<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Kültür arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/category/kultur/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/category/kultur/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Mon, 14 Sep 2026 06:38:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>Kültür arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/category/kultur/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Göçebe Dergisi&#8217;nin 35. Sayısı Yayımlandı!</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/gocebe-dergisinin-35-sayisi-yayimlandi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Serkan Yüksel]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Sep 2026 06:30:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Edebiyat İncelemeleri]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=22988</guid>

					<description><![CDATA[<p>&#160; Göçebe Dergisi’nden Okura… Her yolculuğun bir menzili, her menzilin ardında ise yeni bir yol vardır. Göçebe Dergisi olarak, sözün, düşüncenin ve kültürün izinde çıktığımız bu uzun soluklu yolculukta yeni bir durağa daha ulaşmanın heyecanını ve kıvancını yaşıyoruz. Elinizdeki bu sayı; geçmişten geleceğe, Asya bozkırlarından modern dünyanın karmaşık labirentlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada fikirleri, [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/gocebe-dergisinin-35-sayisi-yayimlandi/">Göçebe Dergisi&#8217;nin 35. Sayısı Yayımlandı!</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p class="p1">Göçebe Dergisi’nden Okura…</p>
<p class="p1">Her yolculuğun bir menzili, her menzilin ardında ise yeni bir yol vardır. Göçebe Dergisi olarak, sözün, düşüncenin ve kültürün izinde çıktığımız bu uzun soluklu yolculukta yeni bir durağa daha ulaşmanın heyecanını ve kıvancını yaşıyoruz. Elinizdeki bu sayı; geçmişten geleceğe, Asya bozkırlarından modern dünyanın karmaşık labirentlerine kadar uzanan geniş bir coğrafyada fikirleri, hatıraları ve duyguları aynı şemsiye altında buluşturuyor.</p>
<p class="p1">Bu sayımızda, okurlarımızı tarihi ve kültürel hafızamızın derinliklerinde bir fikir göçüne davet ediyoruz. Gökçe Yükselen Peler, “Türkistan Kavramının Yeniden Tasavvuru” başlıklı ufuk açıcı yazısıyla tarihi ve mekânı zihnimizde yeniden inşa ederken; Hilmi Özden, “On Sekizinci Yüzyıldan Günümüze Türk Tarihindeki Zorunlu Göçler ve Sürgün” gerçeğini ele alarak milletimizin hafızasındaki acı ama dirençli izleri sürüyor. Köklerimize inen bu tarihî arayış, Rumeysa Şahin’in “Eski Türk Devletlerinde Aile Yaşamı ve Aile İçi Ünvanlar” incelemesiyle toplumsal yapımızın en temel taşına ayna tutuyor.</p>
<p class="p1">Edebiyatın dünyayı ve insanı anlamlandırma gücü, bu sayımızın da kalbini oluşturuyor. Türk dünyasının ortak ve gür sesi Cengiz Aytmatov, farklı veçheleriyle sayfalarımıza konuk oluyor. Huriye İklil Abbasoğlu, ustanın eserlerindeki çocuk figürünü ve masumiyetin trajedisini edebi bir mercekle incelerken; Bolat Akjol, “Kazak Halkının Gözündeki Cengiz Aytmatov” yazısıyla bozkırın bilgesine kardeş bir coğrafyadan selam yolluyor. Baharın diriltici nefesinin kelimelere nasıl yansıdığını ise Tuba Selin Telli, “Baharın Anlatı Üzerindeki Etkisi: Mevsim, Anlam Ve Yazının Dönüşümü” başlıklı yazısıyla gözler önüne seriyor. Bu yeniden doğuş ve umut ruhu, Hicran Dere’nin kaleminden dökülen “Türk Kültüründe Hızır İnancı ve Hıdırellez Geleneği” ile kültürel ritüellerimizde yeniden can buluyor.</p>
<p class="p1">Dergimiz, salt geçmişle yetinmeyip bugünün dünyasını ve insanını da anlamaya gayret ediyor. Bahar Batır, “Otizmi Anlamak: Her Çocuğu Kendi Dünyasında Tanımak ” diyerek her çocuğu kendi dünyasında tanımanın şefkatli yollarını gösterirken; Emine Bolat, “Yaşanılan Dünyada Yeşerememek” yazısıyla modern insanın varoluşsal sancılarına, yalnızlıklarına ve aidiyet arayışlarına dokunuyor. Mürsel Asadov takvimdeki kırmızı alarmlar üzerinden özgürlüğe atılan adımları sarsıcı bir dille aktarırken, Zeliha Sarı “Rusya’nın ASEAN Politikasında Vietnam” incelemesiyle bizleri küresel siyasetin dinamikleri üzerinde düşünmeye sevk ediyor.</p>
<p class="p1">Elbette, sözün en süzülmüş, en duru hali olan şiir&#8230; Şiir sayfalarımızda vatan duygusu, zamanın amansız akışı ve insanın içsel yolculuğu birbiriyle harmanlanıyor. Oğuzhan Çakır “3 Mayıs” ile tarihi bir ruhu mısralara dökerken, Kenan Çarboğa “Cenk Duası” ile milli heyecanımızı şahlandırıyor. Tuba Selin Telli “Döngü”yle, Efendi Serhat Karaok “Geniş Zaman Çekiminde, Geçen Zamana” ile varlığın ve zamanın sırrını arıyor. Aleyna Soylu ise “Sonbaharda Hüznün Raksı” ile iç dünyamızın en ince, en kırılgan tellerine dokunuyor.</p>
<p class="p1">Kelimelerin unutulmaya yüz tutanla hatırlanması gereken arasında kurduğu köprünün mimarları olan kıymetli yazarlarımıza, şairlerimize, akademisyenlerimize ve dergimizin sizlere ulaşmasında emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarımıza yürekten teşekkür ediyoruz. Sözün göçü sürsün, fikirlerin yolu açık olsun&#8230;</p>
<p class="p1">Keyifli okumalar dileriz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p class="p1">Saygılarımızla.</p>
<p>GENEL YAYIN YÖNETMENİ<br />
Serkan Yüksel</p>
<p>Göçebe Dergisi’nin 35. Sayısı erişim için tıklayınız: <a href="https://drive.google.com/file/d/1LSzVx35sWJi22v9BXBw72qa1VMdt_zxr/view?usp=sharing">Göçebe Dergisi </a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/gocebe-dergisinin-35-sayisi-yayimlandi/">Göçebe Dergisi&#8217;nin 35. Sayısı Yayımlandı!</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Altaylı Arkeologlar Moğolistan&#8217;da Antik Taş Ustalarının Aletlerini Keşfetti</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/altayli-arkeologlar-mogolistanda-antik-tas-ustalarinin-aletlerini-kesfetti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hatice Karakaya]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 05:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Arkeoloji]]></category>
		<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Altay]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeolojik Bulgular]]></category>
		<category><![CDATA[Arkeolojik Kazı]]></category>
		<category><![CDATA[Geyik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=22140</guid>

					<description><![CDATA[<p>Eylül 2023&#8217;te Altay Devlet Üniversitesi arkeologları Moğolistan&#8217;da düzenlenen bir keşif gezisine katıldı. Size gezinin nasıl geçtiğini ve neler bulunduğunu anlatıyoruz. Bilim insanları, &#8220;geyik taşları&#8221; olarak adlandırılan buluntuları çağdaş bir şekilde belgelemek amacıyla keşfe gönderildi. Genellikle bunlar üzerlerinde geyik resimleri bulunan büyük, oyulmuş taş levhalardır, bu da onlara adlarını verendir. Resim ya taşın yüzeyine kazınmış ya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/altayli-arkeologlar-mogolistanda-antik-tas-ustalarinin-aletlerini-kesfetti/">Altaylı Arkeologlar Moğolistan&#8217;da Antik Taş Ustalarının Aletlerini Keşfetti</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Eylül 2023&#8217;te Altay Devlet Üniversitesi arkeologları Moğolistan&#8217;da düzenlenen bir keşif gezisine katıldı. Size gezinin nasıl geçtiğini ve neler bulunduğunu anlatıyoruz.</p>
<p>Bilim insanları, &#8220;geyik taşları&#8221; olarak adlandırılan buluntuları çağdaş bir şekilde belgelemek amacıyla keşfe gönderildi. Genellikle bunlar üzerlerinde geyik resimleri bulunan büyük, oyulmuş taş levhalardır, bu da onlara adlarını verendir. Resim ya taşın yüzeyine kazınmış ya da oksit boya(genellikle kırmızı veya sarı renklerde bulunan bir mineral pigmenttir ve antik dönemlerde resim yapmak için sıkça kullanılmıştır.) ile yapılmıştır. Bu taşlar, M.Ö. II &#8211; M.Ö. I. bin yılın başında yaşamış olan antik göçebe kültürünü incelemek için önemli kaynaklardır.</p>
