Tarih

Büyük Taarruz – Nasıl Kazandık?

Türk tarihinin bilinen başlangıcından itibaren Türkler, ordu ve askerliğe büyük önem vermişler ve askeri kudretleri ile büyük devletler ve imparatorluklar kurmuşlardır. Türk tarihi, Mete döneminden beri büyük askeri harekâtlar ve savaşlar yaşamıştır. Hiç şüphesiz Türk Kurtuluş savaşı, bu askeri harekâtlarımızın akıl, azim, fedakârlık ve başarılar ile bezenmiş son büyük örneğidir.

Türk Kurtuluş Savaşında gerçekleşen muharebelerin tamamı, Türk askeri geleneğinden ve taktiklerinden izler taşımakla birlikte bu yazımızda biz sadece 95. Yıldönümünde Büyük taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi üzerinde durmayı uygun gördük.

Anadolu’da işgallerin başlamasından Büyük taarruza kadar geçen süreçte gerçekleşen İnönü Savaşları, Kütahya-Eskişehir Savaşı ve Sakarya Savaşı, savunma savaşı olarak tarif edebileceğimiz muharebelerdir. Bu muharebelerin tamamında Yunan ordusu taarruz etmiş, Türk ordusu ise savunma yaparak Yunan ordusunun ilerlemesini engellemeye çalışmıştır. Savunma savaşı yapmak ile taarruz etmek, birbirinden çok farklı usul ve ihtiyaçlar içeren savaşlardır. Uygun strateji ve coğrafi avantajlar kullanılarak sayıca ve mühimmatça üstün kuvvetlere karşı kıt imkânlarla dahi olsa savunma savaşı verilebilir. Ancak savunmaya çekilmiş bir düşmana karşı alan hâkimiyeti elde etmeye dayalı bir saldırı yapmak, tam ve eksiksiz bir hazırlık gerektirir.

Tarihimizde iyi hazırlık yapılmadan girişilen ve hüsranla sonuçlanan pek çok saldırı girişimi de bulunmaktadır. Yakın örneklere bakarsak I. Dünya Savaşı sırasında Kafkas Cephesinde sadece kışlık donanım eksikliğinin nelere mal olduğunu Sarıkamış felaketinden görürüz. Yine tam hazırlanamadan yapılan Kanal Harekâtının da hüsranla sonuçlanması bu örneklerden biridir.

Sakarya Savaşı ile arasında tam 1 yıl bulunan Büyük Taarruz için Mustafa Kemal 1 yıl boyunca ordunun eksikliklerini gidermeye çalışmış ve askeri taarruza hazırlamıştır. Ancak eksikleri gidermek ve saldırmaya hazır olmak da saldırının başarısını garantilemez. Bunlara ilaveten bir saldırının başarılı olabilmesi için hayati öneme sahip 3 unsuru içermesi gerekir:

  1. Baskın
  2. Ateş gücü
  3. Hız

1. BASKIN:
Büyük Taarruzun başarılı olmasının altında yatan en önemli unsurlardan biri, saldırının baskın tarzında sürpriz bir saldırı olarak gelişmesidir. Şüphesiz bu yöntem Türk ordusunun uygulayabileceği tek yöntemdi. Batı sermayesi ile desteklenen Yunan ordusu ile hâkim olduğu sahada tek bir fabrikası bile bulunmayan Türk ordusu arasında uzun süreli bir çatışma yaşanması, Türk ordusu için olumsuz sonuçlar doğururdu. Bunu çok iyi bilen Mustafa Kemal Paşa, ordunun büyük güçlüklerle toplayabildiği mühimmat gücü ile Yunan ordusuna aniden yüklenerek bir darbede işi bitirmeyi planlamıştır.

Nitekim Mustafa Kemal Paşa, ordunun taarruza geçmesine daha Haziran ayında karar vermiş ancak bunu İsmet Paşa, Fevzi Paşa ve Kazım Paşa’dan başkasına bildirmemişti.1 Hazırlıkları denetlemek için bir takım bahaneler ile Ankara’dan ayrılıyordu. Mesela 23 Temmuz’da askeri birlikleri denetlemek amacıyla Ankara’dan ayrılmış ve gidiş sebebi olarak General Townshend’in görüşme talebini bahane etmişti. Akşehir’de hazırlıkları denetledikten sonra 28 Temmuz’da komutanları taarruz planını görüşmek üzere bir futbol maçı izlemek vesilesiyle Akşehir’e çağırdı ve bu toplantıda taarruz planı kabul edildi.2 Mustafa Kemal Paşa’nın taarruz için Ankara’dan ayrılması da gizlice olmuştur. Ayrılacağını bilenler, sanki Paşa Ankara’daymış gibi davranmış, hatta Ankara’da çay partisi düzenlediği gazetelerde ilan edilmiştir.3

