DÜŞÜNCE Tarih

Hukuki Boyutlarla Deniz Haydutluğu ve Deniz Korsanlığı

Take Down of Pirate Skiffs and Whaler 28-11-2011 Today(28-11-2011) RFA Fort Victoria was approached by a pirate skiff at speed as they attempted to board her, However after Fort Vic laid down warning shots using their Miniguns the pirates had a sudden change of heart and started to make a run for it. Fort Vic gave chase and launched her boarding teams to stop them. Whilst the boarding teams were dealing with the skiff word came in about a whaler and skiff trying to board a fishing dhow not far away, after a 20 mile steam the whaler was found and boarded, the ships helicopter was lauched to find the second skiff which it did and they were soon detained by Fort Vics Boarding team. Image shows The whaler being searched by the boarding team with Fort Vic in the background

Geçtiğimiz günlerde M / V Mozart gemisinin Nijerya açıklarında seyrederken deniz haydutlarının saldırısına uğraması, deniz haydutluğunun denizcilik ve uluslararası ticaret açısından halen ciddi bir tehdit olduğunu gösterdi. Geçmişleri belki de denizcilik tarihiyle başlayan deniz haydutları, bin yıllardır insanlığın ortak düşmanı olarak kabul etmekte, bu yönde hukuk düzenlemeleri yapılmaktadır. İşte bu çalışmanın amacı da deniz haydutluğunun tarihini ve bu konudaki uluslararası hukuk kurallarını incelemektir. Çalışmanın bir diğer amacı da deniz haydutları için kamuoyunda sıklıkla kullanılan “korsan” kavramının gerçek anlamını ortaya koymaktır. Çünkü günlük kullanımın aksine hukukta, korsan, deniz haydudu demek değildir. Deniz haydudu ve deniz korsanı farklı iki kavramdır.

1-Kavramların Etimolojik Kökenleri

Korsan sözcüğü dilimize İtalyanca’dan geçmiştir. İtalyanca corsaro (korsaro) sözcüğü “akıncı” anlamına gelir ve deniz akıncılarını ifade etmek için kullanılır. Aslında 17.yüzyıla kadar Türkçe’de de korsar sözcüğü daha yaygındı (Nişanyan Sözlük: Korsan Maddesi, 2009).
Pirata terimi ise deniz haydutlarını ifade etmek için kullanılan bir diğer kavramdır. Bu terim, Yunanca “saldıran” anlamına gelen ve deniz haydutlarını ifade etmek için kullanılan “πειρατής- peiratēs” sözcüğünden türetilmiş Latince bir terimdir. Latince aracılığıyla pek çok batı diline geçmiş ve bu dillerde deniz haydutlarını ifade etmek için kullanılan sözcüklere kaynak olmuştur. Örneğin; İtalyanca pirata, İngilizce pirate gibi (Etymonline: Pirate maddesi, tarih yok).
Görüldüğü hem deniz korsanları hem de deniz haydutları, denizlerde akınlar yapan veya çeşitli saldırılar düzenleyip genellikle diğer gemileri ya da limanları hedef alan kişilerdir. Bu yönden iki kavram birbiriyle karıştırılmaya müsaittir nitekim günlük dilde deniz haydutlarının korsan diye anılması bir galat-ı meşhur olarak dilimize yerleşmiştir. Fakat hukuki yönden deniz korsanlığı ve deniz haydutluğu iki ayrı kavramdır.

2-Tarihte Deniz Korsanlığı ve Deniz Haydutluğu

Hukuki yönden deniz korsanları ve deniz haydutları arasındaki fark eylemlerine göre değil, kime bağlı olarak eylemde bulunduklarına göre yapılır. Nitekim hem deniz haydutları hem de deniz korsanları yağmacılık, esircilik gibi işler yaparlardı. Fakat deniz korsanları bunları bir devlete bağlı olarak, çoğu kez bir izin belgesi veya antlaşma dahilinde yaparken; deniz haydutları, tıpkı bir suç örgütü gibi, kendi hesaplarına kazanç sağlamak adına başlarına buyruk şekilde yaparlar.