<p>Teknoloji sayesinde, arkeologlar &#8220;geyik taşları&#8221; üzerindeki özel görüntüleri belgeleyerek ve 3D modeller olarak yeniden oluşturarak materyal topladılar. Bu, sadece &#8220;geyik taşları&#8221; üzerinde bulunan belirli görüntüleri(baltalar, mühürler, damgalar, yaylar, hançerler vb.) tanımlamak ve sergilemekle kalmayacak, aynı zamanda tüm kompozisyonu anlamalarına da olanak tanıyacak.</p>
<p>Gezi sırasında bilim adamları zaten bilinen nesneleri belgelediler ayrıca yeni heykeller veya kalan parçaları da keşfettiler. Ana çalışma, Orta Moğolistan&#8217;da gerçekleşti. Arhangayskava Aymak’ın Batsengel Somun’unda, erken ortaçağda Türkler tarafından yıkılan eski bir anıt kompleksi bulunuyordu. Türkler, &#8220;geyik taşlarını &#8221; ritüel yapıları yapıları inşa etmek için kullanmışlardı.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387758495.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-22153" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387758495.jpg" alt="" width="720" height="475" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387758495.jpg 720w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387758495-300x198.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387758495-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387758495-187x124.jpg 187w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></a> <a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387755323.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter size-full wp-image-22154" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387755323.jpg" alt="" width="300" height="168" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387755323.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/11/FB_IMG_1700387755323-215x120.jpg 215w" sizes="(max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>&#8220;En önemli olan şey, &#8216;geyik taşı&#8217;nın temelini orijinal konumda bulduk. Arkeolojide bu tür durumlar için &#8216;in situ&#8217; Latince terimi kullanılır. Bu gerçek ayrıntılı bir şekilde belgelendi. Heykelin bu kısmında bir kalkanın görüntüsü korunmuş ve çukurda bizi harika bir sürpriz bekliyordu,&#8221; diye konuşan Altay Devlet Üniversitesi Arkeoloji, Etnografi ve Müze Bilimi bölümü başkanı, tarih doktoru ve profesörü Aleksey Tişkin söyledi.</p>
<p>Çalışmanın ardından, eski anıt kompleksini inşa eden taş ustaları ekibi, işlerini tamamladıktan sonra alet setlerini gömmüşler. Toplamda 30&#8217;dan fazla buluntu kaydedildi: çeşitli tokmaklar, taş bıçaklar, metal araçları bilemek için kullanılan bileme taşları, boya yaymak için kullanılan kaplar (‘Geyiz taşları’ boyamak için kullanılmış), taş topları, çekiçler ve diğer nesneler. Bazıları kırık bulundu ancak çoğunluğu sağlamdı.</p>
<p>&#8220;Bu büyük bir heyecan! Böyle bir şeyi daha önce hiç kimse Moğolistan&#8217;da bulmamıştı. Ayrıca heykelin üst kısmının oyulmuş resimlerle kaplı olduğu keşfedildi ancak merkezi kısıma sadece kırıklar halinde ulaşıldı. Ancak &#8216;geyik taşı&#8217;nın tam görünümünü restore etmek mümkün,&#8221; diye ekledi Aleksey Tişkin.</p>
<p>Ayrıca çukurda seramik parçaları, farklı hayvanlara ait kemikler ve bir at dişi bulundu.</p>
<p>Keşif ekibi üyeleri, toplamda 100&#8217;den fazla &#8216;geyik taşı&#8217;nı belgelemeyi başardı. Toplanan malzemenin işlenmesi ve analizi bir aydan fazla sürecektir.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/arkeoloji/altayli-arkeologlar-mogolistanda-antik-tas-ustalarinin-aletlerini-kesfetti/">Altaylı Arkeologlar Moğolistan&#8217;da Antik Taş Ustalarının Aletlerini Keşfetti</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Macar Türkolog Prof. Dr. Éva Csáki İle Macarca Üzerine Röportaj</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/macar-turkolog-prof-dr-eva-csaki-ile-macarca-uzerine-roportaj/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Saffet Alp Yılmaz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jul 2023 07:12:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[‘Macarca]]></category>
		<category><![CDATA[Macar Türkolog]]></category>
		<category><![CDATA[Prof. Dr. Éva Csáki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=22007</guid>

					<description><![CDATA[<p>Bu röportaj Kardeş Kalemler Dergisi&#8217;nin Şubat 2023 194. sayısında yayımlanmıştır. Hocam sizi Türklük bilimi çalışan herkes tanıyor ama kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz? 1978 yılında Szeged Üniversitesi İngiliz ve Amerikan Filolojisi Bölümü’nden (MA) ertesi sene ise aynı üniversitenin Altayistik Bölümü’nden (MA) mezun olduktan sonra Macar Bilimler Akademisi’nin L. Ligeti tarafından kurulmuş Şarkiyat Külliyatı’nda Türkolog olarak çalışmaya [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/macar-turkolog-prof-dr-eva-csaki-ile-macarca-uzerine-roportaj/">Macar Türkolog Prof. Dr. Éva Csáki İle Macarca Üzerine Röportaj</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bu röportaj Kardeş Kalemler Dergisi&#8217;nin Şubat 2023 194. sayısında yayımlanmıştır.</p>
<ul>
<li><strong>Hocam sizi Türklük bilimi çalışan herkes tanıyor ama kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz? </strong></li>
</ul>
<p>1978 yılında Szeged Üniversitesi İngiliz ve Amerikan Filolojisi Bölümü’nden (MA) ertesi sene ise aynı üniversitenin Altayistik Bölümü’nden (MA) mezun olduktan sonra Macar Bilimler Akademisi’nin L. Ligeti tarafından kurulmuş Şarkiyat Külliyatı’nda Türkolog olarak çalışmaya başladım.</p>
<p>1987-93 yılları arası Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi Hungaroloji Anabilim Dalı’nda hocalık yapıp onlarca tezin danışmanı oldum ve sözlük çalışmalarına başladım. 1989 yılında Szeged Üniversitesi’nde “Volga Boyu Kıpçak Dillerindeki Orta Moğolca Alıntı Kelimeleri” başlıklı tezimi savunup doktor oldum. Türkolog ve etnomüzikolog olan eşim János Sipos yönetiminde Türk dünyasında (Moğolistan’dan Kazakistan, Türkiye ve Azerbeycan’a kadar) bol bol saha çalışmasında yer aldım.</p>
<p>Budapeşte Üniversitesi’nde 2001 yılında Trakya’daki “Türkü ve Nefes Gelenekleri” adlı tezimden dolayı PhD unvanını kazandım. 1993-2002 arası András Róna-Tas’ın yönettiği Macar Bilimler Akademisinin Eski Macar Tarihi araştırma grubunda Macarcadaki Eski Türkçe alıntı kelimelerin etimolojisi üzerine çalıştım.</p>
<p>1999’dan beri Péter Pázmány Katolik Üniversitesi ve daha sonra Şarkiyat Enstitüsü’nde dil bilgisi sahasında hizmet etmekteyim. Hem Türkiye’de hem de Macaristan’da Eski Türk – Macar Münasebetleri, Leksikoloji, Macarcanın Dil Tarihi, Türkçe konusundaki araştırmalarım üzerine dersler vermekteyim. Ayrıca 2019&#8217;dan beri Türk Dil Kurumu haberlesme üyesiliği yapmaktayım.</p>
<p>Türkçe – Macarca Sözlük’ün genişletilmiş ve gözden geçirilmiş dördüncü baskısı 2019’da, Macarca – Türkçe Sözlük’ün üçüncü baskısı da aynı senede çıktı.</p>
<p>1999-2003 arası yoğun bir şekilde Trakya’daki Bektaşiler üzerine araştırma yapıp ikinci doktora tezimi bu konu üzerine yazdım. Janos Sipos’la birlikte Macar Bilimler Akademiyası Kitabevi’nden <em>The Psalms and Folk Songs of a Mystic Turkish Order </em>adlı kitabımız çıktı. Bektaşilik konusunda birçok makalem İngilizce, Türkçe ve Macarca yayımlanmış bulunuyor.</p>
<p>Moğolistan’dan İtalya’ya Şanlıurfa’dan Szeged’e kadar altmıştan fazla uluslararası kongreye katılıp kendi araştırmalarıma dair tebliğler sundum. Türk dünyasında halk müziği derlemeleri neticesi elde ettiği yüzlerce türkü ve dinî ezgilerin metinlerini ve başka tür edebi eserlerimi başta Türkçe olmak üzere Tatarca, Başkurtça, Azerbaycan Dilinden Macarcaya çevirdim.</p>
<p>Türk dünyasından derlediğim içinde Macar halk masalların da içerdiǧi konu/olay/karakter/gelenek, vs. varsa 77 masal içeren kitabımızı Türkoloji mezunu oǧlum Áron Sipos&#8217;la 2021‘de kitap hâline getirdik. Birkaç gün sonra İstanbul&#8217;da Macar halk masallardan da  77 tane Türkçeye çevirilmiştir. Türk okuyucularına bir tanıtım makalesini yazdım.</p>
