da bir Türk devleti vardı. Arapça kaynaklarda adı ed-devletü’t-Türkiyye idi, yani Türk Devleti. İşte bu devletin ahalisinden olan Araplara Türkçe öğretmek için birçok gramer ve sözlük yazıldı. Bunlardan biri de 14. yüzyılda yazılmış bulunan Kitâb-ı Mecmû-ı Tercümân-ı Türkî ve Acemî ve Mugalî’dir. İşte bu eserde de Arapça Allah sübhânehu ve teâlâ yazıyor ve Türkçe karşılığı Teŋri olarak veriliyor (Toparlı – Çögenli – Yanık 2000: 2).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Mevlid’de Allah ve Tanrı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Artık Anadolu’daki Oğuz Türklerine de gelebiliriz. Örnek çok ama biz önce, en bilinen Mevlid’e bakalım. Süleyman Çelebi’nin 1409’da Bursa’da yazdığı Vesîletü’n-Necât adlı mevlide. İlk beyit herkesin ezberinde olmalı:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Allah adın zikr idelüm evvelâ         </em><em><br />
Vâcib oldur cümle işde her kula</em> (Ateş 1954: 92).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Anlamını bildiğimizi sanıyoruz ama ben yine de <em>oldur, cümle, işde</em> sözlerinin farklı anlaşılabileceğini düşünerek beyti bugünkü Türkçeye aktarayım:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Allah adını zikredelim evvela,</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Vacip odur, bütün iş(ler)de her kula.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yukarıda Kutadgu Bilig’den ve Hüsrev ü Şîrîn’den verdiğim örneklere tekrar bakarsak, eserlerin başlangıcında bir gelenek oluştuğunu görürüz: Esere besmele ile başlamanın gerekliliği. Türkistan’dan Anadolu’ya uzanan bir gelenek. İlk ikisinde Türkçe kökenli kelimeler vardı, burada Allah.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Süleyman Çelebi Allah kelimesini kullanıyor ama Tanrı kelimesini de kullanıyor:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Her kim ana irdi irdi Tanrı’ya             </em><em><br />
Tanrı dîdârını gördi bî-riyâ</em> (Ateş 1954: 100)</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Her kim (ki) ona (peygambere) ulaştı, ulaştı Tanrı’ya,</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tanrı’nın yüzünü gördü riyasız olarak.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Kim ki dinlerse bu sözi aşk ile                </em><em><br />
Lâcerem Tanrı ana rahmet kıla</em> (Ateş 1954: 104)</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kim ki dinlerse bu sözü aşk ile</span><br />
<span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Şüphesiz Tanrı ona rahmet kılar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Anadolu’nun başka eserlerinde ve Dede Korkut’ta Allah ve Tanrı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Anadolu’da da satır altı Kur’an tercümeleri var. Bunlardan biri Muhammed bin Hamza’nın 15. yüzyıl başlarındaki tercümesi. Muhammed bin Hamza büyük bir ihtimalle ilk Osmanlı şeyhülislamı olan Muhammed bin Hamza el-Fenârî, yani Molla Fenârî’dir. Fâtiha suresinin ilk ayetinde orada da “lillâhi”nin altında <em>Taŋrı-nuŋdur</em>yazar. Ahmet Topaloğlu’nun hazırladığı eserin sözlüğünden Tanrı kelimesinin daha birçok kullanılışını görmek mümkündür (Topaloğlu 1978: 556-557).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">15. yüzyıl ortalarında yaşamış , tefsir ve ahlaka dair eserler yazmış bir Osmanlı bilgini var: Ebulfazl Mûsâ bin Hacı Hüseyin İznikî. Sa’lebî’nin ünlü Kısas-ı Enbiyâ’sını Türkçeye çevirmiş. İşte bu eserde de Taŋrı birçok defa geçiyor. Çeşitli örnekler için Nesrin Bayraktar’ın hazırladığı eserin dizinine bakılabilir. Biz sadece bir örnek verelim:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“<em>Resûl alehi’s-selâm buyurdu ki şol Taŋrı hakkı çün ki benüm cânum anuŋ kudreti</em><em>elindedür</em>…” (Bayraktar  2008: 23).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Dede Korkut’ta Allah ve Tanrı sözleri hemen hemen aynı sıklıkta geçer. Bütün örnekleri görmek isteyenler, Muharrem Ergin’in hazırladığı dizinden iki kelimeye de bakıp gösterilen sayfalardan metindeki örnekleri bulabilirler. Biz birkaç örnek verelim:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“<em>Allah Allah dimeyinçe işler oŋmaz, kâdir Taŋrı virmeyinçe er bayımaz</em>.” (Ergin 1989: 73)</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>“Devletsüz şerrinden Allah saklasun ḫanum sizi… Azup gelen kazayı Taŋrı savsun ḫanum hey.”