<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Tatar arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<atom:link href="https://bilimdili.com/tag/tatar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://bilimdili.com/tag/tatar/</link>
	<description>Türkçe Bilim</description>
	<lastBuildDate>Thu, 09 Apr 2020 17:34:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=7.1.3</generator>

<image>
	<url>https://bilimdili.com/wp-content/uploads/2018/09/cropped-turuncu-favicon-32x32.png</url>
	<title>Tatar arşivleri &#060; Bilimdili.com</title>
	<link>https://bilimdili.com/tag/tatar/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Abdullah Tukay ve Halk Kültürü</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/abdullah-tukay-halk-kulturu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Dec 2017 14:48:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Abdullah Tukay]]></category>
		<category><![CDATA[folklor]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar edebiyatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10909</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra Giriş Abdullah Tukay (1886-1913) çeşitli yönleriyle bilinen şahsiyetlerden biridir. C. Velidi, Y. Agişev, H. Gosman, G. Halit, İ. Nurullin, R. Nefıygov, N. Yuziev, R. Ganieva vb. gibi fedakâr araştırmacılar geçen yüzyılda Abdullah Tukay’ın mirasına yönelik ilmî çalışmalar, monografyalar, anılar ve pek çok edebî eserle katkıda bulundular. Bütün bu çalışmalar araştırıcıları [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/abdullah-tukay-halk-kulturu/">Abdullah Tukay ve Halk Kültürü</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra</strong></p>
<p><b>Giriş</b><br />
Abdullah Tukay (1886-1913) çeşitli yönleriyle bilinen şahsiyetlerden biridir. C. Velidi, Y. Agişev, H. Gosman, G. Halit, İ. Nurullin, R. Nefıygov, N. Yuziev, R. Ganieva vb. gibi fedakâr araştırmacılar geçen yüzyılda Abdullah Tukay’ın mirasına yönelik ilmî çalışmalar, monografyalar, anılar ve pek çok edebî eserle katkıda bulundular. Bütün bu çalışmalar araştırıcıları ortak bir maksatta birleştirmesine rağmen Abdullah Tukay mirasını değerlendirmede, onun Tatar edebiyatı, medeniyeti ve millet tarihindeki yerini belirlemede farklı yaklaşımlarda bulundular. Bu araştırmacıların ilmî-pratik çalışmaları Abdullah Tukay mirasının keşfedilmesine öncülük etti. Türkiye’de de Abdullah Tukay üzerine Prof. Dr. Fatma Özkan, Doç. Dr Mustafa Öner, Dr. Gülhan Atnur’un yaptığı çalışmalar dikkat çekmektedir. Bu makalemizde ise Abdullah Tukay’ın folklorcu kimliği, halk edebiyatına, özellikle de türkülere ve Tatar müziğine yaklaşımı, türkülerden ilham alarak yazdığı şiirleri, bunların özellikleri ile şiirlerin taşıdığı mesajlar ele alınarak değerlendirilecektir.</p>
<p><b>Tukay’ın Folklorla Tanışması<br />
</b>Tatar-Türk dünyası Abdullah Tukay’ı şair olarak tanımış ve bağrına basmıştır. Oysaki Abdullah Tukay’ın folklordan siyasete kadar uzanan çok geniş bir faaliyet yelpazesi vardır. Bunu kendisi “Ben sadece saf, dökülmüş şair değilim, diplomatım da, siyasi, cemaat hadimiyim de&#8230;”sözleriyle açıkça ortaya koymuştur. Bu ifadeye “halk edebiyatçısı da, folklorcu da” sözlerini de ilave etmek yerinde olacaktır. Zira XIX. yüzyılın ikinci yarısında Tatar folklor biliminin ayrı bir bilim dalı olarak oluşumu Kayyum Nasiri ile başlamışsa da, bu vazifeyi XX. yüzyılın başında Abdullah Tukay devam ettirmiştir ve ilerletmiştir. Hakikaten Tukay, Tatar halk edebiyatı eserlerini derlemekle kalmayıp, onların ilmî inceleme çalışmalarında önayak olan araştırmacı ve folklorcudur. Araştırmacılara göre, XX. yüzyıl Tatar edebiyatında “Halk”ı ve “Şiir”i bu derece birbirine yaklaştıran ve birbirine sevdiren başka bir yazar yok gibidir.</p>
<p>Tukay, halk edebiyatına çocukluğunda merak salar. Halk masalları ve şarkıları dinleyerek yetişir. Onun ilk defa halk edebiyatı örnekleri ile tanışması 1895 yılı olarak kaydedilmiştir. Meraklı yetim Tukay, Kuşlavıç köyünde, Bedri amcasının evinde oturduğunda, kitapların arasından yukarıda adı geçen Kayyum Nasirî’nin “Fevâki-hül-cülesâ Fil-Edebiyat” kitabını bulur. O kitabın özellikle de son bölümündeki şiir ve türküler küçük Tukay’ın dikkatini çekmiştir.</p>
<p>Daha küçük çocukken, Tukay “bütün türküleri” bilmesiyle övünürmüş. Bununla beraber, hatıralarında “<i>Ben medresedeyken “Heftiyek” hece ve suresini çok çabuk öğrenince, “Bedevam”, “Kesikbaş”lara girdim. Kendi ödevimi çabuk öğrenip, bana çok zaman boş durmam icap ettiğinde bana öğretmem için kendimden daha bilgisiz çocukları vermeye başladılar.</i>” (Tukay 1997: 22). Yani daha altı yaşındayken türkü söylemiş ve Tatar folklorunun geleneksel müzik folklorunun bir parçası olan “Bedevam”, “Kesikbaş” ve“Muhammediye” leri severek okuduğunu kaydetmiştir.</p>
<p>Güzel de bir sese sahip olan Tukay, “halkkederinin bahçesinde sallanıp yetişir” demiştir. Bu mevzu ile ilgili olarak o, “<i>Ben çocukluğumdan türkücü idim. Nerede duysam, sesi soğuk kanla dinleyemezdim</i>” diyor. Çocukluktan yetim kalmış, hayatın zorluklarını görmüş olan Tukay’ın bu ince ruha sahip olmasında,yaşadığı zorlukların önemli bir katkısı olduğunu yukarıdaki veciz sozleriyle ne güzel de ifade etmiştir. Tukay, türkülerini en hüzünlü zamanlarında okumuştur. Böyle zamanlar ise bir yetim çocuğun hayatında az olmasa gerektir:</p>
<p><i>“Cilbir-cilbir yörgen çakta<br />
Cil açadır kuyınımnı;<br />
Kunilsiz çakta cırlasan,<br />
Cır açadır kunilni<br />
(Sallana sallana yürürken<br />
Rüzgâr açar koynumu;<br />
Hüzünlüyken türkü söylesen,<br />
Türkü açar gönlümü)</i>” diye kendisi de eklemiştir<br />
(Nurullin 1986: 66-67).</p>
<p>Abdullah Tukay’ın hayatını incelerken, hiçbir yerde onun Tatar köylerinde türküler derlemesiyle ilgili malumata değinilmemiştir. Fakat çağdaşları onun medresede okurken, yaz tatillerinde memlekete gelen arkadaşlarına masallar, genellikle halk sözlü edebiyatı örneklerini yazıp getirmelerini rica ettiğini kaydetmişler. Kendisi de bu mevzuyu şöyle kaleme almıştır: “<i>Ben, şu satırları yazan kişi, bu Sak-Sok diye adlandırılmış “millî fantezi” miz hakkında birçok kişilerden birçok istifsarlarda bulundum.“Sak-Sok” beyitini </i>[1]<i> biliyor musunuz? Biliyorsanız, yazıp getirsenize” diye rica ettim</i>”.</p>
<p>“G.Tukay Turında Hatireler” (1976) adlı eserde o zamanlardan beri türküleri ve beyitleri derleyip yazıya geçirdiği ifade ediliyor (33-36). “Cırlar Defteri” (Türküler Defteri) işte o derlenmiş hazinenin günümüze ulaşmış bir kısmını teşkil etmektedir. İleride sözünü edeceğimiz “Halık Monnarı”, “Halık Edebiyatı”, “Avıl Cırları”bu defterle bağlantılıdır.</p>
<p>1946 senesinde Tukay’ın bir okul defteri bulunur. Kapağına “Tetrad’ dlya spisıvaniya uçenika 1 klassa A.M.Tukayeva” diye yazılı bu defterde 27 türkü yer almıştır. [2] Tukay Rusça’yı Cayık (Uralsk)’ta kaldığı zamanlarda öğrenmeye başlamıştır.</p>
<p>“Cırlar Defteri”nin kapağına Şeref Kardeşler şirketinin “Kontora 1-ogo t-va Br. Şaraf I Ko, Kazan” yazılı yuvarlak mührü vurulmuş. Mührün ortasında “22 Ocak 1911 yıl” tarihi de vardır. Malum olduğu üzere, Abdullah Tukay’ın şiir kitapları işte bu şirket tarafından yayımlanmaktaydı. Tukay, Şeref Kardeşler ile çok uzun zaman mektuplaşarak irtibatını devam ettirir ve aralarında bir antlaşmaya da imza atmışlardır. Bundan yola çıkarak, şairin kendisinin bu türküler derlemesini kitap olarak yayınlama planı olduğunu ve bu amaçla “pişmemiş halde” de olsa onlara eserlerini tanıtmak için sunmuş olduğunu düşünmekteyiz. Tam o sıralarda, Abdullah Tukay’ın etkisiyle olsa gerek, farklı isimler altında peyderpey türkü kitapları yayınlanıp, piyasayı doldurmuştur. Tukay’ın bunu eleştirdiğini biliyoruz. Bu vaziyetin neticesinde, elyazmasını kitap olarak yayınlatmaktan vazgeçmiş ve Şeref Kardeşler’den geri almış diye düşünülebilir.</p>
<p>Burada şu gerçeği de belirtmek gerekir ki,“Cırlar Defteri”nin kapağındaki yazı kesinlikle Tukay’a ait olsa dahi (bunun böyle olduğu 1975 yılında Kazan Devlet Üniversitesi’nin kriminaloji laboratuvarı tarafından tasdik edildi), defterin içerisindeki yazılar başka bir şahsa aittir. Bu durum Tukay’ın kendi eserlerini temize çekmek için sık sık başkalara, özellikle de maddî yardım etme amacıyla medrese talebelerine yaptırması ile anlatılabilir. Bizim bu düşüncemizi destekleyen şöyle bir kanıt da mevcuttur: Günümüzde Kazan’da G. İbrahimov ismini taşıyan Enstütü&#8217;nün arşivinde “Tukay’ın elyazmaları” olarak muhafaza edilen eserlerin yarısından fazlası yabancı elyazısıdır. Abdullah Tukay, ölmeden önce, acele olarak matbaaya hazırladığı kitabı için, eserlerini orijinallerinden, dergi ve gazetelerinden toplamak için başkaların yardımını almış. “Cırlar Defteri”nin kapağında Tukay”ın kendi el yazısı olup da, defterin içindeki yazıların hattat olan biri tarafından yazılmış olması bu sebeple izah edilebilir.</p>
<p>“Cırlar Defteri” ilk defa “G.Tukay Halk Edebiyatı” adlı kitapta (Haz. G. Halit, H. Yermi, M. Gaynullin&#8217;in giriş makalesi ile, Kazan, Tatgosizdat, 1946) yayınlanmıştır. Sonrasında 1955 senesinde ise bütün eserlerinin toplandığı 4 ciltlik külliyatının 2 cildinde yer almıştır. Bu türküler Tatar Türkleri arasında nadir rastlanan eserler olma itibariyle de çok ehemmiyetlidir. “Cırlar Defteri”nde her türkünün melodisi gösterilmiştir.</p>
<p>Abdullah Tukay, türküleri özellikle de sosyal içerikli olanlarını tam olarak incelemeye ve derlemeye firsat bulamamasına rağmen, kendi çağına değin Tatar türküleri ile ilgilenen araştırmacılardan daha üsün olmuştur.</p>
<p><b>Tukay ve Tatar Halk Müziği</b><br />