<p>Hâlihazırda Türklük bilimine kitaplar, makaleler ve bildiler gibi birçok alanda katklar sunmuş bulunmaktayım.</p>

<a class="herald-popup" class="herald-popup-img" href='https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1.jpg'><img decoding="async" width="470" height="313" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1-470x313.jpg" class="attachment-herald-lay-c1 size-herald-lay-c1" alt="" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1-470x313.jpg 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1-300x200.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1-414x276.jpg 414w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/11-1-187x124.jpg 187w" sizes="(max-width: 470px) 100vw, 470px" /></a>
<a class="herald-popup" class="herald-popup-img" href='https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="470" height="313" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13-470x313.jpg" class="attachment-herald-lay-c1 size-herald-lay-c1" alt="" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13-470x313.jpg 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13-300x200.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13-414x276.jpg 414w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/13-187x124.jpg 187w" sizes="auto, (max-width: 470px) 100vw, 470px" /></a>
<a class="herald-popup" class="herald-popup-img" href='https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112.jpg'><img loading="lazy" decoding="async" width="470" height="313" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112-470x313.jpg" class="attachment-herald-lay-c1 size-herald-lay-c1" alt="" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112-470x313.jpg 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112-300x200.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112-414x276.jpg 414w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/07/112-187x124.jpg 187w" sizes="auto, (max-width: 470px) 100vw, 470px" /></a>

<ul>
<li><strong>Macarlar ve Türkler iki kadim millet! Herkesin sürekli sorduğu soruyla röportajıma başlamak istiyorum. Macarlar ve Türkler akraba mı? Akraba ise bu yakınlığı örneklerle anlatır mısınız?</strong></li>
</ul>
<p>Hem de nasıl!</p>
<p>Türkler ve Macarlar, bozkırlarda asırlar boyunca beraber göçebe hayat sürdüren iki cesur millet. Ya komşuluk ederek ya da aynı çatı altında yaşamışlardır. Hem kültürel hem de ticaret yaparak ortak bir medeniyet meydana getirmişlerdir. Kültürün her tabakasında din, müzik, halk edebiyatı, inanış, gelenek olsun ya da en önemli unsuru olan dil, hepsinde Türk izlerini takip etmek mümkündür. Birbirlerinden kızlar alıp evlenmişler ve bu tesirin altında dilimiz de şekil almıştır.</p>
<p>Macarlar resmiyette hâlen daha  Fin-Ugor dil ailesinin akrabalığından konuşuyor ancak bu durum Sovyet döneminin mirasıdır. O dönemde güçlü bir Türk akrabalığından söz etmek dahi yasaktı. Bizim neslimizin hocaları hep o dönem öǧrencileri olarak eǧitim görmüşler.</p>
<p>Bence durum çok karışıktır. Bozkırlarda hayvan sürülerini otlatmakla meşgul göçebeler sürekli meralar peşindeydi. Hayvanlara mutlaka ot saǧlamak gerekir, çünkü çoban kendisi o hayvandan yararlanıp kendine ve ailesine yiyecek sürüsünden bulur. Bazı düşman gruplardan sürüsünü sakınıp daha güçlü bir grup bulmalıydı, onunla beraber kendisini savundu, savunabildi. <em>Safkan</em> göçebeyi düşünemeyiz, bir dalı kuzeyden, öbürü güneyden gelenlerden idi. İranlı olsun, Türk olsun ya da Macar vs. hepsine yardım eden aileler dǧer asıllı guruptan eklenmişti. Birbirinin dilini öǧrenmişler, daha zalim diǧer gruplara karşı birleşmişler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong> </strong></p>
<ul>
<li><strong>Macar halk müziğinden etnografyanın çeşitli sahalarına ve özellikle Macar dilinde Türkler ve Türkçeyle olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? </strong></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Son otuz kırk yılda Türk halkların halk müziǧiyle uǧraşan eşim János Sipos&#8217;un sahada derlediǧi on binden fazla türkünün metniyle de uǧraştım. O metinlerin mesajı pek de mühim: Halk neye önem verir. Hayatta deǧerli nedir?</p>
<p>İyi ve kötü, güzel ve çirkin pek küçük yaştan öǧretilir. Macarların en önemli âlim bestecilerinden Béla Bartók 1936’da Anadolu halk müziǧi ile tanışmak isteyince Osmaniye&#8217;ye gelmişti. Orada duyduǧu türkülere dayanarak 1500 senelik bir etkileşimden konuşmuş. Doǧal olarak halk müziǧinde daha kalıcı ve daha deǧişken türler de bulunur. Aǧıt ve ninni en kalıcı türlerdendir. Hiçbir anne modadaki türkü ile vefat etmiş çocuǧundan veda etmiyor. János&#8217;un 2000’li yıllarda Karabağ’dan kaçan yaşlı Azeri ninelerden derlediǧi aǧıtlarda sadece vefat etmiş akrabalardan değil; evinden, daǧlarından mahrum kalan bir insan seslenmişti.</p>
<p>Trakya Bektaşilerinde Orta Asya&#8217;dan getirilmiş İslam öncesi motiflere rastladık. Türklerin eski inançlarından Gök Tengri ve Atalar kültü, Tabiat kültleri (aǧaç, taş, su, vs.), dışında Şamanizm de ortaya çıkmış. 2021’de Türk dünyasından 77 halk masalı ki Aron Sipos&#8217;la ben çevirdik. Seçtiǧimiz masallarda hep bunu aradık.</p>
<p>2023’te İstanbul’da çıkacak olan ve 77 Macar halk masalına yer verdiğimiz kitabımız ise aynı amaçla hazırlanmıştır.</p>
<ul>
<li><strong>Macarcadaki yer adlarına ve ad verme geleneklerine baktığımızda göçebe Türk kültürünün etkisini görmekteyiz. Bu durumu örneklendirmemiz mümkün müdür? </strong></li>
</ul>
<p>Bu ve önceki konularda hem Türkçe hem de Macarca makalelerim vardır. Bunun için belki en yeni keşiflerimden ilk olarak yeni bulgularımdan bahsetmem gerekir.</p>
<p>Benden önceki yüce Macar Türkologlar da birçok emek bu konuya sarf etmişti. Profesörümün profesörü olan Ligeti, Németh, Rásonyi gibi. Sistematik bir çalışma sayesinde daha da detaylı cevap vermek mümkündür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yer adlarıyla ilgili geleneklere baksak en çok:</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li>Sahibinin adı (İskenderun, Buda)</p>
</li>
<li>
<p>Bitki özellikleri (<em>Kékes</em> “Kökelig”, <em>Almás</em> “Elmalı&#8221;)</p>
</li>
<li>
<p>Dış görünüşü (<em>Tetétlen</em> “Tepesiz”, <em>Ormánság</em> “Ormanlık”, <em>Alsó- /Felső</em>&#8211;<br />
“Aşaǧı/Yukarı”)</p>
</li>
<li>
<p>Bir olayın meydana gelmesi</p>
</li>
<li>
<p>Toplum için özel bir önemi varsa (Ak- : <em>Fehér-</em>)</p>
</li>
<li>
<p>Eskiden kalmış, bir önceki sakinler tarafından verilen adlar bulunur.</p>
</li>
</ul>
<p>Yer adlarında ayrıca mesaj da bulunabilir: bir inanç/töre merkezi olan <em>Körtvélyes</em> “kertmelik, armut aǧaçının bulunduǧu yer”, adak ya tören yeri gibi kullanmıştı. <em>Egyház-</em> Eski Türkçeden alınmış <em>ädgü</em> &gt; <em>egy</em> “aziz” + <em>ház</em> “ev” ise kilisenin bulunduǧu yer gibi birçok yer adımız ortak felsefeye dayanmaktadır.</p>
<p>Göçebe hayat sürmüş Macarlar ilk ortaya çıktıkları andan beri çeşitli Eski Türkler ile komşu olduktan sonra Macar diline özellikle Eski Batı Türkçesinin derin etkisini görmekteyiz. İlk yazılı kaynaklarımızın tanıklıǧına ve Macarcanın dil tarihine göre bunlar sadece alıntı kelimelerden ibaret deǧildir. Macar dilinin her beş tabakasında (fonetiǧinde, morfolojisinde, kelime hazinesinde, sentaksında, ve semantiǧinde) da bunun izlerine rastlamaktayız. Bu sefer en eski özel isimlerden konuşacaǧız. 12, 13. asırdan kalma Macar yazılı kaynaklarımızdan <em>Gesta Hungarorum</em> III. Béla Macar kralının katibi P. [Anonymus] tarafından eski okul arkadaşı ve can dostu olan döneminin gereǧi Latince yazılmıştı.  Konusu, Macarların Karpatlar Havzası’na yerleşmeleridir. İçinde yurt tutan yedi Macar kabile liderinden başka yedi Kavar başbuǧ da yer almıştı. Yalnız metin sadece tarihî kaynak olarak deǧil de dil yadigârı olarak da büyük önem taşımaktadır.  Yazar Paris&#8217;te eǧitim gördüǧü için Batılı tarihçilerden etkilenip Macarların aǧızdan aǧıza yayılmış sözlü edebiyatına pek önem vermediǧini söylemişti. Tesadüf eseri deǧil, Macarların ad verme geleneǧi ayrıca Türklerinkine çok benzemektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><strong>Macar ve Türk mitolojisinde ortak unsurlar ve motifler yer almaktadır. Örneğin Türklerde ana motifler içerisinde yer alan geyik motifi. </strong></li>
