Tarih

İstanbul’un Tarihi Özbek Tekkeleri

Yazar: Zebiniso KAMALOVA

Tarikat mensuplarının bir arada toplanıp zikir yaptıkları, sürekli olarak oturdukları orta büyüklükte yapılara tekke veya dergâh denilmektedir. Tekkeler, yüzyıllar boyunca dinî, siyasî, iktisadî, askerî, bediî, ilmî ve fikrî alanlardaki faaliyetleri ile devlet ve toplum üzerinde büyük tesirde bulunmuşlardır.[1] Tekke, esasında bir şeyhin yönetiminde tasavvuf eğitiminin verildiği mekandır. Tekkenin yönetim esaslarını tasavvuf gelenekleri ve şeyhin tavrı belirler.[2] Zaman ve mekâna göre değişiklik gösteren tekkeler zaviye hankah, ribat asitane, dergâh, buk’a, mihrap, tevhidhane, harabat, imaret, kalendarhane gibi isimler ile anılmıştır.

İslam medeniyetinin temel kültürel müesseselerinden biri olan tekkeler, İslam âleminde önderlik yapan Osmanlı Devleti ve erkânı tarafından bizzat desteklenmiştir. Osmanlının altı yüzyıllık döneminde devlet hududunda beş yüze yakın tekke faaliyet göstermiş ve onlar ilmî, fikrî ve siyasî yapılanmadan ziyade toplumun manevî ve ahlakî açıdan eğitici özelliğine sahip olmuştur.  

Kökleri Türkistan içlerine yani Maveraünnehir’de şekillenen Nakşibendi tarikati esaslarına göre faaliyet gösteren Özbekler Tekkeleri, İslam dünyasındaki medeniyet merkezleri sayılan tüm meşhur şehirlerde mevcut idi. Mekkei Medine, Cidde, Kudüs, Bağdat, Halep, Bursa, İstanbul gibi şehirlerde bulunan söz konusu dergâhlar kendi döneminin ilim ve kültür merkezleri sayılmıştır. Tekkeler, Türkistan’ın doğusu, batısı, kuzeyi ve güneyinden Özbek, Kazak, Kırgız, Türkmen, Tacik, Türk gibi Mekke’ye doğru yol alan hacı adaylarının ve Mekke’den Türkistan’a dönen hacıların uğrak ve ihtiyaçlarını karşılayan bir kervansaray vazifesini de görmüştür.

Bir ismi “Darüssaadet” olan İstanbul şehri Osmanlı Devleti için hükümet merkezi olması nedeniyle “Asitane” (anlamı: kapı/dergâh) deyimi kullanılırdı. “Asitane-i Saadet”, “Asitane-i Aliyye” tabirleri bu şehrin dergâh bir şehir olduğunu, zikrullahın yükseldiği, her kapısına gelene kucak açtığı, maddî manevî ihtiyacını karşılayan bir mesken olduğunu anlatan bilgiler tarihî kaynaklarda yer alıyor. İnanç ve ahlak nizamı olan İslam Medeniyetinin önemli kültür parçası olarak karşımıza çıkan tekkelerin aslında İstanbul şehri ile aynı manevi makamı paylaştığına emin oluruz. İstanbul’da “Özbekler” ismiyle bilinen beş tekke olduğu kayıtlarda geçer ve İstanbul’un en merkezi yerlerinde inşa edilmesi devletin nezdinde ayrı bir öneme ve konuma sahip olduğunu da anlatıyor. Üsküdar’da Sultantepesi’nde, Susuzbağ’da, Eyüp’te, Aksaray’da ve Kadırga’da olmak üzere hizmet veren tekkelerin fakat üç tanesi belirgin olmuştur. Bu tekkeler aynı zamanda “Kalenderhane” ismiyle de anılır. Onlar Eyüp Özbekler Tekkesi, Üsküdar Özbekler Tekkesi, Sultanahmet Binbirdirek Mahallesi Şehit Mehmet Paşa Yokuşu’nda yer alan Buhara Özbekler Tekkesidir.

Özbekler Tekkelerinde Nekşibendilik tarikatine göre törenler yapılmış, esas olarak tarikatın “Hatm-i Hacegân” diye bilinen ibadet şekli yerine getirilmiştir. Ona göre Kuran-i Kerim’den sırayla İhlas, Fatiha ve Ali İmran sureleri okunur, ardından zikir törenleri teşkil edilmiştir. Tekke şeyhleri Türkistanlı tarikat önderlerinden tayin edilir, esasında Özbek asıllı olduklarından dolayı tekke ismi yanında bazen boy ismi de yan yana kullanılmıştır. Tekke şeyhleri Osmanlı Devleti’nden maaş alırlardı. Tekkelerin tüm giderleri de Devlet-i Âliye tarafından karşılanmıştır.