</em> (Ergin 1989: 74, 75)</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Yazılup düzilüp gökden indi Taŋrı ilmi Kur’an görklü… Alçak yirde yapılupdur Taŋrı ivi Mekke görklü (güzel)” (Ergin 1989: 75)</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Yücelerden yücesin yüce Taŋrı / Kimse bilmez niçesin görklü Taŋrı</em>…/ <em>Aziz Allah ḫocam maŋa</em> <em>meded”</em> (Ergin 1989: 224).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Son Dönem sözlüklerinde Allah ve Tanrı</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Biraz da yakın dönemlere gelelim ve iki sözlüğe bakalım. Şemseddin Sami’nin 1900 yılında yazdığı ünlü sözlüğümüz Kamûs-ı Türki’de bakalım Allah kelimesinin karşılığında ne yazıyor:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Allah sz. (ism-i müzekker = eril ad)<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn6" name="_ftnref6">[6]</a>, Ar. (Arapça) [el = harf-i ta’rif – ilâh = mâbud]: Hâlik-i kâinat olan vücûd-ı mutlak, Tanrı, Rab, Mevlâ, Hudâ, Îzid.” (Ş. Sami 1317: 158).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Görüldüğü üzere Şemseddin Sami, Tanrı sözünü bire bir Allah’ın karşılığı olarak vermiş. Peki bugün unutulmuş olan Îzid ne acaba? Ona da aynı sözlükten bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Îzid s. (isim), fa. (Farsça): Asıl Zerdüştîlerin sünâiyyetini (ikili tanrı sistemini) teşkil eden iki unsurdan hayır ve nur (ışık) mürebbîsinin ismi olup, İranîler ba’del-İslâm (İslam’dan sonra) Hak Teâlâ hazretlerine tahsis etmişlerdir (Ş. Sami 1317: 240).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Demek ki yalnız Türkler yapmamışlar; İranlılar da eski tanrılarının adını Müslüman olduktan sonra Allah için kullanmışlar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Şemseddin Sami’den bir de Tanrı kelimesine bakalım:</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">“Tanrı (te’den sonra elif yok) yâhud tanrı (elif ile) veyâ tanrı (tı-elif ile) ve gl (galat = yanlış) tağrı. s. (İsim): [Semâ ve şafak demek olan tan’dan]: İlâh, Mevlâ, Hudâ, tk (Türkî-i kadîm = Eski Türkçe) Ugan<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn7" name="_ftnref7">[7]</a>, Çalap: Tanrı’nın kulu // Tanrı’nın günü = bütün gün (Ş. Sami 1317: 429).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Allah kelimesinin karşılığı olarak Tanrı’yı da gösteren Şemseddin Sami burada karşılık olarak Allah sözünü göstermemiş ama aynı kavram için kullanılan Mevlâ, Hudâ kelimelerini vermiş. Ayrıca <em>Tanrı’nın kulu</em> örneğinde de Allah anlamı açıktır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Biraz daha yakına, 1927 yılına gelelim. Cumhuriyetten dört yıl sonra fakat harf inkılabından bir yıl önce yazılmış bir sözlüğe bakalım.  M. Bahaeddin’in Yeni Türkçe Lugat’ine.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Allah a. (Arapça), s. (isim): Yerle göğü yaradan Mevlâ, Tanrı, Rab, Hudâ, Îzid (M. Bahâ 1927: 77).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tanrı s. (isim) veyâ tanrı (elif ile), tanrı (tı-elif ile): Allah, Hudâ.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Tanımlık terimi ve konu açısından önemi</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Sanırım bu kadar kaynak ve örnek yeter. Ancak dil bilimi açısından önemli bir noktanın üzerinde durmam gerekir. Harf-i tarif meselesi. Batı dillerinde çeşitli söyleyiş ve yazılışlarıyla artikel. Yeni Türkçede tanımlık.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Nedir tanımlık? Bir ismi belirli hâle getiren gramer ögesine tanımlık diyoruz. Arapçada el-/al-. Kitâbun, “herhangi bir kitap”, el-kitâb ise “belirli bir kitap” demek. Yani el-kitâb denildiği zaman, konuşanlar hangi kitaptan bahsedildiğini biliyorlar.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tanımlık ögesi bütün dillerde bulunmaz. Arapçada <em>el-/al-,</em> İngilizcede <em>the</em>, Fransızcada <em>le/la,</em> Almancada <em>das/der/die</em>… belirlilik bildiren tanımlıklardır. Türkçede ve Farsçada ise tanımlık yoktur.