Yunan ordusunu beklemediği bir noktadan vurmak ve tam anlamıyla bir baskın gerçekleştirebilmek için Türk ordusunun önemli bir kısmı olan 120.000 asker düşmanın 1 Kolordusunun karşısına yani Afyon’un güneyine kaydırılmıştır. Bu kaydırma işlemi büyük bir gizlilik içerisinde Yunan keşif uçaklarının görmemesi için 14 Ağustos gecesinden itibaren gece yürüyüşleri ile gerçekleştirilmiştir. Yunan ordusu bu yığınağı ancak taarruzdan iki gün önce fark edebilmiştir ancak iş işten geçmiştir.

Yunanlıların bu tür bir baskına maruz kalmalarında savunma hatlarına duydukları güven de önemli bir rol oynamıştır. Hatta bir İngiliz kurmayı tahkimatı incelemiş ve “Türkler bu mevzileri 4-5 ayda düşürebilirlerse, bir günde düşürdüklerini iddia edebilirler.” demiştir4

Taarruz sırasında 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Savaşı ile birlikleri imha edilen ve kendisi de kurmayları ile birlikte esir edilen Yunan General Trikopis, kendisi ile çok sonra gerçekleştirilen bir röportajda içerisinde bulundukları durumu şöyle izah etmiştir:

Aralık 1921’de Cenup Gurup Kumandanlığına getirildim. Türklerin büyük bir hazırlık içinde bulunduklarını farkediyorduk. Anadolu’da üç kolordumuz vardı. Başkumandan General Papulâs’ın uğradığı başarısızlıktan sonra yerine General Haci Anesti tayin edilmişti Muhtemel taarruzları önlemek için cepheyi yıkılmayacak bir şekilde tahkim etmiştik. Ve bu cephenin çökmesine ihtimal vermiyorduk. Nihayet 26 Ağustos 1922 sabahı Türklerin beklenmedik taarruzu ile karşılaştık. Bu taarruz bizim için muazzam bir darbe oldu. Haci Anesti bütün kolordulara bizzat kumanda etmek istiyordu. En büyük korkumuz İzmir’le muvasalamızın kesilmesiydi. Bizim için en tehlikeli vaziyet bu idi. Ben İzmir’e telgraf çekerek takviye istemiş ve aksi halde mağlûp olacağımızı bildirmiştim. İstediğim bu takviyeyi gönderemediler. Halbuki karşımızda Mustafa Kemal vardı. Neye uğradığımızı anlayamadık. Cephe çökmüş ve ordu mağlûp olmuştu…5

2. ATEŞ GÜCÜ:

26 Ağustos 1922 sabahı Türk taarruzu başlamadan hemen önce iki tarafın askeri kuvvetleri şu şekildeydi:

Yunan ordusu, kuzeyde sol kanadını İznik Gölü’ne dayamış, güneyde sağ kanadını Menderes’teki kuvvetleri ile güvence altına almıştı. Daha önceki muharebelerin yaşandığı Eskişehir bölgesinde de önemli miktarda bir kuvvet tutmaktaydı. Dörder tümenli üç kolordu ve üç alaylı bir süvari tümeni ile dokuz adet bağımsız piyade alayından oluşan bu orduya Rum ve Ermeni çeteler de destek vermekteydi. Yunan ordusunun mevcudu; 6564 subay, 218.000 er, 83.000 tüfek, 1300 kılıç, 3113 hafif makinalı tüfek, 1280 ağır makinalı tüfek, 418 top ve 50 uçak idi.

Türk ordusu ise 18 tümenli iki ordu grubu ile üç tümenli bir süvari kolordusundan oluşmaktaydı. Bunlara ek olarak daha zayıf mevcutlu iki süvari tümeni bulunmaktaydı.6 Ordu mevcudu; 8659 subay, 199.283 er, 100.352 tüfek, 2025 hafif makinalı tüfek, 839 ağır makinalı tüfek, 5000 kılıç, 340 top ve 8 uçaktan ibaretti.7

Ordumuzun savaş planı, 1. Ordu grubu ile Afyon’un güney ve batısında bulunan düşmana şiddetli bir taarruz gerçekleştirerek savunma hatlarını yarmak, 2. Ordu ile de düşmanın 5-12. tümenleriyle yedeklerini taarruz ile oyalamaktı. Kocaeli grubu da karşısındaki düşmanı yerinde tutmak için taarruzlarda bulunacaktı. Batı cephe komutanlığı, 25 Ağustos 1922’de bu planı birliklere ulaştırmış, cephe karargâhının Kocatepe güneyinde bulunacağını ve 26 Ağustos sabahı düşmana saldırılacağını bildirmiştir. (Bkz:Harita 1)

