<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>milliyetçilik arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/milliyetcilik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/milliyetcilik/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Sat, 24 Jul 2021 10:18:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>milliyetçilik arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/milliyetcilik/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>“Ulus” ve “Millet” Kelimeleri ve Günümüz için Bir Teklif</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/ulus-ve-millet-kelimeleri-ve-gunumuz-icin-bir-teklif/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökçe Yükselen Peler]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 24 Jul 2021 07:51:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Sosyoloji]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[eski türkçe]]></category>
		<category><![CDATA[Kavim]]></category>
		<category><![CDATA[Millet]]></category>
		<category><![CDATA[milliyet]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Nation]]></category>
		<category><![CDATA[türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Ülke]]></category>
		<category><![CDATA[Ulus]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusalcılık]]></category>
		<category><![CDATA[ümmetçilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=20179</guid>

					<description><![CDATA[<p>Günümüzde Türkiye Türkçesinde, pek çok Batı dilindeki nation kelimesini karşılamak üzere, eş anlamlı olarak kullanılan iki kelime olan “millet” ve “ulus” kelimeleri bulunmaktadır. ilk bakışta, birincisi Arapça kökenli, ikincisi Türkçe kökenli olan bu iki kelimenin Türkçedeki birçok örneği gibi aynı kavramı karşılamak üzere birinin Dil Devrimi öncesini ve diğerinin sonrasını temsil ettiği düşünülebilir. Ancak meseleye [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/ulus-ve-millet-kelimeleri-ve-gunumuz-icin-bir-teklif/">“Ulus” ve “Millet” Kelimeleri ve Günümüz için Bir Teklif</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="padding-left: 40px;">Günümüzde Türkiye Türkçesinde, pek çok Batı dilindeki <em>nation</em> kelimesini karşılamak üzere, eş anlamlı olarak kullanılan iki kelime olan “millet” ve “ulus” kelimeleri bulunmaktadır. ilk bakışta, birincisi Arapça kökenli, ikincisi Türkçe kökenli olan bu iki kelimenin Türkçedeki birçok örneği gibi aynı kavramı karşılamak üzere birinin Dil Devrimi öncesini ve diğerinin sonrasını temsil ettiği düşünülebilir. Ancak meseleye yakından bakıldığı zaman, “ulus” kelimesinin 28 Eylül 1934’ten sonra bu anlamıyla yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanmış olmasına rağmen, durumun bundan ibaret olmadığı görülmektedir.</p>
<p>Türk Dil Kurumu’nun Genel Türkçe Sözlüğünde birinci anlamı “çoğunlukla aynı topraklar üzerinde yaşayan, aralarında dil, tarih, duygu, ülkü, gelenek ve görenek birliği olan insan topluluğu, ulus” şeklinde verilen “millet” kelimesi, yukarıda da zikredildiği üzere, Arapça kökenli bir kelimedir ve Arapçadaki orijinal manası “din, mezhep, bir din veya mezhebe mensup cemaat” şeklindedir. Kelimenin bu manasıyla Türklerin kitleler hâlinde İslamiyet’e girmeye başlamasıyla birlikte Türkçeye girdiği anlaşılmaktadır. Zira kelime aynı manada Türklerin bilinen ilk İslami eserlerinden biri olan Atabetü’l-Hakayık’ta bu anlamı ile geçmektedir. Türklerin bu kelimeyi uzun süre Arapçadaki bu orijinal anlamı ile kullandıkları anlaşılmaktır. Zira Ahmed Vefik Paşa, Lugat-ı Osmani’de (1876) kelimenin manasını &#8220;ümmet, kavim, cemaat&#8221; şeklinde vermektedir. Ancak burada yer alan “kavim” açıklamasından kelimenin Osmanlı Türkçesinde yavaş yavaş günümüzdeki anlamını da kazanmaya başladığı da görülmektedir.</p>
<p>Nitekim 19. yüzyılın sonunda milliyetçilik akımlarının Osmanlı Türkleri arasında etkisini ziyadesiyle hissettirmeye başlamasıyla, Fransızca <em>nation</em> kelimesini karşılamak üzere “millet” kelimesi kullanılmaya başlamış ve kelime bu anlamıyla Türkiye Türkçesinde günümüze kadar ulaştığı gibi bu manasıyla modern Arapçaya da geçmiştir. Kelimenin Arapçadaki orijinal manasıyla kullanımının Türkiye Türkçesinde sadece İslamcı jargonda, mesela “İbrahim milleti” şeklinde, yaşadığını veya yeniden icat edildiğini belirtmek de gerekir.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/topakev.jpg"><img fetchpriority="high" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-20182" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/topakev.jpg" alt="" width="320" height="240" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/topakev.jpg 320w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/topakev-300x225.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/topakev-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/topakev-111x83.jpg 111w" sizes="(max-width: 320px) 100vw, 320px" /></a></p>
<p>Türk Dil Kurumu’nun Genel Türkçe Sözlüğünde manası “millet” şeklinde verilen “ulus” kelimesi ise, yukarıda da bahsedildiği üzere, Fransızca <em>nation</em> kelimesinin karşılığı olarak 1934 yılından itibaren kullanılmaya başlamıştır. Ancak bu durum, bazılarının iddia ettikleri gibi Moğolca <em>ulus</em> kelimesinin yanlış bir şekilde Türkiye Türkçesine ithal edilmesiyle ortaya çıkmamıştır. Bilindiği üzere, kelimenin Türkçede “uluş” olması gerektiği, fakat birtakım dil bilmezlerin kelimeyi Moğolcadan olduğu gibi Türkçe ses kurallarını dikkate almaksızın ithal ettikleri iddiası meşhurdur. Ancak meseleye yakından bakıldığı zaman durumun böyle olmadığı görülmektedir. Kelimenin “aşiret, kavim” gibi anlamlarla Türkiye Türkçesinde çok uzun bir geçmişe sahip olduğu görülmektedir. Hoca Mesud’un Süheyl ü Nevbahar (1350) adlı eserinde kelimenin “Beğ olmuş idi bir ulusa ol” şeklinde geçtiği görülmektedir. Mütercim Asım’ın Kamus Tercümesi’nde (1800) ise “ulus” kelimesi “konargöçer Türkmen aşireti” şeklinde açıklanmaktadır. Yani görülmektedir ki kelime aslında şeklî olarak Türkiye Türkçesinde neredeyse en başından beri mevcuttu ve 1934’te sadece kelimenin anlamına müdahale edilmiştir.</p>
<p>Eski Anadolu Türkçesinden beri Türkiye Türkçesinde var olan kelimenin Moğolcadan Türkçeye geçtiğine şüphe yok. Zira kelimenin Moğolcadaki manası &#8220;kağan ailesinin her bir üyesine tahsis edilen ülke, devlet, pay&#8221; şeklindedir ve tarihî kaynaklarda geçen Cuci Ulusu, Çağatay Ulusu gibi kullanımlarla uyum içerisindedir. Bu açıklamadan sonra kelimenin nasıl “Türkmen taifesi” manasını kazandığını tahmin etmek zor değil. Moğolcadaki bu kelime, muhtemelen Eski Türkçe <em>ülüş</em> kelimesinden kopyalanmıştır veya en azından onunla kökteştir. Bu hâliyle Türkiye Türkçesindeki kelime aslında bir geri ödünçlemedir ve bugün kullandığımız “ülke” kelimesi ile de kökteştir. “Ulus” kelimesinin Codex Cumanicus’ta geçen “kısım, pay” gibi anlamları da dikkate alındığı zaman, aslında kelimenin orijinal manasının <em>bodun</em>’un yani milletin bir idareci tarafından yönetilen parçalarından her biri olduğunu anlamak zor değil.</p>
<p>Görüldüğü üzere, aslında kelimeye 1934’te yapılan müdahale, kelimenin manasını milletin bir parçasından bütününe teşmil etmek olmuştur. Bu sayede Türkiye Türkçesinde aynı anlama gelen iki kelime ortaya çıkmış oldu. Bu ikili kullanımın Türkiye toplumunda var olan birtakım sosyolojik bölünmelerin dile yansıması neticesinde dilde de yarılmalara sebep olduğu bir tarafa bırakılacak olursa bir zenginlik olduğu düşünülebilir. Ancak “ulus” kelimesinin türemiş şekillerinde bazı karışıklıkların olduğu görülmektedir. Günümüzde “milliyetçilik” kelimesinin karşılığı olarak “ulus” kökünden türetilmiş olan “ulusçuluk” ve “ulusalcılık” kelimeleri kullanılmaktadır. Aynı kelimeden aynı manaya gelen iki kelime türetilmesinin tuhaflığı bir yana, bu iki kelime “millet” kelimesi ile kökteş kelimeler dikkate alınarak incelendiği zaman birtakım karışıklıkların olduğu görülmektedir. Türk Dil Kurumu’nun Genel Türkçe Sözlüğünde “milliyet” kelimesinin birinci manası “millete özgü olma veya millî olma durumu, ulusallık” şeklinde, ikinci manası ise “bağlı bulunulan millet, tabiiyet” şekline verilmektedir. Görüldüğü üzere ne “ulusçuluk” kelimesi ne de “ulusalcılık” kelimesi “milliyet” kelimesinin anlamını içermemektedir. “Ulusalcılık” kelimesinin türetildiği “ulusal” kelimesinin eş anlamlısı “millî” kelimesidir. Bu durumda aslında kelime “millîcilik” manasına gelmektedir. “Ulusçuluk” ise “milletçilik” manasına gelir ki günümüzde Türkiye Türkçesinde böyle bir kelime de mevcut değil. “Milliyet” kelimesinin birinci manasında geçen “ulusallık” kelimesine bakılacak olursa “milliyetçilik” kelimesinin eş anlamlısının “ulusallıkçılık” olması gerekir ki böyle bir kelime de mevcut değil. Bu karışıklıkların sebebinin “ulus” kelimesinin ve türemiş şekillerinin dile doğru bir şekilde yerleştirilmemesi olduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.</p>