Tatar profesyonel müziğinin temelini atan kompozitor Salih Seydeşev için “<i>Tatar müziğinin Tukay</i>’ı” tabiri yaygındır. Bu tabiri Abdullah Tukay için de uyarlayıp “<i>Tatar edebiyatının Seydeşev</i>’i denmesi yanlış olmaz. Zira Tatar edebiyat ve medeniyetinin iki dehası olarak kabul edilen Tukay ve Seydeşev medeniyet tarihinde halkın gönlünde yer almışlar ve Tatarlar ikisini de eşit şekilde ana gelmişlerdir. Bununla birlikte, Tukay’ın faaliyetlerini sırf edebiyatla sınırlandırmak da pek doğru olmaz. Zira Tukay’ın çok genç yaştan ömrünün son günlerine kadar müziğin, türkülerin ve sosyal hayatın problemlerine ışık tutan düşüncelerin ona eşlik ettiğini görürüz.</p>
<p>Abdullah Tukay, müziğin içtimaî rolünü takdir etmiştir. Cayık şehrinde ilk edebî müzik gecesi yer aldığında, o da orada salonda bulunmuştur. Tatar aydınlarının icat faaliyetlerinin yeni şeklini selamlayarak, o şöyle yazmış: “<i>Milletin terakkisine ve başka milletlerin ayakları altında ezilmemesine gerekli şeyin hepsi de sevaplı ve hayırlı bir iştir. Zinaya çağıran müzik haram olsa da, ileri gitmeye, terakkiye çağıran müzik müstehap, hatta vacip bile</i>” (Edebiyat Ahşamı, Yeki Literaturno-Muzıkalnıy Veçer ‹http://www.gabdullatukay.ru›).</p>
<p>Aynı yazıda o, kendi deyimiyle “mânia terakki” ve “şekilci” müslümanlardan kinayeli bir dille söz ederek şöyle mesaj vermektedir. “<i>Tatar kardeşlerimize millî müzik ve türkü söylemeler sesi duyulduğunda: “Ah, Deccal çıkmışmış artık” diye soba başına çıkıp, kulaklarına pamuk sokup, gözlerini bağlayıp, üstlerine de dokuz kat yorgan, beş kat gocuk örtünüp, Kehf suresini okuyup yatmamalılar</i>”.</p>
<p>Abdullah Tukay, Kazan’da “Şark Kulübü”nün açıldığı günden beri oradaki edebi gecelere ve konserlere sık sık katılmıştır. Bu kulüpte Tatar türkülerini iyi bilen meşhur kompozitör, müzisyen ve orkestra şefi A.A. Eyhenvald ile tanışmış ve müzik alanındaki problemlerle ilgili olarak fikir teatilerinde bulunmuştur. Araştırmacı Fenzile Cevhereva onun ünlü Rus şarkıcısı Şalyapin ile de bizzat tanışıp görüştüğünden bahsediyor (Cevhereva 2011: 26-27).</p>
<p>Abdullah Tukay’ın Tatar müzik folklorunu derinden anlaması, türkülerin inceliklerini ve özelliklerini profesyonel dilde izah etmesi ve “türküleri “moda” akortlarla halkın melodisini bozarak icra edenlere” hoşnutsuzluğunu ifade ederek, “<i>millî müzikte orijinalliği muhafaza etmek</i>” gerektiğini söylemesiyle A. Eyvenhald’ı şaşırtmıştır. O, Tukay’ın millî müzik ve türkülere olan bakışına hayran olup, şöyle yazmıştır: “<i>1907-1911 yıllarında Kazan Universitesi’nin fonetik deney odasında çalıştığımda, Tukay’la sık karşılaştım… Tukay, profesyonel müzisyen olmamasına rağmen, Tatar ve Başkurt müziği için kullandığım o ahengi dikkatlice dinler, ona nasıl uyum sagladigini fevkalâde güzel bir şekilde hissederdi. Tukay, bana Avrupa tekniğine dayalı müzikle ilgili birçok bilmedigim seyi bilgi ve çalışmalarıni benimle paylaşarak keşfettirdi… Eğer Tukay müzik öğrenmiş olsaydı, ondan fevkalâde iyi bir müzisyen çıkmış olurdu, zira onun söylediği birçok türkü halkta derin intiba bıraktı</i>” (Vopsosı 1997: 22).</p>
<p>Abdullah Tukay’ın çocukluğunda olduğu gibi daha sonraki hayatında da hüznün devam ettiği malumdur. Dostlarıyla sofra sohbetlerinde de, yalnızlığını içine attığı günlerde de bu böyle olmuştur. Tukay, yalnızca pencere kenarında, dizlerini kucaklayıp oturarak da, yazı işleri idaresinin gazete serili masasının üstüne dinlenmek için uzandığı zamanlarda da hüzünlü türkülerini okumuştur. “<i>O, his insanıydı. Sevindiğinde, bütün kalbinden türkü okurdu. üzüldüğünde canını yakan ağrıdan ağlardı. Sevinci de, gözyaşları da gerçekti</i>” diye kaydetmiş çağdaşı şair M. Gafuri.</p>
<p>1905-1907 senelerinde G. İbrahimov bir makalesinde Abdullah Tukay’ı “yazarlık aktifliğini azalttı” diye eleştirir ve o zamanın bir başka ehemmiyetli şairi olan S. Remiyev ile ikisini sönmüş mumla kıyaslar. “Kazan’a dönüş” isimli yazısında Tukay ona tehekküm ile cevap verir ve “<i>şimdilik şiir yazmasam bile, türkü okumaktan çekinmiyorum</i>” diyerek, türkü örneğinde bir beyit de eklemeyi ihmal etmez:</p>
<p>“<i>Cırlasan da, yigit, açı cırla,<br />
Uyav yatkan kızlar coklasın;<br />
Terezeler açtım, göller saçtım,<br />
Asıl koşlar kilep çüplesin”<br />
(Türkü söylersen, yiğit, keskin söyle,<br />
Uyanık yatan kızlar uyusun;<br />
Pencereleri açtım, güller saçtım,<br />
Asil kuşlar gelip yesin)</i> (Tukay: www.gabdullatukay.ru)</p>
<p><b>Tukay’ın Şiirleri ve Türküler</b><br />
Türkülerin şair için ne kadar değer taşıdığı, bu şiir satırlarında açıkça görülmektedir:<br />
“V<i>allahi, canday kürem min iskilernin cırların,<br />
Kükregimde saklıym, eytirsin, Resülnin tırnagın</i>”<br />
(İshakova-Vamba 1997:6).<br />
<i>(Vallahi, can gibi görürüm ben eskilerin türkülerini,<br />
Göğsümde saklarım, sanki Resul’un tırnağını)</i><i> </i></p>
<p>Abdullah Tukay, şiir başlıklarının altında veya dipnotlarla, şiirlerin hangi havayla söyleneceğini de belirtmektedir. Meselâ, “Gosudarstvennaya Duma’ga” (“Ay, begrim, Negıyme” havasına), iki kısımdan oluşan “Maktanışu” hicviyesinin ikinci kısmı “Dönya” havasına (şiirin adı da böyle), “İşten çıgarılgan Tatar kızına” ve “Milli Monnar” (“Zileylük” havasına). “Poezd bargan köyge” (Tren Giderken) şiiri:</p>
<p>“<i>Ah, düdek, düdek, düdek,<br />
Basma östinde balürdek”<br />
(Ah, toy kuşu, toy kuşu, toy kuşu,<br />
Tahta köprü üstünde yavru ördek) </i>nakaratından “Düdek” havasına olduğu anlaşılmaktadır.</p>
<p>Manzum ve mensur eserlerinin çoğunda türküler ve onların makamlarından söz edilmekte ve halk edebiyatından misaller getirilmektedir. Kısacası, Abdullah Tukay’ın ömrü boyunca derlediği zengin folklor hazinesi kendini belli etmektedir. “Halk ezgilerinden halkın hisleri ile hislenip, ben de gönlümden taşıp çıkmış “şiir” dediğim mazbut hissiyatlarım ile halkın gönlünü Şüreli [3] gibi gıdıklamaya çalışıyordum” diyor şair “Halk Monnarı”nda. Tukay’ın “okuyucuları gelecek mecmualarda halk edebiyatıyla daha da esaslı olarak tanıştırmaya” söz vermesi çok yerinde bir niyet idi. Ayrıca “Halk Edebiyatı”nda “Teftilev” havasının onunla ortaya çıkmasından söz edilir, “Salkın Çişme”, “Ellüki”, “Epipe” vb. havalardan bahsedilir.</p>
<p><b>Tukay ve “Halk Edebiyatı”</b><br />
Abdullah Tukay’ın folklorla ilgili çalışmaları 1910 ve 1912 yıllarında yazılmıştır. Tukay’ın 1910 yılının Nisan’ında “Şark Kulübü”nde yaptığı meşhur “Halk Edebiyatı” konuşmasında Tatar halk edebiyatı, folkloru, halk müziğiyle ilgili ciddi teorik fikirleri dile getirmiş olması, onun folklor derlemeleri ile ne kadar içiçe olduğunu göstermektedir.</p>
<p>Daha sonra o, “Halık Monnarı” (Halk Ezgileri) ve “Halk Edebiyatı” adları altında iki tane eserini kitap olarak yayınlamıştır. Yazarın kendisi tarafından “bu iki risale birbirine taallukta biri anahtar ve ikincisi kilit kabilindendir” olarak değerlendirilmiş bu iki eser, Tatar müzik folkloru ile ilgilenen her araştırmacının elkitabı olarak kullanıla gelmektedir.</p>
<p>İlkinde Abdullah Tukay, giriş hariç, “Halk Monnarı” adı altında 51 türkü, uzun makamlı 13 türkü ve “iyi pişmemiş, kötü yapılmış türkülerden örnekler” şeklinde daha birkaç tane türkü sunmuştur. Derleme ilk defa “G. Tukay. Halık Edebiyati” isimli kitaba dâhil ederek yayımlanmış (Tukay 1946), daha sonra 1955 senesinde Tukay eserlerinin 2. cildinde ve 1985 senesinde ise ikinci baskının yine 2 cildinde yayınlanmıştır. Abdullah Tukay, türküleri “halkımızın hiç pas tutmaz, temiz ve parlak aynası” olarak nitelendirmektedir. Folkloru hazine ile mukayese eder. Ondan, kendi eserlerinde de edebî dil zenginliği olarak istifade eder.</p>
<p>Halkın müzik dünyasını araştıran, profesyonel sanatın inkişafını inceleyen Tukay, halkın folklor dilinin zengiliğine vurgu yaparak: “<i>Halk büyüktür, güçlüdür, dertlidir, kederlidir, edipdir, şairdir</i>” der. Türkülerin esas özelliklerine ve halk edebiyatının gelişimine dair önem taşıyan ve XIX. yüzyılın başlarında folklorun kaderi gibi problemlere değinen konuşmaları, geniş yankı buluyor ve birçok münakaşayı da beraberinde getiriyor. Bazı yazarlar halk edebiyatı, özellikle de türkülerin tahrip olduğu, eski güzelliğini kaybettiğini iddia etmişlerdir. Bu şüphecilerin yakınmalarına karşın Abdullah Tukay, halkın kabiliyetinin hiçbir zaman tükenmeyeceğini ve güzel eserlerin gelecekte de ortaya koyulacağına emin olduğunu dile getirmiştir: “<i>Mamur Bulgar şehirleri, Bulgar köyleri, hiç olmamış gibi, tahrip oldu da bittiler, izleri de kalmadı. Fakat bu pahalı miras dediğimiz halk şiirlerini toplar da kırmadı, oklar da saplamadı. Onlar hâlâ da halkın gönlünde her türlü belâ ve kazadan mesun ve mahfuz olarak kaldılar, onlar hâlâ selâmet, hâlâ seslendiriliyor</i>”.</p>
<p>Bu konuşmasında şair müzik ve halk edebiyatıyla ilgili meseleleri gün ışığına çıkarıyor, halkın müzikle ilgili geleneklerinden bahsediyor, profesyonel gelişmenin yollarını aralıyor ve folklor dilinin zenginliğini vurguluyor. Bu konuşma günümüzde de aktüelliğini kaybetmemiştir.</p>
<p>Abdullah Tukay halk edebiyatı derlemelerinin çok ehemmiyetli olduğuna, bu değerlerin insanların meneviyatına etkili olduğuna inanmış ve “türkülerin cevher ve yakutlardan da değerli bir şey olduğu için, onlara ehemmiyet verilmeli” sözüyle bu tavrının ehemmiyetine vurgu yapmıştır.</p>
<p>“Halk edebiyatı” konulu konuşmasında, Tatar halk edebiyatinın karakterini belirleyip, ayrı türlere, özellikle de türkülere tam açıklama yapmaktadır. Abdullah Tukay, halk edebiyatını “<i>ta yazı sanatı olmayan zamanlardan, dilden dile söylenip, atadan babaya, babadan çocuğa duyulup, kuşaktan kuşağa kalıp gelen edebiyattır</i>” diye açıklar ve halk edebiyatının, türkülerin ilk başta kollektif olarak değil, şahıslar tarafından ortaya koyulduğunu söylüyor. “<i>…Türküler dikkatle okunursa, halkın gönlünde neler muhafaza edildiği, hepsini görmek mümkündür</i>” der.</p>
