Dil Tarih

Osmanlı Modernleşmesinde Başarısız Bir Hamle: Enver Paşa Yazısı

Yazar: Doç. Dr. Gökçe Yükselen PELER

“Enver (Paşa) Yazısı”, “Hatt-ı Enverî”, “Enver Paşa Alfabesi”, “Enverî Harfler”, “Ordu Elifbası”, “Hatt-ı Cedid” veya “Huruf-i Munfasıla”, hatta “Alman Yazısı” gibi isimlerle bilinen yazı sistemi, Türk yazım tarihinin ilginç bir evresini oluşturmaktadır. Gerek umumi olarak İttihatçılar ve hususi olarak da Enver Paşa etrafındaki siyasi tartışmalar gerekse alfabe değişikliğinin Türkiye’de hâlâ tartışma konusu yapılan bir konu olması sebebiyle Türk yazım tarihinin bu ilginç evresi layıkıyla anlaşılamamaktadır. Bu yazı sisteminin ortaya çıkmasına neden olan kültürel, bilimlik ve eğitimlik ihtiyaçların hakkıyla anlaşılabilmesi için çoğu siyasi olan bu tartışmalardan sıyrılmak gerekmektedir.

Tam tarih bilinmemekle birlikte, Türklerin toplu bir şekilde İslamiyet’e geçtikten hemen sonra, Arap Alfabesini kullanmaya başladıkları tahmin edilmektedir. Bir süre Uygur Alfabesi ile yan yana kullanıldığı anlaşılan bu yazı sistemi, daha sonra Uygur yazısının yerini tamamen almış ve 20. yy.’a kadar Müslüman Türk dünyasında tek yazı sistemi olarak kalmıştır. Bu alfabe ile yazılmış ilk Türk eseri olarak Divanü Lügati’t-Türk kabul edilirse Türklerin 850 yıl gibi bir süreyle bu alfabeyi kullandıkları anlaşılmaktadır. 20. yy.’ın ilk çeyreğinde Türk dünyasının büyük kısmında yerini Latin ve Kiril alfabelerine bırakan bu yazı sistemi, İran, Doğu Türkistan ve Güney Türkistan’da varlığını günümüze kadar devam ettirmiştir.

Arap Alfabesinin Türkler tarafından uzun süreli bu yaygın kullanımına rağmen, ilk dönemden itibaren Türkçenin yazımında bazı sorunlar olduğu anlaşılmaktadır. Daha 11. yy.’da, Türk bilgini Bîrûnî (öl. 1061) Kitâbü’s-Saydele fi’t-Tıbb Mukaddimesi adlı eserinde, Arap Alfabesinin harekelendirme ve şeklen birbirine benzeyen harfleri birbirinden ayırmak için nokta konulması zarureti sebebiyle diğer dillerin yazımı için yetersiz kaldığını belirtmiş, Kâtib Çelebi de Keşfü’z-Zünûn’da benzer şeyler söylemiştir[i]. Türkçenin Arap Alfabesi ile yazılmış erken dönem eserlerinde görülen Arap imlası – Uygur imlası şeklindeki ikili imla da bu durumun bir diğer delili olarak görülebilir. Bu sorun sadece Batı Türkçesinin sorunu olmamış, Arap Alfabesini kullanan bütün Türklerin sorunu olmuştur. 1926 yılında Bakü’de gerçekleştirilen 1. Türkoloji Kongresi’nin de büyük tartışmalara sebep olan ana konularından biri, Türkçenin yazımı ile ilgili olmuştur. Birtakım Türkologlar Arap Alfabesinin ıslahını savunurken bir kısmı Latin temelli bir alfabeye geçilmesini teklif etmişlerdir[ii]. Nitekim günümüzde hâlâ Arap Alfabesinin kullanıldığı Doğu Türkistan’da yazı sistemi mümkün olduğunca ıslah edilmiştir. Yazıda bütün ünlüler yazılmakta ve Türkçeye özgü olan sesler hususi işaretlerle belirtilmektedir.

