Yaşam

Dünyanın Zihninde Sınırlar ve Teoriler

Türk Dünyası’nın Sınırları

Türk Dünyası’nın sınırlarını belirlemek çok güç olmakla beraber, bu ayrımı yapmakta bazı kolaylıklar sağlayacak olan kriterler de mevcuttur. Bunlar; Türkçe konuşanlar, soy ve ortak bir vatan düşüncesi ya da bahsi geçen topraklarla bizlerin bir gönül bağının olmasıdır. Her bir madde kendi içerisine ayrı birer çalışma konusu teşkil etmektedir.

Bütün dünya, Türk Dünyası’nı sembolik olarak bir hilale benzetmektedir. Moğolistan’ dan başlayıp aşağı doğru, orta Avrupa’ya gelecek şekilde Balkanlar’ın da içinde bulunduğu bir hilal şeklinin var olduğunu düşünmektedirler.  Buna, “iç hilal”, “sıcak kuşak”  ya da “kenar kuşak” denmektedir. Türkistan coğrafyasını içine aldığı ve orta Doğu ile sınırın çizildiği için bu isimle ifade edilmektedir. Bu sınırlar jeopolitiktir. Jeopolitik, bir ülkenin izlediği milli politikanın, uluslararası anlamda ya da coğrafya ile bağlantısı dahilinde izlediği bir gerekliliktir. Ülkelerin ise buna karşı alacağı önlemlerin neler olması gerekir gibi sorulara yanıt bulması gerekmektedir. Japonya, Çin, Rusya, İran, Türkiye gibi dünyada bir takım güç dengeleri bulunmaktadır. Bu güç çarpışmalarının yaşandığı kuşak, bahsi geçen “iç hilal” adlı kuşaktır. Bu yüzden bu kuşak ayrı bir önem taşır ve sık sık çarpışmalar yaşanır. Amerika, Rusya’dan sonra niçin Afganistan’da, Kırgızistan’da ya da Kazakistan’dadır. İç hilal tanımlaması bunu anlaşılır kılmaktadır. Bu sıcak kuşakta Türkler büyük devletler kurdular. Bugün Türkoloji dünyasında Türkler’ in bu rolünü azaltıp, başka milletleri ön plana çıkaran Avrupa merkezci düşünceler olsa da tarih göstermektedir ki bu gerçek değişmiyor. Türkler bu kuşakta; Asya Hunları’ nı, Kök Türkler’ i, Avrupa Hunları’ nı, Selçuklular’ ı ve daha pek çok devletleri kurmuşlar ve yüzyıllar boyunca da yaşatmışlardır. Bunlar, Asya’dan Avrupa’ya dünyayı değiştiren devletlerdir. Osmanlı Devleti padişahları, cihan padişahı ünvanlarını almıştır. Selçuklu hükümdarlarından Melik Şah da aynı anlama gelen bir lakap takınmıştır. Dünya hakimiyeti denildiği zaman Türkler’ in anlayışında dünyaya düzen getirmek vardır. Ancak, Türkler dünyaya hakim olursa düzen gelir.

Bu iç hilalin sıcak kuşak olmasından sonra bazı unsurlar da büyük önem arz etmektedir. Buralar, kültürlerin birleştiği noktalardır. Din olarak da Hinduizm, Katoliklik, Ortodoksluk, Müslümanlık, vs kesişmektedir.  Doğal olarak bu sıcak kuşak bölgesi,  hakim olmak isteyen bütün milletlerin gözünün olduğu, iştahının kabardığı bir yerdir. Bu sebeple de tarihin her devrinde ilgi çekmiştir. Bu bölgede, iç hilalde barışın sağlanması dünya barışına da büyük katkı sağlayacaktır. Karışıklık olursa da bir diğer adı olan sıcak kuşaktan da anlaşıldığı üzere yangın yerine dönecektir.