<p>Bu durum günümüzde kavram karışıklıklarına sebep olmakla birlikte, “ulus” kelimesinin dilden atılması gerektiği şeklinde yorumlanmamalı. Zira bu kelime Türkçenin tarihî bir kelimesidir ve bu yönüyle bir zenginliktir. Bilakis günümüzde “ulus” kelimesi, çok kullanışlı ve olumlu sonuçlar doğurabilecek bir kelime olarak ele alınabilir. Zira Türk milletinin bugünlük sosyal ve siyasi durumu göz önünde bulundurulduğu zaman, belki de kelimeyi 1934’ten önceki manasıyla kullanmak hem Türkçe hem de Türkler açısından çok faydalı olacaktır. Türk milleti günümüzde de kelimenin Türkçeye girdiği Moğol devrindeki gibi, farklı siyasi yapıların yönetiminde parçalı bir şekilde yaşamaktadır. Günümüzde Türklerin yedi bağımsız devleti (Macaristan da eklenirse sekiz) ve pek çok özerk devleti bulunmaktadır. Bu siyasi yapıları oluşturan Türk topluluklarını “millet” şeklinde adlandırmak Türk milletini bölmek manasına gelmektedir ki bu arzulanan bir durum değildir. Ancak bu devletlerin tebaasını “halk” olarak adlandırmak da birkaç sebepten ötürü mümkün görülmemektedir. Zira bu devletlerin tebaası birden fazla halktan meydana geldiği gibi devletlere adını veren Türk topluluklarının da bu devletlerin sınırları dışında uzantıları mevcuttur. Mesela Kazakistan’ı ve Kazak Türklerini örnek alacak olursak şöyle bir durum mevcuttur. Kazakistan’da yüzden fazla etnik grup yaşamaktadır. Bu etnik grupların hepsini Kazak halkı olarak nitelendirmek mümkün değil. Bunlar ayrı ayrı halklardır. Kazakların yaşadıkları coğrafya da Kazakistan ile sınırlı değil ve Kazakistan’da yaşayan Kazak Türkleri ile birlikte, Moğolistan, Çin Halk Cumhuriyeti, Rusya Federasyonu vs. gibi komşu ülkelerde yaşayan kendini Kazak olarak tanımlayan insanlardan oluşmaktadır. Bu durumda Kazakistan ahalisini nitelendirecek bir kelimeye ihtiyaç duyulmaktadır ve Türkiye Türkçesinde henüz böyle bir kelime mevcut değil. “Kazak milleti” veya “Kazakistan milleti” demek iki sebepten mümkün değil. Her şeyden önce her iki tanımlama da “millet” kelimesinin tanımına uymamaktadır. İkinci olarak ise “Kazak milleti” tabiri, Kazak Türklerinin Türklerden farklı bir millet olduğu algısını yarattığı gibi Kazakistan’ın Kazak Türklerinden olmayan nüfusunu kapsamamaktadır.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/Free_Mongol_Vector-01.jpg"><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-20181" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/Free_Mongol_Vector-01.jpg" alt="" width="571" height="400" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/Free_Mongol_Vector-01.jpg 571w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2021/07/Free_Mongol_Vector-01-300x210.jpg 300w" sizes="(max-width: 571px) 100vw, 571px" /></a></p>
<p style="padding-left: 40px;">Günümüzde farklı Türk devletlerinin ahalisini, Türk milletinin bütünlüğünü parçalamadan tanımlamak için “ulus” kelimesi mükemmel bir fırsat sunmaktadır. Zaten kelimenin tarihî manası da bu duruma uygundur. Azerbaycan ulusu, Tataristan ulusu, Özbekistan ulusu, KKTC ulusu vs. gibi tanımlamalar, bir taraftan Türk milletinin bütünlüğünü bölmeden bu ülkelerin ahalilerini tanımlama fırsatı sunarken diğer taraftan mevzubahis ülkelerin vatandaşları arasında etnik ayırımcılık yapmadan ülke ahalilerini tanımlama imkânı sağlamaktadır. Bu durum, tarihî Cuci Ulusu, Çağatay Ulusu gibi siyasi yapılarla da büyük bir uyum içerisindedir. Bu tarihî ve siyasi uygunluğun yanında, böyle bir kullanım dil bakımından da oldukça uygundur. Bir Türk ülkesinin ahalisi için “ulus” tanımlaması kullanılırken aynı kökten gelen “ülke” ve “ulus” kelimeleri arasında da yeniden doğru bir anlam ilişkisi inşa edilmiş olur.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/ulus-ve-millet-kelimeleri-ve-gunumuz-icin-bir-teklif/">“Ulus” ve “Millet” Kelimeleri ve Günümüz için Bir Teklif</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bilim ve Milliyetçilik Motivasyonu: Türk Savunma Sanayisi Örneği</title>
		<link>https://bilimdili.com/toplum/bilim-ve-milliyetcilik-motivasyonu-turk-savunma-sanayisi-ornegi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Mar 2021 11:16:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[TEKNOLOJİ]]></category>
		<category><![CDATA[TOPLUM]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bilim]]></category>
		<category><![CDATA[milli bilim]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Savunma Sanayisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=19364</guid>

					<description><![CDATA[<p>Yazar: Furkan GÜLTEKİN Bilim nedir? Yabancı dillerde yaygın olarak kullanılan ve “bilim” anlamına gelen “science” kelimesi Latinceden gelen “scire” kelimesinden türemiştir. Scire kelimesi Latincede “bilmek” anlamına gelmektedir (Friedland, 2013). Türkçede “bilim” kelimesinin evveliyatı ise 1934 yılında Tarama Dergisi’nde o zamana kadar bu manada kullanılan Arapça kökenli “ilm” kelimesinin karşılığı olarak sunulmasına dayanmaktadır. Türkistan coğrafyasında ise [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/bilim-ve-milliyetcilik-motivasyonu-turk-savunma-sanayisi-ornegi/">Bilim ve Milliyetçilik Motivasyonu: Türk Savunma Sanayisi Örneği</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Yazar: Furkan GÜLTEKİN</strong></p>
<p><strong>Bilim nedir?</strong></p>
<p>Yabancı dillerde yaygın olarak kullanılan ve “bilim” anlamına gelen “science” kelimesi Latinceden gelen “scire” kelimesinden türemiştir. Scire kelimesi Latincede “bilmek” anlamına gelmektedir<sup> (Friedland, 2013)</sup>. Türkçede “bilim” kelimesinin evveliyatı ise 1934 yılında Tarama Dergisi’nde o zamana kadar bu manada kullanılan Arapça kökenli “ilm” kelimesinin karşılığı olarak sunulmasına dayanmaktadır. Türkistan coğrafyasında ise bilim kelimesinin karşılığı olarak “malumat” kelimesi kullanılmıştır (Etimoloji Türkçe, tarih yok).</p>
<p>“Bilim”in kelime anlamına gelecek olursak Türk Dil Kurumu sözlüğünde, “Evrenin veya olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneye dayanan yöntemler ve gerçeklikten yararlanarak sonuç çıkarmaya çalışan düzenli bilgi” olarak geçmektedir (Güncel Türkçe Sözlük, 2006). Fakat bu anlam sadece fenni bilimler için geçerli olup beşeri bilimler için eksik kalmaktadır. Bu eksiklik ise beşeri bilimlerdeki deneye dayanmaksızın yapılabilecek yorumlamalar olarak belirtilebilir. Geçmişte ilim sözcüğü hem beşeri hem fenni bilimler için kullanılmasına rağmen, günümüzde fenni bilimler için bilim, beşeri bilimler için ise ilim kelimesi kullanılmaktadır. Bu iki alanı da kapsayacak şekilde “Bilim”in kelime anlamı “belli bir alana ait sistemli bilgi birikimini ifade eden disiplin” olarak alınmalıdır (Kutluer, 2000, s. 109). Fakat bilim, geçmişte ve günümüzde bu sözlük anlamından daha derin ve önemli bir yere sahiptir.</p>
<p>Bilim tarihine bakıldığında ise eski topluluklardaki düşünceler ve tasarımlar hep dini bir plan üzerinde kalmıştır. Bu tasarımlar dini çerçevedeki bazı cevaplarını, alem hakkında fikir sahibi olarak aramıştır. Fakat bu tasarımlar için dini sebeplerin yanısıra insandaki merak ve tecessüs duygusunun da ağır bastığı bir gerçektir (Adıvar, 1969, s. 6).</p>
<p>Bilimin dini çerçeve dışındaki ilk örnekleri MÖ 30,000-25,000 yıllarında Avrupa’da sayıları kaydetmek için hayvan kemikleri ve taşlar üzerine atılan çentikler olarak belirlenmiştir. Alet yapımı konusu ise çok daha eski tarihlere dayanmakla birlikte bilim çatısı altına alınıp alınmadığı halen tartışma konusudur (Ural, 2000, s. 18). Sistematik olarak bilim oluşumu ilk olarak Mezopotamya ve Mısır uygarlıklarında görülmektedir. M.Ö. 3500’lü yıllarda yaşamış Sümer medeniyetinin 60’lık sayı sistemi kurmaları, çarpma ve bölme cetvelleri oluşturmaları ve takvim hesapları bu sistematik bilime örnektir (Doğan, 2012). Bir başka örnek ise Mısır medeniyetindeki tıp, matematik, geometri ve astronomik gelişmelerdir. Sırrı halen tam olarak çözülememiş Mısır piramitleri bu gelişmelerin kanıtı olarak görülmektedir. Mısır medeniyeti, eski Yunan medeniyeti, Eski Çin medeniyeti, Hindistan medeniyeti gibi medeniyetler bilimin sistematik olarak gelişmesinde ve kullanılmasında önemli roller üstlenmiştir (Ronan, 2003, s. 26).</p>
<p>Geçmiş dönemlerde üretilen bilim, günlük hayata yönelik ve kısa yoldan çözüm odaklıdır. Günümüzde ise daha derinlemesine, sistematik ve ulaşılması kolay olması nedeniyle hızlı bir gelişim sergilemektedir. Bu sistematik yöntemlerden bir tanesi 1665 yılında yayınlanan ilk modern makale ile başlamıştır. Bugüne kadar yayınlanmış 50 milyonun üzerinde makale bulunmaktadır ve aynı yöntemle yayınlanmaya devam etmektedir (Jinha, 2010, s. 256).</p>
<p>Akla gelebilecek ve gelemeyecek her konuda dünyanın dört bir tarafında yayınlanan bu makaleler özellikle internet yardımıyla ulaşılması kolay ve açık hale gelmiştir. Bilimsel çalışma yapmak ve teknolojiyi geliştirmek için bilim insanları kendilerine farklı gerekçeler bulmuşlardır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir; İnsanlığın yararına bir araç olarak kullanmak, saf bilim sevgisi, toplum içinde yüksek pozisyon isteği, maddi unvan kazanma isteği, bir sonraki aşamayı merak etmek<sup> </sup>(Velica, 2016).</p>
