Tarih

İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 2 – Tatar Anlatı Geleneğinde Destan Anlatıcılar: Yıravlar ve Çiçenler

Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra

Tarihteki olup biten olaylar çoğu milletlerde destan estetiğine has bir şekil, üslûp ve gelenek içinde, anlatıcı-dinleyici, yani destan metni ile o metni söyleyerek icra edenin birliği ve bütünlüğü çerçevesinde zenginleştirilerek anlatılmaktadır. Kazak, Kırgız, Başkurt, Türkmen, Yakut, Altay, Hakas, Buryat v.b. Türk boylarının destanları genelde böyledir. Bu boylarda ünlü destan anlatıcıları-âşıklar mevcut olup, onların destan söylemeleri aylar boyu devam etmiştir (Kurmanbek 1970:5).

Türkiye’de yayımlanan Türk boylarının destanları ve destancılık gelenekleriyle ilgili çalışmalarda da destan anlatıcıları hakkında detaylı bilgiler vardır. M. Öcal Oğuz, Özkul Çobanoğlu, Naciye Yıldız, Metin Ekici Metin Ergun, Mehmet Aça gibi pek çok araştırıcı, Türk boylarında destan anlatıcılarının Hakaslarda “hayçı”, Yakutlarda “oyun” veya “olonghohut”, Anadolu ve Azerbaycan Türklerinde “Âşık, Ozan”, Türkmenlerde “Dassançı ve Bagşı”, Kırgızlarda “Comokçu, Manasçı”, Kazaklarda “Akın, Cırşı ve Cırav”, Karakalpaklarda “Jırav, Baksı”, Uygurlarda “Meddah, Dastançi, Goşagçi”, Tatarlarda “Çaçan”, Başkurtlarda “Sasan”, Altay Türklerinde “Gayçı veya Kayçı”, Özbeklerde ise, “Bahşı, Dastançi ve şâir”, Tuvalılarda, “toolçu”, Tofalar ise “Ülegerşi” şeklinde adlandırılmış olduğunu ifade eder (Akyüz 2011).

İdil Tatarları hariç, Türk boylarının çoğunda, aynı zamanda Sibirya Tatarlarında, bu gelenek günümüzde de yaşamakta, yani “destan” türü farklı adlarla karşılanan temsilciler vasıtasıyla hacim bakımından daha geniş folklor metinleri oluşturma geleneği çerçevesinde sürdürülmektedir. Göründüğü gibi, destanın sözlü olarak icra edilen bu şekli, sözlü kültürün hâkim olduğu göçebe hayat şartlarında daha uzun süre kalmış boylarda daha iyi bir şekilde muhafaza edilmiştir. Destanı halka ulaştıran anlatıcının icrası, yazısız kültürün bir yansıması olup, herhangi birinin destanı söyleyenden derleyip günümüze ulaştırdığı yazılı metni ise onun kâğıda dökülmüş, tespit edilip sabitleştirilmiş bir örneğidir.

Eski Tatar destanlarını anlatanlara, onları nesilden nesile aktaranlara geleneksel olarak “yırav” ve “çiçen” denmektedir. Aynı zamanda onlara “akın“ ve “dastançı” da denmiştir. Yırav ve çiçen, Anadolu’daki ozan ve âşık terimleriyle büyük benzerlikler sergilemekte ve aynı durum, Kazak ve Kırgız yırav ve akınları için de söz konusudur. Yıravlar, halkın içtimaî ve siyasî hayatında ehemmiyetli rol oynamışlardır. Onlar, halkı düşmana karşı örgütleyip savaşa çağırmış, boylar arasında her türlü problemi çözmüş, aradaki dostluğu ve kardeşliği pekiştirmiş, iyiliğe ve dostluğa davet etmişlerdir. Yıravsız hiçbir meclis, eğlence, düğün yapılmamıştır. Yıravlar hakkında yapılan pek çok çalışma bu temsilcilerin yüzyıllardır süregelen “Âşık Tarzı”nın (eski Şaman, Baksı, Kam, Ozan geleneği) temsilcileri olduğunu ortaya koymuştur (Köprülü 1966, Günay 1986).

16. yüz yılın ikinci yarısına kadar, kahramanlık destanlarının teşekkül ettirilip ettirilmesi yıravlar tarafından gerçekleştirilmesinden sonra, onların fonksiyonlarını çoklukla çiçenler üstlenir. Başkurtlarda olduğu gibi, İdil Tatarlarında da “Yıravlar, destan çağının temsilcileri iken sesenler (çeçenler/çiçenler-RS) ise edebiyat çağının temsilcileri olmuşlardır”. Onlar da, “tıpkı yıravlar gibi, halk sairi ve filozofu, halk eğitmeni ve tarihçisi, el-yurt bilgesi mevkiini işgal etmiş, fakat yıravlarda biz ve halk duygusu, sesenlere/çiçenlere nazaran çok daha canlıdır” (Ergun ve İbrahimov 2000: 14).

Türk boylarının yaşadığı diğer bölgelerde tarihte çok ünlü destan anlatıcıların yaşadığına dair kaynaklara rastlanır. Fakat Tatarlarda başka Türk boylarındaki gibi ün kazanmış yırav-çiçenlerin adını söylemek zor ve onlar hakkında bilgiler yok denecek kadar azdır. Bilinen yırav-çiçenler bile, destan kahramanları olan Subra Yırav (Edigey Destanı’nda da mevcuttur), Ciren Çiçen gibi birçok yırav-çiçen, Türk boyları için ortak yırav-çiçenlerdir ve onların da ne zaman ve nerede yaşadıkları belli değildir. Bunlara diğer bazı Türk boyları ile ortak olan Esen Kaygı, Kaztugan Yırav, Dusmembet Yırav, Çalgız Yırav gibi birkaç yıravın adını da ilâve etmek mümkündür. [2] Eski Tatar destanlarının söyleniş tarzı hakkında ne yazık ki, yeterli bilgiye sahip değiliz. N. İsenbet’in yazdığına göre, destanlar çiçenler tarafından dombıra, dutar, kopuz veya saz eşliğinde söylenmişlerdir (İsenbet 1940:82).