Hakimiyet teorilerinde Anadolu bir kale olarak görünmektedir. Asya kıtası coğrafi olarak yüksek yerlere sahip olsa da Anadolu daha yüksektir.  Batının I. ve II. Dünya Savaşları arasında ürettiği bu dünya teorilerinde Anadolu en önemli noktalarıdır. Anadolu’ya hakim olan, dünyaya hakim olur. İstanbul’un kuşatılmasının nedenlerinden biri de budur.  Bu teorilerini üretirken ise geçmişlerine bakarak,  ders çıkartmışlar ve geleceğe uyarlamak istemişlerdir.  Türk Dünyası denilince de jeopolitiğin önemli olduğunu bilmek zorundayız.  “Misyonerlik faaliyetleri açısından, Türkiye Asya’nın anahtarıdır” sözlerinin yer aldığı Bartlett Raporu (1880)[1] bu teorinin önemini ve tehlikenin ne kadar büyük olduğunu bizlere göstermektedir.

19.Yüzyılda Avrupa’nın emperyalizm ile yayılma çabaları Amerika kıtasına da sıçramıştı. Ancak Avrupa zen getirmek yerine, bölgede karışıklık çıkartarak hakim olmaya çalışmıştır. Samuel Hangtintog kendi teorisine göre bunu  medeniyetler çatışması olarak adlandırmaktadır. Medeniyetler çatışırsa bundan faydalanacak olan devletler devreye girer ve istediklerini bu karışık ortamdan kolayca alabilirler. Jeopolitik dengede bazı devletlerin hakimiyet teorileri vardır. Türk Dünyası da bu teorilere karşı uyanık olmalı ve karşı teoriler üretmelidir.

1.1. Kara Hakimiyeti Teorisi

Bu toeri, İngiltere’nin dünya üzerindeki etkinliğinin sarsılmaya başladığı bir süreçte ortaya atılmıştır. İngiliz,  Sir Halford John Mackinder, jeopolitik hakkındaki fikirlerini 1904 tarihli “The Geographical Pivot of History” (Tarihin Coğrafi Mihveri) başlıklı makalesinde geliştirmeye başlamış ve 1919 yılında ortaya koyduğu “Demokratik İdealler ve Gerçek” (Democratic Ideals and Reality) adlı kitabıyla Kara Hâkimiyeti Teorisi’ni ortaya koymuştur.[2] Bu teoriye göre hakim kılınacak nokta genel olarak Avrasya’dır.  Avrasya’yı dünyanın kalbi olarak değerlendirmektedirler.  İngilizler, dünyaya hakim olacak devletin önce dünyanın kalbine yani Avrasya’ya hakim olmalı sonra Avrasya’dan güneye inerek iç hilale hakim olur diye düşünmektedirler. İngilizler’ in bu teorisini en çok Almanlar uygulamaya geçirmişlerdir. Çünkü Almanya bir kara devletidir ve denizlere açılabilecek bir durumu da yoktu. Almanlar, kara hakimiyeti teorisinin tek başına bir işe yaramayacağını söylüyorlardı. Kara hakimiyet Teorisini uygulamaya koyan Adolf Hitler;  “Önce dünyanın kalbini, sonra iç hilâli ve sonra dış hilâli ele geçireceğim. Ve sonunda dünyaya hakim olacağım ve dünyanın anahtarını Tanrı’ya teslim edeceğim.” demiştir. [3]