</ul>
<p>Gök kubbe altında yan yana göçebe hayat sürdürmüş iki halk doǧal olarak birbirini etkiler. Hatta daha fazlası olsa, geyik motifi örneǧin birçok bozkır halkının (Türkler, Ugorlar, Moǧollar, İranlılar vs.) mitolojisinde saklanmıştır.</p>
<p>Geyik, aslında çok ender bulunan beyaz geyik ava çıkmış iki Macar prensi olan Hunor ve Magor&#8217;u peşinden koşturmuş. Bu şekilde onları mucizevi bir topraǧa yöneltmiş, orada yerleştiler. Yerin adı Macarların on üçüncü asırda yazılmış ilk destanında<a href="#_ftn1" name="_ftnref1">[1]</a> Skitiya olarak belirlendi. Topraǧın Doǧu hudutları Karadeniz’dir,  arkasında orada birçok sansar da bulunan Don nehri. İnsanlar sansar kürkünden elbise yapmış, çobanlar ve diǧer hayvan bakıcılar da süslü, güzel elbise giymişti. Oralarda altın, gümüş, deǧerli taşlar bol-bol olduǧundan <em>dentü moger</em> “yedi Macar” halkı serbest yaşamıştı&#8230;</p>
<p>Diǧer, mitolojimizde yer alan hayvanlardan kartal ve <em>toǧrul</em><a href="#_ftn2" name="_ftnref2">[2]</a> Macarcada <em>turul</em> şasırtıcı gelmez, çünkü Cengiz Kağan&#8217;ın imparatorluǧunu anlatan Cengizname’de<a href="#_ftn3" name="_ftnref3">[3]</a> yazdıkları gibi her kavme ait <em>ongun</em> sayılan kuş da vardı.</p>
<p>At ve köpek de var, bunlardan uzun uzun konuşmak gerekirdi.</p>
<p>Aǧaçlar, atalar kültler/kutsal kuyular, tabiatın diǧer cisimlerinden ormanlar.</p>
<p>Hepsinden değil fakat son otuz kırk senedir, uluslararası kongrelerde hep Türk-Macar yakınlık ve benzerlik peşindeyim, bunu anlatmaktayım. Bu konuyu içeren iki masal kitabımız var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<ul>
<li><strong>Hâlihazırda Macarca, Fin-Ugor dil ailesi içerisinde yer almaktadır. Fakat şahsi gözlemlerime göre Macarca &lt;-&gt; Türkçe, Macarca &lt;-&gt; Fince ve Macarca &lt;-&gt; Moğolca arasında oldukça karmaşık ve çapraşık bağlar söz konusu. Günümüzde bazı dil bilimciler Macarcayı mutlaka bir dil ailesine sokmak gerekiyorsa, bu Fin-Ugor ailesi değil Altay dil ailesi olmalıdır, gibi ifadelere rast geliyorum. Macarcanın hangi dil ailesi içerisinde olması ile ilgili fikirleriniz merak ediyorum. </strong></li>
</ul>
<p>&nbsp;</p>
<p>Macarların dili ve halkı aynı cepten çıkmamış.</p>
<p>Macar Akademisinin kanaatine göre MÖ 4000’de Ural dil ailesinden Samoyed ve Fin-Ugor grubu olmuş. Fin-Ugor dilinin Ugor kısmının çoǧunluǧunu Macarlar oluşturmuş, Macarlar da MÖ 2500 gibi Finlerden ve diǧer Ugor gruplarından ayrılmış ve daha sonra hiç beraberlikleri olmamış.</p>
<p>Yalnız o dönemden itibaren Macarlar, güneye ve batıya ilerledikçe komşuları hep Türkler ve Türk boyları (Bolgar, Kıpçak, Avar, Hun, vs.) olmuştur. Onlarla entegre olup devamlı Batı’ya ve Güney’e ilerledikçe, Kafkasların Kuzeyi’nde Hazarların da  sınır görevini üstlenmiştir. Bu arada gayet tabii ki etkilenmiştir.</p>
<p>Eski Türkçeden geçmiş alıntı kelimelerimizi sıralayan West Old Turkic<a href="#_ftn4" name="_ftnref4">[4]</a> adlı kitabında hocam Róna-Tas ve sınıf arkadaşım Berta bunları ayrıntılı olarak işlemiştir.</p>
<p>Bu, yüzlerce yıl süren Türk-Macar beraberliǧinin sonucu Macarcanın sadece kelime hazinesinde değil; ses, morfoloji, sentaks ve semantiǧinde de mevcuttur. Bu yüzden, bence hâlâ bu konuda detaylı araştırma yapmaya ihtiyaç duyulmaktadır. Belki bir tek kişi tarafından deǧil, en iyisi bir Türk-Macar ortak araştırma gurubu tarafından yapılacak çalışma ile sonuçlanabilir.</p>
<p>Bu konuyla ilgili ayrıntılı makalelerim bulunmaktadır.</p>
<ul>
<li><strong>Macarca tıpkı Çuvaşça gibi Ana Türkçeden (ama ondan daha erken) kopmuş bir dil midir yoksa Türkçe ve Macarcanın türediği ortak bir ön dilin varlığı ihtimali daha mı makuldur?</strong></li>
</ul>
<p>Türkoloji benim başlıca hobim oluyor. Madem Çuvaşça ile uǧraşan pek mükemmel bir bilginimiz Klára Agyagási varken tam Çuvaşça ile ilgili daha çok ondan bilgi almak gerekir. Benim Çuvaşça ile ilgili çok fazla çalışmalarım olmadı.  Oysa Çuvaşlarda pek erken döneme ait bir araştırma akrabalık baǧlarımız da olan Paasonen tarafından gerçekleştirilmişti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1">[1]</a> Anonymus: Gesta Hungarorum.</p>
<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2">[2]</a> &#8220;Yırtıcı kuş, çakır doǧan” (Eren 1999: 409).</p>
<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3">[3]</a> Bozkırlardaki güçlerin tüm sembollerinden bahs etmektedir (Ivanics 2017: 177).</p>
<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4">[4]</a> Kitaplarının ikinci adı da: Turkic Loanwords in Hungarian.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/macar-turkolog-prof-dr-eva-csaki-ile-macarca-uzerine-roportaj/">Macar Türkolog Prof. Dr. Éva Csáki İle Macarca Üzerine Röportaj</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarmatlar Türk müdür?</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/sarmatlar-turk-mudur/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ebru Dilbas]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Apr 2023 17:31:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[ARKEOLOJİ & TARİH]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür]]></category>
		<category><![CDATA[Alanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Attila]]></category>
		<category><![CDATA[Barbar]]></category>
		<category><![CDATA[hunlar]]></category>
		<category><![CDATA[polonya]]></category>
		<category><![CDATA[Sarmatlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=21895</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Wojciech ZEMBATY Çeviri: Ebru DİLBAS Bu yazı Wojciech ZEMBATY tarafından https://culture.pl/en sitesi için hazırlanmıştır. Alanların veya Vizigotların İstilası, Galya, 5. yüzyılın başları. La France et les Français à Travers les Siècles’ den (Yüzyıllar Boyunca Fransa ve Fransızlar) bir baskı, Cilt I, F Roy editörü, Saint-Antoine, 1882-1884, fotoğraf: The Print Collector/ Print Collector/Getty Images Sarmatlar [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/sarmatlar-turk-mudur/">Sarmatlar Türk müdür?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar: </strong><strong>Wojciech ZEMBATY</strong></p>
<p><strong>Çeviri: Ebru DİLBAS</strong></p>
<p>Bu yazı <em>Wojciech ZEMBATY</em> tarafından https://culture.pl/en sitesi için hazırlanmıştır.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21897" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1.jpg" alt="" width="1000" height="697" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1.jpg 1000w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1-300x209.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1-768x535.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/invasion_of_the_alansgettyimages-1-990x690.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Alanların veya Vizigotların İstilası, Galya, 5. yüzyılın başları. La France et les Français à Travers les Siècles’ den (Yüzyıllar Boyunca Fransa ve Fransızlar) bir baskı, Cilt I, F Roy editörü, Saint-Antoine, 1882-1884, fotoğraf: The Print Collector/ Print Collector/Getty Images</span></p>
<p>Sarmatlar kimdi? Bin yıldan fazla bir süre sonra Polonyalı soylulara kimliklerini sahiplenmeleri için ilham vermekle kalmadılar, aynı zamanda ot içen, kafatası parçalayan feministlerdi. Romancı Wojciech Zembaty, bu göçebe barbarları Polonya kibar toplumuna bu kadar çekici kılan şeyin ne olduğunu açıklıyor.</p>
<ol>
