Tarih

Türk Düşünce Tarihinde Türkçülük Akımı ve 3 Mayıs 1944 Olayları

GİRİŞ

Turancılık’ ve ‘Türkçülük’ kavramları, Türk siyasal literatüründe ulusal kimlik, milliyetçilik ve dış politika tartışmaları ve arayışları çerçevesinde, yaklaşık bir yüzyıl boyunca varlıklarını hissettirmiştir. Türk Ulusçuluğunun yüzyıl boyunca yaşadığı değişim ve düşünsel ayrılıklarının en çarpıcı olanı ‘Turancılık’ kavramıdır. Tartışmaların odağı olan kavram, temelde önce Osmanlı Devleti, sonra Türkiye Cumhuriyeti sınırlarının dışında kalan coğrafyalarda, ortak tarihi geçmişe, dil ailesine mensup ve sosyo-kültürel kimlikleri benzeşen ‘Türki’ toplulukları aynı siyasi çatı altında birleştirmeyi hedefleyen düşünce sistemidir.

19. yüzyılın son çeyreğinde, Osmanlıcılık ve İslamcılık dışında, Türk kimliği ve tarihinin kökenleri aranmaya başlanmıştır. Macaristan’da Turan düşüncesi, Orhun Yazıtlarının Vilhelm Thomsen tarafından çevrilmesi ve Macar Türkolog Arminius Vambery gibi birçok tarihçinin Türk tarihi ve kökeni hakkında bilgiler vermesiyle Turancılığın temelleri atılmıştır. Osmanlı münevverlerini Turancılıkla tanıştırmıştır.

II. Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki aracılığıyla pekiştirilen Türkçülüğün sonrasında Turancılık yine gündeme gelmiştir. Millî Mücadele döneminde hâkim olan Türkçülük anlayışının pratiğine uymaması, hatta romantik bir macera olarak algılanmasıyla popülaritesini kaybetmiştir.

Önceleri Macaristan’da benimsenmiş Turancılık kavramı ve Turan Coğrafyası1 diğer ülkelerde ve özellikle Osmanlı aydınlarının fikir dünyasında rağbet ve ilgi görmüştür. Fakat tarihi, coğrafi ve sosyolojik temellere oturtulmayan bu tez, git gide hem Türk ulusçuları hem de Macar Turancıları tarafından romantikleştirilmiştir. Cumhuriyetin tek partili yıllarında etkili olan Güneş Dil Teorisinin nüvesi bu çalışmalardır.

II. Dünya Savaş’ında, Almanya’nın baskısı ile milliyetçi, aşırı sağ görüşlerin güçlenmesi istemiyle Turan gayesi kullanılmıştır. Sonrasında, Türk siyasal hayatında bazı milliyetçi sağ kesimler, “Orta Asya Soydaşlarının” Sovyetler Birliği tarafından esir tutulduğunu iddia etmiş, muhtelif milliyetçi dergiler çıkartarak toplumu bu yönde harekete geçirmek istemişlerdir. Sovyetlerin gücünü ve etkisini kaybetmesiyle siyasal bir boşluk bulan Türkiye Cumhuriyeti, soydaşlarının yaşadığı bölgelerce hami görülmüştür. Bunun en çarpıcı örneği, Kırım’da Alman işgali sürerken, Türkiye’deki Kırım Türklerinin Kırım’da bağımsız bir devlet kurma tasarısını geliştirmeleridir. Türkiye, değindiğimiz bölgelerdeki yerel lider ve kanaat önderleriyle, kayıt dışı temaslarda bulunmuştur. Bu durum yine ‘Turancılığın’ yeniden değerlendirilmesine olanak sağlamıştır.

 

1.OSMANLI DEVLETİNDE TÜRKÇÜLÜK VE TURANCILIK

Osmanlı belgelerinde “Turan” kavramı ilk 1830’lu yıllarda Türkistan Hanlıklarıyla yapılan diplomatik mektuplaşmalarda kullanılmış ve “Moğolların ve Türklerin ortak ülkesi” anlamında zikredilmiştir. Ayrıca Türk Milliyetçiliği, Osmanlı Devleti’ndeki Türk milli karakterin dışa vurumu ile oluşmuş ve tarihi bir gelişim sürecinin sonucunda olgunlaşmıştır. 19. Yüzyılda Fransız İnkılabı ile oluşan modern batı milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği ile benzeşse de bazı farklılıklar taşır.