1.2. Deniz Hakimiyeti Teorisi

Asya ve Avrupa’nın önemli yerlerini görme fırsatı yakalayan, Amerikalı Amiral Alfred Thayer MAHAN (1841-1914), 1890’da yayımlanan “Deniz Kuvvetlerinin Tarihe Etkisi” adlı eseriyle “Deniz Hâkimiyet Teorisi” nin esaslarını ortaya koymuştur[4]. Denizlere hakim olan dünyaya hakim olur anlayışı teorinin temasıdır. Denizde güçlü olmadan, dünyaya hakim olunamayacağını savunan bu düşünce Amerikalılar’ a aittir. Aslına bakılacak olursa bu teorinin ilk uygulanabilirliğini, Osmanlı Devleti’ nin deniz gücüne önem verdiğini ve Barbaros Hayrettin ile beraber bu konuda önemli gelişmelere imza attıklarını görebiliriz. Bu süreçte ve deniz gücünde en üst seviyeyi yakalayan Osmanlı Devleti’ nden 400 yıl sonra ortaya atılmış bir teoridir. Amerika’nın deniz aşırı ülke olarak 1945’ten sonra dünyaya hakim olma politikasını, bu teoriyle açıklamaktadırlar.  İleri görüşlü önder Mustafa Kemal Atatürk de denizci millet kimliğini bulmamız gerektiğini vurgulamıştır.

1.3. Kenar Kuşak Teorisi

Bu teori de Amerikalılar tarafından ortaya atılmıştır. Teorinin kurucusu, bir Amerikan Jeopolitikçisi olan Yale Üniversitesi Uluslararası İlişkiler profesörü olan Nicholas Spykman’dır.[5] Kenar kuşak olarak adlandırılan bölge, Türk Dünyası’nın hakim olduğu Asya kıtası yani sıcak çatışmaların yaşandığı iç hilal bölgesidir. Bunun dışındaki tüm hakimiyet teorilerinde ana kara yani Asya kıtası dışında; Amerika, Avustralya ve Antartika dünyanın uyduları olarak kabul edilmektedir. Teoriye göre; kenar kuşağa yani iç hilale hakim olmak için dünyanın uydularında yönetime sahip olmak gerekir.  Bunlarda yönetim kurulursa ancak güneyden iç hilale hakim olunabilir. İç hilale hakim olan Avrasya’ya da hakim olur.  Bu teoriye göre Anadolu’nun kuşatılabilmesi için yönetenlerle yönetilenler arasında bir bölünmüşlüğün olması gerekir tezi ileri sürülmektedir.

1.4. Tarihin Sonu Teorisi

Francis Fukuyama’nın ortaya attığı düşünülen bu teorinin temelinde aslında; Aristoteles, Augustinus, Fontenelle, Saint-Pierre, Concordet, Comte, Spencer, Tylor, Turgot, Herder, Ferguson, Spencer, Durkheim, Maine, Hegel, Marx gibi düşünürler yer almaktadır. “Tarihin Sonu” kavramı, tarihsel olayların tamamen son bulması anlamına gelmemektedir. Fukuyama bununla, beşeri, siyasi ve iktisadi kurumların, gelişip değişerek ulaşabilecekleri en ideal formda, yani liberal demokrasi ve serbest piyasa ekonomisinin zaferinde, birleşmelerini kastetmektedir.[6] Avrupa’nın en önemli demokrasi merkezi olduğu ve Avrupa’daki bu demokrasinin, liberalizmin tüm dünyaya yerleştirilmesi ile tarihin sonunun geleceği düşüncesi hakimdir. Amerikalılar tarafından ortaya atılan bu teoride batı ön plandadır her şey Amerika düşüncesine dayanır ve batı bu doğrultuda her yere hakim olmalıdır anlayışı yer almaktadır.

1.5. Medeniyetler Çatışması Projesi

İlk olarak, Bernard Lewis tarafından ortaya atılan bu teori, Samuel Huntington’ın 1993 yılında yayımlamış olduğu ve daha sonra görüşlerini genişleterek kitap haline getirdiği “Medeniyetler Çatışması ve Dünya Düzeninin Yeniden Kurulması” adlı çalışması dünyada en çok ses getiren araştırmalardan biri olmuş ve teorinin asıl sahibi Huntington gibi algılanmaya başlamıştır.[7] Tarihin gösterdiğine göre medeniyetlerin her zaman çatışmıştır. İslam ile Hristiyan, Katolik ile Protestan vs. Bu teoriye göre ekonomiden ziyade kültürler, bir takım sebeplerden dolayı karşı karşıya gelir ve çatışır. Aslında medeniyetleri çatıştırarak düzensizlik yaratıp, belirlenen kuşağa hakim olma çabasıdır da denebilir.