<p><strong>En Önemli Motivasyon Milliyetçilik</strong></p>
<p>Motivasyon listesinde ilk sırada olan maddeyse mutlaka eklenmesi gereken husus, millet yararına bilim yapma arzusudur. Millet olma ve onu yükseltme bilincinde olan bilim adamları için bilim üretme arzusu, mensubu olduğu milletin yararına bilim yapmak ve diğer milletlere karşı faikıyet sağlamak amacını taşır. Bu durum Dünya savaşları sırasında had safhaya ulaşmıştır. Örnek vermek gerekirse II. Dünya Savaşı’nda Alman bilim insanlarının yaptıkları çalışmalar birçok alana ışık tutmuş ve o çalışmalar üstünden bugünkü bilim yükselmiştir. Bilimin gelişim sürecinde, büyük savaşların önemi inkâr edilemez bir gerçekliktir.</p>
<p>Günümüzde dünyadaki en ileri teknolojiler savunma sanayisinde kullanılmakta, diğer milletlere üstünlük sağlamak ve caydırıcı olma amacı taşımaktadır. Bu minvalde bilim yapma bilincinin altında milli duygular vardır. Fakat bu duygular, karşı tarafı ezip geçmek ve yok etmek gibi kötü niyet olarak değil; milletler yarışında bir adım öne çıkmak olarak yönlendirilmelidir. Bu husus devletlerin ülkülerine varış yöntemlerine göre farklılık göstermektedir. Bir tarafta emperyalist batı devletlerinin daha fazla sömürü ve üstünlük aracı olarak üretilen bilim var iken diğer tarafta dünyaya iyilik, güzellik ve adalet getirmek arzusunda olan Türk milletinin üretmiş olduğu bilim vardır. Bu ayrım göz önünde bulundurulduğunda geçmişten örnek alarak insanlık yararına ve dünyaya düzen vermek için bilim üretmek Türk milleti için ehemmiyetli bir görevdir.</p>
<p>Bilimin bu duygular çerçevesinde millet ile en önemli buluşturulma yeri üniversitelerdir. Daha öncesinde milli şuur kazanmış üniversite öğrencilerini bilim ile buluşturmak için yönlendirmek ve onları bu konuda teşvik etmek millet ve kurumlar olarak görev addedilmelidir.</p>
<p><strong>Milli Bir Bilim Altyapısı</strong></p>
<p>Dünyada söz sahibi olma ülküsüyle yola çıkmış olan Türk milletinin bu ülküye kavuşmak için atması gereken en büyük adımlardan biri bilim üretme amacı olan bir sistem, bir altyapı oluşturmak olduğu bir gerçektir. Bu sistemin yine Türk milletinin karakterine uygun olması beklenir.</p>
<p>Bu altyapının temel taşlarından biri insancıl bilim olması zaruretidir. İnsanlık, tarihinde bilimi birçok kez vahşi emeller için kullanmıştır. Örneğin; Zori Balayan, Ermeni bir doktor, gazeteci ve yazardır. 1992 yılında gerçekleştirilen Hocalı soykırımında, 13 yaşındaki bir çocuğa bilim adı altında yaptığı işkenceleri yayınlamaktan geri durmamış ve bu yaptığından insancıl (!) olduğu için rahatsızlık duymadığını belirtmiştir<sup> </sup>(Çifçi, 2016). Bir başka örnek Nazi Almanyası’nın Yahudiler üzerinde yaptığı bilimsel (!) deneylerdir. Josef Mengele yaptığı deneyler ile bilime katkı sağlamış; ama bu deneylerin yöntemi nedeniyle ismi tarihe kötü bir şekilde geçmiştir<sup> </sup>(Saçaralp, 2018).</p>
<p>Oluşturulacak sistem, yapılacak çalışmalar önce Türk milletine sonra da insanlığa yarar sağlamalıdır. Türk karakterine leke sürdürmeden çalışmalar yapılmalıdır.</p>
<p>Bu sistemin bir diğer temel taşı dildir. Türkçe gibi kadim ve zengin bir dilin bilim camiasında daha fazla konuşulması, Türk milleti olarak bilimsel anlamda bir adım öne çıkmamız için önemli bir husustur. Bu, Türkçe dışında dil bilinmemeli, sadece Türkçe konuşulmalı demek değildir. Bilakis yabancı dilleri iyi derecede bilerek, bilimsel terimlerin Türkçeleştirilmesi, bilim altyapımıza kazandırılması ve Türk milletinin bilim üretmesini kolaylaştırmaktır. Nasıl ki halen dünyanın herhangi bir yerinde yapılan araştırma, İngilizce bilmeden eksik kalıyor ise gelecekte de Türkçe için aynı durumun olması için çaba gösterilmelidir. Dolayısıyla Türkçenin, evrensel bilim dili olması için çalışmalar yapılmalı ve milli bir “bilim üretme sistemi” oluşturulurken dil konusu göz önünde bulundurulmalıdır.</p>
<p>Bir diğer temel taş ise niteliktir. Yapılan bilimsel çalışmaların katma değer sağlaması ve dünya yazınında (literatür) sıklıkla kullanılması, milletler arasındaki yarışta Türk milletini öne çıkaracaktır. Günümüzde bu değer atıf sayısına göre ölçülmektedir. Yayın başına alınan atıf sayısı çok olan kişi, kurum, kuruluş ve ülkeler ortaya koydukları çalışmaların kaliteli ve katma değer sağlayan çalışmalar olduğunu kanıtlamış olurlar. Soğuk savaş dönemi ve yarattığı kutuplaşmayı görmezden gelirsek yayın başına düşen atıf sayısı, gelişmiş ülkelerde daha fazladır (Ortaş, 2018).</p>
<p>Yukarıda sayılan bütün temel taşlar (insancıllık, dil, nitelik) çerçevesinde oluşturulacak bir altyapı, bilim ülkesi olma yolunda atılacak en büyük adımlardandır.</p>
<p><strong>Bilimin Getirileri </strong></p>
<p>Bilim, sadece kâğıt üstünde kalmasına müsaade edilirse milletimizden çok, başka milletlere hizmet edebilir. Bilimin katma değer sağlamış ve hayata geçmiş hali, teknolojiyi oluşturur. Teknoloji sadece fen bilimleri olarak değil, sosyal bilimler olarak da anlaşılmalıdır. Örneğin geliştirilecek bir psikolojik tedavi yöntemi, sosyolojik bir yönetim modeli ile yahut iktisadi bir hesaplama modeli ile milletimize çok daha büyük değerler katacaktır. Tabii ki fen bilimlerinin çatısı altında geliştirilen uçaklar, ameliyat yöntemleri, yazılımlar vb. çıktılar önce milletimize, sonra insanlığa fayda sağlayacaktır.</p>
<p>Ülke bazında bu gelişmelerin sağlanması ekonomik olarak araştırma-geliştirmeye (AR-GE) yapılan yatırımla ölçülebilir. Yıldırım’a göre toplam sermaye stokundaki büyüme, emek arzındaki büyüme ve teknolojik ilerleme ekonomik büyümenin üç ana unsurudur. Yine aynı makalede geçen bir veriye göre AR-GE harcamalarındaki gayri safi yurtiçi hâsılaya (GSYH) oranla %1 birimlik bir artış, ekonomik büyümeyi %3.43 birim artırmaktadır. Bu veriler gösteriyor ki, ekonomik olarak kalkınmada AR-GE çok önemli bir rol oynamaktadır (Yıldırım, 2017, s. 135).</p>
<p>Bir başka getiriyi tarihte de görmek mümkündür. Cengiz Han, eyer ve yay teknolojisi ile ordusuna çok geniş bir hareket kabiliyeti sağlamış, savaş taktikleriyle düşmanlarına nefes aldırmamış, almak isteyenlerden istihbarat ağı ile haberdar olmuştur. O yılların teknolojik durumuna bakıldığında, Cengiz Han’ın yetiştirdiği atlılara kimse yetişememiş, attığı okların üstüne kimse ok atamamıştır. Tarihte göze çarpan bir başka örnek ise, İstanbul Fatihi II. Mehmet’in yaptırdığı devasa toplar sayesinde yıkılmaz denilen surların yıkılması ve İstanbul’un böylece feth olunmasıdır.</p>
<p>Günümüzde ise bilimsel çalışmaların nihai ürün haline gelmesinin meyveleri alınmaktadır. Türkiye Savunma sanayisindeki gelişmeler millet olarak göğüs kabartmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk’ün teşvikleri ile başlayan ve ilk adımını ilk tayyarecimiz olan Vecihi Hürkuş’un attığı Türk havacılık sektörü, birçok yurt dışı firmasının stratejik üretim ortağı olmakla birlikte özgün olarak geliştirdiği eğitim uçağı, insansız hava aracı, çok maksatlı helikopter ve savaş helikopteri ile dünyada yükselen bir yıldız olarak parlamaktadır. MİLGEM projesi ile denizlerde, ALTAY tankları ile karada söz sahibi olma yolunda emin adımlarla giden Türk Savunma Sanayisi, ASELSAN’ın geliştirdiği radar teknolojisiyle de dünyada ses getirmeye devam etmektedir.</p>
<p>Bütün bu gelişmelerin yanında 2015 yılında kimya alanındaki çalışmalarını Nobel ödülü ile taçlandıran, her ortamda Türk olduğunu vurgulayan ve Beşiktaş Ülkü Ocakları’nın kurucuları arasında yer alan değerli bilim insanı Aziz Sancar, Türk milletinin bilime ilgisini ve alakasını bir kez daha göstermiştir.</p>
<p>Türk milletinin bilime olan ilgi ve alakasını anlamak için ünlü filozof Farabi, çağları aşan deha Biruni, astronom, matematikçi ve dilbilimci Ali Kuşçu, mekanik temelini oluşturan El-Cezeri, Osmanlı Devleti dönemi dâhisi Takiyüddin, Kandilli Rasathanesinin kurucusu Mehmet Fatin Gökmen, göklerin aşığı, uçuş rekortmeni Vecihi Hürkuş, matematik dehası Cahit Arf, adını tıp tarihine altın harflerle yazdıran Hulusi Behçet, çağımızın bilim adamı Oktay Sinanoğlu gibi isimleri unutmamak ve ilham almak gerekmektedir.</p>
<p>Başta Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere bu toprakları ve bu kültürü bizlere miras bırakan ve isimleri bilinen yahut bilinmeyen nice kahramanlara karşı sorumluluğumuz, Türk ülkesi ve Türk kültürünü korumak ve yüceltmektir ve bu kutlu yolda mücadele etmektir. Geçmişte kılıçla, topla ve tüfekle yapılan bu mücadele bugün kalemle ve bilgisayar ile yapılmaktadır. Türk milletinin zeka ve becerisi, dünyada söz sahibi millet pozisyonuna gelmek için yeterlidir.</p>
<p>Mustafa Kemal Atatürk’ün 22 Eylül 1924 tarihindeki sözlerini rehber edinerek gelecek nesillerimiz ve milletimiz için bilim üretme ülküsüyle ilerlemeli ve koşulmalıdır:<br />