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bir dilde tanımlığın bulunup bulunmaması konumuz açısından önemlidir. Tanımlık bulunan dillerde tanımlık ögesini kullandığınız zaman belirli bir ilahı kastetmiş olursunuz. Mesela İngilizcede <em>The God</em> denince, Fransızcada <em>Le Dieu</em> denince “Allah” demek olur<a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftn8" name="_ftnref8">[8]</a>. Nitekim Arapçada da Allah sözünün, tanımlık eki olan<em> el</em>ögesiyle<em> ilâh</em> kelimesinden geldiği Topaloğlu ve Şemseddin Sami tarafından ifade edilmiştir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Tanımlık olmayan dillerde ise ilah mı Allah mı kastedildiği bağlamdan anlaşılır. Söz gelişi “Yüce Tanrı bu milleti korusun!” denildiği zaman bu cümlede Allah’ın kastedildiği açıktır. Maamafih Türkçede iki durumda tanımlık ögesi de vardır. İsim tamlamalarında ve kelime, cümlenin nesnesi olduğu zaman.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Gramerde belirtili nesne denilen nesne türünde kelimenin aldığı ek bir tür tanımlıktır. “Kitab-ı okudum.” cümlesinde konuşanlarca bilinen bir kitaptan bahsedilmektedir. Dolayısıyla kelimenin sonundaki -ı, bir tür tanımlıktır. “Kitap okudum.” denirse “herhangi bir kitap” anlaşılır. “Bugün Tanrı’yı çok düşündüm.” deyince de burada kastımızın Allah olduğu açıktır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Gramerde belirtili isim tamlaması denilen kelime grubunda da ilk kelimenin aldığı ek bir tür tanımlıktır. “Kapı-nın kolu” denildiği zaman belli bir kapı kastedilmiş olur. “Kapı kolu” ifadesinde ise belli bir kapı söz konusu değildir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ancak belirttiğim gibi, nesne ve tamlama dışında, tanımlık ögesine sahip olmayan Türkçede Allah’ın kastedildiği bağlamdan anlaşılır. Yazıda ise büyük harf kullanılır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Azerbaycan Türkçesinde Allah</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Son olarak bazı okuyuculara “fesübhânallah” dedirtecek bir sürprizle incelemeyi bitirelim.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bugünkü Azerbaycan Türkçesinde Allah kelimesinin “ilah” anlamı da vardır (Altaylı 1994: 35). Azerbaycan Türkçesiyle yazılmış herhangi bir metinde “eski Yunan Allahları” gibi bir ifadeyle her zaman karşılaşılabilir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><strong>Sonuç</strong></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Türkler, Müslüman oldukları tarihten bugüne kadar Allah sözünü de Tanrı sözünü de sorunsuz bir şekilde kullanmışlardır. Sözün gelişine ve üsluba göre Allah da diyoruz, Tanrı da diyoruz. Bazı deyimler ise bu iki kelimeyi paylaşmışlardır. Bir kısım deyimler Tanrı ile, bir kısım deyimler Allah ile yapılmıştır. Mesela <em>Allah misafiri</em>demiyoruz, <em>Tanrı misafiri</em> diyoruz. Şemseddin Sami’nin verdiği örnekte olduğu gibi “bütün gün” anlamında <em>Tanrı’nın günü</em> diyoruz. Buna karşılık bir şeye şaştığımız zaman <em>Tanrı Tanrı</em> demiyoruz, <em>Allah Allah</em> diyoruz. Bir de <em>Allahu a’lem</em> (<em>bi’s-savâb</em>) deyimi var. Asıl anlamı “(en doğrusunu) Allah bilir” olan bu ibare, deyim olarak “kim bilir” anlamına geliyor. Daha çok Orta Anadolu’da yaygın olan <em>ellaam / ellaham</em> deyimi de Allahu a’lem’den gelir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Deyimler ve diğer kalıplaşmış ifadeler, kalıplaşmış oldukları için değiştirilmezler. “Tanrı’mıza hamd olsun, Tanrı Türk’ü korusun!” gibi ibareler de kalıplaşmış ve gelenekleşmiş söz birlikleridir. Yukarıdan beri sıraladığım örnekler ve dil bilimi verilerine göre bunların değiştirilmesi doğru değildir.</span></p>
</div>
<p><strong>Yazan: Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun</strong></p>
<p><strong>Bu yazı  misak.millidusunce.com düşünce ve strateji sitesinden alınmıştır&#8230;</strong></p>
<div id="singleContent">
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;"><b>Makalenin Kaynakçası</b></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Altaylı, Seyfettin (1994), <em>Azerbaycan Türkçesi Sözlüğü,</em> İstanbul, Millî Eğitim Bakanlığı yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Arat, Reşid Rahmeti (1947), <em>Kutadgu Bilig I Metin</em>, İstanbul, Türk Dil Kurumu Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Arat, Reşid Rahmeti (1951), <em>Edib Ahmed b. Mahmud Yükneki – Atebetü’l-Hakayık,</em>İstanbul, Türk Dil Kurumu Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Arat, Reşid Rahmeti (1974), <em>Yusuf Has Hâcib – Kutadgu Bilig II Çeviri</em> (İkinci Baskı), Ankara, Türk Tarih Kurumu Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ata, Aysu (1998), <em>Nehcü’l-Ferâdîs – Uştma</em><em>ḫlarnı</em><em>ŋ Açuk Yolı – Cennetlerin Açık