1.6. Medeniyetlerin Bütünleşmesi

Barry Buzan’ın bu teorisi, Huntington’un Medeniyetler Çatışması tezine bir eleştiri niteliğinde yayımlanan “Geleceğin Beklentisi” adlı kitabında yer almıştır. Buzan’ a göre, Batı medeniyetinin saldırgan olmayacağını, aksine diğer medeniyetleri kucaklayacağını iddia etmiştir. Medeniyetler devletlerin bir araya gelmesiyle oluşur. Dolayısıyla tıpkı devletler gibi belli sınırlara sahiptir. Bununla birlikte devletler ve toplumlar arasındaki çeşitli farklılıklar bir medeniyetin oluşmasına engel olmaktadır. Bu nedenle devletler arasındaki farklılıklar görmezden gelinerek tek bir medeniyet çatısı altında değerlendirilmeleri indirgemeciliğe ve yanlış yorumlara neden olacaktır.[8] Küreselleşmenin etkisiyle bütüncül medeniyetler olmayacağı için toplumlar birbirine karışacak ve aslında tek bir Batı medeniyeti sisteme hakim olacaktır.[9] Burada bütünleşmekten ifade edilen tek medeniyet batı medeniyetidir. Teoride, batı medeniyeti dışındaki diğer medeniyetler görmezden gelinir. Bu, Amerika’nın dünyaya hakim olma teorisi sonucu  ortaya atılmıştır.  Lakin, böyle bir bütünleşme dünyada hiçbir zaman var olmamıştır. Medeniyetler hiçbir zaman bütünleşmemiş ancak birbirlerini etkilemişlerdir. Üstün bir medeniyet ancak diğer medeniyetlere katkı sağlayabilir. Uygulanması imkansız görünen teorilerdendir.

1.7. Hava Hakimiyeti Teorisi

Bu teori, II.  Dünya Savaşından sonra üretilmiştir. Hava gücüne teorisine temel teşkil eden çalışmalar, esas itibariyle Amerikalı havacılar tarafından oluşturulmuş olmakla beraber, İtalyan Generali Giulio Douhet(1869-1930), Amerikalı General William Mitchel(1879-1936) ve hava albayı A. Sachaklian, teorinin mimarları olarak söylenebilir.[10] Teorinin felsefesi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün “İstikbal göklerdedir” dediği noktadır. Amerikalılar tarafından ortaya atılmış bir teoridir. Deniz ve karayla beraber dünyanın havadan kontrol edilebileceğini savunur. Ancak teori içerisinde karşıt görüşleri de barındırmaktadır. Örneğin; ömrünün yarısını uçarak geçiren bir canlı bile sonuçta denize veya karaya iner deniyor. Aksi ir durumun, yaratılışın doğasına aykırı olduğu ileri sürülüyor ve dolayısıyla tek başına bu teorinin geçerli olamayacağı düşünülüyor. Uzaya gönderilen araçların da sonuna yer küreye indiği söyleniyor. Avantajı ise dünyanın yarısını havadan gözlemleyebiliyor olmasıdır.  Atatürk’ün sözünü önemle hatırlamak gerekmektedir. Bizlerin bu uyarıyı göz ardı ediyor oluşu, hedefin artık Türk toprakları olmadığı anlamına gelmemektedir. Eski ABD Başkanı Bill Clinton’un  “Her sabah uyandığımda dünya haritasına bakıyorum. Her geçen gün Türkiye ve Türk Dünyası’nın jeopolitik öneminin artığını görüyorum[11] sözleri, durumun bizler için ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.