İşte Enver Paşa Yazısını ortaya çıkaran ihtiyaçların da Doğu Türkistan’dakine benzer gerekliliklerin doğurduğu tartışma ortamı neticesinde teşekkül ettiği görülmektedir. Siyasetten kültüre, hukuktan edebiyata günlük hayatın her alanında köklü değişikliklerin hedeflendiği Tanzimat Dönemi’nde, bu konunun da ciddi bir şekilde tartışıldığı görülmektedir. Bilindiği kadarıyla bu konu üzerinde ilk kez görüş belirten Ahmet Cevdet Paşa olmuştur. Paşa, Kavaid-i Osmaniyye adlı eserinde Arap harfleri ile gösterilmesi mümkün olmayan bazı Türkçe seslerin gösterilmesinin bir yolunun bulunması gerektiği yönünde bir ileri sürmüş, 1863 yılında ise Maarif Nazırı Münif Paşa, Cemiyyet-i İlmiyye-i Osmaniyye’de verdiği bir konferansta, Arap harflerine yeni işaretler eklenmesi ve harflerin birbirinden ayrı yazılması yönünde görüş belirtmiştir. Münif Paşa, aslında tamamen Latin alfabesine geçilmesi gerektiği inancında idi. Zira Fransa’da görev yaptığı yıllarda, bütün Doğulu toplumlar gibi Türklerin de geri kalmışlığının temel sebebinin Arap harfleri olduğunu ileri süren Fransız sosyolog Constantin François Chasse-Boeuf Volney’in (1757-1820) etkisinde kalmıştı. Arap harflerinin ıslah edilmesi gerektiği görüşünün o dönemde yaygın bir görüş olduğu anlaşılmaktadır. Zira aynı tarihte Fethali Ahundzade, devrin sadrazamı Fuat Paşa’ya, Arap harflerinin ayrı yazılması yönünde bir teklif sundu[iii]. Yukarıda da zikredildiği üzere bu tartışmalar Tanzimat devri boyunca devam etti. Namık Kemal’in Londra’da çıkarılan Hürriyet gazetesinde 9 Ağustos 1869’da yayımladığı bir makalesinde, alfabenin ıslah edilebileceği, ancak alfabeyi değiştirmenin mahzurlu olacağı şeklinde bir görüş ileri sürmesi üzerine, Tanzimat aydınları arasında ateşli bir tartışma başlamış oldu. Hayreddin Bey, 31 Temmuz 1869’da, İstanbul’da çıkarılan Terakki gazetesinde yayımladığı bir makalesinde, bilimlik gelişmenin ancak harflerin değiştirilmesi, okuma yazmanın yaygınlaşmasının ise kolay öğrenilen bir alfabe ile mümkün olabileceğini belirtti. Ebuzziya Tevfik, Terakki ve Ruzname-i Ceride-i Havadis gazetelerinde, sırasıyla 2-4 Ağustos ve 30 Ağustos’ta yazdığı yazılarında, matematikten felsefeye, coğrafyadan kimyaya birçok bilim dalında Arapların dünyaya öncülük ettiğini ve bu gelişmelerin Arap Alfabesi ile olduğunu ileri sürerek büyük bir medeniyet kurmuş olan Endülüs’ü örnek göstermiştir. Bu tartışmalar sürerken Şinasi 400 civarında olan matbaa harflerinin sayısını 112’ye indirerek alfabedeki ilk ıslahatı gerçekleştirmiş oldu. Bu dönemde devam eden tartışmalarda Ali Suavi, Yenişehirli Avni, Feraizcizade Habip ve Necip Asım gibi aydınlar, alfabenin ıslah edilebileceğini, ancak alfabenin değiştirilmesine karşı olduklarını belirttiler. Hatta Feraizcizade Habip, Arap Alfabesine yaptığı bazı eklemelerle, sadece Türkçe değil, İngilizce, Fransızca, Almanca, Rumca, Ermenice ve İbranice bile yazılabileceğini örneklerle ortaya koymaya çalıştı[iv]. Bu tartışmaların İkinci Meşrutiyet’e kadar sürdürüldüğü görülmektedir. Aydınlar umumiyetle alfabenin ıslah edilmesi gerektiğini savunurken Hüseyin Cahit, Abdullah Cevdet, Celal Nuri ve Cenap Şehabettin gibi bazı aydınlar, Arap harflerinin tamamen kaldırılıp vakit kaybetmeksizin Latin Alfabesine geçilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu tartışmalar devam ettiği sırada, Maarif Nezareti önce 1909 yılında İmla Komisyonu’nu, daha sonra 1911 yılında Islahat-ı Huruf Cemiyeti’ni ve 1912 yılında Islahat-ı Huruf Encümeni’ni kurarak meseleyi resmîleştirmiş oldu. 1912 yılında gerçekleştirilen Islahat-ı Huruf Kongresi ise büyük ses getirmiştir[v].