<p>Abdullah Tukay’ın folklora teşviki ve çağrısı hemen duyulmuş ve karşılığını bulmuştur. O zamanlarda 11 yaşında olan meşhur Tatar folklorcusu, yazar N. İsenbet, onun bu konuşmasını duyar duymaz halk edebiyatı eserlerini derlemeye koyulur. Meşhur Tatar yazar ve şairleri H. Taktaş, M. Celil, H. Tufan ve S. Hekim’in de Tukay’ın halk edebiyatı ile ilgili bu geleneğini elverişli şekilde devam ettirmişlerdir.</p>
<p><b>Tatar Müziğinde “Tukay Folkloru”</b><br />
İlk Tatar müzisyenleri Abdullah Tukay’ı bizzat tanımış ve şiirlerini ezbere bilmişler ve bu sevgilerini kendi müziklerine yansıtmışlardır. Buna örnek olarak, Z.Yarullin’ın “Tukay Marşı”nı ve M.Muzafferov’un “G. Tukay Hatırasına” eserlerini getirebiliriz. A. Eyvenhald’ın şarkıcı F. Şalyapin’in tavsiyesi üzerine “Su Anası” şiiri motiflerine uyarlayıp yazdığı operası, C. Feyzi’nin tamamlanmamış “Kesikbaş” komedi librettosu, N. Cihanov’un “Kırlay” senfonik poemi, A. Bakirov’un “Su Anası” balesi, F. Yarullin’in “Şüreli” balesi, R. Gobeydullin’in “Kesikbaş”ı ve Z. Hebibullin’in “Sihirli Oğlan”ı Tukay’a olan sevginin misalleridir.</p>
<p>Abdullah Tukay’ın şiirlerine yazılmış birçok türkü mevcuttur. Tatar folklorunun klasik örneklerinden bahsederken ilk akla gelenler “Tugan Til”, “Zileylük”, “Teftileü”, “Ellüki” olacaktır. Bunlar çok derin içeriğe ve sanatça yüksek değere sahip eserlerdir. “Tugan Til” veya “Teftilev”in değer biçilmez olmalarını inkâr etmeden, onların Tukay&#8217;ın sayesinde daha da yükselmiş olduğunu söyleyebiliriz.</p>
<p><b>Sonuç</b><br />
Sonuç olarak diyebiliriz ki, Abdullah Tukay çok genç yaştan ömrünün son günlerine kadar halkla, halk edebiyatıyla içiçe olmuştur. Tukay için folklor bir ilham kaynağıdır. Onun ortaya koyduğu düşüncelerde ve eserlerde, halk edebiyatından geniş bir şekilde yararlandığı bir gerçektir. Meselâ, Tatar okuyucuları“ Şüreli, Su anası” adlı mitolojik yaratığı, çocukluklarında ebeveynleri tarafından okunan Abdullah Tukay’ın şiirsel masalından tanırlar. Edebiyatta folklor ürünlerinin kullanılması çok yaygın bir görünüş olup, Abdullah Tukay dabuna büyük katkıları olan edebiyatçılardan biridir. Yazarın bu faaliyeti ile Tatar folkloru daha da yükselmiştir. Folklorun değişen ve dönüşen toplum hayatında yeniden üretilerek varlığını devam ettirebilmesi de kanaatimizce böyle şahsiyetlerin çabalarıyla gerçekleşir.</p>
<p><strong>Dr. Rüstem SULTEEV</strong></p>
<p>(Editör: İrfan Tiryaki)</p>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Not&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">
<p>1. Tatarlarda “beyit” sözünün Türkiye Türkçesinde kullanılmakta olananlamı 1930 lu yıllara kadar kullanılmış. Fakat sonradan ilk mânâsı arkaplana geçmiş olup evvelâ düzenli bir şiir, sonradansa halkın sözlü ürünlerinin bir türü için kullanılmaya başlanmıştır. Günümüzde Tatarların yaşadığı bazı yörelerde, meselâ Sibirya Tatarlarında, eski anlamı kullanılagelmekte olmasına rağmen, Tatar edebiyat biliminde “Beyit” daha çok trajik bir konuyu ele alarak manzum şekilde anlatan, bir nevi Anadolu’daki “ağıt”lara benzeyen bir türdür. Bu konuda geniş bilgi için bkz.: Urmançiev 1974: 3.</p>
<p>2. İçerikte 28 türkü gösterilmiş olup, 17 sayılı “Han Kızı” Beyiti yırtılmıştır. Tahminimizce, bu Stalin’in şahıs kültü yıllarında Tukay’ı “halklaştırma”, “burjuva edebiyat”tan uzaklaştırma amacıyla yokedilmiş olsagerek.</p>
<p>3. Şüreli: Çoğunlukla ilkbaharda ortaya çıkan, ormana gelenlerin yolunu kaybetmesini sağlayan ve gıdıklayarak öldüren efsanevi varlık.</p>
</div>
            </div>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Kaynaklar&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">
<p>Arat, Reşit Rahmeti, “Abdullah Tukay”, Türk Kültürü, Sayı 19, 1964.</p>
<p>Atnur, Gulhan ‘Abdullah Tukay’ın Şiirlerinde Efsane ve Masal Unsurları1”, Bilig Dergisi Güz 2009. http://yayinlar.yesevi.edu.tr/files/article/ 292.pdf</p>
<p>Boratav, PertevNaili, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul: K Kitaplığı, 2003.</p>
<p>Cevhereva, Fenzile, “Tukay Tormışı Bilen Beyli Kaybir Sehifeler”, Tügerek Uyın Dergisi, Kazan, Sayı 1, 2011.</p>
<p>“G.Tukay Turında Hatireler”, Kazan, Tataristan Kitap Neşriyatı 1976.</p>
<p>İshakova-Vamba R.A., Tukay İ Tatarskaya Muzıka, Kazan, 1997.</p>
<p>Nurullin, İbrahim ve R.Yakupov, “Tukay Turında Istelikler”, Tataristan Kitap Neşriyatı, 1986.</p>
<p>Öner, Mustafa, “Tukay ve Tatarlık”, http://www. tatar.ro/articole/tukay_ve_tatarlik.php</p>
<p>Özkan, Fatma, Abdullah Tukay’ın Şiirleri, İnceleme- Metin-Aktarma, Ankara, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yay, 1994.</p>
<p>Tan, Nail, Folklor (Halkbilimi)-Genel Bilgiler.İstanbul, Halk Kültürü Yay, 1988.</p>
<p>Taymas, Abdullah Battal, “Kazanlı Şair Abdullah TukayÜzerine”, Türk Kültürü9, 1963.</p>
<p>Temir, Ahmet, “Edebiyat Tarihçisi Abdurrahman Sadi’ye Göre Tatar Şairi Abdullah Tukay”. Kök Araştırmalar III (1), 2001.</p>
<p>Tukay, Gabdulla, “Edebiyat Ahşamı, Yeki Literaturno- Muzıkalnıy Veçer”, ‹http://www.gabdullatukay.ru›</p>
<p>Eserler, 2.Cilt, Kazan, 1985.</p>
<p>HalıkEdebiyatı, Haz: G. Halit, H. Yermi. Kazan, Tatgosizdat, 1946.</p>
<p>İsimdeKalgannar, Kazan, TataistanKitap- Neşriyatı, 1997, s. 22.</p>
<p>“KazangaKaytış”, www.gabdullatukay.ru</p>
<p>SaylamaEserler, Kazan: TatarstanKitap- Neşriyatı, 1996.</p>
<p>Şigırler, Ekiyetler, Poemalar, Kazan, 1990.</p>
<p>Urmançiev, Fatih, HalıkAvazı. Tatarstan Kitap Neşriyatı, Kazan 1974.</p>
<p>Vopsosıİstorii, Muzıki İ Muzıkalnogo Vospitaniya, Kazan, 1997.</p>
<p>Zülfikar, Hamza, “Abdullah Tukay”. Türk Kültürü VI (66), 1967.</p>
</div>
            </div>
<p>&nbsp;</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/abdullah-tukay-halk-kulturu/">Abdullah Tukay ve Halk Kültürü</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 16:59:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[folklor]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Tatarları]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı Destanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10380</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra (Editör: İrfan Tiryaki)  Devlet kurmuş ve yazıya sahip olan milletlerin destanları ile ilgili olarak H. Koroglı şöyle yazmıştır: “Yazıya sahip eski milletlerin (Farslar, Hintliler vb.) çoğunda destan yazıya geçirildikten sonra sözlü olarak mevcudiyetini yitirmiş, çünkü destan okuyucuyu –Kıssahan- değiştirmiş ve o, köy veya şehrin uzun gecelerinde aynı destanı halka kendinin [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra</strong></p>
<p>(Editör: İrfan Tiryaki) </p>
<p>Devlet kurmuş ve yazıya sahip olan milletlerin destanları ile ilgili olarak H. Koroglı şöyle yazmıştır: “Yazıya sahip eski milletlerin (Farslar, Hintliler vb.) çoğunda destan yazıya geçirildikten sonra sözlü olarak mevcudiyetini yitirmiş, çünkü destan okuyucuyu –Kıssahan- değiştirmiş ve o, köy veya şehrin uzun gecelerinde aynı destanı halka kendinin “kanunlaştırdığı” şekilde okumuştur. Sehir ve köy kültürü yüksek yerleşik hayatlı İran, Hint, Yunan halkları, tarihî inkişafın belli bir döneminde, yazılı destanı sözlü olarak icra edilen destandan daha kolay bulup, tamamen yazılı destana geçmişlerdir.” (Koroglı 1976:114).</p>
<p>Türk milleti de zengin destan külliyatıyla en eski ve köklü milletlerin önde gelenlerindendir. Fakat bu destanların çoğu zamanında tespit edilip yazılı hale getirilememiş, Yunanlıların İlyada ve Odysseia, İranlıların  Şehnâme, Finlerin Kalevala’sı gibi bütüncül örnekler erken dönemlerde ortaya konulamamıştır. Oğuz Kağan Destanı’nda olduğu gibi, bazı örnekler ya eksik ya da yazıcı tarafından değiştirilerek metinleştirildiğinden bazı problemlerin çözümü güçleşmektedir. Geç dönemlerde tespit edilen destanların metin kataloglarına ulaşmak da kolay olmamıştır. Oysa çok eskilere gitmeden, daha 1835’te Finlandiya’da Elias Lönnrot’un folklor büyülerini ve eski İskandinavya şiirlerini (runes) toplayıp ortaya çıkardığı Kalevala, Fin ulusunun da edebiyat alanında övünç kaynağıdır. Nitekim yukarıda adı geçen destanlar kadar büyük çapta olmasa dahi, İdil Tatarlarında Homeros, Firdevsî ve Elias Lönnrot gibi belli destanları bir bütün haline getirme örnekleri olduğu da söylenebilir. İleride sözünü edeceğimiz Edigey Destanı, bir nevi “millî destan” oluşturma çabasının ürünüdür.</p>
<p>Şiirlerin sağlıklı muhafaza edilmemesi, anlatının konu ve şekil olarak değişikliklere uğraması, Tatar halkının millî ölçüde tarihî geçmişindeki olaylarla bağlantılı olduğu kadar, Tatar folklorundaki destan türünün özgün gelişimi ve yine aynı şekilde bu türün değişmesi ile ilgilidir. [3] En hacimli kahramanlık destanı olarak görülen Edigey Destanı’nın tüm Tatar versiyonlarına gelince, destandaki tiplerin kahramanlık özellikleri taşımadığı, daha doğrusu Türk destan geleneği içindeki kahraman tipine uygunluk göstermediği açıkça görülecektir.</p>
<p>Kahramanlık destanlarının halkın repertuarındaki mevcudiyetini yitirmesi, buna paralel olarak çiçenlik geleneğinin de kaybolması, destanın belkemiği olan konusunun bozulması, sadece Edigey Destanı’nı değil, örnek olarak, Kazak, Türkmen, Kırgız v.b. Türk boylarının uygun tarihî gelişim şartlarında güçlü kahraman tiplerine dönüşen “Koblandı” ve “Kambar”, “Köroğlu” ve “Kuzu Körpeş”in kahramanlıklarının azalmasına ve romantik bir şekilde anlatılmasına sebep olmuştur. Üzerinde göstermiş olduğu bazı değişikliklerden dolayı, XV-XVI. yüzyıllarda İdil Tatar folklorundaki lirizm, yani romantizm, destanın yerine geçmeye başlamıştır. Bu zamanlardan itibaren, kahramanlık destanlarının yerini, lirik eserlerin kendine özgü bir türü olan “Beyitler” [4] almış ve masalsı destanlar hızla gelişmeye başlamıştır. Fakat bu, İdil Tatarlarında destan geleneğinin tamamen yok olması ve bir eksiklik gibi olarak algılanmamalıdır. Tam tersine, İdil Tatarlarındaki bu durum, Türk destan literatürünü yeni bir döneme taşır. Bu dönem, yazılı destanlar dönemi olarak görülebilir. Yazılı destanlar, folklora özgü olan özelliklerden çeşitliliği tam olarak, kolektif yaratıcılığı kısmî olarak muhafaza ederek, sözlü yaratıcılık ve icra bakımından farklılıklar gösteren özellikleriyle destan edebiyatının zenginleşmesine sebep olmuştur.</p>