Yolu III Dizin-Sözlük,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Atay, Hüseyin (Şubat 1995), <em>Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe anlamı (Meâl),</em> Ankara, S/E/K Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ateş, Ahmed (1954), <em>Süleyman Çelebi – Vesîletü’n-Necât – Mevlid,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Bayraktar, Nesrin (2008), <em>Ebû’l-Fazl Mûsâ bin Hacı Hüseyn İznikî – Kasasü’l-Enbiyâ Tercümesi (Metin-Dizin),</em> Ankara, Ebabil yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ercilasun, Ahmet B. – Akkoyunlu, Ziyat (2014), <em>Kâşgarlı Mahmud – Dîvânu Lugâti’t-Türk – Giriş-Metin-</em> <em>Çeviri-Notlar-Dizin,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ergin, Muharrem (1989), <em>Dede Korkut Kitabı I Giriş-Metin-Faksimile,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu yayınları (ilk baskı: 1958).</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Ergin, Muharrem (1963), <em>Dede Korkut Kitabı II İndeks-Gramer,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Hacıeminoğlu, Necmettin (1968), <em>Kutb’un Hüsrev ü Şirin’i ve Dil Hususiyetleri,</em>İstanbul, İstanbul Üniversitesi Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Kâşgarlı Mahmud (1990), <em>Dİvânü Lûgati’t-Türk – Tıpkıbasım/Facsimile</em>, Ankara, Kültür Bakanlığı Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">M. Bahâeddin (1927), <em>Yeni Türkçe Lugat,</em> İstanbul.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><em>Nehcü’l-Feradis I Tıpkıbasım</em> (1956), Ankara, Türk Dil Kurumu Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Şemseddin Sami (1317), <em>Kâmûs-ı Türkî,</em> Dersaâdet (İstanbul), İkdam neşriyatı.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Topaloğlu, Ahmet (1978), <em>Muhammed bin Hamza – XV. Yüzyıl Başlarında Yapılmış Kur’an Tercümesi –</em> <em>İkinci Cilt (Sözlük),</em> İstanbul, Kültür Bakanlığı yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Topaloğlu, Bekir (1989), “Allah”, <em>TDV İslâm Ansiklopedisi,</em> Cilt 02, İstanbul, TDV Yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Toparlı, Recep – Argunşah, Mustafa ( 2008), <em>Mu’înü’l-Mürîd,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Toparlı, Recep – Çögenli, M. Sadi – Yanık, Nevzat H. (2000), <em>Kitâb-ı Mecmû-ı Tercümân-ı Türkî ve</em> <em>Acemî ve Mugalî,</em> Ankara, Türk Dil Kurumu yayınları.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Diğer etimolojik görüşler arasında bu kanaatin ağır bastığını, Topaloğlu’nun da ifade ettiğini yukarıda belirtmiştik.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> Buradaki n, Anadolu’nun birçok yerinde, <em>gönül, deniz, geldiniz</em> gibi kelimeler söylenirken çıkarılan geniz-damak sesidir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Okunuş ve anlamlandırmada Arat yayınından yararlandım, fakat bazı değişiklikler de yaptım.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Metin kısmı Hacıeminoğlu 1968: 181’den. Aktarma bana ait.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref5" name="_ftn5">[5]</a> Metin, Toparlı – Argunşah yayınından, transkripsiyon işaretlerinden arındırılarak alınmıştır. Aktarma bana aittir.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref6" name="_ftn6">[6]</a> Ayraç içindekiler benim açıklamalarımdır.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref7" name="_ftn7">[7]</a> Yanlışlıkla urgan yazılmış.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;"><a href="http://misak.millidusunce.com/allah-tanri/#_ftnref8" name="_ftn8">[8]</a> Gerçi bu dillerde de bu kelimeler için artikel kullanılmaz, ilk harfin büyük yazılması yeterlidir.</span></p>
</div>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/allah-tanri-tartismasi-prof-dr-ahmet-bican-ercilasun/">ALLAH – TANRI Tartışması (Prof. Dr. Ahmet Bican Ercilasun)</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nehirde balıkçı tarafından bulunan eşsiz ‘’Pagan tanrısının’’ en az 4,200 yıllık olduğu belirlendi</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/nehirde-balikci-tarafindan-bulunan-essiz-pagan-tanrisinin-en-az-4200-yillik-oldugu-belirlendi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 24 Oct 2016 18:37:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[düdet nehri]]></category>
		<category><![CDATA[okunev]]></category>