Özbekler Tekkeleri, isminden de anlaşılacağı üzere daha çok Özbek asıllı vatandaşların barındığı ve Türkistanlıların uğrak meskenleri olmakla beraber onlar için bir bakıma İstanbul’da elçilik görevinin üstlenildiği birimler olmuştur. O nedenle Rumeli veya Anadolu’da vefat eden Özbek ahalisinden geride mirasçısı olmayanların mallarının tekkeye bırakılması devlet tarafından kabul edilmiştir.[3] Özbekler Tekkelerinde yetişen şahsiyetler buraların bir ilim ve kültür yuvası haline gelmesini sağlamışlardır.[4] Bu tesisler, konaklama işlevinin yanı sıra Orta Asya tasavvuf kültürünün, tarikat folklorunun yaşatıldığı bir ocak olmuştur.

EYÜP ÖZBEKLER TEKKESI

İlk Özbekler Tekkesi olan Eyüp Özbekler Tekkesinde kalan dervişlerin bekâr olması sebebiyle “Kalenderhane” ismini alan tekke, diğer Özbekler Tekkelerinin de bu ifade ile anılmasına sebep olmuştur. Özbekler Tekkelerinin kendi aralarında bekârlık şartının ortak bir değer olmadığı Üsküdar’daki Özbekler Tekkesi şeyhlerinin evli olmasından anlaşılmaktadır. Bekârlık şartı sadece Eyüp’te bulunan Özbekler Tekkesine mahsus olarak kalmıştır. XIX. yüzyıl dönemi resmi kayıtlarında Özbekler Tekkeleri Nakşibendi tarikatine mensup olarak kayıtlıdır.[5] Caddeye ismini de veren yapı, günümüzde Eyüp Sultan Camii’ne giden Kalenderhane caddesinde yer almaktadır. Tekkeye bağlı diğer bir yapı ise Afife Hatun Tekkesi’dir.[6] Eyüp Özbekler Tekkesinden günümüze sadece tevhidhane ve tekkenin banisi Lalizade Abdülbaki Efendi’nin yaptırmış olduğu sıbyan mektebi, hemen yanında Lalizade Abdülbaki Efendi’nin de mezarı olduğu üstü açık türbe ve bu tekkenin kesme taş yuvarlak kemerli giriş kapısı kalmıştır. Eyüp Özbekler Tekkesi’nin işleyişi hakkında kaynaklarda yeterince aydınlatıcı bilgiye ulaşılamamaktadır.[7]

Eyüp Özbekler Tekkesi, hac için yola çıkan Türkistanlı hacı adaylarının misafir edilmesi işleyişiyle ayrıca ön plana çıkmış, ismi hacca giden Özbekler yurdundan gelen vatandaşlar ile beraber anılır olmuştur. Dönemin adetlerine göre, müslüman ahali halifeleri olan padişahtan, hacca gitmek için izin alır, Eyüp Sultan Camiine Cuma namazına gelen padişah ise sembolik olarak bu izni vermekteydi. Türkistan’dan gelerek hacca giden hacıların konakladıkları mekân olarak Eyüp Özbekler Tekkesinin daha çok ön plana çıkmasının asıl sebebi, burasının diğer Özbekler Tekkelerine göre hem daha çok merkezi olması, hem de padişahın katıldığı Cuma namazının Eyüp Sultan Camisi’nde olması, dolayısıyla yapının Eyüp Sultan Camiine yakınlığıdır. Hac yolculuğuna çıkan orta Asyalı vatandaşların Eyüp Özbekler tekkesinde konaklaması tekkelerin kapandığı tarih olan 1925’e kadar devam etmiş, burada Orta Asya’dan gelip kimsesi olamayanların yıllarca burada konakladığı tespit edilmiştir.

Kaynaklarda Lalizade Abdülbaki Efendi Tekkesi, Özbekler Tekkesi ve Akil Efendi Tekkesi isimleriyle de bilinmektedir. Yapı Lalizade Abdülbaki Efendi tarafından 1743’te inşa edilmiştir fakat mimarının ismi şarifi belli değil. Lalizade Abdülbaki Efendi, tekkenin ilk şeyhi ve tekkenin banisidir. Melamiliğe mensup, yetim mahlası ile şiirler yazmış, tasavvufa ilişkin birçok metni tercüme etmiştir. Tekkede Hafız Şirazî, Ahmed Yesevî ve Mevlana’nın şiirlerinin okunmasının yanı sıra, Nakşî usuluna uygun olarak hatmi hacegan okunup ardından hafi zikir meclisleri düzenlenmiştir. Tekkenin Zaviye-i Özbekiyye isimli farsça kitabesinde bu zikrin önemi vurgulanmaktadır.[8]

Yapının ilk kuruluş şemasında; tevhidhane, şeyh dairesi, selamlık ve divanhane, derviş hücreleri, mutfak, kurban kesilen hane ve sıbyan mektebinin yer aldığı anlaşılmaktadır. Lalizade Abdülbaki Efendi’nin vefat etmesinden sonra sıbyan mektebinin yanında üstü açık onun türbesi ilave edilmiştir. Halen burada tekkenin şeyhlerinden Lalizade Abdülbaki, şeyh Elhaç Abdullah ve postnişin Mehmet Efendi’nin mezarları yer almaktadır. Tevhidhane binasının doğu tarafında XVIII. yüzyıl sonlarında Mihrişah Valide sultanın kethudası Yusuf Ağa tarafından kitabesiz olarak inşa edilen mermer çeşme vardır.[9] Yapının günümüzde tevhidhane, sıbyan mektebi ve Lalizadenin türbesi haricindeki bölümleri yerinde 1970’de diyanet sitesi inşa edilmiştir. Yapının Kalenderhâne Caddesi üzerinde yer alan girişi beyaz Marmara mermerleri ile kuşatılmıştır.