<p>İdil Tatar folklorunda ortaya çıkmış bu yeni destanları üç kısma ayırmak mümkündür:</p>
<ol>
<li>Başlangıç şekli itibariyle yazılı olup, günümüze yazılı olarak ulaşmış ve okunmuş destanlar. Bunlar muhtemelen sözlü gelenekte teşekkül etmiş olmakla birlikte, elimize ilk olarak ancak yazılı örneğinin ulaştığı destanlardır. Meselâ “Büz Yiğit”, “Tülek”, “Şahsenem ile Garib”, “Hurluga ile Hemra”, “Maktım-Sılu”, “Kür Uğlı Soltan”, “Kıssa-i Avık”, “Kıssa-i Sekam”, “Gayse ulı Amet”, “Kisikbaş Kıyssası”, “Kaharman Katil”, “Çura Batır Kıssası” v.b. bu çeşit destanlardandır.</li>
<li>Halk tarafından çok sevilen ve hem yazılı hem sözlü olarak yaygın olan destanlar: “Kıssa-i Yusuf”, “Tahir ile Zühre”, “Leyla ile Mecnun”, “Seyfülmülük”. Genelde bu tür destanların, Kul Ali’nin “Kıssa-i Yusuf”u, Nizamî ve Meclisî’nin eserleri gibi ferdî icada dönüşmüş versiyonları da bilinmektedir. Halk tarafından da aynı konuyu işleyen çok sayıda versiyon mevcut olup, onlar hem yazılı hem sözlü olarak popülerlik kazanmıştır. Popüler konulu bu eserler eski rivayetlerden hacimli eserlere dönüşmüş, yüzyıllar süresince folklordan edebiyata ve edebiyattan folklora geçerek yaşamlarını devam ettiregelmiş eserlerdir.</li>
<li>Evvela sözlü folklor ürünü olup, sonradan belli bir şahıs tarafından yazıya geçirilmiş destanlar. Tatar folklorunda bunun açık örneği Edigey Destanı’dır. Zira Edigey Destanı, başlangıç itibariyle sözlü anlatım olan destan kalıntılarından oluşturulması ile ayrıcalıklıdır.</li>
</ol>
<p>Yukarıda bahsettiğimiz gibi, Volga Tatarları destanları genelde yazılı olmalarıyla farklılık göstermektedirler. İdil Tatarlarına destanların Kırgız, Kazak, Başkurt v.b. Türk boylarındaki gibi âşık tarafından icra edilen sözlü şekilden ziyade yazılı olanları daha makbul olmuş ve malum epik konular Tatar epik ortamında yazıyla sabitlenerek, değişik bir şekilde mevcudiyet bulmuşlardır.</p>
<p>Bir başka deyimle, artık İdil Tatarlarında çiçenlerin yerini, çoğu kalemle de yazan halk şairleri almıştır. Bunu daha çok okumuş insanlar yapmış ve onlar destanı yazılı olarak halka dağıtma rolünü de üstlenmişlerdir. Bu, İdil Tatar yazılı destanlarının en önemli özelliklerindendir. Bunlara ilave olarak, Tatar folklorunda Anadolu kıssahanları gibi kitaptan okuyanların da bulunduğunu söylemek gerekir. İdil Tatarlarında eskiden beri şiir kitaplarını makamla okuma geleneği vardır. Onları günlerde, birbirlerine yardım etmek için toplandıkları akşamlarda güzel sesli, iyi diksiyonlu şakirdler, kızlar veya yaşlı kadınlar okumuşlardır. Bu tür okuyucular özel bir adla anılmazlar.</p>
<p>İdil Tatarlarındaki destan varyantını okuma tarzı âşığın destan icrasından kökten farklı olup, destanları melodi ile okuma tarzı yazısız kültürün yansıması olmasından ziyade, daha çok İslam kültürü ile girmiş olan gelenekle benzerlik göstermektedir. Kur’an’ı makamla okuma geleneği ile birlikte, destanların kutsiyeti haiz olduğu inancına bağlı olarak, yazıya dayalı hacimli epik eserlerin de makamla okunmasına veya ezberde olanların melodi ile söylenmesinin ağırlık kazanmasına sebep olmuştur. Walter J. Ong’un bu konuyla ilgili tespitlerine göre, “Çoğu dinlerde tören ve ibadet için konuşulan söz, gündelik hayatla bütünlük gösteren işlevlere sahiptir. Neticede, büyük dünya dinlerinde kutsiyet haiz metinler inkişaf etmiş ve onların içinde yazılı sözlere de kutsiyet haiz olunmuştur” (Ong 1982:74-75). İdil Tatarlarında epik eserlerin icra kısmı önemini azaltmış ve destanın metin içeriği ön plana çıkmıştır. Bu yüzden, çeşitli kitaplardan okuduklarını, halktan duyduklarını kendilerine göre mısralara ve kâğıda döken çiçen-şairlerin isimleri unutulmuştur. “Tahir ile Zühre”nin yazarı Kormaşî, “Büz Uğlan”ı yazan Bahavî, “Şahsenem ve Garib”i yazan Mevlikey Yumaçikov gibilerin de adları halkın hatırında bir şahıs olarak kalmamıştır. Hatta Tatarlarda en popüler olan “Kıssa-i Yusuf”un yazarı Kul Ali, “Leyla ile Mecnun”u, “Ferhad ile Şirin”i yazan Nizamî, Nevaî’ler de aynı durumdadır. Bu, kanaatimizce çiçenlerin, halkın sözlü gelenekte aktarageldiği eserleri yazıya geçirmiş olmalarından ve yazılı hale gelen eserlerinin yazıya geçirenden ziyade muhteva yönünden kendilerini aşarak, bütün topluma mal olması, yani anonim hale gelmesi ile yakından alâkalıdır. Muhtemelen Dede Korkut Kitabı’nın yazıya geçiren meçhul müellif de bu durumu fark etmiş olduğundan adını zikretmemiştir.</p>
<p>Araştırıcı Flora Ehmetova-Urmançı, adları tam olarak belli olan “yeni” çiçenlerden Sibirya’dan Sıddık Zeynetdinov, Tataristan’in Arça ilne bağlı Menger köyunden Sabircan Akın, Layış ilinden Bayçıgavi, Keşşafetdin Minzelevî, Veliullah Tohfetullin, Huseyin Nogay, Lütfullah Abdullah oğlu, Ali Mahmudov’un yanı sıra pek çok “yeni” çiçenin bulunduğunu ifade eder. Belirtmek gerekir ki, adı geçen bu şahısların türkü, masal, vecizeler açısından çok zengin olan repertuvarında destanlar yer almamıştır. Flora Ehmetova-Urmançı ayrıca, Sibirya’nın Baraba bölgesinin sakini Allahyar Muhammetşin, Tataristan’ın Leninogorsk ilinden Mincamal Gulova’nın repertuvarında birkaç destan olduğunu, Sibirya’da destanları makamıyla birkaç gece boyu okuyabilen Yamaşke Koca, Ramazan İlyasov gibi çiçenlerin bulunduğunu belirtir (Ehmetova 1984:11). Fakat İdil Tatarlarındaki sözlü karakterdeki destanları âşık-ozan geleneği ürünü olan sözlü destanla bir tutmak pek doğru değildir. Birincisi, genelde bu varyantların “ikizleri”, yazılı paralelleri de mevcuttur. Şu da bir gerçektir ki, yazılı paralelleri daha hacimli ve daha kâmildir. İkincisi, sözel karakterdeki bu tür varyantlar bile gerçekten âşık geleneği ürünü olmaktan uzak olup, daha çok şu ya da bu destanın bir kısmını melodi ile söyleyip, içeriğini anlatmaktan ibarettir. Üçüncüsü, sözlü varyantları mevcut olan bu eserler “Kıssa-i Yusuf”, “Tahir ile Zühre” gibi sadece İdil Tatarlarına nispet edilen bazı destanlara has bir özellik olup, bu destanlar coğrafya olarak da, popülerlik bakımından da hayli sınırlıdır.</p>
<p>Yukarıda bahsini ettiğimiz gibi, kahramanlık destanları unutulmaya, epik eserler epiko-romanesque ve romana geçmeye yüz tutmuştur. “Yir Tüştük” (Yirtöşlik), “Bürihan” ve diğer Tatar destan kahramanlarından, ayrıca şimdi masal ve şarkı olarak yaşamaya devam eden epik kahramanlardan farklı olarak, Edigey’in adı bile unutulmuştur. Buna en tipik örnek ise Kazan Tatarlarının konuşma dilinde hâlâ güçlü, iri yapıya sahip insana Alpamşa/Alpamış benzetmesi yapılmasına rağmen, Edigey ile ilgili herhangi bir izin bulunmamasıdır. Hatta “Seyfilmülük” ve “Büz Yiğit” gibi zamanında çok yaygın olan bazı masalsı roman ve şiirsel kıssalar da şimdi anlatılmayıp İdil Tatarlarında epik ve lirik karakterli şarkı, “Beyit” (Urmançiev 1974:3) veya tarihî vakayinamelere dönüşmüştür. Bütün bunlara rağmen, Tatar folklorunda destanların en eski türü olan kahramanlık destanlarının örneklerini teşkil eden epik eserler de muhafaza edilmiştir. Kahramanlık destanlarında kahraman etrafında gelişen olaylar temel konu olup, kahraman Türk folkloruna özgü bir şekilde anlatılıp methedilmektedir. Bazı destanlarda kahramanlık fikri dinî-mistik karaktere bürünmüştür.“Tülek”, “Gayse Ulı Amet”, “Kıssa-i Sekam”, ”Çıngız”, “Aksak Timir”, “Kisikbaş”, “Kaharman Katil”, “Kür Uğlı Soltan”, “Narık ve Çura’nın Hikeyeti” v.b. bu tür destanlara dâhil edilmektedir. 1919 senesinde N. Hekim, 1940 senesinde N. İsenbet tarafından destanın daha önceki nüshalarından yola çıkılarak metni yeniden yazılmış Edigey Destanı da böyle bir sözlü kahramanlık destanıdır.</p>
<p>Tatar Türklerinde Edigey Destanı’nın yirmiden fazla varyantı vardır. Bunların elyazması olarak muhafaza edilen sekiz tanesi, derleyicinin bir nevi kendisinin çiçenlik ürünüdür. Onların hepsinde destanın hatırda kalan parçaları mümkün olduğu kadar belli tarihî olaylara dayalı olarak yazılmıştır. Bazen destanın şiiri yazılıyor, bazen bu şiir, tarihî simaların dilinden söyletiyor veya tam tersi, tarihî olaylar epik şiirlerle onaylanmış gibi oluyor. Meselâ, Gabidullah varyantında Edigey ile Canbay’ın, Kondızbike’nin mezarı yanında görüşmesi, sanki gerçekten olmuş gibi, o mezarın bulunduğu yer bile gösterilmektedir (Tataristan Cumhuriyeti’nin G. İbrahimov adını taşıyan Edebiyat ve Tarih Enstitüsü Arşivinin 52 Bölümü, No 80). Yani elyazmalarında destan için yabancı olan üslûbu da, ayrı ayrı sözleri birleştirerek yeni bir anlam veren başka bir söz elde etmeyi de, ona has şekilde uydurmayı da bulmak zor değildir. Lâkin bunları tahrifçilik olarak kabul etmek de yanlış olur, zira bu olay Tatar versiyonlarına has genel bir özelliktir.</p>
<p>1914 yılında Kazan’da ayrı bir kitap olarak yayımlanmış olan M. Gosman’ın eseri de yazarın Edigey hakkındaki bütün bildiklerini mensur şekilde anlatmasından ibarettir. Fatih Seyfi-Ufalı ve Nazım Hanzafarov varyantları v.b. da W.Radloff kitaplarından ve başka kaynaklardan malum olan şiir parçalarını, tarihî olayları kendi bildiği şekilde okuyucuya vermeye gayret etmiş yazarların ürünüdür.</p>
<p>Edigey Destanı’nın Tatar varyantları arasında açıklamalı metinlerin en hacimlisi, N. İsenbet ve N. Hekim metinleridir. Bunların ikisi de hacimli, tarih ve edebiyat açısından derin bilgiye sahip olup, ayrıca çiçenlik ustalığı da mevcuttur. Buradan N. Hekim metni, 1919 yılında Sibirya’da Sıddık Zeynetdinov’tan derlenmiştir. N. İsenbet varyantı ise, 34 kaynaktan yararlanarak ve yazarın zevkine göre hazırlanmıştır. N. İsenbet, ayrıca bazı şiirleri olduğu gibi almış, bazı mensur kısımları manzum yaparak orijinale ilâve etmiştir. Yazar, bu yaptıklarını bir makalesinde dile getirir (İsenbet 1940:11).</p>