2.1-Tarihte Deniz Korsanları

Deniz korsanları ile hizmetinde bulundukları devlet arasındaki ilişki çeşitli şekillerde olabilirdi. Hizmetinde bulunduğu devlet, deniz korsanlarına hizmetleri karşılığında ele geçirdikleri gemiler ve ganimet üzerinden olarak belli bir pay bırakılırdı (Evin, 2012). Ancak deniz korsanlarıyla devletleri arasındaki ilişki, sadece bir ücret antlaşmasından ibaret değildi.
Deniz korsanlarının çoğu kez bir çeşit ruhsat ya da izin belgesi alarak ve bu belgelerdeki sınırlamalara uyarak faaliyette bulunmuşlardır. Korsanların uyması gereken kuralları belirten belgeler, tarihte ilk defa İngiltere kralı III. Henry tarafından 1243 yılında verilmiştir (Evin, 2012). Ayrıca Akdeniz’de 18.yüzyılda deniz korsanlarının sefere çıkabilmeleri için “pasaport” diye adlandırılan bir dizi belgeye sahip olmalıydılar. Bu belgelerde uyulması gereken yasaklar, girilmemesi veya korsanlık faaliyetlerini yürütülmemesi gereken sular da belirtilirdi (Ece, 2008). Ayrıca savaş zamanlarında, ticari gemilere, düşman ülkenin gemilerine ve kıyılarına karşı korsanlık yapmaları için verilen “letter de marque” ya da “commission en course” gibi belgelerle de bu ilişki kurulmuştur (Topal, 2010).
Gelecekte Barbaros Hayreddin Paşa adıyla tanınacak olan Hızır Reis, ağabeyi Oruç Reis’in İspanyollarla savaşırken şehit düşmesi üzerine, Cezayir’in başına geçmiş; ardındansa esir ve hediye dolu dört gemiyi İstanbul’a yollayarak dönemin padişahı Yavuz Sultan Selim’e bağlılığını bildirmiştir. Buna karşılık Yavuz Sultan Selim, kendisine emir unvanı vermiş ve onu emrine gemiler ve denizciler tahsis edip Anadolu’dan istediği kadar denizci toplayabilmesi için yetkili kılmıştır (Gürdeniz, 2015, s. 229). Tarihimizdeki bu olay, deniz korsanlarıyla devletleri arasında nasıl ilişki kurulduğunun bir örneğidir.

Oruç Reis’in Cezayir’deki Anıtı (haberturk.com internet sitesinden alınmıştır)

Deniz korsanları, esir alındıkları takdirde, önceden haksız fiil işlememişlerse, savaş esiri muamelesi görürlerdi (Topal, 2010). Bu dönemler, savaş esirlerinin iyi muamele görmediği zamanlardı. Buna rağmen böyle bir ayrımın olması, korsanlara düşmanlarının bile deniz haydudundan farklı bir gözle baktıklarını, onları suçludan çok bir savaşçı olarak değerlendirdiklerini göstermektedir.
Fakat deniz korsanları kontrol altında tutulması güç unsurlar olduklarından, 18.yüzyıl itibariyle daha az tercih edilir olmuş; nihayetinde Kırım Savaşı sonrası toplanan Paris Barış Konferans’ında (1856) deniz korsanlığı yasaklanmıştır (Topal, 2010).

2.2- Tarihte Deniz Haydutları

Deniz haydutluğu ilk çağlardan beri Akdeniz’in sorunlarından birisiydi. Öyle ki M.Ö. 75 yılında henüz 25 yaşında olan Romalı devlet adamı Julius Caeser, hitabet dersleri almak için Rodos’a doğru Ege Deniz’inde seyrederken Kilikyalı (Roma döneminde Adana civarına verilen isim) deniz haydutları tarafından kaçırılmıştır. Deniz haydutları Caesar için 20 talent (o dönemdeki altın ölçüsü) fidye istemiş ancak Caesar kendisinin daha değerli olduğunu söyleyip, fidyeyi 50 talente çıkartmıştır. Fidye ödenince serbest bırakılan Caesar, kendisini kaçıranlara onları çarmıha gerdireceği tehdidinde bulunmuş, karaya çıkınca da küçük bir filo toplayıp peşlerine düşmüştür. En sonunda kendisini kaçıran deniz haydutlarını bir adada bulmuş ve hepsini çarmıha gerdirmiştir (Encyclopaedia Britannica Editörleri, tarih yok). Görüldüğü gibi deniz haydutluğunu tarihi oldukça eskidir ve deniz haydutlarının yöntemleri de günümüze dek pek değişmemiştir.
Deniz korsanlarının faal olduğu dönemlerde bile deniz haydutluğu ile deniz korsanlığı arasına kesin bir çizgi çekmek her zaman mümkün değildi. Çünkü yetki belgesinin süresi dolan bir deniz korsanının deniz haydutluğuna başlaması yaygın bir durumdu (Ece, 2008). Fakat bu durumun tersi de mümkündü. Örneğin 1569 yılında İngiltere kraliçesi I. Elizabeth’in resmi korsanı olan hatta 1580 yılında da kraliçe tarafından şövalye ilan edilen Francis Drake, (Gürdeniz, 2015, s. 105) önceleri bir deniz hayduduydu (Ece, 2008). Görüldüğü gibi hukuk açısından deniz haydudunu deniz korsanından ayıran şey faaliyetlerinin bir yetki belgesine dayanıp dayanmadığıdır. Ayrıca deniz korsanlığı her ne kadar 1856 yılında sona ermiş olsa da deniz haydutluğu günümüzde hala devam etmektedir.

