Dil DÜŞÜNCE

Altay Dilleri Hakkında

Altay Dilleri

Altay Dilleri

Son zamanlarda bir moda var, herkes benzetme, ayrıştırma, akıllıca açıklanamayacak diğer bazı yöntemlerle sözcük çözümleyerek dil bilimiyle ilgili yargılar çıkarmaya çalışıyor. Doğrusu bu modayı yayanlar arasında dünya çapında tanınmış dil bilimciler de yok değildi ama şimdi onları çekiştirmeye gerek yok.

Dil bilimi yalnızca sözcük çözümleme üzerinden işlemez. Dil bilimi dilde önemli birkaç konu başlığıyla ilgilenir: ses bilgisi (phonetic/phonology), hece yapısı (syllable), sözcük ve eklerinin yapısı (morphology), söz varlığı (vocabulary), söz dizimi (syntax), dil bilgisi (grammar). Diller incelenir ve gruplanırken bu konu başlıklarına göre bir ölçüm oluşturulur ve bunların tümü dengeli biçimde uyumlu olmadan yalnızca ortak ya da benzer söz varlığıyla diller arasında bağıntı kurmak çok doğru değildir; dolayısıyla “önerme”den öte gitmez.

Ben Altay dil ailesini çalışıyorum. Bu yazımda ele alıp örnek vereceğim Türkçe, Moğolca ve Mançucayı neden Altay dil ailesinden saydığımı örneklemeye çalışacağım. Bu yazı bilimsel bir makale değil, ama burada yazan örnekler gerçek ve özgün. Dolayısıyla isteyen kaynak göstermek koşuluyla bu yazıdan alıntı yapabilir. Kaynak göstermek gerekirse, buraya tıklayınız.

Ses düzeyinde:

Türkçede a, e, ı, i, o, ö, u, ü olmak üzere sekiz kök ünlü ve bunların açık-kapalı, uzun-kısa formları bulunur. Moğolcada bunlardan “ı” dışında hepsi bulunmakla birlikte, Moğol Devlet Üniversitesinden hemen bütün hocalarım “irugal=ёроол” “imaga(n)/ямаа” gibi örnekler nedeniyle geçmişte Moğolcada da bir “ı” ünlüsü varken zaman içinde kullanımdan düşmüş olabileceğini kabul ediyor. Mançuca bu açıdan özgün bir yerde, çünkü a, э (çoğu metinde bunu Latine “e” biçiminde aktardıklarını görürüz; ben de böyle yapıyorum) , i, o, u olmak üzere beş ünlüden oluşuyor. Yazı dilinde a ve o ardından i gelirse öndeki sesin yarım ton inceltilerek okunması dışında başka bir ünlü yok. Yine birçok metinde “v” diye göreceğiniz ünlü, aslında, örneğin ku ve qu (işte bunu “kv” diye yazıyorlar; bu yazı dışında ben de öyle yapıyorum) hecelerini ayırmak için kullanılıyor. Buradan, Türkçe ile Moğolca arasında ünlüler düzeyinde bir ortaklık olduğunu söyleyebiliriz.

Ünsüzlerin sayısı daha çok olduğu için liste yapmak daha doğru olacak. Kuşkusuz bu üç dile de diğer dillerden bazı sözler ve birlikte sesler girmiş. Bunları ayrı tutarak bu dillerin kökünden gelen ünsüzleri listelersek:

Tü : b, ,ç, d, g, ,k, l, m, n, ŋ, p, r, s, ş, t, v, y, (z)

Mo : b, c, ç, d, g, h, , l, m, n, ŋ, , r, s,(ş), t, y,

Ma : b, c, ç, d, f, g, h, k, l, m, n, ŋ, p, r, s, ş, t, v, y,

Eski Türkçede “z” sesi olmadığını ve dil bilimcilerin ortak kabulüyle bu sesin “r”den dönüşmüş olduğunu belirtmek üzere bu sesi parantez içine yazdım. Bu r > z dönüşümüyle ilgili Çıvaş dilinde bolca örnek var. Moğolca Türkçe arası r > z dönüşümünü gösterecek birkaç örnek de var.

Klasik Moğolca yazı dilinde “c” ardından “i” gelmeyen durumlarda konuşma dilinde genel olarak “dz” sesi çıkar. Benzer biçimde “ç” ardından “i” gelmeyen durumlarda da “ts” sesi çıkar.