Dr. Ahmet Ersen hemde Mehmet Ulukan, Eyüp Özbekler Tekkesini detaylı incelemişler. Onların verdiği bilgileri üzerinden ilerlersek Lalizade Efendi’nin türbesi avlu yönünde kesme küfeki taşından, cadde yönünde dua penceresi olan bölümde ise beyaz Marmara mermeri ile inşa edilmiştir. Üst söve başlığının içine ebcet hesabı ile Lalizade Efendinin ölüm tarihini veren kitabe yerleştirilmiştir. Günümüzde mevcudiyetini koruyan sıbyan mektebi güneyde Lalizadenin türbesine, batı yönünde ise bugün ortadan kalkmış olan ahşap selamlık binasına bitişiktir. Bu yapıya XIX. yüzyılın ikinci yarısında zemin ve bodrumu kagir, üst katı ahşap bina ilave edilmiştir.[10]

Binaya giriş kuzey duvarından olup, toplam 9 adet küfeki taşı ile sövelendirilmiş dikdörtgen açıklıklı pencere yer almaktadır. İçeride ise Batı duvarı ekseninde bir adet ocak ve bir adet niş bulunmaktadır. Tekke kompleksinden geride kalan diğer bir yapı olan tevhidhane binası ise, küfeki taşı ve tuğla sıraları ile almaşık düzende örülmüş olup, sekizgen kasnağa outran bir kubbe ile örtülmüştür. Sağ cephede yer alan niş tevhidhanenin mihrabını oluşturmaktadır. Barok stilde düz beyaz Marmara mermeri ile inşa edilmiş olan çeşme-sebil, tevhidhaneye sonradan eklenmiştir. Kalenderhanenin caddesi üzerinde yer alan kalıntıları günümüzde yeni inşa edilen binaların arasında yavaş yavaş kaybolmaktadır.[11]

ÜSKÜDAR ÖZBEKLER TEKKESİ

Özbekler Tekkelerinden en meşhur olanı, Üsküdar Sultantepe’deki Özbekler Tekkesidir.[12] Tekke 1752-1753 yılında Maraş Valisi Abdullah Paşa tarafından Türkistan’dan İstanbul’a gelen Nakşibendî tarikatına mensup dervişler için kurulmuştur. Sultantepe Özbekler Tekkesi’nin bizzat zamanının padişahı tarafından yaptırıldığı da söylenmektedir.[13] Çeşitli dönemlerde yapılan eklemelerle günümüze dek ulaşmıştır. Yapı ‘L’ şeklinde bir plana sahip ve haremlik, selamlık, mutfak, derviş odaları, mescit ve tevhidhaneden oluşmaktadır. Yapının alt katı moloz taş örgülü, üst katları ise tamamen ahşap olarak inşa edilmiştir.[14]

Kaynaklarda el-Hac Hoca, Hacı Hoca, Kalenderhane adlarıyla da anılan, Sultantepe’de Servili Köşk (günümüzde Münir Ertegün) sokağındadır. Hasan Ağa adında bir hayır sahibinin desteğiyle ilk postnişin Şeyh Seyyid Hacı Abdullah Efendi tekkeyi Nakşibendiyye tarikatına vakfetmiş, mescid-tevhidhaneye minber koydurmuş, imamet ve hitabet görevlerini kendisi üstlenmiştir. III. Mustafa döneminde ise (1757-1774) postnişin Semerkantlı Şeyh Seyyid Abdülekber Efendi tarafından genişletilmiştir.[15]

Başlangıçta mütevazi bir kuruluş olan tekke zaman içinde birtakım ilave yapılarla genişletilerek tam teşekküllü bir tarikat müessesesine dönüşmüştür. 1844’te Sultan Abdülmecid bugünkü şekliyle tekkeyi baştan sona inşa ettirmiştir. 1849’da Buharalı Şeyh Mehmed Receb Efendi ile büyük oğlu ve halefi Şeyh Mehmed Sadık Efendi’nin ruhları için bir su haznesiyle çeşme yaptırılmış, bunlar 1872’de Sultan Abdülaziz’in eşlerinden Dürrünev Kadınefendi tarafından tamir ettirilmiştir. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında tekkeye sığınanlar için arsanın kuzeyinde 1950’lerde yıktırılacak olan ahşap odalar yapılmış, 1893’te II. Abdülhamid tarafından binada bir onarım daha gerçekleştirilmiştir.