Harita 1: Büyük Taarruz öncesi birliklerin durumu

Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk’ta ordunun taarruz planını şöyle açıklar:

Düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak, bir imha meydan savaşı vermekti. Bunun için elverişli bulduğumuz durum, ana kuvvetlerimizi düşmanın Afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar olan alanlarda toplamaktı. Düşmanın en hassas ve önemli noktası orasıydı. Çabuk ve kesin sonuç almak, düşmanı bu kanadından vurmakla mümkündü.”8

Daha basit bir ifade ile anlatmamız gerekirse Afyon’un güneyinde Tınaztepe ile Kalecik sivrisi arasındaki 13km lik alanda iki piyade tümeni ve iki piyade alayı karşısına on bir piyade, üç süvari tümeni toplanmış; böylece harp tarihinin en büyük sıklet merkezi tesis edilmiştir.9 Yunan hatları 50si büyük kalibreli 200 top ile müthiş bir ateş altına alınmıştır. Bu topçu ateşi ve ardından ani gelişen süngü hücumları Yunan hatlarını dağıtmıştır.

3. HIZ:

Ani bir baskınla gafil avlanan düşman ordusu yüksek ateş gücü ile hırpalandıktan ve cephe yarıldıktan sonra taarruzun başarılı olabilmesi için gerekli son unsur olan hız devreye girmiştir. Hızlı hareket etmek, panik halinde dağılan Yunan ordusuna yeniden toparlanma imkânı vermemek ve yeni bir savunma hattı oluşturmasını engellemek için zaruri idi.

26/27 Ağustos günlerinde düşmanın Karahisar’ın güneyinde elli ve doğusunda yirmi-otuz kilometre uzunluğundaki müstahkem cepheleri düşürüldü. Mağlup olan düşman ordusunun bütün kuvvetleri, 30 Ağustos’a kadar geçen süre içerisinde kuşatıldı. 30 Ağustos’ta yapılan ve adına “Başkumandan Meydan Muharebesi” denilen savaş sonucunda düşmanın ana kuvvetleri imha edildi ve çok sayıda esir alındı.10( Bkz:Harita 2)

Harita 2: 30 Ağustos’ta Yunan Kuvvetlerinin kuşatılması.

Tasarlanan sonuç, beş gün gibi kısa bir süre içinde alınmıştı. 31 Ağustos 1922 günü, Yunan kuvvetleri canlarını kurtarmak için İzmir’e doğrul çekilmeye çalışıyorlardı. Mustafa Kemal Paşa, bu anda meşhur beyannamesini yayınladı:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları!

Afyon-Dumlupınar Büyük Meydan Savaşı’nda zalim ve gururlu bir ordunun temel varlığını, inanılmayacak kadar az bir zamanda yok ettiniz. Büyük ve temiz soylu ulusumuzun fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispatladınız. Sahibimiz olan Büyük Türk Milleti geleceğinden güvenli olmaya haklıdır. Savaş alanlarındaki ustalık ve fedakârlığınızı yakından görüp izliyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdirlerine aracılık etmek görevimi, arkasını bırakmayarak, sürekli olarak yapacağım. Başkomutanlığa tekliflerde bulunulmasını Cephe Komutanlığı’na emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan savaşları verileceğini göz önünde tutarak ilerlemelerini ve herkesin akıl gücü ile yurtseverlik kaynaklarını kullanarak yarışmayı sürdürmesini isterim. Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir, İleri!”11

Takip harekâtı, Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın gözetimi altında ve bazı önemsiz çarpışmalarla Türk ordusu lehine gelişiyordu. Ordularla işbirliği yaparak ilerleyen süvari kuvvetlerinin önleyici ve kuşatıcı hareketleriyle Yunan ordusu kalıntıları, hiçbir önemli harekete yeltenemeden 7 Eylül akşamına kadar Batı Anadolu’ya doğru düzensiz şekilde devam ettiler. İşgal altındaki yerleşim birimleri birer birer kurtarılırken Yunan ordusu geçtiği her yeri yakıyordu. Hızlı ilerleyişini sürdüren Türk Ordusu, 9 Eylül 1922 günü İzmir’e girdi.12

Büyük Taarruz ve Yıldırım Savaşları Teorisi:

1. Dünya Savaşı esnasında uygulanan taarruz taktiği, düşmanın oluşturduğu savunma hattını topçu ateşi ile yıpratarak piyadeleri hücuma kaldırmak ve hattı yarmaya dayanmaktaydı. Ancak bu taktik, ateşli silahlardaki gelişme dolayısıyla ciddi kayıplara sebep vermekte, hat ele geçirilse bile arkada oluşturulan yeni tahkimatlar sebebiyle ilerleme çok sınırlı bir alanda sağlanmakta ve cepheler kilitlenmekteydi. Ancak savaşın sonlarına doğru kullanılmaya başlayan Tank, bu klasik taktikte değişikliğe sebep oldu. Güçlü zırhı, yüksek ateş gücü ve siperlerden etkilenmeyen paletli yapısı sayesinde savunma hatlarını geçmekte oldukça etkili bir silahtı.