<p>Epiko-romanesque tarzdaki yazılı destanlarda Ortaçağlardan gelen romantik geleneğin hâkim olduğu halk destanları (halk hikâyeleri) yer almıştır. Bunlara örnek olarak “Büz Yiğit”, “Leyla ile Mecnun”, “Tahir ile Zühre”, “Kıssa-i Yusuf”, “Seyfülmülük”, “Şahsenem ile Garib”, “Hurluga ile Hemra”, “Maktım-Sılu” gibi eserleri söyleyebiliriz. Tatar yazılı destanları, edebiyat, yani bireysel üretimle iç içe olan yazılı epik eserlerdir. Eski ve Ortaçağ Türk edebiyatında belli bir konuya eserler yazma çok yaygındır. Tatar destanları dünya halklarının edebiyatı, özellikle de Doğu’da yaygın olan edebî konularla zenginleşmiştir. Tatar Türklerinin yazılı kültürünün daha eskiden gelmesi sebebiyle Tatar destanları, Ahmet Urazayev-Kormaşî’nin yazdığı “Büz Uğlan” ve “Tahir ile Zühre”leri gibi Osmanlı tarihlerinden görülerek, daha anlaşılır olan dilimiz Nogay ve Kazak lügatine aktarılarak, başından sonuna kadar mukayese edilip, kısaltma veya düzeltme yoluyla kurulmuş eserler tertibinde üretilmiştir (Urazaev-Kormaşî 1917, <em>Tatar Halık İcatı</em> 1984:370). Bir zamanlar halktan derlenmiş olan destanlar, kitap haline getirilerek yeniden halka dönmüş, bugün hayatlarını kitap içinde sürdürmektedirler. Nizami’nin “Leyla ile Mecnun”, Meclisî’nin “Seyfülmülük” gibi meşhur eserleri, malûm konuyu esas almış; fakat folklordan ziyade bireysel üretimin üstünlük kazandığı edebi eserler olarak şekillenmişler. Çoğunluk tarafından sevilerek okunan bu destanların hem folklor hem edebiyatla bağlantılı bir tür olarak tanımlamanın sebebi, aynı konuyu esas alan halk varyantları ile birlikte orijinal eserlerin de üretilmesi olsa gerek (<em>Kratkaya Literaturnaya Entsiklopediya</em> 1964:530) Vladimir Propp’un belirttiği gibi, “Herhangi bir destan tek on yıla değil, oluştuğu, yaşadığı, mükemmelleştiği süredeki tüm yüzyıllara aittir. (Propp 1955: 25). Fakat bu bir destanın “mükemmelleşmesi”, ancak yazılı kültür ortamına mensup olan birileri tarafından yeniden yazılması ile mümkün olup, sözlü gelenekten derlenen onca hacimli ve tam destan metni, birileri tarafından yeniden işlenerek kaleme alınmadığı için mükemmelleşmemiş anlamına gelmez. Bunun bariz örneği, ideoloji kurbanı Çuvaş yapma destanlarıdır. Bir dönem Çuvaş yazarları ve şairleri “milli bir Kalevala” yapma arzusu ile zaman zaman epik özellikler taşıyan halk edebiyatı ürünlerinden, zaman zaman da tarihi kaynaklardan yararlanarak, aynı zamanda kendi yaratımlarını da katıp uzun soluklu destanlar yazmışlardır. “Tam anlamıyla Çuvaşların hafızasında yer eden tarihi olayların objektif bir şekilde yansıtılmamış olması ve aynı zamanda her geçen gün Çuvaşçanın kullanımdan kalkıyor olması gibi sebeplerle bu destanlar, Çuvaşlar arasında “Kalevala”nın Finler, “Şehname”nin Farslar arasında gördüğü kabulü görmemiştir. Alp anlatımları gibi, “yapma destan” yaratma konusuna çok güzel kaynaklık edebilecek metinler olmasına rağmen Çuvaş tarihinden ve folklorun gerçek anlamda faydalanmadığını söylemek mümkündür” (Bayram 2012: 661).</p>
<p>Herhangi bir destanın gelişmiş bir seviyeye ulaşması ve o noktada kaydedilebilmesi için ona çoğu zaman yetenekli bir şairin edebi ustalığına ihtiyaç duyulmuş, yani mükemmel bir destan metninin oluşumunda bireysel kabiliyetin ve etkinin rolü de oldukça önemlidir. Fakat pek çok halkın sözlü geleneğine ilişkin destanların yazılı örneklerinde müelliflik sadece sembolik derecede olmuş, eserde sözlü gelenek özellikleri daha hâkim kalmıştır. Yani sözlü gelenekten derlenen metin sadece kaydedilmiştir. Dolayısıyla, onları orijinal eser olarak kabul etmek de, edebî eser kriterleriyle incelemek de pek doğru olmaz. Hâlbuki folklor konusunu edebîleştirme sayesinde yeniden halka dönmüş konular mevcut ve bu dönüşüm Tatar folklor ve edebiyatında XX. yüzyılın başlarına kadar gözlenmektedir. İdil Tatarlarında “Tülek”, “Gayse Ulı Amet”, “Kıssa-i Sekam”, “Kaharman Katil” gibi destanlar mevcudiyetlerini sadece elyazması veya matbu kitap olarak sürdürmüş ise (bu eserlerin sözlü anlatımları İdil Tatarlarında hiç olmamış), “Tahir ile Zühre” konulu Tatar yazılı destanının üç çeşit yaşam şekli olduğu söylenebilir. Adı geçen destan hem elyazması, hem sözlü anlatım, hem varyantları kitap haline getirilerek matbu şekilde günümüze ulaşmıştır. “Seyfülmülük” de günümüze benzeri şekilde: elyazması, sözlü anlatı ve epik türkü olarak yaygın olan ve sevilen bir destandır. “Büz Yiğit” destanı da Tatar yazılı destanlarına özgü bir tarzda çeşitli şekilde mevcudiyetini sürmüş ve hem elyazısından hem matbu olarak kitaptan okunmuştur. “Kıssa-i Yusuf”a gelince, onun daha çok kitaptan okuma, malum konuyu takip ederek yeni varyantta anlatma gibi tarzları yaygın olmuştur.</p>
<p>Böylece, Tatar destanları içinde aynı konuya dayalı eserin elyazması ve matbu olarak muhafaza edilmesiyle birlikte, sözlü anlatı olarak halkın dilinde günümüze ulaşan varyantlarına da rastlanmaktadır. Bu daha çok menşe olarak kitabî konulu olan destanlara has özelliktir.</p>
<p>Netice olarak yazılı destanlar, folklorun yaygın bir türü olarak İdil Tatarlarının günlük hayatında önemli yer tutmuş ve onlar Tatarlar için o zamanın arz ve talebi üzerine, ruhî ihtiyaç neticesi olarak ortaya çıkmışlar ve halkın yüzyıllardır süregelen sosyo-kültürel hayatını, dünya görüşünü, inancını ortak motifler vasıtasıyla yansıtmışlardır. Türk dünyasının yeni yüzyıllardaki atılımının kendi köklerine inerek yeniden yapılanması ile mümkün olacağı kanaatiyle, destan çalışmalarının önemli olduğunu düşünmekteyiz ve İdil Tatarlarının yazılı destanları üzerinde yapılacak bütünleyici çalışmalar için onların tahlil edilmesi gerektiğine inanıyoruz. İdil Tatarlarının yazılı destanları, umum Türk destan geleneğinin biraz dışına çıkmış, alışılmamış ve yeni icra özellikleriyle kendine has ve değerli bir epik miras oluşturmuştur. Bu sebeple onlar sadece Tatarlar arasında değil, bütün Türk dünyasına ait olan destan kataloğu ve incelemeleri arasında layık olduğu yere konulmalıdırlar.</p>
<p><strong>Dr. Rüstem SULTEEV</strong></p>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Not&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">
<p>3. Epik eserlerin epiko-romanesque ve romana geçiş süreci ile ilgili olarak, bkz. Boratav 1988; Boratav 1995; Türkmen 1974; Türkmen 1983.</p>
<p>4. Tatarlarda “beyit” sözünün Türkiye Türkçesinde kullanılmakta olan anlamı XX asrın 30. yıllarına kadar kullanılmış, fakat sonradan ilk mânâsı arka plana geçmiş, evvelâ düzenli bir şiir, sonradansa halkın sözlü ürünlerinin bir türü için kullanılmaya başlamıştır. Günümüzde Tatarların yaşadığı bazı yörelerde, meselâ Sibirya Tatarlarında eski anlamı kullanılagelmekte olmasına rağmen, Tatar edebiyat biliminde “Beyit” trajik bir konuyu ele alarak manzum şekilde anlatan, bir nevi Anadolu’daki “ağıt”lara benzeyen bir türdür. Bu konuda geniş bilgi için bkz. Urmançiev 1974:3.</p>
</div>
            </div>
<div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Kaynaklar&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content">
<p><em>100 Soruda Halk Edebiyatı</em>. İstanbul: Gerçek Yayınları, 1995.</p>
<p>Bayram, Bülent. “ Çuvaş Türklerinin Telif Destanlarında Tarih ve İdeoloji”, <em>Prof. Dr. Fikret Türkmen Kitabı</em>. İzmir: Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları, 2012: 653-662.</p>
<p>Boratav, Pertev Naili. <em>Halk Hikâyeleri ve Halk Hikâyeciliği</em>. İstanbul: Adam Yay., 1988.</p>
<p><em>Burhan-ı Katı</em>. İstanbul, 1870, C.1.</p>
<p>Edigey. Akt. ve Haz. Rüstem Sulti. Ankara: TÜRKSOY Yayınları, 1998.</p>
<p>Elçin, Şükrü. “<em>Türk Dilinde Destan Kelimesi ve Mefhumu</em>”. Halk Edebiyatı Araştırmaları, Ankara: Kültür Bakanlığı, 1977.</p>
<p>Ergun, Metin. Kopuz Sarını Kazak Âşık Tarız Şiir Geleneği Akın Cıravlar. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, 2002.</p>
<p>Günay, Umay. <em>Âşık Tarzı Şiir Geleneği ve Rüya Motifi</em>. Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1986.</p>
<p>İsenbet, Nekıy. “Tatar Halık Eposı İdigey Dastanının 500 Yıllığı”. <em>Sovet Edebiyatı</em>, Kazan 1940.</p>
<p>Jirmunsky, V.G. <em>Tyurkskiy Geroiçeskiy Epos</em>. Leningrad: Nauka, 1974.</p>
<p>Koroglı, H.G. <em>Oguzskiy Geroiçeskiy Epos</em>, Moskova: Nauka, 1976.</p>
<p>Ong, J.Walter. <em>Orality and Literacy. The Technologizing of the Word</em>. London and New York: Methuen, 1982.</p>
<p>Propp, Vladimir. <em>Russkiy Geroiçeskiy Epos</em>. Leningrad, 1955.</p>
<p>Sami, Şemseddin.<em> Kamus-ı Türkî</em>. İstanbul, 1316.</p>
<p><em>Tahir ile Zühre Hikâyesi Üzerinde Bir İnceleme</em>. Ankara: Kültür ve Turizm Bakanlığı Yay., 1983.</p>
<p><em>Tatar Halık İcatı</em>. Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1984.</p>
<p><em>Tatar Poeziyesi Antologiyesi</em>. 1. Kitap, Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1992.</p>
<p>Tataristan Cumhuriyeti’nin G. İbrahimov adını taşıyan Edebiyat ve Tarih Enstitüsü Arşivinin 52 Bölümü (Edigey Destanı ıle ilgili elyazıların muhafaza edildiği bölüm).</p>
<p>Türkmen, Fikret. <em>Âşık Garib Hikâyesi Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma</em>. Ankara, 1974.</p>
<p>Urazaev-Kormaşî, Ahmet. <em>Kıssa-i Tahir ve Zühre</em>. Kazan, 1917.</p>
<p>Urmançiev, Fatih. <em>Halık Avazı</em>. Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1974.</p>
</div>
            </div>