XIX. yüzyıl fikir ve sanat hayatında önemli yere sahip olan bu Nakşi tekkesi, Orta Asya tasavvuf kültürünün ve özellikle İstanbul’da hiçbir zaman doğrudan temsil edilmemiş olan Yeseviliğe has tarikat folklorunun yaşatıldığı yerlerden biri olmuştur. Altıncı postnişin İbrahim Edhem Efendi zamanında (1855-1904) tekke, bir ilim ve sanat merkezi haline gelmiştir. Türkiye Türkçesi, Arapça ve Farsça’yı şiir yazacak derecede bilen, ayrıca Özbek Türkçesi, Azerbaycan Türkçesi ve Ermenice de öğrenen İbrahim Edhem Efendi, ebru, hattatlık, marangozluk, oymacılık, tornacılık, dökümcülük, matbaacılık, dokumacılık ve makine icadı gibi birçok alandaki becerisi sebebiyle hezarfen (bin fen sahibi) diye tanınmıştır. Onun bu özellikleri sebebiyle tekke, ilim adamları ve sanatçıların uğrak meskeni olmuş, Cuma günlerindeki sohbet meclisine zamanının önde gelen arifleri, şairleri, âlimleri teşrif etmiştir. Tekkenin müdavimleri arasında, matematikçi Salih Zeki Bey, ressam Hüseyin Zekai Paşa, Edip Bey (Halide Edip’in babası), Mekteb-i Harbiye Nazırı Galip Paşa, filozof Rıza Tevfik gibi meşhur simaları bulunmaktadır.[16]

Tekkelerin 1925’te kapatılmasının ardından selamlık bölümünde son postnişin Şeyh Ata Efendi’nin kardeşi Şeyh Necmeddin Efendi ile ailesi, haremde ve derviş hücrelerinde tekkenin bazı emektarları yaşamışlar. Necmeddin Efendi’nin öncülüğünde mübarek gün ve gecelerde zikir meclisleri düzenlenmiş, tekkenin mutfağında geleneksel Özbek pilavı pişirilmiş, aşura ve mevlid cemiyetleri, musiki ve sohbet toplantıları düzenlenerek tekke ve tarikat kültürü yaşatılmaya çalışılmıştır. Şeyh Necmeddin Efendi’nin vefatından (1971) sonra tekke bakımsız kalır. 1983-1994 yılları arasında tekke, ABD’de yaşayan tekke şeyhlerinin evlatlarından olan iş adamları Ertegün kardeşleri tarafından onarılmıştır. Günümüzde özgün mimarisi ile müze gibi korunan yapının selamlık bölümünde şeyh ailesi mensupları yaşamaya devam etmektedirler.

Üsküdar Özbekler Tekkesi bir ilm ve kültür meskeni olmuştur. Bu dergahda Türk kültürüne hizmet eden birkaç isimler yetişmiştir. Ebru sanatını Buhara’dan Türkiye’ye getiren ilk şahsiyet; Sadık Efendi, Türkiye’de kuyudan kendi kendine su çeken günümüzün su pompalarının atası sayabilecek bir makineyi ve buharla çalışan bir motoru yapan şeyh Ethem Efendi, milli mücadele ile ismi beraber anılması gereken diğer bir şeyh; Ata Efendi, şair, âlim ve aynı zamanda devlet kademelerinde çeşitli görevler almış İstanbul kadılığı yapmış, tasavvufla ilgili yazdığı bir çok eser olan aynı zamanda Eyüp Özbekler Tekkesi’nin kurucusu ve en büyük şeyhi Lali Zade Abdülbaki Efendi Özbekler Tekkelerinde yetişen önemli şahsiyetlerden sadece birkaçıdır. Buralarda kalan dervişler gündüzleri çarşı-pazarda bileycilik, lehimcilik, porselen yapıştırma, tütün ağızlığı satma gibi benzer işlerle geçimini sağlar, akşamları ise tekkede görev almışlardır. Tekke bünyesinde meslek edindirmek için eğitimler verilmiş ve bu sayede işsizlerin iş güç sahibi olmaları sağlanmıştır. Sultantepe Özbekler tekkesi ve diğer Özbekler Tekkelerinin milli mücadele tarihimiz açısından ayrıca önemli bir yeri vardır. Anadolu’daki ilk direnişi başlatan İstanbul’dan Anadolu’ya geçen milli kahramanların İstanbul’dan harekete geçtikleri ilk nokta Sultantepe Özbekler Tekkesi’dir. Bu tekkeden yola çıkarak Anadolu’ya geçen kişilerin arasında İsmet İnönü, Halide Edip Adıvar, eşi Doktor Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy’un babası İsmail Fazıl Paşa, Mehmed Akif Ersoy, gibi birçok ünlü şahsiyet yer almaktadır.[17]