Tankı kullanmaya başlayan İngilizler, bu sayede bazı cephelerde başarılar kazanmalarına rağmen taktiklerini geliştiremediler.

İngilizlerin tank ile geliştiremediği taktiği, tankı olmayan bir ordunun başındaki komutan olan Mustafa Kemal Paşa geliştirdi. Buna göre tank yerine süvarileri etkin bir biçimde kullanan Mustafa Kemal Paşa, süvari kuvvetleri Yunan ordusunun arkasına sarkıtarak Yunan ordusunun ikmal hatlarını vurmuş, Yunanlıların geri çekilme yollarını kapatmış ve kuşatılarak imha edilmelerini sağlamıştır. Süvariler geri çekilen Yunan ordusunu da amansızca takip ederek ve sıkıştırarak yeni bir savunma hattı oluşturmalarını engellemiştir. Büyük Taarruz’u bir bütün halinde ele alırsak harekatın başladığı 26 Ağustos’tan, Türk ordusunun İzmir’e girdiği 9 Eylül’e kadar geçilemez denilen bir savunma hattı geçilmiş, Yunan ordusu kuşatılarak imha edilmiş ve 350-400 km’lik bir mesafe kat edilerek İzmir’e girilmiştir. Bu, ağırlığı piyade olan bir ordu için müthiş bir hız demektir.

Büyük Taarruz ile başarısı ispatlanan Yıldırım Savaş teorisi, Alman kurmayların dikkatini çekmiş ve parlak bir Alman kurmayı olan Heinz Guderian, piyadeyi tamamen mekanize hale getirerek “panzer” birlikleri oluşturmuştur.13 Almanların “Blitzkrieg” (Yıldırım Savaşı) ismini verdikleri bu taktiğe göre tanklar cepheyi yardıktan sonra hava unsurları tarafından ikmal hatları ve topçuları vurulan düşman felç ediliyor, tanklar hızla düşman coğrafyasında ok gibi ilerlerken mekanize piyade düşman birliklerini kuşatıp imha ediyordu.

Yıldırım Savaşları, uygulamada bir takım güçlükler de getirmiştir. Hızlı ilerleme, ikmal yollarının uzaması anlamına geleceğinden bu taktikte birliklerin durması gereken yerin belirlenmesi hayati önem taşımaktadır. Türk Büyük Taarruzunda ordunun ikmal sorunu düşman mühimmatından ve kat edilen coğrafyadaki Türk yerleşkelerinden sağlanmış, durmamız gereken nokta ise doğal bir engel olan denize dayandığından emniyetli bir durak olmuştur. Ancak Almanlar Barbarossa Harekâtında parlak bir başlangıca rağmen durmaları gereken yeri bilmedikleri için Rusya’da kaybolmuşlar, ikmal yetersizliği ve olumsuz iklim koşulları sebebiyle üstün kuvvetlerine rağmen Ruslar karşısında mağlup olmuşlardır.

Kaynakça

1 Nutuk 473

2 Aydemir, Şevket Süreyya, “Tek Adam” Cilt 2 S.472

3 Aydemir, a.g.e. S.473

4 Aydemir, a.g.e., S.465

5 Topuz, Hıfzı, Atatürk’ün Esir Ettiği Yunan Başkumandanı, Akşam Gazetesi 1952.

6 Nutuk s:473

7 Köstüklü, Nuri, “Milli Mücadelede Batı Cephesi, Savaşlar ve Zaferler, Türkler, Cilt 16 S.349

8 Nutuk, S.478

9 Tuğgeneral Halil Şimşek, Atatürk’ün Asker Kişiliği, Harp Akademileri Komutanlığı Yayını, İstanbul 1998, s. 16

10 Kurtcebe, İsrafil, “Mustafa Kemal Atatürk’ün Askeri Hayatı” Türkler, Cilt.13, S.902

11 Göloğlu, Mahmut, “Milli Mücadele Tarihi, Cilt.4 S.263

12 Kurtcebe, a.g.m. S.902

13 https://tr.wikipedia.org/index.php?q=aHR0cHM6Ly90ci53aWtpcGVkaWEub3JnL3dpa2kvSGVpbnpfR3VkZXJpYW4