Prof. Dr. İbrahim Kafesoğlu milliyetçilikle ilgili açıklamasında şunları söyler. “Avrupa’nın milliyetçilik anlayışı ile Türklerdeki milliyetçilik anlayışı arasında farklar bulunmaktadır. Bu farklar milliyetçiliğin doğuşu ve gelişmesi bakımından öncelikle kendini açıkça göstermektedir.Batı milliyetçilik anlayışı, Antik Çağdan devraldığı miras gereği hesap, menfaat ve ölçüye dayanmaktadır. Daha sonraki gelişmesi ile sömürgeciliğe yönelmekte ve istismarcı bir hüviyet göstermektedir. Bizde ise milliyetçilik, milletçe korunma zorunluluğundan doğan, bağımsızlığa yönelik törelere dayalı insan ve toplum sevgisi ile çevrili bulunmaktadır.” (Kafesoğlu, 1998: 14)

Diğer bir görüş ise milliyetçilik şuurunun ortaya çıkmasındaki koşullardan, kaynaklanan değişikliklerden bahsedilmesidir. Avrupa kültür çevresi içinde milliyet fikrinin, sosyal bir bilinç halini alabilmesini ancak on dokuzuncu yüzyıla bağlamakta, 1848’den itibaren de gerçekleştiğini belirtmektedir. Bu tarihten öncede Avrupa tarihine hâkim olan esas prensi, devlet prensibidir. Fakat Türk kültür çevresinde bu durum bambaşka bir manzara arz etmektedir. (Eroğlu, 1992: 48)

 

1.1 II. Meşrutiyet Döneminde Türkçü Örgütlenme

II. Meşrutiyet sonrası hem toplumda hem yönetimde, siyaset ve fikir hayatı, değişiklik göstermiştir. Türkçüler ise bu dönemin şartlarından faydalanarak örgütlenmeye başlamış ve fikirlerini yayacak platformlar kurmuşlardır. Yönetici grup ve Türkçülüğün ilişkisi hakkında Ahmet Yıldız bunları der; “Osmanlıcılık politikası, en fazla yönetici grup tarafından ciddiye alınmış ve devletin bekası kaygısıyla Türk ulusçuluğu ertelenmiştir.” (Yıldız, 2016: 63). Bu dönemdeki örgütlenmeler başlıca; Türk Derneği, Turan Neşr-i Maarif Cemiyeti, Türk Yurdu Cemiyeti ve Türk Ocağı’dır.

Türk Derneği, II. Meşrutiyet ilanından sonra kurulan ilk örgüttür. Kuruluşunda Rusya’dan kaçan aydınlar ve Osmanlı aydınları birlikte rol oynamıştır (Üstel, 1997: 17). Bu derneğin nizamnamesinde “Türk diye anılan bütün kavimlerin” ifadesi mevcut olup, Derneğin hem Türkçü hem de Pantürkizm akımına aidiyetini söyleyebiliriz (Üstel, 1997: 35-37). Dernek ilk kongresini 1911 yılında yapabilmiş, dernek üyeleri aynı yıl kurulan Türk Yurdu Cemiyeti ve fiili kuruluşu 1911’de gerçekleşen Türk Ocağı gibi örgütlere geçmişler, böylelikle de Türk Derneği’nin sonu gelmiştir (Önen, 2005: 115). 3 Temmuz 1911’de, Askeri Tıbbiye öğrencileri adına gelen Mehmed Emin, Yusuf Akçura, Fuad Sabit, Mehmed Ali Tevfik ve daha birçok aydından oluşan kurul, Türk Ocaklarını kurmuştur. Bu ocağın, Türkçüler tarafından kurulması vesilesiyle İttihat ve Terakki’yle yakınlaşmalar gerçekleşmiştir. O dönemde Merkez-i Umumi üyesi ve ünlü düşünür Ziya Gökalp ile iletişimleri olmuştur. Türk Ocağı, Hamdullah Suphi’nin başkanlığı altında büyük bir canlılık içerisine girmiştir. 1914 yılında 16 Türk Ocağı açılmış, üye sayısı da hızla artmıştır. Türk Yurdu Cemiyeti’nin yayın organı olarak yayımlanmaya başlanan Türk Yurdu dergisi, bu cemiyetin akamete uğramasından sonra da varlığını devam ettirmiştir. (Önen, 2005: 122)

 