“<em>Dünyada herşey için; medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir</em>.&#8221;</p>
<h1><span style="font-size: 12pt;"><strong>Kaynakça</strong></span></h1>
<p>Adıvar, A. A. (1969). <em>Tarih Boyunca İlim ve Din.</em> İstanbul: Remzi Kitapevi.</p>
<p>Çifçi, Y. (2016). <em>Hocalı Katliamı&#8217;nın Üzerinden 24 Yıl Geçti</em>. Soykırım Gerçeği: http://soykirimgercegi.com/_haber/hocali-katliami-nin-uzerinden-24-yil-gecti adresinden 28 Şubat 2019 tarihinde alındı</p>
<p>Doğan, S. (2012, Mart 1). <em>2012&#8217;den M.Ö. 3500&#8217;lere Yolculuk: Sümerler</em>. Açık Bilim: http://www.acikbilim.com/2012/03/dosyalar/2012den-m-o-3500lere-yolculuk-sumerler.html adresinden 10 Mart 2019 tarihinde alındı</p>
<p><em>Etimoloji Türkçe</em>. (tarih yok). Bilim Kelime Kökeni : https://www.etimolojiturkce.com/kelime/bilim adresinden 10 Mart 2019 tarihinde alındı</p>
<p>Friedland, B. (2013, Mayıs 2). <em>On the Etymology of &#8220;Science&#8221;</em>. Research Dairy: http://www.luminousgroup.net/2013/05/on-etymology-of-science.html adresinden 28 Şubat 2019 tarihinde alındı</p>
<p><em>Güncel Türkçe Sözlük</em>. (2006, Eylül 26). Türk Dil Kurumu: http://www.tdk.gov.tr/index.php?option=com_gts&amp;kelime=B%C4%B0L%C4%B0M adresinden 28 Şubat 2019 tarihinde  alındı</p>
<p>Jinha, A. E. (2010). Article 50 million: an Estimate of the Number of Scholarly Articles in Existence. <em>Learned Publishing</em>, 256-263.</p>
<p>Kutluer, İ. (2000). İlim. <em>İslam Ansiklopedisi</em> (s. 109-114). içinde Türkiye Diyanet Vakfı.</p>
<p>Ortaş, P. D. (2018, Temmuz 2). <em>Bilimsel Yayınlar Yönünden Türkiye&#8217;nin Dünyadaki Yeri Nedir?</em> İndigo Dergisi: https://indigodergisi.com/2018/07/bilimsel-yayinlar-turkiye-yeri/ adresinden 28 Şubat 2019 tarihinde alındı</p>
<p>Ronan, C. A. (2003). <em>Bilim Tarihi.</em> (E. İhsanoğlu, &amp; F. Günergun, Çev.) Ankara: Tübitak Akademik Dizi.</p>
<p>Saçaralp, Ç. (2018, Ağustos 9). <em>&#8220;Bilim&#8221; adı altında yapılan tarihin acımasız deneyleri</em>. Gzt: https://www.gzt.com/haber/bilim-adi-altinda-yapilan-tarihin-acimasiz-deneyleri-2594318 adresinden 10 Mart 2019 tarihinde alındı</p>
<p>Ural, Ş. (2000). <em>Bilim Tarihi.</em> İstanbul: Çantay Kitapevi.</p>
<p>Velica. (2016, Nisan 26). <em>What Motivates a Scientist</em>. Karolinska Instituet Career Blog: https://researcherblogski.wordpress.com/2016/04/26/what-motivates-a-scientist/ adresinden 10 Mart 2019 tarihinde alındı</p>
<p>Yıldırım, S. (2017). Teknoloji, Verimlilik ve Ekonomik Büyüme. <em>Türkiz </em>, 103-145.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/toplum/bilim-ve-milliyetcilik-motivasyonu-turk-savunma-sanayisi-ornegi/">Bilim ve Milliyetçilik Motivasyonu: Türk Savunma Sanayisi Örneği</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türk Düşünce Tarihinde Türkçülük Akımı ve 3 Mayıs 1944 Olayları</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turk-dusunce-tarihinde-turkculuk-akimi-ve-3-mayis-1944-olaylari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Çağhan Sarı]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 28 Oct 2020 21:01:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[1944 olayları]]></category>
		<category><![CDATA[atsız]]></category>
		<category><![CDATA[Çağhan Sarı]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci dünya savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[İsmet İnönü]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[nihal atsız]]></category>
		<category><![CDATA[tek parti]]></category>
		<category><![CDATA[türkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[türkçülük davası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Zeki Velîdi Togan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://bilimdili.com/?p=18579</guid>

					<description><![CDATA[<p>GİRİŞ ‘Turancılık’ ve ‘Türkçülük’ kavramları, Türk siyasal literatüründe ulusal kimlik, milliyetçilik ve dış politika tartışmaları ve arayışları çerçevesinde, yaklaşık bir yüzyıl boyunca varlıklarını hissettirmiştir. Türk Ulusçuluğunun yüzyıl boyunca yaşadığı değişim ve düşünsel ayrılıklarının en çarpıcı olanı ‘Turancılık’ kavramıdır. Tartışmaların odağı olan kavram, temelde önce Osmanlı Devleti, sonra Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dışında kalan coğrafyalarda, ortak tarihi [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turk-dusunce-tarihinde-turkculuk-akimi-ve-3-mayis-1944-olaylari/">Türk Düşünce Tarihinde Türkçülük Akımı ve 3 Mayıs 1944 Olayları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><strong>GİRİŞ</strong></p>
<p>‘Turancılık’ ve ‘Türkçülük’ kavramları, Türk siyasal literatüründe ulusal kimlik, milliyetçilik ve dış politika tartışmaları ve arayışları çerçevesinde, yaklaşık bir yüzyıl boyunca varlıklarını hissettirmiştir. Türk Ulusçuluğunun yüzyıl boyunca yaşadığı değişim ve düşünsel ayrılıklarının en çarpıcı olanı ‘Turancılık’ kavramıdır. Tartışmaların odağı olan kavram, temelde önce Osmanlı Devleti, sonra Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dışında kalan coğrafyalarda, ortak tarihi geçmişe, dil ailesine mensup ve sosyo-kültürel kimlikleri benzeşen ‘Türki’ toplulukları aynı siyasi çatı altında birleştirmeyi hedefleyen düşünce sistemidir.</p>
<p style="text-align: justify;">19. yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlıcılık ve İslamcılık dışında, Türk kimliği ve tarihinin kökenleri aranmaya başlanmıştır. Macaristan’da Turan düşüncesi, Orhun Yazıtlarının Vilhelm Thomsen tarafından çevrilmesi ve Macar Türkolog Arminius Vambery gibi birçok tarihçinin Türk tarihi ve kökeni hakkında bilgiler vermesiyle Turancılığın temelleri atılmıştır. Osmanlı münevverlerini Turancılıkla tanıştırmıştır.</p>
<p>II. Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki aracılığıyla pekiştirilen Türkçülüğün sonrasında Turancılık yine gündeme gelmiştir. Millî Mücadele döneminde hâkim olan Türkçülük anlayışının pratiğine uymaması, hatta romantik bir macera olarak algılanmasıyla popülaritesini kaybetmiştir.</p>
<p>Önceleri Macaristan’da benimsenmiş Turancılık kavramı ve Turan Coğrafyası1 diğer ülkelerde ve özellikle Osmanlı aydınlarının fikir dünyasında rağbet ve ilgi görmüştür. Fakat tarihi, coğrafi ve sosyolojik temellere oturtulmayan bu tez, git gide hem Türk ulusçuları hem de Macar Turancıları tarafından romantikleştirilmiştir. Cumhuriyetin tek partili yıllarında etkili olan Güneş Dil Teorisinin nüvesi bu çalışmalardır.</p>
<p>II. Dünya Savaş’ında, Almanya’nın baskısı ile milliyetçi, aşırı sağ görüşlerin güçlenmesi istemiyle Turan gayesi kullanılmıştır. Sonrasında, Türk siyasal hayatında bazı milliyetçi sağ kesimler, “Orta Asya Soydaşlarının” Sovyetler Birliği tarafından esir tutulduğunu iddia etmiş, muhtelif milliyetçi dergiler çıkartarak toplumu bu yönde harekete geçirmek istemişlerdir. Sovyetlerin gücünü ve etkisini kaybetmesiyle siyasal bir boşluk bulan Türkiye Cumhuriyeti, soydaşlarının yaşadığı bölgelerce hami görülmüştür. Bunun en çarpıcı örneği, Kırım’da Alman işgali sürerken, Türkiye’deki Kırım Türklerinin Kırım’da bağımsız bir devlet kurma tasarısını geliştirmeleridir. Türkiye, değindiğimiz bölgelerdeki yerel lider ve kanaat önderleriyle, kayıt dışı temaslarda bulunmuştur. Bu durum yine ‘Turancılığın’ yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1.OSMANLI DEVLETİNDE TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK<br />
</strong><br />
Osmanlı belgelerinde “Turan” kavramı ilk 1830’lu yıllarda Türkistan Hanlıklarıyla yapılan diplomatik mektuplaşmalarda kullanılmış ve “Moğolların ve Türklerin ortak ülkesi” anlamında zikredilmiştir. Ayrıca Türk Milliyetçiliği, Osmanlı Devleti’ndeki Türk milli karakterin dışa vurumu ile oluşmuş ve tarihi bir gelişim sürecinin sonucunda olgunlaşmıştır. 19. Yüzyılda Fransız İnkılabı ile oluşan modern batı milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği ile benzeşse de bazı farklılıklar taşır.</p>
<p>Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu milliyetçilikle ilgili açıklamasında şunları söyler. <em>“Avrupa’nın milliyetçilik anlayışı ile Türklerdeki milliyetçilik anlayışı arasında farklar bulunmaktadır. Bu farklar milliyetçiliğin doğuşu ve gelişmesi bakımından öncelikle kendini açıkça göstermektedir.Batı milliyetçilik anlayışı, Antik Çağdan devraldığı miras gereği hesap, menfaat ve ölçüye dayanmaktadır. Daha sonraki gelişmesi ile sömürgeciliğe yönelmekte ve istismarcı bir hüviyet göstermektedir. Bizde ise milliyetçilik, milletçe korunma zorunluluğundan doğan, bağımsızlığa yönelik törelere dayalı insan ve toplum sevgisi ile çevrili bulunmaktadır.” (Kafesoğlu, 1998: 14)</em></p>