<li>ve 5. yüzyıllarda Romalıların eski yorgun dünyası, bugün ‘Roma’nın Çöküşü’ olarak adlandırdığımız uzun ve kademeli bir ızdırap içinde parçalanmıştır. Bugün bildiğimiz Avrupa’nın kökleri barbar istilacılar, isyanlar, ağır vergiler, salgın hastalıklar ve iklim değişikliği tarafından süpürülen Batı Roma İmparatorluğu’nun küllerine dayanmaktadır. Hiçbir şey kalıcı değildi, her şey mümkündü. Bazı tarihçiler tarihin bu anını ‘Karanlık Çağlar’ olarak adlandırırken bazıları da kahramanlık dönemi olarak adlandırmaktadır.</li>
</ol>
<p>Antik çağın sonlarına kadar Karadeniz çevresinde yaşayan bir grup göçebe kabile olan antik Sarmatlar, dünyayı değiştiren bu dramatik olaylara katkıda bulunan işgalci barbarlar arasında bir şekilde küçümsenmiştir. Ancak Roma İmparatorluğu’nun batı bölgeleri barbar istilaları tarafından çiğnenirken Sarmatlar yıkıma neden olan en sert kavgacı oyunculardan bazılarıydı.</p>
<p>Göçebe ulusların çoğu vur-kaç taktiklerini ve atlı okçuluğu tercih ederken Sarmatlar mızrakları ve ağır zırhlı süvarileri katafraklarla saldırmalarıyla ünlüydüler. Çevredeki en büyük imparatorluklara karşı durdular ve Romalılar, Sasani Persleri ve ‘Tanrı’nın Kırbacı’nın kendisi de dâhil olmak üzere büyük barbar yağmacıları savuşturdular: Hun Attila.</p>
<p>Ancak ‘Sarmatizm’ kelimesi o zamandan beri 16. ve 17. yüzyıllarda gelişen Polonya-Litvanya Milletler Topluluğu’nun doğudan etkilenen eşsiz kültürünü ifade eden bir terim hâline gelmiştir. Bunun nedeni, dönemin Polonya soylularının bu eski göçebe savaşçıların kendi ataları olduğunda ısrar etmeleri ve bunun da hayatın her alanını etkilemesiydi. Polonyalılara bu iddialarda bulunmaları için ne ilham verdi? Bu neredeyse kesinlikle Sarmatların müthiş hikâyesiydi.</p>
<p><strong>Batı kara yoluna gir.</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21899" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum.jpg" alt="" width="1200" height="906" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-300x227.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-1024x773.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-768x580.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-111x83.jpg 111w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-scytowie-forum-990x747.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Sarmatlar ve İskitler illüstrasyonu, Doğu Avrupa. Borderland Müzik Evi Müzesi koleksiyonundan, fotoğraf: Reprodüksiyon. Piotr Mecik / Forum</span></p>
<p>Tarihsel olarak Macaristan, Polonya ve Ukrayna’dan Orta Asya’ya kadar uzanan büyük açık ova, bozkır göç eden göçebe kabileler için her zaman açık bir ‘kara yolu’ olmuştur. Sığırlarıyla birlikte bitki örtüsünün döngülerini, yeşil otlakların zenginliğini takip ederek ve yazın kuraklığından kaçınarak seyahat ettiler.</p>
<p>Sarmatlar, modern İranlılarla akraba olan Hint-Avrupa göçebelerdi. MÖ 4. yüzyılda kısmen Doğu Avrupa’nın eski hükümdarları İskitlerin yerini aldılar, kısmen de onlara katıldılar. Güç ve isim değişimi bozkırda sıklıkla tekrarlanan bir modeldi. Kabileler Avrupa’ya doğru göç etti, geniş bölgeleri fethetti ve kendilerine tarımsal gıda, askerî vergi ve iş gücü sağlayan yerleşik halklarla ilişkiler kurdu. Ve kaçınılmaz olarak önce azalıyor, sonra da başka bir dalga tarafından vuruluyorlardı. Yüzyıllar boyunca Doğu Avrupa, Hunlar, Avarlar, Bulgarlar ve Macarlar da dâhil olmak üzere birçok göçebe dalgasının hedefi oldu. Son adımları modern Macaristan ovası olan ‘Puszta’ olacaktı, çünkü burası ‘kara yolun’ sonu, batıya doğru ilerleyen göçebe sürüleri için uygun olan son bölgeydi.</p>
<p>Bozkır halklarının kimliğini saptamanın her zaman zor bir şey olduğunu unutmamak gerekir. Göçebeler genellikle kendi tarihlerini yazmamışlardır. Onları göçebelerin çoğu zaman düşman ve vahşi olduğu daha ‘medeni’ antik bilginlerin yetersiz açıklamaları sayesinde ayırt edebiliyoruz.</p>
<p>Ancak Yunanistan ve Roma’daki akademisyenler genellikle ayrıntılı bilgiye sahip değildi ve isimleri geleneklere göre kullanıyorlardı. Örneğin, bir kabileyi sadece başka bir saygın yazar kullandığı için ‘İskitler’ olarak tanımlayabiliyorlardı.  Öte yandan arkeolojik bulgulara dayanan modern bilginin kendi sınırlamaları vardır. Eğer bir mezarda yazılı bir tanımlama olmaksızın ‘Sarmat’ mücevherleri bulursak bu her zaman Sarmat varlığının kanıtı değildir. Ticaretten, savaş ganimetlerinden veya hatta taklitten geliyor olabilir&#8230; Nike ayakkabılarının antik bir çakması gibi.</p>
<p>Kabile kimliğinin kendisi genellikle yönetici seçkinler arasında en güçlü olanıydı. Atları ve üstün silahları sayesinde nispeten az sayıdaki bu tür göçebeler çeşitli etnik grupların yaşadığı geniş toprakları kontrol edebiliyordu. Bu nedenle Roxolani, Iazyges ve Alanlar gibi çeşitli Sarmat kabile isimleri düşmanları korkutmak ve nüfuz kazanmak için belki de kasıtlı olarak seçilmiş amblemler ve logolar olarak algılanabilir.</p>
<p><strong>Korkunç bir şöhret</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21900" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages.jpg" alt="" width="1200" height="830" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-300x208.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-1024x708.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-768x531.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/czaszka-sarmatow-gettyimages-990x685.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Sarmatlar. İki deforme olmuş insan kafatası. Muhtemelen MÖ 3. yüzyılda tarihlendirilmiştir. Kerç Tarihi ve Arkeoloji Müzesi. Kırım Otonom Cumhuriyeti. Ukrayna, fotoğraf: GETTY Images aracılığıyla PHAS/UIG</span></p>
<p>Sakallı, uzun saçlı, kızıl saçlı İskitler, Herodot gibi eski bilginler tarafından tanımlanan ilk göçebe kültürdü. Daha sonraki göçebe uluslarda devam edecek özellikleri şimdiden gösteriyorlardı. Yerleşik hiçbir ulus onları yenemezdi çünkü fethedilecek şehirleri ve kasabaları yoktu. Güçlü Pers kralı Cyrus (Kiros) bunu denediğinde İskitler onun canını aldı. Büyük İskender biraz daha iyisini yaptı ama o bile onların topraklarını kontrol etmeye çalışmadı.</p>
<p>Belki de potansiyel fatihleri ürküten, oldukça korkutucu bazı hobileriydi.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone wp-image-21898" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en.jpg" alt="" width="814" height="730" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en.jpg 760w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/kumys-en-300x269.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 814px) 100vw, 814px" /> </a><span style="font-size: 10pt;">Bir Yakut kızı kımız sütünü fıçılara döküyor, fotoğraf: Sputnik/East News</span></p>
<p>Düşmanlarının kafataslarını topluyor, sabit hâle getirmek için kaş çizgisinin üstünden kesiyor, kafatasını altınla dolduruyor ve onu mayalanmış kısrak sütünden elde edilen şarap benzeri bir içecek olan ‘kımız’ için ters çevirerek bardak olarak kullanıyorlardı. At koşumları, eyerler ve zırhlar yapmak için insan derisini kullanmayı da seviyorlardı. Ahşap ve hayvan boynuzundan yapılmış kompozit yaylar kullanılardı ve marihuana içmeyi severlerdi.</p>
<p>Bu son hobi Amerikan yerlilerinin ruhani terleme tekkesi geleneğini andıran özel bir çadırda, sıcak kayaların üzerine atılan kenevir tohumu ve ardından gelen ot dumanının mutlu barbarlar tarafından sauna benzeri bir şekilde emilmesiyle geliştirilirdi. 17. yüzyılda Polonyalı soylu yazar ve asker <a href="https://culture.pl/en/artist/jan-chryzostom-pasek">Jan Pasek</a>, Kırım Tatarları arasında aynı boş zaman aktivitesini gözlemlemiştir.</p>
<p>Ancak antik İskitler ve Sarmatlar çağdaşları, özellikle de Yunanlar için çok daha şok edici olan başka bir şey yaptılar. Bu kana bulanmış, insan derisi giyen, esrar içen vahşiler feminizmi benimsedi.</p>
<p><strong>Şiddet yanlısı kadınlar</strong></p>
<ol>
<li>yüzyılın sonunda İmparator Honorius’un ünlü saray şairi, yazılarında iki Sarmat kabilesinden bahsetmiştir:</li>
</ol>