		<category><![CDATA[paganizm]]></category>
		<category><![CDATA[şamanizm]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=3525</guid>

					<description><![CDATA[<p>Okunev kültürüne ait olması muhtemel bu gizemli kızgın yüzlü antik heykelciğin kötü ruhları kovması amacıyla bir çocuğun kullanması için yapılmış bir oyuncak olmuş olduğu düşünülebilir mi? ‘’Şimdiye kadar bu heykelciğe benzeyeni bulunmadığından eşsiz bir heykelcik olduğunu söyleyebiliriz.’’ Uzmanlar bu ‘’öfkenin ve vahşiliğin eşi olmayan çok özgün bir ifadesi’’ne daha önce antik Sibirya heykelleri arasında rastlanılmadığını [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/nehirde-balikci-tarafindan-bulunan-essiz-pagan-tanrisinin-en-az-4200-yillik-oldugu-belirlendi/">Nehirde balıkçı tarafından bulunan eşsiz ‘’Pagan tanrısının’’ en az 4,200 yıllık olduğu belirlendi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif; font-size: 12pt;">Okunev kültürüne ait olması muhtemel bu gizemli kızgın yüzlü antik heykelciğin kötü ruhları kovması amacıyla bir çocuğun kullanması için yapılmış bir oyuncak olmuş olduğu düşünülebilir mi?</span></strong></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Şimdiye kadar bu heykelciğe benzeyeni bulunmadığından eşsiz bir heykelcik olduğunu söyleyebiliriz.’’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Uzmanlar bu ‘’öfkenin ve vahşiliğin eşi olmayan çok özgün bir ifadesi’’ne daha önce antik Sibirya heykelleri arasında rastlanılmadığını söylüyor.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">55 yaşlı Nikolay Tarasov, Kemerovo bölgesindeki Tisül yakınlarındaki bir karabalık ve sazan avı yolculuğu sırasında Düdet nehrine ağlarını sallandırdığında çok önemli Bronz Çağı heykelciğini buldu.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Balık yerine tuhaf bir şekilde biçimlendirilmiş fosilleşen heykelciği yakaladı. Tarasov, ‘’Tam suya kaytaracak idim fakat son anda ona daha yakından baktım.’’ dedi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Heykelciğin yüzünü fark ettim, durdum ve onu nehirde yıkadım. Daha sonra onun tuhaf şekilli bir taş değil, bir heykel olduğunu anladım.’’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Badem gözleri, koca dudaklı geniş bir ağzı ve vahşi bir yüz ifadesi var.</span></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/information_items_1501.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3527 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/information_items_1501.jpg" alt="information_items_1501" width="720" height="460" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/information_items_1501.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/information_items_1501-300x192.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/information_items_1501-600x383.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<figure id="attachment_3528" aria-describedby="caption-attachment-3528" style="width: 720px" class="wp-caption alignnone"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3528 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay.jpg" alt="Balıkçı Nikolay Tarasov (fotoğraf: Tisül Tarih Müzesi, Siberyan Tayms)" width="720" height="536" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay-300x223.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay-600x447.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay-111x83.jpg 111w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside-Nikolay-215x161.jpg 215w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a><figcaption id="caption-attachment-3528" class="wp-caption-text">Balıkçı Nikolay Tarasov</figcaption></figure>
<figure id="attachment_3529" aria-describedby="caption-attachment-3529" style="width: 720px" class="wp-caption alignnone"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3529 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_1.jpg" alt="inside_map_1" width="720" height="441" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_1.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_1-300x184.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_1-600x368.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a><figcaption id="caption-attachment-3529" class="wp-caption-text">fotoğraflar: Tisül Tarih Müzesi, Siberyan Tayms</figcaption></figure>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Heykeli yapan kişi heykelin kafasının tam arkasına dalga şekilli saç örgüsü kazımış. Örgünün hemen altında balık puluna benzeyen çizgiler var. Müzeye haber vermek için gittiğimde uzmanlar resmen çağalar gibi sevindiler.’’