2. ULUS DEVLETİN KURULMA AŞAMASINDA TÜRKÇÜLÜĞÜN VE TURANCILIĞIN ROLÜ

İttihat ve Terakki Cemiyeti ile rekabetten beri Pantürkizm’e ve Turancı sıcak bakmayan kurucu kadro, ulus devletin kurulma döneminde de bu bakış değişmemiştir. Hatta Kemalist kadro bu tür Pantürkist oluşumu tamamen reddetmiş, ayrıca Kemalist Türk ulusçuluğunu yayma güdüsüyle Türkçü görüş ve örgütleri siyasetin dışına itmiştir. Ayrıca o dönemin jeopolitik atmosferi ve Sovyetlerle ilişkileri, Türk diasporasıyla ilgilenmeyi, iletişimi imkânsız kılıyordu. Hükümet, daha önce bahsettiğimiz Türk Ocakları’nı gölgesi altına alıp 1927’de, nizamnamesindeki “tüm Türkler” ibaresini, “Türkiye Cumhuriyeti topraklarındaki Türk ulusu” (Üstel, 1997: 37) olarak değiştirmiştir. Ayrıca Fransız modeline uygun bir anayasa oluşturma amacıyla, 1924 anayasası ile resmileşecek vatandaşlığa dayalı milliyetçilik böyle yasalaşmıştır, “Türkiye ahalisine din ve ırk farkı olmaksızın vatandaşlık itibariyle Türk ıtlak olunur.”. Kurulma aşamasında dışlanan Türkçülük ve Türk ırkının kökeni iddiaları, Türk Tarih Teziyle yeniden gündeme gelmiştir. (Vurucu, 2009: 55)

2.1 Pantürkizm’den Misak-ı Millî’ye

Türkiye Cumhuriyeti kuruluş safhasındaki felsefesi bu şekilde özetleyebiliriz; “topluma göre bir devlet değil, devlete göre kültür, millet inşa edilmelidir.” (Vurucu, 2009: 51). Türkiye Pantürkizm’den git gide uzaklaşmıştır. Kendi ülküsünü oluşturmakta, Misak-ı Milli yani Milli Hudut kavramını kullanmıştır. Bunun en büyük sebeplerinden biri Pantürkizm’in hayalci ve maceracı bir tavırla işlenmiş olup, Atatürk ve kurucu kadronun algısında kötü bir etki bırakmasıdır. İlk bakışta Türk ulusçuluğunun, Osmanlı’da doğan Turancılık/Türkçülük gibi bir akımın ardılı olarak izlenim yaratsa da aksi tezahür etmiştir. Öncelikle Türk ulusçuluğunun kapsamı, Turancılıktan küçüktür ve sadece Anadolu’yu esas almaktadır. (Akçuraoğlu, 1990: 12) Bu radikal değişimi, sadece iç dinamikler değil, jeopolitik gelişmeler de etkilemiştir.

Sovyetlerin etkisi, hükümeti zora sokmuştur. Bunun sonucu olarak, hükümetin dış politikası değişime uğramıştır. Örneğin, SSCB topraklarında yaşayan Türki toplumlarla ilgi ve etkileşim, siyaset makamlarınca kesilmeye çalışılmış, fakat Orta Asya Türk kültürüne ait simgeler paralarda, dergilerde, gazetelerde ve eğitim kurumlarında kullanılmıştır. (Özdoğan, 2006: 81-87) İlginçtir ki bununla kalınmamış, Tek Parti döneminde yapılan yayınlarda, Rusya’dan göç eden Türk kökenli aydınlar, doğrudan Turancılığı kullanan bir ırkçı söylemle yazılar ve makaleler kaleme almıştır.(Özdoğan, 2006: 134) Bu durum cumhuriyetin kuruluş safhasında Türkçülük ve Turancılığın halk ve aydınlar içinde yeniden düşünülmesine imkân sağlamış fakat Türk hükümeti tarafından benimsenmemiştir. Fakat Osmanlı’dan kalma bağları koparmak ve laikleşme projesinin gerçekleşmesi amacıyla hem müsamaha göstermiş hem de Türk kimliğini benimsetmek amacıyla bu akıma katkı sağlayacak kararlar vermiştir. (Özdoğan 398-399)