Francis Drake (history.com internet sitesinden alınmıştır)

3-Günümüzde Deniz Haydutluğu

Güneydoğu Asya deniz haydutluğu açısından en tehlikeli bölgedir (Ece, 2008). Ayrıca Aden Körfezi ve Kızıl Deniz, Nijerya açıkları başta olmak üzere Batı Afrika, bölgelerinde de deniz haydutluğu ciddi bir tehlike olarak öne çıkmaktadır. (Topal, 2010) Bugün envanterlerinde roket atarlara hatta kısa menzilli füzelere bile rastlanabilen deniz haydutları; kendi haydut gemilerine sahiptir ve GPS, uydu telefonu gibi araçlardan da yararlanmaktadırlar (Topal, 2010).

Dünya genelinde deniz haydutluğu vakaları:
Sarı renk teşebbüsleri, turuncu bordalama olaylarını, kırmızı kaçırma olaylarını, mavi taciz ateşlerini, mor ise şüpheli gemileri gösterir. (marinevesseltraffic.com internet sitesinden alınmıştır)

Deniz haydutlarının saldırıları çeşitli şekillerde gerçekleşebilir.
Gemiler, hem demirdeyken hem de seyirdeyken saldırılara hedef olabilirler. Ancak çoğunlukla, limanda demirlemiş ya da demir yerlerinde veya kıyıya yakın deniz alanlarında bulunan gemilere yönelik saldırılar söz konusudur (Evin, 2012). Bu tür saldırılar genellikle güvenlik zafiyetinin bulunduğu limanlarda meydana gelmektedir. Söz konusu saldırılar kıyıya yakın yerlerde yüksek hızlı botlarla bıçaklı ve silahlı deniz haydutları tarafından yapılmaktadır. Uluslararası Denizcilik Bürosu (International Maritime Bureau – kısaca IMB) bu tür deniz haydutluğu saldırılarını düşük düzeyde silahlı soygun olarak tanımlamaktadır (Ece, 2008). Bu tür saldırılarda genellikle geminin değerli donanımları ve eşyaları çalınır. Güney Amerika ve Batı Afrika’da yaygındır (Evin, 2012).
Bunun yanı sıra bir diğer saldırı türü ise açık deniz veya karasularında seyir halindeki gemilere karşı yapılan saldırılar, yaralanmalar hatta ölümlerin meydana geldiği saldırı türleridir. Saldırılarını modern silahlarla donatılmış bir ana gemiden yürüten deniz haydutları, saldırdıkları geminin mürettebatını etkisiz hale getirip gemideki yükü tamamen veya kısmen başka bir gemiye aktarıp gemiyi ve mürettebatını serbest bırakmaktadırlar.  Ancak bazen mürettebat bu kadar şanslı olmayabilir. Kimi zaman ele geçirilen gemi, yük ve mürettebat için fidye istenmekte ve bu tür saldırılar özellikle Somali civarında giderek yaygınlaşmaktadır (Evin, 2012). IMB’ye göre bu tür saldırılar orta düzeyde saldırılardır (Ece, 2008). M/V Mozart’ın uğradığı saldırı bu türden bir saldırıdır.
Son olarak; Uzakdoğu’da karşılaşılan bir başka saldırı türünde ise ele geçirilen geminin mürettebatı öldürüldükten sonra denize atılmakta veya küçük bir tekne ile açık denizde terk edilmektedir. Daha sonra gemi, boyası, kimlik ve yük belgeleri değiştirilerek sahte evraklarla satılmakta ya da başka bir limana kaydedilerek uluslararası deniz ticarette veya kaçakçılık işlerinde kullanılmaya devam edilmektedir (Evin, 2012). IMB bu tür saldırıların yüksek eğitimli ve iyi örgütlenmiş kimselerce yapıldığını belirtip yüksek düzeyde saldırı olarak sınıflandırmaktadır (Ece, 2008).
Görüldüğü üzere deniz haydutluğu küresel ticaret ve denizcilik açısından yüksek derecede tehlike arz eden güncel bir sorundur. Bu yüzden, deniz haydutluğu, uluslararası toplumun gündeminde yer almış ve bu konuya Birleşmiş Milletler(BM) Uluslararası Deniz Hukuku sözleşmelerinde yer verilmiştir.