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yalnızca Siberyan Tayms’a (Siberian Times) konuşan İnsan Çevrebilimi Kurumu’da araştırmacı olan Dr. Pavel German ‘’Şimdiye kadar bu heykelciğe benzeyeni bulunmadığından eşsiz bir heykelcik olduğunu söyleyebiliriz. Bu heykelcikte resmedilen yüzde öfkenin ve vahşiliğin eşi olmayan çok özgün bir ifadesi var.  Genellikle antik insan biçimindeki heykellerde alışılagelmedik bir yüz ifadesi bulunmaz. Heykelciği eşsiz yapan sebeplerden biri de budur. Onun bir ruh ya da tanrı olup olmadığını tartışmaktayız.’’ dedi.</span></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3530 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing.jpg" alt="image description" width="720" height="542" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing-300x225.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing-600x452.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing-111x83.jpg 111w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_drawing-215x161.jpg 215w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<figure id="attachment_3531" aria-describedby="caption-attachment-3531" style="width: 720px" class="wp-caption alignnone"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_in_museum.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3531 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_in_museum.jpg" alt="inside_figurine_in_museum" width="720" height="611" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_in_museum.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_in_museum-300x255.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_in_museum-600x509.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a><figcaption id="caption-attachment-3531" class="wp-caption-text">fotoğraflar: Pavel German ve Vladimir Bobrov, Tisül Tarih Müzesi</figcaption></figure>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Uzmanlar heykelciğin tarzına bakarak onun Okunev kültüründen olduğu yorumunda bulundular. Fakat Düdet nehri bölgesinin kuzeybatısına 300 kilometrede bulunan bir Okunev alanında gerçekleşen son kazılar bu bulgu üzerine yeni bir kuram geliştirilmesine imkan verdi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Günümüz çocuk çıngıraklarına benzediği belirtilen fakat kötü ruhları kovma amacıyla yapılmış sekiz boynuz oyuncakları Hakasya’daki Itkol gölünde bulundu. Bu oyuncaklar, öldüğü sırada bir yaşından daha küçük olan bir bebeğin mezarında bulunmuştu.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Görünüşleri bakımından benzer olmaktan uzak olsalar da şu anda Tisül Tarih Müzesi’nde sergilenmekte olan balıkçının bulduğu Pagan tanrısıyla tarzca benziyor oldukları söylendi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Dr. German ‘’Heykelciğimiz Itkol gölündeki çocuk mezarlarında bulunanlarla benzerlik göstermekte. Araştırmayı üstlendiğimizde Itkol gölündeki heykelciklerden haberimiz yoktu. Aralarında bir benzerlik olsa da tamamen benzer değiller.’’ dedi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Vahşi yüzlü heykelciğin nehirde nasıl buluna geldiği şimdilik gizemini korumakta.</span></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-3533 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_2.jpg" alt="inside_map_2" width="720" height="397" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_2.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_2-300x165.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_2-600x331.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_map_2-215x120.jpg 215w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<figure id="attachment_3532" aria-describedby="caption-attachment-3532" style="width: 720px" class="wp-caption alignnone"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_itkol_gv.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3532 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_itkol_gv.jpg" alt="inside_itkol_gv" width="720" height="960" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_itkol_gv.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_itkol_gv-225x300.jpg 225w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_itkol_gv-600x800.