3. II. DÜNYA SAVAŞINDA TURANCILIK

Turancılık, 1934’ten beri gelen eğitim geleneğiyle, bu akımın genç kuşakların arasında popülaritesi artmıştır. Bu genç kuşaklara, ünlü Türkçü yazarlar Nihal Atsız ve Zeki Velidi öncülük etmiş ve fikir dünyalarını olgunlaştırmıştır. Bu koşulda ve sosyolojik yapıdaki Turancılığın yayılmasının ivme kazanmasını, Günay Özdoğan düşünceleri böyledir. Bu yayılmanın sebebi ve gelişmesi okullara, milliyetçi ve aydın öğretmenlere, okutulan ve aşılanan tarih bilincine ve bu tür bir çevrede yetişen genç nesile bağlar. (Özdoğan, 2006: 216) Ayrıca Turancılığı benimsemeyen, ancak son derece Türkçü bir öğretmen kuşağının da bu dönemlerde okullarda görev yaptığı anlaşılmaktadır. (Önen, 2005: 315)

Türkiye’nin kuruluş aşamasındaki hükümet, bu kadar zaman ve koşul değişimine rağmen Turancılığa karşı tutumunu değiştirmemiş, aksine sertleştirmiştir. (Vurucu, 2009: 156) Basın ve yayın organları çok sıkı denetlenmelere tabii tutulmuş ve Kemalist söylemlerle, Turancı söylemler çatışmıştır. Fakat yukarıda anlattığımız gibi genç nesilin aklından Turancılık çıkmamış, aksine daha fazla sahiplenilmiştir. Ta ki bu akımın önderlerine karşı ani bir yaptırımla, 1944 “Irkçılık ve Turancılık” davasına kadar. Türkçü grupların tutuklanmasında, Alman dış politikasının, Türkiye’yi savaşa çekmek için desteklenen Türkçü/Turancı kesim ve bu grupların komünizm karşıtlığı etkendir.

3.1 3 Mayıs 1944 ‘Irkçılık ve Turancılık Davası’

II. Dünya Savaşı’nda, CHP hükümeti tarafından yapılan tahlil ve tahminlerde “dış Türklerle” (Turan’la) birleşme hedefinin; Misak-ı Millî’ye uymadığı hatta ütopik bir yaklaşım olduğu fikri önem kazanmıştır. Nazi Almanya’sının yenilgisi kesinleşince, SSCB ile güven tazelemek amacıyla gerçekleştirilen “Irkçılık-Turancılık” davası bütün Türkçü kesimin kara günü ilan edilmiştir. Politik bir manevradan öte olmayan bu dava sürecinde Türkçü-Turancı grupların, Alman dış politikasının desteğiyle Türkiye’yi Nazi tarafında savaşa sokmaya çalışılması ve bu kesimin komünizm karşıtlığı hedef olmasını sağlamıştır. (Berkes, 2002: 87)

Diğer önemli olay olan Türk Ocaklarının kapatılması sonrası, tarihi, edebi ve Türk Turancılığı ile ilgili yazıları ile ünlenen Nihal Atsız bu dönemin temsilcisidir. Kendisi Türk ulusçuluğun, Kemalist görüşte kapsanan ‘Türkiye sınırları’ ibaresinin yanlış olduğunu ve ‘Turan ırkına mensup’ olma kapsamının olması gerektiğini ileri sürer. (Atsız, 1992: 17) Pantürkizm ve Turancılığın asıl hedefi olan “Türk asıllı bütün halkları aynı siyasi çatı altında toplamak” gerekliliğini savunmuştur. (Berkes, 2002: 76)

3 Mayıs’ın ‘Türkçüler’ bayramı olarak kutlanma sebebi ise; adliyenin kapısında sol ve sağ kesimin atışmasıyla başlayan kavga ve sonrasında Türkçü kesim ve sağcıların büyük bir gösteri meydana getirmesidir. Bu durumdan sonra kamuoyu, Türkçü/Turancı kesimi suçlamış ve bu gösterileri lekelemeye çalışmıştır. Bu davanın aslı ise, Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasında geçen “Hakaret Davası’dır”. (Sefercioğlu, 2009: 7) Bu süreçte Türkçü kesim suçlanmış, yakalananlar işkencelere uğramış ve sorgulanmıştır. Ayrıca yakalananlar hukuksuz bir usulle yargılanıp, cezalarını orada çekmek zorunda bırakılmıştır. (Sefercioğlu, 2009: 8)

 