<p>Diğer bir görüş ise milliyetçilik şuurunun ortaya çıkmasındaki koşullardan, kaynaklanan değişikliklerden bahsedilmesidir. Avrupa kültür çevresi içinde milliyet fikrinin, sosyal bir bilinç halini alabilmesini ancak on dokuzuncu yüzyıla bağlamakta, 1848’den itibaren de gerçekleştiğini belirtmektedir. Bu tarihten öncede Avrupa tarihine hâkim olan esas prensi, devlet prensibidir. Fakat Türk kültür çevresinde bu durum bambaşka bir manzara arz etmektedir. (Eroğlu, 1992: 48)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>1.1 II. Meşrutiyet Döneminde Türkçü Örgütlenme<br />
</strong><br />
II. Meşrutiyet sonrası hem toplumda hem yönetimde, siyaset ve fikir hayatı, değişiklik göstermiştir. Türkçüler ise bu dönemin şartlarından faydalanarak örgütlenmeye başlamış ve fikirlerini yayacak platformlar kurmuşlardır. Yönetici grup ve Türkçülüğün ilişkisi hakkında Ahmet Yıldız bunları der; “<em>Osmanlıcılık politikası, en fazla yönetici grup tarafından ciddiye alınmış ve devletin bekası kaygısıyla Türk ulusçuluğu ertelenmiştir.</em>” (Yıldız, 2016: 63). Bu dönemdeki örgütlenmeler başlıca; Türk Derneği, Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı’dır.</p>
<p>Türk Derneği, II. Meşrutiyet ilanından sonra kurulan ilk örgüttür. Kuruluşunda Rusya’dan kaçan aydınlar ve Osmanlı aydınları birlikte rol oynamıştır (Üstel, 1997: 17). Bu derneğin nizamnamesinde “Türk diye anılan bütün kavimlerin” ifadesi mevcut olup, Derneğin hem Türkçü hem de Pantürkizm akımına aidiyetini söyleyebiliriz (Üstel, 1997: 35-37). Dernek ilk kongresini 1911 yılında yapabilmiş, dernek üyeleri aynı yıl kurulan Türk Yurdu Cemiyeti ve fiili kuruluşu 1911’de gerçekleşen Türk Ocağı gibi örgütlere geçmişler, böylelikle de Türk Derneği’nin sonu gelmiştir (Önen, 2005: 115). 3 Temmuz 1911’de, Askeri Tıbbiye öğrencileri adına gelen Mehmed Emin, Yusuf Akçura, Fuad Sabit, Mehmed Ali Tevfik ve daha birçok aydından oluşan kurul, Türk Ocaklarını kurmuştur. Bu ocağın, Türkçüler tarafından kurulması vesilesiyle İttihat ve Terakki’yle yakınlaşmalar gerçekleşmiştir. O dönemde Merkez-i Umumi üyesi ve ünlü düşünür Ziya Gökalp ile iletişimleri olmuştur. Türk Ocağı, Hamdullah Suphi’nin başkanlığı altında büyük bir canlılık içerisine girmiştir. 1914 yılında 16 Türk Ocağı açılmış, üye sayısı da hızla artmıştır. Türk Yurdu Cemiyeti’nin yayın organı olarak yayımlanmaya başlanan Türk Yurdu dergisi, bu cemiyetin akamete uğramasından sonra da varlığını devam ettirmiştir. (Önen, 2005: 122)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2. ULUS DEVLETİN KURULMA AŞAMASINDA TÜRKÇÜLÜĞÜN VE TURANCILIĞIN ROLÜ<br />
</strong><br />
İttihat ve Terakki Cemiyeti ile rekabetten beri Pantürkizm’e ve Turancı sıcak bakmayan kurucu kadro, ulus devletin kurulma döneminde de bu bakış değişmemiştir. Hatta Kemalist kadro bu tür Pantürkist oluşumu tamamen reddetmiş, ayrıca Kemalist Türk ulusçuluğunu yayma güdüsüyle Türkçü görüş ve örgütleri siyasetin dışına itmiştir. Ayrıca o dönemin jeopolitik atmosferi ve Sovyetlerle ilişkileri, Türk diasporasıyla ilgilenmeyi, iletişimi imkânsız kılıyordu. Hükümet, daha önce bahsettiğimiz Türk Ocakları’nı gölgesi altına alıp 1927’de, nizamnamesindeki “tüm Türkler” ibaresini, “Türkiye Cumhuriyeti topraklarındaki Türk ulusu” (Üstel, 1997: 37) olarak değiştirmiştir. Ayrıca Fransız modeline uygun bir anayasa oluşturma amacıyla, 1924 anayasası ile resmileşecek vatandaşlığa dayalı milliyetçilik böyle yasalaşmıştır, “<em>Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur</em>.”. Kurulma aşamasında dışlanan Türkçülük ve Türk ırkının kökeni iddiaları, Türk Tarih Teziyle yeniden gündeme gelmiştir. (Vurucu, 2009: 55)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>2.1 Pantürkizm’den Misak-ı Millî’ye<br />
</strong><br />
Türkiye Cumhuriyeti kuruluş safhasındaki felsefesi bu şekilde özetleyebiliriz; “topluma göre bir devlet değil, devlete göre kültür, millet inşa edilmelidir.” (Vurucu, 2009: 51). Türkiye Pantürkizm’den git gide uzaklaşmıştır. Kendi ülküsünü oluşturmakta, Misak-ı Milli yani Milli Hudut kavramını kullanmıştır. Bunun en büyük sebeplerinden biri Pantürkizm’in hayalci ve maceracı bir tavırla işlenmiş olup, Atatürk ve kurucu kadronun algısında kötü bir etki bırakmasıdır. İlk bakışta Türk ulusçuluğunun, Osmanlı’da doğan Turancılık/Türkçülük gibi bir akımın ardılı olarak izlenim yaratsa da aksi tezahür etmiştir. Öncelikle Türk ulusçuluğunun kapsamı, Turancılıktan küçüktür ve sadece Anadolu’yu esas almaktadır. (Akçuraoğlu, 1990: 12) Bu radikal değişimi, sadece iç dinamikler değil, jeopolitik gelişmeler de etkilemiştir.</p>
<p>Sovyetlerin etkisi, hükümeti zora sokmuştur. Bunun sonucu olarak, hükümetin dış politikası değişime uğramıştır. Örneğin, SSCB topraklarında yaşayan Türki toplumlarla ilgi ve etkileşim, siyaset makamlarınca kesilmeye çalışılmış, fakat Orta Asya Türk kültürüne ait simgeler paralarda, dergilerde, gazetelerde ve eğitim kurumlarında kullanılmıştır. (Özdoğan, 2006: 81-87) İlginçtir ki bununla kalınmamış, Tek Parti döneminde yapılan yayınlarda, Rusya’dan göç eden Türk kökenli aydınlar, doğrudan Turancılığı kullanan bir ırkçı söylemle yazılar ve makaleler kaleme almıştır.(Özdoğan, 2006: 134) Bu durum cumhuriyetin kuruluş safhasında Türkçülük ve Turancılığın halk ve aydınlar içinde yeniden düşünülmesine imkân sağlamış fakat Türk hükümeti tarafından benimsenmemiştir. Fakat Osmanlı’dan kalma bağları koparmak ve laikleşme projesinin gerçekleşmesi amacıyla hem müsamaha göstermiş hem de Türk kimliğini benimsetmek amacıyla bu akıma katkı sağlayacak kararlar vermiştir. (Özdoğan 398-399)</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3. II. DÜNYA SAVAŞINDA TURANCILIK<br />
</strong><br />
Turancılık, 1934’ten beri gelen eğitim geleneğiyle, bu akımın genç kuşakların arasında popülaritesi artmıştır. Bu genç kuşaklara, ünlü Türkçü yazarlar Nihal Atsız ve Zeki Velidi öncülük etmiş ve fikir dünyalarını olgunlaştırmıştır. Bu koşulda ve sosyolojik yapıdaki Turancılığın yayılmasının ivme kazanmasını, Günay Özdoğan düşünceleri böyledir. Bu yayılmanın sebebi ve gelişmesi okullara, milliyetçi ve aydın öğretmenlere, okutulan ve aşılanan tarih bilincine ve bu tür bir çevrede yetişen genç nesile bağlar. (Özdoğan, 2006: 216) Ayrıca Turancılığı benimsemeyen, ancak son derece Türkçü bir öğretmen kuşağının da bu dönemlerde okullarda görev yaptığı anlaşılmaktadır. (Önen, 2005: 315)</p>
<p>Türkiye’nin kuruluş aşamasındaki hükümet, bu kadar zaman ve koşul değişimine rağmen Turancılığa karşı tutumunu değiştirmemiş, aksine sertleştirmiştir. (Vurucu, 2009: 156) Basın ve yayın organları çok sıkı denetlenmelere tabii tutulmuş ve Kemalist söylemlerle, Turancı söylemler çatışmıştır. Fakat yukarıda anlattığımız gibi genç nesilin aklından Turancılık çıkmamış, aksine daha fazla sahiplenilmiştir. Ta ki bu akımın önderlerine karşı ani bir yaptırımla, 1944 “Irkçılık ve Turancılık” davasına kadar. Türkçü grupların tutuklanmasında, Alman dış politikasının, Türkiye’yi savaşa çekmek için desteklenen Türkçü/Turancı kesim ve bu grupların komünizm karşıtlığı etkendir.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>3.1 3 Mayıs 1944 ‘Irkçılık ve Turancılık Davası’<br />
</strong><br />
II. Dünya Savaşı’nda, CHP hükümeti tarafından yapılan tahlil ve tahminlerde “dış Türklerle” (Turan’la) birleşme hedefinin; Misak-ı Millî’ye uymadığı hatta ütopik bir yaklaşım olduğu fikri önem kazanmıştır. Nazi Almanya’sının yenilgisi kesinleşince, SSCB ile güven tazelemek amacıyla gerçekleştirilen “Irkçılık-Turancılık” davası bütün Türkçü kesimin kara günü ilan edilmiştir. Politik bir manevradan öte olmayan bu dava sürecinde Türkçü-Turancı grupların, Alman dış politikasının desteğiyle Türkiye’yi Nazi tarafında savaşa sokmaya çalışılması ve bu kesimin komünizm karşıtlığı hedef olmasını sağlamıştır. (Berkes, 2002: 87)</p>
<p>Diğer önemli olay olan Türk Ocaklarının kapatılması sonrası, tarihi, edebi ve Türk Turancılığı ile ilgili yazıları ile ünlenen Nihal Atsız bu dönemin temsilcisidir. Kendisi Türk ulusçuluğun, Kemalist görüşte kapsanan ‘Türkiye sınırları’ ibaresinin yanlış olduğunu ve ‘Turan ırkına mensup’ olma kapsamının olması gerektiğini ileri sürer. (Atsız, 1992: 17) Pantürkizm ve Turancılığın asıl hedefi olan “Türk asıllı bütün halkları aynı siyasi çatı altında toplamak” gerekliliğini savunmuştur. (Berkes, 2002: 76)</p>
<p>3 Mayıs’ın ‘Türkçüler’ bayramı olarak kutlanma sebebi ise; adliyenin kapısında sol ve sağ kesimin atışmasıyla başlayan kavga ve sonrasında Türkçü kesim ve sağcıların büyük bir gösteri meydana getirmesidir. Bu durumdan sonra kamuoyu, Türkçü/Turancı kesimi suçlamış ve bu gösterileri lekelemeye çalışmıştır. Bu davanın aslı ise, Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasında geçen “Hakaret Davası’dır”. (Sefercioğlu, 2009: 7) Bu süreçte Türkçü kesim suçlanmış, yakalananlar işkencelere uğramış ve sorgulanmıştır. Ayrıca yakalananlar hukuksuz bir usulle yargılanıp, cezalarını orada çekmek zorunda bırakılmıştır. (Sefercioğlu, 2009: 8)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>SONUÇ<br />
</strong><br />
Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve yerine Türkiye Cumhuriyet’inin kurulması yeni bir anlayışı da beraberinde getirmiştir. Her alanda yapılan devrimler, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak içindir.<br />
Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma hedefine yönelik milliyetçilik anlayışı, Türkiye’de her alanda etkisini göstermiştir. Ancak Türkiye’deki milliyetçilik anlayışı, vatandaşlık ve toprak bağı esasına dayalı ulus kavramı ile etnik kimliğe dayalı ulus kavramı arasında tam bir uyum sağlamaması nedeniyle çeşitli yorumlara yol açmıştır. Bu bağlamda Ziya Gökalp’in savunduğu milliyetçilik, Türkiye’de vatandaşlığa dayalı milliyetçilik haline gelirken, Rusya kökenli Türklerin öne sürdükleri ezeli ve ebedi ulus kavramları birbirleriyle devamlı çatışma halinde bulunmuşlardır. Almanya’nın emperyalist amaçlarını fark etmeden, bazı fikirlerin etkili olduğu genç kesim ve gıyabında savaş sırasında ırkçılık ve Turancılık gündemde kalmıştır.</p>
<p>Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı sırasında görülen bu milliyetçilik anlayışları, milliyetçiliğin Türkiye’de, dünyadaki gelişiminden farklı bir çizgi izlediğini göstermektedir. Bu durum milliyetçiliğin, Türkiye’nin kendine özgü yapısı içinde değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. İmparatorluktan ulusal bir devlete geçiş sürecini yaşayan Türkiye’de milliyetçiliğin bu farklı yorumlarını yeni bir kimlik arayışının ürünleri olarak değerlendirmek uygun olacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><a class="herald-popup-img" href="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/10/img_20180503_134820794696107.jpg"><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-18581" src="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/10/img_20180503_134820794696107-225x300.jpg" alt="" width="597" height="796" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/10/img_20180503_134820794696107-225x300.jpg 225w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2020/10/img_20180503_134820794696107.jpg 541w" sizes="(max-width: 597px) 100vw, 597px" /></a></p>
<p style="text-align: left;"><strong>KAYNAKÇA</strong><br />
AKÇURAOĞLU, Yusuf, <em>Türkçülük</em>, İstanbul: Toker Yayınları, 1990.<br />
ATSIZ, Hüseyin Nihal. <em>Türk Tarihinin Meseleleri</em>, İstanbul: Baysan Basım Yayınları, 1992.<br />
BERKES, Niyazi. <em>Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler</em>. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2002.<br />
EROĞLU, Hamza. <em>Atatürk ve Milliyetçilik, </em>Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 1992.<br />
KAFESOĞLU ve SARAY İbrahim, Mehmet. <em>Atatürk İlkeleri ve Dayandığı Temeller,</em> İstanbul: 75. Yılında Cumhuriyet, 1997.<br />
ÖNEN, Nizam. <em>Macaristan ve Türkiye’de Turancılık,</em> İstanbul: İletişim Yayınları, 2005.<br />
ÖZDOĞAN, G. Göksu. <em>Turandan Bozkurt’a Tek Parti Döneminde Türkçülük</em>, İstanbul: İletişim Yayınları, 2006.<br />
SEFERCİOĞLU, Necmeddin. <em>3 Mayıs 1944 Turancılık Davas</em>ı, Ankara: Türk Ocakları Ankara Şubesi Yayınları, Yayın: 43, Dizi:8, 2009.<br />
ÜSTEL, Füsun. <em>İmparatorluktan Ulus-Devlete Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912-1931)</em>, İstanbul: İletişim Yayınları, 1997.<br />
VURUCU, İkbal. <em>Osmanlıdan Türk Cumhuriyetlerine Kadar Turancılık Algısı.</em> Selçuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Konya, 2009.<br />
YILDIZ, Ahmet. <em>Ne Mutlu Türküm Diyebilene, Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırlar (1919-1938)</em>, İstanbul: İletişim Yayınları, 2016.</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/turk-dusunce-tarihinde-turkculuk-akimi-ve-3-mayis-1944-olaylari/">Türk Düşünce Tarihinde Türkçülük Akımı ve 3 Mayıs 1944 Olayları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Kuruluşu ve Gelişiminde Yer Alan Fikir Akımları</title>
		<link>https://bilimdili.com/dusunce/turkiye-cumhuriyetinin-kurulusu-ve-gelisiminde-yer-alan-fikir-akimlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[İdris Kılıçaslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Jan 2017 14:34:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[DÜŞÜNCE]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[devletçilik]]></category>
		<category><![CDATA[halkçılık]]></category>
		<category><![CDATA[komünizm]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[milliyetçilik]]></category>
		<category><![CDATA[panturanizm]]></category>
		<category><![CDATA[sovyet rusya]]></category>
		<category><![CDATA[sovyetlerin türkiyeden toprak talebi]]></category>
		<category><![CDATA[turancılık]]></category>
		<category><![CDATA[türk milliyetçiliği]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye cumhuriyetinin kuruluşunda etkili olan fikir akımları]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye komünist partisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=5461</guid>

					<description><![CDATA[<p>MİLLİYETÇİLİK Cumhuriyetin benimsediği milliyetçilik, dış siyaset bakımından Panturanizm de dâhil olmak üzere, Türklerin yaşadığı veya bir zamanlar Osmanlı Devleti’ne ait olan topraklar üzerinde herhangi bir talepte bulunmayı reddeder. İç siyaset bakımından milliyetçilik, çeşitli sorunları kendi açısından ele alan ve her düşünceyi buna göre şekillendiren, toplumun bütün faaliyetlerine hâkim bir güçtür. Cumhuriyet, milliyetçilik ilkesinin rehberliğinde yeni [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/turkiye-cumhuriyetinin-kurulusu-ve-gelisiminde-yer-alan-fikir-akimlari/">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Kuruluşu ve Gelişiminde Yer Alan Fikir Akımları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>MİLLİYETÇİLİK</strong></p>
<p>Cumhuriyetin benimsediği milliyetçilik, dış siyaset bakımından Panturanizm de dâhil olmak üzere, Türklerin yaşadığı veya bir zamanlar Osmanlı Devleti’ne ait olan topraklar üzerinde herhangi bir talepte bulunmayı reddeder. İç siyaset bakımından milliyetçilik, çeşitli sorunları kendi açısından ele alan ve her düşünceyi buna göre şekillendiren, toplumun bütün faaliyetlerine hâkim bir güçtür. Cumhuriyet, milliyetçilik ilkesinin rehberliğinde yeni bir hayata başlayacaktı; bu yüzden geçmişle ve onunla ilgisi bulunan her şeyle ilişiğini kesmeye çalışıyordu.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/1-3.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5463 alignright" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/1-3-234x300.jpg" alt="" width="234" height="300" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/1-3-234x300.jpg 234w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/1-3.jpg 289w" sizes="auto, (max-width: 234px) 100vw, 234px" /></a></p>
<p>Uygulamada ise Türk milliyetçiliği beklenenden farklı, idealist temennilerinden çok uzak, memleketin siyasi ve kültürel şartlarına uygun bir yol takip etti. Ziya Gökalp’ın bireysel mutluluğun, hislerle bağlı bulunulan topluma mutlak anlamda tabi olunarak elde edileceği düşüncesi, milliyetçiliğin ana fikrini teşkil etti ve bu görüş zamanla yumuşatılacağına bilakis daha da güçlendi. Milliyetçilik ayrıca, yüzyıllar boyunca dünyanın en büyük devletleri arasında yer almış, onlarla eşit ilişkilerde bulunmuş bir imparatorluğun yıkılışının doğurduğu acıyı ve kini açıklamaya vesile olmuştur.</p>
<figure id="attachment_5462" aria-describedby="caption-attachment-5462" style="width: 300px" class="wp-caption alignleft"><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/3-2.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5462" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/3-2-300x198.jpg" alt="" width="300" height="198" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/3-2-300x198.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/3-2-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/3-2-187x124.jpg 187w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/3-2.jpg 550w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a><figcaption id="caption-attachment-5462" class="wp-caption-text">Bayrak tutan Bozkurt heykeli</figcaption></figure>
<p>Türk milliyetçiliği Batı kökenli olmakla beraber, Türkiye’de aldığı şekil itibariyle orijinalinden bir hayli farklıdır. Bunun sebebi sadece Türkiye’de milliyetçiliğin halk tarafından değişik yorumlanış tarzı değildir. Türk liderler milliyetçilik kavramını kendi yenilikçi ve laik fikirlerin ışığı altında, memleketin ihtiyaçlarına uyacak şekilde kasten değiştirmişlerdir. Cumhuriyet’in ilk yirmi beş yılında Türk milliyetçiliği akılcı, laik ve materyalist, yani sadece küçük bir aydın zümrenin kabul edebileceği bir kimliğe sahipti. Türk milliyetçiliği, esas itibariyle dünyanın her yerinde meşru ve tamamen akılcı sayılabilecek hedeflere yönelmiştir.</p>
<p><strong>IRKÇILIK VE PAN-TÜRKÇÜLÜK (TURANCILIK)</strong></p>