1.8. Uzay Hakimiyeti Teorisi

Bir diğer adlandırma olarak, dünyayı yok etme ya da esir alma teorisi olarak da bilinmektedir. Amerikalılar’ ın 1946’ ten sonra başlattığı, uzaydan dünyayı kontrol etme projesidir. Teori;  Amerikalı Everett C. Dolman uzayın kontrolü konusunda sistematik bir yaklaşım geliştirmiş olması ve buna astropolitik isminin verilmesini önermesiyle başlamıştır. Astropolitik, Mackinder’in teorisine nazire olarak uzayın jeopolitik bölgelerinin belirlenmesi ile işe başlamakta ve uzayı dört farklı bölgeye ayırmaktadır. Bunlar; yeryüzü/dünya, dünya uzayı, ay uzayı ve güneş uzayıdır. Bu bağlamda Dolman’ın jeopolitik tekerlemesi şu şekildedir; Uzaya hakim olan Dünya’ya hakim olur, Ay’a hakim olan uzaya hakim olur, L- 4 ve L- 5 bölgelerine hakim olan da Dünya- Ay yörüngesine hakim olur. [12]

1.9. Türk Merkezli Hakimiyet Teorisi

Bu teori, diğer teorilere karşı Türkler’ in ürettiği bir teoridir.1989, SSCB’ nin parçalanmasından sonra, Türk Dünyası’nın önderi konumunda Türkiye Cumhuriyeti’nin olabileceği düşünülmüş ve bu teori üretilmiştir.  Bu teori, diğer kara deniz ve hava teorilerini değerlendiriyor ve bu teorilere göre iç hilalin kalbinin Anadolu olduğu düşünülüyor.  Anadolu, çok eski medeniyetlere kucak açan bir yerdir. Hititler, Sümerler, Osmanlı Devleti’ne gelinceye kadar bulunan bir devlet, herhangi bir tehlike karşısında başkentler,  korunaklı olduğu için, Konya Ankara gibi iç şehirlere taşınılması düşünülmüştür. Türk Merkezli Hakimiyet Teorisi’nde, Anadolu’ nun aşılamaz jeopolitik konumu, yukarıda bahsi geçen bahsi geçen hakimiyet teorilerine göre,  İç Hilal’in en önemli merkezinin Anadolu olarak gösterilmiş olduğu düşünülmektedir. Tüm teorilere göre Anadolu’ nun konumu esas alınmıştır. Ortadoğu’da yaratılanlar, Anadolu üzerinde oynanan oyunlardır. Bu teoriler dışında  üretilmiş daha pek çok teori de bulunmaktadır. Ancak, çalışmamızın konusu gereği Türk ülkelerinde izlenen politikaların daha iyi anlaşılabilmesi için yalnızca birkaç örnek vermeyi uygun gördük.

Bu teoriler, 1990’larda yapılan projelerdir. İç Hilal’in biraz bağımsız olmasıyla gözler, Anadolu’ ya çevrilmiştir. 1990’dan sonra ortaya attığımız Türk Merkezli Hakimiyet Teorisi, Anadolu’dan İç Hilal’ e gidebilecek bir projedir. Anadolu ne kadar güçlü olursa İç Hilal de o kadar güçlü olur mantığı vardır. İç Hilal’de sağlam durmak için ise kendi içlerinde çatışmaların yaşanmaması gerekmektedir. Coğrafi konum olarak, ekonomiyi besleyen kaynaklar olarak ve nitelikli iş gücü açısından,   bahsi geçen kuşak da çok güçlüdür ve bu kaynakların yabancılar tarafından işletilmemesi gereklidir. Yakutistan’ da elmas, Türkiye’de bor, Kırgızistan’ da altın, Azerbaycan’da doğal gaz gibi pek çok zengin yer altı ve yer üstü rezervlerin yanı sıra; hayvancılık, tarım gibi konularda da oldukça zengindir. Dağları, ovaları, gölleri, yaylalarıyla eşsiz güzelliklere sahip olan Türk Dünyası, ekonomik bağımsızlığını kazanamadığı sürece, birilerine ve bir yerlere bağımlı kalarak yaşamaya devam edecektir ve söz konusu bu durum, hedeflenen Türk Birliğini’ nin askıdan indirilip gerçekleşmesi zamanını uzatacaktır.