<p style="padding-left: 40px;"><em>Kanlarını içmek için atlarını acımasızca yaralayan Massagetler, buzu kıran ve Azak’ın gölünün sularını içen Alanlar.</em></p>
<p style="padding-left: 40px;"><span style="font-size: 10pt;">Claudian’ın In Rufinum’dan Alıntı</span></p>
<p style="text-align: left;"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21901" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages.jpg" alt="" width="360" height="471" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages.jpg 360w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/massageteans-gettyimages-229x300.jpg 229w" sizes="auto, (max-width: 360px) 100vw, 360px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Massagetler Kraliçesi, Pers Kralı Kiros’un kafasını kesiyor, 1615-1620, oyulmuş kristal levha. Nuremberg Almanya, 17. yüzyıl. Corning, Corning Cam Müzesi, fotoğraf: DeAgostini/Getty Images</span></p>
<p>Dönemin tarihçilerinden Ammian etkileyici vücut şekillerinden, sarı saçlarından ve vahşi gözlerinden bahsetmiştir. Nedense, vahşi doğadan gelen istilacı barbarlar her zaman çok daha büyüktü ve karşılaştıkları zavallı şehir halkından daha güçlüydüler. Belki de temiz hava yüzündendi. Ancak Sarmatlar ortaya çıktığında en şok edici manzara özgürleşmiş kadınlarıydı.</p>
<p>Sarmatlardan bahseden ilk kaynaklar genellikle onları Amazonlar efsanesiyle ilişkilendirir. Herodot’a göre Küçük Asya’daki Yunanlar savaşçı kadınlardan oluşan bir kabileyi yenmiş ve onları köle olarak bir gemiye göndermiştir. Kadınlar isyan etmiş, geminin kontrolünü ele geçirmiş ve Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Sarmat adlı az nüfuslu bir bölgeye yerleşmişlerdir. İskitler onlarla savaşmış ancak bir işe yaramamış, bu yüzden daha sonra savaşçılar yerine sevgililerini onlarla yüzleşmeye göndermişlerdir. Böylece ortaya çıkan Sarmatların, ihanet ve aşkın meyvesi, asi kadınlar ve İskit jigololarının çocukları olduğu söylenir.</p>
<p>Başka bir kaynak da modern tıbbın koruyucusu Hipokrat’tan gelmektedir: Hipokrat, Sarmat kızların ergenlik döneminde meme başlarının etrafına sıcak metal koyarak sağ göğüslerinin gelişimini durdurduklarını yazmıştır. Bu uygulamanın amacı okçuluk için sağ kolun enerjisini korumaktı. Ayrıca bazı kabilelerde bir kızın evlenmeye uygun hâle gelmesi için en az üç düşman öldürene kadar beklemesi gerektiğini de yazmıştır.</p>
<p>Bu Amazon benzeri efsaneler iyi bilinir ve sıklıkla tekrarlanırdı. Ve şüpheyle karşılanırdı. Arkeolojik bulgulardan iyi doğmuş Sarmat hanımların genellikle silahlarla gömüldüğünü ve bazılarının kabileleri tarafından güçlü cadılar olarak görüldüğünü biliyoruz. Gotik tarihçi Jordanes’e göre kovulan bazı cadılar daha sonra şeytanî Hunların anneleri olmuştur. Ölen bu kadın savaşçılardan bazıları incelendiğinde savaş yaralarının izlerini taşıyordu yani zırhları ve silahları sadece törensel değildi.</p>
<p>‘Sarmatlar’ adı bile Hint-Aryan dilinde ‘kadın zengini’ veya ‘kadınlar tarafından yönetilen’ anlamına gelen ‘sar’ kelimesinden türetilmiştir. Cinsiyet eşitliği ideallerinden uzak olan ve kadınlarını evde hapseden bağnaz, erkeklik takıntılı antik Yunanlar için İskitler ve Sarmatlar arasındaki kadın savaşçılar şok edici bir manzaraydı.</p>
<p>Bazı modern araştırmacılara göre, Sarmatların cinsiyet eşitliği, içinde bulundukları ortama dayanıyordu. Aşırı sıcaklar, kuraklıklar, savaşlar ve bir kabilenin tamamen yok olma olasılığının yüksek olduğu bozkırdaki zorlu yaşam koşulları, kadınların ve çocukların bile savaşlara katılmasını gerektiriyordu. Her dul kadın yeniden evlenmek zorundaydı ve Kelt Tanistry sistemine benzeyen veraset sistemleri de ‘medeni’ uluslardan farklıydı ve kadınlara daha fazla hak tanıyordu.<strong> </strong></p>
<p><strong>Roma’nın düşmanları</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21902" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en.jpg" alt="" width="1500" height="1015" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en.jpg 1500w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-300x203.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-1024x693.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-768x520.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-990x670.jpg 990w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/sarmaci-bitwa-en-1320x893.jpg 1320w" sizes="auto, (max-width: 1500px) 100vw, 1500px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Sarmatlara karşı savaşan Romalı askerler. 19. yüzyıl illüstrasyonunun elle boyanmış gravürü, fotoğraf: North Wind Picture Archive (Kuzey Rüzgarı Resim Arşivi)/East News</span></p>
<p>Sarmatlar 1. yüzyılda Roma İmparatorluğu ile komşu olduktan sonra düşman, müttefik ve paralı asker olarak hareket etmişlerdir. Trajan’ın Daçya’yı fethi sırasında Sarmat kabileleri önce Daçyalıların yanında savaşmış ancak nihai yenilgilerinden önce onları terk etmişlerdir. İmparator Marcus Aurelius, Germen Quadians ve Sarmat Iazyges kabilesiyle savaşırken ölmüştür. Zaferleri nedeniyle Roma’nın Kuzey ve Doğu’dan gelen düşmanlarına atıfta bulunan ‘Germanicus’ ve ‘Sarmaticus’ gibi iki onurlu lakap ve unvan aldı.</p>
<p>Sarmat Savaşları olarak adlandırılan dönemde Iazyges’in en büyük yenilgisi, Tuna’nın eski adı olan donmuş Ister nehri üzerindeki bir savaşta yaşanmıştır. Romalı tarihçi Dion’un anlattığına göre göçebeler nehrin buzlu yüzeyinin kendilerine avantaj sağlayacağını düşünmüşlerdi çünkü atları böyle kaygan arazilere alışıktı. Ama Romalı piyadeler bozguna uğramadı. Daha yakın durdular, kalkanlarını yere attılar ve bir ayak için sağlam bir taban olarak kullandılar. Şaşıran Iazyges ilk etkisini kaybedince Romalılar onları yakalayıp atlarından atmayı başardılar. Kaotik yakın mesafeli mücadelelerde daha ağır zırhları belirleyici bir faktör oldu.</p>
<p>Yenilgiye uğratılan Sarmatların canları genellikle bağışlanır ve Roma ordusuna dâhil edilirdi. Bazı Sarmat <em>yardımcılar </em>veya destek birlikleri onlarla birlikte Britanya’ya kadar gitmiştir. Sarmatların modern Polonyalıların efsanevi ataları olduğu düşünüldüğünde Britanya Adaları’ndaki Polonyalı varlığının ilk bakışta tahmin edilenden daha eski olduğu konusunda ısrar edebiliriz. İngilizlerin Cermen atalarının varlığı kadar eski. 2004 yapımı <strong>Kral Arthur</strong> filminde gösterildiği gibi Arthur olarak da bilinen bilinen yağmacı Anglo ve Saksonları öldüren Romen-Britanya kahraman efsanesine katkıda bulunanlar belki de Sarmat atlılardı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21904" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos.jpg" alt="" width="1000" height="1100" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos.jpg 1000w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-273x300.jpg 273w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-931x1024.jpg 931w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-768x845.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/tabriz_sasanian_plate_2-kontos-990x1089.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Kontos kullanarak mızrak dövüşünü gösteren Sasani gümüş plakası, fotoğraf: Alborz Fallah/vikipedi</span></p>
<p>Sarmatlar savaşta kontos adı verilen ve iki elle kullanılan uzun bir mızrak kullanırlardı. Hücum eden bir atın ağırlığıyla desteklenen böyle bir silah aynı anda birkaç rakibi birden yere serebilirdi. Süvarileri, özellikle de Alanlar, Ortaçağ şövalyelerinin ataları olan antik çağ tanklarına benziyordu. Büyük olasılıkla Orta Asya kökenli olan Sarmatların icadı kontos, İran imparatorlukları Partlar ve Sasanilerin askerî taktiklerini etkilemiştir. Bunlar Roma’nın en büyük düşmanları olduğu için Ebedi Şehir de (Roma) bu silahı benimsemek zorunda kalmıştır &#8211; 4. yüzyıldan itibaren kontos, Roma süvarileri arasında popüler bir silah hâline gelmiştir. Bazıları binicilerin düşme korkusu olmadan hareket etmelerine ve hücum etmelerine olanak tanıyan üzengilerin mucidinin de Sarmatlar olduğuna inanmaktadır.</p>