<p>Irkçılık ile Türkçülük birbirine sıkı sıkıya bağlı olup her ikisi de milliyetçilik ilkesinden çıkmıştır. 1935’ten sonra şu veya bu yoldan Türkiye’ye sızan bazı ırkçı Alman görüşleri bir tarafa bırakılırsa, Türkiye’de hiçbir zaman tam anlamıyla bir ırkçılık teorisi vücuda gelmemiştir.</p>
<p>Türkler dışarıda yaşayan soydaşlarının kaderine daima ilgi duymuşlardır. Jön Türkler devrindeki Turancılık ve Türkçülük akımları, bu ilginin daha belirgin şekilleridir. Cumhuriyet idaresi, Türkiye dışına yayılmayı ifade eden Turancılığı kültürel nedenlerle resmen reddetmek suretiyle bu akımın gücünü bir hayli zayıflatmıştır.</p>
<p><strong>LAİKLİK, DİN VE POLİTİKA</strong></p>
<p>Cumhuriyetin ilk büyük reformları, doğrudan doğruya laiklikle ilgiliydi. Laiklik 1937’de anayasaya konuldu. Laikliği gerçekleştirmek için hükümet tarafından takip edilen politika, ibadet hürriyetini engellemediği, topluma yeni bir inancı zorla kabul ettirmeye çalışmadığı halde, bir zaman sonra, ‘’resmi bir dinsizlik dogması’’ diye adlandırılan pozitivist bir karakter kazandı.</p>
<p>Laiklik, bu yeni ilkeyi kabul etmeye zaten hazır olan aydınları derinden etkilerken köyler ve küçük şehirlerde, bir bütün olarak, esaslı İslam adet ve ananelerini muhafazaya devam ettiler. Türkiye’de dinin rolü üzerine tartışmalar 1946’dan sonra başladı. Tartışmaya katılanlar dine, dinin toplumla ve devletle olan ilgisine atfettikleri anlamlara göre üç grupta toplanabilirler: Birinci grubu oluşturan muhafazakârlar, dini, insanın doğasında var olan bir ruhi ihtiyaç ve bir terbiye kurumu olarak sayıyorlardı; İkinci grup, ılımlılar, kısmen muhafazakârlarla aynı görüşte olmakla birlikte, din hürriyetini daha çok insan haklarından biri olarak kabul ediyorlardı. Üçüncü grup, laiklerse, aslında dini bir çeşit klerikalizm olarak görüyorlardı ve dinde liberalizasyona karşıydılar.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5465 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4.jpg" width="435" height="287" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4.jpg 435w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4-300x198.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4-187x124.jpg 187w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/4-434x287.jpg 434w" sizes="auto, (max-width: 435px) 100vw, 435px" /></a></p>
<p>Muhafazakârlar, İslamiyet’i aynı zamanda bir eğitim kurumu olarak kabul ediyorlar ve dinin hayattan çıkarılmasının aile bağlarını zayıflattığına, toplumun ve bilhassa gençlerin ahlaki seviyesini düşürdüğüne inanıyorlardı. İslamiyet’in başlıca siyasi işlevi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye’de zemin bulmuş sol eğilimlere karşı koymak olarak görüldü. Muhafazakârlar sol akımların etkisini yok etmek, gençliği maddeciliğin kötülüklerinden korumak ve onlara fedakârlık ruhunu ve vatana bağlılığı aşılamak için dine ve milliyetçiliğe dayanan bir eğitimi savunuyorlardı.<br />
Aşırı laiklik taraftarları dine verilen her tavizi bir geri adım ve Cumhuriyet ilkelerinden fedakârlık sayıyorlardı. Laiklik taraftarları dine verilecek en ufak bir tavizin arkasından İslamcı görüşlerin toplumun idaresine tamamıyla hâkim oluncaya kadar yeni tavizleri getireceğine inanıyorlardı.</p>
<p>Türkiye’nin çağdaş bir devlet haline gelebilmesi, ancak laikliğin kabulüyle mümkün olabilirdi; 1930-1940 yıllarında din üzerine konan sınırlamaların sebebi dine karşı içten içe beslenen bir düşmanlık değildi, bu sınırlamalar dini kontrol altında tutmak ve reformların toplumda kökleşmesine imkân vermek için görülen acil ihtiyaçtan doğmuştu. Pek çok aydın, İslamiyet’in günlük toplumsal değerine inandıkları halde, dini kendi eğitim ve ihtiyaçları seviyesinde bulmadıkları için özel hayatlarında dine tamamen kayıtsızdırlar.</p>
<p>Türkiye’de İslamiyet ile Milliyetçilik arasındaki tek uzlaşma imkânı, yerleşik İslam algısının yeniden yorumlanmasına ve Türklere uygun bir nitelik kazanmasına bağlıdır.</p>
<p><strong>DEVLETÇİLİK VE İKTİSADİ GELİŞME</strong></p>
<p>Cumhuriyet rejimi, egemenliğin halka ait olduğu ve halk adına Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kullanıldığı temel düşüncesi adına kurulmuştur. Oysa seçimler ve hükümet, Halk Partisi’nin kontrolü altında bulunduğundan bu üstünlük ancak kuramsal düzeyde kalmıştı. ‘’Halk için hükümet’’ kuramı, gerçekte yerini ‘’hükümet için halk’’ ilkesine bırakmıştı.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="aligncenter wp-image-5466 size-full" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7.jpg" width="728" height="546" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7.jpg 728w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7-300x225.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7-600x450.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7-74x55.jpg 74w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/7-111x83.jpg 111w" sizes="auto, (max-width: 728px) 100vw, 728px" /></a></p>
<p>1946-1948 yıllarında bir ekonomik duraklama baş gösterdi. İktisadi faaliyet yavaşladı. Bunlara sebep olarak da ekonominin devletin kontrolü altında bulunması ve yatırıma elverişli şartların yokluğu gösteriliyordu. Devletçilik, Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında her ne kadar dört elle sarılınan bir ilke idiyse de artık iktisadi gelişmeye engel olmaktaydı.</p>
<p>İşadamlarının liberalizasyona gidilmesini istemelerine karşılık, diğer bazı kimseler liberalizmin devrini doldurmuş olduğu, devletin kamu hayatına müdahalesinin ve otoritesinin kısılmakla beraber, tamamen kaldırılmaması gerektiği düşüncesindeydiler. Türk devletçiliği dışarıdan da buna benzer pek çok eleştiriye hedef oldu. Amerika, Türkiye’yi iktisadi faaliyetleri yeteri derecede serbest bırakmadığı için eleştiriyor, hükümete ekonomi üzerindeki kontrolünü gevşetmesi için manevi baskı yapıyordu.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignleft wp-image-5467 size-medium" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-300x200.jpg" width="300" height="200" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-300x200.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-600x400.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-414x276.jpg 414w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-470x313.jpg 470w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-640x426.jpg 640w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-130x86.jpg 130w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6-187x124.jpg 187w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/6.jpg 681w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Demokrat Parti’nin, devletçilikle ilgili ve 1950’den sonra hükümet politikası haline gelmiş olan görüşleri, devletçiliğin Türkiye’deki ilk uygulayıcısı olan Celal Bayar tarafından ifade edildi. Celal Bayar’a göre, yeni devletçilik bir orta yol üzerinden yürüyecekti. Ekonomik liberalizm tarihe karışmış olduğundan, onun yerine endüstride ve tarımda ılımlı bir koruma politikası geçecekti.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/5.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-medium wp-image-5468 alignright" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/5-300x216.jpg" alt="" width="300" height="216" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/5-300x216.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/5.jpg 521w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Halk Partililere göre Türkiye’de devletçilik, herhangi bir ekonomi kuramının değil, tarihi şartların ve memleketin acil ihtiyaçlarının bir sonucuydu. Türkiye’de devletçilik belirli bir doktrine göre değil, memleketin toplumsal ve ekonomik şartlarının zorunlu kıldığı bir sistem olarak ortaya çıkmış ve daha çok bu şartlara uygun bir şekilde gelişmiştir.</p>
<p><strong>HALKÇILIK VE SOSYAL SINIFLAR</strong></p>
<p>Halkçılık ilkesine göre millet; sosyal sınıflardan değil, çeşitli meslek gruplarına mensup olan bireylerden meydana gelir. Tek parti devrinde Halk Partisi, halkın farklı sosyal sınıflardan değil, iş bölümü esasına göre gruplara ayrılmış bireylerden meydana geldiğini kabul ediyordu. ‘’Halk’’ tanımında ‘’sınıf’’ kelimesinin kullanılmasından kaçınılıyor olmakla beraber, çeşitli sosyal grupların milletin bütününü oluşturduğu belirtiliyordu. Halk Partisi, görevinin bu sosyal grupların çıkarlarını uzlaştırmak, aynı zamanda köylülerin hayat seviyesini yükseltmek için gerekli tedbirler almak olduğuna inanıyordu.</p>
<p>Demokrat Parti’nin halkçılık ilkesi, özellikle sosyal grupların yeni politik yapı içindeki rolüyle ilgili tutumu ise çok genel bir şekilde ifade edilmiştir. Demokrat Parti Programı ‘’…çiftçilik, işçilik, tüccarlık, sanayicilik, avukatlık ve memurluk gibi, yurttaşların teşkil ettikleri iş ve çalışma zümrelerinin karşılıklı münasebet ve menfaatlerinin, umumi menfaat çerçevesinde, içtimai adalet ve insani tesanüt prensiplerine uygun olarak ahenkleştirilmesi lüzumuna ve imkânına inanıyoruz’’ diyerek genel bir formül kullanıyordu. Demokrat Parti liderleri, siyasi partileri sınıf temeli üzerinde örgütlemek fikrine daha baştan itibaren şiddetle cephe almışlardı.</p>