Üsküdar Özbekler Tekkesi, Kurtuluş Savaşı’nda stratejik bir mevkii temsil etmiştir. Bu tekke üzerinden silah sevkiyatı yapılmış, Milli Mücadele önderleri burada ağırlanmıştır. Özellikle Fevzi Çakmak, İsmet İnönü gibi milli mücadele komutanlarının, pek çok mebusun misafir oldukları, yaralıların tedavi edildiği bir merkez de olmuştur.[18] Özbekler Tekkesi şeyhi Şeyh Ata’nın tevkif edilmesinden sonra, onunla konuşan İngiliz Gizli Servisi yetkilisi Harron Armstrong, izlenimlerini şu ifadelerle dile getirmektedir: “Bizler Türk din adamlarının, bu mevzularda aktif rol oynayacaklarını asla tahmin etmiyorduk. Diğer araştırmalarımız, Türk mukavemet menbalarının meydana çıkarılması yolunda müspet netice vermeyince, vaki ısrarlı ihbarları değerlendirerek tekkeler, mescidler, camiler gibi dini inşaatlar üzerinde durduk ve din adamlarını takip ve kontrole başladık. Elde ettiğimiz malumat ve karşılaştığımız hakikatler bizleri hayrete düşürdü. Bu din adamları münhasıran telkinlerle ve maneviyatı yükseltmekle iktifa etmemişler, fiili olarak da mukavemet teşkilatı içinde vazife almışlardı. Halk üzerinde tesirleri fevkalade olduğundan, üzerlerine aldıkları vazifeleri muvaffakiyetle ifa etmişlerdi”.[19]

Tarikat erbaplarının bir kısmı Milli Mücadele yanlıları olmuş ve diğer bazıları da Milli Mücadele karşıtlarını desteklemiştir. Nakşibendi şeyhi ve Erzincan mebusu Fevzi Efendi, Halvetiyye şeyhi ve Bolu mebusu Abdullah Sabri Aytaç, Halvetiyye şeyhi ve Kırşehir mebusu Yahya Galib Kargı Bey, Nakşibendî Özbekler Tekkesi şeyhi Mehmed Ata Efendi, Bir Kadiriye Dergâhı olan Hatuniyye Tekkesi şeyhi Sadedin Ceylan Efendi, Hacı Bektaş Veli Dergâhının Nakşibendî şeyhi Hacı Hasan Efendi Milli Mücadelenin destekleyicileri arasında idi.[20] İsyan çıkaran isimlerden Şeyh Eşref ve Şeyh Recep, Melamiyye veya Halvetiyye mensubu olan ve Hürriyet-İtilaf Fırkasının kurucu üyelerinden sayılan Sadık Bey, Çorum Mevlevihanesi şeyhi ve Tarikat-ı Salahiyye üyesi Ali Kemal Milli Mücadele hareketine düşmanca tavır sergilemişlerdir.

Üsküdar Özbekler Tekkesi matbaacılık alanında gösterdiği hizmetleriyle tarih sayfalarında yer alıyor. İlk taşbasma tezgâhlara tanıklık eden tekke tanzimat sonrası matbaacılık alanında devletin denetime yönelik bir politika izlemesi ardından özellikle 1850’den sonraki süreçte ilk litografya destgahlarına da yer ayırmıştır.[21] Bu tezgâhlar Şeyh Abdürrezzak Efendi’ye aittir. Bunlardan ne şekilde istifade edildiği ve ne gibi yayınlar çıkarıldığı hakkında yeterli bilgiler yoktur. Ancak, şeyhin vefatından önce devletin tekkedeki matbaaya müdahale etmiştir.[22]

İstanbul’daki diğer Özbekler Tekkeleri ve Üsküdar’daki Afganiler Tekkesi ile yakın ilişkiler içinde olan bu tesis, konaklama işlevinin yanı sıra Türkistan tasavvuf kültürünün, tarikat folklorunun yaşatıldığı bir ocak ta olmuştur.

BUHARA ÖZBEKLER TEKKESI

İstanbul’daki Özbekler Tekkeleri Nakşilik tarikatının ilk ortaya çıktığı ve yayıldığı Buhara bölgesinden gelen şeyhler tarafından kurulmuştur. Buhara Özbekler Tekkesi de diğer tekke misyonlarıyla aynı özelliği taşısa da alelade bir tarikat yapısına sahip değildi. Türkistan, Buhara ve çevresinden hacca giderken İstanbul’a uğrayıp bir müddet burada kalan ve çoğunluğu kalenderlik geleneğini benimsemiş bekâr ve seyyah dervişlerden oluşan tarikat ehlinin ikamet etmesi için yapılmiştir.[23]

Sultanahmet Binbirdirek Mahallesi Şehit Mehmet Paşa Yokuşu’nda yer alan Buhara Özbekler Tekkesi 1692/1693’te İstanbul Defterdarı İsmail Bey tarafından inşa ettirilmiştir. Osmanlı döneminde bir tür elçilik binası şeklinde de hizmet veren bu tekke “Kadırga Özbekler Dergâhı”, “Mehmed Paşa Yokuşu’nda Kâin Tekke”, “Özbekler Hangahı” gibi isimlerle anılır ve bilinir.[24] Bu tekkelerin şehrin dini, sosyal ve kültürel hayatında önemli bir yeri vardır. En önemlisi de bu mekânların Türkistanlı hacıların epeyi vakit geçirdikleri, İstanbul ve o dünya arasında canlı kültürel alışverişin doğduğu yerler olmasıdır. Tekkenin XIX. yüzyıl ortalarından itibaren Rusya’nın baskısından kaçan Müslümanlara da sığınak haline geldiği bilinmektedir.[25]

Buhara Özbekler Tekkesi fakir ve kimsesizler için de bir siğinak yeri olmuştur. Bu sebepli Tekke kapıları misafirlere hep açıktı; bilhassa kandillerde ve mubarek günlerde okunan mevlit ve dağıtılan Özbek pilavıyla aşure meşhurdu. Bu tekkelerin bir özelliği de Türkistan’dan Ahmed Yesevi devrinin tınısını taşıyan Uygur ve Çağatay Türkçesi’ndeki ilahileri Osmanlı İmparatorluğu başkentine taşımasıydı.