<p>Bir katafrakt ya da ağır zırhlı bir atlı, çok sayıda düşmana karşı savaşabilirdi. Ama donatılması ve bakımı çok pahalıydı. Nicelikten çok nitelik. Sonuç olarak en sevdikleri askerî taktik, sosyal sistemlerini şekillendirdi ve Sarmat toplumlar eşitlikçi olmaktan uzaktı. Bu ‘proto şövalyelerin’ soylu elitleri çeşitli kabilelerden fethedilmiş köylülerden oluşan geniş toprakları kontrol ediyordu. Kölelerin yaşadığı bu tür krallıklar çok dayanıklı değildi ve isyanlara eğilimliydi.</p>
<p><strong>Göçler çağı</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21905" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1.jpg" alt="" width="1200" height="423" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-300x106.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-1024x361.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-768x271.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/scythians-gettyimages1-990x349.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Kültürel tarih, soldan: Batı Avrupa’nın Hristiyanlık öncesi giysisi, Dacier, Langobard Dükü Arechis, 591 -641, Frank, İskitler, tarihsel illüstrasyon, fotoğraf: bildagentur-online/Getty Images</span></p>
<ol>
<li>yüzyılda Sarmat kabilelerinin toprakları, Ostrogotlar olarak da bilinen Doğu Gotlarının kralı Ermanarik’in krallığına dâhil edildi. Onun geniş imparatorluğunun Ural Dağları’ndan Tuna’ya, Finlandiya’dan Kırım’a kadar uzandığı söylenir. Cermen ve Slav kabilelerini, çeşitli göçebeleri, eski Karadeniz kolonilerinden Yunanları ve hatta kuzey Rusya’dan gelen Fin-Ugor halklarını içeriyordu. Sarmatlar, Gotlar arasında oldukça uyumlu bir şekilde yaşıyor ve hatta onlara süvari taktiklerini öğretiyor gibiydiler. Ancak Ermanarik’in saltanatı uzun sürmedi çünkü yeni bir istilacı dalgası Büyük Ova Kara Yolundan geçti.</li>
</ol>
<p>Hunların gerçekte Roma kaynaklarının tarif ettiği kadar korkunç ve itici olup olmadığına karar vermek zordur. Romalılar kesinlikle ön yargılı ve korkmuşlardı. Onlara göre Hunlar cehennem ateşinden çıkmışlardı. Kafatasları deforme olmuş ve uzuvları bükülmüş, yüzleri yara bere içinde  ve kalplerinde hiç merhamet yoktu. Roma tasvirleri oldukça ırkçıdır, aslında Hunların ‘dar gözlerinden’ ve egzotik düz yüzlerinden defalarca bahsederler. Hatta Hunların miğfer takmayı kolaylaştırmak için bebeklerinin burunlarını düzleştirdiklerini bile öne sürüyorlardı. Ama bu bir propagandaydı. Hunlar Roma İmparatorluğu’nu işgal ettiklerinde önlerine çıkan tüm kabileleri yutarak çığ gibi büyüyen, çok uluslu bir güruh hâline gelmişlerdi. Arkeolojik araştırmalara göre Macaristan’a ulaşan savaşçıların yalnızca % 20’si Moğol özellikleri taşıyordu. Romalılar, Hunların sakallarının uzamasını önlemek için yüzlerini yara izleriyle işaretlediklerini düşünüyorlardı ancak bu kendi yaralarının yas ritüellerinin bir parçası olarak cenazeler sırasında açılmış olması daha muhtemeldir. Kafatası kapağı toplamak, insan kanı içmek ve düşmanlarının etini (devasa altın kazanlarda kaynatarak) yemek gibi diğer şok edici ve tiksindirici Hun alışkanlıkları aslında çoğu barbar kavimde yaygındı. Yine de kesin olan bir şey vardı: Büyük bir  kargaşaya neden olmuşlardı.</p>
<p>Hunların Ukrayna ve Batı Rusya’yı işgali, ulusların büyük göçü olan Völkerwanderung (Kavimler Göçü) olarak bilinen büyük bir çığa neden olan bir taştı. Tıpkı Cermen Gotları ve diğer kavimler gibi Sarmatlar da Hunlar geldiğinde kaçmak veya itaat etmek zorunda kaldılar. İşte o anda çoğu Sarmat kabileleri tarihten silindi. Mağlup Sarmatlar bozkırın etnogenezinin eski modelini tekrarlamış ve yeni bir göçebe dalgası tarafından özümsenmiştir.<strong> </strong></p>
<p><strong>Alanlar Romalıları sakat bıraktı</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21906" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages.jpg" alt="" width="1200" height="865" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages.jpg 1200w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-300x216.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-1024x738.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-768x554.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/visigoths-gettyimages-990x714.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1200px) 100vw, 1200px" /></a><span style="font-size: 10pt;">410 yılında I. Alaric liderliğindeki Vizigotlar tarafından Roam’nın yağmalanması, Roma İmparatoru Honorius döneminde, Renkli gravür, fotoğraf: Getty Images aracılığıyla Prisma/UIG</span></p>
<p>Modern çağa kadar ayakta kalan ve kimliklerini korumayı başaran tek Sarmat kabilesi Alanlardı. Bazıları Hunlara katılırken diğerleri Kafkasya’daki dağ kalelerinde kaldı. Bir başka grup ise kaçan Batı Gotlarına, Vizigotlara katıldı ve Roma’nın Trakya eyaletine (aşağı yukarı bugün Bulgaristan’ın bulunduğu yer) barışçıl bir şekilde yerleştiler.</p>
<p>Vizigotların Romalılardan nefret etmek için kendi nedenleri vardı. Hunlardan önce kaçan Gotlar, kendi topraklarında <em>foederati</em> olarak yerleşmelerine izin veren Romalılarla bir anlaşma yaptı. Tüm ulus önce Tuna’yı geçip Trakya’ya ulaştı ve burada Romalı yetkililer tarafından kontrol edilen mülteci kamplarına yerleştirilip besleneceklerdi.</p>
<p>Beslenme kısmı pek iyi gitmedi. İmparator Valens bu barbarları sınır topraklarına yerleştirmek ve onları yavaş yavaş yerleşimcilere ve askerlere dönüştürmek istiyordu. Ancak bazı bilim adamlarına göre yerel Romalılar dinî farklılıklar nedeniyle Gotlardan nefret ediyordu. Ancak genel olarak göç eden barbarlardan o dönemde hem korkuluyor hem de nefret ediliyordu. Yolsuzluğa bulaşmış yetkililer göçmenlerin erzaklarının çoğunu çalıp satıyordu. Gururlu Vizigotlar çok geçmeden aile yadigârlarını, zırhlarını ve kılıçlarını yenilebilir herhangi bir şeyle takas edebilmek için satmak zorunda kaldılar. Hatta Romalılar, güzel silahları ve hazineleri çoktan satıldığına göre, belki de çocuklarını köle olarak satmalarını önermeden önce çürümüş köpek leşleriyle bile besleniyorlardı. Bu Vizigotlar için bardağı taşıran son damla oldu.</p>
<p>Sonuç, büyük bir Got isyanı ve Romalıların en büyük ve belki de en etkili askeri yenilgisi oldu: 378 yılındaki Adrianopolis (Edirne) Savaşı. Alanlar muzaffer Vizigotların müttefiki olarak savaştı. Romalılar 40.000 kişilik imparatorluk ordusunun tamamını, İmparator Valens’in kendisini ve en felaketi de bir daha asla kurulamayacak olan subay kadrolarını kaybederek tamamen yok oldular. Bazılarına göre bu savaşı kaybetmelerinin nedeni, ikonik birlikleri olan ağır piyadelerin, Alanların ve Vizigotların ağır mızraklılarıyla karşılaştıklarında modasının geçtiğinin kanıtlanmasıydı. Her iki durumda da bu noktadan sonra Romalılar, istilacı barbarları tek başlarına durdurma yeteneklerini kaybettiler. Jüstinyen ve Belisarius dönemine kadar, yani sonraki 150 yıl boyunca, diğer barbarlarla kırılgan ve çaresiz ittifaklara güvenmek zorunda kaldılar. Bu onların meşhur ‘<em>divide et impera’ </em>(böl<em> </em>ve yönet) taktiği bile değildi, daha ziyade ‘onları birbirlerine saldırt ve hayatta kalmak için dua et’ taktiğiydi.</p>
<p><strong>Attila’ya karşı çıkmak</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21907" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila.jpg" alt="" width="1000" height="860" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila.jpg 1000w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila-300x258.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila-768x660.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/eugene_ferdinand_victor_delacroix_attila-990x851.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1000px) 100vw, 1000px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Eugène Delacroix, &#8220;Attila ve Orduları İtalya’yı ve Sanatları Aştı&#8221; (detay), 1843 ve 1847, fotoğraf: Palais Bourbon</span></p>