Moğolcada aslında bir ş sesi olmamakla birlikte “s+i” formülü her durumda “ş” sesi verdiği için parantez içinde belirttim.

Mançu dili 1650ler gibi çok geç bir dönemde yazıya geçtiği için daha öncesini kestiremiyoruz. Yazı dilinde f, v ünsüzlerinin olması yazıya geç dönemde geçilmesiyle ilgili olabilir, çünkü o dönemde Türk ve Moğol dilindeki birçok söz de örneğin b > v (Bu ünsüz w olarak da düşünülebilir. Türkiyedeki yerleşik kullanımdan dolayı v yazmayı tercih ettim) dönüşümü yaşamıştı.

Yine Mançuca “s” sesi ıslıklı, bizim “ş” sesimize yakın çıkar. Mançuca “ş” sesi ise daha ıslıklı ve yuvarlak söylenir. İşte bu nedenle batılı kulakları, diğer bir Tunguz toplumu olan Evenklerden “saman” sözünü işittiklerinde baştaki “s” onlara ıslıklı gelmiş, dolayısıyla bu söz uluslar arası literatüre “şaman” biçimine geçmiş.

Doğu Türkistan’ın Gulca şehrinde ses bilgisi düzeyini çalışan bir okul müdürü tanıdığım var. Benim özellikle çalıştığım alan değil.

Hece düzeyinde:

Eldeki veriye göre, bu üç dilin erken dönemlerinde hece yapıları a, ab, ba, bab biçiminde yazılıyor. Günümüz Türkçe ve Moğolca yazı dilleri konuşmadan etkilendikçe abç ve babç hece yapıları da oluşmuş. Mançu yazı dilinde böyle bir durum yok ama konuşma dilinde var. Örneğin “araki” diye yazdıkları sözü “ärk” biçiminde söylerler.

Bu durumu belirleyen “b (v), g, l, m, n (ŋ)” ünsüzleridir. Bu ünsüzler konuşma dilinde yanlarında mutlaka ünlü ister. Diğer ünsüzler kendi aralarında iken ünlü ister, ama bu ünsüzlerden birinin yanındayken ünlü olmadan da söylenebilir. Dolayısıyla klasik yazımıyla “törük” sözü önce konuşma dilinde, sonradan benzer biçimde yazı dilinde “türk” biçiminde dönüşebilmiş.

Yine özellikle Mançu dili için “n” ile bitenler dışında yapının hep açık heceli olduğunu söyleyen çoktur. Oysa Mançu yazı dili öğretiminde hece yapısını öğreten “juven juve hergen=on iki harf, yazı” dedikleri örnekler vardır. Bunu “a” harfine göre gösterecek olursak:

a, ai, ao, an, aŋ, am, al, ab, ad, ak, ar, as

Bu dizgeden de görüleceği üzere, Mançu dili hep açık heceli bir yapıda değildir. İlk başkentleri “mukden” şu anda Mançu dilinde yayınlanan süreli tek gazete “çabçal serkin” adlarında da göreceğimiz üzere Mançu dilinde de bolca kapalı hece bulunuyor.

Mançuca hece sonundaki “l” sesi dil çokça geriye kıvrılarak söylenir. Bu biçimiyle ses Çince hece sonundaki “r” gibi ses verir.

Hece yapısı da özellikle çalıştığım bir alan değil ama yazı ve konuşma dili bu konuda çok örnek sunuyor.

Söz yapısı düzeyinde:

Bu üç dilde de söz kökleri tek ya da iki hece olabiliyor. Söz kök ve gövdelerine yapım ekleri denen parçacıkların sırayla eklenmesi ile sözcük türetme özelliği üç dilde de var. Bunlar arasında addan ad, addan eylem, eylemden ad, eylemden eylem türeten ekler var ve üç dilde ses açısından başka olsa da ortak işlevli birbirine karşılık gelen çok sayıda türetme eki var.

Bu yönüyle bu dil ailesi Hint-Avrupa dil ailesine benziyor. Ama Hint-Avrupa ailesinde örneğin ön-ekler de var ama bu üç dilde ekler yalnızca sona getirilir. Yine Altay ailesinin en önemli özelliği “ünlü uyumu” dediğimiz yapısal özelliktir. Büyük ünlü uyumu dediğimiz bu kurala göre bir söz içindeki ekler dâhil bütün ünlüler ilk hecedeki ünlüye göre ön ya da art olmalıdır. Zaman içinde, en belirgin biçimini Mançucada gördüğümüz küçük ünlü uyumu da gelişmiş. Bunun nedeni Mançu dilinde beş ünlü bulunması olabilir.