<p>Demokrat Parti’nin, çoğu kere ileri sürüldüğü gibi, salt zengin toprak sahipleri ve işadamları tarafından kurulduğunu sanmak ne kadar hatalıysa, bu çıkar gruplarının partinin kurulmasında bulunmadığı söylemek de o derece yanlıştır. Fakat Demokrat Parti’ye alttan asıl muazzam desteği sağlayan, bu yeni partide, ekonomik ve sosyal sorunlara bir çözüm yolu, hiç değilse hükümete karşı duyulan memnuniyetsizliği göstermeye yarayacak bir vasıta bulacaklarını ümit eden topraksız köylüler ve küçük mülk sahipleri olmuştur.</p>
<p><strong>DEVRİMCİLİK, BATILILAŞMA VE DAVRANIŞ DEĞİŞMELERİ</strong></p>
<p>Cumhuriyet idaresi, kültürel ve ekonomik alanlarda devrimler yaparken Batı’yı, adeta kayıtsız şartsız, ilham kaynağı olarak gördü ve örnek aldı. Tatbikatta ise bu örnek birçok değişikliğe uğradı. Almanya’nın etkisi orduda ve bundan daha az olarak endüstride güçlü bir şekilde hissedilmiş; devlet felsefesinde İngilizlerin etkisi görülmüş; politika, edebiyat, sanat, felsefe ve özellikle sosyal adetlerde devamlı surette Fransa’nın etkisi altında kalınmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri de Türkiye’de genel olarak Amerikan etkisi duyulmaya başlanmıştır.</p>
<p>Batılılaşma hareketinin en önemli başarısı, bu alandaki çabaların, düşüncelerin ve olayların Batı’daki gibi gelişmesine elverişli ortam ve şartları hazırlamış olmasıdır. Batı medeniyeti örnek alınarak tespit edilen idealler, geniş halk çevreleri tarafından benimsendi. Gerçi uzun vadede, Batı’dan alınan kurum ve fikirlerin bazıları kesin olarak reddedildiyse de devrimlerin çoğu halk tarafından zamanla kabul gördü. Türkiye’nin modernleşme hamlelerine ışık tutan düşüncelerden biri de milli ve kültürel bir benlik arama çabası olmuştur.</p>
<p>Devrimlerin başlatıcısı olan Cumhuriyet Halk Partisi, muhalefetten ve halktan gelen baskı karşısında, partinin tarihinde bir dönüm noktası teşkil eden 1947 Kurultayı, devrimciliği, memleketi içinde bulunduğu gerilikten kurtarıp milli değerlere dayanan ileri bir uygarlığa kavuşturacak vasıta olarak tanımlandı. Demokratlar da devrimciliği programlarında, Türkiye’yi değişen dünya şartlarına uyarlamak ve zararlı gelenekleri tasfiye ederek ileriye götürmek çabası olarak tanımlıyorlardı.</p>
<p>Türkiye’de devrimciliğin bugün eriştiği evre, ikna usulünün zorlamanın yerine geçmiş olduğunu gösterir. Bu ise kuvvete dayanan hükümet yerine halkın oyuna dayanan hükümet fikrini getiren çok partili sistemin bir sonucudur. Hükümetin halkın onayıyla devrimler yapması mümkündür. Modernleşme, toplumun durmadan artan isteklerine uygun olarak Türk’ün kendi yaratıcı dehasına dayanmalı ve onun ihtiyaçlarını karşılamak amacını taşımalıdır.</p>
<p><strong>KOMÜNİZM VE ETKİLERİ</strong></p>
<p>Sovyetler, Türkiye ile ortak düşmana karşı mücadele ettikleri için Türkiye ile dostluk münasebetleri kurdu. Sovyetler Birliği 1920’de Ankara Hükümeti ile diplomatik ilişkiler kurdu ve iki devlet 16 Mart 1921’de Moskova’da sınır ihtilaflarını halleden bir anlaşma imzaladı; Kars ve Ardahan illeri Türkiye’ye, Batum da Rusya’ya bırakıldı. Bu anlaşmanın bir sonucu olarak Ruslar, Türkiye’ye silah ve cephane yardımı yaptılar. Mustafa Kemal öncelikli olarak İngiliz emperyalizmi ile savaştığı için, Rusya, Türkiye’ye yardıma devam etti.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/9.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="size-full wp-image-5470 alignleft" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/9.jpg" alt="" width="545" height="370" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/9.jpg 545w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/9-300x204.jpg 300w" sizes="auto, (max-width: 545px) 100vw, 545px" /></a></p>
<p>1935’ten sonra Türk-Rus dostluğu yavaş yavaş bozulmaya başladı. Sovyetlerin Türkiye’de güçlü bir komünist parti kurma çabaları bir hayli endişe uyandırmış bulunuyordu. Sovyetler 1939’da, Montrö Anlaşması’nın değiştirilerek Boğazların, Karadeniz’de sahili olmayan bütün devletlere kapatılmasını ve Türkiye’nin boğazlarla ilgili olarak alacağı kararlara Rusya’nın da katılmasını öngören bir protokol imzalanmasını isteyince bu endişe daha da arttı. Bu konudaki Türk-Sovyet görüşmeleri 16 Ekim 1939’da kesildi. Sovyetler, 8 Ağustos 1946’da, Türkiye de dâhil olmak üzere, yalnızca Karadeniz kıyısında bulunan devletlerin iştiraki ile yapılacak bir konferansta Montrö Anlaşmasının yeniden gözden geçirilerek Sovyetler Birliği’nin Boğazların savunmasına katılmasını istedi. Türkiye bu teklifleri reddetti. Bunun üzerine Türkiye üzerindeki baskı arttırıldı ve Sovyet basını Boğazlarda üslere ilaveten Türkiye ile Rusya arasında 1921’de çizilmiş olan sınırın kuzey bölümünün düzeltilmesini istemeye başladı.</p>
<p><a class="herald-popup-img" href="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/8.jpg"><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-5469 size-medium alignright" src="http://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/8-300x258.jpg" width="300" height="258" srcset="https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/8-300x258.jpg 300w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/8-768x660.jpg 768w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/8-600x515.jpg 600w, https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2017/01/8.jpg 900w" sizes="auto, (max-width: 300px) 100vw, 300px" /></a></p>
<p>Bütün bu olaylar Türk-Rus ilişkilerinin daha da bozulmasına yol açtı ve Türkiye’nin Batılıların safına katılmak konusundaki son tereddütlerini de silip süpürdü. Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkiler, Rus Devrimi’nin ideolojisi açısından bakılırsa daha da iyi anlaşılabilir. Rus Devrimi sosyal bir karakter taşımakta olup ekonomik materyalizme dayanıyordu. Türk Devrimi ise yabancı işgaline bir tepki olarak başlamıştı.</p>
<p>Komünizm faaliyetlerini kontrol altına almak ve Sovyetleri de memnun etmek için Mustafa Kemal, hükümet ile sıkı temas halinde olan ve sayıları yirmiyi geçmeyen, Refik (Koraltan), Mahmut Esat, Kılıç Ali, Tevfik Rüştü (Aras), Yunus Nadi, Mahmut Celal (Bayar) gibi bazı yakın arkadaşlarına bir komünist parti kurmalarını gizlice emretti. Parti bir süre sonra Sovyetler ve asıl Türk komünistleri tarafından ‘’emekçi kitleleri aldatmak isteyen bazı Türk paşaların eseri’’ olmak iddialarıyla hücuma uğradı. Türkiye’de gerçek anlamda ilk komünist parti 22 Eylül 1919’da Türkiye İşçi ve Çiftçi Sosyalist Fırkası adıyla Şefik Hüsnü (Değmer) ve Ethem Nejat’ın liderliği altında kuruldu.</p>
<p>Türkiye dışındaki komünist hareketin başında ise 1914’te Rusya’ya kaçıp savaşın büyük bir kısmını kampta geçirmiş ve 1918’de Petrograd’da toplanan Uluslararası Devrim Kongresi’ne katılmış olan Mustafa Suphi bulunuyordu. 1920’de karargâhını Bakü’ye nakleden Mustafa Suphi orada Yeni Dünya’yı çıkarmaya başladı. Birkaç ay sonra, parti faaliyetlerini örgütlemek üzere Türkiye’ye gelmeye karar verdi ve 1920 sonlarına doğru 16 arkadaşıyla sınırı geçti. Mustafa Suphi ve arkadaşları 1921’de Trabzon’da halk tarafından linç edildi.</p>
<p>Komünist parti programı, çeşitli etnik grupların kendi dil ve kültürlerine sahip ve geliştirmek hakkını mutlak olarak tanıyor, onlara bağımsızlık derecesine varan kendi kaderini belirleme hürriyeti vaat ediyordu. Dış politikada ise emperyalist devletlere yaklaşılmasına karşı cephe almakla beraber Sovyet Rusya ile sıkı siyasi ve ekonomik bağlar kurulmasını savunuyor, emperyalizm ve kolonyalizm aleyhtarı hareketleri desteklemeyi taahhüt ediyordu.</p>
<p>İster açık ister gizli faaliyette bulunsun, Türkiye’de komünist partinin gerçek kuvveti büyük değildir. Komünistlerin okullara, özellikle de komünist hücreleri haline geldiği söylenen Köy Enstitülerine nüfuz ettiği iddia olunuyordu. Bu iddiaları, okullardaki her türlü sol etkinin tasfiyesini hedef tutan bir kampanya takip etti.</p>
<p>Komünizmle mücadele vatanseverce bir davranışın ifadesi olarak değerlendirildi. Komünist profesörler aleyhindeki kampanyanın gericiler açısından başarıyla sonuçlanması üzerine, komünizm düşmanlığı kisvesine bürünen irtica başka alanlara da yayıldı. Muhafazakâr Halk Partililer ve Demokratlar, aralarındaki uzlaşmaz gibi görünen parti farklarına rağmen bu konuda birleşik bir cephe oluşturuyorlardı. Marksist ve sosyalist yayınlar, resmi okulların, özellikle de Köy Enstitüleri’nin kütüphanelerinden kaldırıldı.</p>
<p>Kaynak: Kemal Karpat, Türk Demokrasi Tarihi</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/dusunce/turkiye-cumhuriyetinin-kurulusu-ve-gelisiminde-yer-alan-fikir-akimlari/">Türkiye Cumhuriyeti&#8217;nin Kuruluşu ve Gelişiminde Yer Alan Fikir Akımları</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