<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="eZpAkZT3VF"><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı</a></blockquote><iframe title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/embed/#?secret=eZpAkZT3VF" data-secret="eZpAkZT3VF" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="rlhGMd8hx9"><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler</a></blockquote><iframe title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/embed/#?secret=rlhGMd8hx9" data-secret="rlhGMd8hx9" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p><blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="gxfFy6JqMh"><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a></blockquote><iframe title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/embed/#?secret=gxfFy6JqMh" data-secret="gxfFy6JqMh" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>

<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Nov 2017 11:42:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[folklor]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Tatarları]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı Destanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10369</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra (Editör: İrfan Tiryaki) Rusların, 1552 yılında Kazan Hanlığı, 1598 yılında Sibirya, 1783’de Kırım ve diğer Tatar topraklarını istilâ etmesi ve akabinde yüzyıllar boyu süren savaşlar ve isyanlar, Tatarları derinden etkilemiş ve doğal olarak onların sanat eserleri şu ya da bu şekilde bu tarihî olaylardan nasibini almışlardır. Kanaatimiz odur ki, eğer [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra</strong></p>
<p>(Editör: İrfan Tiryaki)</p>
<p>Rusların, 1552 yılında Kazan Hanlığı, 1598 yılında Sibirya, 1783’de Kırım ve diğer Tatar topraklarını istilâ etmesi ve akabinde yüzyıllar boyu süren savaşlar ve isyanlar, Tatarları derinden etkilemiş ve doğal olarak onların sanat eserleri şu ya da bu şekilde bu tarihî olaylardan nasibini almışlardır. Kanaatimiz odur ki, eğer Tatar halkı üzerinde yüz yıllar süren Rus baskısı olmamış olsaydı, bugün Tatar folkloru çok daha zengin bir literatüre, bu arada daha çok sayıda kahramanlık destanına ve sözlü destan geleneğine sahip olacaktı. Tatar destanlarının ekseriyetinin, bu arada İdigey/Edigey Destanının da, Sibirya Tatarlarında muhafaza edilmiş olması, Sibirya’nın Rus istilâcılarının ulaşımına pek müsait olmamasından kaynaklanmaktadır. Zira Ruslar tarafından işgal edilince kültür hayatı büyük bir sekteye uğramıştır. Eski âdetlere göre bayramlar, çeşitli oyunlar, şenlikler tertipleme imkânı kalmadığından tabii olarak, musiki, destan icrası ve gelenekleri de yavaşça rengini ve hızını kaybetmiştir. Boyunduruk altındaki milletin fazla neşelenecek ruhî potansiyelinin kalmamasının yanında, işgalin kısa bir zamanda tamamlanmamış olması da halkın kendi hayatı için mücadele ile vakit geçirmesine, dolayısıyla kültür hayatının eski canlılığı ile devam etmemesine başlıca sebep olmuştur (Tahir ve Devlet 1972:50). Rus işgali tamamlandıktan sonra ancak ufak çaptaki topluluklarda, kırsal alanlardaki küçük yerleşim birimlerinde bir araya toplanabilmek ve geleneği yaşatmak mümkün olmuştur. Tatarların diğer Türk boylarıyla bağlantıları koparılmış, büyük, küçük yerleşim birimlerinin çevresine Rusların ve Müslüman olmayan halkların yerleştirilmesiyle, Tatar köylerinin birbirleriyle ilişkisi kesilmiştir. Bu noktada halk Ruslara karşı direnmek gayesiyle İslamiyet’e dört elle sarılmıştır. Bazı çevrelerde taassubun yayılması sonucunda destan ortaya koymak veya destan okumak ayıplanmaya başlanmıştır.</p>
<p>Epik eserlerin çoğunun halkların, devletlerin kendi mukadderatını kendileri tayin etme döneminde oluşması hayret edilecek bir durum değildir. Tabiidir ki, halkın kendine ait eserleri ortaya çıkarabilmesi için kendi gönlünde yaşama sevinci, coşkusu ve kendi tarihinden haberdar olması gerekmektedir. Zor şartlar altında yaşadıkları hayat, Tatar halkının kendi tarihi ile olan irtibatını ve milli şuurunu hayli sarsmıştır. Tatar tarihçisi Şihabetdin Mercanî, o günlerde Tatarların içinde bulundukları millî şuur eksikliğini şöyle anlatır: “Kavmimizin tarihinin büyüklüğü yetiştirdiğimiz cihan âlimleri, büyük hekimler ve hükümdarlar gibi babalarımız, atalarımız, amcalarımız, halkımız tarafından bilinmeyerek büsbütün bilinmezlik örtüsü altında kalmıştır. Hatta kavmimizin ekseriyeti, ezelden beri Rus hâkimiyeti altında yaşıyoruz, zannetmektedir. Bolgar ve Kazan tarihinden duyduklarını küçümseyerek ve mübalağa ederek, “o, han zamanındaki iş” demekten başka bir şey bilmiyorlar ve bu sözün manasına bile sıhhatlice akıl erdiremiyorlar. Kendi kabilelerinden ne kadar şöhretli hükümdarlar gelip geçtiğinden haberleri yok”. (Mercanî 1989:43-44). Bütün bunlara rağmen, destan geleneğinin belli bir ölçüde nesilden nesle, ağızdan ağıza nakledilerek, halkın dilinde ve gönlünde yüzlerce sene yaşayabilmesi de biraz şaşırtıcıdır.</p>
<p><strong>Dr. Rüstem SULTEEV</strong></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Kaynaklar&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p>Mercanî, Şihabetdin. <em>Müstefâdu’l Ahbâr fi Ahvâl-I Kazan ve Bulgar.</em> Akt. Enver Heyrullin, Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1989.</p>
<p>Tahir, Mahmut ve Nadir Devlet. “Kazan Türklerinde Musiki”. <em>Kazan Dergisi</em>, İstanbul, 1972:7-8.</p>
<p></div>
            </div></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="oTi6XIQKOF"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi&#8221; &#8212; Bilimdili.com" src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/embed/#?secret=oTi6XIQKOF" data-secret="oTi6XIQKOF" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="F5DjN0p6QC"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi&#8221; &#8212; Bilimdili.com" src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/embed/#?secret=F5DjN0p6QC" data-secret="F5DjN0p6QC" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="vgVUFDnKdN"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/embed/#?secret=vgVUFDnKdN" data-secret="vgVUFDnKdN" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Nov 2017 09:58:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[folklor]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Tatarları]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı Destanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10325</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra (Editör: İrfan Tiryaki) Tarihteki olup biten olaylar çoğu milletlerde destan estetiğine has bir şekil, üslûp ve gelenek içinde, anlatıcı-dinleyici, yani destan metni ile o metni söyleyerek icra edenin birliği ve bütünlüğü çerçevesinde zenginleştirilerek anlatılmaktadır. Kazak, Kırgız, Başkurt, Türkmen, Yakut, Altay, Hakas, Buryat v.b. Türk boylarının destanları genelde böyledir. Bu boylarda [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra</strong></p>
<p>(Editör: İrfan Tiryaki)</p>
<p>Tarihteki olup biten olaylar çoğu milletlerde destan estetiğine has bir şekil, üslûp ve gelenek içinde, anlatıcı-dinleyici, yani destan metni ile o metni söyleyerek icra edenin birliği ve bütünlüğü çerçevesinde zenginleştirilerek anlatılmaktadır. Kazak, Kırgız, Başkurt, Türkmen, Yakut, Altay, Hakas, Buryat v.b. Türk boylarının destanları genelde böyledir. Bu boylarda ünlü destan anlatıcıları-âşıklar mevcut olup, onların destan söylemeleri aylar boyu devam etmiştir (Kurmanbek 1970:5).</p>
<p>Türkiye’de yayımlanan Türk boylarının destanları ve destancılık gelenekleriyle ilgili çalışmalarda da destan anlatıcıları hakkında detaylı bilgiler vardır. M. Öcal Oğuz, Özkul Çobanoğlu, Naciye Yıldız, Metin Ekici Metin Ergun, Mehmet Aça gibi pek çok araştırıcı, Türk boylarında destan anlatıcılarının Hakaslarda “hayçı”, Yakutlarda “oyun” veya “olonghohut”, Anadolu ve Azerbaycan Türklerinde “Âşık, Ozan”, Türkmenlerde “Dassançı ve Bagşı”, Kırgızlarda “Comokçu, Manasçı”, Kazaklarda “Akın, Cırşı ve Cırav”, Karakalpaklarda “Jırav, Baksı”, Uygurlarda “Meddah, Dastançi, Goşagçi”, Tatarlarda “Çaçan”, Başkurtlarda “Sasan”, Altay Türklerinde “Gayçı veya Kayçı”, Özbeklerde ise, “Bahşı, Dastançi ve şâir”, Tuvalılarda, “toolçu”, Tofalar ise “Ülegerşi” şeklinde adlandırılmış olduğunu ifade eder (Akyüz 2011).</p>
<p>İdil Tatarları hariç, Türk boylarının çoğunda, aynı zamanda Sibirya Tatarlarında, bu gelenek günümüzde de yaşamakta, yani “destan” türü farklı adlarla karşılanan temsilciler vasıtasıyla hacim bakımından daha geniş folklor metinleri oluşturma geleneği çerçevesinde sürdürülmektedir. Göründüğü gibi, destanın sözlü olarak icra edilen bu şekli, sözlü kültürün hâkim olduğu göçebe hayat şartlarında daha uzun süre kalmış boylarda daha iyi bir şekilde muhafaza edilmiştir. Destanı halka ulaştıran anlatıcının icrası, yazısız kültürün bir yansıması olup, herhangi birinin destanı söyleyenden derleyip günümüze ulaştırdığı yazılı metni ise onun kâğıda dökülmüş, tespit edilip sabitleştirilmiş bir örneğidir.</p>
<p>Eski Tatar destanlarını anlatanlara, onları nesilden nesile aktaranlara geleneksel olarak “yırav” ve “çiçen” denmektedir. Aynı zamanda onlara “akın“ ve “dastançı” da denmiştir. Yırav ve çiçen, Anadolu’daki ozan ve âşık terimleriyle büyük benzerlikler sergilemekte ve aynı durum, Kazak ve Kırgız yırav ve akınları için de söz konusudur. Yıravlar, halkın içtimaî ve siyasî hayatında ehemmiyetli rol oynamışlardır. Onlar, halkı düşmana karşı örgütleyip savaşa çağırmış, boylar arasında her türlü problemi çözmüş, aradaki dostluğu ve kardeşliği pekiştirmiş, iyiliğe ve dostluğa davet etmişlerdir. Yıravsız hiçbir meclis, eğlence, düğün yapılmamıştır. Yıravlar hakkında yapılan pek çok çalışma bu temsilcilerin yüzyıllardır süregelen “Âşık Tarzı”nın (eski Şaman, Baksı, Kam, Ozan geleneği) temsilcileri olduğunu ortaya koymuştur (Köprülü 1966, Günay 1986).</p>