Klasik dönem Türkçe ve Moğolca yazı dilinde bu kuralın çok sıkı biçimde uygulandığını görürüz. Orkun dönemi yazı dizgesinin imlası bile bu özellik üzerine kuruludur. Buna karşın çoğu dil bilimci Mançu dilindeki ünlü uyumunun gevşek olduğunu söyler, ama bence bu eksik bir yaklaşımdır. Buna karar vermeden önce Türk ve Moğol dillerinde zaman içinde ünlü uyumu kuralının bazı istisnaları (ör. Tü, -iyor ve Mo, -cee eki) oluştuğunu, Mançu dilinin yazıya aktarımının 17. yy ikinci yarısında oluştuğunu ve dolayısıyla bu tür istisnaları içerdiğini göz önünde bulundurmak gerekir. İkincisi, yine Mançu dilinde beş ünlü olduğu için ünlü uyumu diğer iki dildeki gibi işleyemez. Yine de Mançu dilinin kendi içindeki kurallarına göre yazı dilinde özgün bir ünlü uyumunun sıkı biçimde işlediğini görürüz. Buna örnek vermek gerekirse, olmak eylemi “ocara/ocaru” değil “ocoro” biçimindedir. Mançu yazı dilinde a ve o art, e ön, i ve u ise yönsüz ünlü sayılır. Buradan bir kural yapılandırmak gerekirse, yine ilk hecede o bulunan bir sözcüğün sonraki hecelerinde gelebilecek ünlüler bellidir.

1. o

2. o – i – u

3. 2 – 2 – a, i, u

4. 3 – 3 – a, i, u

5. 4

6. 5

ve hece sayısı arttıkça böyle sürüp gider.

Ünlü uyumu olmayan dil Altay dili olamaz. Birçok kişi Altay dillerinin bu en önemli özelliğini hiçe sayarak Türk dili hakkında önermeler türetiyor; dikkatli olunuz.

Yapısal olarak Moğolca Türkçe’ye daha yakın olmakla birlikte, bu kapsama giren bir ayrıntıda Türkçe ile Mançucanın benzer bir kural işleyip, Moğolcanın bu konuda ufak bir farkla ayrıldığını görüyoruz. Türkçede ve Mançucada bir söz iki katlı ek alırken önce kişinin ilgi eki, ardından durum eki gelir. Buna karşın Moğolcada önce durum eki, ardından kişinin ilgi eki gelmesi gibi özgün bir özellik söz konusudur. Bunu örneklersek:

Tü. dede-si-(n)i

Mo. övöö-g ni / övöö-g-öö

Ma. Mafa niŋge be / mafaŋge be

Görüldüğü üzere Türkçe yükleme eki (burada ni) ile Mançuca yükleme eki (be) aynı yere gelirken, Moğolca yükleme eki (burada g) ile kişi ilgi eki yer değiştirmiş.

Bu üç dilde “l” ve “r” ile başlayan bütün sözler yabancı dillerden ödünç alınmıştır. “l” ile başlayan sözlerin söylenmesinde sorun yoktur ama “r” ile başlayan sözleri dillerinde yumuşatıp söyleyemezler. Bu nedenle konuşma dilinde “ramazan > ıramazan” “ragçaa > arǎgçaa” gibi dönüşümler gözlenir. Dahası, bu dillerin Uygur harflerinden uyarlanan klasik yazı dilini çalışırken hocanıza “r” harfinin söz başında nasıl yazıldığını sorarsanız, hepsinden “söz başında r olmaz” cevabı alırsınız.

Bu konu başlığını kısmen çalışıyorum. Bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü dergisinin 2013 yılı Osman Fikri Sertkaya armağan sayısı (Yalım Kaya Bitiği) 397-403. sayfalarındaki makalemden edinilebilir.

Söz varlığı düzeyinde:

Türkçe ve Moğolca arasındaki ortak sözler çokça çalışılmıştır. Bunlardan kiminin Türkçeden Moğolcaya, kiminin Moğolcadan Türkçeye geçtiği bellidir. Bunun dışında bu iki dil arasında ödünç olması muhtemel olmayan, ortak kökenden geldiği belirgin olan sözler de önemli sayıda var. Örneğin:

Tü. koyun (koñ) deve (töge) teŋri

Mo. honi(n)/хонь temege/тэмээ teŋri/тэнгэр

Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi içeren henüz yayınlanmamış bir makalem var.