<p>406 yılına kadar Alanların çoğu Hunların gönülsüz müttefikleri olarak hareket etti. Ama o yıl isyan fırsatı ortaya çıktı. Batı Roma İmparatorluğu’nun iki büyük doğal ve askerî sınırından biri olan Ren nehri dondu. Aynı anda zayıflayan Roma kuvvetleri barbarların tehdidi altındaki İtalya’ya çağrıldı. Alanlar şanslarını denediler. Ren nehrini geçtiler ve Vandallar olarak bilinen Cermen kabilesi ile yeni bir ittifak kurdular. O andan itibaren Alanlar tek bir kabile ulusundan ziyade çeşitli küçük savaş grupları gibi hareket etmeye başladılar. Bazı kabileler doğuda kalarak Kafkasya’daki kalelerini kurdular. Bu Alanlar günümüze kadar hayatta kalan tek Sarmat ulusudur. Şimdi Osetler olarak bilinmektedirler, toprakları bugün Rusya ve Gürcistan’a yayılmıştır ve hâlâ meşhur bir şekilde tartışılmaktadır.</p>
<p>Vandallara katılan grup Galya’yı yağmalamaya devam etti ve yollarında harabeler bıraktı. Vandallar yıkıcı yetenekleriyle oldukça ünlüydüler. İspanya’da bu Alanlar eski rakipleri olan Vizigotlar tarafından yok edildiler. Hayatta kalan Alanlar Vandalların Kartaca’yı fethetmesine, tüm Roma donanmasını yakmasına ve ünlü Roma şehrini yağmalamasına yardım etti.</p>
<p>Kral Saul önderliğindeki bir başka bir grup Romalılarla ittifak kurdu. Roma ordusunun İtalya’yı işgal etmeye çalışan Vizigotlara saldırdığı 402 yılında Pollentia Savaşı’nda yer aldılar. Vizigotlar o zamanlar Aryan Hristiyanlarıydı ve 6 Nisan tarihinde Paskalya’nın önemli bir ayinini kutluyorlardı. Romalıların böyle bir günde düşmanlarına saldırması hiç de uygun değildi. Neyse ki müttefik Alan ordusu pagandı. Dua eden Gotların sinsi ve şaşırtıcı saldırısı karşısında hiçbir şeyler yapmadılar. Hücum eden Kral Saul da dâhil olmak üzere pek çok kişi öldü. Got kralı Alaric rehin alınan ailesini kaybetti ve savaş, savaş alanında çok fazla gerçek ‘Romalı’ olmasa bile son Roma zaferlerinden biri olarak kabul edilir.</p>
<p>Batı Roma İmparatorluklarının, son on yıllarında sıradan askerlerden önde gelen generaller barbardı. Hristiyan nüfus savaşmak istemiyordu ya da atalarının silah ve zırhlarını taşıyamadıkları için savaşamıyordu. Yüksek vergilendirme birçok kişinin isyan etmesine neden oldu ve yerel halk genellikle barbar istilacıları memnuniyetle karşılayıp onlara katıldı. Alanlar Kuzey Fransa’da Armorica bölgesinde böyle bir isyanın bastırılmasına yardımcı oldular. Daha sonra Galya’nın bu kısmı Saksonlardan kaçan Britanyalı mülteciler tarafından sömürgeleştirildi. Alanlar buraya yerleşmiş, iyi uyum sağlamış ve sonunda asimile olmuştur. Onların soyundan gelenler muhtemelen William the Conqueror’un ordusunun bir parçasıydı ve Britanya’nın tarihini tamamen değiştiren savaş olan 1066’da Hastings yamaçlarında Harold’ın piyadelerini katlettiler. Belki de Alanların en ünlü başarısı Chalons Muharebesi olarak da bilinen Katalonya Ovaları Muharebesiydi. MS 451’de Hun Attila Galya’yı işgal etti. Attila yirmiden fazla kabileden oluşan büyük bir koalisyonun başındaydı ancak aynı şey rakibi Romalı general Flavius Aetius için de söylenebilir. Hesaplamalar farklılık gösterse de her iki ordunun da yaklaşık 100.000 askeri vardı.</p>
<p>Ordusunda birkaç Romalı subay, Ren’de terk edilmiş kalelerden gelen garnizon askerleri, müttefik Vizigotlar, Armorica’dan Britanyalılar, müttefik Saksonlar ve daha birçokları vardı. Savaş sırasında Kral Sangiban liderliğindeki Alanlar, Attila’nın seçkin birliklerine karşı tam merkezde yer aldılar. Alanlardan nefret eden Got tarihçi Jordanes’a göre bunun nedeni onlara güvenilmemesiydi. Başka bir açıklama da Roma kuvvetleri arasında onunla boy ölçüşebilecek tek kişilerin onlar olduğudur. Öyle de yaptılar, savaş alanına ceset yığınları yığdılar. Attila’yı ilk kez kaçmaya zorladılar, Galya’yı kurtardılar ve yenilmezlik efsanesini mahvettiler. Edward Gibbon başta olmak üzere bazı tarihçilere göre bu savaş Avrupa medeniyetinin korunmasında çok önemli bir rol oynamıştır. Bugün pek çok kişi, Attila’nın ölümünden sonra Hun imparatorluğunun zaten parçalandığını belirterek bu görkemli görüşe katılmıyor. Kesin olan bir şey var: Alanlar olmasaydı bu tartışmayı yapıyor bile olmazdık.</p>
<p><strong>Bugünün mirası</strong></p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-21908" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia.jpg" alt="" width="1024" height="692" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia.jpg 1024w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia-300x203.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia-768x519.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2023/04/cataphract-heavy-cavalry-wikipedia-990x669.jpg 990w" sizes="auto, (max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></a><span style="font-size: 10pt;">Tak-ı Bostan, İran’da bir Sasani katafraktı heykeli: Bir katafraktın en eski tasvirlerinden biri, fotoğraf: Philippe Chavin/vikipedi</span></p>
<p>Bugün bir Sarmat mirasından söz edebilir miyiz? Tabii ki, Kuzey ve Güney Osetya ve onların eski Sarmatça ve diğer Hint-İran dilleriyle akraba olan dili var. Ama Alanların orada nasıl hayatta kalmayı başardıkları bir gizem. Kafkasya dağlarının iyi bir saklanma yeri olduğu kesindi. Bazı tarihçilere göre, Alanlar yerel halkın içinde eriyip gitmeyecek kadar acımasız, savaşçı ve vahşiydiler. Hunlar ve Avarlar gibi efsanevi derecede zalim göçebelerin iz bırakmadan eridikleri düşünülürse bu çok özel bir iltifat olarak kabul edilebilir. Örneğin Fransa’daki birçok coğrafi isim askerî yerleşimcilerinin ve yerel fatihlerinin bir anısı olarak ‘Alan’ kısmını hâlâ muhafaza etmektedir. Ancak miraslarının belki de en kalıcı parçası Ortaçağ’ın atlı şövalyeleridir. Tarihçi Michel Rouche’ye göre Alanların ünlü süvari taktiği Fransa’da ortaya çıkan ilk şövalyeler için ilham kaynağı olmuştur.</p>
<p>Bir de pantolon var. Popüler erkek etekleri, cübbeler, tunikler ve chitonları gerçekten eyer için tasarlanmadığından, pantolonu icat eden eski göçebelerdi. Keltler ve Cermenler bu geleneği onlardan almışlardır. ‘Pantolon giymek’ antik Yunan ve Roma’da İskitler, Sarmatlar ve Galyalılılar gibi pis vahşilere atıfta bulunan popüler bir hakaret terimiydi. Bu yüzden fermuarınızı her çektiğinizde bunu hatırlayın.</p>
<p>Bugün eski bozkır halkı, Ukrayna ve Rusya’da saygı görmektedir. Ayrıca 16. ve 17. yüzyıla ait kültürel bir akım olan Polonya Sarmatizmi olgusu da vardır. Chalon Savaşı’ndan bin yıl sonra Büyük Bozkır’ın kenarındaki topraklardan gelen başka bir atlı ulus, kendilerinin Attila’nın düşmanlarının torunları olan yeni Sarmatlar olduğuna karar verdi. Polonyalıların bunun için birçok nedeni vardı, bunlardan biri de o zamanlar bu tür şanlı ataları aramanın moda olmasıydı. <a href="https://culture.pl/en/article/the-elegant-downfall-of-the-polish-sarmatians">İktidardaki Polonyalı soylular sözde Sarmat miraslarını, kendilerini bir siyasi elit olarak ayırt etmek için kullanacaklardı ve toplumun ‘aşağı’ kalanı, yani köylüler ve kasabalılar üzerinde farklı etnik kökenleri olduğunu iddia edeceklerdi</a>. Ayrıca geniş toprakları kontrol edebilen insanlar olarak ün kazanmak istiyorlardı. Polonya’daki Sarmat dönemi, Polonya ve Litvanya’nın Lublin Birliği’nde bir araya gelerek Polonya &#8211; Litvanya Topluluğu olarak bilinen mega devleti kurmalarından kısa bir süre sonraya denk gelmektedir. İktidardaki Polonyalı soylular büyük olasılıkla kendilerini tıpkı Sarmatlar gibi her türlü düşmanla başa çıkabilecek sert mizaçlı kişiler olarak kabul ettirmek istemişlerdir.</p>
<p>Bu eski savaşçıların kazandığı cesur, savaşçı atlıların itibarının, kendinizi bağlamaya değer çekici bir marka oluşturduğunu söyleyebilirsiniz. Düşmanlarının derisini giymiş olsalar bile.</p>
<p><a href="https://culture.pl/en/article/the-original-sarmatians-the-men-who-fought-attila-the-hun">Kaynak</a></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/sarmatlar-turk-mudur/">Sarmatlar Türk müdür?</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