İşte Enver Paşa, böyle bir ortamda, Birinci Cihan Harbi devam ettiği sırada, askerî yazışmalarda kullanılmak üzere “Hatt-ı Enverî” denilen yazı sistemini geliştirdi ve 1 Mayıs 1913’te bir emirname ile kullanıma soktu. Bütün harflerin ayrı yazıldığı ve her ses için bir harfin kullanıldığı bu yazı, Çanakkale Savaşları sırasında kullanılmaya başlamış, ancak gerek birtakım tepkiler gerekse kullanımdaki zorluklar sebebiyle bir süre sonra yine Enver Paşa’nın bir emri ile kullanımdan kaldırılmıştır.

Bilindiği üzere, 1 Kasım 1928 tarihinde gerçekleştirilen Harf İnkılabı, Türkiye’de muayyen bazı çevrelerde “Osmanlı medeniyeti”ne bir ihanet olarak algılanmış, hatta bir din – iman meselesi yapılmıştır. Ancak konuya günlük siyasetten bağımsız olarak bilimlik veriler ışığında bakıldığı zaman görülmektedir ki bizzat Osmanlı aydınları bu konu üzerinde uzun uzadıya tartışmışlar ve birçoğu alfabenin ıslah edilmesi gerektiğini düşünürken azımsanamayacak bir bölümü de alfabenin tamamen değiştirilip Latin temelli bir yazı sistemine geçilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu tartışmaların sadece Osmanlı aydınları arasında değil, Sovyet Türkleri, namı diğer Rusya Müslümanları arasında da yapılmış olması oldukça manidardır. Mesele sadece Batı hayranı birkaç aydının “hezeyanları” olarak da nitelendirilemez. Zira Osmanlı Devleti’nin bu konudaki en yetkili organı olan Maarif Nezareti, yani Eğitim Bakanlığı, konuyu ele almış, hatta bu yönde bir de kongre düzenlemiştir. Görülmektedir ki Harf İnkılabı meselesi bir özünü inkâr meselesi değil, Osmanlı – Türk aydınının eğitimi yaygınlaştırma ve bilimde – teknikte ileri gitme meselesidir. Enver Elifbası da bu süreçte başarısız bir denemedir.

Kaynakça 

Bu yazı “Göçebe Dergisi”nin 2. sayısında yayınlanmıştır.

[i] Ertem, Rekin “Elifbâ”, İslam Ansiklopedisi, c. 11, s. 41-42.

[ii] Buran, Ahmet, Kurşunlanan Türkoloji.

[iii] Keşkül Dergisi, sayı 25, Osmanlıca, s. 35.

[iv] Ertem, a.g.m.

[v] Taylan, Nermin, “Harf İnkılabından 66 Yıl Önce “Yeni Osmanlı Alfabesi””, Derin Tarih, Kasım 2017.