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a><figcaption id="caption-attachment-3532" class="wp-caption-text">fotoğraflar: Andrey Polyakov, Yuri Esin</figcaption></figure>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Bulgu, farklı şartlar dolayısıyla su altına girmiş olabilir. Bu şartlar arasında bir antik çocuk mezarının tahrip edilmiş olması var. Heykelcik bir nehirde bulundu, biz o bölgeye daha fazla arkeolojik parça bulmak niyetiyle vardık fakat ne yazık ki imkan olmadı.’’ diyor Dr. German ve ekliyor ‘’Bu heykelciği belirli Okunev yerleşimleri ya da mezarlıklarıyla bağdaştırmak zordur. Okunev kültürüne ait bilinen en yakın yerleşim heykelciğin bulunduğu noktadan 10 kilometre uzaklıkta günümüz yapısı Tambarskoye Sarnıcında (sualtında) bulunuyor. ‘’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Heykelcik sualtı arkeolojik alanında suyun akış yönünün tersinde bulundu. Heykelcik geyik boynuzundan yapılmış ve başındaki çizgiler saçları tasvir etmekte. Sırtında balık pulunu andıran bir süsleme var.  Balık pulundan yapılmış bir örtü ya da pelerinin tasvir edilmeye çalışıldığını sanıyoruz.’’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Yılan derisi ya da balık pulu olup olmadığı bilinmiyor fakat bu ayrıntı muhtemelen bu antik kültürün inanç sistemindeki cehennemle ilişkili.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Kemerovo’da bulunan eşya geçmişte bir bebek beşiği ya da bir ağaca asılmış olabileceğine ilişkin işaretler taşıyor.</span></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-3534" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_3.jpg" alt="inside_figurine_3" width="720" height="437" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_3.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_3-300x182.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/inside_figurine_3-600x364.jpg 600w" sizes="auto, (max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a></p>
<figure id="attachment_3535" aria-describedby="caption-attachment-3535" style="width: 690px" class="wp-caption alignnone"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-3535 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本.jpg" alt="initpintu_%e5%89%af%e6%9c%ac" width="690" height="509" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本.jpg 690w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本-300x221.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本-600x443.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2016/10/initpintu_副本-111x83.jpg 111w" sizes="auto, (max-width: 690px) 100vw, 690px" /></a><figcaption id="caption-attachment-3535" class="wp-caption-text">fotoğraflar: Andrey Polyakov, Yuri Esin</figcaption></figure>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Heykelcikte oyulmuş bir delik var. Deliğin içinde tahta bir çubuk bulduk. Başka bir teori heykelciğin bir ağaç dalına yerleştirilmiş ve kırılmış olması. Böylece deliğe yerleştirilen çubuk kırılıp deliğin içinde kalmış.’’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Müze rehberi Yulya Yambrikova ‘’Nikolay Tarasov’un onu bulmuş olması gerçek bir mucizedir. Efsanevi Okunevlere ait bu heykelciğin müzemizdeki derlemeye dahil olmasından gurur duymaktayız.’’ dedi.</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">‘’Bu, derlememizdeki en önemli parçalardan biri. Şimdi sergilenmekte ve insanlar bize gelip onu görebilirler. Bu heykelciğin Okunevlerin inanmış oldukları bir tanrı ya da ruhu temsil ettiğine inanıyoruz. Biraz korkunç görünüyor ama büyüleyici. Ziyaretçilerimiz onu görmeyi çok seviyor. Sen Petersburg’taki bilim adamlarının bir bebek mezarının içinde muhtemelen beşik süsü görevi görmüş bulduğumuza benzer heykelcikler bulduklarını öğrendik. Belki bizim bulduğumuz da bu tür bir süstü.’’</span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Kaynak: <em>Pagan god &#8216;caught&#8217; in river by fisherman confirmed as being up to 4,200 years old and &#8216;unique&#8217;, Siberian Times</em></span></p>
<p><span style="font-family: helvetica, arial, sans-serif;">Çeviri: Melike Sönmez</span></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/nehirde-balikci-tarafindan-bulunan-essiz-pagan-tanrisinin-en-az-4200-yillik-oldugu-belirlendi/">Nehirde balıkçı tarafından bulunan eşsiz ‘’Pagan tanrısının’’ en az 4,200 yıllık olduğu belirlendi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