4-Uluslararası Deniz Hukukunda Deniz Haydutları

Deniz haydutları, tüm devletler için ortak tehdit olduklarından tarihin erken dönemlerinden beri tüm insanlığın düşmanı kabul edilmişlerdir. Onları tüm insanların düşmanı ilan eden Romalı hatip ve hukukçu Cicero’dur. Cicero’ya atıf yaparak onun bu tanımını bugün bilindiği haliyle; hostis generis humani (tüm insanlığın düşmanı) şeklinde literatüre kazandıransa 17.yüzyıl İngiliz hukukçu Edward Coke’dur (Stadnik, 2009).
Bu yüzden deniz haydutluğu gibi bir sorunun Uluslararası Hukuka yansımamış olması düşünülemezdi. Nitekim Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmelerinde deniz haydutluğuna karşı düzenlemelere yer verilmiştir.
Deniz haydutluğuna dair hükümlere 1958 tarihli BM Açık Denizler Sözleşmesinde (Convention on the High Seas) yer verilmişse de 1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi ( United Nations Convention on the Law of the Sea / UNCLOS III ) 1958 tarihli sözleşmenin yerini almıştır. Bu yüzden deniz haydutluğu konusunda günümüzde geçerli olan kurallar, 1982 tarihli sözleşmenin ilgili maddeleridir. Ancak belirtmek gerekir ki iki sözleşme arasında deniz haydutluğunu ele alınışı yönünde esaslı bir fark yoktur. Nitekim her iki sözleşmedeki deniz haydutluğuna dair hükümler 1932 yılında Harvard Üniversitesi tarafından hazırlanan sözleşme taslağına dayanmaktadır (Topal, 2010).

5-1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesinde Deniz Haydutluğu

1982 tarihli BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin 101.maddesinde deniz haydutluğunun tanımı yapılmıştır. Buna göre; bir özel geminin veya bir özel uçağın mürettebatı veya yolcuları tarafından, açık denizde, bir gemiye veya uçağa veya bunlardaki kişi veya mallara karşı kişisel amaçlarla işlenen her türlü yasa dışı şiddet veya alıkoyma veya yağma fiili deniz haydutluğu kapsamındadır. Burada fiilin kişisel amaçlarla işlendiğinin vurgulanması, deniz haydutluğunun deniz korsanlığından ayrıldığı unsuru vurguladığı için önemlidir. 101. maddenin devamında deniz haydutluğuna, bilerek ve isteyerek iştirak etmenin veya deniz haydutluğunu teşvik eden herhangi bir fiilde bulunmanın da bu suçun bir parçası olduğu belirtilmiştir.
Sözleşmenin 100.maddesi uyarınca tüm devletler deniz haydutluğuna karşı mücadelede işbirliğinde bulunmakla yükümlüdür.
Deniz haydutluğunun sadece özel gemi veya uçakla yapılabileceği 101. maddeden açıkça anlaşılmaktadır. Fakat 102.madde uyarınca 101.maddedeki fiillerin, bir devlete ait uçak ya da askeri gemi veya devlet gemisi tarafından, mürettebatının isyan edip denetimi ele geçirmesiyle işlenmesi halinde de deniz haydutluğu söz konusu olacaktır. Nitekim böyle bir isyan halinde geminin veya uçağın denetiminin devlette değil, isyancılarda olduğu bu yüzden geminin ya da uçağın devlet faaliyetinde bulunmadığı kabul edilmelidir.
103.madde ise deniz haydutluğunu sayılan fiillerin (m.101) herhangi birisini işlemeye özgülenmiş gemi veya uçakların haydut gemi veya haydut uçak sayılacağı ve bu durumun, söz konusu gemi ya da uçağın, deniz haydutlarının idaresinde kaldığı sürece devam edeceği belirtilmiştir. Ayrıca bir geminin haydut gemi sayılmasına tabiiyetini muhafaza edebileceği de açıkça belirtilmiştir(m.104).

