Tarih

İdil Tatarlarında Destan Geleneği Ve Yazılı Destanlar – 1 – İdil Tatarlarında Destan Kavramı

Araştırmacı-yazar Dr. Rüstem SULTEEV- Londra

Destanlar, içinden çıktıkları toplumun tarihî geçmişinden etkilenebilir ve sosyal, ekonomik ve kültürel şartlara göre değişiklik gösterebilirler. Türk boylarının çoğunda sözlü kültüre bağlı destan geleneği muhafaza edilmiş olsa da, destan türü bağlamında alışılmıştan farklılık gösteren İdil Tatar destanları bunun açık örneğidir. Tatarların yüzyıllardır süregelen sosyo-kültürel hayatının neticesinde tedricen şekillenen bu farklılıklar, kendine has bazı özellikleriyle dikkat çekicidir. Sözlü kültüre ilişkin destan geleneği bakımından bir kusur gibi de değerlendirilebilecek olan bu farklılıklar, esasen bir kusur olarak değil, tam tersine ortak Türk destan literatürünün bir zenginliği olarak görülmelidir.

İdil Tatarları, günümüzde Rusya Federasyonu’na bağlı özerk Tataristan Cumhuriyeti’nde ve İdil Nehri boyunca yerleşmiş olan Kazan veya İdil Tatarları’na verilen genel addır. İdil Nehri boyunca yerleştikleri için bu adı almışlardır. Aynı şekilde, buradan çeşitli yerlere göçüp gitmeye mecbur olan Tatarlar da böyle adlandırılmaktadır. İdil Tatarları adı yerine “İdil – Ural Tatarları” adını kullananlar da bulunmaktadır.

Walter Ong’un tespitine göre; insanoğlunun yeryüzündeki mevcudiyeti 30.000-50.000, ilk yazı ise 6000 sene evveline aittir (Ong 1982:2). Bu çerçevede insanlık tarihinin binlerce senelik malumat ve tecrübesinin sözlü gelenek vesilesiyle nesilden nesile aktarıldığı söylenebilir. Tarih boyunca konuşulan binlerce dilden sadece 106 tanesi edebiyat üretebilecek derecede yazıya bağlanabilmiş, büyük bir kısmı ise hiç yazılmamıştır. Ong, günümüzde konuşulan 3000 kadar dilden ancak 78 tanesinin edebiyat üretebildiği ve yüzlerce dilin kendisini ifade edebilecek bir alfabe ile karşılaşmadığını ifade etmiştir (Ong 1982:7). Yazı icat edilmeden önceki devirlerde ise tarihi birikim ve deneyim, sözlü ortam kaynak ve vasıtalarıyla kuşaktan kuşağa ulaştırılmıştır. Zaman içinde, sözlü ve yazılı ortam içice girerek devam etmiştir. İnsanlığın hayatında derin iz bırakan farklı hadiseler, sözlü ortam ve sözlü kültürün bir kolunu teşkil eden sözlü tarih bağlamında gerçekleştirilmiştir.

Paul Connerton, “günümüzle ilgili deneyimlerimizin büyük ölçüde geçmiş hakkında bildiklerimizin üzerine oturduğu ve genellikle maziyle ilgili imgelerimizin, var olan toplumsal düzeni meşrulaştırmaya yaradığını ifade ederek “mazinin anımsanan bilgileri, törensel denilebilecek, uygulamalarla tanışıp sürdürülmektedir” görüşünü ortaya atmıştır (Connerton 1989:3-4). Jan Assmann da bu konuya değinerek kültürel belleğin köklerinin ritüelllerde olduğunu, bunların yazılı kültürlerin evrimi süresinde çok farklı şekilleraldığını, kültürel bellek sayesinde insan hayatının ikinci boyut veya ikinci zaman kazandığını ve bunun kültürel evrimin bütün safhaları boyunca sürdüğünü belirtir (Assmann 2011: 67-68).