Buhara Özbekler Tekkesi kurulduktan sonra birkaç defa onarılmıştır. Bunlardan en bilineni XIX. yüzyılın son çeyreğinde Sultan II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde yapılan tamirattır. 1887’de padişahın emriyle tekkenin selamlık binası, mescit ve derviş odaları Özbek dervişlerle şeyh ailesinin kullanımına tahsis edildi. Dergah kompleksinin en güney ucunda, mutfak kısmının hemen üstünde yeralan mescit bölümü, 1900’de yılında döneminin Özbek Başbakanı yani Buhara Emirliği Hisar Vilayeti Valisi Astankul Kuşgegi desteğiyle yine 2. Abdülhamid tarafından inşa edildi. Bu şekilde tekke mescid, tevhidhane, selamlık, harem çok sayıda derviş hücresi, mutfak, kiler, taamhane, su haznesi ve ufak bir hazireden oluşan nispeten geniş bir mimari alana sahip olmuştur. Osmanlı Sarayı, XVIII. yüzyıldan itibaren Buhara Özbekler Tekkesi’nin şeyhleri ile yakın temasta bulundu ve Türkistan’daki Hanlıklar ile halifelik arasında bir tür elçilik görevi yerine getirmeleri istendi. XVIII. yüzyılda tekke şeyhi olan Yahya Efendi ile XIX. yüzyılın şeyhlerinden Mehmet Efendi, aynı zamanda Babıali nezdinde elçilik görevini yürüttü. Tekkenin bazı bölümleri de Özbekistan ve Buhara’dan İstanbul’a resmi görevle gelen bazı üst düzey görevlilerin konaklamasına ayrıldı.

Sultanahmet Buhara Özbekler Tekkesi İstanbul’daki diğer Özbekler Tekkeleri gibi kuruluşundan kapanışına dek Nakşilik tarikatına hizmet etmiştir. Osmanlı döneminde tekkenin tören günleri Cuma idi. Tekkenin tespit edilen şeyhleri: Şeyh Mehmed Efendi, Şeyh Süleyman Efendi, Şeyh Büyük Abdülmecid Efendi, Şeyh Abdurrahman Efendi idi.[26]

Tekkenin son şeyhi Abdurrahman Efendi 1953 senesinde vefat edene kadar tekkenin harem dairesinde yaşadı, vefatından sonra ailesi burada yaşamaya devam etti. Şeyhin ailesi, 1990’lı yıllara kadar burada yaşamını sürdürdü. Buhara Özbekler Tekkesi’nde şeyh olan Yahya Efendi, Mehmed Said Efendi ile tekkede şeyhlik yapan, misafir kalan ve İstanbul’da Özbek Türklerinin resmi temsilcisi olarak görevli bulunan kimselerin defnedildiği hazire bulunuyor.

233 yıl hizmet veren tekke 1925’te tekke ve zaviyelerin kapatılmasından sonra Mustafa Kemal tarafından verilen özel bir izinle faaliyetlerine devam etmiştir. Cumhuriyet döneminde bu dergah zaman zaman kısmen terk edilmiş. Ahşapten yapılan harem bölümü yanmış ve mescid-tevhidhane bakımsızlıktan harap olmaya başlamıştır. Özbekler Tekkesi, 1980’e kadar “Türkistan Gençler Birliği”, “Türkistanlılar Kültür ve Sosyal Yardım Derneği” ile “Türkistanlılar Talebe Yurdu”nu bünyesinde barındırmıştır.

Tekke, oldukça yoğun bir iskan bölgesinde o kadar büyük olmayan bir arsa üzerine inşa edilmiştir. Tekke apartman şeklini de yansıtan bölümler halinde tasarlanmıştır. Tekkenin harem dışındaki bölümleri zemin katın üzerinde yükselen ve birbirleriyle bağlantılı üç yapıda birleştirilmiştir. Zemin katın batısında ortada Şehit Mehmed Paşa Yokuşu üzerinde cümle kapısı ve bunun üzerinde de mescid-tevhidhanenin müstakil mimarisi yükselmektedir. Güneyinde bulunan zemin katında mutfak, kiler, taamhane; 1.katta meydan odası, 2.katında da mescid-tevhidhaneyi barındıran bir yapı yer alır. Cümle kapısı sayılan minare grubunun kuzeyinde ise üç katlı bir selamlık yer alıyor. Avludan selamlığa, oradan meydan odasına ve üst kattaki mescid-tevhidhaneye hem de derviş hücrelerine geçiş mevcuttur. Zemin katın batı yönünde sokağa bakan duvarlar moloz taşlarla mimarlık geleneğimizde görülmeyen bir biçimde örülmüştür. 1. ve 2.katın duvarları ise 35 cm kalınlığında olup Batı normunda tuğlalar ile örülmüş ve üstleri sıvanmıştır.