<p>16. yüz yılın ikinci yarısına kadar, kahramanlık destanlarının teşekkül ettirilip ettirilmesi yıravlar tarafından gerçekleştirilmesinden sonra, onların fonksiyonlarını çoklukla çiçenler üstlenir. Başkurtlarda olduğu gibi, İdil Tatarlarında da “Yıravlar, destan çağının temsilcileri iken sesenler (çeçenler/çiçenler-RS) ise edebiyat çağının temsilcileri olmuşlardır”. Onlar da, “tıpkı yıravlar gibi, halk sairi ve filozofu, halk eğitmeni ve tarihçisi, el-yurt bilgesi mevkiini işgal etmiş, fakat yıravlarda biz ve halk duygusu, sesenlere/çiçenlere nazaran çok daha canlıdır” (Ergun ve İbrahimov 2000: 14).</p>
<p>Türk boylarının yaşadığı diğer bölgelerde tarihte çok ünlü destan anlatıcıların yaşadığına dair kaynaklara rastlanır. Fakat Tatarlarda başka Türk boylarındaki gibi ün kazanmış yırav-çiçenlerin adını söylemek zor ve onlar hakkında bilgiler yok denecek kadar azdır. Bilinen yırav-çiçenler bile, destan kahramanları olan Subra Yırav (Edigey Destanı’nda da mevcuttur), Ciren Çiçen gibi birçok yırav-çiçen, Türk boyları için ortak yırav-çiçenlerdir ve onların da ne zaman ve nerede yaşadıkları belli değildir. Bunlara diğer bazı Türk boyları ile ortak olan Esen Kaygı, Kaztugan Yırav, Dusmembet Yırav, Çalgız Yırav gibi birkaç yıravın adını da ilâve etmek mümkündür. [2] Eski Tatar destanlarının söyleniş tarzı hakkında ne yazık ki, yeterli bilgiye sahip değiliz. N. İsenbet’in yazdığına göre, destanlar çiçenler tarafından dombıra, dutar, kopuz veya saz eşliğinde söylenmişlerdir (İsenbet 1940:82).</p>
<p>Kazan’da, XIX. yüzyılın başlarında Tatar matbaası açılıp, “Seyfülmülük”, “Kıssa-i Yusuf”, “Büz Uğlan”, “Tahir ile Zühre” gibi kitapların defalarca basılmasının, destan yaratıcılık geleneklerini etkin ölçüde zayıflattığı bir gerçektir. Zira çiçenler artık bir yerden bir yere gezip dolaşacaklarına, kendi eserlerini kitap ve kıssalar olarak yayınlamayı tercih etmişler, dolayısıyla, destan ve destanla beraber başka folklor eserleri de genellikle matbu şekilde üretilip, halka yeniden dağıtılmaya ve “ikinci ömürlerini” sürdürmeye başlamışlardır. Bunun yanında destanların kutsiyeti haiz olduğu inancına bağlı olarak destan anlatıcılarının adının eski dönemlerden beri gizlenmesi, çiçenlerin unutulmasının bir başka sebebi olarak gösterilebilir. Bir müddet sonra ise “çiçen” kelimesi unutulma derecesine gelerek, manası değişmeye başlamış veya daralmıştır. N. İsenbet’in sözleriyle ifade edecek olursak, Tatar Türkçesinde çiçen denince şair ve hekim bilgeden ziyade, “genel söz ustası, usta konuşmacı, belâgat sahibi, çevik zekâlı insan” akla gelir olmuştur (İsenbet 1959:70). Anlaşıldığı üzere, bu sebeplerden dolayı İdil Tatarlarında makamla, irticalen destan okuma geleneği çoktan unutulmuştur. Fakat bu bir eksiklik olarak algılanmamalıdır. Zira Ong’un dediği gibi, “Sözlülük toplumlar için ideal bir şey değil hem hiçbir zaman olmadı&#8230; Yazı kültürü dünyaya imkânlar açar ve yazı olmadan insanlığın varoluşu düşünülemez. Günümüzde sözel kültürler kendi sözel geleneklerine değer veriyor ve bu geleneklerinin yok olmasına üzülüyorlar, fakat ben bir an önce yazılı edebiyat elde etmek istemeyen sözel kültüre rastlamadım. (Elbette ki, bazı bireyler yazılı edebiyata direniyorlar, fakat onlar yakında kaybolup gidecekler). Buna rağmen, sözel kültür küçümsenemez. O, yazılı edebiyatın ötesinde olan, mesela Odysseia gibi eserler oluşturabilir. Sözel kültür de tamamen sökülüp atılamaz: metni okumak onu sözelleştiriyor. Hem sözlü kültür, hem de ondan ortaya çıkmış yazılı kültür: şuurun evrimi için zorunludur” (Ong 1982:175). Dolayısıyla sözlü kültürün hakim olduğu toplumlarda, yazılı veya elektronik kültür ortamlarına geçememiş olmak, zaman içinde sözlü geleneğe ilişkin eserlerin kaybolmasına ya da parçalanmasına sebep olmaktadır. Örnek olarak İdil Tatarlarının komşusu olan Çuvaş edebiyatında uzun soluklu manzum epik eserlerin yaşamadığı, onların yerine sadece kısa Alp anlatımlarının mevcut olduğu görülür. Bu durum Çuvaşların lehçe ve din farkı dolayısıyla diğer Türk boylarıyla bağlantılarının oldukça kopuk olmasından, daha çok ormanlık bir coğrafyada ve diğer kültürlerden bağımsız halde yaşamalarından, buna bağlı olarak da yazılı kültüre erken zamanlarda geçememesinden kaynaklanmıştır.</p>
<p>Böyle hadiselerin meydana çıkarılmasında halkın tarihî kaderinden, sanat eserinin yapılışından, genellikle onun yaşayışından, gelişiminden, destan türünün diğer türlerle münasebetinden gibi bir veya birkaç halkın tüm manevî zenginliğinin tarihî geçmişinden yola çıkmak gerekir.</p>
<p><strong>Dr. Rüstem SULTEEV</strong></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Not&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p>2. Bu çiçenler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Tatar Poeziyesi Antologiyesi 1992; Ergun ve İbrahimov 2000; Ergun 2002.</p>
<p></div>
            </div></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Kaynaklar&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #231f20;"><span class="fontstyle0">Akyüz, Çiğdem. “Dünden Bugüne Türk Dünyası Destan Anlatıcıları”. </span><span class="fontstyle2"><em>Turkish Studies </em></span></span><span class="fontstyle0"><span style="color: #231f20;">6/4 </span><span style="color: #231f20;">(Sonbahar 2011): 15-26.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #231f20;"><span class="fontstyle0">Ergun, Metin-Gaynislam İbrahimov. “Giriş”. </span><span class="fontstyle2"><em>Ba</em></span><span class="fontstyle0">ş</span><span class="fontstyle2"><em>kurt Halk Destanları</em></span><span class="fontstyle0">. Ankara: TÜRKSOY Yayınları, 2000: 1-51.</span></span> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #231f20;"><span class="fontstyle0">İsenbet, Nekıy. “Tatar Halık Eposı İdigey Dastanının 500 Yıllığı”. </span><span class="fontstyle2"><em>Sovet Edebiyatı</em></span></span><span class="fontstyle0"><span style="color: #231f20;">, Kazan </span><span style="color: #231f20;">1940.</span></span> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #231f20;"><span class="fontstyle0">Köprülü, M. Fuat. Âşık Tarzının Menşei ve Tekamülü”, “Ozan”, “Bakşı”, “İlk Temsilciler”. </span><span class="fontstyle2"><em>Edebiyat Araştırmaları</em></span></span><span class="fontstyle0"><span style="color: #231f20;">, Ankara: Türk Tarih </span><span style="color: #231f20;">Kurumu Yayınları, 1966.</span></span> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #231f20;"><span class="fontstyle0">Kurmanbek, Janış. </span><span class="fontstyle2"><em>Bayış</em></span><span class="fontstyle0">, Frunze, 1970.</span></span> </span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span style="color: #231f20;"><span class="fontstyle0">Ong, J.Walter. </span><span class="fontstyle2"><em>Orality and Literacy. The Technologizing of the Word</em></span></span><span class="fontstyle0"><span style="color: #231f20;">. London and New York: </span><span style="color: #231f20;">Methuen, 1982.</span></span></span></p>
<p><span style="font-size: 12pt;"><span class="fontstyle0"><em>Tatar Halık Mekalleri. </em></span><span class="fontstyle2">Haz. N. İsenbet, C.1, Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1959.</span> </span></p>
<p></div>
            </div></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="YnjIbmk7Ar"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/embed/#?secret=YnjIbmk7Ar" data-secret="YnjIbmk7Ar" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="mdHxCos5LG"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/embed/#?secret=mdHxCos5LG" data-secret="mdHxCos5LG" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="SRQuzoN8kV"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/embed/#?secret=SRQuzoN8kV" data-secret="SRQuzoN8kV" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı</title>
		<link>https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[bilimdili]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Nov 2017 19:48:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Destan]]></category>
		<category><![CDATA[folklor]]></category>
		<category><![CDATA[İdil Tatarları]]></category>
		<category><![CDATA[Tatar]]></category>
		<category><![CDATA[Yazılı Destanlar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://bilimdili.com/?p=10232</guid>

					<description><![CDATA[<p>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra (Editör: İrfan Tiryaki) Destanlar, içinden çıktıkları toplumun tarihî geçmişinden etkilenebilir ve sosyal, ekonomik ve kültürel şartlara göre değişiklik gösterebilirler. Türk boylarının çoğunda sözlü kültüre bağlı destan geleneği muhafaza edilmiş olsa da, destan türü bağlamında alışılmıştan farklılık gösteren İdil Tatar destanları bunun açık örneğidir. Tatarların yüzyıllardır süregelen sosyo-kültürel hayatının neticesinde tedricen [&#8230;]</p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra</strong></p>
<p>(Editör: İrfan Tiryaki)</p>
<p>Destanlar, içinden çıktıkları toplumun tarihî geçmişinden etkilenebilir ve sosyal, ekonomik ve kültürel şartlara göre değişiklik gösterebilirler. Türk boylarının çoğunda sözlü kültüre bağlı destan geleneği muhafaza edilmiş olsa da, destan türü bağlamında alışılmıştan farklılık gösteren İdil Tatar destanları bunun açık örneğidir. Tatarların yüzyıllardır süregelen sosyo-kültürel hayatının neticesinde tedricen şekillenen bu farklılıklar, kendine has bazı özellikleriyle dikkat çekicidir. Sözlü kültüre ilişkin destan geleneği bakımından bir kusur gibi de değerlendirilebilecek olan bu farklılıklar, esasen bir kusur olarak değil, tam tersine ortak Türk destan literatürünün bir zenginliği olarak görülmelidir.</p>
<p>İdil Tatarları, günümüzde Rusya Federasyonu’na bağlı özerk Tataristan Cumhuriyeti’nde ve İdil Nehri boyunca yerleşmiş olan Kazan veya İdil Tatarları’na verilen genel addır. İdil Nehri boyunca yerleştikleri için bu adı almışlardır. Aynı şekilde, buradan çeşitli yerlere göçüp gitmeye mecbur olan Tatarlar da böyle adlandırılmaktadır. İdil Tatarları adı yerine “İdil &#8211; Ural Tatarları” adını kullananlar da bulunmaktadır.</p>
<p>Walter Ong’un tespitine göre; insanoğlunun yeryüzündeki mevcudiyeti 30.000-50.000, ilk yazı ise 6000 sene evveline aittir (Ong 1982:2). Bu çerçevede insanlık tarihinin binlerce senelik malumat ve tecrübesinin sözlü gelenek vesilesiyle nesilden nesile aktarıldığı söylenebilir. Tarih boyunca konuşulan binlerce dilden sadece 106 tanesi edebiyat üretebilecek derecede yazıya bağlanabilmiş, büyük bir kısmı ise hiç yazılmamıştır. Ong, günümüzde konuşulan 3000 kadar dilden ancak 78 tanesinin edebiyat üretebildiği ve yüzlerce dilin kendisini ifade edebilecek bir alfabe ile karşılaşmadığını ifade etmiştir (Ong 1982:7). Yazı icat edilmeden önceki devirlerde ise tarihi birikim ve deneyim, sözlü ortam kaynak ve vasıtalarıyla kuşaktan kuşağa ulaştırılmıştır. Zaman içinde, sözlü ve yazılı ortam içice girerek devam etmiştir. İnsanlığın hayatında derin iz bırakan farklı hadiseler, sözlü ortam ve sözlü kültürün bir kolunu teşkil eden sözlü tarih bağlamında gerçekleştirilmiştir.</p>
<p>Paul Connerton, “günümüzle ilgili deneyimlerimizin büyük ölçüde geçmiş hakkında bildiklerimizin üzerine oturduğu ve genellikle maziyle ilgili imgelerimizin, var olan toplumsal düzeni meşrulaştırmaya yaradığını ifade ederek “mazinin anımsanan bilgileri, törensel denilebilecek, uygulamalarla tanışıp sürdürülmektedir” görüşünü ortaya atmıştır (Connerton 1989:3-4). Jan Assmann da bu konuya değinerek kültürel belleğin köklerinin ritüelllerde olduğunu, bunların yazılı kültürlerin evrimi süresinde çok farklı şekilleraldığını, kültürel bellek sayesinde insan hayatının ikinci boyut veya ikinci zaman kazandığını ve bunun kültürel evrimin bütün safhaları boyunca sürdüğünü belirtir (Assmann 2011: 67-68).</p>
<p>Toplumların hafızasında yer eden, belleklere kayıt düşen hadiseler sonucunda ortaya çıkan tarihi folklor ürünleri, buna bariz misal olarak değerlendirilebilir. Destanlar da sözlü kültürün yazılı kültüre transfer edilmiş toplumsal miraslar olmaları açısından oluşturulduğu ve yaşatıldığı muhitin kültürel imkânlarını gözler önüne sermektedirler.</p>
<p>Tatar halkının zengin edebiyat mahsulleri içinde destanların ayrı bir yeri vardır. Masal, rivayet ve efsanelerle yoğrularak edebî bir şekil alan, manzum veya nesirle karışık, makamla veya makamsız icra edilen türe karşılık olarak diğer pek çok Türk boyunda olduğu gibi, ”dastan” kelimesi, Tatarlarda da hem hacimli manzum özellikteki yazılı eserler için hem de sözlü gelenekte teşekkül eden manzum veya manzum-mensur karışık yapıdaki kahramanlık ana temalı eserler için kullanılmaktadır (Urmançe 2009:343). Farsça bir kelime olan destan, Tatarlar arasında kahramanlık, hikâye, tarih, şiir sanatı, efsane, müzik mefhumlarını da içine almaktadır (Budagov 1869:547). Ünlü Tatar tarihçisi Şihabetdin Mercanî, eserlerinde destanı “tarih anlatımı” manası ile sık kullananlardan biridir. Ayrıca Kadir Ali Bek’in 1602 yılında yazılmış “Vakayinameler Kitabı” Cengiz soyundan olanlar (“Destan-ı Toktamış Han”, “Dastan-ı Urus Han” v.b.) ve Altın Ordu Devletinde bir süre yönetimde bulunan Edigey (“Dastan-ı İdige Bi”) hakkındaki dokuz destandan oluşmuştur. Prof. Dr. Mirkasım Usmanov da “destan” terimini bu anlamda kullanmıştır (Usmanov 1972). Görüldüğü gibi, Tatar folklorunda destan için “dönemin halk tarihinin şiir şeklinde yazılmış vakayinamesi” fikri de yaygındır. [1]</p>
<p>Tarih ve destanların karışması, Doğu’da sık sık karşılaştığımız bir durumdur. Dolayısıyla, meselâ, meşhur “Şehname” ve “Moğolların Gizli Tarihi”ndeki (Moğolların Gizli Tarihi 1986) epik kahramanları ve epik olayları incelerken, İbn-Fadlan, Ebu Hamid El-Garnati, İbn-Arabşah ve başkalarının tarihî çalışmaları da destanı öğrenmek için kıymetli ve güvenilir kaynaklardandır. Destan-tarih ilişkisi açısından Reşideddin ve ekibinin yazdığı “Camiu’t-Tevarih” adlı eserin “Oğuzların ve Türklerin Tarihi” adlı bölümü de dikkate değerdir (Oğuz Destanı 1972). Bu da göstermektedir ki, tarih ile edebiyat, özellikle de halk edebiyatı ve destanlar iç içedir. Tarihçi Ş. Muhammedyarov, Edigey Destanı’nın oluşmasında tarihî ve folklorik kaynakların çok önemli bir yerinin olduğunu ifade eder. (Muhammedyarov 1964:878). Mirkasım Usmanov da “halk şiirinin katmanlarını bir yana iterek” tarihî kaynaklarını araştırmıştır (Usmanov 1972:80-85). Belirtmek gerekir ki, destanlarda tarihî olayları görme isteği oldukça geniş bir araştırıcı kitlesi tarafından kabul görmektedir. Yalnız bundan 40 sene önce Tatar folklor araştırmalarında “destan”ın sadece ilk anlamı üzerinde çalışan araştırıcılar da, bazen eserin halk varyantlarını değiştirerek, Edigey Destanı’nda sadece belli tarihî olayları aramışlardır. Fakat şunu belirtelim ki, epik epizotları tarihte olup biten belli devirlere veya bazı tarihî şahısların faaliyetlerine bağlamak pek doğru değildir. Çünkü destanlarda tarihteki olup biten olaylar doğrudan doğruya aktarılmaz. Vladimir Propp’un belirttiği gibi, destan türünün esas özelliği, halkın hayatını geniş epik planda tasvir etmektir (Ehmetova 1984:5) ve destanda tarihin yerel olayları değil, halkın içtimaî hayatının gelişmesinin uzun süreci yansıtılmaktadır (Petrosyan 1973:9). Ayrıca, Tatar sözlü geleneğinde destanla ilgili olarak “kıyssa” (kıssa) ve “hikayet” terimleri de kullanılmaktadır. “Hikayet” terimi, farklı anlamlarda kullanılır. Örneğin, Dr. L.Mingazova bir çalışmasında bu konuyla ilgili olarak, bu terimin sıkça “anlatmak, hikâye etmek, beyan etmek manasında” kullanılmasının, XX. yüzyıl başı Tatar edebiyatında mensur eserlerinin çoğunun “hikayet” olarak adlandırılmasının ve 1917 Rus ihtilalına kadar olan sürecin bir özelliği olmasının altını çizer (Mingazova 2012:104). “Kıssa” teriminin ise, destan türü için daha geniş kullanışlı olduğu görülmektedir. Doğu edebiyatında ve sözlü geleneğinde epik veya liro-epik tür olan “kıssa”, Tatar edebiyatında yaygın olarak destan ile birlikte, masal, hacimli şiir, efsane, rivayet, gibi manalarda da kullanılmıştır (Edebiyat Bilimi: Terminnar Hem Töşinçeler Süzliği 2007:92).</p>
<p><strong>Dr. Rüstem SULTEEV</strong></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Not&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p>1. Destan kelimesinin Türkçede farklı metinlere ilişkin kullanımı konusunda bkz. Elçin 1977.</p>
<p></div>
            </div></p>
<p><div class="mks_toggle">
            <div class="mks_toggle_heading">&lt;strong&gt;Kaynaklar&lt;/strong&gt;<i class="fa fa-plus"></i><i class="fa fa-minus"></i></div>
                <div class="mks_toggle_content"></p>
<p>Assman, Jan. <em>Cultural Memory and Early Civilizations.</em> New York: Cambridge University Press</p>
<p>Budagov, L. <em>Sravnitel’nıy Slovar’ Turetsko-Tatarskih Nareçiy.</em> Sankt-Petersburg: Tipografiya İmperatorskih Akademiçeskih Nauk, 1869.</p>
<p>Connerton, Paul. How Societies Remember?. Cambridge: Cambridge University Press, 1989.</p>
<p><em>Edebiyat Bilimi: Terminnar Hem Toşinçeler Süzliği.</em> Kazan: Megarif Neşriyatı, 2007.</p>
<p>Ehmetova, Flora. “Dastannar Turında”, <em>Tatar Halık İcatı, Dastannar</em>, C.5, Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1984.</p>
<p>Mingazova, L.İ.<em> Proshedshie Skvoz’ Veka… (İstoriya Razvitiya Tatarskoy Kul’turı)</em>. Saarbrucken: Palmarium Academic Publishing, 2012.</p>
<p><em>Moğolların Gizli Tarihi.</em> Çev. A. Temir. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2 Baskı, 1986.</p>
<p>Muhammedyarov, Ş. <em>Kratkaya Literaturnaya Entsiklopediya,</em> Moskova: Sovetskaya Entsiklopedia,1964.</p>
<p>Oğuz Destanı. Reşideddin Oğuznamesi. Haz. A.Zeki Velidi Togan. C.2. İstanbul, 1972.</p>
<p>Ong, J.Walter. <em>Orality and Literacy. The Technologizingof the Word.</em> London and New York: Methuen, 1982.</p>
<p>Petrosyan, A. <em>Problemı İzuçeniya Narodnogo Eposa.</em> Moskova, 1973.</p>
<p>Urmançe, Fatih.<em> Tatar Mifologiyesi. Entsiklopedik Süzlek.</em> Cilt 1, Kazan: Megarif Neşriyatı, 2009.</p>
<p>Usmanov, Mirkasım. <em>Tatarskie İstoriçeskie İstoçniki XVII-XVIII Vekov.</em> Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1972.</p>
<p></div>
            </div></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="HDCj658lIf"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-ve-yazili-destanlar-2-tatar-anlati-geleneginde-destan-anlaticilar-yiravlar-ve-cicenler/embed/#?secret=HDCj658lIf" data-secret="HDCj658lIf" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="3PgKF1prnn"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 3 – İşgalin Tatar Destan Geleneğine Etkisi&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-3-isgalin-tatar-destan-gelenegine-etkisi/embed/#?secret=3PgKF1prnn" data-secret="3PgKF1prnn" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<blockquote class="wp-embedded-content" data-secret="6uzLHXR1hX"><p><a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari</a></p></blockquote>
<p><iframe loading="lazy" title="&#8220;İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 4 – İdil Tatarlarında Yazılı Destanlari&#8221; &#8212; Bilimdili.com" class="wp-embedded-content" sandbox="allow-scripts" security="restricted"  src="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-4-idil-tatarlarinda-yazili-destanlari/embed/#?secret=6uzLHXR1hX" data-secret="6uzLHXR1hX" width="600" height="338" frameborder="0" marginwidth="0" marginheight="0" scrolling="no"></iframe></p>
<p>The post <a href="https://bilimdili.com/arkeotarih/tarih-tarih/idil-tatarlarinda-destan-gelenegi-yazili-destanlar-1-idil-tatarlarinda-destan-kavrami/">İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı</a> appeared first on <a href="https://bilimdili.com">Bilimdili.com</a>.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