Günümüz haydut gemisi (marinetime-connector.com internet sitesinden alınmıştır)

Yukarıda belirttiğimiz üzere, deniz haydutları tüm insanlığın ortak düşmanı sayılmaktadır. Sözleşmenin 105.maddesi de bu anlayışın bir yansımasıdır. Buna göre her devlet açık denizde veya hiçbir devletin yetkisine tabi olmayan herhangi bir yerde, deniz haydudu bir gemiyi veya uçağı ya da deniz haydutluğu fiilleri sonucunda ele geçirilmiş olan ve deniz haydutlarının elinde bulunan bir gemiye el koyabilir. Ayrıca bu gemide veya uçakta bulunan kişileri yakalayabilir ve mallara el koyabilir. El koyan devletin mahkemeleri, deniz haydutlarına verilecek cezalar ile haydut gemi veya haydut uçağa ve el konulan mallara ilişkin tedbirler konusunda karar vermeye yetkilidir. Sözleşme haydut gemilere nasıl müdahale edileceğini de öngörmüştür. 107.maddeye göre el koyma işlemi askeri uçak veya gemilerle ya da kamu hizmetine tahsis edilmiş araçlarla yapılmalıdır. Bu gemi veya uçakların askeri ya da kamu hizmetine tahsis edilmiş oldukları taşıdıkları işaretlerle anlaşılır olmalıdır.
Bu el koyma yetkisinin kötüye kullanılması mümkündür. Sözleşmede bu ihtimal de göz önüne alınarak, bir gemi veya uçağa, haydut gemi veya haydut uçak olduğuna dair yeterli neden olmadan el koyması halinde, geminin veya uçağın tabiiyetinde bulunduğu devlete karşı, el koyan devletin, el koymadan doğan her türlü zarardan sorumlu olacağı, 106.maddede açıkça düzenlenmiştir.
Sözleşmenin 110.maddesinde “ziyaret hakkı” düzenlenmiştir. Bir geminin haydut gemisi olduğuna dair ciddi şüpheler varsa, bu gemiyi, bir savaş gemisi ya da kamuya tahsis edilmiş bir uçak ziyaret hakkına dayanarak durdurabilir, geminin evraklarını inceleyebilir. Eğer şüpheler giderilmezse daha ayrıntılı incelemeler yapılabilir. Fakat şüpheler haksız çıkarsa durduran geminin tabiiyetinde olduğu devlet, durdurmadan doğan zararı gidermekle yükümlüdür. Ziyaret hakkı, savaş gemileri ve kamuya tahsis edilmiş devlet gemilerine uygulanamaz.

6-Deniz Haydutluğunda Karasuları Sorunu

Yukarıda etraflıca incelediğimiz 1982 BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin deniz haydutluğuna ilişkin hükümleri sadece açık denizlere uygulanabilir fakat buradaki açık deniz kavramı geniş anlamlı anlaşılmalıdır; uluslararası sulara yani karasuları dışındaki suları ifade ettiği unutulmamalıdır (Topal, 2010). Okyanusların üçte ikisi hiçbir devletin yargı yetkisinde değildir ki bu oran tüm gezegenin yarısıdır (World Heritage in the High Seas, tarih yok).
Bu orana rağmen deniz haydutluğu vakalarının büyük çoğunluğu bir devletin karasuları içinde yani yargı yetki alanı dahilinde gerçekleşmektedir.  Fakat deniz haydutluğunun görüldüğü ülkelerin neredeyse tamamı karasularında güvenliği sağlayacak imkandan yoksundur. Bu ülkelere örnek olarak Somali verilebilir ki Somali 2008 yılında uluslararası toplumdan, karasularındaki deniz haydutlarına karşı mücadelede yardım çağrısında bulunmuştur. Bunun üzerine, BM Güvenlik Konseyi, dördü 2008, biri 2009 tarihli beş kararıyla (sırasıyla 1816, 1838, 1846, 1851 ve 1897 sayılı kararlar) dünya donanmalarının,  Somali yönetimiyle işbirliği içerisinde, bu ülkenin karasularında deniz haydutlarına karşı harekat düzenleyebilmesine imkan vermiştir(Evin, 2012). Buna rağmen henüz Somali’de deniz haydutluğunun önüne geçilebilmiş değildir.