Moğolca ile Mançuca arasında da çok yüksek sayıda ortak sözcük var. Bunlardan Türkçe ile de ortak olan 187 söz içeren bir listeyi Hakim Yayınları 2015 yılı Özkul Çobanoğlu armağan sayısı (Dört Kıtada Folklorun İzinde) 815-821. sayfalardaki makalemde yayınladım. Burada üzerinde durulması gerekecek düzeyde ilginç olanı “hala” ve “amca” sözlerinin Türkçeye Mançucadan geçmiş olmasıdır (ayrıntıya burada girmeyeceğim). Yine klasik Türkçe “sakızgan” sözünün Mançucada “saksaha” biçiminde yaşıyor olması ilginç.

Bu konu başlığı da özel olarak çalıştığım bir alan değil. Ama ayrıntılı bilgi isteyenlere elimden gelen yardımı sağlarım.

Söz dizimi ve dil bilgisi düzeyinde:

Altay dillerinde söz dizimi, arada kimi öğeler eksik olsa bile şaşmaz biçimde şu kurala uyarlar:

İye (özne), zaman belirticisi (ne zaman), yükleme belirticisi (kimi/neyi), yer belirticisi (nerede), yöntem/yordam belirticisi (nasıl), yüklem (ne yapıyor).

Ünlem sözleri bunun dışındadır, bir virgülle ayrılarak en başa ya da en sona yazılırlar.

Bunu bize okullarda kurallı tümce diye öğretirler. Diğer öğelerin yerleri değişince bizi pek rahatsız etmez, o durumlar için bir tanımlama yoktur. Ama yüklemin yeri söylemin en sonudur, onu yeri değişirse buna “devrik tümce” adı veriliyor.

Böyle bir söz dizimi yapısı Altay dilleri ile birlikte yalnızca Ural grubu ile Kore ve Japon dillerinde görülür. Ural dillerinin ayrı bir grup olduğu artık kesin biçimde belirlendi. Kore ve Japon dillerinin Altay dillerine sözcük türetme yapıları ve söz dizini açısından benzerlik gösterdiği biliniyor, ama tam bağıntı henüz çözülememiş. Ben böyle bir bağıntı olup olmadığının çözülebilmesi için Mançu dilinin iyi bir çalışmasına gerek olduğunu düşünüyorum. Belirgin biçimde bir Altay dili olan ama kimi özellikleri Koreceye, kimi özellikleri de Japoncaya benzerlik gösteren Mançu dilinin iyi bir çalışmasının, diğer iki dilin Altay dilleri ile ne derece bağlantılı olduğunu ya da olmadığını ortaya çıkaracağına inanıyorum.

Kısaca, Altay dilleri için ünlü uyumundan sonra en belirleyici özellik bu söz dizimidir. Burada kısaca özetlemeye çalıştığım nedenlerle, bir dille ilgili yorum yapılırken yalnızca sözcük çözümleme ya da sözcük benzerliği yöntemi çoğu zaman aldatıcı olabilir. Bütün bunları bir arada değerlendirirsek en azından doğruya yakın bir düşünce edinmiş oluruz. Bunun dışında oyun oynayanlar zamanınızı harcıyor, aynı zamanda sizinle dalga geçiyorlar.

Ben daha çok bu konu başlığını çalışıyorum. Bu konuda biraz daha ayrıntılı bilgi yukarıda değindiğim, Osman Fikri Sertkaya armağanı dergisinde çıkan makalemde bulunabilir.

Bütün bu saydıklarımı “tesadüf” olarak açıklamaya çalışan akademisyenler oldu. Ben bunca tesadüfün fazla olduğunu düşünüyorum. Ayrıca bunca yapısal benzerliği “uzun süre bir arada yaşamaktan kaynaklanan karşılıklı etkileşim” ile açıklamaya çalışanlar da oldu. Ama bu da bu üç dilin neden o bölgede çevresini en çok etkileyen Çince etkisinde değil de bu üçlüden birinin (ya da her birinin) etkisinden kaldığı sorusunu açıklamıyor. Üç dili de çalışmış biri olarak ben bu dillerin çok güçlü ve eski ortak bir kökü olduğuna inanıyorum.