SONUÇ

Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve yerine Türkiye Cumhuriyet’inin kurulması yeni bir anlayışı da beraberinde getirmiştir. Her alanda yapılan devrimler, Türkiye’yi çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak içindir.
Atatürk’ün çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma hedefine yönelik milliyetçilik anlayışı, Türkiye’de her alanda etkisini göstermiştir. Ancak Türkiye’deki milliyetçilik anlayışı, vatandaşlık ve toprak bağı esasına dayalı ulus kavramı ile etnik kimliğe dayalı ulus kavramı arasında tam bir uyum sağlamaması nedeniyle çeşitli yorumlara yol açmıştır. Bu bağlamda Ziya Gökalp’in savunduğu milliyetçilik, Türkiye’de vatandaşlığa dayalı milliyetçilik haline gelirken, Rusya kökenli Türklerin öne sürdükleri ezeli ve ebedi ulus kavramları birbirleriyle devamlı çatışma halinde bulunmuşlardır. Almanya’nın emperyalist amaçlarını fark etmeden, bazı fikirlerin etkili olduğu genç kesim ve gıyabında savaş sırasında ırkçılık ve Turancılık gündemde kalmıştır.

Türkiye’de İkinci Dünya Savaşı sırasında görülen bu milliyetçilik anlayışları, milliyetçiliğin Türkiye’de, dünyadaki gelişiminden farklı bir çizgi izlediğini göstermektedir. Bu durum milliyetçiliğin, Türkiye’nin kendine özgü yapısı içinde değerlendirilmesi gerektiği gerçeğini ortaya koymuştur. İmparatorluktan ulusal bir devlete geçiş sürecini yaşayan Türkiye’de milliyetçiliğin bu farklı yorumlarını yeni bir kimlik arayışının ürünleri olarak değerlendirmek uygun olacaktır.

KAYNAKÇA
AKÇURAOĞLU, Yusuf, Türkçülük, İstanbul: Toker Yayınları, 1990.
ATSIZ, Hüseyin Nihal. Türk Tarihinin Meseleleri, İstanbul: Baysan Basım Yayınları, 1992.
BERKES, Niyazi. Batıcılık, Ulusçuluk ve Toplumsal Devrimler. İstanbul: Kaynak Yayınları, 2002.
EROĞLU, Hamza. Atatürk ve Milliyetçilik, Ankara: Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, 1992.
KAFESOĞLU ve SARAY İbrahim, Mehmet. Atatürk İlkeleri ve Dayandığı Temeller, İstanbul: 75. Yılında Cumhuriyet, 1997.
ÖNEN, Nizam. Macaristan ve Türkiye’de Turancılık, İstanbul: İletişim Yayınları, 2005.
ÖZDOĞAN, G. Göksu. Turandan Bozkurt’a Tek Parti Döneminde Türkçülük, İstanbul: İletişim Yayınları, 2006.
SEFERCİOĞLU, Necmeddin. 3 Mayıs 1944 Turancılık Davası, Ankara: Türk Ocakları Ankara Şubesi Yayınları, Yayın: 43, Dizi:8, 2009.
ÜSTEL, Füsun. İmparatorluktan Ulus-Devlete Türk Milliyetçiliği: Türk Ocakları (1912-1931), İstanbul: İletişim Yayınları, 1997.
VURUCU, İkbal. Osmanlıdan Türk Cumhuriyetlerine Kadar Turancılık Algısı. Selçuklu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü. Konya, 2009.
YILDIZ, Ahmet. Ne Mutlu Türküm Diyebilene, Türk Ulusal Kimliğinin Etno-Seküler Sınırlar (1919-1938), İstanbul: İletişim Yayınları, 2016.

Çağhan Sarı

1989 yılında İstanbul'da doğdu. Mahmut Şevket Paşa İ.Ö.O'da, Nişantaşı Nuri Akın Lisesi'nde tahsil gördü. 2013 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü'nden mezun oldu. Aynı üniversitenin Pedagojik Formasyon Sertifika Programını tamamladı.Lisans öğrenciliği sürecince öğrenci sempozyumlarına katıldı.. Eskişehir Gençlik Merkezi'nin tiyatro topluluğunda dört yılı oyuncu, bir yılı yönetmen olmak üzere beş yıl bulundu. Bir çok e-platformda köşe yazıları kaleme aldı. 2014 yılından itibaren Gencay, Öktem, 2023, Ayarsız, Türgen, Yarın dergilerinde yazıları yayınlandı. Uluslararası ve ulusal akademik toplantılarda tebliğ sundu. 2019 yılında Marmara Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Cumhuriyet Tarihi Bilim Dalı'nda 'Eskişehir'de Siyasi Hayat 1946-1960' başlıklı teziyle yüksek lisans programını tamamlayarak bilim uzmanı oldu. Halen Karakum Yayınevi'nde editördür.

Devamını oku: https://www.caghansari.net/

Yorumla

Yorum yazmak için buraya tıklayın...