Toplumların hafızasında yer eden, belleklere kayıt düşen hadiseler sonucunda ortaya çıkan tarihi folklor ürünleri, buna bariz misal olarak değerlendirilebilir. Destanlar da sözlü kültürün yazılı kültüre transfer edilmiş toplumsal miraslar olmaları açısından oluşturulduğu ve yaşatıldığı muhitin kültürel imkânlarını gözler önüne sermektedirler.

Tatar halkının zengin edebiyat mahsulleri içinde destanların ayrı bir yeri vardır. Masal, rivayet ve efsanelerle yoğrularak edebî bir şekil alan, manzum veya nesirle karışık, makamla veya makamsız icra edilen türe karşılık olarak diğer pek çok Türk boyunda olduğu gibi, ”dastan” kelimesi, Tatarlarda da hem hacimli manzum özellikteki yazılı eserler için hem de sözlü gelenekte teşekkül eden manzum veya manzum-mensur karışık yapıdaki kahramanlık ana temalı eserler için kullanılmaktadır (Urmançe 2009:343). Farsça bir kelime olan destan, Tatarlar arasında kahramanlık, hikâye, tarih, şiir sanatı, efsane, müzik mefhumlarını da içine almaktadır (Budagov 1869:547). Ünlü Tatar tarihçisi Şihabetdin Mercanî, eserlerinde destanı “tarih anlatımı” manası ile sık kullananlardan biridir. Ayrıca Kadir Ali Bek’in 1602 yılında yazılmış “Vakayinameler Kitabı” Cengiz soyundan olanlar (“Destan-ı Toktamış Han”, “Dastan-ı Urus Han” v.b.) ve Altın Ordu Devletinde bir süre yönetimde bulunan Edigey (“Dastan-ı İdige Bi”) hakkındaki dokuz destandan oluşmuştur. Prof. Dr. Mirkasım Usmanov da “destan” terimini bu anlamda kullanmıştır (Usmanov 1972). Görüldüğü gibi, Tatar folklorunda destan için “dönemin halk tarihinin şiir şeklinde yazılmış vakayinamesi” fikri de yaygındır. [1]