Buhara Özbekler Tekkesi’nin duvarlarında günümüzde saklanan süsleme gibi kayda değer şeyleri yoktur. Sadece 2.katındaki balkonlu oda olan şeyh odasının tavanı dikkate değer özelliklere sahiptir. Sanat tarihçisi ve tekkelerle ilgili yeri doldurulamayan devasa çalışmalara imza atan Baha Tanman mescit duvarlarında yangından önce neoklasik üsluba uygun bir takım süsleme unsurlarının yer aldığının düşünülebileceğini söyler ve mihraptaki alçı mukarnas izlerine işare gösterir.[27] Tekke mimarisi sade bir özelliğe sahip olsa da bakıldığında abidevi özgünlüğün izlenimi verir. Istanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından restore ettirilen Buhara Özbekler Tekkesi Eylül 2008’den itibaren Eminönü Belediyesi (sonra Fatih Belediyesi) İstanbul Uluslararası Tasarım Merkezi, yani tasarım okulu olarak hizmet vermektedir. Buhara Özbekler Tekkesi içinde aynı zamanda Tekke Araştırmaları Merkezi kurulmuştur.[28]

İslam Dünyasında bir kültürel ağ niteliğinde Özbekler Tekkeleri bugün de tarihteki hüviyetine uygun olarak bilime, sanata, kültüre hizmet etmektedir. Fakat ismini taşımakta olduğu Özbeklerle veya Türkistan halklarıyla eskisi gibi bir etkileşim içinde değil. Gönüller isterdi ki, bu tekkeler bilim ve sanata hizmet etmekle beraber eskisi gibi Türkistanlılar, Türk dünyasının müşterek kültürlerini yaşatan dergâhlar makamını tekrar kazansın.

 

KAYNAKLAR:

  1. Adivar H. E., 1970. Mor Salkımlı Ev, Atlas Kitap evi, İstanbul;
  2. Ahmet Ersen / Mehmet Ulukan, Özbek Tekkeleri ve Eyüp özbekler tekkesi, Eyüpsültan IX. Sempozyumu;
  3. Ali Sarikoyuncu, Milli Mücadelede Din Adamları, Ankara 1999, c.I, s.19;
  4. Azmi Özcan, “Özbekler Tekkesi Postnişini”, TT, XVII/100 (1992), s. 12-16;
  5. Bektaş C., 1984. Özbekler tekkesi I, Tarih ve Toplum, 8, 40-45;
  6. Bektaş C., 1984. Özbekler tekkesi II, Tarih ve Toplum, 9, 182-187;
  7. Beyoğlu S., Milli Mücadele ve Özbekler Tekkesi, 2003;
  8. Egemen A., 1993. İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri, Arıtan Yayınevi, İstanbul;
  9. Eminönü Camileri (nşr. Eminönü Müftülüğü), İstanbul 1987, s. 45-46;
  10. Ersen A., Ulukan M., 2004. Eyüp’te Afife Hatun Tekkesi Ve Restitüsyon Önerisi, 8. Eyüp Sultan Sempozyumu, Eyüp, İstanbul , 7-9 Mayıs;
  11. Haskan M. N., 1993. Eyüp Tarihi, Türk Turing Turizm İşletmeciliği Vakfı Yayınları, İstanbul;
  12. Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşında Bektaşiler, Kitap Yayınevi, İstanbul 2003, s. 95;

İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, Tercüman Yay. 1/291;

  1. Muharram Varol, 19. Yüzyıl İstanbulu’nda Bazı Tekkelerin Matbaacılık Faaliyetleri, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII (2013), 317-347;
  2. Mustafa Kara, Din-Hayat-Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, Dergâh Yayımları, III.Baskı, İstanbul 1990, s.216;
  3. Mustafa Ülger, 19. Yüzyil Osmanli Fikir Hayatindaki Yeri Bakimindan Tekkeler, Ilahiyat Fakültesi Dergisi 18:2 (2013), Ss.45-52.
  4. Mehmet Alper, “Buhara Özbekler Tekkesi”, Arkitekt, sy. 424, İstanbul 1995, s. 38-43;
  5. Mehmet Alper, “Buhara Özbekler Tekkesi”, Arkitekt, sy. 424, İstanbul 1995, s. 38-43;
  6. Nurdan Şafak, Buhara Özbekler Tekkesi, DEM dergisi, yıl , sayı 5, s142;
  7. “Osmanlı Devleti’nin Üsküdar özbekler Tekkesi’ne Yaptığı Tahsisatlar“, Bir: Türk Dünyası incelemeleri Dergisi, sy. 7, İstanbul 1997, s. 27-34;
  8. Ramazan Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yüzyıl), İstanbul 2003, s. 298-299;
  9. S.A.M.Ü. Bandırmalizade,1889. Mecmua-i Tekaya, Acem Matbaası, İstanbul;
  10. Smith G.M., 1980. The Özbek Tekkes of Istanbul, Der Islam, 57;
  11. Süleyman Beyoğlu, “Milli Mücadele ve Özbekler Tekkesi”, Üsküdar Sempozyumu 1: 23-25 Mayıs 2003: Bildiriler (haz. Zekeriya Kurşun v dğr. ), İstanbul 2004, I, 201-212;
  12. Tanman Baha, İstanbul Tekkelerinin Mimari ve Süsleme Özellikleri Tipoloji Denemeleri, Sanat Tarihi Doktora Tezi, İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1990, 751;
  13. Tanman Baha, “Özbekler Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.VI, İstanbul 1994, s.200;
  14. Tahsin Öz, İstanbul Camileri, Ankara 1987, I, 114;
  15. TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, cild: 40, s: 368-370
  16. http://t24.com.tr/haber/tekkeden-dershaneye,2688;
  17. www.istanbultasarimmerkezi.com ; www.tekkearastirmalari.com ;
  18. http://t24.com.tr/haber/tekkeden-dershaneye,2688.
  19. http://www.ehlisunnetbuyukleri.com/Menkibeler/Osmanli-Hikayeleri/Detay/OZBEKLER-TEKKESI-VE-SULTAN-II-MAHMUD-HAN/271

[1]Mustafa Ülger, 19. Yüzyil Osmanli Fikir Hayatindaki Yeri Bakimindan Tekkeler, Ilahiyat Fakültesi Dergisi 18:2 (2013), Ss.45-52.

[2]TDV İslam Ansiklopedisi, İstanbul, cild: 40, s: 368-370

[3] Süleyman Beyoğlu, Millî Mücadele ve Özbekler Tekkesi, Üsküdar Sempozyum Bildirileri, C.I, 2004, s201-210, s.203.

[4] Ahmet Ersan, Mehmet Ulukan, Özbek Tekkeleri ve Eyüp özbekler tekkesi, Eyüpsültan IX. Sempozyumuç s.136.

[5] Bandırmalızade S.A.M.Ü.,1889. Mecmua-i Tekaya, Acem Matbaası, İstanbul;

[6] İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi, Tercüman Yay. 1/291.

[7] Ahmet Ersen / Mehmet Ulukan, Özbek Tekkeleri ve Eyüp özbekler tekkesi, Eyüpsültan IX.Sempozyumu, s. 141.

[8] Bektaş, C., 1984. Özbekler tekkesi I, Tarih ve Toplum, 8, 40-45;

[9] Egemen, A., 1993. İstanbul’un Çeşme ve Sebilleri, Arıtan Yayınevi, İstanbul.

[10] Dr. Ahmet Ersen / Mehmet Ulukan, Özbek Tekkeleri ve Eyüp özbekler tekkesi, Eyüpsültan IX. Sempozyumu, s.144-145;

[11] A.g.em s.145;

[12] A.g.m. s.142;

[13] Smith, G.M., 1980. The Özbek Tekkes of Istanbul, Der Islam, 57, 130-139;

[14] “Osmanlı Devleti’nin Üsküdar özbekler Tekkesi’ne Yaptığı Tahsisatlar”, Bir: Türk Dünyası incelemeleri Dergisi, sy. 7, İstanbul 1997, s. 27-34;

[15] M. Baha Tanman, “Özbekler Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C.VI, İstanbul 1994, s.200;

[16] Mustafa Ülger, s.45-52.

[17] Prof.Dr. Ahmet Ersen / Mehmet Ulukan, Özbek Tekkeleri ve Eyüp özbekler tekkesi, Eyüpsültan IX Sempozyumu, s.139.

[18] Mustafa Kara, Din-Hayat-Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler, Dergâh Yayımları, III.Baskı, İstanbul 1990, s.216.

[19] Mustafa Kara, A.g.e., s.28.

[20] Hülya Küçük, Kurtuluş Savaşında Bektaşiler, Kitap Yayınevi, İstanbul 2003, s. 95.

[21] Muharram Varol, XIX. yüzyıl İstanbulu’nda Bazı Tekkelerin Matbaacılık Faaliyetleri, Osmanlı Araştırmaları / The Journal of Ottoman Studies, XLII (2013), 317-347

[22] Muharrem Varol. A.g.m., 317-347.

[23] Mehmet Alper, “Buhara Özbekler Tekkesi”, Arkitekt, sy. 424, İstanbul 1995, s. 38-43;

[24] Nurdan Şafak, Buhara Özbekler Tekkesi, DEM dergisi, yıl , sayı 5, s142.

[25] http://t24.com.tr/haber/tekkeden-dershaneye,2688.

[26] Baha Tanman, İstanbul Tekkelerinin Mimari ve Süsleme Özellikleri Tipoloji Denemeleri, Sanat Tarihi Doktora Tezi, İÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul 1990, 751.

[27] Baha Tanman, “Özbekler Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, VI, 199-200.

[28] Nurdan Şafak, Buhara Özbekler Tekkesi, DEM Dergisi, yıl , sayı 5, s142, www.istanbultasarimmerkezi.com; www.tekkearastirmalari.com