Tutuklanan deniz haydutları (marinetime-connector.com internet sitesinden alınmıştır)

Sonuç

Deniz korsanlığı ve deniz haydutluğu ilk bakışta karıştırabilen iki ayrı kavramdır. Deniz korsanları, devletlerce çağlar boyunca bir savaş unsuru olarak kullanılmış ve en sonunda yasaklanmışlardır. Deniz haydutları ise ilkçağlardan itibaren tüm insanlığın düşmanı olarak görülmüşler bu yüzden de hiçbir zaman yasal bir statüye sahip olmamışlardır. Bunun yanı sıra deniz haydutluğu günümüzde halen devam etmektedir.
Dikkat çekici olan deniz haydutluğunun sosyal ve ekonomik olarak daha az gelişmiş bölgelerde yoğunlaşmasıdır. Sayısız fjorduyla deniz haydutlarına sayısız potansiyel sığınak sağlayabilecek Norveç kıyılarındaki en büyük tehlike bugün olası bir buz kütlesiyle çarpışılmasıdır. Buna karşın Afrika ve Güney Asya ülkeleri deniz haydutlarının faaliyet alanlarıdır. Bu bölgeler arasındaki sosyal ve ekonomik farkları da göz önünde tutarsak, deniz haydutluğunun görece az gelişmiş ülkelerin sorunlarının denizlere yansıması olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kalırız.
Sonuç olarak tüm Uluslararası Deniz Hukuku düzenlemelerine rağmen deniz haydutluğu, onu doğuran gerçeklik değişmeden yeryüzünden silinmeyecektir.

Kaynakça

Ece, J. N. (2008, 12 17). Stratejik Sularda Deniz Haydutluğu ve Korsanlık. Ocak 26, 2021 tarihinde www.denizhaber.com İnternet Sitesi: https://www.denizhaber.com/stratejik-sularda-deniz-haydutlugu-ve-korsanlik-makale,100350.html#:~:text=Korsanl%C4%B1k%20daha%20%C3%A7ok%20devletler%20aras%C4%B1,gemi%20ka%C3%A7%C4%B1rma%2C%20esir%20alma%20olaylar%C4%B1d%C4%B1r. adresinden alındı
Encyclopaedia Britannica Editörleri. (tarih yok). Britannica: The Time Julius Caesar Was Captured by Pirates. Ocak 27, 2021 tarihinde Britannica: https://www.britannica.com/story/the-time-julius-caesar-was-captured-by-pirates adresinden alındı
Etymonline: Pirate maddesi. (tarih yok). Ocak 25, 2021 tarihinde Etymonline: https://www.etymonline.com/word/pirate#etymonline_v_46118 adresinden alındı
Evin, B. (2012, Kasım). Uluslararası Hukukta Deniz Haydutluğu Kavramı ve Şiddet Faktörü. Güvenlik Bilimleri Dergisi, 1(1), 119-151.
Gürdeniz, C. (2015). Mavi Uygarlık. İstanbul: Kırmızı Kedi Yayınevi.
Nişanyan Sözlük: Korsan Maddesi. (2009, Şubat 12). Ocak 25, 2020 tarihinde Nişanyan Sözlük: https://www.nisanyansozluk.com/?k=Korsan adresinden alındı
Stadnik, T. J. (2009, Mayıs 5). Pirates – The Common Enemies of All, the Enemies of the Human Race, the Law of War and The Rule of Law. Ocak 28, 2021 tarihinde Lexisnexis İnternet Sitesi: https://www.lexisnexis.com/legalnewsroom/international-law/b/international-law-blog/posts/pirates-2d00-the-common-enemies-of-all_2c00_-the-enemies-of-the-human-race_2c00_-the-law-of-war-and-the-rule-of-law adresinden alındı
Topal, A. H. (2010). Uluslararası Hukukta Deniz Haydutluğu ve Mücadele Yöntemleri. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 59(1), 99-130.
World Heritage in the High Seas. (tarih yok). Ocak 28, 2021 tarihinde Unesco İnternet Sayfası: https://whc.unesco.org/en/highseas/ adresinden alındı