Jeopolitik açıdan bakıldığında İç Hilal’in değişen ve değişmeyen unsurları mevcuttur. Değişmeyen unsurlar, coğrafya ile ilgilidir. Değişebilecek unsurlar ise siyasi olaylar, ekonomi vs dir. Bu unsurlar göz önünde tutularak bu doğrultuda bir politika izlememiz gerekmektedir.

Tüm bu teorilerin hepsinin ortak amacı iç hilali kuşatmaktır. Tüm bunlar bu kuşatmanın birer parçasıdır. Batılıların ortaya attığı bu teorilere karşı daima uyanık olmak gerekmektedir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bahsi geçen pek çok teori için söyleyebiliriz ki batıyı,  onların kendi silahlarıyla vurmaya hazır bir mentalite gerçekleştirmiştir. Kültür açısından batıya benzemek istememiş, kendi medeniyetimizin dünya medeniyetine katkı sunmasını ön görmüştür.

Yazar: Esengül ARGUN

Kaynakça

[1] https://slideplayer.biz.tr/slide/2858932/, erişim tarihi, 29.04.2020, erişim saati, 19:16.

[2] Cenk Tamer, “İran’ın Kara Hâkimiyeti Teorisi Bağlamında Yemen Politikası Hedef, Yöntem, Söylem Ve Araçlar”, Ankasam Ankara Kriz Ve Siyaset Araştırmaları Merkezi, Yayın No: 15 Balgat Çalışmaları No: 5, 2017, s.13.

[3] https://www.altinoluk.com.tr/blog/makale-19322, erişim tarihi, 29.04.2020, erişim saati, 18:50.

[4] İsmail Saygın, “Değişen Avrasya Jeopolitiğinde Karadeniz’in Yeri: Aktörler, Politikalar Süreçler”, T.C. Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı, Yüksek Lisans Bitirme Tezi, Danışman, Birol, Akgün, 2009,Konya, s.13.

[5] https://prezi.com/s8mq7ip5fxy_/kenar-kusak-teorisi/, erişim tarihi, 19.04.2020, erişim saati, 16:32.

[6] Şule Şahin Ceylan, “Francıs Fukuyama Ve Tarihin Sonu Tezi”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Yıl:5 Sayı:10 Güz 2006/2 s.234.

[7] Coşkun Kumru, “Huntıngton’ın “Medeniyetler Çatışması” Üzerine Değerlendirmeler”, ulakbilge, 2018, Cilt 6, Sayı 24, Volume 6, Issue 24, s.605.

[8] Barry Buzan, New Patterns of Global Security in the Twenty-First Century, International Affairs, C: 67, S: 3, Temmuz 1991, ss. 441.

[9] Tayyar Can Arıkan, “Soğuk Savaş Öncesi Ve Sonrasında Jeopolitik Teoriler”, T.C. Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Ankara, 2018, S.16.

[10] İsmail Hakkı İşcan, “Uluslararası İlişkilerde Klasik Jeopolitik Teoriler ve Çağdaş Yansımaları”, Uluslararası İlişkiler Dergisi, Cilt 1, Sayı 2, Yaz 2004, s.66.

[11] https://slideplayer.biz.tr/slide/2858932/, erişim tarihi, 29.04.2020, erişim saati, 19:12.

[12] Mustafa Kocakenar, “Amerikan Dış Politikasında Jeopolitik Teoriler Ve Pratikler”, Türk Asya Stratejik Araştırmalar Dergisi, 2015, s.13.