Tarih ve destanların karışması, Doğu’da sık sık karşılaştığımız bir durumdur. Dolayısıyla, meselâ, meşhur “Şehname” ve “Moğolların Gizli Tarihi”ndeki (Moğolların Gizli Tarihi 1986) epik kahramanları ve epik olayları incelerken, İbn-Fadlan, Ebu Hamid El-Garnati, İbn-Arabşah ve başkalarının tarihî çalışmaları da destanı öğrenmek için kıymetli ve güvenilir kaynaklardandır. Destan-tarih ilişkisi açısından Reşideddin ve ekibinin yazdığı “Camiu’t-Tevarih” adlı eserin “Oğuzların ve Türklerin Tarihi” adlı bölümü de dikkate değerdir (Oğuz Destanı 1972). Bu da göstermektedir ki, tarih ile edebiyat, özellikle de halk edebiyatı ve destanlar iç içedir. Tarihçi Ş. Muhammedyarov, Edigey Destanı’nın oluşmasında tarihî ve folklorik kaynakların çok önemli bir yerinin olduğunu ifade eder. (Muhammedyarov 1964:878). Mirkasım Usmanov da “halk şiirinin katmanlarını bir yana iterek” tarihî kaynaklarını araştırmıştır (Usmanov 1972:80-85). Belirtmek gerekir ki, destanlarda tarihî olayları görme isteği oldukça geniş bir araştırıcı kitlesi tarafından kabul görmektedir. Yalnız bundan 40 sene önce Tatar folklor araştırmalarında “destan”ın sadece ilk anlamı üzerinde çalışan araştırıcılar da, bazen eserin halk varyantlarını değiştirerek, Edigey Destanı’nda sadece belli tarihî olayları aramışlardır. Fakat şunu belirtelim ki, epik epizotları tarihte olup biten belli devirlere veya bazı tarihî şahısların faaliyetlerine bağlamak pek doğru değildir. Çünkü destanlarda tarihteki olup biten olaylar doğrudan doğruya aktarılmaz. Vladimir Propp’un belirttiği gibi, destan türünün esas özelliği, halkın hayatını geniş epik planda tasvir etmektir (Ehmetova 1984:5) ve destanda tarihin yerel olayları değil, halkın içtimaî hayatının gelişmesinin uzun süreci yansıtılmaktadır (Petrosyan 1973:9). Ayrıca, Tatar sözlü geleneğinde destanla ilgili olarak “kıyssa” (kıssa) ve “hikayet” terimleri de kullanılmaktadır. “Hikayet” terimi, farklı anlamlarda kullanılır. Örneğin, Dr. L.Mingazova bir çalışmasında bu konuyla ilgili olarak, bu terimin sıkça “anlatmak, hikâye etmek, beyan etmek manasında” kullanılmasının, XX. yüzyıl başı Tatar edebiyatında mensur eserlerinin çoğunun “hikayet” olarak adlandırılmasının ve 1917 Rus ihtilalına kadar olan sürecin bir özelliği olmasının altını çizer (Mingazova 2012:104). “Kıssa” teriminin ise, destan türü için daha geniş kullanışlı olduğu görülmektedir. Doğu edebiyatında ve sözlü geleneğinde epik veya liro-epik tür olan “kıssa”, Tatar edebiyatında yaygın olarak destan ile birlikte, masal, hacimli şiir, efsane, rivayet, gibi manalarda da kullanılmıştır (Edebiyat Bilimi: Terminnar Hem Töşinçeler Süzliği 2007:92).

Dr. Rüstem SULTEEV

(Editör: İrfan Tiryaki)

Not

1. Destan kelimesinin Türkçede farklı metinlere ilişkin kullanımı konusunda bkz. Elçin 1977.

Kaynaklar

Assman, Jan. Cultural Memory and Early Civilizations. New York: Cambridge University Press

Budagov, L. Sravnitel’nıy Slovar’ Turetsko-Tatarskih Nareçiy. Sankt-Petersburg: Tipografiya İmperatorskih Akademiçeskih Nauk, 1869.

Connerton, Paul. How Societies Remember?. Cambridge: Cambridge University Press, 1989.

Edebiyat Bilimi: Terminnar Hem Toşinçeler Süzliği. Kazan: Megarif Neşriyatı, 2007.

Ehmetova, Flora. “Dastannar Turında”, Tatar Halık İcatı, Dastannar, C.5, Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1984.

Mingazova, L.İ. Proshedshie Skvoz’ Veka… (İstoriya Razvitiya Tatarskoy Kul’turı). Saarbrucken: Palmarium Academic Publishing, 2012.

Moğolların Gizli Tarihi. Çev. A. Temir. Ankara: Türk Tarih Kurumu Yayınları, 2 Baskı, 1986.

Muhammedyarov, Ş. Kratkaya Literaturnaya Entsiklopediya, Moskova: Sovetskaya Entsiklopedia,1964.

Oğuz Destanı. Reşideddin Oğuznamesi. Haz. A.Zeki Velidi Togan. C.2. İstanbul, 1972.

Ong, J.Walter. Orality and Literacy. The Technologizingof the Word. London and New York: Methuen, 1982.

Petrosyan, A. Problemı İzuçeniya Narodnogo Eposa. Moskova, 1973.

Urmançe, Fatih. Tatar Mifologiyesi. Entsiklopedik Süzlek. Cilt 1, Kazan: Megarif Neşriyatı, 2009.

Usmanov, Mirkasım. Tatarskie İstoriçeskie İstoçniki XVII-XVIII Vekov. Kazan: Tataristan Kitap Neşriyatı, 1972.