Kazan’da, XIX. yüzyılın başlarında Tatar matbaası açılıp, “Seyfülmülük”, “Kıssa-i Yusuf”, “Büz Uğlan”, “Tahir ile Zühre” gibi kitapların defalarca basılmasının, destan yaratıcılık geleneklerini etkin ölçüde zayıflattığı bir gerçektir. Zira çiçenler artık bir yerden bir yere gezip dolaşacaklarına, kendi eserlerini kitap ve kıssalar olarak yayınlamayı tercih etmişler, dolayısıyla, destan ve destanla beraber başka folklor eserleri de genellikle matbu şekilde üretilip, halka yeniden dağıtılmaya ve “ikinci ömürlerini” sürdürmeye başlamışlardır. Bunun yanında destanların kutsiyeti haiz olduğu inancına bağlı olarak destan anlatıcılarının adının eski dönemlerden beri gizlenmesi, çiçenlerin unutulmasının bir başka sebebi olarak gösterilebilir. Bir müddet sonra ise “çiçen” kelimesi unutulma derecesine gelerek, manası değişmeye başlamış veya daralmıştır. N. İsenbet’in sözleriyle ifade edecek olursak, Tatar Türkçesinde çiçen denince şair ve hekim bilgeden ziyade, “genel söz ustası, usta konuşmacı, belâgat sahibi, çevik zekâlı insan” akla gelir olmuştur (İsenbet 1959:70). Anlaşıldığı üzere, bu sebeplerden dolayı İdil Tatarlarında makamla, irticalen destan okuma geleneği çoktan unutulmuştur. Fakat bu bir eksiklik olarak algılanmamalıdır. Zira Ong’un dediği gibi, “Sözlülük toplumlar için ideal bir şey değil hem hiçbir zaman olmadı… Yazı kültürü dünyaya imkânlar açar ve yazı olmadan insanlığın varoluşu düşünülemez. Günümüzde sözel kültürler kendi sözel geleneklerine değer veriyor ve bu geleneklerinin yok olmasına üzülüyorlar, fakat ben bir an önce yazılı edebiyat elde etmek istemeyen sözel kültüre rastlamadım. (Elbette ki, bazı bireyler yazılı edebiyata direniyorlar, fakat onlar yakında kaybolup gidecekler). Buna rağmen, sözel kültür küçümsenemez. O, yazılı edebiyatın ötesinde olan, mesela Odysseia gibi eserler oluşturabilir. Sözel kültür de tamamen sökülüp atılamaz: metni okumak onu sözelleştiriyor. Hem sözlü kültür, hem de ondan ortaya çıkmış yazılı kültür: şuurun evrimi için zorunludur” (Ong 1982:175). Dolayısıyla sözlü kültürün hakim olduğu toplumlarda, yazılı veya elektronik kültür ortamlarına geçememiş olmak, zaman içinde sözlü geleneğe ilişkin eserlerin kaybolmasına ya da parçalanmasına sebep olmaktadır. Örnek olarak İdil Tatarlarının komşusu olan Çuvaş edebiyatında uzun soluklu manzum epik eserlerin yaşamadığı, onların yerine sadece kısa Alp anlatımlarının mevcut olduğu görülür. Bu durum Çuvaşların lehçe ve din farkı dolayısıyla diğer Türk boylarıyla bağlantılarının oldukça kopuk olmasından, daha çok ormanlık bir coğrafyada ve diğer kültürlerden bağımsız halde yaşamalarından, buna bağlı olarak da yazılı kültüre erken zamanlarda geçememesinden kaynaklanmıştır.

Böyle hadiselerin meydana çıkarılmasında halkın tarihî kaderinden, sanat eserinin yapılışından, genellikle onun yaşayışından, gelişiminden, destan türünün diğer türlerle münasebetinden gibi bir veya birkaç halkın tüm manevî zenginliğinin tarihî geçmişinden yola çıkmak gerekir.

Dr. Rüstem SULTEEV

(Editör: İrfan Tiryaki)

Not

2. Bu çiçenler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Tatar Poeziyesi Antologiyesi 1992; Ergun ve İbrahimov 2000; Ergun 2002.

Kaynaklar

Akyüz, Çiğdem. “Dünden Bugüne Türk Dünyası Destan Anlatıcıları”. Turkish Studies 6/4 (Sonbahar 2011): 15-26.

Ergun, Metin-Gaynislam İbrahimov. “Giriş”. Başkurt Halk Destanları. Ankara: TÜRKSOY Yayınları, 2000: 1-51.

İsenbet, Nekıy. “Tatar Halık Eposı İdigey Dastanının 500 Yıllığı”. Sovet Edebiyatı, Kazan 1940.

Köprülü, M. Fuat. Âşık Tarzının Menşei ve Tekamülü”, “Ozan”, “Bakşı”, “İlk Temsilciler”. Edebiyat Araştırmaları, Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 1966.

Kurmanbek, Janış. Bayış, Frunze, 1970.

Ong, J.Walter. Orality and Literacy. The Technologizing of the Word. London and New York: Methuen, 1982.

Tatar Halık Mekalleri. Haz. N. İsenbet, C.1, Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1959.

İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı